| Author |
Topic  |
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 03/07/2010 : 17:30:18
|
Ve Tobias ta diğerleriyle aynı şeyi söylüyor.Hepsi aynı şeyin üzerinde duruyor. Farklı adlar altında aynı şey vurgulanıyor. Neden?
Tobias'tan:
Sizin bir kurtarıcıya ihtiyacınız yok. O beklediğiniz, sizsiniz. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 24/07/2010 : 02:06:41
|
Geçen yıl gördüğüm bir rüyamı hiç unutmadım. Belki okuduklarımdan etkilenmiştim, ama benim için oldukça garip birşeydi çünkü onca zaman değilde ,bunu hiç düşünmediğim ve aslında başından beri hayal etmediğim halde ,bir tek o gün mü okuduklarımdan etkilenmiştim,anlayamamıştım. Hala da bilmiyorum,yine de bilinçaltından ötürü olabilir ,diyorum.
Rüyamda kendimi ölmüş bir halde görüyorum. Bir anda dirilip ayağa kalkıyorum ve sanki birşey olmamış,ölüp dirildiğimi bilmiyormuş gibi... bir yere gidiyorum. Bir bardak su istiyorum ve karşımdakinin bardağıma suyu dökmesi için bardağı uzatırken,o suyu üstten değil,alttan döküyor ve bardak doluyor. Haliyle bir anda şaşırıyorum bu olan şeyden ve irkilerek geri çekiliyorum,bu nasıl olabilir diye.
Bu şeyi düşünürken karşımda birini görüyorum bir anda ve o bana buradaki kuralları,burasının başkalarına hizmet boyutu olduğunu söylüyor.
Bir an başımı yana çeviriyor ve metrelerce uzaktaki yere gitmeyi istiyorum..Ve tam düşündüğüm an kendimi orada buluyorum..Bu nasıl olabiliyor derken,etrafımda bizleri görmeyen insanları görüyorum. Farkında bile değiller kendilerini gördüğümüzün ve biz öylesine rahat onların arasındayız!
Aradan uzun zaman geçti ve ben Kasyopya celselerine yazdığım ve konuyu genel hatlarıyla toparladığıma inandığım son günlerde bir gece yine rüyamda garip şeyler gördüm.
Garip olan şey,rüyamın rüya gibi değil,benim sessiz bir yerde konuşuyor düşünüyor gibi olmamdı.
Çok acayip birşeydi çünkü bilmediğim karanlık olduğu için göremediğim biryerden gelen bir ses bana ,artık Dünyada yapmam gerekeni yaptığımı ve ölüp Dünyadan ayrılabileceğimi,geri gelebilecemi anlatıyordu. Ben ise düşünüyor,"yaşasam,çocuklarım olsa ve bu Dünyaya ait olsam olmaz mı"gibi birşeyler diyordum.
Rüyamda tam anlamıyla mücadele ettim kendimle ve benimle konuşan ,nereden geldiğini bilmediğim o sesle.
Uyandığım zaman,"işim bitti mi ve ölecekmiyim yoksa"diye düşünmedim değil ama çok zaman da,"sadece bir rüyaydı"dedim kendime fakat ya gerçekse demiyor da değilim zaman zaman çünkü rüyalarım ne yazık ki neredeyse daima gerçeğim oldu..
|
Edited by - pandora76 on 24/07/2010 02:24:01 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 24/07/2010 : 03:00:08
|
Sonrasında ,annem bir gün çok basit şeylerden dolayı üzülür iken ona"belki de yakında öleceğim ve üzülerek beni üzme"gibi birşey söyledim. Ailem rüyalarımı çok ciddiye alır çünkü gerçekleşmş rüyalarımı en iyi onlar bilirler haliyle ve bu yüzden annem ,bir tek benim rüyalarımı anlatmamamı söyler ama yine de merak eder. Ablam ise ayrı bir olay:) Ara ara bana rüyamda ne gördüğümü ve kötü birşey var ise eğer bunu kesinlikle saklamamı söyler. Bazen kendi aralarında konuşup rüyalarıma dair yorum yaparlar ailedeki kadınlar:)
Br zamanlar çok hassaslaşmıştım ve rüyalarım öylesine rahatsız edici bir şekilde gerçekleşiyordu ki,artık buna dayanamaz hale gelmiştim ve uyurken özellikle farklı birşeyler düşünürdüm mesela alakasız bir film. Ve böylece rüyalarımda ,hayal ettğim o filmden birşeyler görürdüm. İşe yaramıştı yani,rüyalarıma kapatmıştım kendimi ama birgün çok şaşırarak,yine de o eski ,kendini gerçekleştiren rüyalarımın geri geldiğini gördüm.
|
Edited by - pandora76 on 24/07/2010 03:18:46 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/07/2010 : 01:59:32
|
quote: Originally posted by pandora76
2009 kasımında bu bilgileri okudukça aklımda birşeyler oluşmaya başladı ama hepsi parça parçaydı. Sonra Ra'yı okuyunca ciddi anlamda düşümeye başladım bu konuyu. Ra,üst yoğunlukların düşünce gücüyle çalıştığını anlatıyordu. Kafamda bir anda bir düşünce oluştu. Çıldırtan diyaloglar ve Ra 'da sözü edilen 4b nin düşünce gücüyle yaratma konusu ,4b' nin özellği değilmiydi? Peki biz hangi yoğunluğa hazırlanıyoruz? ..............
Demiştim. Buradan devam edeyim.
Ra bilgilerinde 5b' nin düşünce gücüyle yaratması konusuna değiniliyordu. İster pozitif,ister negatif.
87.celse: Soru:Bu beşinci yoğunluk derecesi varlığı nasıl bir ortamda bulunuyor ve dördüncü yoğunluk derecesi üzerinde nasıl bir hakimiyet kurabiliyor? Ra:Arkadaşınızın içinde bulunduğu çevreye kayalıklar,mağaralar ve genelde kıraçlık hakimdir,çünkü bu yoğunluk derecesi bilgelik derecesidir ve istenilen şey düşünce yoluyla elde edilebilir. Bu varlığa fiziksel katta ya da uzay/zaman'da pek az şey gerekmektedir.
Özellikle de bu kısmı okuyunca,aklıma gelen düşünce daha da belirginleşti. Bizler(3b),4b 'ye geçiş için,neleri bilmeliydik? 4b ,düşünce gücü,yaratım....Birçok şey anlatılıyordu ve son yıllarda gittikçe artan,Ra bilgilerindeki bu kısımda anlatılan şeye benzer konular(düşünce gücüyle yaratım-çekim yasası-çıldırtan diyaloglar -vs...)bir üst yoğunluğun(düşüce gücüyle yaratımın) konuları değilmiydi bir yerde de? 4 ya da 5,her neyse.
İşte tam bir nevi"herşey değişecek"denilen bu 2009 kasım'ında , bu sözleri okur iken aklıma birşey geldi. Bu düşünceler birbiri ardınca geliyordu aklıma,düşünmeme gerek kalmadan. Çekim yasası adlı başlığın ilk sayfasına yazdığım şu sözlerdi hatırladığım: "Küçük bir çocukken,birşey istediğimde,bunun tersini söylerdim("....dileğim oluyor" yerine "....dileğim olmuyor" gibi) ve hatırladığım kadarıyla bu olumsuzlamadan sonra dileğim gerçekleşirdi.Belkide sadece gerçekleşen dileklerimi hatırlıyorum:)veyahut bütün bunlar sadece tesadüften ibaretti.Her seçenek sözkonusu olabilir.
Fakat ben dilediğimin tersini söylediğimde,olacağına olan inancımda en ufak bir şüphe olmazdı.Kendimi inandırmak içinde herhangi bir çaba sarfetmezdim.Olacağına inanırdım ve olduğunu görürdüm.Hepsi bu. Ol der ve olur" Yıllar sonra çekim yasasıyla uğraşırken,artık hafızamın derinlerinde kalmış bu şeyi anımsadım.
Bana bunu kim söylemişti yada tv de görmüş,okumuşmuydum veyahut bir çocuğun dünyasına dair birşeymiydi bu anımsamıyorum.Bunun olması yada olmamasından daha önemli olan,en ufak bir şüphe barındırmayan bir inanca sahip olmamdı. Geçen yıllar boyunca,dışarıdan alınan etkilerle,şüphe ve korkuyla doluyor insan(yapamazsın,başaramazsın).Nasıl inanabilirsin?
Masama baktığımda bardağı görmemin nedeni bardağın orada olmasımı yoksa orada bardağın olduğuna inanmammı? "Bardağın orada olmasının nedeni bardağın orada olduğuna inanmam" gibi birşey olabilirmi?(gerçektende böylemi)" ......................
Şaka gibi ama,gerçekten de bunu daima ,sadece bir çocuk oyunudur diye düşünmeyi seçmiştim cevaplayamadığım için. Oysa anımsadığım kadarıyla,ben bunu gerçekten de yapıyor,kimse öğretmediği halde,düşüncelerimle yaratabileceğime dair en ufak bir kuşku duymuyordum(iman). Ve yine anımsadığım kadarıyla,gerçekten de düşüncelerimi kullanarak yaratıyordum ama zamanla mantığım,korkularım,bu çocukken yaşadığım şeyin saçmalık,bir hikaye olduğuna inandırdı daha çok veya aslında hepsi soru işareti olarak kaldı ama ben yine de buna mantıksal açıklamalar getirerek kendi içimde konuyu kapattım.
Reenkarnasyon ile karşılaşana dek,önceki yaşamlarımızdan gelen bazı bilgileri anımsayabileceğimizi bilmiyordum. İşte o zaman bunu düşündüm. Ben geçmiş yaşamımda,düşüncelerimin gücüyle yaratıyordum da,çocukken bunu kimsenin öğretmesine gerek kalmadan yapabiliyordum; gibi birşey sözkonusu olabilirmiydi? Mantık yönü ağır basan biri olarak kendime "kızım saçmalama,senin mantığın hepsinden önce gelir"gibi telkinlerde bulunup bu şeyin doğru olmadığına dair kanıtlar aramak için daha fazla okumaya karar verdim.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/07/2010 : 02:10:58
|
Geçen yıl Şubat ayında bir rüyamı paylaşmıştım,Bulut'un sayfasında. Şöyle yazmıştım:
Rüyamda bulunduğum yerde başka insanlarda var ve çok büyük,siyah,yüzünde bize anlamlı ve anlıyormuş gibi bakan iri gözlerini görebildiğim,sanırım yüzü yeşil renkte,bir çeşit canavara benzeyen bir yılan gördüm.Hepimizi korkutan acayip birşeydi.
İnsanlar kaçarken onlara"yılanı öldürelim"diyorum.Sonra gizlendiği yerden yine çıkıyor ve sürünerek üzerimize geliyor.Mücadele ediyoruz ama sonunda elimdeki büyük bir bıçakla onu ikiye kesiyorum ve ölüyor.Tam o sırada,içeride onun yavrusunu görüyorum.Yavru yılana üzülüyorum ama "yoksa bizi öldürecekti" diye düşünüyorum.
Gerçektende başka bir boyutmu acaba rüyalarımız ve ben başka bir boyutta yılanmı öldürdüm dün.Hayrolsun diyeyim.
Bu rüyama dair,karanlık yanlarımızı yılanın sembolize edebileceğine dair bir yorum yapmıştım ama rüya yorumuna göre,düşmanlık edeceklerin hepsinin birden üzerine gelmesi ve yılanı öldürmek ise,onları öldürmek demekti.
Sadece tesadüf veya belki de değil ama geçen yıl yaşamımda olan bu şey,rüya yorumundaki gibi çevremdekilerin hep birden üzerime gelmesi,rüyamdan bir ay sonrası,mart ayında oldu.
Çok sonraları bir kanal bilgisinin yine Mart ayına dair mesajında şöyle yazıyordu: 10- 03- 2009 İnsanlar hiç ummadığınız hareketler sergileyebilirler. Sizlere zarar vermek isteyebilirler. Sizler sürecin farkında olarak kendi merkezinizde anlayışla durmalısınız. Özellikle bu karışık dönemde insanları yönlendirip kendilerine yarar sağlamak isteyen güçler, işlerine oldukça yoğunluk vermişlerdir. Bunlara dikkat edin ve içsel rehberliğinizi isteyin. Bizlerde her zaman yanınızdayız canlarım. Dünya üzerindeki ağınızın yeni değerlerine uyumlanarak tüm varoluşunuza daha fazla denge ve uyum sağlayın.
Bahsettiğimiz varlıklar çok uzun dönemler boyunca dünyanızdaydılar ve onlara yenileri de katılmaktadır. Sizlere çekilebileceklerini söylediğimiz karanlık kapının elçileri bunlar ve ortaklarıdır. Ancak en tehlikelisi bu varlıkların insanlarla yaptıkları ortaklıktır ki bu dünyaya ve bütünlüğünüze büyük zararlar vermektedir. İnsanoğlunun eşsiz potansiyelinden bahsederken bu, yalnızca yapabileceğiniz pozitif eylemler ile ilgili değildir. Bu özelliklerinizi kendi amaçları için kullanacak varlıklardan bahsediyoruz. Ve bunu yapmaktadırlar. Bu insanlara ve varlıklara ışık göndermenizi istiyoruz.
Mart ayında Mikail'den Kryon 'a kadar pek çok şey bunun çok zorlu birzaman olduğundan, sözediyordu. Sonraları bu kanal bilgilerinde olan şeyi tam olarak ve tarihine kadar yaşadığımı gördüğümde şaşırdım elbette.
Mikail'in şu sözleri:
"Sevgili üstatlar, bu bir sorumluluk zamani, bir sinama zamani ve karar zamanidir. Her biriniz kime ve neye inanacaginiza karar vermelisiniz: felaket tellallari, binlerce yildir size hükmeden ve sizi kontrol edenler ve korku ve gözdagi vasitasiyla çesitli sekillerde sizi kölelestirenler"...
Metatron 'un Nuh tufanındakine benzer bir çöküşü anlatıp,negatif duyguların salıverilmesine değinmesi..
Yine Kryon'un Mart ayındaki mesajı şöyle başlıyordu: Kryon-David Brown kanalı ile
3-Mart-2009 Marina da Gama-Cape Town
“Utanç enerjisi aracılığı ile yıkma”
Utanç enerjisi ile 'yıkım'diyor Kryon burada. Diğerleri gibi tam Mart ayını işaret ediyor.
Tabi tüm bu edindiğim bilgileri biraraya getirişim,birşey ifade etmesi 2009 kasımında olmaktaydı.
Mikail'in sözleri de çok çarpıcıydı benim için. Zira negatif yanımızın saldırılarına uğramış olabileceğimi bilemeyecek kadar bilgisiz olduğum için anlayamıyordum.
