Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Uygulamalı Çalışmalar
 Gözlemliyorum.
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author  Topic Next Topic
Page: of 22

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 06/06/2012 :  02:09:57  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Öte yandan bir dostumun söylediği gibi..

Dağınık olursak düşeriz , birlik olursak uçarız.


Bu nedenle bana ait olan , yeni ben 'i oluşturacak benliklerim benle gelecekler. Benle birlik oldukları için ,birlikte uçucaz. Ben denilen şey , benim gibi uçabilenler demek.

Kutuplaşma denen şey bence bu aslında. Ayırdetme..Tüm o negatif saldırılar, kh vs..ler..hepsi birer tanım altında, esasta aynı şeyi dillendiren birşey.

Karaciğer hücrelerinin veya kalp hücrelerinin farklılşamsı gibi Zanneidyorum ki mesele kendini adamak. Kendimi adamadığım hiçbirşeyi yapamadım. Adanmak ise gerçekten de korkusuzlukla gelen birşey olmalı. Tıkı Malcom X in dediği gibi..

Kaybedecek birşeyi olmayanların cesaretinden korkarım...

Çünkü onların karşısında hiçbirşey duramaz. Çünkü ancak kaybedecebileceğim birşey varsa , geri dönüp bakabilirim. Yoksa eğer, nereye dönüp bakayım?

Maharajın devam etmesini sağlayan itici güç bana göre , "kaybedecek birşeyi olmaması" idi .Adamın aydınlanmaya dair arzusu öyle güçlü di ki, bu arzusu diğer tüm arzularını bastırmış ve dolayısıyla kaybedecek birşeyi olmayan korkusuz biri yapmıştı.

Dünyanın sonunda, olman gereken ne ise onu olmaktan başka çaren yoktur çünkü dünyanın sonunda gidebileceğin bir yer yani kaybedebileceğin birşey kalmamıştır.

Bu nedenle acı denen şey , aldıkça alır elimizdekini..Kaybedecek birşeyimiz kalmasın diye.. Ancak kaybedecek birşeyi kalmayan biri , o uçurumun kenarından dönmek yerine , atlamak cesaretini bulur kendinde.

İntihar eden , ölüme koşan hiçbir insanın, tutunacağı birşey olduğunu duymadım.

Ve bana göre , aşk ta , tam bu nedenle ,kaybetmekle gelen birşey. Zaten sana ait olmamış birşeyi kaybetmekten de korkmazsın.
Öyleyse "aşk", aşktan öteye hiçbirşeyin sana ait olmadığını anlamak..

Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma.
-----------

Şems , ya hep ya hiç demiş;gibi duruyor. Ciddi ciddi onu öte tarafta görüp tanışmak isterdim. Yaklaşımını gittikçe daha çok sevdim.

Eğer yaşıyorsan, yine de yaşamışsın demektir ama acı çekerek yaşamak , gerçekten yaşamak mıdır?

Arafta ,ikisinin arasında durmak gibi..Ne cennet ne cehenneme aitsin, hiçbirşey değilsin..

Öyleyse ya öl, ya da yaşa ama arada durup, o karabasanın içinden çığlıklar atma.. Zira , çığlığın sesi ne denli yüksek olsa da, karabasanın içindeki bir çığlığı kimse duyamaz..

O bir arslan gibi savaşa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! O yeryüzünde kendisinden başka kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savaşa girsin.

Edited by - pandora76 on 06/06/2012 02:27:53
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 07/06/2012 :  05:21:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
O bir arslan gibi savaşa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! O yeryüzünde kendisinden başka kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savaşa girsin.
---------

Şems söylemiş bu sözü. Onu yazarken yine , bir de bu sözlerine rastladım ve tabi kendime göre bir anlam verdim , kendme göre.

Kendinden başka kimseyi bırakma..Kendim dediğim şey , şimdi şu gerçekliğin içindeki yeni ben. Hani tam üstüne basıyor sözleri, kendimden başka bırakmamak üzerine düşünürken.

Sadece ben denilenden ötesini bırakma kendi dünyanda , çünkü hem ela hem kahverengi gözlü olamaz insan , ya ela olmak için maviden vazgeçecek , ya da mavi olup , elayı unutacak çünkü insan hem ela hem de mavi gözlü olamaz.

Bunlar benim için önemli şeyler en çok çözmek istediğimiz şeyi düşünürüz tabi. Ona geliriz yine.

Birşeylere bakarken düşünürken , aklıma geldi. Paulo Coelho yani belki de en sevdiğim yazarlardan , yıllar önce kitaplarını istemiştim bir arkadaşımdan ve arkadaşım onların arasında , bir de ışığın savaşçısının el kitabı,diye bir kitap yollamıştı bana. Hepsi, simyacı vs..tamamdı ama bu da neydi, anlamamıştım. Hatta garibime gitmişti o günlerde, ışığın bir de savaşı mı varmış, gibi birşey demiştim kendime.

Savaşçı sözcüğünü okuduğumda bu sefer aklıma geldi, kitabı buldum yeniden. Anlamamıştım o zamanlar , ne ki bu ;diyordum kendime. Meğer , ışık işçileri ;gibi bir anlama geliyormuş ve spritüalist bir terimmiş . Bunları hiç bilmeyen birine ne anlam verirdi ki. Paulo Coelho , kendisinin de bildiği ve sözünü ettiği gibi, daimi okurlara sahiptir. Benim gibi yani.. Yani yeni bir kitabı çıkmışsa , onu okumam için biraz göz gezdirmem gerekmez ,sadece o yazmış diye alır ve okurum.

Bugün bir zaman sonra ilk kez kitabı atığımda açtığım ilk sayfa şu oldu ,kitabı karıştırırken,daha sonrasında gülümsedim :

Dövüşebilmek için sözlerini açık tutmalı ve yanında sadık yoldaşlar bulundurmalısın.
Bazen ışığın savaşçısıyla omuz omuza dövüşen biri onun düşmanı kesilebilir.Savaşçının ilk tepkisi nefret olacaktır .;ama kör bir dövüşçünün çarpışmanın ortasında kaybolacağını bilir.
Hiç kimse tam olarak iyi veya kötü değildir, karşısıda yeni bir hasım bulan savaşçı böyle düşünür.


Işığın savaşçıları..ve ışık işçileri. Işık için savaşmak durumunda kalan Mikail..Mikail uçabilir mi.. Vay canına dedim sonra.. Tek tek , seneler sonra , bütün parçaları birleştirmek te varmış böylece..

Işığın savaşçılarına dair bu kitap bana çok anlaşılmaz gelse de, oradaki öyküyü çok sevmiştim.

Okurken o öyküyü yeniden onca zaman sonra , o kadar şaşırdım ki yine.. Eskiden çok şaşırmazdım ama artık hep şaşırır , şaşırtıcı birşey olmaması durumunda, şaşırtıcı birşey olmama durumuna da şaşırır oldum.

Bu öyküyü o zamanlar okur iken , bunun olabileceğine ihtimal vermemiştim bile.


Edited by - pandora76 on 07/06/2012 06:02:51
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 07/06/2012 :  05:23:22  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Öyküde kadın çocuğa , pek çok çanı olan bir tapınak var ;diyor. Ve çocuk ,kumsala oturup , çanların sesini duymak için bekliyor ama duymuyor. Ve bir sene boyunca , çanların sesini duymak için oraya gidiyor çünkü kadının kendisine yalan söylemeyecek kadar güzel olduğunu düşünüyor.

Çanların sesini duyamasa bile başka şeyler öğreniyor. Dalgaların sesine öylesine alışıyor ki,o sesin dikkatini dağıtmadığını farkediyor. En sonunda artık çanları merak etmediğinden , denizin kükremesindeki ve palmiyelerin arasında esen rüzgarın uğultusundaki güzelliği görebiliyor.

Çocuk çok mutluydu ve ancak bir çocuğun hissedebileceği gibi , hayatta olduğu için minnetardı. Zamanını boşa harcamadığından emindi , çünkü doğa üzerine düşünmeyi ve ona saygı duymayı öğrenmişti.

Denizin sesini , martıları , palmiyelerin arasında esen rüzgarı ve oyun oynayan arkadaşlarının ssini dinlerken birden kulağına ilk çan sesi geldi.

Sonra bir kez daha..


Ve çocuk büyüyüp bir yetişkin olduğunda , kıyıya geri ödöndüğünde o kadını yine görüyor.

"Burada ne işiniz var?" diye sordu kadına.
"Seni bekliyordum," dedi kadın.
Delikanlı, aradan onca yıl geçmesine karşın kadının hiç değişmemiş olduğunu fark etti; saçlarını örten eşarp bile rengini yitirmemişti.
Kadın ona, sayfaları bomboş olan bir defter uzattı.
"Yaz: Işığın savaşçısı için bir çocuğun gözleri çok değerlidir, çünkü o gözler dünyaya acısız bakabilirler. Işığın savaşçısı, yanındaki insana güvenip güvenemeyeceğini anlamak isterse o kişiye bir çocuğun gözleriyle bakmaya çalışır."
"Işığın savaşçısı ne demek?"
"Ne demek olduğunu sen zaten biliyorsun," dedi kadın gülümseyerek. "Işığın savaşçısı, hayatın mucizesini anlamayı başaran biridir, inandığı şey için sonuna kadar savaşabilen ve denizin dibinde dalgaların harekete geçirdiği çanların sesini duyabilen biridir."
Delikanlı, kendisini, ışığın savaşçısı olarak düşünmemişti hiç. Kadın onun düşüncelerini okumuşçasına, "Bunlar herkesin becerebileceği şeylerdir," dedi. "Hiçbirimiz ışığın savaşçısı olduğumuzu düşünmesek de hepimiz öyleyizdir."
Delikanlı elindeki defterin boş sayfalarına baktı. Kadın yine gülümsedi.
"Bu savaşçıyı yaz," dedi.

Edited by - pandora76 on 07/06/2012 05:41:23
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 07/06/2012 :  05:26:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Birşey düşünmüştüm savaşçıya dair bir soru üzerine, bu öyküyü yeniden okumadan önce.

Savaşçı , kendisini adayandır ve adadığı şey için savaşan ,ödülü ise "adanmışlıktır"...demiştim.

Aslında ben ışık işçileri, savaşçıar vs..gibi konular üzerine çok düşünmedim , savaşçının yolu , gurdijef vs..gibi . Benim üzerinden yürüdüğüm yer esasında Maharaj , diğer tüm yollar , ucundan kıyısından sonra sonra farkettiğim birşey ama yine de bu şey üzerine düşününce geldi aklıma.

Savaşçı arşetipi ;diye birşey hatırlıyorum çok önceden. Bilinçte bir imge.. Herkes bir savaşçıdır aslında..

Adanmışlık diye dururken , adanmış bir insanın hiçbirşeye aldırış etmeden devam edebileceğini söylerken, seneler sonra yeniden okuduğum o en sevdiğim yazarlardan Coelho nun sözleri beni etkilemedi dersem saçma olur:

Işığın savaşçısı, hayatın mucizesini anlamayı başaran biridir, inandığı şey için sonuna kadar savaşabilen
----------

Sadece adanmış biri inandığı şey için sonuna kadar savaşabilir. Hep adanmışlık diyordum son zamanlarda. Onun gibi. Ödülü yoksa eğer, niye savaşsın onun uğruna? Kim yapar bunu, öylesine savaşır , hiçbir ödül olmasa da?

Ödülü paradır veya bir amaçtır , birşeyi bulmaktır vs... ama herkes bir şey uğruna savaşır. Orada kalemi bulmak gibi bir ödülüm yoksa eğer, kalemi ne diye arayayım?

Belki de Mikail de savaşçı arketipidir.

Şems aşk için kendini adamasa idi, seneler boyunca onu arayamazdı yani aşk , arayışının ödülü idi. Belki de adanmışlığın kendisi aşktır. Ve tam da bu nedenle insanlar savaşır, ışığın savaşçıları vardır.

Uğruna savaşmaya değer birşey için savaşmayı , yani aşkı anlatmak için.











Edited by - pandora76 on 07/06/2012 06:04:55
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 07/06/2012 :  05:54:12  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Meğer tamamı bu imiş:

Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.

Cehennem gibi olmalı, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeli.. Ki o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa, hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası bilindik denizlere taş çıkartsın.

Gökleri bir mendil gibi dürüp avucuna almalı.. Sonsuz zevalsiz çerağı, bir kandil gibi gök kubbesine asmalı.

O bir arslan gibi savaşa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! O yeryüzünde kendisinden başka kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savaşa girsin!

Parlak nuruyla gönlün yedi yüz perdesini de yırtsın da ötelerden, arştan, gök ehlinden ona; “Maşallah, Maşallah!” sesleri gelsin.


Pervane kendisini adamasaydı, yanmaktan vazgeçerdi.

Yanmasaydı ölmez, ölmeseydi, yeniden doğmazdı.

Belki de aşk, yeniden doğmaktır...

Edited by - pandora76 on 07/06/2012 05:54:44
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  02:37:51  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Mikaili araştırdım. Başmelek Mikail. Ve o , düşenlerle ve şeytanla savaşmış.

Bunu okuduğumda çok şaşırdım çünkü ben de önceden düşenler ;demiştim. Ve başmelek Mikail , sadece Ronna değil, başkalarınında mesajlarını duyduğu bir melekmiş. İncile göre ise Başmelek Mikail, İsa olarak geçiyor diye yorumlanıyor, kimisi tarafından. Özellikle daha fazlasını araştırmıyordum , Mikail i de çünkü bunun altından çıkabilecekler beni rahatsız edebileceği için ama Mikail'in en son mesajını görünce artık dayanamadım ve araştırdım.

İsa yani mesih bilincini taşıyan kişiler yani tek bir kişi değil, İsa' nın mesih anlayışının onun bilincini taşıyan kişilerle yeniden yeryüzüne inmesi. İsa şu an 5b de ve medyumlar aracılığıyla 5b yeryüzüne enerjisini verecek. Ra söylemişti. Rüyamda gördüklerim. Anka ya dönüşürken ayağıma kendiliğinden zincirler bağlanırken bana söylenen o sözler. Maya takvimi ve kişisel bilgilerim.

Vay canına be! Ne hayat ama.. Böyle şeyleri dışarıda duysalar deli derler lakin en iyi yaptığım şey iz sürmekse ve bu kadar kanıt biraradaysa , buna itiraz edebilmek için birşey, bir iz de bulamıyorsam.

O zaman dışarıdakilere göre ben delirmişim demektir. Yani bunca yılın sonunda bu mu olacaktı, bunu mu öğrenecektim .Tabi ya, insanları herşeye rağmen devam ettirecek güç nedir? Egomuz sağlamsa eğer, sıkıntılara , negatiflerin saldırılarına rağmen "egom keyfine bak diyor , umursama "demez mi insan.

Demek ki, mesih bilinciyle alakalı idi. Pek çok gezgin savaş alanlarına enkarne olabiliyorlar, amaçlarına adanıyorlar, bu gücü ancak adanmışlık verebilirdi olsa olsa. Maharaj da aslında bunu söylemişti. "Büyük değişim zamanlarında bazı insanlara cesaret ve bilgelik verilir".

Ve biz dünyanın sonundayız çünkü büyük bir değişimi bekliyoruz. Bu nedenle dünyanın her yerinde , mesih bilincini taşıyan insanlar ,savaşıyorlar ve savaşçının yolu ;dediği de buydu demek.

Dünyanın her yanındaki Mesih bilincini taşıyan insanlar yani spritüalizmde adı geçen görevliler; buydu demek. İnsanların bir kısmı , içlerinde az çok farkettikleri birşeye çağırılıyorlar ve yapmaları gerekenleri yapıyorlardı demek.


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 03:56:16
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  02:52:59  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
En son 6 da uyumuşum. Oysaki o gün hiç uykum yoktu , dinçtim. Sorun , uykusuz kalsam bile dinç oluşum veya çok az yemek yediğim halde , acıkmamam. Arkadaşım bana gerçekten kızgınlıkla ,yemek yiyeceksin; dediği zamana kadar , pek yemek yemediğimin çok fazla farkında değildim. İşin garip yanı, uzun zamandır yemiyorum ama çok dincim yine de.

O gün uyandığımda sürekli Mikail'i düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Yolda da hep aklımdaydı bu konu. Taşları birbiri üzerine oturttukça bulduklarım beni sadece şaşkınlıkla bırakmadı , aynı zamanda belki br günlüğüne mahsus birşey yaşadım. Bir günlük te olsa tüm geçmişimin tamamen gözümün önünden gittiğini hissettim. Ben pandora adındaki kişi ,hergün o yoldan geçen vs..değildim. Ömrüm boyunca bunu sadece bir kez hissettim ve böyle hissetmeye çalışmadım. Bilinçaltıma dokunmadım, beynime telkinler vermedim. Hepsi sadece Mikaile dair düşünürken oldu.

O gün parkta oturduğumda , sadece an' a odaklanmaya çalışmam gibi birşey değildi , hiç uğraşmadan kendiliğinden böyle hissettim. Mutluluktan uçuyordum ama sebebini tam olarak ben de bilmiyordum, sadece hiçbirşeyin bana ait olmadığını hissediyordum. Bir ara aşağıya indiğimde , dışarıdan geçenlerin görünüşlerini kendime yabancı buldum. Ben de dahil olmak üzere. İnsan bedeninin çok yabancı gözükeceğini düşünmemiştim ama en sonunda bu da oldu. Ne demektir ki bu,bilmem ama sonunda bu da oldu. Dışarıdan biri bunları duysa deli der heralde , herşeyi bilmem kaç kanıt bulsam dahi yine de mantıkla değerlendirmeden inanmayan biri olarak, en az çevremdekiler kadar , aklımın başında olduğunu biliyorum. Peki bunların anlamı ne?Neden Mikaili düşürürken o gün, bişey yapmama gerek kalmadan tüm enerjim ve dünyam değişmişti .

2012 nin ilginç olacağını biliyordum ama bu kadarını bilmiyordum. Önceden beri küçük adımlsr atıp , orasını burasını kurcalarken , yine de yeterince ciddiyetle eğilmemiştim ama aslında olan bitenin ciddiyetini , tüm yazdıklarıma ve düşüncelerime rağmen tam o gün bir şekilde anladım. Buna ister inanalım ister inanmayalım. Biz değişiyoruz, bilinçte gerçek bir eşiğe kapımız dayandı.

Anlatılanların hepsi gerçekmiş. Ben yani inançsız pandorayı bile ikna edecek kadar güçlü bir gerçek.

Elimde olmadan , neredeyse hergün uçmaya dair düşünürken buluyorum kendimi. Zannediyorum ki ben öyküyü yazdıkça , öyküm de beni yazdı .
Hz.Muhammedin o sözü hiç aklımdan çıkmaz oldu. Tekrar tekrar söylüyorum kendime. "Hiç ölmeyecekmiş gibi Dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış"...

Eşini ,işini sev, aileni sev,.Tıpkı Damla gibi küçük şeylerden mutlu ol. Öte yandan da , ahiretini düşün hem de bir o kadar. İkisini de en uçta yaşa ve böylece ortada ol, yani dengeyi bul.

Hayat , içtenliksizlikten uzak , yani boş yere harcanmayacak kadar değerli, öyle içtenlikli. Damla kadar samimi olmadıkça ,yani bir çocuğun gözleriyle bakmadıkça ,gerçekten yaşamış ta olmazsın.

Kötülüğün , üstelik bunu bile bile yapmanın , gülüp geçecek bir tarafı da yok üstelik ,zira Damlanın ,arkasından yaklaşıp yakaladığımda oyunun kuralını bir nevi bozduğumda, gülüp geçtiğini görmedim.

Tüm samimiyetsizlikleri anında yakalayıp , reddeden Damla , onun doğasına uymayan herşeyi reddetme eğiliminde iken , ona iyice baktığımda, her an birşey daha anladım. Maharaj'ın söyleidği gibi, Tanrı gerçekten de iyi olmalı, bu nedenle biz iyi oldukça bizi kendisine katıyor olmalı. Aksi sözkonusu olsa idi, samimiyetsizce yaşadığımız hayata gülüp geçerdi sadece . Olur öyle şeyler, içtenliksiz bir yaşam..kutuplulukta yok ama olsun yine de , sen dur öylece..derdi . Oysaki yine de bizi bizle yüzleştirmekte.

Işık, karanlık yanımız vs..laf mıdır ki bunlar? Değil. Onca şey, hem kötülük edelim hem de büyüyelim diye,hiç değil.

Damlayı örnek veriyorum ama laf olsun diye değil, bunu gerçekten gözlemledim onda. O çocuğa olan sevgim çok büyük ve ben onu gerçekten de öğretmenim gibi görüyorum. Bir şekilde bende yarattığı duygu adına özellikle onun semtinde doğmuş ta olabilirim.

Büyümesini izlemek için... onunla büyümek için.

Kızıl saçlarının ona olan sevgimde büyük payı var belki de:) BÖyle çok sevilebilir demek.

Damla için hiçbir ölçüt yok insana dair, sadece an var. Anlamsız kompleksleri de yok, o yüksekte mi ben alçaktamıyım vs..gibi..

Damla çok derin biri. O kadar derin ki, oyun olsa bile, içtenlikli olmayan birşeyi kabul etmiyor, oyununu derşnlikle oynuyor , asla yüzeyde kalmıyor ve tepkisini hemen veriyor zira özün de olmayan bir "içtenliksizliğe evet" demeyecek kadar "içten" biri.

Hayatın her anını , bir daha geri gelmeyeceğini bilerek yani hakkıyla yaşamak için, haliyle ona hakkını vermek gerek. Ona karşı gelen tüm içtenlikten uzak olan yanlarını reddetmek demek. İçtenlik , içtenliksizliği naısl barındırabilir içinde.

Zannediyorum Damla hayata aşık , öyle ki ondan başka birşeyi gözü görmüyor ve ben lafta sadece bir çocuğu örneklemek için değil, gerçekten de ona özeniyorum. Bütün kabimle onun gibi olmak sitiyorum ve gün geçtikçe daha iyi görüyorum ki , onun kadar içten olmadığım sürece asla onun dünyasına ait olamam.

Uzun zaman önce birşey yazmıştım. Ayak , niye ben göz değilim ve göz önünde değilim ;demez, ayak ayak olduğu için yerde yürüdüğüne göre, ayak olmaktan mutlu.

Aynı şekilde.. Beyin hepsinin bir leştiği yer ise, yani herşey kesinlikle öz de eşit ise, ben kendime bakarım ve rolüm neys ondan dolayı mutlu olurum, olmalıyım. Gözün , gözönünde olmasından ötürü mutsuz olmamalıyım.

Esas anahtar bu benim için,ne zaman birşeye dair "benden daha mı iyi"gibi gibi gelse aklıma, demek ki bende bir sorun var ;demeliyim.. Bne ne isem o olayım ama olduğumdna fazlası olmayayım olduğumdan fazlası olmayayım. Bunu yaparsam eğer, paulonun sözünü ettiği gibi kör bir dövüşçü olurum.


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 04:03:36
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  03:14:01  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İnsanların en büyk sınavlarından biri de bu bence . Tıpkı yoga da ki birşey. kişinin yeri geldiğinde , öğretmenine senelerce hizmet ederken bunu gönülden yapması gibi. Şems , Mevlananın elindek-ei kitapları suya atarken , sen göğsünü gere gere bunu yapmaya hakkım var diyerek mi yaptın , kendini kim zannediyorsun ;mu de-emiş. Sadece üzüntüsünden ağlamış yani , "ben niye gözönünde durmuyorum "demeyerek , aslında gerçeği o kadar o kadar istediğini, üst-alt gibi komik kavramlara değil,gerçeğe odaklandığını, ona adandığını göstermiş.

Sonra soruyorum kendime, niye? Ve hayretle görüyorum ki, samimiyetten öteye beni kendisine çeken birşey yok. Bağırıp çağıran insanlar değil, sadece samimiyetle gelenler dışındaki hiçbirşey beni bir an bile olsun etkilemedi. Bir tek onlar beni dönüştürmeyi başardı diyorum kendime ve hayretle görüyorum ki, sevgi ise insanı dönüştüren, içtenlikten ötesi dönüştürmemişse eğer, demek ki sadece içtenlikte var sevginin izi. Benim yönümün hep ona doğru olduğu , ama bilincimin derinliklerinde veya yüzeyinde her daim taşımadığım çtenlik.

Yine hayretle görüyorum ki, ne zaman içtenlik görsem , sesimin tonu da değişiyor , öfkeli bile olsam hem de bir tek an da değişiveriyor.

Asıl içtenliksizlik , bana içtenlik hissetirmeyen birşeyi , sevgi, şu bu vs..adına kabul etmem olurdu,içten içe içtenliksizliği kabul etmez iken içim , onun hissetmediğini kabul etemz durur iken , kabul eidyor gibi durmam olurdu ve oldukça da komik olurdu. Hem sevgiden , ışıktan sözedip hem de onunla alakasız birşeyi olağan görmek olurdu.

Zannediyorum ki Damla hayata aşık ve aşk insana dairse eğer, insan onu dillendiremez ;demeyecek kadar da akıllı. Dillendiriyor işte.. Üstelik her an dillendirmeye devam etmekte..

Ben Damlada , onun hayata aşkla bağlanışını hissettim ..

O kadar mutlu ki her daim, ancak hayata aşık birini , aşkı (hayat),böylesine mutlu edebilir dedim kendime. Elle tutulamayacak ,muhteşem birşeyi ancak hissedebilirim..

Bir keresinde düşünmüştüm,Şems kendisinden olmadığı için mi içtenliği aramış? Damlanın hiç içinden pazaralıklı olduğunu, içtenliksizce davrandığını görmedim. Bizim ki kadar basit şeylere yani dünyamızın sıradan hazlarıyla , para, güç vs..ilgilenmiyor, son derece ciddiyetle yaşıyor hayatını . Yani içtenlikle.

Ve ben demenin kötü bir yanı yok asla, bunu da öğrendim işte düşe kalka.. Başımıza ne geldiyse, bir de"ben"diyememekten geldi. Paulo Coelho derken aklıma onun bir öyküsünden bir cümle geldi. Bir grup genç , toplumsal normlara başkaldıran. Punk yani.

Bir marekete girdiklerinde kıyafetlerine görünümlerine tepki veren adama karşılık , aptal insanların kimliklerine aptal diye yazmalı;gibi birşey söylemişti, gülmüştüm buna. Bir de düşünmüştüm ki..

