| Author |
Topic  |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 21/10/2006 : 22:10:09
|
Prana hem enerji hem de nefes olarak geçiyor. Enerjinin genel bir ismi olsa da prana aslında 4. çakrayla ilintili enerji yani kalp merkezi ile. Ve nefes alıp vermemizi sağlayan akciğerler de aynı bölgede. (1. çakranın enerjisi apana, 2.nin vyana, 3.nün samana, 4.nün prana ve 5.nin udana olduğu söyleniyor.)
Nefes ruhsal çalışmalar için çok önemli görülmüş ve birçok aydınlanma yönteminin temelinde sayılmıştır. Buda kendi aydınlanma yönteminde nefes farkındalığını korumak için nefesini saymış (1'den 10'a sonra başa dönüp tekrar 1'den 10'a), nefsi terbiye etmekle nefesi terbiye etmek bile oldukça yakın denebilir. Çünkü zihinde düşüncelerin oluşmasının sebebi olarak nefes gösterilmiş. Nefes dalgalandıkça zihin de dalgalanır.
Hatta sanırım musevi mistisizmindeki ruah ya da ruh da nefes olarak görülmüş. Hayat nefes olarak görülmüş. "Son nefesi vermek" ise hayatın bitmesi. Yani nefes bedende olduğu sürece canlılık vardır. Nefes gider ve olay biter.
En eski klasiklerden olan "Hatha Yoga Pradipika" adlı eser nefesin bizzat hayat demek olduğu ve nefes içerideyken canlı olduğumuzu nefes dışarı çıktığında iken yaşamın bizden çıktığını söylüyor. Böylece canlılığımızı arttırmak için nefesi içimizde tutmamız gerektiğini ve bunu yapmanın yolunu anlatıyor.
Aslında onlarca yoga kitabı okudum ama birçoğu hareketlerin ve nefes tekniklerinin gereksiz karmaşıklaştırılmış ve artık olayın özünün görünür olmaktan çıktığı yapıtlardı. Genelde bu kitapların temeli ve kaynağı olan eserle karşılaşınca çok daha basit ve temel birşeyden sözediyor olduğunu şaşırarak görebiliyorsunuz.
Bu kitapta çeşit çeşit nefes egzersizlerinden değil, sol ve sağ kanalları (ida ve pingala) ve diğer kanalları temizleyip/arındıran (ve iyi işlemesini sağlayan) esas olarak tek bir nefes egzersizinden bahsediliyor.
Uygulama şu şekilde;
1. Sağ burun deliğinizi kapatarak sol burun deliğinizle nefes alın ve tutabildiğiniz kadar tutun. Daha sonra ise sol tarafı kapatıp sağ taraftan verin. Yani sol ile alıp sağ ile veriyorsunuz.
2. Bu sefer tersini yapıyorsunuz. Sağ ile alıp, tutup, sol ile veriyorsunuz.
3. Bu şekilde bir sağdan bir soldan devam ediyorsunuz.
Tabii nefes aldıktan sonra tuttuğunuz için bir miktar nefessiz kalıyorsunuz ve bunu dengelemek için diğer burun deliğine geçmeden önce, nefesiniz düzelene kadar normal nefes alıp veriyorsunuz.
Şimdi normalde bizim iki burun deliğimiz de açık değildir. Dikkat ederseniz biri açıkken öbürünün biraz veya tam tıkanık olduğunu görürsünüz. Ve bu da aslında ida ve pingalanın ikisinin de aynı anda dengeli çalışmadığını gösteren bir gösterge oluyor. Yani beyin yarıkürelerimiz de aynı şekilde dengeli çalışmıyor. Sol burun deliğiniz açıksa ida aktif, sağ delik açıksa pingala aktif demektir. Ve bunların 2-3 saatte bir yerdeğiştirdiği söyleniyor. Beyinde de aktif yarıküre 2 saatte bir değişirmiş. Ve akupunktur kanallarının ve bunların ilgili organının da aktif olduğu süre aralıkları 2'şer saattir. 24 saat, 6 yin/ida ve 6 yang/pingala kanal.
Bu alıştırmada bir taraftan nefes alıp tutunca tek yönlü bir prana basıncı oluşturmuş oluyoruz. Bu basınç durağan enerjiyi hareketlendiriyor/süpürüyor (çeken değil ama üfleyen bir elektrik süpürgesi gibi) ve kanalı açıyor. Bir taraftan alıp diğer taraftan vermek ise sol ve sağ tarafların enerjilerinin karşılıklı geçişerek dengelenmesine yol açıyor.