Daha once sunu soylemistik, “Sizler cok uzun zamandir bir tur hapishane olmus olan populer inanc sisteminin, insanligin kollektif bilincinin disina cikacak kadar cok cesursunuz.” Bu ve bircok baska yasamlarda elestirildiginizi, dalga gecildiginizi, dislandiginizi ve size iftira edildigini biliyoruz, sevgililer. Ancak, su anda azinlikta olsaniz bile, sayinizin buyuk bir hizla arttigini bilmenizi istiyoruz. “Yeni Cag kavramlari” olarak adlandirilan seylerin cogu kitlelerin zihinlerine ve konusmalarina suzuluyor ve meleklere ve yuksek alemlerdeki Isik Varliklari ile etkilesime inanc artik gecmiste oldugu gibi tamamen gormezden gelinmiyor.
Tobias Nisan ayındaki mesajında şöyle diyordu.
En yakınların, en çok sevdiklerin sana ihanet edecek , seni yaralayacak ,ve seni terk edecekler , işte bunlar bu yaşamı en zor yaşam yapacak.
Sizi sevmedikleri için değil ,öyle bir noktaya geleceklerki sizler “ Ruhun karanlık gecesine “girerken tüm çevrenizdekiler sırtını dönecek , sizi terk edecek bazıları da sadece uzaklaşacak.
Tam olarak,bu mesajın yayımlanma zamanında ben de bunu yaşıyordum ama dikkatim sürekli olarak farklı şeylere çekildiği için okumak için zamanım olmamasından dolayı anlamamış,farkına varamamıştım kanal bilgilerinin benim yaşadığım şeyleri de anlattığını. Ve sonraları bu doğduğum ay'da,aslında neyin neden olduğunu anlamaya,parçaları biraraya getirmeye başladım. Nedeni aslında basitti. Tıpkı kanal bilgilerinde de söz edildiği gibi,herşey, kendimizi daha rahat geliştirebileceğimiz,titreşimlerimize uygun ortamlar olmak üzere yeniden yapılanıyor ve bunun içinde öncelikle pek çok şeyin çökmesi gerekiyordu. Bir nevi sınav gibi.. Neyi seçeceksin gibi?
Bu yaşam çok yalnız çok yalnız olacak , kim olduğunuzu yeniden keşfedebilmeniz için.
Neden bu işte.Kim olduğumuzu keşfedebilmek için,kendimizle geçirmemiz gereken sesiz zamanlara ihtyacımızın olmasıydı. Bunu yapabilecek olan şey ise,ancak bizi düşünmeye zorlayabilecek zorluklar olabilirdi.
Yine geçen yıl bir rüya gördüm unutamadığım:
Rüyamda bir anka kuşu vardı karşımda ve ben ne olduğunu anlamadan o anka kuşunun sırtına biniyorum. Birlikte yükseliyoruz ve daha garip olan o ki,yükseldikçe o kuş yok oluyor,ben o anka kuşuna dönüşüyorum.
Ve herşey bittiğinde, o anka kuşu kayboluyor çünkü anka ben oluyorum. Kendimi öylece görebiliyorum.. Ve sonra bir an'da,bileğime bir zincir bağlanıyor,kendiliğinden bir ses bana "haberci sensin "diyor. Düşündüm.."Haberse eğer,nedir bu haber"?
Ben ,sezgilerim güçlü olduğu zamanlarda bile ,yine de mantığını dnleyen,Tanrıyı bile mantıkla anlamaya çalışan biri oldum ama mantığımın almadığı birşeyi,bana düşman olanların hepsinin birden üzerime geleceğini tam bir ay öncesinde rüyamda görüp..
Bulut'un sayfasında paylaştığım 2008'deki ,daha önceki rüyamı hatırladım sonra:
Bir iki gün sonra rüyamda suyun çok üzerinde küçük tüneller görüyorum.Ben ve diğer pek çok kişi sıralanmışız ve birbirimize çok yakınız.Tünelin başında kapalı bir yer ve orada bir yılan varmış.Her yıl oradan çıkarak bir kişiyi alırmış.Ben"ozaman biz neden buradayız,gidelim"derken yılan çıkıyor.İşin garip yanı yılan yeşil renkte ve herkes benim adımı söyleyerek"onu alacak"diyor.Ne olduğunu anlamadan yılan geliyor ve beni yutuyor!Bu neydi böyle! Üstelik yılanın beni yuttuğunu görebiliyorum.
Sonra Anka kuşunun öyküsünü okudum:
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...
Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış):
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
baykuş yıkıntılarını özlemiş,
balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi 'şaşkınlık' ve sonuncusu Yedinci Vadi 'yokoluş'ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;
'SİMURG ANKA - Otuz Kuş' demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...
|
Edited by - pandora76 on 27/07/2010 03:38:52 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/07/2010 : 02:22:15
|
Yanlışlıkla ,ilk sayfadaki bir mesajımı alıntılamak isterken alıntılamak yerine aynısını kopyaladığımı görünce silme tuşuna bastım tekrarlamamak için ama kafam karıştı ve silinmiş oldu yazı. Fakat bilgisayarımdaki masa üstüne kopyalamıştım önceden:
Edited by - pandora76 on 16/04/2010 15:24:30 pandora76 Elmas
815 Posts Posted - 18/04/2010 : 05:07:02 -------------------------------------------------------------------------------- Burası kişisel bir sayfa olduğu için güzel. Burada dağınık yazabilirim çünkü ve bazen dağınık olabilirim. Bir dostumu düşündüm. Zaman zaman beni kızdırsa bile sevmekten hiç vazgeçemediğim,yaklaşmaya çekindiğim ama gönülden sevdiğim bir dostumu. Bana çok şey öğrettiğinin farkında olmadan öğreten bir kız. Sevgi böyle birşey heralde. Zaman geçsede ölmüyor.
Bazen bir yaşam kesitimiz,diğerlerinin yaşamlarıyla kesişiyor. Bazı enkarnasyonlarımız,diğerleriyle çok fazla kesişiyor. Geçen kasım ayı için kanal mesajları ilginç şeyler söylüyordu.
Mesela Mikail.
Bu 11:11 portali ozellikle gucludur, cunku gercekte 11:11:11’dir. Uclu enerjiler Ilahi Mesih Isiginin enerjilerinin aktivasyon noktasini temsil eder. Bu zamanda, parlakligin “patlamasi” olacak ve sizin Kozmik Bilince baglanti noktaniz olacak olan Gul Yildiz Kapisini veya Portalini aktive etmeye baslayacaksiniz. .........
Astroloji kişinin doğduğu ayda çok güzel ve yeni şeylerle karşılaşabileceğini söyler. Ben Kasım doğumluyum ve yaprakların öldüğü yani doğanın kendini yeniden yaratmak/doğmak için ölümü yaşadığı o kasım ayında,aksine ben kendimi çok iyi hissederim. Yaşamımın çok önemli dönüm noktalarından bir kısmı kasım'a rastlar.
Ama hiçbir kasım,2009 kasımı kadar etkili olmadı! Hani denir ya. Milattan önce ve sonra. Ben de 2009 kasımından önce ve sonra diyorum çünkü biliyorumki istesem bile hiçbirşey artık eskisi gibi olmayacak. "Fiziksel ölümün ardından nereye gidiyoruz" adlı başlıkta,nicim ve burcumla ilgili bir değerlendirme yapmıştı bozadi. Ne demek istediğini ve kötü bir anlamı olmadığını biliyorum söylediği şeyin. Kuzey düğümümün ,bu enkarnasyonda,bilinçaltıyla ilgilenen ve negatif/korku dolu yanlarımızla yüzleşmek anlamına geldiğini anımsatıyordu. Tesadüf o ki,nicimide burcumun özelliğiyle aynı anlama gelen birşeyden seçmiştim bilinçsizce. Pandora:Negatif yanlarımız,korkularımız ve güneş burcum:Negatif yanlarımız,korkularımız.
Bh-kh nedir onu bie bilmeyen sadece hiçbirşeyden habersiz özgür irade üzerine sorular sormak için üye olan biri olarak,burcuma uygun bir nick seçmem de ilginç bir tesadüf veya değil ama olabilir. "Kimilerine ağır geleceği için görevleri onlar bilmeden yaptırılır"diye bir yazı vardı bir yerde. Belki ben de,hiç farkında olmadan,aklıma gelen ilk ismi seçmiştim bu hayat planında rol almak için. Ve önce içimizdeki negatif yanlarımızla yüzleşmeden,nasıl pozitif(bh)yolunda yürüyebilirdik ki? Elimizdeki yarayı temizlemezsek yara iyileşmez. Yarayı temizlerken acıyabilir ama bu iyileşmemiz için gereklidir.
4bh' ye geçmek için gerekli olan şey ne?Sevgi... Gerçekten sevmenin yolu ne peki? Önce sevgisizlik su yüzüne çıkmalı ve bununla yüzleştiğim zaman sevmeyi öğrenebilirim. Elimizdeki yarayı temizlemek(sevgisizliğimizle yüzleşmek) ve sonra yaraya ilaç sürmek(sevmek) gibi. Bazen sevgimizi ifade edemeyebiliriz veya ifade etmekten kaçınabiliriz. Ve bundan dolayı da,sevmediğimiz halde,seviyor gibi de yapabiliriz.
Herşey daha önce hiç farketmediğim SOLARA’NIN 2008 YILI SÖRF RAPORU nu okumam ile başladı. ................
ÖZÜNE KADAR GERÇEK SEVGİ
2008 yılında LOTUS SEVGİSİ'ne devasa bir dalış deneyimleyeceğiz. Uzun zamandır duygusal bedenlerimizin etrafında bulunan yapı iskelesinin en sonunda yıkılmaya başlaması ile birlikte, daha önce hiç olmadığı kadar Sevip ve Sevilebileceğiz. Bu daha önce bildiğimiz Sevgi'nin çok çok üzerinde olacak.
Gerçek Öz Varlıklar olarak ÖZÜNE KADAR GERÇEK SEVGİ'yi deneyimleyebileceğiz. Yıl ilerledikçe, bu üzerinde durduğumuz toprak, soluduğumuz hava haline gelecek. Biz ÖZÜNE KADAR GERÇEK SEVGİ'nin ta kendisi olacağız. Ve bu, biz Tek Gerçek Aşkımız ile beraber olsak da olmasak da olacak, çünkü zaten bu titreşim bizi birbirimizle karşılaşacağımız Büyük Kesişmeye doğru yönlendirecek. Tek Gerçek Aşkımız bu sene birçoğumuzun hayatına girecek. Bazılarımız aşklarını geçen sene buldular, ama bu sene gelecek olanlar gerçekten beklediğinize değecek.
Ve lütfen onları arayarak zaman kaybetmeyin, çünkü birbirimizi en az beklediğimiz zamanda bulacağız. Bunun yerine, dikkatimizi kendi varlığımıza verelim, GERÇEK ve DOĞRU hale gelelim ki tam anlamıyla hazır olalım. Haydi ÖZÜNE KADAR GERÇEK SEVGİ'nin titreşiminde yaşayalım! Biz bir sonraki aşamamıza adım atıp gerçekten Kralların Kralı ve Kraliçelerin Kraliçesi haline geldiğimizde, onlar da ortaya çıkacaklardır. (Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgiyi Ocak Ayı Sörf Raporunda vereceğim)
Eğer doğru yörüngemizde kalırsak, tartışılmaz bir biçimde birbirimizle karşılaşacağız. Sadece şunu bilin ki, karşılaştığımız zaman herşey geri dönüşü olmayan bir biçimde değişecek. Daha önce varlığından bile haberdar olmadığımız bir oyunu oynayabilmemiz için, elimizdeki kartlara tamamen yeni bir deste eklenecek.
Tek Gerçek Aşk'larımızla yeniden birleşmemiz 2008 yılındaki yolculuğumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu o kadar önemli ki, bu sene bu konuda çok daha derin bir şekilde aylık sörf raporlarında bilgi vereceğim. ...................
Sonra Kryon'un kasımla ilgili mesajları. Hepsi 2008 kasımının değişimle ilgili çok önemli bir zaman olduğundan sözediyordu.Kendim için bilgi almanın ötesinde ilk kez ekim sonu kasım başında çekim yasası başlığında bilgi verdiğim zamanı anımsadım. Kanal bilgilerinde sözü edilen 2008 kasımında ben artık kendim için bilgi edinmek değil,başkaları için bilgiyi paylaşıyordum. Tabi bu kanal bilgilerinden hiç haberim yoktu ,bh -kh yi bilmeyecek kadar habersizdim yani farkında değildim.
2009 kasımında bu bilgileri okudukça aklımda birşeyler oluşmaya başladı ama hepsi parça parçaydı. Sonra Ra'yı okuyunca ciddi anlamda düşümeye başladım bu konuyu. Ra,üst yoğunlukların düşünce gücüyle çalıştığını anlatıyordu. Kafamda bir anda bir düşünce oluştu. Çıldırtan diyaloglar ve Ra 'da sözü edilen 4b nin düşünce gücüyle yaratma konusu ,4b' nin özellği değilmiydi? Peki biz hangi yoğunluğa hazırlanıyoruz?
-------------------------------------------------------------------------------- Edited by - pandora76 on 18/04/2010 15:28:14 pandora76 Elmas |
Edited by - pandora76 on 27/07/2010 02:55:04 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/07/2010 : 02:42:39
|
YUVA'ya dönebilmesi için, Michael'in önce, meleklerle, bilge öğretmenlerle ve hatta karanlık varlıklarla dolu şaşırtıcı bir yerde, bir dizi serüven ve sınavdan geçmesi gerekmektedir. Bu onun hayal edemeyeceği kadar duygusal, mizah dolu ve huşu verici bir yolculuk olacaktır.
Az sonra anlatılacak SEVGİNİN DÖRT NİTELİĞİ, bu yolculuk sırasında Beyaz adında bir melekle bir hastane odasında Mary adlı bir kadının yaptıklarını izlerken Michael'e anlatılmaktadır.