Bir aptal , aptal olduğunu anlayabilir mi?

Aptal, neyin aptalca olduğunu anlamadığı için aptalca davranıyordur, bilse idi, aptallık etmeye devam etmez idi.

Ve öyleyse eğer, bir aptal ,aptal olduğunu nasıl anlayabilir?
Madem bizler aptalız, bu hayatın içinde onca aptalca şey yapan..

Kendime böyle söylemiştim , onu okuduğumda zira bu benzetme bana bir nevi yol göstermişti ama gerçekten. Hoşuma gitmişti.

Akıllanmamın tek yolu önce aptal olduğumu anlamamla başlamalı, ki akıllanmam gerektiğini anlayabileyim. Aptal olduğum halde kendimi akıllı zannedersem , aptallığımdan kurtulmayı düşünemem. Öyleyse ilk akıllıca adım, aptal olduğumu anlamam olmalı ve nihayetinde aptallar da akıllanabiliyor olmalı.

Damla eğer "benden farklı ise" , ya benden akıllı ya da benden aptaldır veya bunun gibi birşey vardır, bir fark yaratan...ama eğer ona baktığımda güzel hisler duyuyorsam içimde , olsa olsa o akıllı ben aptal olmalıyım. Derim kendime...

Galiba buradan yola çıkabilirim zira mutluluk her daim, hatta aptalların bile aradığı birşeyse eğer, bir aptal olarak , mutluluğu akıllıca bir adım olarak görebilirdim.

Demek ki iş akıllanmakta, damlanın özümde bir bile olsa , bilinçte yani görünümlerde benden daha akıllı olduğunu anlamam.

Öyle akıllanmalıyım ki, damlanın aklına bakıp kendimi küçümsemekten ötürü gelen birşey ile kendimi geri çekmem ve aptalca davranmam yerine , onun aklındnan yararlanayım.

Ancak gerçek bir aptal , "akıllı olanın aklından yararlanmayı akıl edemez".


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 04:09:33
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  03:30:48  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Takdir etmmediğim birşey benim yaşamımda bir anlam bulamaz . Öylece geçip gider elimden , takdir edilecek birşey olduğunu bile bilmeden...

Nasıl olsun ki bu? Gerçek bir öyküdür bu. Kumran yazmalarını bulan çoban , onun değerini anlamadığı için çok az bir karşılıkla verdi oysaki kumran yazmaları , paha biçilmez değerdeydi, hristiyanlık dünyası için. Bilse idi, belki binlerce altına değişmezdi..

Yani demek ki "takdir etmek gerek".. Değerini bilmek gerek, tıpkı kendi değerimizi takdir etmek gibi..

Öğretmenimin deneyimlerini takdir edemeyecek kör isem , kıyaslama yapacaksam eğer, ben im içimde anlamsız birşey vardır ve bu nedenle demek ki, gerçeğe yani özümüze bu yoldan gidilemiyor. Bu nedenle Mevlana sınavını veriyor.

Herşeyin karşısında eğilirsen sonudna eğri biri olursun ve eğilmen gerekenin karşısında eğilmez de dik durursan , yine eğri biri olursun.

Ben bu nedenle Maharajın , Mevlananın karşısıdna eğilmek istiyorum ama sözle değil sadece, bütün kabimle , onlarla bir olduğumu hissedecek kadar ..

İşte ego deyip duruyoruz hani. Şeytanın ,insann karşısında eğilmemesinin nedeni ne idi? Bir benzetme, ego.. Ben en büyüğüm demek değildir sadece o, "ben kimsenin karşısında eğileyecek kadar büyüğüm" demektir aynı zamanda.

Eğilmek , kibrin bitişi demek öyleyse . Negatiflerin saldırıları vs.. bana göre hepsi bu işte. Sınav vs..denilen de. Bakalım ne yapacaksın, eğilecekmisin yoksa kibrilenecek misin.

Maharaj kesin bir dil ile, gurunun yani gerçeğe varmış sveginin ta kendisi olduğunu idrak etmiş bir isnanın himmetinden sözederken , "guruma nasıl olduysa tam olarak inandım " diyordu. Ben de eğer tam anlamıyla onun karşısında eğilse idim esasında, o kadarını yapabilse idim, onun himmeti beni şu an onunla bir yapar ve aydınlatırdı . Benim için kabullenemsi zor olsa da ,içtenliğim herşeye rağmen baskın gelir ve beni kendidmen bile kayırmaz.

Ve devamında..Acı ile sınanma.Hayatsa eğer, o zaten acınında kabulü demek olmalı. Buradan çıkan sonuç bu. 12. ev de iken niye acı üstüne acı boca eder hayat? Acılarıyla gğsünü gersin diye mi? Saçmalık bu sadece.

Acıyı insan "göğsümü gereceğim ne mutlu bana, gurulanacağım onunla"diye yaşarmı hiç?En büyük aptal bile o kadar aptal değildir.

Acı, herkesin kesin bir şekilde kaçındığı şeydir, bunu aptallar bile bilir.

İnsan acıyı da yaşar , acı da haz kadar kabul etsin diye. Saçmalık diye düşündüğüm kısım, hem kabulden sözedip , hem de acıyı göğsünü gere gere durmak için yaşadığına inanmak.

İnsan "hazzı kabul eder "zaten, mesela "cıyı da kabul edebilmek". Kaç kişi acıyı kabul edebilir, hep "acı da haz da kabul "der iken , yeterli midir bunu sadece sözle dile getirmek?

Acının kendisi kabul edilmesi zor oduğu için , kabul edildiğinde sevginin ta kendisi geliyor bana göre. Maharaj , bir gnaninin de tüm varlıkların acılarını hisedişinden dolayı acı çektiğini anlatıyor.

Adam rahatsız mı ki, göğsünü gere gere acı çekiyor..diye birşey yok, benim analdığım, kendisine dair bir acı yaşamıyor olması. Onların "acısını hissetmek" , "kendi içinde acı çekmek olmamalı"


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 04:11:55
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  03:39:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bana göre yok öyle birşey ve yapamadığım birşeyi yapabilen birine , sırf yapabildiği için ,içten içe öfke duymamamak benim için büyük bir gelişim olurdu. Ama niye ki, Maharaj yapamadığımı yaptığı için öfke duymadığıma ,bedne daha yüce mi ;demediğime, tam aksine yapabileceğimi onun vasıtasıyla anladığıma ve sevindiğime göre..Heralde birazda olsa , bu tür anlamsız, hani o hep sözü edilen egoyla alakalı duygulardan arınmış, işin içinden kendime de bir pay çıkarmaya başlamışım.

Hayat acıya rağmen devam ettiğimiz için değil , hayatın kendisi haz kadar acı barındırdığı için sever bizi.

"Ben acıyı da taşıyorum haz kadar ve benim acı yanımı da kabul edebildikçe , beni de kabul etmekte insan yani beni sevmekte çünkü ancak "sevdiğini kabul edebilir" ve haliyle, " kabul ettiği için sevebilir" insan..demekte.

Sana helal olsun, acıyı da kabul etti ya, aştın olayı , o zaman bende seveceğim seni..demek, acı çektirip bir yığın saçmalıktan geçirmek için sevmez bizi hayat , kendisini olduğu gibi sevdiğimiz için sever bizi. Sevgi olduğu için, hayatı sevmek demek , ou sevmek demek öyleyse.

Hani , koşulsuzcsa sevgi denir hep,işte tam da bununla ilintiliydi bence.
Hayatı koşulsuzca sevmem için , onu koşulsuzca kabul etmem gerekirdi ve eğer hayat büyümekse , büyür iken yaşadığımız her sıkıntıyı da tam bu nedenle sevmek demek olmalı.

Bunu nasıl yapacağım peki, onca acının içinde iken? Bir yol ile. Elim yara olduğunda , tendürdiyot dökünce canım yandığında , elim dile gelse"sen beni sevmiyorsun çünkü canımı acıttın "derdi ama ben "elimin acımasını bile göze alacak kadar seviyorum ki", o tendürdiyotu döktüm.

Ve bunu anlayacak olan da elim değil, benim. Ne garip.. Öyleyse eğer, hayatta beni büyütmek için aslında bana sıkıntı veriyorsa eğer, beni seviyor demek,der ve onu sevebileceğimi düşünürüm.

Istırap ve acıyı ayrı ayrı anlatmıştı Maharaj..Istırap acıya bağımlılık gibi..acının sebebini anlamamak, bir türlü elindeki yaranın altındaki görmeye çalışmamak gibi..

Gerçekten sadece mutluluk vardır öyle mi..Öyleyse acı da ne ki? Hem de acı da mutluluk barınmaz iken?

İyi ama ben gerçeğin ta kendisi olamadım ki henüz, bu nedenle acı var hala.. Ayağına bir anda bağlanan zincirler aslında seni dünyaya bağlayan zincirler bir yerde de. Onlardan kurtulmak için , kendin haricindeki tüm elbiselerdne krutlamlsıjın. Bunu nasıl yapacaksın?Tabi ki adanarak.. Zincirden krutulmak kolay iş mi?

İçtenliksizliğin içinde yaşar ona odaklanırken , nası yeterince içten biri olabiir ve zincirlerini kırabilirsin? Gözün yiyorsa kır zincirlerini ve zincirin olmasa idi, zinciri kırman yani deneyimi yaşaman da gerekmezdi.

Elimde olmadan uçmaya dair düşünür oldum sıkça .Yazdıkça , öyküm de değişir oldu sanırım. Yazdıka öyküye eklenen yeni senaryolar, yepyeni bir öykü yarattı ve gittikçe ona yeni öyküler eklendi. ve tesadüflerden öte , birbiri peşisıra gelişen herşey o arkadaşımınŞşems e dair bana gelmesi hepsi.. Bu yeni öyküyü yazamamı saplayan etkiler, belki de tesadüf değildi gerçekten de.


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 04:13:48
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  03:53:13  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi birşey geldi aklıma..Bir de onu ötesinde, birşey daha var gibi.. Bir insan kendisini bizden büyük gördüğünde , buna tepki duyacak kadar küçük görüyor olabiliriz mi?

Kafadan salladım bu cümleyi, düşünmedim bile bunun zerinde. Ama tepkinin olduğu yere ak;denir ya hani. Aslında doğru da olabilr hani..Ben önceden de söylediğim gibi, kendimi daima, ne çok çaışırsam çalışayım yetersiz düzeyde çalışmış biri gibişgördüm. Kendimi küçük gördüm. Ama işin hoş yanı , insanların kendilerine karşı dürüst olanların dürüstlüğüne bile kızgınlık duyabildiğini de gördüm:)

Kendine karşı dürüsütçe bakıp, olumsuz yanını görmek sorun teşkil etmese de, olumlu yanalrını da dürüstçe gördüğünde bir şekidle daima kışkırıyor insanı:) Bunu anlayacak kadar akıllandım, aptallık düzeyini bir derece aştım:)

Ben seviyorum insanları..Ne olursa aolsun...

Geçen , çıkışta yine parka oturdum. Düşündüm... Beni her zorluğa rağmen yine de devam ettirn esas güç , kesin bir şekilde özüme yani spritüalistlerin deyimiyle rehberime olan bağlılığım oldu hep. Ben de biliyorum, banane be , keyfime göre yaşarım ;demesini, sorunsuzca aldırmadan yaşamaya devam etemsini ve insanları harekete geçiren güç , adanmışlıktan öteye birşey değildir bu nedenle. Öyle yağma yok, ben hep kenarda durup yşayacağım , suya sabuna dokunmadan vs..demeler yok. Günüğ gelecek , herkes adanmışılığı yaşayacak , herkes birşeyuğruna kendisini adamadıktan sonra , nasıl adayabilir kendisini özündeki muhteşem birşeye?

Geçtim bu yoldan abi... diyroum aynen:) İnsanları sevityroum demitim . İnsanlrı seviyorum gerçekten , fakat samimiyetsizce geldikleri zaman , hissettiğim tüm o güzel duygular da gölgeleniyor..

Edited by - pandora76 on 09/06/2012 04:17:27
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  20:26:06  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Mikail aslında İsa mıdır değilmidir tabi kesin olarak bilmiyorum ama aslında bunun da önemi yok çok fazla. Tüm bunlar birer addan öteye birşey değil benim için. Adlara takılmadım. Bilincimizdeki birer simgeden başka birşey olamaz da.

Eskiden beri en çok öz'üm derim, rehber dediklerine. Özümün bir adı Ayşe, bir adı pandoraysa mesela. Hepsi bir aslında. Özümün bir yanı şu olsa , ben de ondan ayrı değil iken ,en çok hangi yanıma yönelmişsem, demek ki o yanımı farketmişimdir.

Sonsuzluksa eğer ,kendini bilmez iken , kendini bilir olmak için , bazı adlarla kendisini ifade ederken , artık eskiden olduğu gibi anlaşılmaz gelmiyor , özüm yerine rehberim demek ona. Doğrusu eskiden garipsiyordum , neden kendi özümden bir başkasından medet umayım;derdim. Çok uçta idim bu konuda ,sıkça buna dair yazardım , bunu düşündüğüm için sıkça.

Mesela , şu şu gün , timsah günü veya başka birşeye dair bir gün vs..mor aleve odaklanmak, meditasyon yapmak, o enerjiye uyumlanmak vs..gibi şeyleri gerçekten anlamıyordum. Özüm benden uzak değilse eğer, niye bu tür uyumlanmalara ihtiyacım olsun ki;derdim kendime .Bir şekilde kabullenmekte de zorluk çekiyordum. Reiki deki ritüellerden dolayı , uyumlama sırasında , yarıda bırakmayı düşünmem de bundan ötürü idi.

Hala da yapmıyorum böyle birşeyi ama zamanla bakış açım değişti. Bunda yanlış birşey yoktu . Mantralar , binlerce yıldır tekrarlanan ifadeler idi. Onlara bir anlam yüklenmişti ve şimdi o anlamlar , bizim karşımıza bir form olarak çıkıyorlardı. Ra nın ve Maharajında da dediği gibi. Veya zikir denilen de aslında bir nevi mantra gibiydi. Bir forma dönüşmek ve insan da zaten ışıktan varolan bir enerji değil miydi?

İşte bu nedenle aslında yapılan uyumlamaların hiç de anlamsız birşey olmadığını zamanla böylece düşünmeye başladım. Hala da böyle şeyler yapmasam da, yine de bu sonuca vardım.

O timsah gününde veya işte belli zamanlarda uyumlamalar yapılması , buna niyet etmek, aslında bir ritüel olsa da , nihayetinde tamamen insanın "niyetiyle" şekillenmekte olan bir şey bana göre. Bir simge gibi. Reiki simgeleri gibi.

Bilinçte bir başka şeye dönüşmek , aslında benim bir başka halime dönüşmekten başka birşey değil. Önemli olan neyi istediğim...Ve insan gerçekten istemişse, o isteği kendini gerçekleştirir de. Bundan ötesi yok, şaşmaz , dünya eğer arzuların kendisini gerçekleştiği yer ise, neyi gerçekten istemişsen , onu yaparsın.

Ben özüme güvenirim esasında ,zaman zaman , bazen çok zaman aksi davransam da , esasında hep özüm derim ve gücümü sadece ondan alırım. Dışarıdan birşey şu şu yanlış yol dese bile neyin doğru neyin yanlış olduğunu benim özümden başkası söyleyemez esasında. Tam Maharajın gurusuna olan tam güveni geliyor aklıma. O neden bizden farklı olarak gurusuna tam olarak güvenmiş ve diğer herşeye kulağını tıkamış ve aydınlanmıştı?

Belki de o özüne yeterince güvenebildiği için, özünden gelen bir yansımaya yani gurusuna da tam olarak güvenmiş ve onun karşısında eğilmişti bu nedenle . Ben özüme güvenirim ama onun kadar değil asla. Kendi kafama göre hareket ettiğim de çok olur, esasında özüme güvenmem gerektiğini bilmesem bile. İnsan , içinde kainatı bile barındırsa , hala insan bedeninde iken , yine de sadece insan. Tıpkı bir ülkenin kralı olsam bile, ürünümün ekip biçtiğimden daha fazlası olamaması gibi.


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 20:36:14
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  20:30:00  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ve melekler dediğimizde belki de katışıksız iyi olanı yani dualiteden öncesini simgeliyor. Onlar hep iyiler, günah nedir bilmiyorlar. Tıpkı her varlığın özünü bilmesinden ötürü , asla günah işlememesi, ama hızla tekamül de edememesi gibi ve Adem yasak elmayı yerken , dualite yaratıldı. Bilgi ağacı ..Bilgi dualiteye aitse eğer..bilincin doğması gibi belki de..

Bilgi bilince ait sonuçta. Ve melekler Ademin karşısında eğildiler ,dersem eğer. Niye o kadar üstün peki insan? Çünkü insan , günahı da biliyordu şimdi. Artık dualite doğmuştu çünkü ve bununla birlikte , madem herşey birdir özünde , kim kimin karşısında eğilmiş öyleyse? İnsanın gelecekteki hali.. günahı bilmeyen, asla günah işleyemeyen hali. Mikail , bizim bir sonrasında ileride bir zaman içinde dönüşeceğimiz halden başka ne ki? Yani hem herşey öz de bir ;deyip, hem de sanki onlar bizim gelecekteki hallerimiz değilde bizden ayrı ayrı yaşayan gelişen vs..varlıklarmış gibi düşünmem garip olurdu.

Ben şu an 3b deyim ama bir taş ta benim geçmişim ve bir melek te benim geleceğim. Onlardan ayrı olmam olanaksız birşey. Ya da hereşy bir dememem gerek.

Gelecekteki bir varlık ,geçmişine gelip , kendi bilincini uyandırıyorsa eğer .

Maharaj , kesin bir şekilde tüm toplumsal normlardan , herşeyden uzak durulması gerekliliğini anlatır. Adama hak veriyorum ben. Hz..Muhammetten , İsa ya, Maharaj a, Osho ya ,fiziğe vs..kadar , birbirinden farklı tüm uçlardan sözederim aklıma geldikçe çünkü belli bir "sadece bu yoldur doğru olan gerisi şeytandır"dememeliyim ,kendi içimde, hepsinde öz kendisini ifade etmiştir ;inanırım buna. Bu esnekliğim esasında içinde bu anlayışı barındırıyor. Kendime ait eşsiz ve benzersiz yani o sonsuzluğum kadar eşsiz olabileceğimi anlamamın tek yolu , eşsiz bir yolu "yaratmak olmalı. "

Şems bir gün Mevlanaya orada içki içenleri gösterip, onlardan üstün olmadıklarını anlatır. Allah biliyor ise ancak insanı , o insanlara dair katiyetle düşünmeden sonuca varmak , lusiferin , insanı karşısında eğilmemesi gibi birşey olurdu. Allah değil , ben biliyorum doğruyu ve insanın karşısında eğilmiyorum ;demek gibi..

Ve bu turuncu oda, diğeri ise yeşil. Ben ikisinin arasında iken , hem yeşil hem de turuncuya bakarken , nasıl sadece turuncu ya da sadece yeşil olabilirim ki? Tıpkı hem ela hem de mavi gözlü olamayacağım gibi..

Sıkça "eski enerji/yeni enerji vs.."denir dururdu , ilk başında rastlamıştım buna. Onca zaman diyeceğim ki"yeni enerji, 2012 , dönüşüm vs.."ve buna rağmen de hala eski enerji (turuncu) ile , yeni enerji(yeşil) birarada olabilirim miş gibi yapmak, birinden birini bırakmamak. Bir eşik ise sözkonusu olan , mavi gözden ela göze dönüşmesi için , maviyi tamamen bırakmamdan başka ne yol var? En sonunda hepsini herşeyiyle bırakana ve bilinç ötesine çekilene kadar...

Hala maviyi taşırken yanımızda , ela nasıl olacak gözlerimiz?

Birşeyi farkettim ki, geçmişin kalıplarına , acılarına tutundukça yeni birşeye dönüşmenin imkanı yok. Çünkü, herşey öz de bir olsa da, sevgi bu birliği oluştursa da, kötü şeyleri düşünürken , asla sevgiye dair birşeye odaklanamıyor insan tam anlamıyla. E ben hem diyeceğim ki, yeni biri olmak istiyorum vs..hem de içtenliksizliği vs.. de yanımda getireceğim, hala bağım olacak bu şey ile ve yine de yeni biri olacağım.

Bu tam bir salaklık olurdu , mavi göz rengini hala yanında getirirken , ela gözlere sahip olacağını sanmak. Kaldı ki zaten artık mavi gözlere sahip olmadığı, yanında getirmediğin için ela gözlüsün, mavi gözlerin olmaması demek, değişim demek , öyleyse yanında götürmek ile değişim arasında nasıl bir alaka olacaktı ?

Ve nedir bu 4b ye geçiş vs..denilen şey? Orada apayrı bir yerde bir düzey, bir apayrı yer var ve biz gidiyoruz filan mı?

Titreşimin değiştiği an , olacağın yeni şeye mesela de ki, işte 4b yoğunluğu yani sevgi. Kimsenin içtenliksiz olmadığı , herkesin birbirinin düşüncesini okuyabildiği bir yer.
Bunu bir de yaşayarak gördüm ben.

Edited by - pandora76 on 09/06/2012 20:40:15
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  20:31:36  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir zaman önce uzun zamandır süren bir dostluğumda yaşadım. Bir sorun olduğunda bunu direkt söylemez , sakince durur ve pat diye bir başka şey üzerinden vururdu. Sağ gösterip sol vuran arkadaşım .. Ben hep derdim ki, aman o yatılı okulda okumuş, sorunlar yaşamış vs..kendisini dosdoğru ifade edememiş filan.. bunca zaman böylece onu kendi adına haklı çıkardım durdum.

Ve bilincimde , telkinlerle değişmekteydim yavaş yavaş ta olsa .Değişim noktası , kendi dünyanın merkezi ol, anlayış adına , kötülük te yapılsa hep haklı çıkarma, kendini de düşün ;gibi birşeydi. Hitleri bile anlayabiliriz o zaman ;dememin nedeni de bunun gibi birşeydi.

Ben bir taraftan değişiyordum , ister doğru ister yanlış bir değişim , kendi dünyamda ,herşeyin en iyisine değer biri olarak görmek adına ve öte yandan o arkadaşımla diyaloğumda sürüyordu, onca yıl , şundan şundan dolayı bunu yapıyor;diyerek akladığım, beni çok kızdıran tavrına katlandığım arkadaşımla. Ve bir yandan bilinçaltım değişmeye başlasa da, kendimi çok iyi hissetsem de, arkadaşımla diyaloğum sürdüğü an , kesin bir şekilde eski titreşimi yayıyordum.

İşte o zaman anladım , hem ela hem de mavi gözlü olunamayacağını, aradaki "eşiği geçmek gerektiğini".

Üzerimdeki eski elbiseyi çıkarmadan yeni elbiseyi giymem ne mümkün? Veya komik olurdu bu...Budalalık ediyordum , hala eskiyi yanımda getirip bir de üstüne, yeni birşeye dönüşmekten sözederken kendime. Bir gün sinirim zıpladı ve yıllarca sürdürdüğü şeyi yine yapınca..

Nedenleri şuyu buyu beni alakadar etmiyordu o an, nedenlerse eğer, öyleyse benim de onu bırakmam için nedenlerim vardı. Herkese yetecek kadar neden var...

Yıllarca insanların yükünü taşımaktan bıktım usandım. Benim için değişim, bilhassa ağırlık hissetiklerimi bırakmaktan geçer ama bir başkası için , özellikle onları yüklenmekten. Arkadaşımla yani içtenliksiz bir yanımla yolumu ayırdığımda, kendimi o kadar hafiflemiş hissettim ki.

O gün yine özüm bundan sonra ne olacak peki;derken , birşeyi düşünmüştüm iyice. Bundan sonra , Maharajın da örneklediği şey gibi, düşünen ama yapmayan yani aslında yapmak için değil, sadece o şeye dair düşünme ile geçen bir hayatı sürdürme niyetinde olan insanlara mı benzeyeceğim?

O kuyunun çevresinde dolanıp kurcalayarak mı ömrümü geçireceğim ? Ve sonrasında da kendimi "bak işte , bunları söyleyebiliyorsam eğer, demek ki öğrenmişim"diyerek kutlayarak mı yaşayacağım?
Peki onca zaman onca zorluk, sıkıntı vs..sırf böyle bir eylemleştirememe hali için mi yaşandı? Bunları söyledim kendime , özüme..

O yeryüzünde kendisinden başka birşey bırakmasın.... O sözleri düşündüm sonra..Kendinden başka birşey bırakmamak demek , şimdi ne olmak istiyorsan eğer, onun dışında hiçbirşeyi bırakmamak demek olmalıydı. Orada sonsuz bir duvarda , ben çivi izine de , resme de odaklanabilirim ama ikisine de bakmak istersem ..ikisi de gerçekleşmeyebilir. Sadece birini seçmeliym. Kendi dünyamda seçtiğim renkten ötesini bırakmamalıyım. Bırakırsam eğer , gülünecek durum bu olur. Hem de kutuplaşmadan yani şekillerin belirmesinden sözederken..

O arkadaşımın yolundan çekilmek benim için büyük birşeydi . Hem de çok büyük çünkü uzun zaman sonra neredeyse ilk kez, kendim için böyle büyük birşey yapma cesaretini buldum. Artık , ne yer ne içer, zordamıdır vs..demiyorum, sadece onu hatırladığımda ,önce bir kızıp yağdırıp:) sonrasında dilerim iyidir diyorum. Çünkü neyi niçin yaptığını biliyorum. Ortak arkadaşımızın da onunla ilgilendiğini, yalnız bırakmayacağını ve zaten yalnız kalsa bile, bunun da onun yolu olduğunu biliyorum.

Ve işte o arkdaşım benim için kelimenin tam manası ile bir simgedir aslında. Merhamet ten ötürü , senelerce yaşattığı onca sıkıntıya rağmen yine de yanında olmayı seçtiğim, yine senelerce , ne yapar yalnız ;diyerek , kendi hayatımı bile düşünmediğim bir insanın yükünü çekmemeye karar vermek , artık kendimi feda etmeye ve kurban
rolünü oynamaya dair birşeyin sonu aslında.