Kitapta, bu uygulamanın günde 4 kez, herbirinde 80 kez (sol+sağ) yapılırsa 3 ayda bedendeki enerji yollarını temizleyeceğini yazıyor.
Tabii bu biraz zor olabilir. Ben günde 3-5 kez, herseferinde 3-5 sol+sağ nefes (yani toplam 6-10 tek taraflı nefes) olmak üzere bu uygulamayı denedim ve bu haliyle tavsiye ederim. Benim uygulamamda içimden 6'ya sayana kadar nefes alıyor, 12'ye sayana kadar tutuyor ve 6'ya sayana kadar diğer burun deliğinden veriyordum. Bu sayılar bana dengeli geldi. Çok tutmaya çalışıp nefessiz kalmaktansa daha dengeli.
Lakin size ilginç birşey söyleyeyim, insan nefes tutarken bazan endişe içermeyen öyle bir moda girebiliyor ki, orada sanki çok uzun süre nefes ihtiyacı duymadan durabiliyor. Ancak aklınıza nefessiz kalma korkusu geldiğinde o zaman bu mod ortaya çıkmıyor.
Bu egzersiz kriya yoga nefes egzersizlerinden değil ancak Yogananda'nın "Bir yoginin otobiyografisi" eserini okuyanlar hatırlar, kriya yoga yapanların, sonunda nefes almaya ihtiyaç duymadıkları bir meditasyon seviyesine ulaştıklarından sözedilir. Geçenlerde aldığım bir kitapta 'nirvana'nın kelime anlamının 'nefes yok' anlamına geldiğini görünce epey şaşırdığımı söyleyebilirim.
Nefesin olmaması (veya durulması/sakinleşmesi) neden önemli? Çünkü düşüncelerimizin prakriti (ezeli malzeme) okyanusundaki dalgacıklar olduğu ve içinde yaşadığımız evrenin bu dalgacıklardan kurulu olduğu söyleniyor. Güçlü arzular ve nefes ise bu dalgacıkların yaratıcıları. Ve dalgalar oluştukça, biz dalgalarla bulanan suyun içinden, okyanusun dibini/'gerçek beni' göremiyormuşuz. Kendi yaratılarıyla büyülenip/oyalanıp bunları 'dışsal şeyler' sanarak ömürler geçiriyormuşuz.
Onun için söylenene göre nefes tutarken yeni düşünce doğamazmış. Uygulamayı yaparken dikkat edin bakalım, nefesinizi tutarken bir yandan düşünebiliyor musunuz, yoksa herşey duruyor mu?
|
Edited by - oe_ on 21/10/2006 22:35:13 |
|
|
idea
Zümrüt
   
Turkey
204 Posts |
Posted - 23/10/2006 : 02:05:59
|
Sevgili oe teşekkürler, hatırladım ve doya doya güldüm, çocukken oyunumdu bu benim, 'unutma oyunu 'ydu adı. Birine kızar ya da yaptığım bir şeyden pişmanlık duyarsam unutmak için nefesimi tutardım kalabildiğim sürece öyle kalır, sonrada bırakır ve rahatlardım. Yeniden hatırladım sayende nefessizliğin anlık dinginliğini, sağolasın. |
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 24/10/2006 : 10:30:39
|
Sevgili idea,
Oyununu hatırlamana sevindim. Tabii nefesi tutmanın iki yolu var. Biri nefes aldıktan sonra tutmak diğeri verdikten sonra.
Aslında nefesle ilgili deneyimlenebilecek ve deneyimlediğimiz o kadar çok şey var ki, bu uygulamayla ilgili olsun olmasın diğer arkadaşların deneyimlerini merak ediyorum.