''Kim bu kadın'' diye sordu Mike. ''O,ölmekte olan adamın kızı,'' diye konuştu Beyaz. ''Şu anda izlemekte olduğun öykü aslında bu kadınla ilgili.'' Mike, Beyaz'ı dikkatle dinliyordu. ''Onun ismi Mary ve onun, yatakta yatan bu adamdan nefret etmek için her türlü nedeni var.'' ''Babasından neden nefret etsin ki?'' ''Çünkü o daha küçük bir çocukken babası ona tecavüz etti.'' diye yanıtladı Beyaz. ''Bu olay kızı duygusal ve fiziksel olarak yaraladı ve çok kötü etkiledi. Onun hayatını mahvetti.'' Beyaz duraksadı ve her ikisi de Mary'nin yatağa yaklaşmasını izlediler. Melek, sözlerine devam etti. ''Annesinin bunlardan hiç bir zaman haberi olmadı, çünkü Mary bunu ona anlatamayacak kadar çok korkuyordu. Bu durum onların ana-kız ilişkilerini etkiledi ve Mary, şehvet düşkünü babasından kurtulmak için evinden ilk fırsatta ayrıldı. Annesi de, Mary'nin kendisini istemediğini düşündü ve onlar iki yetişkin olarak kurabilecekleri bir dostluğun tadını çıkaramadılar. Mary ona hiçbir zaman bir şey anlatmadı, ve annesi Mary'nin kendisini sevmediğine inanarak öldü.
Sevginin ilk niteliği şudur : ''SEVGİ SESSİZDİR''. Dikkat ettiysen Mary odaya bir gürültü patırtıyla girmedi. Onun babası çok hasta. O çok zayıf ve kendisini savunamaz bir durumda. Bu öç almak için büyük bir fırsat olabilirdi. Mary isteseydi odaya gürültülü bir biçimde girip geldiğini duyurabilir ve babasını korkutabilirdi. Babası ne yaptığını biliyor ve bundan utanç ve suçluluk duyuyor. Bu, onun yaşamını da etkiledi ve o yıllarca, pek başarılı olamasa da, utanç ve suçluluk duygusuyla başa çıkmaya çalıştı. O, kızının ruhsal olarak bildiklerini bilmiyor. O, kızının yeni gücüne sahip değil. Mary'nin sessizliğini izle, Michael Thomas. Mike ve Beyaz, Mary babasının çarşafını düzeltirken onu sessizce izlediler. O, bu zayıf ve kırılgan görünen adamın yanına oturdu ve başını hafifçe onun göğsüne dayadı.Mike, Mary'nin hissettiklerini hissedebiliyordu! Bunu, Beyaz mümkün kılıyordu. Mary'nin tutumunda ve zihninde huzur ve sükunet vardı. Onun kalbinde herhangi bir cezalandırma duygusu yoktu. O, babasını öylesine tamamen bağışlamıştı ki, ne zihninde ne de kalbinde bir kurban edilmişlik duygusu ya da öfke vardı. Mike, Mary'nin, kontratını tamamiyle yerine getirmiş olan ve yaşamında bu denli zorlu ve ciddi bir iz bırakmış olan bu adama duyduğu şefkati hissetti.
Uzunca bir süre sonra adam nihayet gözlerini açtı ve ve Mary'i gördü. Babası uyanınca Mary ayağa kalktı. Adamın iri iri açılan gölzerinde o anda duyduğu korku ve şaşkınlık görülebiliyordu. Kızı oradaydı! O burada ne yapıyordu? O kızını yıllardan beri görmemişti! O kendisine bağırıp çağıracak mıydı, yoksa daha beter şeyler mi yapacaktı? Baba tepki göstermeye başlamıştı.Bip sesleri,tiz ve kesik sinyaller giderek hızlanmıştı. ''Seyret Michael'' dedi Beyaz, o olağanüstü tatlı sesiyle.
İşte saf sevginin ikinci niteliği : ''SEVGİNİN BİR GÜNDEMİ, BİR HESABI YOKTUR'' Mary babasından şu anda herşeyi isteyebilir, çünkü o güçsüz ve suçlu. O, zengin bir adam. Mary, ondan para, yaptıkları için yasal tazminat,ya da sadece suçunu yüksek sesle itiraf etmesini ve pişmanlığını dile getirmesini isteyebilir. Babasını ona zarar vermekle ya da itibarını yok etmekle tehdit edebilir. Seyret onu Michael.'' Mary, elini babasının başına koydu ve onun kulağına bir şey fısıldadı.Bunun hemen ardından aletlerin faaliyeti yavaşladı. Babası iç geçirdi ve gözleri doldu. ''O ne dedi Beyaz?'' Mike, Mary'nin neler fısıldadığını duymamıştı. ''O ded ki, Seni seviyorum baba ve seni tamamen bağışlıyorum.'' Gözlerinin önünde oynanan bu dram Mike'ı şaşırtmıştı. Kendisi onun yerinde olsa, aynı şeyi yapacak güce ve bilgeliğe sahip olur muydu diye merak etti. Mary'e hayranlık duydu. ''Ondan hiçbir şey istemedi mi?'' ''Hayır Michael. O sadece OLMAK'tan hoşnut.'' Yine, Mike, Mary'nin hissettiği şeyi hissetti. O, babasıyla arasındaki karma'yla ilgili herşeyi tamamen bitirmişti. Mary bu karma'dan tamamen arınmıştı ve şimdi babasına da, ikisinin de yaşamını güçlü bir şekilde etkilemiş olan bu karma'yı temizleme ve bitirme fırsatı veriyordu. Mary, o anda, babasını otuzbeş yıldır üzüntüden ve suçluluk duygusundan tüketen birşeyi zararsız hale getirmişti! Bu babasının yüzünden belli oluyordu. Telafi için bir şeyler talep etmek yerine, kızı ona bir armağan vermişti. Babanın gözyaşları şimdi yanaklarından sessizce akıyordu. Mary tekrar oturdu ve babası olan bu değerli adama sarıldı ve başını bir kez daha onun göğsüne dayadı. İkisi de hiçbir şey söylemedi. Artık sözcüklere gerek yoktu.
''Michael Thomas, sevginin üçüncü niteliği şudur :''SEVGİ ŞİŞİNMEZ, KENDİNİ ÖVMEZ'' Mary, oldunluğunun mükemmelliğini ortaya koyduktan sonra, gerçekten de hiçbir şey söylemiyor. Babası bu ilahi uzlaşma için şu anda ona çok şey borçlu, ancak o sessiz kalıyor. Oysa sahip olduğu güçten şeytanca bir zevk duyabilir, onu bağışlayabildiği için gururla dikilebilirdi, ama o sessiz kalıyor. Onun ayağa kalkıp, bu yere gelebilmek için harcadığı dokuz yılla ilgili olarak övünmeye hakkı var, ama o sessiz kalıyor. Mike, bu kadına huşu ile bakmaktaydı. O gerçekten de bir ışık savaşçısıydı ve kendisinin henüz öğrenmekte olduğu şeyleri anlamış olan biriydi. Bu akıl alır gibi değildi! Mary tüm bu bilgiyle hala Dünya'daydı. Onun kim bilir ne kadar huzurlu ve zengin bir hayatı vardı. Mike bunları anlamaya çalışıyordu ama gözlerinin önünde meydana gelen bu sahne onu büyülemişti. Babasının söyleyebileceği hiçbir şey yoktu. Her şey bağışlanmıştı ve o tüm benliğinde olağanüstü bir huzur ve kurtuluş duygusu hissediyordu. Mary babası için spiritüel olan hiçbir şey yapmamıştı; aslında o sadece kendisini geliştirmişti, ama bu babasını da etkilemişti.Burada iyice gözden geçirilmesi gereken başka birşey daha vardı. Mike gördüklerinin büyük bir öneme sahip olduğunu biliyordu. Baba, harika kızına uzun uzun baktı ve yavaş yavaş gözlerini kapadı. Yüzündeki gülümseme saf bir huzuru yansıtıyordu. Kızı ona bir ömre bedel bir armağan vermişti ve bunu tam zamanında yapmıştı. Adama bağlı olan aletler değişik tonlarda sesler çıkarmaya başlamışlardı. Sonra tiz ses durdu ve Mike babanın öldüğünü anladı. Hemşireler koşarak içeri girdiler ama onların yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Onlar, sadece ölünün yüzünü örttüler ve sonra onu Mary ile yalnız bıraktılar. Beyaz, tekrar konuştu.
''Michael Thomas, saf sevginin dördüncü niteliği şudur : SEVGİ DİĞER ÜÇÜNÜ MÜKEMMEL BİR BİÇİMDE KULLANACAK BİLGELİĞE SAHİPTİR'' Mary zamanlamayı uygun bir biçimde ayarladı ve doğru zamanda geldi. O tam oalrak ne zaman geleceğini bilme için sezgisel haritasını kullandı Michael. Şimdi onun yapacaklarını izle''. Mike'ın dikkati tekrar Beyaz'dan odada olan bitene çevrildi. Mary babasını kaybettiği için kontrolden çıkmışçasına ağlamıyordu. Bu adama olan sevgisi büyük olduğu halde o acıyla dolu değildi. O, hemşirelerden odada kalmasına izin vermelerini istemişti. Mary, elini bir zamanlar babası (varoluşunun tohumu) olmuş bu cansız bedenin göğsüne koydu. Sonra, başını kaldırıp Beyaz'a ve Mike'a baktı! O sanki tam onlara hitap eder gibiydi! Mary'nin güçlü sesini her ikisi de ilk defa duydular. ''Dilerim, Dünya, bu yürekten sevdiğim adamı hatırlar.'' Mary otoriter bir sesle sözlerine devam etti. ''O geldi ve anlaşmasını mükemmel bir biçimde yerine getirdi.Onun armağanını kabul ediyorum! Onun yuvaya dönüşünü kutlayın.'' Mary, sessizce gözlerini indirdi, çantasını aldı ve odadan çıktı. Michael'ın ağzı gördükleri karşısında açık kalmıştı.O anın duygusunu hissetti ve son derece etkilendi. O, az önce, bir yaşam boyu süren bir kontratın tamamlanışını ve sona erdilişini izlemişti. Hele o final!
''Mary'nin, babasının ölümü için yas tutmayıp, bunu kutlamasını sağlayan şey sevginin bilgeliğiydi,''
Ve bu kitapta en çok vurgulanan şey ''HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR...''
Alıntıdır. |
Edited by - pandora76 on 27/07/2010 02:55:28 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/07/2010 : 03:24:48
|
Mikail'den:
Daha once sunu soylemistik, “Sizler cok uzun zamandir bir tur hapishane olmus olan populer inanc sisteminin, insanligin kollektif bilincinin disina cikacak kadar cok cesursunuz.” Bu ve bircok baska yasamlarda elestirildiginizi, dalga gecildiginizi, dislandiginizi ve size iftira edildigini biliyoruz, sevgililer. Ancak, su anda azinlikta olsaniz bile, sayinizin buyuk bir hizla arttigini bilmenizi istiyoruz. “Yeni Cag kavramlari” olarak adlandirilan seylerin cogu kitlelerin zihinlerine ve konusmalarina suzuluyor ve meleklere ve yuksek alemlerdeki Isik Varliklari ile etkilesime inanc artik gecmiste oldugu gibi tamamen gormezden gelinmiyor. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 08/08/2010 : 13:31:31
|
Mikailden...
Kendi tutkularını bulan ve yasayan bu kadar az insanın olmasının birçok nedeni var, ve bu durum kitleler arasında oldugu gibi ruhsal topluluk içinde de yaygındır. Bunun genellikle nedeni insanların kendi-degerlerini ve tatmini dısarıda arıyor olmasıdır. Kendinin dısına bakmak, içinde derinlere inmek ve kendini-kesfetme ve kendini-gelistirme sürecine baslamaktan daima daha kolaydır. Birçok kisi söyle düsünüyor, “farklı bir esim olsaydı, ya da farklı bir isim olsaydı; daha güzel bir yerde ya da daha farklı bir yerde yasasaydım; üzerimde su anki yükler olmasaydı, tutkumu gerçeklestirebilirdi m ve hayat çok daha nese dolu ve tatmin edici olurdu.” Bir kez daha, altını çiziyoruz: dönüsüm içinizde baslar ve yavas yavas dünyaya yayılır. Önce içsel bir degerlendirme ve arınma süreci olmalı ve her birey, bolluk, güzellik, barıs ve uyum dolu bir dünya yaratacaksa saglam bir temel atmalı. Sık sık belirttik, tutku ve amacınızı hayatınıza çekmek için ilk önce size nese ve tatmin getirmeyen her seyi hayatınızdan temizlemelisiniz. Bu adım adım ilerleyen bir süreçtir ve her bir adımın neler oldugu geçmis mesajlarımızda verilmistir. Arzu ettiginiz gelecegi açıkça çizmek ve tezahür ettirebilmek için Evrensel tezahür yasalarını ögrenmelisiniz. Tekrar ve tekrar belirttik: GEÇMISI SIFALANDIR * GELECEGINI YAZ * SIMDIDE YASA.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 08/08/2010 : 13:49:12
|
| Kişi ne kadar daha katı, korku dolu ve değişime dirençli ise, onun için geçiş süreci de o kadar zor olacaktır. Sevgililer, yeni "Oluş haliniz" ile uyumlu olmayan maddi şeyler kadar ilişkilerin de hayatınızdan çıkmasına izin verin. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 08/08/2010 : 15:31:26
|
Kryon'un "Yuvadan Mektuplar" adlı kitabında sıkça sözü edilen şey,"herşey göründüğü gibi değildir" cümlesi. Ra ,aydınlanma arayışının artmasıyla,negatif saldırıların hızlanacağını söyler. Forumdada sözü edilen bu konuyu düşünmüştüm. "Neden"? diye sormuştum.
Geçen yıl Mart ayında ,hem de dünya kadınlar gününde,onur kırıcı, Kryon'un deyimiyle "utanç enerjisi" taşıyan bir saldırı yaşamam.. Arkasından gelen,30 mart'ta dost olarak gördüğüm bir insanın ve diğerlerinin hep birden saldırması.. Bir de gerçek dostları tanıyorsun böylece,zer-zivi gibi. Yine geçen yıl Kasım da bilgi paylaşımında bulunacakken,yeni bilgilerle karşılaşmam ve onları değerlendirmek istemem gibi nedenlerle,benim için ilginçtir ki,yine Mart ayına denk geldi,paylaşıma başlamam.
O zamanlar gerçekten de haksızca olduğunu düşündüğüm şeyler,Kryon'un söylemindeki gibi bir şeydi. Herşey ,her zaman,gerçekten de göründüğü gibi değil. Biz ,bir zorlukla karşılaşmadığımız süre boyunca,çok daha fazlasını yapmak gibi bir gereksinim duymayabiliyoruz çoğu zaman. Katalizörler bizleri zorlayarak ilerlemiz için gerekeni,gerekirse zamanı veriyor. Astrolojide gizli düşmanlıklar evi olan 12.ev yani aydınlanma evi ve aslında Ra'nın aydınlanma arayışına dair bilgiyi,farklı bir yoldan veriyor. Birşeyin içinde değilken yeterince bilemeyebiliyoruz ama dışında değilken de yeterince göremeyebiliyoruz. Galiba gerektiği kadar içte ve gerektiği kadar dışta kalmak gerekiyor.