Bu nedenle Mikailin , kendini feda etmek bitti; anlamında demeleri beni ayrıca etkiledi. Daha ayın başında, tam da bu şeyin iyice içinde iken kalbimi okumuş gibiydi. Merhamet adı altındaki tüm kölelik izlerini siliyordum ama o arkadaşım yani kendi yapıma dair en büyük simge koşulsuzca orada duruyordu. Mikail'in sözleri bu nedenle beni şaşkına çevirdi. Ve tamda bu şeyin değişmesi ile yepyeni , daha önce hiç yaşamadığım birşeyi gördüm, bildim. Demek ki eskiye dair bu simgenin kesin bir şekilde yıkılması gerekliydi.

Ve bundan sonra ne olacak? Ne olacak tam olarak, yer gökmü sallanacak vyoksa hiçbirşey olmayıp şok mu yaratacak vs.. bilmem ama , bana göre kesin bir şekilde herşey değişecek . Çünkü herşey bitti , gidilebilecek daha fazla bir yer , denenebilecek daha başka bir yol yok gibi.

Kap boş iken, dolu imiş gibi yapmak , sadece o şeyin evresinde dolanma ile geçen bir hayatı yaşamaktan öteye birşey değil. Binlerce yıl boyunca, onlarca insan , gerçek nedir vs..diye sordu ama belki de pek çoğu, sadece sormakla ömür geçirdi çünkü aslında istedikleri bu idi ve istediklerini aldılar da.

Herkes kendi istediği şeyi yaşama hakkına sahip, kim neyi istemişse, ondan daha fazlasını alamaz öyleyse ama hissettiğim odur ki, tam da bu şeyin içinde olan yani dönüşümü değilde, sadece onun çevresinde dolaşarak sürdürülen bir hayatı seçmek, tıpkı bir denizde yüzerken , büyük dalgalar geldiği halde , gelmiyormuş gibi yaptığında yıkılmak gibi.

İşte buna , onca zaman sözüedilen 2012 derim ben.


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 20:46:56
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  20:31:58  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bilinçaltında ya da dışında değişim kendin gerçekleştirirken , bilinçte değişime direnmek gibi..

Ben desem ki, hey sen niye değişemiyorsun öyleyse , hadi madem öyle yap bunu vs... ne değişecek ki? bunu içtenlikle yani aynı zamanda kesin bir şekilde kendime de söylüyorum. Yeterince akıllanabilmek için , önce aptal olduğumu anlamamız gerekiyorsa eğer..

Öncelikle aptallıklarımı kendime sıralayacağım.. ki sorun nerede onu bulacağım.. Sonrasında ,yeryüzünde kendimden başka birşey bırakmayacak kadar korkusuz biri olacağım ,o kadar ki, bir tek ben kaldığım için, dünyamda her yönde ben olacak. Dönüşümde korkaklığın tırsmanın yeri olsa idi, bilmem kaç bin yıl sonra ancak bu dönüşümler yani hasat gerçekleşmez, her an dönüşürdü insan kolayca.

Aynen öyle..Öyle bir gücün olacak ki dönüşüme dair, "şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler saracak; her tarafta kıyametler kopacak". Şems demiş işte, zorum ne ki. O kadar yürekli olacaksın.. Yüreğin yetmiyorsa eğer, aşık ta olmayacaksın..

Ağzında laf evelemeyeceksin , ayağa kalkacak ve dünyayı yerinden oynatacaksın, öyle ki, bunu yapamayan herkes , aslında yapamadığı şeyi yaptığı için , ağzında laf evirip çevirecek ama asla yüreğiyle dosdoğru konuşamayacak,çünkü buna yüreği yetmeyecek..
O arkadaşım da bunu yapıyordu ya, aslında kızdığı şeyi direkt ifade etmek değil, farklı noktalardan vurarak..

Bunlar benim içimden geçen sözcükler , taşkın:), önceden beri düşündüğüm herşeye dair. Bir yanım hep böyle der, öteki yanımsa aksini der.. Kendime kızarım, korkaklığını , yazıyorken yeneceksin diye umut edersin belki ; düşünürsün ama hala o eşiği geçecek kadarını yapmazsın ;der.

Hemen her gün bilinçaltıma inerim ve buna benzer kendime döner düşünürüm, söylenirim. Beni benden daha dosdoğru eleştirebilen kimseye rastlamadım henüz ve bu noktadaki cesaretimden eminim:) Zannediyorum ki bu konuda iyiyim, zaten bir bunda iyiyim.

İnsanların , diğerlerinin kendilerini yerdikleri zamanları değilde , bir ötekisini gördüğünü gördüğümde tam da bu nedenle anlıyorum sanırım. İnsan , yapamayacağı şeyi bir başkasının yaptığını görmek istemez ve bu nedenle en çok buna dikkati çekilir , diğerinin adı geçemez.
Fakat sözkonusu sonuçta benim, nelere cesaret edebildiğimi de bilirim. Elimdeki herşeyi tamamen bırakmaya cesaret edemediğim için , dönüşemediğimi biliyorum.

Sorun o ki, en son kertede , herşeyi bırakacak kadar gücün olmalı. Tüm bilinci..Belki de aslında tüm bu gerçeklikleri bırakışlarımız aslında en son hepsini bırakmak için bir nevi prova. Herşeyin sadece görüntün olduğunu anlamak için, sen diye zannettiğin tüm o görünümleri bırakmaktan başka bir yol yok ise eğer, ağzımda gerçeği, şunu bunu eveleyip durmanın , gerçeği bırakmakla alakası olamaz.

Bunun için Şemsin sözleri bana birşey ifade ediyor.
Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.
----------

Kıyamet kopsun çünkü kıyamet demek , hepsinin bitişi demek..tüm o bilince dair görünümlerin bittiği an demek..

Tam Maharajın söylediği şey gibi..hepsini bırakmak demek.

İleride bir zaman , eninde sonunda 3ü geçip , geçmişimi anımsadığım bir zaman gelecek ve o zaman geldiğinde , tüm bunları hatırlayacağıım demek.

Edited by - pandora76 on 09/06/2012 20:51:36
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  21:18:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Nihayetinde dönüp vardığım tek şey, samimiyet. Bunun ötesinde hiçbirşeyin hiçbir anlamı yok ise , hatta samimiyetsizlik hissetmişsem içimde kendime bile öylesine kızabiliyorsam.. eğer..

Mevlana , bin kere tövbe etsen de yine gel; diyor iken , samimi bir pişmanlıktan sözediyordu demek. Demek aslolan , tüm gemileri yürüten şey samimiyet. Peki ama niye? Çünkü koşulsuzca sevmekse eğer, insanı , kendisini koşulsuzca bağışlamadan nasıl koşulsuzca sevebilir?

Ve öyleyse eğer, samimiyetten öteye birşey ile kendimizi koşulsuzca bağışlayamayız çünkü insan bana göre, gerçekten pişman olmadan kendisini bağışlayamaz ve pişman olmak için, kendimize samimiyetle yaklaşmaktan başka yolumuz yok ki. Yoksa sonsuza dek, "koşulsuz sevgi "der durur, kelimelerle örülü bir dünyaya hapsolurum.

Birşey tetiklemeli diyorsan ,tetikleyecek birşey gerek.. şiir yazmak ,yazmak, okumak, eyleme dönüştürmek , çalışmak vs... kısacası herşeye dair, birşey tetiklemeden olmuyorsa eğer..demek ki içindeki birşey tetiklenmiş, "yaşadığını sana böylece hissettirmiş".

Ancak , gerçekten yaşadım;dediğimde yaşamışımdır, nabzım nüfus sayımına dahil ediyor diye değil.

Değişen ben değilim, dönüşen savaş..

demişti Şair. Yıllar önce sevdiğim biri okumuştu bu şiiri. Hiç unutmadım, demek ki sevdim.

Ve Mevlana, yüce gönlü ile, tek bir kişiyi bile ayırmamış, ne olduğuna bakıp . Ona hayran olmamak elde değil ki, hayran olmamaya dair bir karar alayım. Bütün çirkinliklerden uzak , muhteşem bir gönül...

Gel, gel...
Yine gel.
Kafir, mecusi, putperest olsan da yine gel...
Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...


Bundan sonra ne olacak demiştim özüme..

Buna hayat karar vericek..

Edited by - pandora76 on 09/06/2012 21:21:53
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 09/06/2012 :  22:45:54  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İnsanın diğer varlıklardan üstün olması da ne demek ki herşey özünde bir ve eşit iken..

Tam böyle ya da bunun gibi birşey olmalı öyleyse gerçekten de.. Dualiteyi kabul ettiği için insanın karşısında eğilmiş olmalı. .

Samimiyete dairse eğer, Mevlana dan iyi bir örnek var mı ki..Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol;diyen..

Hem samimiyetsizce duracağım hayatın karşısında hem de buna pas geçip, gülümseyecek kadar sevgi dolu olacağım. İronik..

Hayatın , içinde ancak içtenlik barınırken , Damla nın sevincinde içtenlikten başka birşey yok iken ,hayat " içtenlikle yaratırken ", içtenlikli olmayan herşeye bir de gülüp geçecek kadar "içten "olmak...

Mevlana da , toplumun düşüncelerine aldırmaz iken , bazı normlara saplanıp , sadece o yoldan giderek/oradan bakıp değerlendirerek ve bu iyi bu kötü yoldur;dememde zaten ve o da aynı şeiy söylüyor,aynı yere geliyor, Maharaj olsun, Ra olsun, hepsinin söylemek istediği şey gibi.

Toplumsal normlardan , öğretilerden uzak ol, gerekirse sıranın dışında ol.
Abraham, uğuldayan bir insan kalabalığına kulak tıkamasını öğret oğluma ;der iken aslında bu gerçeği dillendiriyordu demek.

Mevlanayı okumakla onu anlamak , farklı şeyler olsa gerek ...demem bu yüzden.. Onu kalpten anlamak , onunla bir olmak ise eğer, gönül onu anlamak istiyor , onun eşsiz yüreğini gördüğünde. Özü benim özümden farklı olmayan Mevlanayı anlamak...

Ve damla , hayatı yine ciddiyetle yaşıyor, tüm doğallığıyla , içtenliğiyle, samimiyetiyle..yani onun için o kadar ciddi bir iş yaşamak..Aşkla yaşamak..

Kendim dediği şey aşk sa eğer,aşk benden uzak olamaz,benden uzak olmayanın da benim tarafımda tarifi imkansız olamaz. Ne haddime ki aşktan sözetmek..demek, bana şahdamarımdan daha uzak olmayan özümü dillendirememek gibi birşey. Ben aşkın kendisiyim, aşkın kendisini her an varettiği şeyim..

Anlamsız bir masalın ortasında iken , anlamsız bir masalda olduğumuzu da bilemeyiz, öyleyse eğer, aşk, masallara kanmayacak kadar ciddi birşey .

Gerçekten yaşamak böyle ciddi birşey olsa gerek ve belki de tam bu nedenle Damla kadar ciddi olmak gerek..

Öyle seveceksin ki..günü geldiğinde şöyle diyeceksin:

Seni öyle çok seviyorum ki..ne kadar sevdiğimi ben bile bilmiyorum..


Edited by - pandora76 on 09/06/2012 22:47:45
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 10/06/2012 :  21:29:16  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Adalet nedir? – Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? – Dikene su vermek.

Mevlana .

Açıklık, sadelik.. Özüm yani tüm o görünümlerin arkasında duran ve onlara hayat veren öylesine sade .. Görüntüleri çıkarırsan ne kalır?sadelik.

Benim özüm ,senin özün diye birşey olamaz bir'likte ,eğer öz sadece bir ise..

Ergünün, hakanın , pandoranın, damlanın özü aynı . Hatta Mevlananın, maharajın , oshonun ..hepimizin özü aynı ise, ben im de özüm aşktır, bendeki de bir o kadar aşktır, öz aşk demekse eğer, herkes aşka aşıktır.

Ve öyleyse eğer , kimse kendisine (öz) diğerinden daha uzak olamaz. Hangi yoldan gidersem gideyim, orada yolun sonunda beni sadece birşey bekliyorsa , yolu yapan yol-cu-dur.

Yukarısı ve aşağısının bir olması.. Bu söz spritüel bir terim ve ben de ona, iç ve dışın bir olması diyorum. Sözcükler "farklı" ama anlatılan şey "aynı". Demek ki, sözcüklerin "esasında" aynı şeyi anlatması gibi, isimlerin(Ergün- damla-mevlana-hakan-pandora) anlattığı şey de aynı.


"Bir insan acı duyabiliyorsa canlıdır. Bir insan başkasının acısını duyabiliyorsa insandır."


____Tolstoy____

Maharaj ın kendisine dair sonsuzca bir mutluluk duyması ama diğerlerinin acısını da hissetmesi gibi. Belki de , diğerlerinin acısını bile hissedebilecek kadar sonsuz bir yüreği olduğu içindir mutluluğu..

Mevlana ve Şemsi yazdıkça , onların aşkı (şems:güneş)doğdu demiştim. Tabi ki özüme ermiş değilim. Buna anlam veremedim ama..tam o günlerde hayatımın sadece bana ait sınırlarda, çok güzel şeyler de girdi hayatıma..

Dıştan bakıldığında, heralde öyle olmalı ve yapmalıyım bunu; dediğim ve esasında gönülsüz durduğum şeylere karşın, içten içe ,içinde gerçekten sevmenin barınmadığı birşeye gönüllü değil iken..Sevgiye dair , buldum.. Herşey , sözcüklerle tarif edemediğim kadar güzel.. öylesine güzel.. ve demek ki, sözcüklerin tarif edemediği yani aklın sınırlarının bittiği yerdeymiş mutluluk..

Çocukken o ateş böceklerini yakalamaya çalıştığım an gibi..O kadar güzeldi ki,onca yıla karşın, her düşündüğümde, yine de mutlu ediyor beni.. O gün yıldızları avucuma alabilir , güneşi bile tutabilirdim.. Bir çocuk olduğum halde, o kadarını bile yapabilirdim..

Belki de cennet, hayatının en mutlu anına geri dönüp o an da kalmaktır. Bir filmde geçiyordu bu söz , mahkum ölmeden önce söylüyordu ve sevmiştim çünkü cennetin böyle bir yer olmasını isterdim.

An da kalmak, an' ı yaşamak..Her an yeniden doğduğun için , "an' ın kendisi olmak"..

O yolumu ayırdığım dostuma haksızlık mı ettim , yapmasa mıydım bunu; demedim de değil tabi. Zaman zaman bu tür girişimler geçiyordu aklımdan , yapıyordum da hatta ama sonrasında , bir lleri iki geri oyununu oynuyordum çünkü içim elvermiyordu. İşin ilginç yanı o benim , kişisel bilgilerimize göre ,karmik bir görev için özellikle biraraya geldiğim bir insanmış, ikiz ruhlar mı ne, öyle ya da onun gibi birşeydi ve bu tür ilişkilerin bitmesi durumunda çok güzel şeyler olabilirmiş.

Bilmem ne kadar doğrudur ama hakikaten de oldu, güzel şeyler oldu.. Benim hayatımdaki en muhteşem şeylerden biri , kesin bir şekilde aramızdaki bu bağı koparmak oldu.

Ve gerçek bir ilişki bu değildi. Birinin sana sığındığı için onu kabul etmeye devam etmek ve ona olan bağlılığın, sadakatinden ötürü, "kendine sadakatsizlik etmek"..Gerçek bir ilişki yoksa eğer , onu bırakmak gerek.

Ya kendime olan sadakatim? Bağlılığım? Bunlar hep aklımda idi ve onun yolundan çekilmek özellikle kurguladığım birşey değil, içimde kendime duyduğum sevgiyi ,gittikçe daha fazla hissediyor olmamdı. Yani herşey aslında içimdekinin dışa yasımasıydı.

Sevgi ise eğer, o benliğin vasıtasıyla ,ne olmaman gerektiğini anlayıp , onu sevgiyle kucakla kendi içinde , umursamaz olma ama ve hatta kendinede de umursamaz olma ve dengeyi de kur kendi içinde, bırak ve kendine sadık ol.

Gidip ille de birşeyin kölesi olacak değilsin , merhamet adına.. Umursamaz olmamak demek, gidip köle olmak değil, olanı anlamak , en azından anlamayı denemek demek.

Köleliğin içinde sevgi barınır mı? Saygının olmadığı yerde sevgi barınır mı? Bir kölenin kendisine saygısı kalır mı?

Sevgiye dair...
Nedense aklıma geldi , şimdi şu an.

Eskişehirde , seneler önce ,porsuğun kenarındaki bir cafede , gündüz vakti,boş yer yok diye oturduğum o masadaki kadınların hayat kadını olduğunu söylediklerinde sessizce, pek de aldırmamıştım, napıyım , neyseler ne. Gece vakti onların çalıştığı bir zaman değil ki.. Müşteri aramıyorlar ki şu an. Gerçekten de tek istediğim şey ,ablamla buluşma anına kadar bir çay içmekti ve kalabalık, yer yok iken , nereye gidebilirdim ki ve ayrıca onlar da vebalı değildiler ki. Çevremdekilerin yadırgayan yaklaşımına gelince..Çok da umrumda.. Ben sizin kurallarınızı çok takmadan yaşadım, insanlar tepki gösterirken öte yandan gelip sessizce "keşke senin yapabildiğin şeyi yapabilseydim , kimseyi takmadan yaşayabilseydim"dediler. Delinin aklı olur mu:)

Ve sonra telefon geldi ve ben aceleyle hemen gitmiştim. Hesabımı ödemeyi unutmuştum yani.. Sonra aklıma geldiğinde ve geri döndüğümde hesabı ödemek için, kadınların benim adıma hesabımı ödediklerini öğrenmiştim.

Çok duygulanmıştım. Kendilerine saygısızlık etmemiş onları senin benim gibi insan yerine koymuştum çünkü onlar "gerçekten de insandılar", hatta hiç tanımadıkları birinin hesabını ödeyecek kadar insan.. "Öz'ü benimle aynı öz' e sahip insanlar".

Kendine saygı..İnsana saygı..Onlara gösterdiğim saygının karşılığını tam o an almıştım, aslında özellikle saygı göstermeye çalışmadığım , herkese davrandığım gibi davrandığım halde..İstanbuldan biri kalkmış gelmiş gezmeye ve onlarla aynı masaya aldırmadan oturmuş..

O kadınların bana bakarken , geçekten istedikleri şeyin, sadece saygı ve sevgi olduğunu gördüm.. Bu bakışı hiç unutmam, çevredeki pek çok kişi onlara cüzzamlı gibi bakarken , benim aldırmadan masalarına oturmamı ve normal , her zamanki gibi davranmamın ardından gelen ilk şaşkınlık ve sonrasındaki içtenlikli bakışı.

İnsan aslında buna hasret, gerçekten sevilmeye , bunu gerçekten hissetmeye...

Ve sevgi, böylesine dönüştürüyor demek.. Tırtıl kozasında iken değişir ama ancak kelebek olduğunda dönüşmüştür. Değişimle dönüşüm arasındaki fark , dönüşümde geriye dönüş olmaması demek öyleyse.

Kelebek tırtıllık günlerine özenir mi hiç? Özenmiyor ki, uçmaya devam ediyor.. O sadece uçuyor..Özgürce uçuyor..

Aşk , kendisinden başka birşey bırakmamalı öyle mi.. Üzerindeki tüm elbiseleri çıkarmalı, ta ki , sonsuzluğun aslında kendisinden uzakta bir yerde olmadığını , aşkın kendisi olduğu sadece sözle değil, yürekten söyleyene kadar.

Öz , tüm görünümlerinden ötede birşeyse eğer, kendisinden başka birşey bırakmamalı..

Herşey benim, dersem eğer, hiçirşey olurum aynı zamanda çünkü ben diye tanımlayabileceğim ayrı bir alan kalmamıştır.

Odamda şu an hareket eden tek şey ben olduğum için "ben pandorayım "diyorum ama tüm eşyalar da benim deseydm, ayrıca bir ad ile , tanımlayabilir miydim kendimi? Pandorayım ben;diyebilir miydim? Şu masa, ayna, kalemlik, kombi, dolap, pandora vs..ne varsa benim derdim sadece yani herşey olduğum an, hiçbirşey olurdum.

Beyaz ışık olurdum çünkü ben diye birşeyi ,diğerlerinden ayırdedemezdim, "herşey ben'im" dediğim için.

Demek bu nedenle Maharaj"hayatım ben herşeyim ve hiçbirşeyim sözlerinin arasında geçiyor"diyordu.

Yazdıklarımı bugün okudum yeniden , gülümsedim. Birkaç fikirle başlayıp , ardı ardına o fikirleri de hızla düşünmenin anlamını düşündüm. Tıpkı şiir yazar gibi..Eskiden olduğu gibi.. Vapurla karşıya geçerken , o martılara simit attığımızda , onların simidi yakalarken duyduğum his gibi..

Güneş ay doğsun diye batıyor ve "geceleyin" bu şehir olduğundan daha güzel gözüküyor çünkü ne varsa hepsini örtüyor..

Damla ruhuma hayat veriyor ,demek ki onun kadar küçük insanlar , bir insanın hayatında büyük öyküler yazabiliyor.. Onların hayatına hayat verebiliyor..

Edited by - pandora76 on 10/06/2012 22:22:34
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 11/06/2012 :  17:44:44  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Mesih bilinci ve yeniden doğmak.. 2000 yıl önce oradamıydık ve gerçekten yeniden o bilinci yeryüzüne getirmek üzere yeryüzüne gelmeyi mi seçtik..
------------------

Öz , tüm görünümlerinden ötede birşeyse eğer, kendisinden başka birşey bırakmamalı..

Herşey benim, dersem eğer, hiçirşey olurum aynı zamanda çünkü ben diye tanımlayabileceğim ayrı bir alan kalmamıştır.

Odamda şu an hareket eden tek şey ben olduğum için "ben pandorayım "diyorum ama tüm eşyalar da benim deseydm, ayrıca bir ad ile , tanımlayabilir miydim kendimi? Pandorayım ben;diyebilir miydim? Şu masa, ayna, kalemlik, kombi, dolap, pandora vs..ne varsa benim derdim sadece yani herşey olduğum an, hiçbirşey olurdum.


Karadelik ufku , ışık ışınlarının kaçamayacağı bölge ise eğer, elbetteki karadelik ve uzay birbirinden farklı olmalı ve karadeliğin uzaydan farklı olmasının nedeni de bu olmalı.

Tıpkı birinin ela diğerinin mavi gözlü olmasındaki "fark " ve ikisininde "göz "olmalarından dolayı aynı olmaları gibi.

Ben herşeyim der isem , sadece herşey yani "bir ad" ile tanımlanan birşey olmuyorsam artık (pandora) , o zaman herşey olmak demek , aynı zamanda o adlardan hiçbiri olmamak demekse eğer, varoluşun dışı var mı yok mu vs..gibi bir tartışmanın anlamı ne?

Öyle veya böyle , dışımı var içi mi, demenin manası ne, bilgiyi uygulamadıktan sonra? Var mı yok mu, deneyip görelim o zaman.. Madem gerçekten bunu merak ediyoruz, tek istediğimiz bu. Yöntemleri denemek istemezmiydik , ?

Bir de o var . Ruh varsa eğer, metafizik gibi bir kavram doğacak ve materyalizm veya ona benzer birşey sekteye uğrayacak, öyleyse onun aksini ispatlamak gerek, ruh yok ;demeye getirmek gerek..

Hepsi anlamsızlık sadece .Önceden yani inançsız zamanlarıma dair geçmişimden gelen bir şey idi bu, aklıma geldi , yazdığımı yeniden düşününce.

Nasıl ki karadelikler , ışığın olmamasından ötürü belirgin bir fark taşımakta ise ama bu fark , "karadelikten ayrı bir yerde ", uzay da ondan "tamamen kopuk başka bir yerde"olması gibi birşey değilse..Şunun gibi..

Şu an zihin dünyasında , bakış açımdan ötürü , ben "pandoranın bulunduğu ev" ve "yan taraftaki komşumun evi" , birbirinden "ayrı yerdeler". Yani birbirleriyle ilintileri yok. Öte yandan , genişlemiş bir görüş açısından bakıldığında , o ev de bu ev de bir gibi gözükebilirse eğer..
Şunun gibi..

Yerde iken , şuradaki taş ve ötedeki taş birbirinden "ayrı ve uzaktalar" ama uçağa binip baksam , o taşları görmem bile , "gittikçe hiçleşir taşlar", hiçleşene /göremediğime taş diyebilir miyim? Taşı görmez iken nasıl "taş orada diyebilirim"

Ve daha ötesi uzaya çıksam...
Dünya bir gözükür, taş , şehir vs..hiçbirinde eser kalmamıştır. Daha da öteye gitsem.. dünyam bile kalmaz...Hiç olur Dünyam...

Hani "Maharaj'ın hiç liği gibi"..

Yani, ben herşey olduğum "an" (tıpkı karadelikler ve ışık gibi) hiçbirşey de oluyor olmalıyım .

Öyleyse eğer, ortada sadece bir tek şey var ama görüş açısına göre değişen birşeye dair , "uzay ve karadelikleri birbiriyle alakasız iki oda gibidir "diyemem ama tıpkı uzay ve karadeliklerin aslında bir ama ışığın yokluğundan ötürü , farklı görünmeleri gibi birbirinden ayrı nitelendirmem gibi, ruh ve beden hem bir hem de birbirinden ayrı olmalı.

Yani yoğunluk farkı gibi birşeyden dolayı gelen bir ayrılık , tıpkı aynadaki görüntülerin aynadan farklı ama yine de aynadan olması gibi.

Onlara dokunsam somut birşekilde hissedemem(ayrı) ama aynı zamanda onların aynadan ayrı olduğunu/aynaya ait olmadığını da söyleyemem, aynanın dışında olmadıkalrı için. İşte fark bu benim için.
------------------

Benim eski bir materyalistler kadar katı bakan bakış açıma dair bir tartışma konusuydu bu, aklıma geldi, önceki mesajımda yazdıklarımı okuduğumda. Gülümseyerek hatırladım o günlerde yaşadığım şeyi.

Ve sonsuza dek sürecek bu, hiç bitmeyecek çünkü insan sorunun cevabını değil , sonsuza dek sürecek bir arayışı istiyor , bu onu mutlu ediyor , çünkü "aradığı müddetçe varolabiliyor" ve kendisini kaybetmekten korkuyor, bu nedenle aramaya devam ediyor, korkusunu yenemiyor...