Örneğin bu uygulamanın tam tersi denebilecek bir 'kesintisiz nefes' var. Onda da nefesi bir an bile olsun tutmamaya, kesintiye uğratmamaya çalışıyorsunuz. Nefesi almanın üst noktasında tekrar vermeye geçmeden bir kesinti var, bir dönüşüm. Tam tersi alt noktada da var. İşte bu 'kesintisiz/sürekli nefes'de bu noktalara özel dikkat gösterip kesinti olmamasını, yumuşak/sinüzoidal bir geçiş olmasına çalışıyorsunuz. Bir yandan da enerjilendirmek/arındırmak/açmak istediğiniz enerji merkezlerinde tutuyorsunuz dikkatinizi. Ki bunlar kendilerini size haberdar ediyorlar çeşitli hislerle; ağrı, batma, karıncalanma, tıkanma, sıcak/soğuk vb.
Aslını sorarsanız bu tekniğin de çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Siz nefesi unutmak için tutuyormuşsunuz. Konsantre olmak için de nefes tutarız dikkat ettiyseniz. Acaba bir konuya/noktaya konsantre olmak diğer konular/noktalardan dikkatini çekmek üzere unutmaya çalışmak olabilir mi geçici olarak?
Ve 'kesintisiz nefes' de tam tersi, gerekli enerji akışını 'kontrol etmeden' getirip canlandırmak ve hatırlamak için olabilir mi?
Castaneda'nın kitaplarında özetleme denilen teknikte geçmişteki bir olay tekrar hatırlanırken nefesin düzeninin bozulmaması, sürekliliğinin sağlanması (yani kesintiye uğratılmaması), sakinliğinin korunması gerekiyordu. Yoğun duygusal izler bırakan anlar da, bizim nefesimizi tutmamıza yol açar. Aşırı heyecan, korku vs. Aynı zamanda enerjinin bir noktada bloke olup tıkanmasına da yol açar. Hatta bu bloke durumunu en yoğun hallerde fiziksel olarak da deneyimleriz; "korkudan eli ayağı boşalmak veya donup kalmak" gibi.
İşte bu anıları özetlerken, nefesi sürekli kılarsak orada bloke olmuş enerjiyi tekrar akışkan hale getirip, merkezi tıkanıklıktan kurtarmak mümkün olabiliyor. Anıyı tekrar hatırlamak ise tam da enerjinin tıkandığı yeri bulmak için önemli. Anının hatırlanması, dikkatinizi tam olarak tıkanıklığın üstüne getiriyor otomatik olarak. O sırada hissettiğiniz yoğun duygu zaten tıkanıklığın duygusu. Diğer zamanlarda o anının bağladığı enerjiyi ve tıkanıklığı hissetmek ve bulmak daha zor olabilir.
|
Edited by - oe_ on 24/10/2006 10:40:45 |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 06/07/2010 : 19:21:42
|
| Ego'nun alt üç çakra ile ilişkilendirildiğini birkaç yerde okumuştum..İlk üç çakranın sevgiyle dengelenmesi gereklidir diye düşünülüyor anladığım kadarıyla...Acaba nefes tekniklerini uygularken dikkatimizi o bölgede tutmak faydalı olabilir mi? |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 01:36:39
|
İlk üç çakranın dengelenmesi önemli gözüküyor.
Ancak burada birbirine sanırım zıt iki görüşten bahsetmek mümkün.
Birinci görüş. Dikkatini üstünde odakladığınız çakra arınır/saflaşır. Ve fazla enerji harcamayı bırakır. Böylece kök çakradan çekilen enerji bu ilk 3 alt çakra tarafından alıkonulmaz/harcanmaz ve üst çakralar tarafından çekilmek üzere serbest kalır (Ra'da da buna benzer bir ifade var).
Bu görüşe katılıyorum aslında. Ama şöyle de bir durum var. Sanırım bu alt 3 çakra 'zaten' dikkati kendilerine çekiyor ve fazla 'çalışıyorlar'. Dikkatimizi bir de özellikle onlara yönlendirirsek daha da fazla çalışmış olacaklar. Dengeleme bu mu, öbürü mü? Örneğin ikinci çakra resmen 'isteklerle' paralel bir çakra. Bir şeyi güçlü istediğinizde daha fazla aktive oluyor. Dikkatimi üstünde tuttuğumda da aktive oluyor. O zaman çözüm daha az çalışan üst çakralarda dikkati tutmak mı? Fakat ilk 3 çakra gelen akımı sömürdüğü sürece akımın yukarı çıkması, gene de zor olabilir.