Mikail'in şu sözlerini de okuyunca taşlar benim için tam anlamıyla yerine oturdu:
Neden bircok sinava ve gorunurde negatif durumlara maruz kalmakta oldugunuzu merak ediyor olabilirsiniz. Cesur Ruhlar, hepsi yukselis surecinin bir parcasi olan yogun bir inisiyasyon/ donusum surecinin ortasinda oldugunuzu soyluyoruz. Bircogunuz bircok yasamlardir inisiyasyon yolundaydiniz ve Kendinin – ustatligina giden yolunuzda iyi durumdasiniz. Yukselisin deneme niteligindeki yoluna ilk adim attiginiz zaman, kisilik/ego Ruhun durtmelerinin farkina varir. Ruh Atesi veya hizlanan yuksek titresimli kaliplar ele alinmak uzere yuzeye cikan negatif enerjiyi yakmaya baslar. Yuksek Benligin tum fasetleri Ruh ile butunlesmeye baslayana kadar surec tekrar tekrar yinelenirken arinma atesleri en sonunda Aydinlanma Isigi haline gelir ve yukselis sureci hizlanir. |
Edited by - pandora76 on 08/08/2010 15:57:28 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 08/08/2010 : 15:38:07
|
Yeniçağ..Ben ona Altınçağ diyorum. Dünya öylesine uzun bir zaman tahrip edildi ki,artık Altınçağ gelmeli.. ---
Adı Yeni Çağ olmasına rağmen yeni olan bir şey yoktur Yeni Çağ akımında. Burada paylaşılan tüm esaslar ve doğrular zaten dünyanın bütün büyük dinleri, peygamberleri, mistikleri ve filozofları tarafından çağlar boyunca ortaya konulmuştur. Doğru her yerde doğrudur ve bu kitaplardaki değişik yollar aslında aynı yere çıkmaktadır: Ruhsal yani spiritüel uyanışa, kişisel gelişime yani tekâmüle, aydınlanmaya ya da insanın gerçek ben'ini keşfine...
Yeni Çağ, insanlar ile ilgilenmektedir; spiritüel deneyimleri, disiplinleri ve ilgileri olan insanlarla... Global ve çevresel değişimden, dünya barışından, spiritüel rehberlerden, medyumlardan, bedensiz varlıklardan, alternatif tıptan, Doğu felsefesinden, kristal ve taşlardan, bilim ve fizikötesinden, ezoterik dinlerden, dönüşümsel psikolojiden fikirler alarak uygulamaya çalışmaktadır. Bu değişim neden olmuştur? Bunu açıklamaya çalışan pek çok teori ortaya atılmıştır. Ancak şu bir gerçektir ki değişim ona ihtiyaç duyulduğu için olmaktadır. Krizler ve sıkıntılı dönemlerin ardından daima ilerleme gelir. Tekâmül hayata tutunmanın karşılığıdır.
Dünya gezegeni ciddi bir kriz geçirmektedir. Yaygın bir inanışa göre yaşamlarımıza ve gezegenimize yeni bir bakış açısından bakmamızı sağlayacak yeni bir paradigmaya ihtiyaç vardır. Bu ise yeni bir anlayış ve yeni bir eylem demektir. Atmosferin sera etkisi, global ısınma ve ozon tabakasının bozulması ve yağmur ormanlarının yok olmaya yüz tutması gibi yeni çevresel krizlerle karşı karşıya kalınca insanoğlunun da yeni bir bilinç düzeyine gelmesi kaçınılmaz olmaktadır. Yeni bilinç düzeyi insanın kişisel,-toplumsal değişimini ve tekâmülünü ilgilendirmektedir. Böylece insan yaşamındaki gerçek kaliteyi yakalayabilmektedir. Yeni çağ yazarları ruh ve beden arasındaki bağın önemine, tecrübelerin -ki bunlar ruhsal, fiziksel, duygusal ve spiritüel olabilir değerlerine bizi yönlendirmektedirler. Böylece yüksek benliğimizle spiritüel irtibat kurarak iç barışımızı gerçekleştirebiliriz.
Ellili yılların Beat'leri gibi, Altmışlı yılların Hippi'leri gibi dış görüntülerinden anlayamazsınız Yeni Çağ insanlarını. Her yaştan insanlar, anneanneler, bilimadamları, doktorlar, televizyon yapımcıları ve öğretmenler Yeni Çağ'ın aydınlık düşüncesine, disiplinine, sistemine ve teknolojisine doğru çekilmektedirler. Böylece Yeni Çağ sunduğu güçlü fikirlerle insanların düşüncelerine yeni yollar olmakta ve pozitif değişimlerine kapılar açmaktadır.
“The Fireside Treasury of Light”
09.11.2007
Alıntıdır.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 08/08/2010 : 15:40:26
|
Altın Çağ ve Akaşik Kayıtlar YAZICI DOSTU Cayce insanların hayatları ile ilgili bütün ayrıntıları içeren kitapların bulunduğu muazzam bir kütüphaneden söz etmişti. Bu kayıtlar tarih boyunca, yaşamış bulunan insanların bilinçaltından toplanmıştır. Cayce doğru dua ve alçakgönüllülükle ile istediği zaman oraya gidebildiğini ve doğru kitabı alıp oradan bir şeyler okuyabildiğini iddia etmişti. Görünüşe bakılırsa bu, içinde rahatlıkla sörf yapabildiği bir internet kütüphanesiydi. O da, dünya gerçeklerine göre bunun bir film arşivine benzetilebileceğini söylemişti. Cayce, astral planda seyahat edebilen herkesin, bu evrensel kayıtlara girebileceğini düşünüyordu.
Lama T.Lobsang Rampa, “Eskilerin Mağarası” isimli kitabında Cayce’nin sözünü ettiği arşivi, yani Akaşik kayıtları şöyle anlatıyor: “Astral seyahatlerde uzak yerlere gider ve geri döneriz ama herhangi bir şeye dokunamayız. Akaşik kayıtlarda her şeyi görürüz ama o mağarada bulunan garip aletleri inceleyemeyiz. Bu odalar atalarımız tarafından gizlenmiş, yaptıkları cisimleri kendilerinden sonraki bir kuşağın istenilen belirli bir zamanda bulması için yapmışlardır.
Yukarıdaki alıntılardan anlaşıldığına göre, astral ve benzeri türde seyahat yapabilen iyi niyetli herkes Akaşik kayıtların sergilendiği müzeye gidebiliyor oradaki her şeyi görebiliyor, ama her şeyi incelemelerine ve oradan bir şey alıp götürmelerine izin verilmiyormuş. Bu açıklamaların bir kısmı yanlış olabilir. Zira Astral ve benzeri türde seyahat yapan her kişi Akaşik kayıtlara giremez. O kayıtların ancak seçilmiş kişilere açıldığı ve bu kişilere gördükleri şeyleri ancak üstü örtülü olarak anlatmalarına izin verildiği ezoterik kaynaklarda anlatılmaktadır. Ayrıca, Akaşik kayıtlara girenlerin oradan bir şey alıp getirmeleri şöyle dursun, yerlerini değiştirmeleri bile söz konusu olamaz.
Çünkü Akaşik kayıtlara girip inceleme yapacak olan kişi maddeden oluşan bedenini beraber götüremez, bedenini beraber götüremeyince de oradan bilgi haricinde hiçbir şey alıp getirmesi mümkün olamaz. Kısacası, Akaşik kayıtların bulunduğu yere ister bedenli, ister bedensiz, nasıl gidilirse gidilsin oradan kanıt olarak bir şey alınamaz. Çünkü orada her şey doğaya, yani taş ve toprağın üzerine devingen-serapis olarak kaydedilmiştir. Herkes tarafından görülüp anlaşılamayacağı için de bilimsel açıdan kanıt sayılamaz. Araştırmacı bilim adamları, Cayce’nin bahsettiği kütüphanenin (Akaşik kayıtlar) İ.S. 390 yılında İskenderiye' deki Serapis Tapınağı ve hemen yanı başındaki Büyük İskenderiye Kitaplığının, Hıristiyanlar tarafından yakıldığını ileri sürmektedirler.
Eğer İskenderiye’deki bu kitaplık yakılıp yıkılmış olsaydı, ne Cayce ne Rampa, ne de bir başkası o kayıtları bulamazdı. Bazı araştırmacı yazarların iddialarına kılıf olarak kullandıkları kütüphane yangınları tamamen uydurmadır, gerçekdışıdır. Reenkarnasyon iddialarının kökeni de işte bu Akaşik kayıtlar’a dayandırılmakta, Eski Ahit, İncil ve Kuran gibi, örneklere göre yazıldığı ileri sürülmektedir. Verilen tüm bilgiler aslına uygun ve doğrudur. Bütün din kitaplarımız buradan inmiştir. "Kıyamet Dönemi " dediğiniz döneme bizler "UYANMA Dönemi" deriz ve ALTIN ÇAĞ'ın başlangıcı sayarız.”
Kutsal kitapların hiç biri gökten inmemiş, hepsi insanlar tarafından yazılmıştır. Ezoterik kaynaklara göre yaşadığımız dönem Kıyamet dönemidir. Tabi ki bu dönemde insanlar uyarılacaktır (her yok edişten önce yapılmış olduğu gibi), uyanma denilen budur. “Altın Çağ” dönemine gelince, bu insanoğlunun dünya yaşamında başlayabileceği gibi öldükten sonra da (ruhsal yaşamında) devam edecek iki devreli düşünebileceğimiz bir anlamdır.
10.09.2007 Alıntıdır. |
Edited by - pandora76 on 08/08/2010 15:58:05 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 11/08/2010 : 19:16:27
|
Kısa bir zaman önce,öz'üme ,gelecekte beni mutlu edecek şey,hayat planım için yol göstermesini istedim. Sanırım gerçekten de sözü edilen dönem sonunda çok şeyin değişmesi durumu sözkonusu ve enerjiler hızla açığa çıkıyor.
Rehberlik istememden kısa bir zaman sonra bir arkadaşımla buluştuk. 6 senedir tanıdığım bu arkadaşımla böylesine konuşmamıştık hiç. Hiç sarhoş olduğunu görmediğim arkadaşım ilk kez, belki biraz da müziğin etkisiyle daha önce görmediğim bir şekilde çok güzel bir ifade şekliyle,kendiliğinden beni bana anlatmaya başladı. Neden arkadaşlığımız süresince kendisine daha çok destek olmadığımı,oysa bunu hep istediğini söyledi. Oysa sıkıntıya düştüğünde yanında olmam yeterli sanıyordum,desteklemiş olmam için. Ama sevinçli zamanlarını da paylaşmamın gerçek paylaşım olduğunu gözardı etmişim. Haklıydı.
Hiç konuşmadan ,6 senedir tanıdığım ama şimdi bambaşka biriymiş gibi konuşan bu arkadaşımı dinledim. Bir an durup bana"sen kendi gücünün farkında olmayan ,gizlenmiş kanatlarını kendin için kullanabileceğin halde bunu yapmamış biri,böyle güçlü birisin"dedi. Bana o kadar garip şeyler söyledi ki,hala etkisi var üzerimde. Ama olan şu ki,gerçekten inanıyorsak ,özümüz bize rehberlik ediyor ve öz'ümün bana rehberlik edeceğine dar şüphe duymadan bunu istediğimde,hiç beklemediğim şekilde sorumun yanıtını buldum.
Sanmıyorum ki yeni bir Dünya da insanlar Tanrı ile aralarına birilerini aracı koysunlar. İnsanlar sadece yıldızları gösterebilir,yıldızları görmek kişinin kendi işidir. Maharaj'ın bu sözlerini çok sevmiştim.
Yeni Dünya'da olmasını istediklerimiz ;başlığında bir söz vardı:"Kuşlar gibi aracısız uçmak istiyoruz". Öyleyse eğer,Tanrı benim kanadımdır.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 13/08/2010 : 20:42:03
|
Hathor mesajından:
Fiziksel ve Ruhsal Hayatta Kalma
Bu mesajı vermenin asıl nedeni, kişisel arzuları yaratmaktan daha önemli şeyleri kapsar. Bu “bir şeyler” hem fiziksel hem de spiritüel olarak sizin hayatta kalmanız ile ilgilidir.
Kaotik olaylar tırmanırken, sezgi güçleriniz daha önce olduğundan çok daha önemli olacaktır.
Bazı insanlar bunlara “önsezi” diyor. Nasıl bildiğinizi bilmeksiniz, aniden bir durumda ne yapılacağını bilirsiniz.
Sezgi bu şekilde işler. Bu sezgi anlarında siz farklı bir zaman çizgisine ve farklı bir sonuca sıçrayabileceğiniz bir kesişme noktasındasınız – bir zaman düğümündesiniz.
Sezgisel alıcılıktaki bu artış, kişisel yükselişin veya bilinçte yukarı yükselmenin ayırıcı özelliklerinden biridir. Daha çok gelişmiş bir sezginin görünür fiziksel hayatta kalma faydaları vardır.
Biraz önce bazı bireyler için mantığa aykırı olabilecek bir şey söyledik. Zaman çizgilerinde sıçrama yeteneğinin hem fiziksel hem de spiritüel hayatta kalma faydaları olduğunu söyledik.
Burada söylemek istediğimiz şey, bazı durumlarda fiziksel hayatta kalma ile sonuçlanabilecek olan farklı bir sonuca, bir zaman çizgisine sıçrama yeteneğidir. Spiritüel hayatta kalma ile, bunların sizin spiritüel uyanışınıza tehditler olduğunu kastediyoruz. Kendi gerçeğinizin izini kaybederseniz, kendi doğanızda sahip olduğunuz iki hazineyi – egemen iradeniz ve hissetme kapasiteniz – kaybederseniz, o zaman spiritüel olarak tehlikedesiniz. Kendinizdeki bu hazineleri gözden kaybetmeyin. Kaotik olaylar artarken ve bu olaylar artacak – çünkü bu yeni dünyanın doğumudur – Kontrolcüler çabalarını artıracaklar. Kaynaklarına bakmaksızın – bunlar “kutsal” dinlerinizin birinden gelse bile – egemen iradenizi ve hissetme yeteneğinizi sınırlayan zihin kontrole ve düşünce formlarına karşı tedbirli olun.
Kutsal bir giysiye veya politik doğruluğa nasıl büründüğüne bakmadan, seçmek için egemen iradenizi veya hissetme kapasitenizi sınırlayan düşünce formlarından kaçınılmalıdır. Bu geçişte spiritüel olarak sağlam olarak hayatta kalmayı dileyenleriniz için bu çok önemli bir gerekliliktir.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 23/08/2010 : 21:08:49
|
Ra,Sorumluluk yasası ve Yol'dan sözeder.