Hani vardır ya..Zaman kaybetmemizin nedeni , onu tekrar bulmak için mi? Hadi öyleyse , zaman kaybedelim ve "yeniden bulmak için" oyununu oynayalım.

"Belli bir notanın ötesinde, artık geri dönüş yoktur. İşte o noktaya ulaşmak gerekir."
KAFKA

Ey insanoğlu kolla kendini!
Ne diyor karanlık gece?
"Uyudum, uyudum- derin uykulardan uyandım:
Dünya derindir
Hem de gündüzün düşünemiyeceği kadar.
Acısı derindir
ama sevinç acıdan da derin.
Acı der ki: geç git!
Sevinçse sonsuza dek sürmek ister,
uçsuz bucaksız sonsuzluğu ister."


Nietzsche

Edited by - pandora76 on 11/06/2012 18:36:01
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/06/2012 :  00:59:58  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Kumran..

Şakirtleri isa' ya dediler :
sonunuz nasıl olacak söyle bize?
isa dedi :
sonu aradığınıza göre
başlangıçın perdesini mi açtınız?
çünkü başlangıç nerede ise, son orada olacak.
mesut o kimsedir ki başlangıçta duracak ve sonu bilecek ve ölümü tatmayacak.


Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak...

Ayna kirli, mesela çatlamış/kırılmış iken , görüntüyü de ayırır, aslında aynanın karşısında sadece "bir "kişi var iken , onu "bir çok kişi" gibi gösteririr, aynanın çatlaması. Evrensel zihin.. Ona sevgi de ... Herşeyi kapsadığı için, evrensel ;adını verdiğimiz zihin. Birleştiren yani evrensel/saf ayna...

Fizik ötesi , maddesel yollarla algılayamadığımız ise, bu , fizik ötesinin yani metafiziğin "farklı birşey"olduğunu göstermez, sadece , fizik ile algılanamayan olduğunu gösterir ama yine de o oradadır.

Suyun 3 hali birbirinden farklı olsa da, su/buz/buhar .. onların özü "aynı".
Aynı şey.

Şair demiş hani..Değişen ben değilim dönüşen savaş..

H2O değişmiyor ama farklı görünüyorsa sadece...
Suyun buhar haline "buhar "diyorsam bile , su geliyorsa aklıma..Derim ki ona "ruh", ötesine de "madde".

Sorun sadece ayna olmalı.

Üzerimde 7 kat elbise var... yani yedi kat görünüm.. Görünümlerimi gördüğüm içn sadece , görünümlerime kaynak olanı bilemiyorum. Aynaya bakarken sadece "elbiselerimi görüyorum".

Sorun o ki, üstümdeki elbiseyi çıkarabilmem için, üstümde elbise olduğunu anlamam lazım.(hep-si yim o elbisenin demem)

Yani tam bu nedenle herşey olmak demek , hiçbirşey olmak demek..

Gerçek basittir onu karmaşıklaştıran sizsiniz..Maharaj..

Gerçeği yeterince karmaşıklaştırırsam , içinden çıkamam ve sonsuza dek kendimi kandırabilirim , öykülerimle yarattığım dünyaya , herdefasında bir hayat daha verebilir, böylece bir rüyaya daha hapsolabilir , mutluluk diye zannettiğim bir şeyin içinde ,haz ve acı arasında gidip gelirken , mutluymuş gibi yapabilirim .

Ne avuntu ama!

* ey ulu yıldız..! kendilerine ışık saçtıkların olmasaydı,
saadetin nerde kalırdı..!

Nietzche.

Öyleyse eğer ...

İnsan, kendini kendine akıtmayan nehirlere uğramamalıdır. (J.P.Sartre)

“hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşıcakmışsın gibi yaşa, istemediğin bi durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bi şeyi çok mu istiyosun, ama buna cesaret edemiyomusun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiç bi zaman cesaret etmediğin için ulaşmıycaksın, o yüsden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bi kısır döngü oluşturabilmiş ol.”

“nietzsche”…

Ve o çok sevdiğim şiiriydi bu , ilk gençlik yıllarımda ilk okuduğum , o kadar genç iken düşünceleriyle beni altüst eden filozoftan..


Öyle bir hayat yasiyorum ki ,

Cenneti de gördüm , cehennemi de

Öyle bir ask yasadim ki, tutkuyu da gördüm , pes etmeyi de.

Bazilari seyrederken hayati en önden,

Kendime bir sahne buldum oynadim.

Öyle bir rol vermisler ki ,

Okudum okudum anlamadim

Kendi kendime konustum bazen evimde,

Hem kizdim hem güldüm halime,

Sonra dedim ki " söz ver kendine "

Denizleri seviyorsan , dalgalari da seveceksin ,

Sevilmek istiyorsan , önce sevmeyi bileceksin ,

Uçmayi seviyorsan , düsmeyi de bileceksin.

Korkarak yasiyorsan , yalnizca hayati seyredersin. Öyle bir hayat yasadim ki ,

son yolculuklari erken tanidim

Öyle çok degerliymis ki zaman,

Hep acele etmem bundan,anladim...


Nietzsche

Edited by - pandora76 on 12/06/2012 01:07:33
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/06/2012 :  21:06:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
mutluluk diye zannettiğim bir şeyin içinde ,haz ve acı arasında gidip gelirken , mutluymuş gibi yapabilirim .

Bu çok karamsar bir an' a dek gelen bir cümle gibi dursa da, değil aslında, buna uzun zamandır inanıyorum çünkü. Gerçek mutluluğun sadece o tamlık hali olduğumuzu anlamak /aydınlanmak olduğuna, gönülden inanıyorum.

Hayatmızda pek çok şey güzel gidiyor olabilir , sevinçlerimiz de olabilir ama gerçekte o her varlığın acısını bile hissedecek kadar engin yüreğimizi yani sonsuzluğumuzu farketmedikçe , tam bir mutluktan sözetmek .. hislerim diyor ki, gerçek mutluluk bu değil..İnsan , özü ne ise , onu bilmediği halde, hala gerçekten mutlu olabilir mi? Kendisine yabancı , öylesine ararken , evinin yolunu bulamadıkça,kaybolmuş ve şaşırmış..

Spitüalistlerin sıkça dillendirdiği gibi: "yuvaya dönmedikçe"

Dünyanın en güzel evi, kendi evimizdir çünkü o "bizimdir".

Burası benim rüyam yani matriksim mi? Yani özün, pandora adıyle yarattığı matriks ? Tabi ki öyle ve matriksin matriks olduğunu söyleyen de yine matriks.

Soru şu ki.. rüya gören biri rüya görüyor olabileceğini, hala rüya görüyor olduğu halde nasıl düşünebilir.

Rüyanın rüya olup olmadığını sorgulayan da rüyada çünkü. Bu nasıl olabilir ki? Bir rüya, rüya olduğunu nasıl anlayabilir ve dahi bundan şüphe edebilir ki, sadece rüya varken etrafta ?

Derya.. "Acaba benim gerçeğim ne, bir erkek olabilir miyim"... der mi. Tabi ki demez , o kadındır, gerçeği budur ve gerçeğini gerçek yapan şey , ondan "emin oluşudur".

Bir rüyanın içinde iken "acaba bu bir rüyamı , gerçeğim ne acaba"diye soran kimdir öyleyse. Gerçeğin, gördüğü rüya olmadığından şüphelenen biri. Madem ki Derya kadın olduğu gerçeğinden kesin br şekilde emin olduğu için ben erkek olabilir miyim; diye sormuyor, öyleyse , gördüğümüz rüyanın gerçek olup olmadığını sorgulattıran/bizi şüpheye düşüren bir başka şey var..

Gerçeği sorgulattıran şey , masa ,kalem vs..gibi bir başka şey olamaz ki, bu onları ilgilendirmez ki,sadece "gerçek kendisine dair sorguyu yaratabilir bizde".

Bu örnekleri düşünüp, aklımda yeni kurgular yaratarak , bir de sezgiler değil, akıl yoluyla , gerçek dediğm şeyin, bedenden ötede ama yine de onunla bir ve aslında aynı(o pandorayla, Ergün le, Deryayla vs.. yani hepsi ile aynı , aynı zamanda)olabileceğni düşündüm. Düşündüğüm örnek ,bence makul bir örnek .

İşin şu yönü de var tabi. Mesela belki çok küçük bir ayrıntı ve önemsiz gibi gözüken birşeydi ama benim ayrıntıları önemseme huyumdan ötürü olsa gerek , belki de komik bir şekilde niye 6 veya 8 değilde 7 yoğunluk var;demiştim kendime.

Yani niye ki? 77, de olabilirdi?

Şu an kurgulanan gerçek in ötesinde belki 77 yoğunluklu yerlerde vardır veya vs.. vs.. neyse ne..sonuçta şu an ki matriksi , "gerçek mi "diye sorgulatan bir şey olmalı ise ,benim kendi rüyamı sorgulamam yeterli olmalı öyleyse.

Bir başkasıyla aynı rüyayı göremiyorsam ve uyanmam gereken ,benim gördüğüm rüya ise, neden bir başkasının rüyasını da sorgulamam gereksin?

Bir rüya yaratmışım ve o rüyada şu an klavyeye yazıyorum. Hepsi matriks ve bu matriksin tamamının bana ait ve öte yandan hiçbirinin bana ait olmadığını bilmek , şu şudur gerçek ;demek değil , sınırları çizilmiş tam bir tanım da değil.

Sadece , gerçeğin bir başka yüzünü anlatıyorsa..Birinde iken asla tam anlamıyla tüm bilgiyi bulamazsın(sonsuz bilgiyi toplayamazsın-bilinç) , ötekinde ise kendini tanımlayamazsın( tanımsız olduğu için-bilinç ötesi)

Bu nedenle aydınlanmak demek , bilinmeyeni , bilmek demek bana göre ve zaten bu da aydınlanma adına önemli bir fark değil mi? Tekamül sonsuza dek devam etse ne olur, ne farkeder. Aydınlanmış ve kendini gerçekten olduğu gibi, sonsuz yani tam hissediyorsun, bu en önemli fark değil mi..

Bir "fark var ise", farkı farketmek yeterli ise..sonsuza kadar sürer tekrar eder tekamül öyleyse vs.. demek yeterli değildi bu nedenle benim için. Önemli olan o aydınlanma noktasında yaşayacağım" doygunluk/tamlık hali .

Doygunluk hali sonsuz olduğumu hissetmekse eğer, sonlu görünümler süregelse bile halen , ben kendimi sonsuz hissediyorken , bundan daha büyük bir fark mı olur.

Hapisten çıkan bir insan , "bir fark yokmuş , orada hala mahkumlar var "der mi.

O kadar büyük bir farktır .Çünkü o artık "mahkum" ,değil , "özgür" bir insandır, herkes özgür olmasa bile.

Cern deneyi belki de onlarca yanlış bilgiye sahip olduğumuzu söyleyecek , olabilir de , lakin benim cerni bekleyecek sabrım yok.
Bir çocuk nasıl yetişkinliğe tekamül ediyorsa , "onun bedeni olan evren de tekamül edebilir".

Hayatın içinde niye acı da var , hadi onu kabul etme gerekliliği , acı da hayata dair olsa da ..Hayatın kendisi senden birşeyler alacağı için acı var. Çünkü kaybedecek birşeyi olmayanlar , cesartinden korkulacak insanlardır ve spritüalizmde sözedilen katalizör faktör de tam bu nedenle var bana göre..

Ben , içinde eşyası olmayan bir evde yaşamayacaksam eğer, o eve de girmem. Ve eğer kendiliğinden bırakmaya razı değilsek tüm bu rüyayı , bizi onu bıraktırmaya zorlayan tüm acılarda (katalizör , aslında içten içe kendi yarattığımız bir düzen olmalı). Ne garip...

Eninde sonunda hepsi bitecek ve o gün geldiğinde , hepsini gülümseyerek hatırlayacağız, bunu biliyorum hatta buna eminim. Bildiğim birşey var ki, bu kadar emin konuşuyorum..
Ben asla hiç olmayacağına inandığım birşeyin peşinden gitmedim.

Kimi zaman hataların olsa da , sözümü tuttum özüm; diyebiliyorsan , bunu söyleyebilecek kadar inanabiliyorsan , sözünü tutmuşsundur. Onca zaman geçse bile, yine de orada verdiğin sözünü unutmamışsan eğer, söz verdiğin özüne tutkuyla bağlanmış, kendini özüne adamışsın demek . Şimdilik her anında adanmışlık duygusu olmasa da , bu bir başlangıç demektir ve hiç başlamamaktansa , başlamak iyidir .

Bir ideal , bir amaç, ister büyük ister küçük olsun , mesela eşine ve çocuklarına bağlı olmak , hayallerinin peşinden gitmek , dünyayı dolaşmak ta olabilir veya aşkı aramak , iyi yemek yapmak , halı dokurken en güzel renkleri biraraya getirmek .. ve akına gelebilecek herşeye dair..ne yapıyorsan onu sevgi ile yap.. hakkını vererek yap..

Rüyayı gören bile özüm ise, demek ki rüyalarım bile özümdeki mutluluğun gölgesi..

Bir gölgeyi bile bırakmayı istemeyecek kadar sevebiliyorsam , ona hayat vereni, kaynağı nasıl severdim , kimbilir..

"Gökyüzü ebedi ihtişamını göstererek üstünde dönüyor. Ama senin gözlerin hala yerde."

Dante...

Ay doğmuyorsa yüzüne,
Güneş vurmuyorsa pencerene,
Kabahati; ne güneşte ne de ay da ara...
Gözlerindeki perdeyi arala!..


_____MEVLANA_____

Edited by - pandora76 on 12/06/2012 21:43:47
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/06/2012 :  23:57:42  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Mesih bilinci üzerine uzun zaman bir araştırma yapmadım yani spritüel anlamda , incili çok iyi bilsem de. Ama pek tabi merak sardı içimi ve aslında yazdığım pek çok şeyinci denen şey ile oldukça bağaştığını öğrendim. Yani okuduklarımda gördüğüm buydu.

Matriks..ve Neo sürekli savaşıyor, filmi uzun zaman oldu seyretmeyeli ama.. En nihayetinde Neo , savaşının sonunda , aslında onun kendisi olduğunu(diğer yanı) anlıyor.
Savaşçının yolu, Paulo Celho..

Galiba Neo ve mesih bilinci özdeşleştiriyor. Savaşçı arketipi ,bizim bir aşamamıza denk iken..

Prangalarından kurtulmak ..Ayağında zincir bağlanmış ise, yapman gereken şey , zincirlerinden kurtulmak olmalı.

Maharaj , üstadı için , o öldüğü halde , onun sözlerini doğrulama ihtiyacında olduğunu , ona o kadar "güvendiğini" ve gurusunun sözlerinin doğrulamazsa eğer öleceğini hissettiğini ;demiş. Anlamı bu idi, hatırlamıyorum şimdi yerini.

Benim en çok ilgmi çeken kısımlardan biri bu olmuştu. Maharaj ı aydınlanmaya götüren yol kesin bir şekilde gurusuna olan inancı oluyor. Ve spritüalizmdede geçer bu, bir üst rehblere ve onların rehberleri vs..

Mesih bilinci benim için bu yani prangalarını kırmak demek...
Hep ne derdim ben? İşte dillendirdiğim şeyler benim tarafımda benim içimdeki mesih bilincine dair yaptığım yorum.. mesih bilincine sahip onlarca insan şimdi bu dönem Dünyada iken , bende ki yankısı da bu.. Belki de bana en fazla yankı veren , hiç aklımdan çıkmayan kısımları, şimdi burada birleştirmeliyim.

Kendi sonsuzluğumun farkına varmam demek ve sonsuzluğumu anlamam için de, eşsiz ve benzersiz yani sonsuzluğa denk bir yol yaratmam demek...demiştim..

Bunun için de herşeyde özgür olmam gerek. Peki özgür olmak için ne yapmam gerek.

Nasıl ki bedenimin her parçası benim için bir ve eşittir, işte tam bunun gibi, hiçbir varlığın bizden üstün veya önemli olmadığını bilmek demek. Sadece liyakatlerin olduğunu , denemedikçe liyakatimin ne olduğunu bilemeyeceğimi bilmek.

Bütün toplumsal yargıları , düşünüş biçimlerini, bilgiyi, bize öğretilenleri vs.. yani ne varsa hepsini.. sorgulamak ve kendini belli bir yapının içerisinde sınırlandırmamak demek.
Başka nasıl eşsiz olunabilirdi ki, sonsuzluğumuz gibi..

Bu da , şuna buna ,ruhsallığa vs.. ye dair tüm hiyerarşinin dağılması, alt üst kavramlarının sonu , böylece herşeyin sadece benim bir parçam olduğunu ve "ben dediğimin" öylesine eşssiz olduğunu bilmek , "merkezde durmak" demek zira bedene can veren beyin , merkezdedir ve sonsuzlukta ,merkezimizdeyse eğer, merkezde durmadıkça , nasıl sonsuzluğumun farkına varabilirim ki.

Pek tabi bu da ,kitleleri izlemek yerine , kendi yolumuza gitmek , sadece inandığımız şeyi izlemek demek. Zira birşeye inan; diyen , o inancın gücünü veren kalbimse eğer, sonsuzluk kendisini ancak kalbimle dillendirebilir.

Ve Maharaj ın dediği gibi..İnsanlar diğerlerine sadece yıldızları gösterebilir, yıldızları görmek , onların işidir.

Bu doğru zira kimse yldızlara başkasının gözlerini ödünç alarak bakamaz. Böyle demiştim dime..hatırladım şimdi bu vesileyle.. Ama doğru demişim sahiden de.

Nihayetinde birbirimize sadece , yıldızları gösterebiliriz çünkü gerisi olanaksız çünkü aksi durumda , biri diğerinden daha az sonsuz olurdu. Bu da saçmalık olurdu..

Öyle bir gün gelecek ki, insanlar birbirlerinin düşüncelerini okuyabilecek çünkü herkes özüne o kadar yakın hissedecek, özünü duyabilecek, kimseye gerek duymadan O içinizde ise, onu duymak zor olmamalı..demişti Maharaj. Özüm bana diğerlerinden daha uzak değil ki, gidip alt üst hiyerarşisi içinde , insanrı özüne değil de kendine yöneltenleri dinleyeyim, onları kendime efendi yapayım.

Maharaj , tekrar tekrar sizi içinize yöneltmeli, yapılması gereken sadece bu ;anlamında birşey demişti. Ben de inanıyorum buna.

Edited by - pandora76 on 13/06/2012 02:19:40
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 13/06/2012 :  00:18:55  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Abraham ne demişti: "Oğluma iyi olanı almasını öğret "demişti.. Ve dıştaki guruların sadece içimizdeki gururun yansıması olduğunu , onların sadece birer yoltaşından öteye olmadığını anlatmıştı.

Hepsi o kadar ..Yolu yaratacak olan sadece biziz. Gerisi laf...Diğerlerinin bizim yolumuzda bundan öteye hiçbir faktörü yok bana göre ,kendimi "şu şu kişi veya kaynağa göre sınırlandırırsam "onun dışına çıkabilmem ne mümkün?

Hayatı yorumlayışım da en fazla" o kadarı" olabilirdi yani o kadarı ile "sınırlanır", sonsuzluğum kadar sınırsız olamazdı.

Ve tabi bunları yaızyorum ama , birgün bunların söyleyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Bundan sonraki hayatımı delirmiş biri olduğumu düşünerek geçirebilirim sanırım:) Hayaller görmesem veya duymasam bile. Ailem ve çevremdekiler son derece normal olduğumu sadece kurallara pek aldırmayan , sıranın dışında yani onların deyimiyle asi olduğumu söyleselerde:)

Ama işin gerçeği o ki, normal olanın normal olduğunu bana ancak normal olmayan biri söylemeli. "Ben normal değilim ve sen ben gibi olmadığına göre , normalsin"diyebilir mesela. Ya normalim diyen normal değilse..Kime veya neye göre..Bir de o var tabi..

Seneler önce bir film seyretmiştim. Adam kadına diyor ki "dua et ki, o dağda iyi bir ateist olsun, yoksa başka türlü hayatta kalamaz " Çünkü oradakilerin hepsi ateist, ve hayatta kalabilmesi için onların arasında , onlar gibi olmak zorunda..

Yine de yaşıyoruz bir şekilde. İtekleyerek te olsa , yine de yaşıyoruz işte:)

Özüm desem ona öyle çok inansam , bütün bu enerjimi ondan alıyor olsam dahi, inanmaz yapıma dair altaypım çok sağlammış. Daha iyi anladım...

Öyleyse ya öyle ya böyle olmak ve diğeriyle tamamen bağını kesmek gerek.. Yok başka bir yol ve belki bu zorluğunda bir nedeni vardır..kimbilir..
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 13/06/2012 :  01:31:47  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ne hayat ama.. İkisi de bir uçta.. Özüne bağlılığın ve korkun..

Ve sorun da o ki, öyle bir noktaya geliyorsun ki, artık istesen bile nasıl geri döneceksin? Mikali biliyordum önceden de , yazmıştım hatta ama bu kadarını değil.. Demek ki işler aslında tam olması gerektiği gibi yürümüş. Ben inanma güçlüğü çeken altyapımdan ötürü hiçbirşeyin farkında olmadan bunu yapmalıydım , aksi takdirde , kesin bir şekilde bırakıp giderdim, ta ki iyice spritüel alana girene kadar..Ne plan ama..

Bir de şu var ki, yeterince iyi bir olmak gerekmezydi .. Ben çok günah işledim öz'üm demiştim o gün, şaşkınlıkla ve inanmazlıkla. Ama olan bu, ne olduysa galiba öyle olması gerektiği oldu. Kimse günahsız değildir ve habercinin imanı vardır..diyordu..

Herkesin bir yeteneği vardır , kimi beste yapar, kimi resim ama herkese yetecek kadarı var. Benim yeteneğim ise , kısa sürede ve çok düşünmeden hızla yazabilmek.. Önce bir kelimeyle başlarsın ve sonra bir başka kelime ..ve her kelime diğerini yaratır.

Bana bu hayatta düşen payda bu demek. İlk kelime , diğerine enerji verir, o kelime bu enerjiyi alır ve öykü böylece kendiliğinden yazılır. Doğrusu gerçekten üzüntü duyduğum şey ,en başından beri burada kişisel sayfamda yazmayı akıl edememekti ve bu bir an'da aklıma geldi. Madem senelerden hatta çocukluğundan beri, daima ,yalnız iken en iyi sonuçları aldığını biliyorsun,konsantrasyonun ve yapın , öyleyse neden bunu yapmıyordun.

Hem kendime dair yazacak , bilgileri toparlayacak, aklıma ne gelmişse , spontan ve sonraları okudukça , nereden nereye geldiğimi gözlemleyecek , bütün bilgilerimi biraraya getirecek , hem de bunları diğerleriyle de paylaşmış olacaktım. Bir nevi açık günlük gibi.

O sıralar özgür iradeye dair bazı fikirler vardı aklımda ve bu nedenle , paylaşım istenmiyorsa eğer, bırakmam gerektiğini düşünmüştüm bir de. Aklımdaki herşey sarsılıyordu , istenmediği sürece insanlara birşeyi vermeye çalışmak , ne derece doğruydu.

Bu durumda forumdan çıkıp tamamen bırakacaktım , insanların hür iradelerine saygı göstermek istiyordum , yaklaşımlarım değişiyordu , sorguluyordum ama bu durumda bile yine de yazacaktım muhtemelen fakat tıpkı çok zaman önce yaptığım gibi, sadece benim görebileceğim kağıtlara yazarak. Yani yine aynı şeyi yapacaktım ama bunu sadece ben görecektim.

Çünkü yazmak benim gelişimimde önemli bir yere sahip. Bazen, hatta çok zaman yazılarımda tekrar tekrar aynı yere geldiğimi biliyorum tabi , neyin ne olduğunun gayet farkındayım ama bu da benim yaradılışımın bana verdiği şeyin işleme yöntemi.

Her kelime , bir sonraki kelimeye enerjisini verir, bir kelimeyle başlarsın ve onu tekrarladıkça onda yeni anlamlar yaratırsın.

Yazarken kimi zamanlar beynim normalde işlediği halden farklı işliyor . Buna ne anlam vermeliyim bilmiyorum ama olan bu. Bazı yazılarımı sonradan okuyor ve o yazıların "sen" diye başladığını görüyorum. O sen 'lerin bir kısmının tamamen bana ait olduğunu , benim özüme sorduğum soruların cevabı olduğunu anladığımda yaşadığım şaşkınlığı sadece ben biliyorum.

Kimi vizyonla görür, kimi için meditasyon, kimi için reiki vs..uygundur ve bana düşen en uygun yol da demek ki bu. Özümün /reberimin bana sorularımın cevabını verme şekli ve ben bu sistemi anladığımdan beri , özellikle yazıyorum bir de. Yazdıklarımın bir kısmını , daha önce söylediğim gibi, yazıp bitirdikten sonra okurken ilk kez görmüş gibi oluyorum yani ben de okur iken ne yazdığımı anlıyorum bazı zamanlar ve her defasında yine aynı şaşkınlığı yaşadıktan sonra , o bilgiler üzerine düşünüyorum.

Elbette negatif ruh hali herşeyi değiştiriyor da ama olan o ki, ben çok hızlı düşünüyor ve yazıyorken buluyorum o fikirleri kimi zaman.
Bir kısmı elbette araştırmalarıma /okumalarıma ya da kendi değerlendirmelerime ait ama bir kısmını daha önce hiç görmedim bile. Şaka gibi ama , olan bu.

Ben bu hayata , yazarken büyümek için gelmişim ,bana düşen payda bu olduğu için..

Bir zamandır yapmak istemediğim şeyleri yapmıyorum, neyi yapıyorsam önce kendim için yapıyorum ,eskisi gibi değil artık, işler değişti ,hepsi gönül rahatlığı içinde , zorlayarak değil, rahatlık ile ve" fedakarlığın zamanı vardır çünkü güneş in doğuğu , ay ın battığı zamanlar ayrıdır".. demem bundan.

Çünkü artık kölelik devri bitti .. İstemediğin birşeyin içinde ille de olmak ..ne varsa hepsi bitti, hatta izleri bile silindi gibi..

Ne ille de hizmet etmek var , ne de olmasını istemediğin benliklerinle hayatını geçirmek.. Arkadaşın, eşin, işin vs..hiçbiri.

Herkes mutlu olsun ama benim yolumla bir değilse eğer, benimle yürüyenler sadece benim yoldaşlarım olsun.