Belki de anahtar, dikkati bu çakraların üzerinde tutarken ne hissettiğimiz/düşündüğümüzdür. Yani dikkatin içeriği saf olmalı ki, üstünde durduğu şeyi saflaştırsın.
|
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 11:01:32
|
| Ben de bu soruyu sorarken dikkati orada tutmakla ilgili böyle bir ikilem hissetmiştim sanıyorum...Belki de sevgiyi geliştirmeye yönelik, sevginin farkındalığını arttırmaya yönelik her türlü çalışma, hatta sevgi / kabul anlamındaki her idrak ve edinilen anlayış o üç çakrayı dengeliyordur...Bir de dengeyi sağlamaya çalışmaktan çok onun hiç bozulmamış olduğunu mu hatırlamak gerekli diye düşünüyorum (sevgiyi arttırabilir miyiz yoksa zaten her yerde ve her durumda var olan sevginin böyle oluşunun "gitgide daha çok farkında" mı olabiliriz?) |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 11:15:29
|
| Genel olarak sevginin farkındalığını arttırmakla ilgili aklımda hep şu prensip var; bir ara oe_ sen bunu çok güzel ifade etmiştin; gelişmek iyi olanı daha iyi haline getirmek çabası...Örneğin ilk üç çakranın dengelenmesi şu demek değil; onlar dengelenemezse bu kötü bir durum olurdu...Onlar belirli bir dengeye sahipler, bu durum güzel bir durum, bu durumu reddetmiyoruz (yargılamıyoruz) ama bunun daha da güzeli var ve onu arıyoruz... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 11:48:22
|
| Bazen birşeyler anlıyoruz...Bazı şeyler keşfediyoruz...O güne kadar hissetmediğimiz bir sevgi hissediyoruz...Gelişmek anlamına gelen her adımdan sonra geriye bakıp ama ben bunu keşfetmeseydim de bu durumu yargılamazdım diyemezsek attığımız bu adımın da hiçbir anlamı kalmaz diye düşünüyorum bu bağlamda...Kendimi böyle hissediyorum... |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 01:43:22
|
quote: Originally posted by burake
Ben de bu soruyu sorarken dikkati orada tutmakla ilgili böyle bir ikilem hissetmiştim sanıyorum...Belki de sevgiyi geliştirmeye yönelik, sevginin farkındalığını arttırmaya yönelik her türlü çalışma, hatta sevgi / kabul anlamındaki her idrak ve edinilen anlayış o üç çakrayı dengeliyordur...Bir de dengeyi sağlamaya çalışmaktan çok onun hiç bozulmamış olduğunu mu hatırlamak gerekli diye düşünüyorum (sevgiyi arttırabilir miyiz yoksa zaten her yerde ve her durumda var olan sevginin böyle oluşunun "gitgide daha çok farkında" mı olabiliriz?)
6. çakra için şöyle bir soru vardı Ra'ya, "bu çakra geliştirilirse daha aşağıdaki çakralar da dengelenir mi" diye. Cevap hayır idi. Sevgi de dördüncü çakra ile ilgili. Sanırım, ilk üç çakra da kendi başlarına ele alınmak durumunda.
'Dengeyi sağlamak' veya 'dengenin hiç bozulmamış olduğunu düşünmek' aslında çok da farklı değil. 'Gerçekte' denge hiç bozulmuyor olsa da, ben sadece kendi yaşadığımı bilirim, onu deneyimlerim. Bu yüzden geliştirme çabam da aslında 'gerçeği geliştirmek' değil, 'oyunu geliştirmek' aslında. Sonsuzsak eğer neyi geliştirebiliriz ki? Sadece, onun sonlu görünümlerinden birini. Yani oyunu.
'Sevgiyi arttırmak' veya 'hep varolan sevginin daha çok farkına varmak' konusu da aynı. Nasıl düşünürsek düşünelim, aynı şeyi söylüyor oluyoruz. Bir tarafta değişmez sarsılmaz sonsuz gerçek, diğer tarafta onun değişen sonlu görünümlerinden biri.
|
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 01:54:23
|
Yargılama konusundaki fikrim ise 'yargılamayacağım diye aşırı kasmamak'.