Yol'unu takip etmeyenlerin,sorumluluklarını yerine getirememiş olmalarından dolayı,hasat edilebilecek düzeye erişememiş olmalarından.
Herke yol-culuğunu sürdürmeli ki,kendisini bekleyen hazineye ulaşabilsin. Buna inanıyorum. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 23/08/2010 : 23:24:10
|
Buda, yeni öğrencilerine, bir oğlu olan dul babayı anlatırdı.
Adam bir iş seyahatindeyken, hırsızlar evine girmiş, evi yakmış ve oğlunu kaçırmış. Baba eve döndüğünde, evinin kül olduğunu ve oğlunun da yanıp ondan geriye yalnızca küllerinin kaldığını düşünmüş. Kalbi kırılan baba, külleri toplamış ve yanından hiç ayırmadığı çok güzel bir kavanoza koymuş.
Biraz zaman geçmiş, oğlu hırsızların elinden kaçmış ve eve, babasına koşmuş.
Gece geç saatte eve gelen çocuk, kapıyı çalmış.
Baba, derin uykusundan uyanmış ve seslenmiş,
"Kim o?"
Oğlu yanıtlamış,
"Benim, baba, oğlun."
Acıyla öfkelenen baba, kötü kalpli bir çocuğun ona numara yaptığını düşünerek, oğlunu kapıdan kovmuş. Oğlu kendini anlatmaya çalışmış, ama baba dinlememiş. Sonunda çocuk bir daha dönmemek üzere oradan ayrılmış.
Bu öyküden sonra, Buda yeni öğrencilerine şöyle derdi: "BAZEN GERÇEK OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ BİR ŞEYE ÖYLE SIKI TUTUNURSUNUZ Kİ, GERÇEK KAPINIZA GELDİĞİNDE, ONU İÇERİ ALMAZSINIZ."
İnançlarınızın kaçı gerçekten size ait?
Kaç tanesine kişisel deneyimleriniz sonucunda ulaştınız?
Doğru olduğuna inandığınız şeyleri sorgulamak konusunda ne kadar açıksınız?
Sokrates'in bir sözü vardır: "Üzerinde düşünülmemiş yaşam, yaşanmaya değer değildir."
Ciddi bir öğrenci olarak sizin öncelikli çalışmalarınız, içsel dünyanıza odaklanmalıdır. İçsel dünyanızın kâşifi olmalısınız.
Alıntıdır. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 24/08/2010 : 15:34:09
|
Bir yazı okudum. Diyor ki;bir konu üzerinde çok düşünürsen,o konu üzerinde sezgisel flaşlar alabilirmişsin. Anlık fikirlerin nedeni bu olabilirmiş. Bilimde,sanatta vs...hepsinde fikirlerin hızla akla gelmesi,bir düşünmeye başladığında fikirleirn hızla biririni kovalaması bunun gibi birşeymiş. Şairler,yazarlar,besteciler gibi.
Ablam seneler önce bana"sen materyalistlerden bile daha materyalist bir bakış açısına sahipsin" demişti. Niye hep aklımla karar veriyormuşum...gibi. İlginçtir çünkü geçen yıllar içinde sezgileri daha fazla kullanmayı öğrendim ama o tam tersine daha materyalist bakış açısıyla bakmaya başladı:) Fakat son kararı veren daima aklım oldu yine de hep.
Bir arkadaşım vardı,son derece dindar biriydi. O zamanlar bana "sana iyi davranmalı zira yanacaksın "der,uğraşırdı hep:) Ama benim çok da umrumda olmazdı. Şakalaşırdık birbirimizle. Çok iyi anlaşırdık,yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Sonra yollarımız ayrıldı,artık birbirimizi göremez olduk.
Yıllar sonra onunla karşılaştığımda,tüm inancını yitirmiş biri vardı karşımda. Söylediğine göre Tanrı onu bırakmıştı. İşin garip yanı tam tersine ben de Tanrıya inanır olmuştum aksine:) Tanrının insanları bıraktığını zannetmiyorum. İnsanların Tanrıyı bıraktığını düşünüyorum. Bugün nette şu dünyanın sonu gelmiş diye kendilerini yakarak ölenleri okudum. İçim sıkıldı okudukça ama gerçek bu. Dünya üzerinde,bir ücra köydeki insana kadar herkesin bir yaşam planı,bir katkısı var. Kimileri daha etkin roller oynasa da bazı yaşamlarında,yine de kimse kimsenin kurtarıcısı değil. Maharaj'ın dediği gibi,yıldızları gösterebilirsin ama diğerinin adına göremezsin. Ve kimi insanlar o yıldızları gösterenlere tapınmakta. Komik şapkalı,tesbihli,tapınılma isteğini tatmin eden insanlar..Bundan ne zevk aldıklarını anlamak mümkün değil. Benim tarafımda,hepsi anlamsız,hepsi boş şeyler.
12.ev satürn transiti yaşayan biri olarak,gizli düşmanlarımı beklemekteyim:) Kimine göre de astroloji boş iş:) Galiba herşey boş ve ona anlam yükleyen daha doğrusu anlamı yaratan biziz. |
Edited by - pandora76 on 24/08/2010 20:39:08 |
 |
|
|
JCA
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 24/08/2010 : 20:55:20
|
@pandora76
Dün de ben bu meseleyi düşünüyordum. Acayip bir tesadüf. :) Hatta dün yazacaktım ama internete girme fırsatım olmadığı için yazamadım. Yine de şanslıyım çünkü bir kaç gün için foruma girebilme imkanım var.
Bilim adamları ve sanatçılar bir konu hakkında düşünürken sürekli zihinlerini yoruyorlar, çabalıyorlar ve sonrasında adam çimlerde otururken bir anda kafasında bir ampül yanıyor.
Bütün bilimsel ve sanatsal buluşlar bu şekilde oluyor. Özellikle bu ünlülerin yaşamını incelediğimiz hep aynı terane. Yaptıkları işle alakasız zamanlarda ,zihinsel ve ruhsal olarak sakinken aradıklarını buluyorlar.
Aslında ben bunun trans hali olduğunu düşünüyorum. Yıllar önce söylenmiş olsa zerre inanmazdım ama artık tamamen inanıyorum. Bir nevi üst boyutlardan bilgi çekebilme yeteneği.
Zihnin bu konudaki rolü bilgi edinmedeki yöntemleri göstermek. Ama bilgi zihin yolu ile elde edilmiyor.
Zihnin susturulması ya da sakinleştirilmesi ile ilgili öğretilerin söylemek istediği de bu olsa gerek. Çünkü insanın aklı sakinken ve gereksiz yere kafa yormazken çoğu şeyi sinirli ve huzursuz olduğundan çok çok daha iyi anlayıp analiz edebilir.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 24/08/2010 : 23:57:36
|
Gerçekten de acayip bir tesadüf,aynı zamanlarda aynı şeyleri düşünmemiz. Ama Nietzsche' den Maharaj'a kadar,seninle benzer bir yolu takip etmiş biri olarak,belki de acayip bir tesadüf değil (aynı ruh ailesinden isek eğer).
Ra bilgilerinde okumuştum sanırım. Ra bizim bilincimizdeymiş;gibi birşeydi. Tüm yoğunluklar bizim içimizde zaten varmış.. Neden olmasın ki? Hal böyle iken,öz'ümüzün farklı görünümlerinden(mesela üst yoğunluk dediklerimizden yani üst çakralarımızdan)anlık bilgi alabilmemiz mümkün olabilir.
Demişsinki; Ama bilgi zihin yolu ile elde edilmiyor.
Ve yine benim soruma cevap veren sen oldun böylelikle,farkında bile olmadan.
Bir zaman önce birşey yazmıştım ben. Yıllar önce,odamdaki çivi izine bakarken kendimce yaptığım bir deneyi anlatmıştım. Bu şey,tamamen an'lık birşey di. O kadar çok düşünüyordum ki o zamanlar gerçeğin ne olduğunu! Her gün,belki her an...Sürekli cevapları bulma derdindeydim. Sevdiklerim bana birşeyler anlatırken bile,ben hala bunu düşünecek kadar yoğunlaşmıştım. Bir gün,neden herşeye bulunduğum noktadan değil de,sonsuzdan bakıyormuş gibi yapmıyorum ;dedim kendime. Yatağımda ayaklarımı yukarı uzatmış bir vaziyette düşünüyordum:) Beynime kan mı gitti ne:) Bir an'da"buldum"diyerek ayağa kalkmıştım:) Yani o an'ki buldum der iken hisseettiğim şey,gerçekten de çok farklı bir duyguydu.
Prizmadan ayrılan beyaz ışığın yedi renge ayrılması örneği üzerine"hayır,aslında prizma sadece yedi ayrı rengi göstermekte,zira ışık yedi renge hiç 'ayrılmadı',sadece prizmadan dolayı "ayrıldı zannettik"demem gibi..
Bu konuyu o an düşünmüyordum bile ama bir an'da bu şey aklıma geldi,buldum dedim ve gerçekten de eminmişim gibi hissettim. Sonra sonsuzluk üzerine ,bulunduğumuz noktadan denklemler kursak bile,aslında bunun bile sadece "zihnin oyunu"olduğunu düşündüm.
Ama ben bu konuyu onca zaman düşünmeseydim kendime göre,belki de,hiç alakasız bir an'da,sorumun yanıtını buldum diyemeyecektim;kimbilir. Senin de söylediğin gibi..Zihin sessizleştiğinde,belki de daha açık ve net herşey. Bunu da yaşadım ama birşey daha var..Bir dostumla herhangi birşeyi bile konuşur iken olan şey gibi.
Telefonda konuşuyorum arkadaşımla,konuşma hızım normal. Sonra beni kızdırıyor ya da çok pozitif ruh haline bürünmemi sağlıyor veya ben o an'da bir şeyi çok düşünmüşüm vs...ve ben öyle bir cümle kuruyorum ki. Dakikada o kadar kelimeyi hiç şaşırmdadan,nasıl söylediğimi ve işin kötüsü anlamlı kılabildiğime ben bile şaşırıyorum.
Bir dostumla telefonda konuşurken,beni gerçekten de çok kızdırmıştı ve ona sorunu anlatırken nasıl sıraladıysam kelimeleri, susmuş ve ben sustuğumda bile hala konuşmaz olmuştu:)
Sonrasında ben sustuğum halde bile beklemiş,ve arkasından kızgın olmasına rağmen tartışmadan sözetmemiş,sadece bana bu şeyi nasıl yaptığımı sormuştu:)
Oe'nin,çok önceden ,kişisel sayfasına yazdığım bir şey vardı,tam bu şeye denk gelen..Aklıma geldi:)
Mavi yeşil olmadığı için mavidir ama mavi yeşile dönüştüğünde artık mavi değildir.Mavinin yeşile dönüşmesi,mavinin ölümü,yeşilin doğumu demek değilmidir?Mavinin yeşil olması gerekiyorsa eğer ölmelidir çünkü yeşilin doğumu,mavinin ölümü demektir ve hatta mavinin ölüm nedeni bile yeşilin doğumu,yeşilin doğum nedenide mavinin ölümü değilmidir?
Bunu ,değişim üzerine yazmıştım ve o an'da,sadece içimden gelen,plansızca yazılan bir benzetmeydi bu. İçimden gelen kelimeleri söylemiştim o an. Sezgisel bir flaş gibi...
Lisede iken fizikten nefret ederdim:) Kafam almıyordu ya da sevmiyordum. Bu konuda oldukça yeteneksiz oluşumun nedeni de bu idi sanırım. Ama yazma ve okuma konusunda iyiydim. Fizikten anlamasamda,bu taraftan kurtarıyordum en azından:) Demek istediğim şey,hakikaten de mümkün gibi görünüyor,birşeyi gerçekten de istediğimiz/odaklandığımız zaman,ani sezgisel flaşlarla karşılaşmamız!
Eğer ki ben denilen"bir" ise, özde herşey ile...
Üst yoğunluk denilenin bilgisiyle karşılaşmakta mümkün,eğer onu gerçekten de çok istemişsek. Yani o üst yoğunluk dediğim zaten bir'in yani öz'ümün,bilincimin bir başka görünümü olduğuna göre...Ona ulaşabilmem de zor olmamalı,yeterince istediğim takdirde.
|
Edited by - pandora76 on 25/08/2010 00:12:02 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 26/08/2010 : 11:40:19
|
Her hangi bir şey konusunda “Onu kaybettim” deme “Onu iade ettim” de. Çocuğun mu öldü? Onu geri verdin. Karın mı öldü? Onu da geri verdin. Tarlanı mı elinden aldılar? İşte yine bir iade “fakat onu elimden alan kötü bir adamdı” deme. Onu sana veren elin, falan yada filan aracılığı ile onu geri almasının ne önemi var? Onu sende bıraktığı müddette sana ait değilmiş gibi istifade et ondan; tıpkı yolcuların hanlardan yararlanışı gibi… (Epictetos.)
Sohbeti güzel, sorgusu çok güçlü bir filozof Epictetos, gerçek ismi bilinmiyor, herhalde bundan sonrada bilinmeyecek… Milâttan sonra 50-60 yıllarında Phrygia'da Hierapolis'te doğduğu söylenen eski Yunan filozofudur.! Çocukken Roma'da imparator Nereon'un azatlısı Epaphroditos'a satılmış bir köleydi. Yunanca satın alınmış adam –köle-uşak anlamına gelen Epiktetos Roma'da felsefe okuma imkânı bulmuş, kölelikten kurtulunca, felsefe öğretmenliği yapmış, 90-94 yıllarında Roma İmparatoru Domitianus bütün filozofları ülkeden kovunca, Nikopolis'e geçmiş orada Stoik felsefe ilkelerini öğretmeye başlamıştır. Yokopolis'te yokluk içinde yaşamış ve burada ölmüştür.
Onun Felsefesi; Tanrıya güvenmek, Vicdanın sesini dinlemek, insanların kardeşçe yaşamalarını esasına dayanmaktadır. Tanrının birliğine, tüm insanların aynı ve tek tanrıdan geldiğine inanan bir düşünür olan Epikietos'a göre, fiziksel yapı, dış görünüş, ya da bunlardan kaynaklanan sosyal konum insan iradesinin dışında gelişen durumlardı. İnsanı mutlu ya da mutsuz yapan durum ise, bunlar hakkındaki kişisel görüşlerimize bağlı idi, yani elimizde olan bir şeydir.
Çıkıp gider hayatımızdan bir şeyler bazen. Bu maalesef hep böyledir. İstesek de istemesek de ben gidiyorum derler. Ya da gitme vakti gelmiştir siz izin verirsiniz gitmesine… Bu gidişler; bazen büyük acılarla, bazen de sessizce olur. Mutluluklarımız, sevdiğimiz insanlar, bazen de bize anlam katan başka şeyler giderler... Zor gelir, Acıtır.