Yolu yapan yol-cu ise eğer, benim yolumda sadece bana ait olanlar olmalı, ki böylece diğerlerinin yolunu da takdir edip, onların benden ayrı olmadığını bilerek , sevgiyle yollarına uğurlayabileyim.

Ancak kendi yolumu takdir edebilirsem , diğerlerini de sevgiyle yollarına uğurlayabilirim. Çünkü kendi yolumu kabul edebilmemin tek yolu , dğerlerinin yolundan çekilmek olur . Diğerlerinin yolundan çekilmedikçe, kendi yolumda nasıl yürüyebilirim?

Senelerce bana o şeyi yaşatan o arkadaşım gibi.. Onu yoluna uğurlamam gibi. Benim aklımda ne yer etmiş ama, yazdıklarıma ilham oldu:) Öyle çok rahatlık duyabilir mi insan , yük sırtından indiğinde....Başta çok kızıyordum ama , geçti bitti. İyi ki hayatıma girmiş , ki bu zorluğu yaşamasaydım, içimdeki bu zinciri kırmam gerektiğini nasıl anlayacaktım ve ardından gerlen o müthiş ferahlık hissini..nasıl duyacaktım içimde..

İyi ki var ve iyi ki hayatıma girmiş , diliyorum her daim mutlu olur... diyebiliyorsam kendi içimde ,şimdi şu an..hakikaten birşey ler değişiyor demek... Ve bir de değişimi dönüştürmek gerek.

O bana Şems'in kitabını veren arkadaşım da garip ama benle değişiyor gibi. Yani insanlar birbirini etkiliyor gibi. Sohbetlerimiz sırasında, kimi zaman o benim , kimi zaman ben onun kafasına vura vura...) Ona yani benim Şems'im ol diyen dosta , en kısa zamanda anne olmasını istediğimi söyledim, sana aşkla bağlı eşini mutlu et, aşk dışarıda değil, yanıbaşında iken ... Aşkı başka yerde arama.

Bir dostum , neredeyse sürekli zihnimi okuyor gibiydi, şimdi bir sonrasında ne yapacağımı bilir gibi, bilmediğim tek şey , benim zihnimden geçenleri bildiğini biliyormuydu..

İnsanlar birbirlerinin düşüncelerini okuyorlar çünkü insanlar öz de birbirlerine gün geçtikçe daha fazla yakklaşıyorlar ve öz den öz e ..can dan can a...

birbirimizi duymak artık daha kolay...

Çünkü hiçbirşey eskisi gibi değil, iyi ki değil.

iman etmek, görünmeyene inanmaktır.

Mükafatı ise, görünmeyeni görmektir.


St. Augustine

Edited by - pandora76 on 13/06/2012 01:47:18
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/06/2012 :  03:40:48  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İnsanın hobisi olması iyidir. Çok şey öğrenirsin.

-Ne mesela.

Birşeye başlayınca bitirmen gerektiğini mesela. Doğru şekilde tamamlayıncaya kadar durmazsın. Olmamışsa baştan başlar ,doğru şekilde yapana kadar devam edersin. Mantığı budur..


"Cennetimden bakarken "; adlı filmden..

14 yaşında bir çocuk. Ve komşusu onu öldürüyor , kendisini ne cennet ne de cehennme ait olmayan biryerde buluyor. Ailesinin öldürülmesi karşısında hiisettiklerini , babasının onu aramasını vs... hepsini izliyor.

Film etkileyiciydi benim için , daha bugün izledim , etkileyici çünkü aslnda içinde bulunduğum ruh haline benzer birşeyi yansıtıyordu .

Tam anımsamıyorum ama bir sahnesinde , orada rastladığı kız ona"sen öldün ama arkana bakıyorsun"diyor. Tam da bu idi işte..
bana dokunan şey..

Sen ölüsün ama arkana bakmaya devam ettiğin için ölümden sonra olacağın yerde olamıyorsun çünkü insan yolunda ancak "karşıya bakarak "yürüyebilir , "arkasına bakmakta "iken hala , o yolda dosdoğru yürüyemez, şaşırır.

Ra olsun Maharaj olsun, iksinin de söylediği şey : Sizi etkileyen bir film, bir öykü, bir söz vs..hepsi aslında sizi ilgilendiren birşey olabilir. Hepimiz özümüzden (rehberimizden )ilham alırız kimse diğerinden daha fazla öz olmadığı için .. ama çok zaman kulağımızı tıkarız.

Ra "sonsuz zeka ,bir kavramı ayırdetti/sezdi" ;der iken, öylece dillendirirken varoluşun başlangıcını , beethoven'ın sağır olmasına karşın , akılla açıklanamayan o muhteşem besteleri yapması da anlaşılabilir birşey benim için. Bunun mantıklı bir açıklaması yok çünkü orada mantık yok.

Sağır birinin öylesine muhteşem eserler yapabilmesi hangi mantıkla açıklanabilir ki.

Ve insanlar , sadece bilgi bazında değil, müzik, resim ,dans vs..sanata air herşeyde , yaratanın ifadeleri bu.. insan demek, "yaratanın yaratımı demek" ve ilham budur:"insan"

Bizler, bir ilham anında yaratılmış olabilir miyiz?

O sezinledi bir ilham anında yarattı ..ve insan, O'ndan ayrı olmadığı için , "tıpkı yaratıcısı gibi", sezdi ve yarattı.

Müzik, şiir, dans ,yeni ve farklı bir yemek yapmak, farklı renklerde halı dokumak vs.. hepsine dair.. insan yaratıcılığını keşfettikçe , daha fazla sezgilerine yöneldi belki de. Ya da sezgilerinin farkına vardıkça, yarattığını da anladı.

İnsanı sezgilerinden(özünden) uzaklaştıran şey , içine yönelmemesi ve duymaması idi; yoksa sezgiler, o garip şeyler yapan , insanı özüne değil de kendisine yöneltenler vs..değildi, sezgi insanın "daima sahip olduğu şeydi".. öz'ün kendisiydi ve insan daima öz'üyle beraberdi.

Ve insan günah işlese bile yine de sezgilerine yönelebilir, özünü duyabilirdi zira günahı da yaratan O ise eğer, günahkarlara bile şahdamarından daha yakın olmalıydı.

Bir akrabam var müzikle lgilenen . Benim için sesi ve yorumu çok iyi ama bir başkası için olmayabilir de elbette. Annesi bir gün onun çaldığı yere gidiyor ve , bu insanlar ne anlıyor rocktan ;diyor ve onlarla birlikte kafasını sallıyor:) Kadın anlatırken çok gülmüştüm çünkü 2 kere salladığımda boynum tutuldu ,demiş ve ne anlıyor ;sözlerini eklemişti.

Bir gün benim odama giren kadın , "sen de onun gibisin , düzeniniz aynı , sizi bir araya koymak gerek "demişti , gülmüştüm. Akrabam , onca insanın severek dinlediği bestelerine rağmen annesi tarafından hiç anlaşılmadı çünkü annesi sezgilerine hiç bir zaman yakın olmadı, düşünmedi hiç bunu.

Rock metal..onun için müzik değil deniyor onun tarafında, oysaki insanın içindeki bir isyana dair olduğunu düşünmüyor ,çünkü düşünmek istemiyor .

Evladı müzikle kendi içinde birşeye dokunuyor belki ama annesinin içinde hiçbirşeye dokunamıyor, traji komik..

Biz bunu yapıyoruz , gerçekten içimize dokunmasına izin vermiyoruz ve dolayısıyla da onu yabancı buluyor ve sıradışı ;diye nitelendirerek pas geçip, hayatın içinden ve üstelik kendisine doğru bir teğet çiziyor , yine de yaşadığımızı varsayıyoruz.

Hayatın karşısında asi olacaksın, tüm o saçmalıkları , sana öğretilenleri tek tek sorgulayacaksın;
"Ta ki geriye bir tek sen(öz'ün) kalıncaya kadar ".

Edited by - pandora76 on 15/06/2012 05:23:43
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/06/2012 :  04:53:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Gül dikeniyle var ise ,gülü dikenine rağmen sevmektesin zira gül öyle güzeldir ki, onun uğruna ...dikeni bile sevebilirsin...

Gerçeğime giden yolda diken var iken bile gerçek( yani sevgi) öylesine isteniyor ise...

Arayan ve aranılan birdir, sadece arayış vardır..demişti Maharaj. Gerçek: arayış ..Öyleyse eğer, bütün anlamlar dünyaya dair olduğuna göre , gerçeği temsil etmiyor, korkunun yarattığı anlam arayışlarından öteye ; der miydim..Demezdim, diyemezdim , anlamlara dair hiçbirşeyi diyememem gibi.

Maharaj birşey demiş. Artk hiçbirşey bilmiyordum..Yani , "bir erkek olduğumdan eminim, benim anlamım bu"dememiş, tam aksine, anlam dünyasına dair hiçbirşey olmadığını söylemiş. Dolayısıyla aynı şeye gelmiş. Anlam dünyasının anlamları ile gerçeğin tanımlanamayacığına dair.. Ben o anlamların hiçbiri değilim , ben hatta neyim onu bile bilmiyorum...

Gül mü yoksa dikeni mi baktığın, suladığın.. Gül dikensiz olmaz..iyi ama niye? Gülü güzel yapan dikeni mi yoksa? Dikenin güle güzellik verdiğini düşünmemiştim hiç ama gül; desek akla dikenlerde gelir hep. Garip ama olan bu.

Güle uzanıyorum , koparmak için ama dikeni kanatıyor fakat ben yine de güle uzanıyorum. Ben hep gülü istiyorum, sevdiklerime diken versem ne olur; demiyorum. İlle de gül ;diyorum..


Edited by - pandora76 on 15/06/2012 05:25:22
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/06/2012 :  04:55:02  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
May It Be - Enya

May it be an evening star
Shines down upon you
Bir akşam yıldızı üstünde parlayabilir

May it be when darkness falls
Your heart will be true
Karanlık çöktüğünde
Kalbin doğru olabilir


You walk a lonely road
Issız bir yolda yürüyorsun

Oh! How far you are from home
Oh, evinden ne kadar da uzaksın

Morni utli (Darkness has come)
(Karanlık geldi)

Believe and you will find your way
İnan ve yolunu bulacaksın

Morni alanti (Darkness has fallen)
(Karanlık çöktü)

A promise lives within you now
Şimdi bir vaat senin içinde yaşıyor

May it be the shadow's call
Will fly away
Gölgenin çağrısı
Uçup gidebilir


May it be your journey on
To light the day
Yolculuğun günü aydınlatabilir

When the night is overcome
Gece yenik düştüğünde

You may rise to find the sun
Güneşi bulmak için yükselebilirsin

Morni utli (Darkness has come)
(Karanlık geldi)

Believe and you will find your way
İnan ve yolunu bulacaksın

Morni alanti (Darkness has fallen)
(Karanlık çöktü)

A promise lives within you now
Şimdi bir vaat senin içinde yaşıyor

A promise lives within you now
Şimdi bir vaat senin içinde yaşıyor

Edited by - pandora76 on 15/06/2012 05:16:52
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/06/2012 :  11:54:41  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote

14 yaşında bir çocuk. Ve komşusu onu öldürüyor , kendisini ne cennet ne de cehennme ait olmayan biryerde buluyor. Ailesinin öldürülmesi karşısında hiisettiklerini , babasının onu aramasını vs... hepsini izliyor.

Sen zaten öldün ve ne cennet ne cehennem , aynı zamanda hem cennet hem cehennem desin.. Kendi cennetine gitmek için , cehennemin ötesine geçmelisin..

Filmin beni etkilemesinin nedeni, aynısını bir zaman önce bu başlıkta söylemiş olmamdı , tek fark , sözcükler.

Hatay',a o çok sevdiğim şehre seneler önce yine giderken , yolda bir gelincik tarlası görmüştüm.. Mükemmeldi! Sırf o gelincikleri görmek için ,yeniden onca yolu katedebilirim. Çünkü gelincikler öyle güzel ki, onlara giden yol da öylesine zahmetli... İşte yolun sonunda eşsiz bir güzellik buldum ve onu eşsiz yapan şey ,yolun böylesine zahmetli olması ..der gibi..

İki dünya arasında...yaşamın ve yaşamamın tam ortasındasın ...Bir yanın geriye döner ve bakar.. ve onu ister..Bilindik olanın insanın içine korku saldığı görülmüş şey mi? İnsan bildiğinden korkabilir mi? Bir yanınsa hiç görmediğinin ,bilmediğinin keşfinin peşindedir ,hiç korkakça değil.. hayat ta böyle birşey değil midir. Keşfettiğini , sırf keşfettiğin için yeniden keşfedemeyeceksen ve üstelik hayat bir keşiften ibaretse eğer, keşfettiğin birşey nasıl hayata dair, capcanlı birşey olabilir? Ve hayatsa eğer, yaşıyorum hissini veren o iken , yaşıyorum ;dediğin sürece , herşey hayata dair ..yeni yeni keşiflerden öteye birşey değil. Sonsuzluğumun kendini keşfetme isteği de ancak sonsuzca olabilirdi...daha azı değil.. Varolan ,varoluş gayesine karşı gelebilir mi? Öyleyse sonsuzluğun gayesi sonsuzluktan öteye ne olabilirdi ki.

Denizin kıyısındasın fakat korkmaktasın..çünkü soğuk bir havanın suyu da soğuk olmalı.. Bir adım atarsın ama çekersin kendini. Assos' un dalgalı denizine girmek öyle hemencecik olmaz, biraz kendini teşvik etmek ister. Ama en iyisi bir anda dalmaktır aslında,ağır ağır yuvarlanmaktan öteye, bir anda çakılmak.. O çakılma hissini hisetmek..İlk anda ürpertse bile seni, sonrasında seversin bile ..Ve artık üşüme hissi doğmaz içine ve böylece anlarsın , denizin bir parçası olduğunu.

Nihayetinde inançsızlar bile sonsuza dek bekleyemez denizin kıyısında.. Denize ait olmak ,denize inanmak ister..Kimse sonsuza dek üşümek istemez çünkü. İnandığın sürece varsın sonuçta ve orada durup üşüyerek denizde olmanın güzel olduğuna inanamazsın . Sadece o öyküde anlatılanları dinlemekle , üşüye üşüye..rek.. İnanabilirmisin denizin suyunun yaşattığı o hissin güzelliğine...İnançsızlar bile bir gün birşeye inanacağına inanıyor olabilirler ,birgün birşeye inanacaklarına..Denize ait olduklarına..
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/06/2012 :  19:44:46  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Hayatın karşısında asi olacaksın, tüm o saçmalıkları , sana öğretilenleri tek tek sorgulayacaksın;
"Ta ki geriye bir tek sen(öz'ün) kalıncaya kadar ".


Bunu düşünürken gülümsedim çünkü herşeyi tek tek sorgulamak demek , herşeyin sorgulanmasına dair düşünceyi de sorgulamak demek ;te diyebilirim bu duruma.

Gülümsediğim bir nokta da o ki, "herşeyin sorgulanamasına dair düşünceyi" sorgulamak için, "herşeyin sorgulanmasına da inanmam" gerek:)

Ra , gittikçe kendini sınırlandırmalardan kurtarmaktan sözederken , Maharaj , toplumsal ve benzeri sınıflandırmalara aldırmadığını, buna bir gnani için gereklilik olmadığını da söylerken , demek ki, şu sonsuzlukta herşey bir yol iken , hatta insanı sınırlandıran yollar bile , her ne kadar benim tarafımda negatif dursa dahi, bir başkasının yoludur ama yine de insanın yönü tekamül ettikçe sınırsızlığa doğru , eğer sınırsız isek özümüzde, sınırsıza sınırlarla varılamayacağı için.

Yani gerçeğimi bana getirecek olan ancak tüm sınırlamaların kalkması, tekamül kesin bir şekilde özgürlüğe doğru olmalı ;diyroum bu noktadan hareket edince.

Baskının olduğu yerde daima başkaldırı da vardır , eninde sonunda Dünya tarihinde insanlar nihayetinde baskıya başkaldırmış ve özgürlüğü ister olmuşlar , hatta kendi elleriyle kendilerini köleliğe mahkum etseler bile , yine de son kertede insanın yönü daima özgürlüğe doğru.

Çünkü insanın "özü özgür" ve tüm yönler "özüne doğru".

Maharaj ,"arzu kendi başına yanlış değildir , o büyümeyi getirir ama küçük arzular yani yaptığınız seçimlerle mutlu olacağını zannetmek.."bu anlamdaydı sözleri.

Arzulara öcü gibi bakmakla yol alınamaz bana göre, bunu anladım kesin bir şekilde. Hem varsın hem de arzulamayacaksın. Bunu nasıl yapacaksın? Zaten "yaşamayı hala arzuladığın için var iken", arzusuzum demek tuhaf olmuyor mu? Gerçeği arzulamak bile bir arzu değil mi. En soylu arzu olsa dahi, yine de bir arzu arzudur.

Bir konuda kendime bir itirafım olmuştu , uzun zaman boyunca aslında sağlam temeli olmayan , mesela hiç arzulamayarak gerçeğin idrakine varılacağını söyleyen ama gayette arzuları olan tüm anlayışlarla zaman kaybetmiş , sanki onca zaman spritüellikten uzak durduğum için , benim adıma bu noktada başkaları doğruyu bilecekmiş,gibi yaklaşmıştım zamam zaman kendi içimde ama oysa ki,içime dönse idim..

Hayatın karşısında asi olacaksın, tüm o saçmalıkları , sana öğretilenleri tek tek sorgulayacaksın;
"Ta ki geriye bir tek sen(öz'ün) kalıncaya kadar ".


Bu cümleler esasında , kendimde zaman zaman da olsa gördüğüm şeye dair ,kendime yönelik birşey. Aydınlandığına dair hiçbir emare olmayan düşünce ve kaynakların senin öz ünden daha fazla öz ünü bileceğini mi düşündün ki , onlara yönelttin bakışını yani zamanını ve bunun bedelini ödedin.

Eğer gerçekten isteniyorsa gerçek , onun uğruna herşeyi denersin ya da en azından buna oldukça istekli olur , fikrilerin üzerinde düşünmeyi de denersin , kendine olduğu gibi bakar en azından bakmaya çalışırsın , denersin sürekli aynı bakış açısıyla olmayabilir de, açıkça deneyebileceğin , içten içe hissettiğin yollar da var iken sadece kendi bildiğine tutunmak , her ne kadar gerçekten isteniyor gibi gözüken bir profil verse de, anlamsız.

Fikirlerinde bile değişimi olmayan , tutumlarını gittikçe değiştiremeyen şey , durağandır ve ölüdür.

Ölü bir insan arzulayabilir mi ve dolayısıyla ölü biri harekete geçebilir mi. Tabi ki hayır. Ölüler tekamül de etmezler üstelik çünkü "hareket etmezler" ve tekamül demek hareket demektir. O gerilimi getirir ve gerilim gelişim demektir.

Bu gerekliydi demek , insan kendi deneyimlemeden , neyi yapmaması gerektiğini anlamıyor her daim. Bir başkasının deneyimleri , bir kulağımızdan girip bir kulağımızdan çıkıyor , ille de deneyip göreceğim ;diyor. Bu nedenle büyüklerimizin deneyimleriyle dile gelen öğütler çok kez işe yaramıyor, yine de insan o yoldan geçiyor.

Arzu gerilimdir ve gerilim, gelişimi getirir. Neyi arzuluyorsun? Çok zengin olmak mı?

Öyleyse eğer , çok zengin olmanın bedelini ödeyeceksin , çevrende senin paran için senle olan insanlar da olacak, seni sevdiklerinden değil , paranı sevdiklerinden dolayı sana yakın duracaklar veya ailen/akrabaların vs..ile husumet yaşayabilirsin para için veya para nın hissettirdiği güç belki de seni olumsuz yönde değiştirecek veya çok paran ve dolayısıyla sürekli bir refah olduğu için , bir zorluk çekmeyecek ve "değişim(tekamül)" için de çok istek duymama olasılığın artacak vs...

Yani bu "arzun "senin belki de yıkımını getirecek , olumsuz yönde değiştirecek çünkü küçük şeyleri arzuluyorsun ,sadece haz veren yani "sınırsızlığının" yanında çok "sınırlı" şeyler veren "bir arzu".

Oysa ki sonsuzluğundan gelen kendini farketmeye dair arzunu yani özünün arzusunu, hayatın esas varoluş sebebini "arzuluyor "olsa idin , ona ulaşmak için gerekeni yapabilir ve bu arzunun verdiği sınırsız sevinci yaşayabilirdin.

Para konusu ilginç bence çünkü öte yandan , çok maddi sıkıntılarımız varsa eğer , böyle bir hayata doğmayı seçmişsek eğer, bu seferde dünyanın kötü bir yer olduğuna inanarak negatifleşebiliriz de. Tam tersi de olabilir tabi, çok yoksul ve sıkıntılar içinde yaşamış ve tam da bu nedenle dünya görüşünü egeliştirmiş isanlar da yok mu.

Ra , negatif kutuplaşma için genelde çok rahat maddi koşullar tercih edilse de ,bazen maddi sıkıntıların da özelikle seçilebileceğini söylemişti, aklıma geldi.

Galiba işin esası bu idi. Jüpiterin bollukla , satürnün yoklukla sınaması gibi.

Ben çok zengin olmak fikrinden, içten içe aslında korktuğumu farkettğimde, şaka gibi gelmişti bana önce, olur mu yahu:) dedim kendime ama benim için aslında para konusu önemli , işin esası şu ki korkumun altında , tam da burada sıraladıklarım yatıyor.

Param az iken sevdiklerimin de sahte olmadığıdan emimin ama zengin olursam da emin olabilecek miyim.. Veya zengin olursam , ya sevdiklerim değişir mi, sahteleşebilirler mi..duygusu var içimde.

Arzu egonun kendisi ise eğer, ago da zihinse..öyleyse eğer, zihni nasıl öldüreceğim, arzumu bırakarak mı? Sakin bir zihin ölü bir zihin değildir;demişti Maharaj.Kendisine dair..

Maharaj ,arzularınızı bırakarak ulaşırsınız gerçeğe dememiş, gerçek idrak edildiği için arzularda bırakılmış daha doğrusu insanın kendi sonsuzluğunu ifade etmeyen arzusu dışındaki tüm arzulardan vazgeçilmiş. Bütün arzularıma baskın çıkan bir arzunun kendisini yaratmasından başka bir yol da olmamalı.

Tam bu nedenle , bazı arzular meditasyonla giderilse bile , bazı arzuların kökü derinde olan arzuları ,meyvası acı bile olsa tatmalıdır ;demiş iken , mesela benim tüm arzularımın ötesinde gerçeğe dair bilgiyi bulma arzum hepinden üsütn olmasa idi, ne uğraşıcaktım onca zaman , banane derdim geçerdim. Zira çok gençtim aramaya ilk başladığım zamanlarda ama demek ki kökü derinde idi ve kendisini gerçekleştirdi.

Kendimi birçok hayat boyunca yarım bıraktığım arzulardan dolayı eksik hissederek doğduğum yeni bir yaşamda , "tam" yani "sonsuz" olmayı nasıl bekleyebilirim.

Gençken dünyaya dair pek çok arzumu yerine getirdim , seyahat ettim , bu benim içime işlemiş, dünyayı görme arzusu ve eğlendim vs... arzularımın bir kısmını gerçekleştirdim ama gerçeği bulma arzusunun peşinde iken , bir kısmını da gerçekleştiremedim hayallerimin yani kendimi "eksik hissediyor bir yanım" ve tam bu noktada anlıyorum ki, gerçekten de kökü derinlerde olan , kimi arzularımı gerçekleştirmediğim için , hala o arzular bilinçaltımda beni kendisine çeker iken , herşeyi bırakmaya dair tam bir istek duyamıyorum.

Bazı gerçekleştiremediklerim rahatsız etmiyor beni, olmasaydı da olur ;diyorum kendime ama bazıları için bunu söylemiyorum .Aklım bir de o yana kayıyor , zihnimde onların görüntüsü de beliriyor.

Ve tam bu nedenle neden dünya üzerindeki pek çok insanın gerçeği istiyorum; der iken, yapmaları gereken esas şeyi yani arzularının ötesine geçişi niye yapamadığını , maharajın neden bu noktada bizlere fark attığını ve öyle büyük bir adanmışlık ile gerçeğine kendisini adadığını anladığımı düşünüyorum .

Ve yine Maharajın , evlenme aile çocuklar vs..hepsi olacaktır , "kader gerçekleşmelidir" ;anlamındaki sözü ile ne demek istediğini, ancak gerçekten kendisini herşeyiyle gerçeğine adayabilecek insanın tam manasıyla bir yogi olabileceğini de sanırım anlıyorum.

Aslında esas olan şu idi belki de. İnsan kesin bir şekilde sadece özünden geçen ne ise ona kulak vermeliydi. İstediğim şey ;ne demeliydi ve böylece bir hayatta gerçekleştirilmemiş arzuları gerçekleştirmek için, yeni yaşamlara doğmayı seçmek durumunda kalmaz idim.

Ve nihayetinde yine o noktaya geliyorum. Bütün "kalbimle" inandığım bir üstadın sözleri eğer benim kalbimde yankı uyandırıyorsa , demek hataya düşen ve hatta belki de bunu , gerçeği idrak etmemek için bilinçaltında özellikle yapan , oyalanmayı seçen bendim. Kendime bir oyun oynamıştım.

Ve Maharaj sonsuzluğunu ifade etmeyi , insanlarla yaşadığı o duyguyu "paylaşmayı arzulamış", iyiki bunu yapmış.

Paylaşma arzusu.. belki de güzel arzular da vardır ve paylaşma arzusu yürekten , o en derin gerçeğimizden , özümüzden gelmektedir...

Kaybedecek birşeyi olmayanların cesaretinden korkarım; dememin nedeni , bunu gerçekten de deneyimlerle görmüş olmam idi.

Eğer kaybetmekten korktuğum arzularım yoksa, yolumda yürürdüm de ve eğer küçük şeyler arzulamışsak , çok para vs.. dengeye doğru olduğu için hayat , acı sonuçlarıyla yüzleştirecekse eğer , işte buna gerçekten tekamül derim.