Çünkü;
1. Her düşünce bir yargıdır. 2. Her sonuç çıkarma bir yargıdır. İyi yargılar dahil. Yargılamazsam birinin iyi olduğunu dahi düşünemem. 3. 'Yargılamaktan aşırı kaçınmak' durumu aslında bir 'yargılamayı yargılamak' durumu. Yani yargılamayı çok kötü bir şey olarak yaftalamış/yargılamış oluyoruz. 4. Yargılamanın kendisi sorun değil, sabit/takılı kalmış yargılara sahip olmak kötü. Kötü olan 'değişememek/sabitlik'. Doğru yargılara sahip olmak niye kötü olsun ki. Yargılar olmasa gelişmek de olmazdı. İyi, kötü, kh, bh, hiçbir seçim olmazdı. Çünkü yargılarımız/sonuç çıkarmalarımız sayesinde şunu veya bunu seçeriz. 5. Ra'da bir yerde şöyle geçiyor; "Biz yargılamak için konuşmayız". Bunu düşünüyorum. Biz yargılara sahip değiliz demiyor. Yargılamak için konuşmak istemiyoruz diyor. Yani herkes kendi içinde kendi yargılarına sahip olabilir, olacaktır da. Ancak bunun başkalarını etkilemesi olasılığına karşı bu fikirleri ortaya koymakta dikkatli olmak gerekebilir. (özellikle 6. derece bir varlıksan, ve karşındaki 3. yoğunluk varlıklara hitap ediyorsan). Yargının söylenmesinin kötü tarafı, insanların 'kendi yargılarını' oluşturmalarını engelleme etkisi olabilir. Bu da özgür iradeye müdahale gibi birşey.
|
Edited by - oe_ on 08/07/2010 01:56:40 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 12:44:31
|
Yargı konusu için ayrı bir başlık açsak, daha çok üzerinde konuşur muyuz acaba?
Şimdiye kadar hep yargılamak kötüdür diye öğrenmiştik. Ama burada okuyunca düşündüm ki, aslında kötü olan şey sağlıksız bir yargıyı başkalarına aşılamak. Bu durumda olumsuzluk yaratacak fikir aktarımları dahi bu kapsamda yer alıyor. Hatta olumlular da. Ve gerçekten de geliştirici etkide bulunan yargılar başkalarına hizmet etmiş oluyor. Sabit ve gelişimin önüne set çeken yargıların ise hiç bir şeye hizmet etmediği, aksine zararlı olduğu sonucu çıkıyor buradan da. Hatta gelişimi tümden engeller nitelikteki kör inançları başkalarına aşılamaya ne demeli?
Bir de yargılayıcılığın kabul kavramının gelişmesine olumsuz etki etmesi konusu geliyor aklıma.
|
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 12:56:59
|
| yargılamak,olumlu ya da olumsuz olsun farketmez,bütünsel bakışı engeller diye düşünüyorum. |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 13:21:46
|
quote: Originally posted by secretdream
yargılamak,olumlu ya da olumsuz olsun farketmez,bütünsel bakışı engeller diye düşünüyorum.
Aslında temelde doğru olan ana bilgi bu bence de. Ama bizim bu kavrayışı hakkıyla elde edebilmemiz için, önce bulunduğumuz yerdeki basamakları teker teker ve her birini hazmederek, duyumsayarak çıkmamız gerek. Zirvede ulaşacağımız ana hedef belli evet. Ya da alacağımız dersin kitabının adı belli. Ama sayfa sayfa okuyup özümsemeden dersi tam olarak kavrayamayız. O yollarda gezmeli, tozu toprağı biraz yutmalıyız önce.
Yani durum şu ki, içinde bulunduğumuz gerçeklikte yargılamadan yaşayamıyoruz. Mesela "yargılamak,olumlu ya da olumsuz olsun farketmez,bütünsel bakışı engeller" denildiği anda ne sonuç çıkıyor? "Yargılamak kötüdür." Bu durumda, bu da bir yargı oldu. Yani bulunduğumuz noktada ancak yargılaya yargılaya daha az yargılayıcı olmayı öğrenebilicez. Gerçekte olduğumuzdan çok çok daha fazlaymışız gibi davranmaya çalışmakla sahiden de ana bilgiyi özümsemiş olamayız. Demek istediğim bu. Yoksa aslında alıntıladığım cümlenin doğruluğuna itirazım yok. :)
|
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 15:26:34
|
yargılamanın iyi veya kötü olması önemli değil...yargılamak zihinsel bir tutumdan öte bir şey değil...yargılama ,başlığı altında yaptığımız her şeyi,yargılama başlığı vermeden de yapabiliriz...şurdaki çiçek sarıdır...dense,bu bir yargı mıdır?değildir..peki bundan ötesi var mıdır?yoktur...zihnin uygun olmayan bir davranma biçimi bu sadece...ve sırf bu uygunsuz davranma biçiminden vazgeçilmesi bile,aydınlanma yolunda önemli adımlar attırıyorsa,yargılamak denen şey,önemli bir köşe taşı olabilir.