Bazen giden umuttur… Bazen para, bazen en değerliniz… Bazen başarı, ve niceleri. Niceleri çıkar hayatımızdan bazen.
Sonra ne olur peki?
Hayat yaptığımız seçimler değil mi?
Yaşamak görevini devam ettirmek zorunda olduğumuz için yolumuza devam etmeliyiz…
Hiç kimse sonsuza kadar hiçbir şey yapmadan duramaz.Hepimiz her halükarda bir şeyler yaparız .Fark ;bazılarımızın yaptıkları onları mutlu ederken ,mutluluğa götürürken bazılarımızın yaptıkları da mutsuzluğa götürür.Mutlularda mutsuzlarda bir şeylere inanır ,bazı fikirler yürütür bazı kararlar alırlar bazı eylemlerde bulunurlar vs..
Bazen soruyorum “mutsuz olmak için neden bu kadar çaba harcanır ?” diye…
Bana göre mutsuzluk uğrunda fazladan çaba harcanması gereken bir uğraştır.Bu dünyaya mutsuz olmak için doğmadık.Her mutsuzlukta yanında katlanılması gereken acıyı getirir.Bunları bile bile mutsuzluğu seçmek büyük bir fedakarlık ister...
Yazıma Epictetos la başladım küçük bir hikaye ile bitirmek istiyorum
İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikâyetçi hep bıkkınmış...
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...
Saklayalım zor bulunsun...
Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya... Sorun büyükmüş... Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü... Kimisi: “Everest''in tepesine saklayalım” demiş; kimisi, “Atlas Okyanusu’nun dibine” demiş. Tac Mahal''in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası... Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi... Sigara paketi, lale bahçesi...
Pek çok yer düşünmüşler ama hiç biri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri: “içlerine saklayalım” demiş... “Kimsenin aklına gelmez içine bakmak”
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde... Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun... Siz dışını boş verin, içine bakın..
Şükür suyu ile sularsan, tattığın çoğu şeyin adı “Mutluluk” olur.
(YASEMİN AKBEL)
Alıntıdır. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 10:26:44
|
The Group'tan Temmuz ayı mesajından bir kısım..Çok ilgimi çekti:
Birliğin bu yeni yasası işte bu nedenle kaynakları paylaşıyor; tutmayı değil…ve toplumu destekliyor; diğerleriyle rekabeti değil.Kişisel yaşamlarımızın ötesini düşünmeyi istemiş oluyoruz.Destekleme ve paylaşma bilincine gelebildiğimiz ölçüde, Evrenin, Yeryüzünde herkes için sınırlandırılmamış bir bolluğu olduğunu anladığımızda bu birlik gelir.Diğer taraftan, herkesi etkileyerek kendimiz için ne yaptığımızdan ötürü, kendi kişisel gereksinimlerimizin ötesini ve bütün Küresel Toplumu düşünmek zorundayız.Ruh, neye gereksinim duyarsak sağlar…sadece gereksinimi değil ne istersek.Gereksinim , Ruh nedeniyle gösterilir.İstek Ego nedeniyle yaratılır.Şayet güven, (a.k.a gelecek korkusu) ya tanıdık bazı şeyler (a.k.a mekanik zihin) ya da hatta bireysel kendimiz için bazı şeyler (a.k.a Ego) arıyorsak, o daha fazla iyi çalışır görünmez.Biz amaçlarımızı, komşularımızı, memleketlerimizi ve bütün Gezegeni kapsayacak bir şekilde genişletmek zorunda olduğumuz bir zamandayız.
Birliği, birleşmeyi başardığımızda o, ünvanlarımızı, kostümlerimizi ve takip ettiğimiz Guruları uzağa fırlatıp atacaktır.Ruhsal hiyerarşi için daha fazla bir gereksinim olmayacaktır. Herkes kutsaldır; yalnızca kaideler üzerine dikip ayrıcalık tanıdığımız birkaç kişi değil.Birlik, en son aile çemberidir.Birlik, akılsız klonlar gibi, hepimizin aynı olmasına dair değildir, ancak o, ortaklığın açığa vurduğumuz bütünsel tam bir resminin, bütün çeşitliliklerimizle hep beraber geliyor olmasına dairdir.Hepimiz, kalbimizin yolunu takip etmek olan olarak söz verilen ülkeye erişmeyi şimdi yapabiliriz ve biliyoruz ki, yalnızca, bulmacanın bizim olan parçalarını dile getirdiğimizde, bütün resmi hep birlikte görmeye başlayacağız.
Işık içinde çalışıyormuş gibi yapan bütün bu şeylerin acı dolu farkındalığındayız ve saygısız ve hırsız bir gündemi olan diğer enerjilere de sahibiz.”Kral çıplak” öyküsünü hatırlayın.Yeni enerji Peygamber taklitlerini hoş görmeyecektir ve Yeni Çağ canavarları daha uzun bir süre kuzu postu giyemeyeceklerdir. Onlar, doğrudan, gözlerimizin önünde kendilerini açığa vuracaklardır.
Ortak bilinç içindeki yeni değişim, felaketlere omuzlarımız üzerinden bakıp onları terk ettiğimizde ve daha ilerideki İnsanlığın ortaklığını görüp anlıyor olduğumuzda, yeni ve bütünüyle farkındalıkla dolu bir Dünyayı bize gösterecektir. Ve biz şimdiki anda yaşarken, kaynaşmayı, içtenliği, İnsanlığı, mükemmelliği ve kendi sorumluluğumuzu da yaşayacağız. Sınıflandırmaları mızdan, acı dolu tarihimizden ve bizi etkileyip sınırlandıran anılarımızdan da özgür olacağız.Geçmişten bu özgürlük, bizi birbirimizden ayıran sınırları ve zırhlarımızı düşürmede yardım edecektir ve biz, bütünleşmiş olacağız.Bu zaman, herkesin hep beraber eşit ve Küresel, kozmik bir vatandaş olacağı bir zamandır.
Ben, bir diğeriyle onun, bu uyanış oyununun içindeki eşit ve önemli bir parçası olduğunu bilerek saygılı bir ilişki içinde olma ve birisine veya bir başkasına daha fazla yetki ya da Ruhsal bir statü veyahut bir pozisyon verme ve diğer herbirinin ünvanını bilmeden eşit olarak hep birlikte gelebildiğimizdeki, ilerideki bir güne bakıyorum.Bazı pozisyonlar daha göz alıcı veya prestijli görünebilir, fakat o şimdi, artık solan bir Dünyanın eski algılarıdır.Herkes, farkına varıp varmadığına göre, uyanışa yardım etmek için kendi üzerine düşeni yapmıştır. Hepimiz aynı teknedeyiz.Şayet lüks bir yatta gezdiğinizi düşünüyorsanız, egonuz size şaka yapıyordur.
Alıntıdır.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 10:52:48
|
Sahte peygamberlerden başka,dikkatimi çeken kısım şu oldu:
Birlik, en son aile çemberidir.Birlik, akılsız klonlar gibi, hepimizin aynı olmasına dair değildir, ancak o, ortaklığın açığa vurduğumuz bütünsel tam bir resminin, bütün çeşitliliklerimizle hep beraber geliyor olmasına dairdir
Önceden beri,spritüalizme göre bir'lik denen şey sanki"aynılık"gibiymiş gibi yansıtılmaya çalışıldı zaman zaman,kimi kaynaklar tarafından. Oysa ki,birinin gözünün mavi diğerininkinin kahverengi olması kadar birbirimizden farklıyız(bir'in ayrı benlikleriyiz) ,3b'de iken.
Bir'lik bilgisi,kişisel amaçlar adına kullanılmamalı zira "kişisel" amaçlar adına kullanmak, "bir'liğe"ters düşer.
Ama bu mesajda da söylendiği gibi,birlik olgusunu bile kendi için kullanan kaynaklar/sahte öğretmenler vs...yeni bir dünya da olmamalı.
|
Edited by - pandora76 on 27/08/2010 11:10:31 |
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 11:57:28
|
quote: pandora; Önceden beri,spritüalizme göre bir'lik denen şey sanki"aynılık"gibiymiş gibi yansıtılmaya çalışıldı zaman zaman,kimi kaynaklar tarafından. Oysa ki,birinin gözünün mavi diğerininkinin kahverengi olması kadar birbirimizden farklıyız(bir'in ayrı benlikleriyiz) ,3b'de iken.
"birlik"in aynılık olarak yansıtılması neden olumsuz oluyor? bunu böyle olumsuz olarak yansıttığını düşündüğün bir metin/kaynak varsa söyleyebilir misin? çünkü ben,farklılığın vurgulanmasını sahtekarca bulurum daha çok...farklılık gelip geçici ve önemsiz bir şeymiş gibi geliyor bana.aslında tam da, farklılığa tutunmanın mutsuzluğun sırrı olabileceğini düşünürken bu yazını okudum ve bu düşüncenin açılımını merak ettim. |
Edited by - secretdream on 27/08/2010 22:47:54 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 12:25:36
|
Neyi düşünerek bunu söylediğini bilmiyorum secretdream. aslında tam da, farklılığa tutunmanın mutsuzluğun sırrı olabileceğini düşünürken bu yazını okudum
Sanırım aynı şeyi düşünerek yazmadık. Bak;önceden beri ,bir kaynak negatif yani zarar verici özelliklere sahip gibi göründüğü zaman,o kaynağın negatifliği vurgulanmak yerine,"nasılsa bh de kh de bir"denilerek savunulur. Ama gariptir ki,bu durumda o kaynağın da negatif özellikte olduğu da kabul eilmiş olur böylelikle. Benim kastettiğim buydu. Yoksa,"ayrılığa tutunarak mutlu olunur ya da ayrılık vurgulanmalı"gibi birşey değil di.
Mesela,biri diğerine haksızca davranırsa"bizler bir yani 'aynıyız',bu nedenle ben sana kötü davranıyorsam,bunun nedeni senin de kötü olman"denir ve diğerlerine haksızlık etmek böylece savunulurdu. Hepimizin özde bir olduğuna inanıyorsak gerçekten de,ayrılıkçı bir biçimde,hatalarımızı telafi etmek yerine buna devam etmek/zarar vermeyi haklı çıkarmak için böyle bir yolla "birlik"bilgisini kullanmamak gerekir. Benim sözünü ettiğim şey bunun üzerine idi.
Ayrılıkta mutlu olunamayacağına ben de inanıyorum. Dünyada herşeyin öz'de birbirinden ayrı olduğuna inanırsak,diğerleri düşman gibi de görünebilir,hayatta kalma mücadelesi için diğerlerine zarar vermek te kabul olabilir ve affetmek neredeyse imkansız halde gelebilir. Hal böyle iken,nasıl mutlu olunabilir?
Bu açılıma dayanarak aynı mı yoksa faklı şeylerden mi sözetmişiz,bunu söyler misin. Ona göre devam edebiliriz. |
Edited by - pandora76 on 27/08/2010 12:26:05 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 14:09:09
|
Ve düşünüyorum da...Asıl negatiflik şu örneklerde belirttiğim eylemleri yapan insanların tutumları olmalı. Birlik demek yeterli değil. Zarar verici olanı da sözde birlik adına savunan o insanların durumu,zarar veren elemanların fabrikayı parçalamasına izin verenlerin durumundan farklı değil.
The Group 'tan okuduğum kısım ilgimi çekmişti çünkü aklıma ,bir nevi ;insanlara Tanrıdan aldığı emirleri iletip onlara uymayanların cezalandırılacağını buyuranından,söz de birlik adına birliği parçalayan/zarar verici olanı savunan,sahte öğretmenleri getirdi..
Tanrının doğum gününden yapılan alıntıdaki o "şu şu tarihten itibaren bu sözlere uymayanlar cezalandırılacaktır..."sözleri neydi öyle! İnanılır gibi değildi benim için. Hele ki bu zamanda,bu ne çılgınlık;dedirten bir bilinçsizliğin uç noktası idi. The Group'un sahte peygamberlerin artık olmayacağı bir dünyaya dair mesajı gerçektende gerçekleştirdi kendini bence. Bu kokuşmuş sistemin efendileri,dünyayı yöneten sözde birliğin temsilcileri ama gerçekte bilinçsiz/kendi çıkarlarına hizmet için sevgiyi-Tanrıyı-inancı kullanan/obsesyonları olan liderlerinin olmadığı bir dünya,yeni /bilinçli bir dünya olabilir bana göre. Yok herşey aynı olacaksa eğer(bilinçsizlik),değişimden söz etmek niye?
Ama negatifliklerin teikleyici unsurunu elbette inkar etmiyorum. Tabi o da gerektiği kadar ve görevini yerine getirdiğinde,gerek kalınmayacak bir unsur. 4bh 'nin,hizmet için,birşeylerin tetiklemesine gerek kalmayacak nokta olması gibi. Kendi adıma,ben o Tanrının doğum günü, adlı kitaptan yapılan alıntıyı gerçekten de umursamıştım ciddi anlamda ve birinci derecede önemsediğim tek şey,o kitap idi. Eğer geçmişte çekim yasasını kullanmaya dair bazı gereklilikler olduğunu görmemiş olsa idim,belki o alıntıdaki gibi tuhaf/zarar verici olan üzerinde,bu kadar çok çaba harcamaz ve belki çok umursamaz ve Kasyopyaya dek uzanan bu anlamsız sistemler üzerine uğraşmazdım belki de. O güne dek,bir kez ciddi anlamda kızmıştım,o da o alıntıyı okurken.
İnsanlık tarihinin büyük kıyımları,kişisel amaçlar için,yine iktidardaki obsesyonlular eliyle yapılmış olsa gerek. Cehalet ise ,işte en bariz örneği bu.
Oysa ki;fidan büyür ağaç olur ve ağaç meyvasından tanınır. İki elma,elma tadı verir(aynı)ama biri çürüktür diğeri taze.
|
Edited by - pandora76 on 27/08/2010 14:13:27 |
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 19:50:28
|
pandora; Bak;önceden beri ,bir kaynak negatif yani zarar verici özelliklere sahip gibi göründüğü zaman,o kaynağın negatifliği vurgulanmak yerine,"nasılsa bh de kh de bir"denilerek savunulur. Ama gariptir ki,bu durumda o kaynağın da negatif özellikte olduğu da kabul eilmiş olur böylelikle. Benim kastettiğim buydu. Yoksa,"ayrılığa tutunarak mutlu olunur ya da ayrılık vurgulanmalı"gibi birşey değil di.