Aslında herkes için belli bir kriter yok belki de. Maharajın dediği gibi, ggerçeği bilen insan için, koşullar ne gerektiriyorsa..

ve özüm asla yanlış birşeye yol vermez ise.. Ondan öteye köy yok çünkü aslında başka bir köy yok.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 17/06/2012 :  02:37:16  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Arzu hayatın yarısıdır.Kayıtsızlıksa ölümün.

Halil Cibran

Negatifleri dışlamak değil, kabul etmek ;der iken , negatifliğin diğer adı yani ayırıcı olanı, arzuları dışlamak yerine kabul etmekten başka ne olmalıydı ki.
Çelişkilerin dibi bu demek...

Paylaşma arzusu.. belki de güzel arzular da vardır ve paylaşma arzusu yürekten , o en derin gerçeğimizden , özümüzden gelmektedir..

Ve tüm ömrüm boyunca yaşamadığım birşeyi yaşadım geçen .Ne annem, ne dostlarım , en büyük sırdaşım vs... hiçkimsenin bilmediği , benden başkasının bilemeyeceği, 3 vakte kadar yol var; gibi birşey değil, - tahmin edilemeyecek birşeyi , şaşkınlıktan olduğuM yere mıhlanmış bir vaziyet içinde , bir başkasının bana anlatmasını izledim. Üstelik bunun yani ne yaptığının farkında bile değildi.

Böylesini hiç görmemiştim, şaşırmıştım evet ama böylesi ilk kez geldi başıma. Eğer aklımdan birşey kalmışsa geriye bu şeyin içinde bu hayret içinde, sen onu koru Tanrım; demeliydim sanırım ama ben öylesine şaşkındım, bunu demem gerektiğini bile hatırlamadım.

Telepatiye rastlıyordum evet ama bu kadar kesin bir halini...
İşin tuhaf yanı , öykünün tamamen beni anlatmasının yanısıra , benim özüme sorduğum sorularada cevap niteliğinde ve geleceğime dair birşey olması idi. Spritüel yanıma dairdi öykü özellikle de. Bunu kendisine söylemedim ,söyleyip aklını mı karıştıracağım. Varsın bilmesin zira bunu bilmesi gereken o değil bendim.

Tanrı yardımcımız olsun zira değişen dünyaya ayak uydurmak için, O'nun yardımı gerek .

Nietzche, kadın düşmanı olsa da ve bu yüzden ben kendisine aynı zamanda sinir olsam da , felsefesi pek çok insan gibi beni de derinden etkilemişti:

en yüce dağlar en derin denizlerden çıkmıştır;en derin acılardan doğar en derin sevinçler.

NIETZSCHE

Ve inançsa bizi yaşatan..

Giyotin gibi bir inanç. Onun kadar ağır, onun kadar hafif.
Tinsel bir dünyadan başka bir şeyin bulunmadığı gerçeği elimizden umuduzu alır, ama bize bir kesinlik bağışlar.


Kafka.

İyice tüketmeli , hatta dibine kadar tüketmeli , öyle ki dipte bile birşey kalmasın . Çünkü kazınacak birşey bırakmadığında ,kazımaya devam edemezsin.

Yok öyle yağma, hayatın bir ucundan seyredip, yine de sonsuzluğunu beklemek..

"Bir ucundan" baktığında görebileceğin "ancak o ucuysa eğer", nasıl sonsuz olabilirsin , bir ucundan bakar iken.. Uğruna bedel ödenmeyecek kadar "değersiz gibi duruyorsa" senin tarafında , nasıl "sonsuz bir değere" sahip olabilirdin ki.

Ancak takdir edebildiğin şey senin olabilir ve sonsuzluğunsa eğer , ancak onu takdir edebileceğin bir bedel onu senin yapabilir..

Sonsuzluğu ne takdir edebilir? Kayıtsızlık ölümse eğer.. Kayıtsız olduğumuz onca şey varken , yüzümüze kondurduğumuz tebessümler, evet , dışarıdan gizleyebilir bizi ama nasıl ki ruhsallık ,sakin bir "yüz ifadesi ", sakin bir görünüş değildir çünkü "ruhsallık , ruha dairdir" ; aynı şekilde, takdir sözcükleri de ,tek başına, gerçek bir takdire işaret değildir.

Şükran..yemeğimizi veren hayata şükretmenin manası da bu olmalı öyleyse.. Şükrediyorum , teşekkür ediyorum çünkü değerini takdir ediyorum..

Takdir etmediğin hiçbirşey senin olmuyor çünkü takdir edemediğini sevemiyor ,içselleştiremiyorsun ve özüm tam bu nedenle takdir ediyor , çünkü herşeyin değerini biliyor, herşey ben-im diyor.

İnsan sevemediği müddetçe , takdir etmeyi de bilemiyor ve sevemediği şey , kendisiyle bir-leşemiyor , ona ait olmuyor.

Öff, dedi fare.Dünya da günden güne daraliyor.İlkin bir genişti ki,korktum,koştum ileri,uzakta sağlı sollu duvarları görür görmez dünyalar benim oldu.Ama bu uzun duvarlar da öyle çabuk birbirlerine doğru ilerliyorlar ki,en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gitgide kısılacağım kapana. Kedi:Sen de öyleyse yönünü değiştir,dedi ve kedi fareyi yedi.

KAFKA.

Ne zaman düşünsem şu sözlerini , nedense hoşuma gider , her defasında hoşuma gider , hatta nedense severim de:

Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle... Dinleme bile, sadece bekle...Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. Dünya özgürce sunacaktir kendini sana...Maskesinden sıyrılmak için başka seceneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine.

Edited by - pandora76 on 17/06/2012 03:37:35
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 17/06/2012 :  02:54:03  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
O sezinledi bir ilham anında yarattı ..ve insan, O'ndan ayrı olmadığı için , "tıpkı yaratıcısı gibi", sezdi ve yarattı.

Yoldaki çiçek , koklanmak için oradadır ve belki de Beethoven o çiçeği kokladığı için, besteleri de öyle güzel kokmaktadır...

Sanatımız, gözümüzün Gerçek'le kamaşmasıdır.Geri geri kaçan ucube maskelere vuran ışıktır gerçek, başka bir şey değil.

KAFKA.




Edited by - pandora76 on 17/06/2012 03:16:02
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 18/06/2012 :  16:28:07  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İnsan sevemediğini takdir edemediği için kabul edemiyor yani sevemiyorsa eğer.. Ben yani hala oyunun içinde olan (bilinç)pandora için, sevdiklerimin ne olduğu önemli öyleyse.

Tanrı ,eğer iyi olursanız sizi kendisine katar , sizi kendisi gibi yapar; diyen Maharaj , iyi olmanın niye gerektiğini açıklıyordu bu sözleriyle. Nihayetinde kötü olan da gelişmekte ama yine de en son kertede , iyi denilene yani 6b pozitife katılıyordu, malum.

Eğer eşitlik, özgürlük, vs..yi daha çok kabul ederse gönlüm , takdir ettiğim de budur demek ve bunu gerçekten tümüyle takdir edebilmişsem eğer, iyi olanı sevmişimdir demek. Hem negatif hem de pozitif yanlarım gelişirken ve her ikisini de sergilerken , hangisine daha çok gönlümüz kayıyor, vicdanımız bizi kötülüklerimize rağmen içten içe huzursuz ediyor mu..gibi..

Takdir etmeye dair birşey düşündüm. Tarihten 3 karakter. Biri malcom x ve diğeri kösem sultan ve hatice turhan sultan , yine.

Malcom x te neyi takdir ettiğimi düşündüm . Adam nihayetinde en başında zencilerle beyazları ayırmıştı, davalarına katılmamalarını istiyordu beyazların. Nefret varmış demek.. Ve inanca dair anlayışları , hacca gittikten sonra değişmiş , kendilerine önder olan adamın pek çok kadınla beraber olması vs..karşısında tutumunu değiştirmiş ve bu da ölümüne neden olmuştu.

Malcom da neyi takdir ettim;demiştim kendime, önceleri hata yapmamışmı.

Ve o hacda iken , sarı saçlı mavi gözlü müslümanlarla birlikte aynı bardaktan su içtiğinden sözediyor , bakış açısı gittikçe değişiyor. İşte ben bunu takdir ettim demek. Samimiyet..

Bir insanın niyeti eğer sadece para ,güç vs..şu bu olsa di, hala kendisine önder olan adam gibi olmaya devam ederdi. Hata yapması insana mahsus idi ama hatalarının farkına vardığı halde hala bile kötü olmak .. işte asıl buydu asıl kötülük.

Bile bile kötülük etmek , bilmeden kötülük etmekten daha büyük bir kötülük olsa gerek.

Ve diğer karakter , kösem sultan. O öldürüldüğünde istanbul halkı ağlamış çünkü pek çok hayır işi yapmış.

Şimdi bir an düşündüm , acaba hayatı tehlikede olmadığı yani öldürülmemek için değil, sadece iktidar olmak için kendi evladını öldürtmek.. ve dahi torununu bile öldürtmeye kalkışmak..

Yargısı bana mı düşmüş, ölen ölsün öldüren de ...yargısızlık sevgi vs..diye öldürmeye devam etsin , sevgi dolu bir kalp için , yargılamamam gerek.

Ve lakin ben henüz o kadar yüce biri değilim ve yüce biri olmadığım için, tahminler yürütebilirim.

Kösem bunu neden yaptı, neydi o içindeki hırs, evladını bile öldürten ? Aklıma gelen olasılıklar.

Kölelik onda nefret doğurmuştu belki ve böylesi bir şey ortaya çıktı. Olabilir mi, nihayetinde sebepleri ne olursa olsun , çok zorluklar geçirmiş insanlar , daima kötü olmayı seçmiyorlar. ,

Mesela malcom x. O da onca şey yaşamış ama gidip daha beter biri olmamış , tam aksine yaşadıklarına bakıp iyi biri olmayı seçmiş. Veya kösem sultana karşı duran gelini hatice sultan.

Kösemin oğlunu öldürmesine izin vermeyen ve naibe sultan olarak ülkeyi yönetebileceği halde , bunu istemeyen , ülkenin başına iyi işler yapan insanları getiren , sahip olduğu gücü kötüye değil, iyiliğe kullanan bir kadın. O da zulüm görmüştü öyleyse, neden kötü olmayı seçmedi ki. Herkese yetecek kadar neden var...demiştim, bunun gibi bir nedenle demiştim.

Kimi insan çevresinden zarar gördüğünde şöyle der"Öyleyse dünya kötü bir yer ve ben de kötü olmalıyım çünkü dünya bana kötülükle karşılık verdi" ve kimisi de şöyle der" kötülük gördüm ve öyleyse ben de onlar gibi olup , insanlara o acıyı yaşatmamalıyım"..

Kösem belki halk için iyi şeyler yapmıştı yani merhametliydi öte yandan oğluna karşı aynı merhameti göstermeyecek kadar da hırsı baskındı demek. İşte öldürtmüş oğlunu , bunun önünde kim durabilir ki.

Ve İstanbul halkı, yaptırdığı hayırlardan dolayı ağlamış kösem için.. İyi ama , oğlunu ölüdürtmesi , en son olarak torununu öldürtmeye çalışması..bunlara niye ağlamadınız İstanbul halkı?

Niye mi? Çünkü biz önce kendi çıkarımızı düşünürüz, ben ;deriz ve zalimin zulmüne bile, ben denilen mutlu edilmişse , olsun ;deriz. Evladını öldürebilir bile, benim karnımı doyurdun zengin ettin mi, gerisi boş.

Ölüm gelip bizi bulduğu gün, onursuzca yaşanmış bir hayatı nasıl aklayacağız. Ve üstelik ölüm hepimizi bulacak, kimseyi kayırmayacak.

Babamın yaşam tarzı şuna dayalıydı. Korkarak yaşamaktansa korkusuzca ölelim.

Maharaj , bir yogi gelip bi yıl daha yaşayabileceğimi söylese, bunun ne işine yarayacağını sorarım ;der, aklıma geldi.

Düşündüm ki..bin yıl yaşasam ama korku ile, benim sadece ,ben varım; diye diye..ama korkusuzca yaşanmış bir tek an edebilir mi bu?Kösemin döneminde yaşasa idim , zannediyorum yine aynı şeyi yapar ve önüme attığı kırıntılarla karnımı doyurmaktansa , aç kalmayı tercih ederdim. Onurum olurdu en azından.

Benim gönlüm, kösemi takdir edemiyor ve tam bu nedenle onu sevemiyor. Takdir edemediğim hibirşeyi sevmediği için , birşeyin içinde iken yani birşey ile özdeşleşirken , herşeyi sevemeyeceğini daha iyi görüyor.

Birşeyin sadece içinde iken yeterince göremezsin , birşeyin sadece dışında iken de yeterince bilemezsin. Öyleyse hem içine gir hem de dışına çık.. İkisini de yeterince yap, ne eksik olsun ne fazla.

Edited by - pandora76 on 18/06/2012 17:24:34
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 18/06/2012 :  17:59:07  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Kösemin neyi neden yaptığını , "herşeyin ötesine çekilip" , oradan baktığımı varsayarak yani duyugusal davranmadan anlamaya çalışabilirim ama bu bana , kösemin, evrensel olana karşı durmadığını yani iyi birşey yaptığını söyleyemez. Evren ne der. Haksızlık etmeyeceksin.

Evren niye böyle garip şeyler diyor ki, yargılıyor mu ki.

İnsan birşeyi gerçekten sevmişse, onu kaybetmez. .Aşk , bir amaç vs..herşeye dair. .

Aydınlanmak yani kendi gerçeğimizi idrak etmek...

Her ne kadar arzulardan sözetsem de, bu konuyu aslında çok önemsiyorum ben. Bu nedenle bu kadar sık değiniyorum buna.. Çünkü benim de kendime göre bildiğim birşey var . Geçmişten bu yana yaşadığım herşeye dair..

Bir şekilde , bu şey olana dek , sıkıntılar yaşayacağımı zira bu sıkıntıların beni gittikçe daha fazla iteklemek üzere bulacağını biliyorum . İşin ucunda , nereye gidersem gideyim , ne yaparsam yapayım , beni bulacaksa.. korkusu da var tabi .

Esas şu bence. Maharaj aydınlanmış yani O nun kendisi olduğunu idrak etmişse...
Eğer birşeyi yapamıyorsam , onun sebeplerine bakarım. Tıpkı hobi gibi..

İnsanın hobisi olması iyidir. Çok şey öğrenirsin.

-Ne mesela.

Birşeye başlayınca bitirmen gerektiğini mesela. Doğru şekilde tamamlayıncaya kadar durmazsın. Olmamışsa baştan başlar ,doğru şekilde yapana kadar devam edersin. Mantığı budur..


Bina yine de yıkılıyorsa , tekrar tekrar onu inşa etmek yerine tamamen yıkıp temeline bakarım.

Ve özellikle de, başaramadığım şeyi başarabilenlere bakarım. Nasıl yapmışlar bunu; derim. Benim sistemim buna dayanır.

Maharaj aydınlanmış, hem de tam 3 yılda. O nasıl 3 yılda aydınlandı da ben aydınlanamadım? Güzel şarkı söyleyince , güzel yemek yapınca vs...gibi bir yetenekle olmuyor ki bu, sadece aydınlanmaya dair yeteneği olanlar aydınlanmıyor ki, aydınlanmak herkesin hakkı değil mi, öz bir olunca.

Demek ki bir sorun var ortada .
Onun sözlerini okurum, tekrar tekrar aynı yere gelirim gerekirse ve düşünürüm yine. Sorun ne. Bir daha irdelerim, iyice düşünmeye devam ederim . Ama o yöntem işe yaramadığı halde yine de bildiğimi okuyorsam eğer, demek ki benim dilediğim, bildiğimi okumak vs... fakat o şeyi başarmak değildir.

Maharaj , kendini adamış , tüm boş vakitlerinde , gezmek tozmak yerine , bunu düşünmüş: ben-im duygusunu. Buda onca zaman meditasyon yöntemlerini denemiş.

Demek ki onlar adanmışlar ve tam bu nedenle başarmışlar. 34 yaşında gurusuyla karşılaşan bir adam , eşi, çocukları vs..var iken , bir nedenle tüm boş vaktini , iyi para kazanmaya başladığı halde , egosal zevkler için değil, sadece gerçeği aramakla geçiriyorsa eğer ,ben bunda sadece adanmışlık görürüm.

Benim kafamı karıştıran şu oldu. Madem dünyasal olan arzusuzluk , istememe hali, ayınlanmadır, ki buna da inanıyorum, öyleyse niye kendimizi aydınlanmış hissetmiyoruz?

Yani madem "birşey istemiyorum" diyebiliyoruz, ve Maharaj gibi insanlar da aydınlandıklarında "birşey istemiyorum "dediler, o zaman biz neden onlarla aynı şeyi söylerken yani birşey istemezken , onlar gibi aydınlanmış değiliz.

Arzularımız hala var ki, aydınlanamamışız. Arzularımız yok ise , niye hala "arzu"anlamına gelen "dünyayı bırakamıyoruz" ? Bu kadar basit birşeye ne diye arzu ile bağğlıyız hala, üstelik arzulamadığımız halde?

Ya da buna benzer birşey var, bizi dünyaya bağlayan. Bunun başka bir açıklaması varsa da , ben bilmiyorum.

Denklem bu, söylediğim de tam bu nedenle makul bana göre.

Ben hemen hergün bilinçatıma inerim ;demiştim .Bu hiç hoş olmayan birşey olabilir kimi zaman zira bir nevi kendine yönelik , tüm hoş omayan görünümleri dahi şu ana getirmek demek
Bilinçaltımda bunu gördüm. Kendimi neden gerçeğe uyanmaya adayamadığımı.

En azından benim anladığım adanmışlık tabiri şöyle ki;
Mesela ben bilgiyi bulmak için gerçekten kendimi adadım. Yoksa banane onca zaman , onca sıkıntı vs.. dünyanın parasını verseler ne yazar, insan bir zaman sonra buna dahi aldırmaz. Yine de devam etmemi gerektirecek hiçbir karşılık yok iken , beni devam etmeye iten birşey olmalı. .

Benim gözümde en temelde özüme olan inancım vardı ve bu nedenle bana o gece karabasan yaşatan o korkuya rağmen devam etmiştim. Demek istediğim şey şu. İnsanı ne olursa olsun devam ettiren şey , ona olan adanmışlığı olmalı , demek ki maharajın zihninde sadece aydınlanmaya dair bi adanmışlık olmalıydı. Ki bu nedenle devam etti ve en sonunda zihninin yönünü gerçeğe çevirdi.

İstekler , aynaya baktığımız an oluşan görünümler yani öylece olsa ne olur, her isteğin kaynağı, kötü dahi olsa bile, sadece o özden geliyorsa..

Ben bu konuyu ciddi ciddi düşündüğüm için , reiki yapıyorum bir de bu niyetle ama zihnimin yeterince bütünlüklü olmadığını ve tam bu nedenle , aydınlanmaya yönelmediğini çünkü kendisini meşgul eden şeylere de çekildiğini görüyorum. Bana göre adanmışlık, adandığın şeyden başka birşeyi neredeyse hiç düşünmemek demektir ve zihin , o sonsuz duvarda neye bakarsa tam manasıyla , onu gerçekleştirir sadece , aydınlanmaya bakarsa da, yönü ona doğrudur.

Hayatımın sonuna dek , "evet ben arzusuzum , aydınlamak istiyorum vs.."diye dura kendimi kandırmaya da devam edebilirim ama kendimi kandırsam bile, sonsuza dek yapmam bunu.
Sonsuza dek kendimi kandırmak.. Hiç yapmadım bunu..

Edited by - pandora76 on 18/06/2012 18:17:07
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 18/06/2012 :  18:46:32  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote

Hayatın karşısında asi olacaksın, tüm o saçmalıkları , sana öğretilenleri tek tek sorgulayacaksın;
"Ta ki geriye bir tek sen(öz'ün) kalıncaya kadar ".


O saçmalıklar kısmına sadece arzulara dair tipik anlayış dahil değil, aslında hepsi için geçerli benim için ,mesela bir de gidip insanları toplayıp , mucize türü şeyler yapan ve insanların avucundan altın çıkaran insanların çevreye yaptıkları gibi.

İnanmazlık içine girmek yani bu altyapıyla hareket etmek zor evet fakat öte yandan, en azından ortaya çıkan ruhsal liderlere "bak avucunda altın var , ne ilginç , o zaman doğru vs.."dememeyi, sezgimin yanısıra mantığımı da kullanıp , o bilgileri didik didik etmeyi hatta kendimden bile şüphe etmeyi yani bilgi konusunda sağlam atmayı öğretti.

Tüm o saçmalıklar dediğim şey esasında bu aslında. Adam gidiyor , tarikat kuruyor , bu ayrıcalıklı konumdan ötürü sadece beğendiği kızla evleniyor vs... ablam da buna benzer bir tarikattan geçtiği için ve ablama çok düşkün olduğum için , bu saçmalığa sıkça değinirim.

Savuna kalıplarımız oldukça fazla. Bir şekilde nedense yakıştıramıyoruz ruhsal gözükmeyen şeyleri ve hemen kendimizi kendimize savunuyoruz .

Hayatın karşısında asi olacaksın, tüm o saçmalıkları , sana öğretilenleri tek tek sorgulayacaksın;
"Ta ki geriye bir tek sen(öz'ün) kalıncaya kadar ".


Bir tek , arzusuz olalım ki aydınlanalım, gibi bişeye yönelik değildi bu düşüncem , diğer sınırlandırıcı pek çok şeye dair. Mesela avucundan altın çıkarıp , mucizelerle insanları kendine mürit edinen insanlar gibi..

Ablam mesela. İyi bir örnek buna. Yıllarca bana gelir , sorar, anlatır ve ne yapayım sence; der ve asla bildiğinden ötesini denemez. Madem fikir istiyorsun ama yine de illa ki benim bildiğim diyorsun, öyleyse ne soruyorsun ..diyesim oluyordu hatta dediğim de oldu ama kardeşin oluşundan gelen ayrıcalığından ötürü, seviyorsun ayrıca, ne de olsa can..canından vazgeçemez insan...

Ve tam bu nedenle , yani canın diye , canın da yanıyor .. O garip şeyler yapan insanların arasından çıktı , değişti ama beni de iyi değiştirdi bu noktada , bu tür şeylere dair iyi bir tepki duymamı sağladı en azından. Ben niye sıkça bu tür şeylere değindim.. Bilhassa ablamdan ötürü.. Tepki yarattı bu içimde.

Neye dair olursa olsun, akla asla yer vermeyen insanları kul hatta köle eden anlayışlara dair.. İnsan "özgür irade işte , kardeşin de olsa , özgürce mahvetsin kendini "vs.demiyor. Öyle şey olmuyor , kardeşin bir farklılığı yoksa eğer, ne diye kardeş olduk ki ; diyor, sokaktaki insanlar kadar yabancı olsaydık mesela, gözgöze gelip aldırmadan yolumuza devam etseydik, o olurdu işte . Ama değil, kardeşin o senin..

İstesek te istemesekte , bizler aydınlanmış yani idrak etmiş varlıklar olmadığımız, sadece bildiğimiz için , ancak söyleyebileceğimiz iyi şeyler olabilir. Ancak aydınlanmış yani sevginin ta kendisi olduğunu anlamış insanlar tümüyle sevgiyi yayabilir, kesintisizce.

"Onların liyakatidir" bu, sadece söz le değil, aynı zamanda sevgiyi hissettiren.

Tam bu nedenle Maharaj , sevginin kendisi olduğunu idrak etmeyen ama yine de bunda liyakat iddia eden herşeyin kötü sonuçlarla karşılaşacağını söyler.

Mesela benim liyakatim sadece 10 kilo taşıyabilmekse ama ben 50 kilo almış isem.. ezilmez miyim ve yokolmaz mıyım , liyakatimin ötesinde birşeyin içinde?

Maharaj"ben kimim ki.."demiş..

Bana göre aydınlanmış birinde görebileceğim bir emare de bu idi. Sezgilerimin de ötesinde ..Eğer amacımız sadece yoltaşı olmak ise, kendimizi geliştirmeye çalışırız, hata ettiğimizi bile bile yine de hatalarımızı savunmaya devam etmez, gelişmeyi düşünürüz. Ben kimim ki;deriz ama gerçekten.

Zira aydınlanmamış(öğrenci) , aydınlanma yolunda (öğretmen) hatalarına karşı gardını almak yerine , öğrenme isteğindne dolayı"hatamı düzelteyim"diyebilendir. Aksi takdirde ,aydınlanamadığı halde , aydınlanmış gibi bir liyakat iddiası gibidir bu .


Edited by - pandora76 on 18/06/2012 23:35:11
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 18/06/2012 :  19:09:13  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Peki niye sadece sevginin ta kendisi olduğunu idrak edenler? Çünkü sevgi ayırmaz ve ancak sevginin kendisi olduğunu idrak eden tam manasıyla ayırmayan birine dönüşür yani sever, hatta nedensizce sever...
Bizler sadece sevginin iziyiz bu yüzden.. Ve elimdeki yaranın altındaki sebebi ancak sevginin kendisi görebilir tam manasıyla ve şifa bu nedenle ondandır. Kalpten hissettiğim..kalbimle onay verdiğim...

Tüm aydınlanmış varlıklar ,sevginin kendisini tüm görkemiyle , eksiksizce gözler önüne sermesi ise eğer...İşte tam bu nedenle biz aydınlanmamış varlıkların varoluş alanı ve zamanı sadece iz olmak olmalı. Aydınlanmış varlıklar dahi yol taşı iken ama bize sevgiyi öylece hisettirerek en önemli yol taşı olur iken..

Olay şuna dönüyor galiba. Bir örnek olması açısından.. Mesela Mevlana gibi"aşk" diyorum diye kendimi aşık zannediyorum. Oysa ki aşkı gerçekten tam manasıyla hissetmiyorum içimde. Tıpkı bunun gibi, aydınlamış varlıklara bakıp"onlar madem arzulamıyorlar , madem herşey olduğu gibi oluyor diyorlar, e ben de bunu dersem , ben de aydınlanırım"gibi ama işin aslı bu ise , niye birşeye yaramıyor? Sözcükler değil anlamı yaratan, onların içerdiği anlamlarsa eğer.. Hissetmediğim birşeyin bana ait olduğunu nasıl iddia edebilirim.

Elimdeki acıyı hissetmemin nedeni, elimin bana ait olması ise eğer.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 18/06/2012 :  19:50:00  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Herkesi, annem babam yoldan geçen insanı vs..eşit seviyorum desem bile sözde ,aslında hala eşit sevememem gibi.