çiçeğin sarı olmasının iyi veya kötü bir şey olmaması gibi, bu dünyada da iyi veya kötü bir şey yok...bu ayırımlar zihnin maalesef en başta kendisine karşı oynadığı ayak oyunları... yani yargılamak kötü demiyorum...yargılamak,iyi veya kötü değil,diyorum...
çirkin olmasa güzelin güzel olduğunu bilmeyecektik...ya da yargılama olmasa,güzel ve çirkini ayıramayacaktık... bu noktadan sonra mesele,hangi yolda yürümek istediğimizle ilgili...benim yolumda,güzel ve çirkini ayırmak,iyiyi ve kötüyü bilmek beni ilerletmiyor...ama tam tersine geriletiyor. acıdan kurtulmak için vazgeçmem gereken tek bir şey varsa ki o da mutluluktur...ben mutluluktan vazgeçmeyi tercih ederim...güzelden vazgeçmem gerekiyorsa güzelden de vazgeçerim...vs...çünkü benim yolumda,ayırım yapmak,ruhuma bir şey katmadığı gibi,eksiltiyor da... mesela,bu konu nefes almak ile ilgili...nefes almayı yargılasak ne elde edeceğiz? nefes almak iyidir nefes vermek kötüdür,demenin bir anlamı olmadığı gibi,güzel iyidir çirkin kötüdür demenin de bir anlamı yok bana göre...mesele,zihnin davranma biçiminin hayata uygun olması... başlığı dağıtma pahasına da olsa,cümlemi açayım dedim birazcık...:) |
Edited by - secretdream on 08/07/2010 15:31:25 |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 21:39:03
|
| Buraya birşeyler yazmak istedim ama sanırım konu gerçekten dağılacak...Eğer ilginç olacağını düşünüyorsan yeni bir başlık aç istersen Quaan...Olmazsa da benim için o kadar önemli değil, düşüncelerin ifade edebilebileceği başka fırsatlar hep çıkıyor nasıl olsa... |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 23:47:13
|
Yargı ve yargılamak konusu açılınca genelde yargı daha dar değerlendiriliyor. Çabuk, olgunlaşmadan verilen ve muhatabını kötü yorumlayan ifadeler yargılama kapsamında değerlendiriliyor.
Bana göre her düşüncenin bir tezi vardır, yani yönlüdür. Mantık alanında söylendiği haliyle, her düşünce bir önermedir, bir şey iddia eder yani. Bu tez ise bir yargı/hükümdür.
Bu açıdan "Şu çiçek sarıdır" cümlesi de yargı içerir. Çünkü çiçeğin sarı olduğunu söyler. Bu açıdan "şu insan iyidir" derken "benim algılarıma göre bu insan iyidir" demiş oluyoruz. Sarı da benim algım. İyi dediğimde bana göre iyi demiş oluyorum. Sarı dediğimde de bana göre sarı demiş oluyorum. Ama kimse benim 'sarı'mı veya benim 'iyi'mi bilmiyor.
---
Qaan bu yargılama konusunda ayrı bir konu başlığı olabilecek kadar potansiyel var bence, ama böyle bir konu başlığına kim ev sahipliği yapmak ister bilemem. Çünkü "yargılamamayı boşverin, herşeyi yargılayın" demek de istemiyorum. Ama başlık açılınca sanki bu iddia ediliyormuş gibi olacak.