Mesela,biri diğerine haksızca davranırsa"bizler bir yani 'aynıyız',bu nedenle ben sana kötü davranıyorsam,bunun nedeni senin de kötü olman"denir ve diğerlerine haksızlık etmek böylece savunulurdu. Hepimizin özde bir olduğuna inanıyorsak gerçekten de,ayrılıkçı bir biçimde,hatalarımızı telafi etmek yerine buna devam etmek/zarar vermeyi haklı çıkarmak için böyle bir yolla "birlik"bilgisini kullanmamak gerekir. Benim sözünü ettiğim şey bunun üzerine idi.
tamam o zaman..ne demek istediğini şimdi daha iyi anladım.bu bağlamda düşününce,doğru gözüktü gözüme. yaptığın bu eleştiriye de katılıyorum ayrıca. diyelim,sana karşı olan haksızca davranışımı,senin haksızca davranışlarınla "aklayamam"... bunları,negatif düşüncenin,çok kurnazca ayak oyunları olarak görüyorum. bir doğrudan yola çıkarak yanlış sonuçlara varılıyor. mantık olarak,herkesin doğrusu ve yanlışı kendisine... sen yanlış yapsan bile, ben hala doğru yapmakla yükümlüyümdür. ortamda birisi yanlış yapınca,hadi bakalım herkese yanlış yapma hakkı doğdu diye bir şey söz konusu olamaz. |
Edited by - secretdream on 27/08/2010 22:45:29 |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 20:42:21
|
Secretdream,
Alıntı vurgulamak için code ifadesini kullanınca sayfa genişliği uzuyor ve sayfa formatı bozuluyor. Eğer niyetin font değiştirmek ise, sadece fontlardan birini (örneğin courier new sanırım code için de kullanılan) seçerek yapman daha iyi olur. Çünkü code ifadesi yazıyı olduğu gibi bırakır, yeni satıra falan da geçmez, yani işlevi farklı.
Arkadaşlar üstteki iletilerinizden code kısımlarını değiştirirseniz sayfa tekrar normal görünmeye başlayacak, okumak için bir sağ bir sol yapmaya gerek kalmayacak.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 21:15:35
|
Secretdream; Farklı şeylere vurgu yaptığımızı anlamıştım ve sözlerin,düşündüğüm/söylemek istediğim şeyi,çok açıklayıcı bir biçimde ifade etmekte. Bu nedenle üzerine ekleyeceğim birşey yok. Sevgilerimle. |
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 27/08/2010 : 22:49:41
|
quote: Originally posted by oe_
Secretdream,
Alıntı vurgulamak için code ifadesini kullanınca sayfa genişliği uzuyor ve sayfa formatı bozuluyor. Eğer niyetin font değiştirmek ise, sadece fontlardan birini (örneğin courier new sanırım code için de kullanılan) seçerek yapman daha iyi olur. Çünkü code ifadesi yazıyı olduğu gibi bırakır, yeni satıra falan da geçmez, yani işlevi farklı.
Arkadaşlar üstteki iletilerinizden code kısımlarını değiştirirseniz sayfa tekrar normal görünmeye başlayacak, okumak için bir sağ bir sol yapmaya gerek kalmayacak.
gerçekten de o yüzdenmiş.. ben de ne oldu böyle diyordum...code ifadesini yanlışlıkla,quote yerine kullanmışım farketmemişim...:) |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 28/08/2010 : 11:53:31
|
Kasyopya ve Tanrının doğum gününe yönelik yazılarımı okuyan bir dostum,sarfettiğim çaba ve azmimden sözetti. Karşılığı olmayan birşey için,insanı böylesine motive eden ne olabilir..gibi..
Tanrının doğum gününden o alıntı foruma kopyalandığı gün tesadüfen nette olan biri olarak,o yazıyı okuduğum an,çekim yasasını araştırmama neden olan şeyi,geçmişte gördüğüm o sıkıntılı anları hatırladım o an. Ellerim titredi düşündüğümde ve o kızgınlık ve üzüntüyle netten çıkıp,bir daha hiç gelmemeyi düşünmüştüm,o alıntıyı görmemek için. Hiç böyle olmamıştım önceden. Ama biraz zaman geçtiğinde,diğerlerine yardımcı olabilecek birşeyi bildiğim halde yapılan şeye seyirci kalma fikri canımı sıkmıştı. Motivasyonumun nedeni buydu.
İnsanların bir kısmı "özgür irade işte"der iken,diğerlerine zarar verme konusunda bile özgür olduklarını zannetmekteler sanırım ve birinin iradesinin bittiği yerde,diğerinin iradesinin bittiğini de anlamıyorlar. Ruhsallık,zarar verici olana,değil seyirci kalmak,bir de desteklemek değil bana göre. Gerçek ruhsallık,empati yeteneğiyle başlamalı. Çünkü empati,diğerlerini anlamamızı yani insanlığımızı geliştirir. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 28/08/2010 : 11:57:25
|
Ra,merhameti acımak olarak algılayan ve bu nedenle anlayışı reddeden kh'nin içine düştüğü negatiflikten sözediyordu sanırım. Bunun gibi birşeydi. Hoşuma gitmişti Ra bilgileri. Onu okur iken,o dağları deviren inançtan sözetmesi... Kendi inançlarımdan öyle çok şey bulmuştum ki Ra'da.
Ve evet...Buna yürekten inanıyorum... İnsan gerçekten isterse ve istediği şey başkalarına zarar vericek birşey değilse,gerçekten de dağları devirebilir.
|
Edited by - pandora76 on 28/08/2010 12:33:27 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 30/08/2010 : 11:41:20
|
Kryon'un şu sözleri hoşuma gitti zira para isterken,rakiplerin de zengin olduğunu hayal etmek aklıma gelmemişti: -----
Şimdi biraz da paradan söz edeceğim. Ona kötü denmiştir, üzüntü kaynağı denmiştir, oysa o da bir enerjidir. Işık işçisi, sen enerjiyi nasıl yönlendireceğini bildiğine göre, bolluğu nasıl yaratacağını da bileceksin. Paranın elde edilmesinin güç olduğu yerde ona fazladan bir değer ve korkulacak bir nitelik atfeder, böylece kendi oluşturduğunuz kurallarla kendinizi başarısızlığa mahkum edersiniz! İnanmakta zorlanacağınız bir haberim var. Dünyadaki en iyi işadamları, perdenin öbür tarafında bulunan ama aynı zamanda yanı başınızda yer alan rehberlerinizdir! Onlar işiniz hakkında sizin bilebileceğinizden daha fazla şey bilirler, her biri birer uzmandır, kaynak ordadır ve eşzamanlılıklar oradan gelir. İş alanını enerjiden ve spiritüaliteden neden ayırıyorsunuz? Neden biri kazanırken diğerinin mutlaka kaybedeceğini düşünüyorsunuz? Müşteriler başkasına giderse kazanamayacağınızı düşünüyorsanız çok küçük düşünüyorsunuz demektir! Bu sözlerin size çok ters geleceğini biliyorum, ama yine de gerçeği söyleyeceğim. Sevgili varlıklar beni iyi dinleyin, boyutlar arası ticaret sandığınız gibi işlemez. Yapmanız gereken şudur. Önce rakiplerinizi gözünüzde canlandırın ve onlara baş edebileceklerinden daha fazla müşterinin gittiğini hayal edin. İş alanında sizi en çok zorlayan rakibinizi bolluk içinde görün. Eğer bunu yapabilirseniz ne olacağını biliyor musunuz? Evet sizin bolluğunuz da iki katına çıkacak. Korkuyu bir yana bırakıp rakiplerinizin cebini parayla doldurun, sonra kendinizi bolluk içinde görüp onların hissettiği sevinci siz de hissedin, sonra da yaşamınızda ne olacağını izleyin. Ruhun iş alanının dinamiklerini bilmediğini mi sanıyorsunuz? O oyunu her iki tarafın da kazandığı boyutlar arası bir açıdan görür. Sözünü ettiğimiz sınırsız bolluk asla bilmediğiniz birçok kaynaktan gelir. Şifaya muhtaç bir oda dolusu insanla karşı karşıyayken herkese yetecek kadar şifa enerjisi olmamasından korkar mısınız? Ruhun armağanlarının bolluğu sorgulanamaz. İş alanı da böyledir, her ikisi de aynı kaynaktan gelir. Sevgili varlıklar realiteyi değiştirebilirsiniz, eğer bolluk istiyorsanız kendinizi bolluk içinde olduğunuz zamana götürün ve o realiteyi yeniden hissedin.
Alıntıdır.
|
Edited by - pandora76 on 30/08/2010 11:41:39 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 30/08/2010 : 11:58:16
|
Kryon'un şu sözlerini okurken kendimi çok iyi hissettim. Böyle bir noktaya gelmek harika olurdu diye düşünüyorum. Hayali bile güzel. Başkalarına zarar vermemek kaydıyla,dilediğimiz herşeyi yaratabileceğimize dair "iman"a sahip olmak,gelecekten "korkmamak"anlamına gelir ve korkunun yarattığı kaos yerine,mutlu insanlar olabiliriz.
En basitiyle bir örnek;insanların para için başkalarına zarar verme noktasına gelmesine sebep olan,"yoksunluk"duygusu,"korku" değil mi.. ----
Diyelim ki lineer (doğrusal) zamanda düz bir çizgi üzerinde durup gelecekten korkan, yarın ne olacağını bilmeyen bir insan var. Bu insanı alıp “şimdi” dairesinin içine koyduğunuzda yarın ne olacağını bilir mi? Hayır bilmez, peki aradaki fark nedir? Bunu iyi dinleyin, çünkü anahtar budur. İçindeki Tanrısallığa sahip çıkan, dolayısıyla kendi realitesini birlikte yaratan kişi aslında anlamadığı ve görünüşte gizli olan şeyi de kontrol eder. Kendi yarattığı dairede bulunan kişi dingin biridir, yarattığınız şeyden nasıl korkabilirsiniz ki? Yaratılan şey yaratana aittir, onu yaratan da sizsiniz. Guru sizin bilmediğiniz neyi bilir? Tüm çevresi kaos içindeyken insan nasıl huzur ve hoşnutluk içinde yaşayabilir? O sizin bilmediğiniz neyi bilir? Yanıt, o yarattığı ve yönettiği şeyden korkmaz ve endişelenmez. Neyi yarattığını bilir, bu yüzden de huzur içindedir, çünkü dairenin içinde oturup kendi realitesini yaratır. O da ufkun ötesini göremediğini hisseder, ama orada neyin bulunduğu konusunda ruhsal bir güvene ve imana sahiptir. Geleceğin aynı zamanda geçmiş olduğunun, gerçekten bilinmeyen hiçbir şeyin bulunmadığının farkındadır. Düz bir çizgi üzerinde ilerleyin, ama dairenin içinde olun, bunu yaptığınızda huzur o dairede sizinle birlikte olacaktır.
Alıntı.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 30/08/2010 : 14:43:17
|
Kryon,yeni zamanlarda geleceği istediğimiz gibi yaratabileceğimiz için korkmamamız gerektiğini yani korkunun eskiye ait olduğunu anlatıyor. Üst yoğunluklar tarafından kaçırılmamıza/onlar tarafından programlanmamıza bile mani olamayacağımızı,doğuştan negatif olduğumuzu söyleyen bilgilerin yanında,Kryon'un sözettiği Tanrısal yanımızı düşündüğümde... evet,ikisini kesin bir dille ayırdedebiliyor/yeniyi ve eskiyi tanıyabiliyorum. Zaten,"korku" eskiden beri varolan şey idiyse eğer,yeni'de korku olmaması gerek. Kryon'un sözünü ettiği düşünce gücüyle yaratım ise,negatifler tarafından kaçırılmamıza bile mani olamayacağımıza inanmakla(korku-yönetilmek) tamamen ters bir durum. Çünkü ,kaçırılmamıza bile mani olamayacaksak eğer,nasıl dilediğimizce yaratabiliriz ki?
Eski yol gelecekten korkar ve realiteyi yaratma yeteneğine hiç güvenmez! Yeni yol, geleceğin kesinlikle İnsanın yarattığı gibi olacağını bilir. Siz yaratabileceğiniz şeyden korkmazsınız
Her zaman Kryon'un sözlerini sevdim. Yuvaya yolculuk adlı kitapta da,yolculuğunu tamamlayan öykü kahramanı Michael ,ne para kazanma "korkusu"yaşıyor,ne de geleceğe dair bir başka korku. Herşeyin en iyisini hakettiğini düşünüyor ve işini bırakıp,hiçbir kaygı duymadan çok pahalı bir otele yerleşiyor. Ve sonrasında da,çok iyi bir iş buluyor. Kaygı duymadığı için,dileği de ondan kaçmıyor. O ,Tanrısal yanını farkettiği için kaygı duymuyor. Bu kadarını yapabilmeyi isterdim. Eşssiz bir kitaptı. ----
İşte uçurumun açılmasının neden olacağı bir nitelik! Onu bekleyin, çünkü kısa bir süre sonra tüm çevrenizde belirecektir. Bu tarafsız kalmanın sonudur. Tarafsız kalanlar, bir ayağı eski enerjide bir ayağı yeni enerjide olanlardır. Eski enerjide bu yapılabilir bir şeydi, yaygın bir yaşam biçimiydi. Biraz eski, biraz yeni onların işini görüyordu. Ama şimdi uçurum genişlerken bir enerji salıverecek, genişleyen uçurumdan çıkan enerji tarafsız kalanları son derece rahatsız edecektir. Daha önce ilerlemek için nedeni olmayanlar şimdi bir karar vermek zorundalar, eğer bunu yapmazlarsa biyolojileri onlara karşı gelecek. Bu gezegendeki insanlar daha önce hiç bu kadar yeni Tanrısal enerji almamıştır, bu enerji İndigo çocukların bilincini beslemek için veriliyor. Şu anda bu çocuklarda epey dengesizlik görüyorsunuz, yetişkinlerin onları anlamadığını, çocukların buna tepki gösterdiğini, hatta çocukların çocukları öldürdüğünü görüyorsunuz. Bu öldürme eylemleri onların dengesizliğinin tipik bir örneğidir. Bu yılın mayıs ayında aktarılacak enerjiye ilk olarak bu çocuklar tepki verecekler, çünkü dengelenmeye ihtiyaçları var. Bazıları değişmek zorunda olmayı anlamıyor, eski hallerinden memnun olduklarını söylüyorlar. Bunun kanıtı hücrelerinizdedir sevgili varlıklar, hücreler burada bulunma amacınızı biliyor ve yeni enerjiye tepki gösteriyorlar. Birden herkes farklı bir dil konuşmaya başlasa bundan rahatsız olmaz mıydınız? Evet olurdunuz, artık bazıları tarafsızlık konumundan ayrılıp bu yeni dili öğrenmek zorunda kalacak ya da geri çekilip eski dilin konuşulmasında ısrar edecek, yani eski enerjiye tutunup değişimi reddedecek. Gezegenin her yanında eski inanç sistemleri değişecek, Tanrı sevgisinden dem vurup kimseyi sevmeyenler, Tanrının yasalarına uymak yerine insanın yasalarına uyanlar artık bu tutumlarını sürdüremeyecekler. Yaygın iletişim ağıyla her şey izlenebilir hale geldiğinde bazı sistemlerin dengesiz olduğu ortaya çıkacak ve daha evvel spiritüel olmayan insanlar bile ikiyüzlü doktrinleri eleştirmeye başlayacaklar. Giderek bu doktrinlerin saflarında genç insan kalmayacak ve örgütler saygı görmedikleri için kuruyacaklar! Sonra sevgi prensiplerine dönüş başlayacak, bunu önce gezegenin inanç sistemlerinde göreceksiniz. Yeni enerjide bir şey söyleyip başka şey yapmakta zorlanacaksınız. Eğer böyle yapıyorsanız sizin de bir ayağınız eski, öbür ayağınız yeni enerjide demektir. Bu tür insanlar, yani değişimi reddedenler çok rahatsız olacak ve ruhsal bir öfke duyacaklar, ama kendilerine mi yoksa Tanrıya mı öfkelendiklerini bilemeyecekler. Bir başka öfke türünden de söz edeceğim. Gezegende eski enerjiyi seven ve yeni enerjiden rahatsız olanlar, yeni bir dilin ortaya çıkışına öfkelenenler var. Onlar sonuna dek eski kehanetleri gerçekleştirmeye ve sizi uçuruma çekmeye çalışacaklar, ama uçuruma yuvarlanacak olanlar kendileridir. Bu eski enerji dünyasının son çırpınışlarıdır, bazıları sonuna kadar eskide direnecek, bazıları ise çarpıcı biçimde değişmeyi seçecektir.