Önemli olan ne dediğim değil ki. Ne hissettiğim...

Ben pandora ;diyerek hareket ettiğim, bir kimlik üzerinden baktığım sürece, nasıl herşeyi eşit seveceğim , ben denilen şey herşeyi sevmediği için "ben "olmuş iken?

Mesela ben pilav sevmem , dünyanın tersine, böyle ben gibi ilginçler de var pilav sevmeyen veya param oldukça başka şehirlere gitim ama o parayı çok lüks eşyalara harcayabilirdim veya vs.. demek istediğim şu ,ben pandora dediğim sürece , sevmediğim şeylerin de olması kaçınılmaz iken , hala pandora iken , nasıl "birşey istemiyorum" diyebiliyorum ki.

İşte istemediğm birşey: "Pilav".

Ve aydınlanmış biri kimdir, belli bir ad mıdır? Buna inanmam, maharaj' ın aydınlandığına inansam da çünkü bana göre aydınlanmış biri, bir ad ile belirtilen değil, "kalbimde birşeye dokunan , birşeyi aydınlatandır". Yani kalbimle hissettiğimdir, bana söylenen değil.

Bana Maharaj hissettirmiştir bunu en fazla veya birçoklarına ama Peygamberlerden , Mevlanaya , bir bilim insanından , filozof vs..hepsi bizde ışığı yaratabilirse eğer..o benim , içimdeki sevginin , dıştaki yansımasıdır. Böyle düşünüyorum ben.

Maharaj tam bu nedenle, dıştaki guru içinizdeki gurunun yansımasıdır; der. Ve hatta guruların değiştirilebileceğinden zira guru da "sadece yoltaşıdır", ötesi yoktur çünkü kimse diğerinden daha az öz ,değildir.
-------------

Bazen , özgürlüğe , eşitliğe, adalete vs..ye doğru fikirlerim daha fazla ilerledikçe yani yoğunlaştıkça tam aksinin de dünyada bulunmasının anlamını düşünüyorum. Belki de , bunun nedeni bir de şu di. Bizler hangi noktada kutuplaştıkça , aksi yani tamamlayıcı yanımız da dünyamızda iyice belirginleşmekte idi..

Bakırköydeydim dün. Yoldan geçenlere baktım, binlerce insan vardır heralde. Türkiyenin nüfus bakımından şimdi hatırlamadığım bilmem kaçıncı ili konumundaki ama il olmayan bakırköy:) O kadar kalabalık..

Arkadaşım bana yoldan geçen bir çifti gösterdi yavaşça. Çok uzun boylu bir erkek ve tam aksine çok kısa boylu bir kadın, elele yürüyorlardı. O kadar belirgin bir görüntü ve arkadaşım sonrasında şu anlamda birşey dedi.

Farkılılıklar uç noktada olduğunda bir araya gelinmez gibi değil , onlara bak..

Cidden çok farkıydılar ama yine de birbirlerini çok da seviyor gibiydiler veya kısa boylu bir erkek ve uzun boylu kadın gibi..

Şunu düşündüm ..Demek ki insanların arasında onca farklığa rağmen orta bir nokta var aslında: SEVGİ..

O çiftlerin o farklılığa karşın birbirlerinin elini tutarken o sevgiyi görmem..

Olsa olsa buna işaret idi. Demek ki, "farklı insanlar "bile birbilerini "sevebilirdi".

Edited by - pandora76 on 18/06/2012 20:03:56
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 18/06/2012 :  22:23:08  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İki farklı insan birbirini nasıl sevebilir ki? Birbirlerinde gördükleri benzer birşeyden ötürü: mesela sevgi...

İki insanın birbirlerine elini uzatmasının sebebi nedir..

"Bir ucundan" baktığında görebileceğin "ancak o ucuysa eğer", nasıl sonsuz olabilirsin , bir ucundan bakar iken.. Uğruna bedel ödenmeyecek kadar "değersiz gibi duruyorsa" senin tarafında , nasıl "sonsuz bir değere" sahip olabilirdin ki.

Odam bilinç olsun..Ben bir bebeğim ve büyüyorum çocuk oluyrum..ve sonra genç..ve yetişkin ..vs... gittikçe "tekamülüm ilerliyor" ama ne kadar ilerlerse ilerlesin , odada olduğum sürece "bilinçteyim"yani görünümler dünyasında ve dolayısıyla daima blince göre sevdiğim sevemdiğim şeyler olacak.

Bir çocukken doğru dediğim şeyler belki yanlış gelecek ama yine herşey tam manası ile doğru durmayacak, odada olmaya devam ettiğim için. Niye? Çünkü hala "odada bir bakış açısına sahibim". Öyleyse odadan çıkmalıyım...

Hakikaten ben niye pilav sevmiyorum öyle çok? Pilavın ne suçu var yahu?Pilavın kötülük ettiği görülmüş şey mi ki sevmiyorum ?
Belki de...

Pilav sevmiyorum çünkü pilav sevse idim , pilav sevmeyen pandora karakteri yani ben olmayacaktı. Ve aklıma geldi şimdi..

Bir gnani, önüne ne getirilse yine de seviyor muydu?Pilav , yayla çorbası , ahtapot eti ,suşi, türk lokumu?

Sıfat bunlar, düşünmemek gerek..demekle olmuyor ki. Hakikaten şimdi merak saldı içimi. Maharaj aydınlandıktan sonra bile her yemeği yiyor muydu yoksa ayırıyor muydu? Madem sevgi ayırmamak demek , bu yoldan çıkarsam eğer...hiçbir yemeği ayırmaması gerek..
-----------

Sen zaten öldün ve ne cennet ne cehennem , aynı zamanda hem cennet hem cehennem desin.. Kendi cennetine gitmek için , cehennemin ötesine geçmelisin..

Ne kolay okunuyor cümleler... Üzerinde düşünmekten kaçınsan bile.. Ne kolay işte... Niye kaçınır ki insan. Mesela korkuyor olabilir mi, ölü olduğunu anlamaktan ..

İnsan hergün ölmüyor mesela ,o ndan olabilir mi, alışkın olmamasından ötürü ölüm fikrine.

O gün ki parktaki ruh halim ve yaşadığım eşsiz güzellikler ..ve ötesindeki , dünyayı ille de yanımda götürürken hissettiklerim.. Belki gerçekten de ölüyümdür ve kendi cennetimle cehennemim yani yeni ile eskisinin arasında bir yerdeyimdir.

Yahu şaka maka , ben cidden ölü olabilir miyim?

Bayağı da canlı duruyorum oysa.. Ya da belki de..

Bir şekilde bir noktada gerçekten de öldüm, şaka filan değil hatta aklımı kaçırmış bile değilim. Ama ölüm sembolik bir manada .

Birşeyi farkettin ve tam bu nedenle öldün ama dünyayı bırakamadığın için hala , hayatı da sürüklerken peşinde, iki arada bir derede..sürükleniyor duruyorsun..Bari bir işe yarasaydı ;diyrosun ama işe yaradığını hala farkedemiyorsun .

İyice tüketmeli , hatta dibine kadar tüketmeli , öyle ki dipte bile birşey kalmasın . Çünkü kazınacak birşey bırakmadığında ,kazımaya devam edemezsin.

Kabı boşaltırsan dibine kadar , hala bile boşaltamazsın . Tam da bu nedenle kabı boşaltır insan..boşaltamayacağını anlayana kadar ..

Edited by - pandora76 on 18/06/2012 22:32:57
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 19/06/2012 :  01:28:46  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Köseme takıldım biraz.. Çünkü benim için hem de merhamet örneği göstermesidnen ötürü iyi bir örnek aynı zamanda. İnsanların gözünde iyi gözükmek için sadece hayır işi yapmış olmasına ihtimal vermem zor.

Kadının durumunu yani bir annenin iktidar hırsı için öldürmesini düşününce..öfkem geçince acıdım da ona. Ne büyük bir acı..aldırmıyor gibi dursa da , olası değil aslında.. İnsan kendine kötülük etemden diğerine kötülük edemiyorsa.

İşte bunu düşündüğüm an dank ediyor beynime. Maharaj'ın sözünü ettiği şey...Merhamet duymak yani sevginin acı yüzü. Ve tüm taşlar oturuyor yerine...

Hiçbirşey gülük ve gülistanlık olmuyor belki ama daha anlaşılabilir duruyor enazından, hala bile öfkelenecek olsan bile..

Kötü insanların zaten cehennemde oluşlarından ötürü kötü olduklarını anlamak , öncesinde gelen öfkeyi farkı bir anlayışa çevirebilir; gibi duruyor ve zihin sakinleşiyor.. Okyonus bile dinginleşebiliyor..

Yani insanın gerçeğe uyanmadığı halde yine de onları anlaması ya da anlamaya çalışması neden önem arzetsin ki.. belki de bunun için "anlayış geliştirmek için" zira anlayış insana dairdir ama yine de bir gnani ,ahtapot , türk lokumu vs.."hepsini" yemiyor "ayırıyor" belki, üstelik yine de sevginin kendisi oluyor, olmaya devam eidyor

Ve tüm ömrüm boyunca yaşamadığım birşeyi yaşadım geçen .Ne annem, ne dostlarım , en büyük sırdaşım vs... hiçkimsenin bilmediği , benden başkasının bilemeyeceği, 3 vakte kadar yol var; gibi birşey değil, - tahmin edilemeyecek birşeyi , şaşkınlıktan olduğuM yere mıhlanmış bir vaziyet içinde , bir başkasının bana anlatmasını izledim. Üstelik bunun yani ne yaptığının farkında bile değildi

İŞte o insan hem de bilinçsizce bana bir de şöyle demişti:

Uğraşma boşuna Seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar. Kimse, bir sen daha olamayacak bu dünyada. Kimse tam anlamıyla sende seni bulamayacak. Gücün yetmeyecek herhangi bir icat edilmiş dilde kendini tam anlamıyla anlatmaya, Gördükleri ancak kendi anladıkları kadarı olacak. Hz.Mevlana

Ablamı kendi durduğum yerden baktığımda anlamamam ve onun da benm durduğum yerden bakarken anlamaması gibi.

Dün gece rüyamda bir oğlum oluyordu. Hep kız evladım olsun isterdim mesela Damla gibi, olursa kızıl saçlı olsun... ama dileğimin aksine hep erkek çocuğum olduğuu gördüm rüyalarımda. Bu rüyam yorumlanmıştı ayrıca , bu nedenle dikkatimi çekti ayrıca.

Babamın, kadın ama çok benzeri olmam ..ve benim, madem hem fiziksel hem karakter olarak bu kadar benzeyecektik niye erkek olmadım senin gibi, diye soruşum. Rüyamın bununla ilişkilendirilmesi.. ve sonuçta rüyamda yine gördüğüm oğlumun, çok güzel gülümsemesi, mutlu oluşum.. Keşke bitmese , dediğim rüyalardan biri idi.

İşin beni en rahatsız yanlarından biri de, o gün olan şeyin kahramanı olan insanın , tam önceden sözünü ettiğim "araf" a dair ... "ilahi komedyaya", ben ağzıma almadan , aklıma gelmeden değinmesiydi...

Dante , cehennem araf ve cennetten sözediyordu ve ben de arftan söediyordum hem de tam o zamanlarda.. Mesele de o ya.. O filmde gördüğüm şey , cennetle cehennem arasındaki kız ve öncesinde sözünü ettiklerim..hepsi tam ayı zamanlarda..

Aklımı koru Tanrım , dediğim yerlerden biride bu idi. Böylesini hiç görmedim.. Çünkü beni tanıyan biri bile değil, tanısa bile ne olur benden başkasının asla bilemeyeceklerini biliyorsa.. ben ki herşeydi didikleyen , blgiyi didik didik eden... olası değil.

“buradan gidilir acılar kentine,
buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya,
buradan gidilir yitmiş insanlar arasına.
adalet yol gösterdi ulu rabbime,
kutsal güç, yüce bilgelik, ilk sevgi
yarattı beni.
benden önce her şey sonsuzdu;
içeri girenler, dışarıda bırakın her umudu…”


DANTE.




Edited by - pandora76 on 19/06/2012 02:13:59
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/06/2012 :  20:25:17  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben çocukken , 13 , 14 üme kadar filan , rüyalarımda sadece kapkaranlık bir yer görürdüm. Yani rüya görürüz de hatırlamayız vs..değil. Bunu kimseye söyleyemezdim çünkü diğerleri rüya görüyorlardı ve benim anlatacak bir rüyam yoktu. Karanlık sadece gördüğüm... mü diyecektim.

İk gençlik yıllarıyla birlikte bir an da rüya görmeye başladığımda , herşey altüst olmuştu çünkü bu seferde komşumuzu görmüş ve kısa süre sonrada o kalp krizi geçirerek ölmüştü. İlerleyen yıllarda annem rüyalarımı anlatmamamı istiyordu , kardeşlerim anlatabiliyordu ama bana yasaklıyordu, zira anlatırsam gerçekleşebilir ;inancı vardı .

Bir nevi lanetlenmiş hissi ile , acaba sevdiklerimin ölümünü de görür müyüm , korkusu yaşadım o zamanlar. Ama birisini hiç unutmadım.

Ortaokuldayım ve sıra arkadaşım çok ağır bir hastalıkta ötürü raporlu. Göğsünde yaralar çıkmıştı , çok kötüydü..Okulun bitmesine 10 gün var onunsa 15 günlük raporu var.

Rüyamda sınıfa giriyorum, orada en arka sıradaki arkadaş yerinde ve benim sıramda raporuna rağmen gelen arkadaşımı görüyorum. Hayretle yanına gidip, ne işin var burada ,diyorum ve yanındaki kızla birlikte başlarını çevirip bana bakıyorlar. Sonra paltomu asmak için ilerliyorum..

Ve uyanıyorum. Okula gidiyorum

Sınıfa giriyorum, orada en arka sıradaki arkadaş yerinde ve benim sıramda raporuna rağmen gelen arkadaşımı görüyorum. Hayretle yanına gelip, ne işin var burada ,diyorum ve yanındaki kızla birlikte başlarını çevirip bana bakıyorar. Sonra paltomu asmak için ilerliyorum..

Aynı yazıyı kopyaladım çünkü tamamen aynısını yaşadım. En ufak bir farklılık, bir his farklılığı dahi yoktu. Ve paltomu astığım an , aklıma geliyor ve orada paltomu astığım an ,yerimde kalakalıp , bir an 'da bunları geceleyin görmedim mi; diyorum.

Hani rüyalar , benzetmeler vs.. olur ama o an ki hislerine kadar tamamen aynısı yaşanabilir mi.. bilmiyorum ama 14 yaşımda gördüğüm bu rüyayı unutmam olanaksız.

Geceleyin uykumda yaşadığım bir kesitin saniyesi saniyesini uyandığımda hem de hissetiklerimle yaşadım. Sonra bir daha hiç olmadı bu ve iyi ki de olmadı çünkü korkmuştum.

Ama bildiğim birşey varsa şudur ki,sözle duyduklarıma dayanarak değil, yaşadığımla biliyorum ki, rüyalar da gerçekten de farklı birşey olabilir, hatta önemli birşey bile olabilir.

Zaman zaman uyanırken , sanki yere düşmüşüm gibi, hissederdim ve yere düşmeye dair spritüel kaynaklarda okuduklarım etkileyici gibiydi. Belki de bu kendisi hakında çok fazla birşey bilmediğimiz alan da yani rüyalarımızda , astral seyahatlar yapıyor da olabiliriz , farkında bile olmadan.

Özellikle astral seyahat yapayım ;demedim ,o nedir tam onu da bilmiyorum doğrusu denediğim filan yok bunu özellikle ama bazen rüya zamanları , uyanık zamanlarımızdan daha fazla bir önem teşkil ediyor olabilir mi; dediğim de oldu. Belki de rüyalarımızın dilini çözebilirsek... Bilinçaltımızdaki bazı şeyleri/korkularımızın köklerini/nedenleri vs... engelleri bulabilir miyiz; sorusunu doğurdu bende.

Edited by - pandora76 on 21/06/2012 20:40:03
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/06/2012 :  20:37:59  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Spritüalizmle birlikte rüyalara daha farklı bir bakış açısı oluşturmaya başladım .

Hiç düşünmediğim halde 1 ay kadar her gece rüyamda kesintisiz rehberlik aldım ve bu mantıken inanılır gibi olmadığı için , benim bir yanım inanmakta güçlük çekiyor hala ama sadece benim ve rehberimin bildiği birşeyi yaşadım.

Her gece, ertesi gün neler olacağını görüyordum ama bu kadar çılgınca birşeyi birine anlatsam dahi , gülüp geçeceğini de biliyordum ,.

Yalnız sorun o ki, ertesi gün ne yiyeceğim, nereye gideceğimi vs.. yani bana ait birşey değil, sadece burada ne konuşulacağını yani (spritüel konuya dair )biliyordum. Bunu her gece yaşıyordum ama tabi kelimesi kelimesine değil tabi fakat her gece istisansız rehberlik alıyor, negatif bir tutumum olmuşsa , buna dair de rehberlik alıyordum. Bir konu üzerinde haklı olsam bile, yaklaşımım negatif ise , bunu rüyamda görüyordum mesela. İnsanın bunu sadece kendi başına yaşaması acayip birşey , gerçekten bazı şeyler, dillendirmek istiyorsun.

Ve rüya konusu böylece benim beynimde iyice soru işareti geliştirdi.

Belki de bilinçaltımda ne varsa onları birşekilde rüyalarım aracılığıyla kendime doğru yaklaştırdım o günler boyunca veya öz dediğimiz de aslında bize konuşan vicdanımızın sesi, bilinçaltımızı gittikçe daha iyi farkediyor olmamız , rehberlik adını alıyor belki ..

Veya neyse ne bilmem ama kimi zaman düşünürüm hala:

Rüyam benden daha gerçek olabilir mi ?



Edited by - pandora76 on 22/06/2012 03:06:12
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/06/2012 :  23:18:58  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Piyango numaralarını görmedikten sonra , o rüyaya haberci rüya demem kızım:)
----------

Madem görmek istemediğimiz herşey karşımıza çıkıyor , beni gör ve bir-leş-me duygusunu böylece yaşayarak , bir-liği anla...;diyen olmakta olanın nedeni ise... arzularımızı görmemek te , onları itmek ve dolayısıyla daha fazla çekmek demekti öyleyse.

Aslında asıl kabul , hiçbirşeyi kurtulunması gereken birşey gibi görmemekti belki de.

Düşündüm ki, "kabul etmem" gerekiyor dediğin şeye aynı zamanda "kurtulmam gerek" diyorsun.. Çelişki esasında bu değil mi.

İnsan , "kurtulması gerektiğine" inandığı şeyi "kabul edebilir" mi?

Kurtulmak evet ama gerçekten kurtulmanın yolu , bir daha "gör beni"demek amacıyla karşıma çıkmaması için onu gerçekten görmem yani tam anlamıyla kabul etmem demekse eğer...Yani , bir'likte arzu olsa olmasa vs..neye yarar? Onun yapısı ne ise ne , önemli olan , ona giden yolumun ne olamsı gerekiyor ise..Neyi yanlış yaptım öyleyse, dedim kendime..

Bir yolda yürüyorum ben ve yolun sonunda beyaz elbise giymiş ben i görüyorum. Ve diyorum ki, "evet öyleyse kendimi beyaza boyamak beni beyaz elbiseli yolun sonundaki kişi yapacak". Olur mu hiç.

O elbiseyi , kendimi beyaza boyadığım için değil , yolun sonuna vardığım için bulmuşumdur yani beyaz benim yolculuğumun ödülüdür.

Yolumda kendimi beyaza boyamak beni yolun sonundaki beyz elbiseli kişi yapsa idi , yol ile yolun sonu arasında bir fark olmaz idi.

Birinin gözü mavi diğerinin ela ise , örneğini kullanmıştım. Ela ile mavi gözün yolunu aynıymış gibi düşünerek hareket etmek asıl yanlıştı öyleyse.

Bir yogi saatlerce meditasyon yapabilir ve bu işkence gibi gelebilir, bir kişi Maharaja bunu sormuştu , bu sözcüklerle ama tam aksine bir başkası için hiç de işkence değildir.

Eyyüp peygamberden , yogilere vs..birçok insan belki bu noktaya gelmiş idi ama bu herkes için bu noktaya geldiğinin işareti olmamalı idi.

Sorun ne ise aslında benim özüm de gizliydi , tek yapmam gereken , onu görmekti ama ben görmedim çünkü herkesin aynı yolda yürüdüğünü zannediyordum..gibi.

Yaşadım ve
Kaderin bana yürüttüğü yol bitti..


Vergilus.

Edited by - pandora76 on 22/06/2012 03:07:14
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/06/2012 :  23:40:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben dünyayı bırakmak istemememin nedenini her geçen gün daha iyi görüyorum . İllaki hayallerinin peşinden koşmak , birşeyleri arzulamak değil , zira insan arzularının önemli bir kısmını gerçekleştirmiş te olabilir.

Ama dünyayı bırakmama; arzusu da sözkonusu olabilir yani hayallerime kavuştum ama yine de dünyamı bırakamam çünkü orası , varolduğum ilk andan beri bildiğim tek yer, hazzın yanında acı bile olsa da.

Bunu biliyorum çünkü ben hep buradaydım , bilmediğim bir yerde nasıl emin olabilirim...gibi.. Bu da bir arzu aslında.. Güvenlikte olma arzusu..

Bırak beni dünyamda kalayım , burada güvenlikte olduğum yerde durayım ve korkmadan yaşayayım... Ne de olsa , buradaki korkular bile tanıdık .. Korkuya dair, bu bile olsun, yeter ki bildik bir korku olsun , razıyım buna ama bilmemekten ötürü gelen korkuya razı değilim, bilmediğim korkular kadar beni korkutan birşey yok çünkü onları tanımayışımdan ötürü savunmasızım..
...der gibi.

İşin ilginç yanı ise , insanı güven duygusu değil, korkularının üstüne korkusuzca gidebilmek güvende hissettirmeli aslında.

İnsan orada hep bir korkunun durduğunu bilerek , sırf yakınına gelmediği için , güvende olduğunu nasıl kendisine söyleyebilir.

Korkunun korkusu korkusuzluktur çünkü korku korkaktır , bu nedenle üzerine gidildikçe kaçar ,çünkü korkar.

Gülümsediğim oluyor , kendime iyi gaz verdiğimi gördüğümde:) Motivasyon konusunda iyisin de, eylemi eyleyemedikten sonra , eylemin manası ne..derim kendime:)

Tam bunu yapıyorum kendime , motive ediyorum , yaptığım şeyi niye yaptığımı gayet iyi biliyorum , kendimi nelerin harekete geçireceğini iyi biliyorum.

Uçurumun kenarındasın , aşağıya atlayacaksın peki bunu nasıl yapacaksın?

Aşağıya bakarak mı?

Bu olası değil.. "Yukarı çıkmak "istiyorsan eğer, asla "aşağıya bakmamalısın "yani daima "yukarıya bakmak" zorundasın zira aşağıya bakarsan eğer, atlayamazsın çünkü insan ölümle gelecek olanı isteyebilir , ölüm özlediğin şeyi getirebilir ama ölümün acısından kaçmak ta isteyebilir. Eğer tam da aşağıya baktığı için , "ölüm acısı "gibi bir seçeneğin olduğunu görmüş ise..

Ölümü istiyorsan , ölümün "kendisini değil", ölümle "gelecek olanı "düşünmelisin sadece. İnsan doğası hayata tutunmak ister çünkü insan , "hayatın kendisidir" . İnsan kendisinde nasıl vazgeçebilir?

Orada duruyorken , hiç düşünmeden , hızla yapacaksın bunu çünkü düşünürsen eğer, vazgeçmek için zamanın olabilir.

Tıpkı rüyada uçarken , aşağıya baktığın an , kayalıkları gördüğünde , ya düşersem ;korkusunun içini sarması ve gerçekten de düşmeye başlaman gibi...

Düşmemin nedeni , düşeceğime inanmadır belki ve tam bu nedenle beynim yerçekiminin herşeyi düşürdüğü bir yeri imgeledi. Beynim ,yeni birşeyi imgeleyebilir. Mesela yerçekiminin olmadığı biryeri de imgeleyebilir.

Eğer düşebileceğim bir yer olduğunu görmezsem , düşmekten de korkmam.

Fırtına nereye atsa beni orada bir yer vardır yaşanacak.

Horatius.

Edited by - pandora76 on 22/06/2012 13:23:42
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/06/2012 :  02:55:24  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
3b yanını yaşamayı neden ister insan? Niye bunca zorluğa katlanır insan ? Orada herşey cennete koşullarında iken , ne gereği vardı ki peki?

İlk yazılarımdan biri de şu idi:

Onca zaman ardında koştukları hayallerinin gerçekleşmesi bile onları çok mutlu etmiyordu.Önce 'haz' alıyor,sonrada 'acı' yı yaşıyorlardı.Ve üstelik bu döngüyü bile bile yaşıyorlardı!
Dışsal koşullara bağlı bir mutluluktu bu.Yani mutlu olup olmayacaklarına başkaları karar veriyordu ve bu olsa olsa tutsaklıktı.Özgür görünen tutsaklar...
İşin garip yanı aslında bu oyunu seviyorlardı ama yinede yakınıyorlardı!


İnsan bu oyunu seviyor.. Gezgin olup 3b yanına yani bilinçaltının derinliklerine gelmese ne olur.

Yine de o insanın , en yukarıda 6b aşaması hala orada kendini hissettirmekte iken..3b yanını deneyimlemekte iken, hala da 6b de duran o yani biz iken...

Belki gerçekten de Olimposun tanrıları bizi kıskanıyorlardır, günahı bildiğimiz için ve hatta tam bu nedenle bize özenip, buraya geliyorlardır..




Edited by - pandora76 on 22/06/2012 03:00:24
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/06/2012 :  13:26:28  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Korku ve istekler ne zaman akılla geldi?

Bunca güvenler hangi hayali kurasın ki

Sonunda pişman olmayasın?

Juvenalis.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/06/2012 :  02:07:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Birşeye başlarken , hayır başaramıycam ;demek , onu baştan kaybetmişsin demek. Buna inanırım ben . Özel bir yetenek dahilinde değilse , niye başaramayalım ki...sorusu çıkıyorsa ortaya.