|
Edited by - oe_ on 08/07/2010 23:48:44 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 09/07/2010 : 11:42:02
|
Hem şu an hem de ilerideki olası paylaşımlar için 'Yargı ve Yargılamak' isimli ayrı bir başlık açtım:
http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=1987
Düzenleme: Söz konusu başlığın adı "Yargı/yargılamak ve Özgür İrade" olarak değiştirildi. (13 Ağustos 2010)
|
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 09/07/2010 : 12:55:22
|
| Bir türlü ikna olamıyorum...Gelişmek böyle birşey değil...Örneğin ben nefes çalışmalarının geliştirici olduğunu düşünüyorsam ve bunları uyguluyorsam bir yandan da bunun tersi durumu (bu çalışmayı yapmama hatta kendini geliştirmeme durumunu)da kendimle olumsuzlamadan bağdaştırabilmeliyim...Bunun aksi bir tutum o yaptığım çalışmayı da anlamsız kılıyor...Bu yüzden "gelişmek iyiyi daha iyi hale getirmektir" dışında bir alternatife ikna olamıyorum...Bütün bunlar nereden çıktı? Kendimi "yargılamazdım" dedim...Yargılamak yerine benimsememek sözcüğünü de kullanabilrdim...Daha gelişmiş bir küme bir alt kümeyi "içerir" onu "reddetmez"...Kendi "dışına attığı, benimseyemediği" her durum onun kapsamını otomatikman azaltır...Gelişmek kümesi görünüşteki zıtlığa rağmen "gelişmemek" kümesini içerir... |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 12/07/2010 : 01:29:53
|
Bana asıl şu anda yargılıyormuşsun gibi geliyor daha çok.
Olumsuzluyorsam ve birşeyleri seçiyorsam, seçiyorumdur. Neden bunu dert edeyim. "Kendimi yargılamamalıyım" diye niye kendimi yargılayayım?
Dikkat edersen bu düşüncelerde sorun çıkaran kısım yargı kısmı değil, 'uzayıp giden' kısım. Yargıladım kendimi, şöyle değil böyle olsaydı veya yapmalıydım dedim, düşündüm, sonuç çıkardım. Ve bitti.
Neden bu düşüncelerle kıvranıp durayım ki. Bir sonuç çıkardım ve bu sonuç doğru ise ne ala. Yanlış ise başka bir deneyim, düşünme ve sonuç çıkarma serisinden sonra değiştiririm gerekirse. Ama her seferinde "hiç sonuç çıkarmayacağım" diye kasamam. O zaman o deneyim bana ne katabilir ki. Deneyimden hiç sonuç çıkarmayacaksam, hiçbirşey de öğrenmeyeceğim, demektir. O zaman gelişme diye birşey de olmaz.
|
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 31/07/2010 : 10:35:49
|
| İnsanın sevgiyi bulamadığı için kendisine kızması herhalde bir anlamsızlığı bir başka anlamsızlıkla çözmeye çalışması olur. |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 31/07/2010 : 19:23:42
|
| Belki de ne sevgisizlik vardır, ne yargı, ne de anlamsızlık... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 17/08/2010 : 19:50:34
|
quote: Originally posted by oe_
Bana asıl şu anda yargılıyormuşsun gibi geliyor daha çok.
Olumsuzluyorsam ve birşeyleri seçiyorsam, seçiyorumdur. Neden bunu dert edeyim. "Kendimi yargılamamalıyım" diye niye kendimi yargılayayım?
Dikkat edersen bu düşüncelerde sorun çıkaran kısım yargı kısmı değil, 'uzayıp giden' kısım. Yargıladım kendimi, şöyle değil böyle olsaydı veya yapmalıydım dedim, düşündüm, sonuç çıkardım. Ve bitti.
Neden bu düşüncelerle kıvranıp durayım ki. Bir sonuç çıkardım ve bu sonuç doğru ise ne ala. Yanlış ise başka bir deneyim, düşünme ve sonuç çıkarma serisinden sonra değiştiririm gerekirse. Ama her seferinde "hiç sonuç çıkarmayacağım" diye kasamam. O zaman o deneyim bana ne katabilir ki. Deneyimden hiç sonuç çıkarmayacaksam, hiçbirşey de öğrenmeyeceğim, demektir. O zaman gelişme diye birşey de olmaz.
Ben buna benzer bir durumu her türlü olumsuz duygulanımda uygulayabileceğimizi düşündüm bugün...Bir olay oluyor, bizde olumsuz bir duygu yaratıyor, tamam oldu işte, şimdi devam etmek lazım diye düşününce insan netleşiyor...Olumsuz olaya takılmamak, o enerjiye tekrar ve takrar güç katmamak, donup kalmamak gerekiyor...Sanıyorum olumlu düşünmek böyle birşey... |
 |
|
| |
Topic  |
|
|
|