Alıntı.
|
Edited by - pandora76 on 30/08/2010 16:08:31 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 30/08/2010 : 15:15:41
|
The Group,Mikail,Kryon ...neredeyse hepsi ortak birşeyden sözediyorlar.
Gezegenin her yanında eski inanç sistemleri değişecek, Tanrı sevgisinden dem vurup kimseyi sevmeyenler, Tanrının yasalarına uymak yerine insanın yasalarına uyanlar artık bu tutumlarını sürdüremeyecekler. Yaygın iletişim ağıyla her şey izlenebilir hale geldiğinde bazı sistemlerin dengesiz olduğu ortaya çıkacak ve daha evvel spiritüel olmayan insanlar bile ikiyüzlü doktrinleri eleştirmeye başlayacaklar. Giderek bu doktrinlerin saflarında genç insan kalmayacak ve örgütler saygı görmedikleri için kuruyacaklar!
Bana ilginç gelen kısımlardan biri de,daha önce spritüel olmayanların bile ikiyüzlü doktrinleri eleştirmeye başlamasına dair sözleri. Çünkü buna örneklerden biri de,2 sene öncesine dek spritüalizmle neredeyse hemen hiç ilgilenmemiş,dolayısıyla da Tanrı adına ama (aslında sözde)ikiyüzlülükle hareket eden sistemleri pek eleştirmemiş ama sonradan eleştirenlerden birinin de ben olması.
Kutsallık adına yapılan ama aslında asıl amacı para olan savaşlar...kimi zamanlar sözde ışık/sevgi/bilgi ailesiyiz denilerek yapılanlar...Bence hepsi amaç olarak öz'de bir. Tek fark..Kimi Tanrı demiş,kimi ışık. |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 01/09/2010 : 20:06:27
|
Ra,öncelikle insanları önemsemekten sözediyordu. Ya da bunun gibi birşeydi. Aslında benim önceden beri inandığım şeydi bu.
İnsan önemli olmasaydı,sevgi diye birşeyden sözedemezdik ve sevgi,varoluşun nedeni.
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 05/09/2010 : 12:04:09
|
Kryon'un sözlerini düşündüm. Sanki birşeyden ötekini seçme zorunluluğu,bir nevi zorlama gibi mi ;demiştim kendime bir ara. Kryon,kimseyi birşeye zorlamıyor,insanların yapabilecekleri seçim ve sonuçlarından ,seçimlerin gerekliliğinden sözediyor benim anladığım kadarıyla. Ve bu mantıklı geliyor bana.
Ya korkuyu seçmek,ya da seçmemek.
Hava soğumuş,gece olmuş ve dalgalı denizin kenarındasın. Bu nedenle denize girmeye korkuyorsun ama gece karanlığında,dalgalı denize girmenin verdiği mutluluğu hissetmek te istiyorsun. Denize girmekten alıkoyan korkuyu mu seçeceksin,yoksa korkusuzluğumu? Hem akıldan,hem de sezgilerden yararlanılabilir ,ikisi birarada kullanılabilir ama denize girmekten hem korkup(dışarıda kalmak) hem de korkmamak(denizde olmak) durumu nasıl olabilir ki.. Ya yüzüyorsundur ya da yüzmüyorsundur. Ya denize gireceksin ve dalgalı denizde gece vakti yüzmenin mutluluğunu yaşayacaksın,ya da girmeyecek ve denizin kıyısına kadar gelip,orada olsaydım ne kadar mutlu olabilirdim;diyeceksin.. Kryon,bence denizde olmanın ya da olmamanın yarattığı mutluluk yada üzüntüden sözediyor bir nevi, "değişimi reddedenler çok rahatsız olacak"der iken. Çocukken,dileğimin gerçekleşeceğine dair tam bir inanç ile dileğimin tersini söyler iken,hiçbir korku ya da kaygı duymamanın verdiği mutluluğu hala anımsıyorum. Bir çocuğun dünyasına dair birşey de olsa,büyüdükçe hayatın zorlukları arasında kaybolan inancıma bakıyorum ve çocukken yaşadığım bu şeyi,kesin bir şekilde ayırdedebiliyorum. 2 seneden ve aslında tam anlamıyla 1 seneden çok olmadığı için spritüalizme dair geçmişim,pek çok kanal bilgisini tarihlerinde teker teker değerlendirme şansım olmadı ama sonraları öğrendim ki,geçmişte verilen bilgilere göre, iyi ile kötü ayırt edilecek, kimi alınıp ötekinin bırakılacak ve bilgi ayıklanacakmış.
Birliğe aykırı gibi görünsede ilk etapta,hayır değil. Karaciğer ve kalp hücrelerim neden birbirinden ayrılmakta ve yine de bir bedene ait olmaktalar. Kryonun korkuya dair sözleri bunun gibi birşey benim için.
|
Edited by - pandora76 on 05/09/2010 12:12:56 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 07/09/2010 : 20:20:09
|
ÇİFTÇİ MESELİ ( Kryon Bir İnsan Gibi Düşünmeyin –sayfa 119-121)
İki çiftçi vardı. Her iki çiftçinin de kendi tarlası vardı ve başkalarından yardım almadan bu tarlaları ekip biçebiliyorlardı. Ama bu onların tüm vaktini alıyordu ve ekini hasat edebilmek için sıkı çalışıyorlardı. Her iki çiftçi de Tanrı’ya saygı duyan insanlardı ve toprağa da uygun biçimde saygı gösteriyorlardı. Bu Yerküre ile iyi bir partnerlik yaratmıştı ve onlar her yıl iyi bir ürünle ödüllendirilmişler ve ailelerini geçindirebilmişlerdi. Onlar ürünün bir kısmını kendileri içim kullanmışlar, bir kısmını da piyasada satarak bolluk içinde geçinmişlerdi. Onlar iyi bir yaşam sürmüşlerdi.
Bir gün bir İnsan onların tarlalarında belirerek Tanrı’dan bir mesaj getirdiğini bildirdi. Her iki çiftçi de ilgilendi ve mesajı dikkatle dinledi: Haberci onların yürekten sevildiklerini ve sıkı çalışmaları sayesinde hasatlarını on-kat artırma gücünü kazandıklarını söyledi! Bu onların armağanıydı ve onlar şimdi bunu yapma gücüne sahiptiler. Yeni gücü harekete geçirebilmek için her iki çiftçinin tarlalarında büyüyen eski ekini yok etmeleri gerekiyordu. Onlar bu ekini tümüyle tekrar toprağa gömmeli, ayakta tek bir başak bile bırakmamalıydılar. Ayrıca, onlar kökleri parazitlerden ve mantarlardan temizlemeli, buldukları her pislikten kurtulmalıydılar. Bunu yaptıktan sonra da tarlaya hemen yeni tohum ekmeliydiler. Onları yeni güçlerinden haberdar eden haberci Tanrı’nın mevsimleri değiştirmekte olduğunu, uygun olduğunda daha büyük bir güneş ışığı ve yağmur getireceğini ve onları kuraklıktan koruyacağını… yeni armağanlarını kullanabilmeleri için bildikleri tarımın eski unsurlarını gerçekten yeniden düzenleyeceğini söyledi.
Bu, yılın hasadının yaklaşmakta olduğu bir zamandı. Her iki çiftçi de kesilip piyasada satılmaya hazır, böylece onları yıl boyunca geçindirecek ve gelecek mevsimin tohumlarını satın almalarını sağlayacak uzun başaklara sahiptiler. Her iki çiftçi de eski ekinlerini yok etmekte tereddüt ediyorlardı, bu durumda gelecek mevsimde geçimlerini tehlikeye atacaklardı. Her şey bir yana, onu hasat edip, güçlerini daha sonra kullanmalarının ne zararı olurdu ki? Bu ekin, eski olmasına rağmen, neredeyse hasada hazırdı ve şimdi, yılın bu zamanında yeni tohum ekmenin hiçbir yararı olmazdı. Her çiftçi bu mevsimde tohumların büyümeyeceğini bilirdi.
Birinci çiftçi bu mesajı ailesine aktarıp onlara bu konuda ne düşündüklerini sordu. Onlar habercinin sözleri üzerinde düşündükten sonra, o ve ailesi Tanrı’nın onları zarara uğratmayacağına karar verdiler. Böylece, çiftçi ekinini belirtildiği şekilde yok etti ve yeniden toprağa gömdü. Sonra bütün parazitleri, mantarları bulup dikkatle temizledi ve hemen ardından tarlasına yeni tohumlar ekti.
İkinci çiftçi ise haberciye inanmadı ve ekinini her zamanki gibi hasat etmeye hazırlandı.
Bundan kısa bir süre sonra yağmurlar yağmaya başladı. Bu her iki çiftçiyi de adeta şok etti, çünkü daha önce yılın bu vaktinde asla yağmur yağmamıştı. Yağmur birinci çiftçinin ekininin tohumlarını suladı, ikinci çiftçinin ayaktaki ekinini ise suya boğdu. Sonra rüzgâr esmeye başladı, oysa daha önce bu bölgede hiç rüzgâr esmezdi. Birinci çiftçinin ekini yağmur sayesinde henüz büyümeye başlıyordu, böylece rüzgâr ona bir şey yapamadı. İkinci çiftçinin su basmış ekininden ayakta kalanlar ise rüzgârlar tarafından kolayca sökülüp götürüldüler.
Ve böylece birinci çiftçinin ekini asla hayal edemeyeceği bir sayıya ve boya erişti, ve o tıpkı habercinin önceden bildirdiği gibi, bereketli bir hasat yaratan yeni gücüyle bayram etti. İkinci çiftçi ise eski ekinini yitirdi, ve yeni meçhul mevsimsel değişimler konusunda kuşku ve endişe içinde, yeni mevsimlere uyumlanabileceği ve yeninden tohumlarını ekebileceği bir zamanı bekledi.
Sevgili varlıklar, yeni enerjiye sizi gücünüzden alıkoyacak hangi eski yükü taşıyorsunuz? Korkunuzun merkezine erişin ve onu yarıp ödülü ortaya çıkarın… ve ilerleyin. Artık zamanıdır.
Ve böyledir.
Kryon
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 09/09/2010 : 01:24:43
|
Ablamı uzun zamandır görmemiştim. Çünkü senede bir kez gelir eve. Maharaj'ın kitabını gördü ve okumak istediğini söyledi. Şaşırdım. Zira o hatırladığım kadarıyla farklı inançlara dair kitaplar okumazdı. Kitaplar genelde geri gelmediği için,hele ki Maharaj'ın kitabıysa,vermek istemedim:) Kitabı hakkıyla okuyacağına dair söz verince verdim. Ne de olsa kardeşim.
Geçen zaman içinde kişisel gelişim kurslarına gitmiş,değişmiş..İnsanlar gerçekten isterlerse eğer,değişebilirlermiş..O'nda bunu gördüm.
Bu benim için çok özel birşey zira ablam her ne kadar bakış açısını esnetmiş olsa bile,zarar bile verse etrafına,değişememenin sembolü idi gözümde. Eğer o bunu başarabiliyorsa,ben de başarabilirim diye düşündüm ve kendimi iyi hissettim. Çünkü içimde tarif edemeyeceğim kadar yoğun bir değişim arzusu var. Yeniden o çocukken yaşadığım şeyi yapabilecek noktaya gelebilmek,dileğimin olması için kendimi inandırabilmek çalışmaya yani telkinlere/uzun süreli çalışmalara gereksinim kalmaksızın inanmak istiyorum ve bu nedenle değişebilenleri görmek beni, mutlu ediyor. Sen de yapabilirsin kızım;diyorum kendime.
O deniz örneği yaşadığım birşeydi aslında. Asosta,ekim başlarında,tek başıma olduğum bir gece,soğuk ve çok dalgalı bir denizin kıyısındaydım. Birkaç metreden sonra derinleşir deniz ve sahilde bile kimsenin olmaması korkutucu. Ya birşey olursa..Boğulursam,kim gelir yardımıma.. Ama içim içimi yiyor,denizde olmak istiyorum. Dalgalar o kadar büyük ki..Fakat yine de bu fırsatı kaçırmak istemiyorum. Sonra orada yaz kış kalan biri denize girip bana "bayan siz de yapabilirsiniz"demişti. Onun sözlerini duyunca gülümsemiş ve denize dalmıştım bir an'da. Harika bir duyguydu:) Bir filmde adam diyor ki"çok düşünce var sende,hiç düşünme ve yap".
Diğerleri bizi yapmak istediğimiz şeyleri yapmak için cesaretlendiriyor ama onu yapmak bize düşüyor. Hepimiz birbirimize destek oluyoruz yolda. Sevgi bu olsa gerek.
|
Edited by - pandora76 on 09/09/2010 01:30:51 |
 |
|
Topic  |
|
|
|