Önemli olan sorunun köklerini açığa çıkarmak ise eğer, sorun bize aitse eğer, bunu en iyi yapacak olan da biz olmalıyız öyleyse ve insan korkuyor iken bile başaramamaktan , yine de bunu başarabilirim; demeli . Korkuyorum demek te ne.

Bizler kendimize güven duymadığımız bir noktada , güvenle hareket eden birşeye kızgınlık duyabiliyoruz.

Seneler önce ki o arkadaşım geldi aklıma, hatırlıyorum neler olduğunu . O yakından gözlemlediğim bir insandı bu noktada. Çok azimli idi ama yolu açık değildi. Kaynakları kısıtlıydı çünkü ve etrafındaki insanlar hatta karısı dahi ona inanmazlkla bakıyor , en yakın arkadaşı ise bir nevi küçümsüyordu, o hayallerini gerçekleştireceğine dair ölesine emin dururken .

Bir zaman sonra bana , bir tek sen gerçekten inandın bana ;diyecekti çünkü onun azmi öyle güçlüydü ki, benim gözüm , kendini beğenmiş birini görmüyordu . Sadece azmine hayranlık duyuyordum ve onu yeni işinde ortaklığımız olmadığı halde destekledim , sırf bu nedenle, sırf azimli diye.

Ve o başardı , dediğini yaptı .. Hem de tüm küçümseyen bakışlara rağmen.. Ve komik olan o ki, bir zamanlar ona küçümseyerek , alaylı bakan bakışlar , şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra arkadaşıma karşı ani bir tutum değişimi içine girdiler.

Şu an başka bir şehirde , hayal ettiğinin bile ötesinde bir yerde. Onunla daima gurur duydum , duyuyorum hala ve şanslı hissediyroum kendimi, böyle bir şeye , neredeyse kendisine sadece imkansız ;değeri biçilen bir hayalin kendisini gerçekleştirmesine tanık olduğum için.

Birşeyi başaramıyorsam , başarabilenlere bakarım demem bundan. O hayaline öylesine bağlı idi ki, çevresindeki hiçbir küçümseyici yüz ifadesi , onların alayları vs...onun hayalini yıkamamıştı .

Ve onun deneyimine ortak olmak , iyi birşeydi benim için zira onun için varolan tek şey "hayali "idi.

68 kuşağıının bir sözü vardır , çok sevdiğim:

"Gerçekçi ol ve imkansızı iste".

Kendine güvenen insanları severim çünkü güvenin temelinde inanç vardır ve kendine güvenmek demek , kendine inanmak demektir bana göre , tam bu nedenle.

Sorun kendine güvenen insanlarda değil, bu güveni , güvenle adım atanı küçümseyerek kendi içindeki güvensizliği kendinden saklamaya çalışmak.

Arkadaşıma bunu yapmışlardı çünkü kendisine inanan birini gördüklerinde , kendilerine duydukları inanmazlıkla yüzleşmişlerdi.

Dünya bu kadar kötü iken , hayat üstüne üstüne gelirken , belki binlerce kez benim kendime olan güvenimi yıkarken , bir de kalkmış , hayallerin gerçek olabileceğinden sözediyor , güvenle ... der gibiydiler. Kendine güveni hatta kendini beğenmişlikle yorumluyorlardı o arkadaşımı ama o müthiş biriydi , hiç de umursamıyordu bunu.

Arkadaşım zar zor geçinirken o günlerde, bana o binayı gösterdiğinde o an , şakamı bu ;demiştim kendime ve zamanla işin püf noktasını anlaım sanırım. Hayalin ne kadar ise , o kadarını alıyorsun ancak.

Yani , elimdeki 5 ve öyleyse ben 100 hayal edemem ;dersen eğer, baştan kaybediyorsun .Zira hayalin 5 e kurulu ise , 100 ü de bekleyemezsin çünkü elindeki 5 değil, "hayalin yaratıyor gerçeğini"... 5 üzerinden bir hayal kurmuş isen , ancak 5 i bulursun.

Onunla bir ortaklığımız olmadığı halde desteklememin esas nedeni kendi içimde , hayallerinin peşinden gidebilecek kadar yürekli insanların olduğunu görme fırsatını vermiş olmasıydı.

Denir ya hani, gerçeğin 3 aşaması vardır:

1.Alay etmek, 2.reddetmek 3.kabul etmek.

Tam onda gördüm bu 3 aşamayı.Hepsini de yaşattı çevresindekiler ama o çevresindekilerin kendi içlerindeki güvensizliği asla gerçeğine dönüştürmedi.

Mikailin son mesajı da aslında buna yönelikti. Önceki yaşamlardan gelen bir değersizlik duygusunu sana yansıtmalarına izin verme ..
Osho benim de sorduum bir soruya değinmiş, bence hiç de yüzeysel bir gözlem değil, adam olanın köküne inmiş.

Yumuşak huylu, alçakgönüllü bir insan neden takdir edilir? Herkesin egosunu doyurduğu için takdir edilir. Sadece oyunun tamamını gör. Alçakgönüllü bir insanı neden takdir edersin? Sana karşı alçakgönüllü olduğu, senin egonu desteklediği için. Egon desteklendiği için, sen de karşılığında onun alçakgönüllülüğünü desteklersin. Şimdi bir kısırdöngü oluşur. Herkes onun alçakgönüllülüğünü sevdiği için giderek daha da alçakgönüllü olacak. Saygınlık kazanıyor ve herkes onun alçakgönüllülüğünü seviyor, çünkü onun alçakgönüllülüğü herkesi tatmin ediyor - bu, ego için derin bir doyumdur.OSHO
-------------

Basit gibi gözükse de benim gördüğüm o ki, aslında bunlar belki de en önemli noktalar. Çünkü esası , altında yatan sebepler belirliyor. Neyi neden yapamadığımızı gibi. Altta yatan neden nedir ki, imkanlarımıza rağmen ilerleyememezin nedeni?

İnsan korkabilir zira korku insana dairdir. Mesela dünyanın en güçlü adamı bile ateşten korkabilir zira ateş en güçlü adamı bile yakabilir çünkü inan eksiklidir.

Önemli olan korkmak değil, korkuna rağmen ilerlemek olmalı.

Edited by - pandora76 on 23/06/2012 02:19:42
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/06/2012 :  14:30:32  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yani bana göre korkusuzluk , korksan dahi devam etmeye çalışmak demek.
Önemli olan düşmek değil , oradan kalkmaktır .

Mesele o ki, insan ancak birşeyi gerçekten istiyorsa eğer, düştüğü yerden kalkar.

Attan düştüğünde hala devam etmek istiyorsan , o at kaçmadan hemen yakalıp binmelisin ona. Böyle denir ve gerçekten de böyledir.

Herşey bir kelimeyle başlar ve bir tek kelime diğerine enerji verir ..demiştm. Bir düşünce bir hayal..bir ötekine , yeni hayallere yol verir ve hayaller bir de bakmışsın , tam da bu nedenle ütopya olmaktan çıkmış.

Rüzgar esiyor , yaşamaya çalışmalıyız.. 68 kuşağının ruhu.

Ben zannediyorum ki dünyama gerçekten çok bağlıyım yani diğer nedenlerin de ötesinde buradaki sevdiklerime ," burada oldukları halleriyle "en başta ise , sadece annem olduğu için değil , bunun da ötesinde hayranlıkla sevdiğim için anneme , elbette anneler çok sevilir ama annem kimliğininde ötesinde ayrı bir insana duyulacak sevgi ile, bağlılık gibi birşey de var içinde ve dünya ,sadece insanları için güzel bir yer olsun; diye düşündüğümü farkettim. Kendi adıma dünyamın zorluklarından yani kendimden ziyade, oradaki bir insana olan bağlılığımın baskın geldiğini farkettim.

Bu bir çeşit saçmalık belki ;demiycem bu sefer zira değil, tam aksine, insana uç gibi gözüken şeylerdeki gerçeklik payı belki daha yüksek , gerçekçi olmak için imkansızı istemek gerekliliği kadar uç:) Çok zaman kendim için çok fazla birşey istemedim zaten. İstese idim ,arkadaşımı desteklerken karşılığını da isterdim, ya da karşılık alacağım için desteklerdim veya isteseydim bütün birikimlerimi sadece maddi kazanca dönüştürmek amacını güderdim.

Ben demeyen alçakgönüllü ama sadece para peşinde olmaktansa , ben demeyi de bilebilen ve tam bu nedenle kendim için gerektiği kadarını kazanan, açgözlülük etmeyen bir olmayı tercih ederdim sanırım ya da aklımdaki ideal bu . İnsan ben dememişse ben demeyi öğrenmeli ve ben demişse hep, sen demeli ve dengeyi bulmalı bana göre.

Osho güzel konuşmuş , ruhsallığı tek tip düşünen ve geleneksel yorumlamayan biri. Böyle olsa idi, alçakgönüllüğe sadece bir yönü ile bakardı ama insan şunu soruyor kendisine: gerçekten alçakgönüllü müyüz yeterince , anlamı taşıyor mu içinde.
Kimsenin yaşam yolu aynı değilse eğer, tek tip olmamalı.

Ben dünyamızı seviyorum , kötü bile olsa da , adaletsizliler , haksızlıklar .. dahi olsa , onlara öylesine kızgınlık duysam dahi seviyorum çünkü dünyamı eşsiz kılan birşey var burada.

Bir insana bağlı olmanın hiçbir kötü yanı yok, bunu , bu duygunun verdiği mutluluğu hiç yaşamayadabilirdim. O zaman sadece yaşamış olurdum ama gerçekten yaşamış olur muydum.

Ancak uğruna feda edebileceğin birşey varsa mükemmeldir ve mükemmel birşeyi , mükemmel olmayana kim değişir.

Bundan sonra ne olacak demiştim ve şimdi düşünüyordum ki, ne olacağını yazarken çözeyim , her ucuna dokunayım ve ne istediğim öyküm söylesin bana.

Reiki uygulamasını arttırdım , ruhsal anlamda bana yol gösterici olsun diye. Reikiye başlarken artık , "bana doğumda hayat veren güç , yeniden bedenime ve ruhuma hayat ver ,ayağa kalk"..diyorum bir de. Bu tamamen benim uydurduğum bir söz, içimden geçen simgel bir şey. Yeniden bilinçte uyanmak adına .

Çünkü deneyimlerimle , reikinin aslında omurgamızdaki yılan yani kundalini olduğunu biliyorum. Bütün çakraları açmayı başarabilirsek , çakralara denk olan yoğunluklar yani ışığın 7 seviyesini ..4b , 4.çakra ve 5b , 5. çakra. Kalp çakrasında yeterince çalışmak demek , kalp çakrasına dünyamızı getirmek demek benim için.

Adım adım , ne gelirse önüme , hayat ne sunmuşsa , biri ;dünya için ve biri de ruhum için.. Bundan sonra ne olacak ...Sözlerini duyma şansına sahip olduğum Maharaj gönlümü aydınlattı. Onun beni neden etkilediğini daha iyi anlıyorum.

Ruhsallıksa eğer ,iyi biri ol , çıkarlarını değil, insanlar için ve ben de seni takip edeyiim ;diyebileceğim biri varsa , o da Maharajdı benim dünyamda , "ölü "ama sevgisiyle "yaşamaya devam eden" bir adam:

Bununla birlikte , gerçek mürşit müridini hiçbir zaman bir dizi fikir , duygu ve eylemden oluşmuş bir tarife içine haspetmez tam tersine o , öğrencisine bütün fikirlerden , bütün yerleşik davranış kalıplarından bağımsız olması , daima uyanık, içten ve ciddi olması , zevk almak ya da acı çekmek için değil , fakat anlamak ve öğrenmek için,
hayat onu nereye götürürse gitmesi gerektiğini sabırla öğretecektir.

Edited by - pandora76 on 23/06/2012 14:49:04
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/06/2012 :  20:40:47  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Attan düştüğünde hala devam etmek istiyorsan , o at kaçmadan hemen yakalıp binmelisin ona. Böyle denir ve gerçekten de böyledir.

Bunu yaşayarak öğrendim ben , seneler önce ata binerken , bir anda yolda onu ne korkuttuysa ya da ne olduysa (belki de bendeki bir dengeyi tutturamama hali idi), onca hızıyla beni yere düşürecekken ve gerçekten de düşmek üzereyken , yuları aniden çekerek kendimi atın üstüne çektiğim an anlamıştım bu sözün anlamını.

At benim en sevdiğim hayvandır , at sevgisi benim için çok ayrıdır . Atın seni sevmişse eğer, seni atmaz , fakat "dörtnala koşarken sen de onunla koşmak zorundasın" , eğer ki bunu başaramazsan , "atınla bir bütün olamazsın".

At nereye koşuyorsa , sen de onunla koşuyorsundur ve bu çok güzel bir duygudur .. yönünü atına bırakmak..


Edited by - pandora76 on 23/06/2012 20:46:22
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/06/2012 :  19:01:23  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Atla beraber özgürce koşmak..

Ama bunu yapabilmek için ,öte yandan ,ata nasıl bineceğimizi bilmeliyiz. Ayaklarını sağlam tut ama asla atı rahatsız edecek düzeyde değil, korkuyla ata baskı yapma.. O da "senin gibi bir canlı" unutma ve canlıysa eğer, "o da senin gibi hisseder"..

Yani korkuyorsan eğer, korkuyu hissettirirsin ve o da hissedebildiği için bunu hissetmesine izin verme yani korkma zira korkarak ve dolayısıyla çırpınarak atın üstünde durmak , onunla bütünleşmek değildir.

Öte yandan atı dizginlemen gerekebilir zaman zaman zira at koşar sadece ,yani atınla koşmak istiyorsan onunla bütün ol ama gerektiğinde dizginleri çek . Sen gör , o koşsun.

Uyumun anahtarı dengedir ..Bu nedenle gerçeğe sadece bilgece sevgi ile ulaşılabilir.

Atıma ilk bindiğim gün ..komikti zira binemiyordum:) Baktı ki olmayacak , bir anda ayağımı iteklemiş ve bana kendince şaka yapmıştı , atıma deh ,deyip koşmasını sağlamıştı:)

Çocukken babamın ,kardeşim boynunda iken , diğer kardeşlerimle denize girdiğimiz gün gibi.. Babam kardeşimi denize bırakmıştı ve o çırpınıyordu çünkü "denizde nasıl yüzülür" gibi birşeyi öğrenmeye vakti yoktu , şimdi tam zamanıydı , "bunu başarmak" zorundaydı.

Vakit yoksa eğer ,istemesekte öğreniriz ve tam da bu nedenle bize tanınan vakit dolar ve zorlaştırır işimizi"artık zamanı "der.

Dünyamızda yaşana onca şey..Haksızlılar, açlıkla boğuşan insanlar... Pandora adında bir kimlikten bakarken bunların karşısında acı duymamam olası değil .

Bundan bir zaman önce astrolojik etkileri gözönüne alarak , 2012 yi işaretlememin nedeni bu idi. Dünyamız yokolup gidiyor...

Ben şuna inanırım ,özgür değilsek eğer , hiçbirşey değiliz... Bu nedenle bunun ötesinde birşeyin benim için herhangi bir önemi yok. Sözün bittiği yer bu nedenle özgürlüğün bittiği yer benim için. O , resimlerde bile görmeye tahammül edemediğimiz bir acının öyküsü..

Negatife odaklanmak istemem ama olan iyice gözümüze gözümüze girerken, görmemezlik edemem ve belki tam da bu nedenle "görün içinizdeki yıkımı "diye karşımıza çıkarken..

Belki de hala yapabileceğimiz birşey vardır , belki tam o arkadaşım gibi, bir ideali gerçekleştirebilir, umut ederek "inanarak "tıpkı o arkadaşım gibi... barış dolu bir dünyayı hayal edebilir ve onu gerçeğe dönüştürebiliriz.

Nostradamus , boş bir kitap çizer , dünyanın sonuna dair. Yani kitap "hepsi sizin elinizde, ne olacağınızı siz belirleyeceksiniz"der gibidir.

İçimizdeki tüm öfkeyi bu yaşamda salıvermek ve dönüştürmek üzere karşımızda görmemizin nedeni aslında altınçağı içimizde yaratmak ve dünya üzerinde onu resmini görmek te olabilir.

Herşeyi düşününce , geçmişime dair birşeyi anımsadım, annemin anlattığı öyküyü. Ben göçmen bir ailenin kızıyım. Annemin sağındaki ve solundaki aileler hristiyan , babamda orada ve onların kızlarıyla büyüyen annem , diğerleri farklı dahi olsa farklılıklarına rağmen onları olduğu gibi kabul etmeyi , komşularıyla tam bu nedenle iyi geçinmeyi böylece öğrenmişti.

Annem inancına bağlı bir kadındır ve onlar noelde kiliselerine giderken , sonrasında annemle birlikte oyun oynarlarmış ve biz de bunun etkisyle büyüdük, komşularımızla farklı dahi olsalar bile daima iyi geçindik çünkü farklılıklara saygı gösterdik.

Şimdi seçim zamanıdır. Neyi seçeceğimizdir aslolan .Karşımıza çıkan belki binlerce yıl süren bir öfkenin kendisini göstermesinden sonra , öfke ile dünyamızı yakıp yıkmak mı, yoksa kayısızlığımızla yokolup gitmesine seyirci olmak mı?

Maharaj en etkili yöntemin yani kökünden çözmenin esas yolunun , içimizdekini değiştirmek olduğunu söylereken haklıydı belki. Bence dünyamızı değiştirebiliriz ve değiştirilebileceğine inandığımız bir dünya olduğuna inandığımız sürece , gerçekten de altınçağı yaratabiliriz.

Sürekli sözü edilen o cenneti , bir yerlere giderek bulacağımıza inanmak yerine , burada , dünyamızda biz yaratabiliriz.

Yukarıdaki üst yoğunluklara yardım etmeleri için çağrı yapmak yerine , şimdi biz , burada cenneti yaratabiliriz. Madem hiçbirimiz diğerinden daha fazla öz değildir , kimseden yardım ummadan , bunu tam burada "biz" yapabiliriz ve tam da bu nedenle , "biz "olmayı öğrenebiliriz.

Ben gerçekçi biriyim , hiçbir zaman olmayacak bir hayalin peşinden koşmayacak kadar gerçekçi ve hayallerin , dünyanın iyiliği istiyorsak eğer , imkansız gibi dursa dahi aslında imkansız olmadığına inanan biriyim ve bir zamanlar , o an ki , dünyama korkularımı söylerken hissettiğim şeyi ifade ederken , sezgilerimle de hissettiklerimi dillendirirken , açık bir kapı olduğuna da hep inanıyordum.

Ne yazık ki en büyük gelişim, en büyük gerilimlerden sonra oluşabiliyor çok zaman, insan rahatı yerinde iken , rahatından vazgeçmek istemiyor çok zaman çünkü rahatlığı seviyor insan ama elimin altında gittikçe büyüyen bir yara olduğun görmem ve iyileştirmem için , daima o elin kansere dönüşüp, büyük bir acı yaşatması gerekmiyor , eğer ben , "acı olmadan da elimle ilgilenirsem".

Madem ki biz bilincindeyiz olmakta olanın ya da en azından böyle olduğunu düşünüyoruz ve içimizdekinin yansıması diyoruz..Öyleyse en büyük sorumluluk bize ait zira insan bildiğinden sorumludur ve bildiği halde yapmamak , bilmeden yapmamaktan daha ağır bir sonuçtur.

Reiki yaparken hissetiklerimi ben biliyorum , gittikçe ısınan ellerimin ve bir zaman önce, bir anda kundalinin iyice ortaya çıkmasıyla hissettirdiği şeyi , uygulama sırasında geçmişe dair kötü ;diye nitelendirdiğim ne varsa hepsini bilinçaltımdan çekip çıkardığını ve hissettirdiğini..

Yani demem o ki, işte gör hepsini ve seçimini yap , dünya üzerinde bir yıkım mı veya yeniden doğmak.. der gibi. İşte 2012 ve hepimiz ülkemizin farklı yerlerinden onca insan. Biraraya gelebiliyorsak "ortak bir arayışta" , şimdi dünyanın sonunda , bir araya gelmişsek burada.

Öyleyse bildiklerimizden sorumluyuz çünkü biz ,"bir" birimizden sorumluyuz" .

Edited by - pandora76 on 24/06/2012 19:38:03
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/06/2012 :  21:00:10  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yani...Bizler aramızdaki farklılıklara rağmen bir araya gelebiliyorsak aynı şey için, öyleyse bu amacı gerçekleştirebilir ve o hep istediğimiz cenneti ,dünyamıza getirebiliriz.

Umutsuzluk en ölümcül hastalıktır ...

Buna inanırım ben. Ara sıra umutsuzluğa kapılırım ama kısa sürmesi bu yüzden..

Atatürk şöyle demiş:

Umutsuz durum yoktur.

Umutsuz insanlar vardır.

Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.


Öyleyse bildiklerimizden sorumluyuz çünkü biz ,"bir" birbirimizden sorumluyuz" .

"Bir"leşip , "biz" demek , "bir" likte "aşk olmak için"...

Cennet diye bir yer varsa eğer, o benim "kalbimde hissedebileceğim "birşeydir, "daha azı değil".


Edited by - pandora76 on 24/06/2012 21:02:07
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/06/2012 :  18:25:49  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Barışa odaklanmak ne peki? Yani sadece barış dolu hayaller yeterli mi? Barış ama "sadece hayali yeterli mi"?

Bir de bunu düşündüm ben.. Çünkü içimizde barış yaratmak demek , sadece barış dolu bir dünyayı imgelemekten öteye , pozitif kadar negatif yanımızı yani yıkıcılığımızı da görmekse eğer ve dolayısıyla onu da ayırmadan , ona bir yanımız gibiymişcesine bakabilmek olsa gerek.

Yani ,içimde bir barış demek , kötü dediğim yanımı da görmem ve o da ben-im demek , onu da sevebileceğim bir yere çekilmek yani ikisine de bir bütün gibi bakmak olsa gerek.

Barışa gerçekten odaklanmak /gerçek demek , belki de, "içimdeki iyi ve kötüyü barıştırmak" demek belki ve yap şunu pandora, yapabiliyorsan..

Başka türlü negatif yanımız kendisini çeker mi geriye . Birşey iyice bastırıldığında , bir zaman sonra tüm gücü ile kendisini ortaya koyduğunda , onu yine bile görüp kabullenmemek yolu ile gerçek bir barış olabilir mi içimizde .

Şimdi tüm dünyamızda olanların sebebi, belki bin yıldır görmek istemediğim şeylerin , reddedildiği için , kendisini göstermek üzere ,şimdiye şu an'a kendisini getirmesi olabiir mi.

Tüm negatiflikler bir an da ortaya serilir iken , şimdi bir an da başarabilir miyiz, bir an da bir ilham ile , bunu yapabilir miyiz bir'likte. Ra nın söylediği gibi, dünyamız bir an 'da , bir ilham anında pozitife kutuplaşabilir mi?

Bunu şimdi tam zamanında söyleyebilirim ki, içimde hissettiğim, tek bir ilham anında , dünyam hala dönmekte iken , herşey yine de olduğu gibi dururken , herşeyin muhteşem diyebileceğim birşeye büründüğünü hissettiğim anlar oldu ve o anlar , şiir yazdığım anlardı, kalem kağıt olmasa bile elinde, yine yazabilirsin ve galiba işin sırrı , uyumun anahtarı ,"hayatı şiir gibi yaşamakta gizliydi".

Yine de herşey eskiye dönüşüyor sonrasında çünkü oradan biri bağırıyor"pandora , hayat nasıl gidyor, hava çok sıcak bunaldım vs..."

Ve kalbim herşeye rağmen yine bile diyor ki.

Yıkılacaksa eğer, umuyorum ,bu negatif yanlarım olsun ..kendisini gördüğüm ,kabul ettiğim an beni sarssa dahi terkeden ve dünyamı cennete çeviren birşeyin adı olsun. İnsan gerçekten sevmişse eğer, korkmaz zira insan , elinden / bir parçasından korkmaz, o kansere dönüşüp kendisini öldürebileceği halde çünkü elini sevmiştir zira eli kendisiyle bir'dir yani "benim "dediği , sevdiğidir.

Geriye dönse idin ne değiştirirdin ;deseler , ben şunu şunu değiştiririm ;diye düşünürdüm ama gördüm ki , hayır ,değiştirmek istemezdim zira bugün şunu şunu değiştirirdim ;dediğim şeyleri ,değiştirme olasılığını düşünmemin nedeni, o şeyleri yaşamış olmam.

Komik:)ama olan bu. Neyi değiştirmek istediğimi bulmam için , onu yaşamış olmam gerekiyorsa eğer..

Geriye tek seçenek kalıyor : Ben geçmişe dönsem hiçbirşeyi değiştirmezdim..

Ne kadar zor olursa olsun , onlar benim bugün olduğum insan olmamı sağladıysalar eğer , bugün olduğum insan geriye dönse idi, yine aynı yoldan geçerdi...diyorum kendime.

Bu bir dönüşüm zamanı ise eğer, kişisel bilgilerimi bilen , bunlar yani kişisel bilgilerden yola çıkarak yorumlayan biri , bunun beni nasıl şiddetle etkileyeceğini görürken , hafifleterek anlatmanın bir yolunu bulmayı akıl edebilirdi, korkmayayım diye ama benim hepsini bilmek gibi bir avanntaj ya da dezavantajım var. Yani, korkuysa eğer , en çok korkması gerekenlerden biri de benim. Ne olacaksa ilk olacaklardan biri de benim .

Sanki herşey , hayatım tam bu zamanlara uyumlanmış gibi. Bu kadar benzerlik ve uyum olamaz kişisel bilgilerimle vs..ile ;desem de , bir yerde gedik aradıysam da o günlerde boş, çünkü yok. Bunlar ne ki..daha neler bekliyor işte..

Ve belki tam bu nedenle , buna en uygun kişilerden biri olduğum için şimdi burada bunları söylüyorum, belki herşey tam zamanında , tam olması gerektiği gibi oldu .

Yine de Dünyam.. seviyorum seni.. Hatta "sana rağmen ", yine de seviyorum snei.

Bu sevgiyi içinde barındırabilecek kadar mükemmel olabilir misin? Bunu da zamanla göreceğim..


Edited by - pandora76 on 25/06/2012 18:32:23
Go to Top of Page
Page: of 22  Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 1 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits