Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Ra Bilgileri
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 4

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 18/08/2006 :  11:42:03  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Ra nedir/kimdir?
-----------------

Ra kendi anlattığı dizgeye göre 6. yoğunluk derecesinin sonlarındaki gelişmişlik seviyesinde bir varlık. Hatta bir varlık değil, bir 'varlıklar toğluluğu', kendi deyimiyle 'toplumsal bellek bileşimi'. Aynı amaç ve niyette oldukları için bellek/deneyim bankalarını birleştirmiş bir grup varlık yani.

Daha önce birkaç kez Mısır'a yardım/hizmet amacıyla gelmiş ancak çabaları saptırıldığı için geri çekilmiş.

Kitap Türkçe'de "Ra bilgileri" ismiyle 4 cilt olarak yayınlandı. Orjinali ise önce "Ra Material" (Ra bilgileri) sonra "Law of One" (Birin yasası) ismiyle 4+1 cilt olarak yayınlandı. Son 5. cilt kişisel olduğu gerekçesiyle celselerden çıkarılarak ilk 4 cilte konmayan bilgileri kapsıyor ve Türkçe'de henüz yayınlanmadı.

Edited by - on

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 18/08/2006 :  12:02:57  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bilgilerin ortaya çıkış şekli ve temasın özellikleri
------------------------------------------------------

Öncelikle yazdıklarımın, bilgilerden benim anlayışım ve bakışım doğrultusunda özetlenmesi olduğunu belirtmeliyim.

Benim "Ra bilgileri" ile tanışmam oldukça ilginçtir. Öncelikle bana ismi komik ve basit gelmişti. Ve bu yüzden uzunca bir süre kitapçılarda görsem de pek elime alıp bakmaya gereksinmedim. Daha sonra farklı zamanlarda 4 kez birinci cildi elime alıp şöyle bir göz gezdirdim. Ve sonunda "ya şu birinci cildi alsam ne kaybederim ki" deyip ilk cildi aldım.

Eve gidip okumaya başladığımda da şimdiye kadar karşılaştığım en net/dolaysız, en açık/sade ve en çok bilgi verici eserle karşı karşıya olduğumu birkaç saatte anladım. Ve hemen otobüse atlayıp kitapçıya diğer ciltlerini almaya gittim. Sanki ben gidene kadar da biterse diye bir korkuyla. Ama tam tersi bu ciltler hiçbirzaman bitmedi, ve hakettiği ilgiyi göremedi. Zaten Ra da "çok fazla kişiye hitap eden bir felsefemiz yok" da diyordu içinde. Birkaç defa kitapçıların pek satmayan indirimdeki kitaplar kısmında da gördüm. Belki de bu nedenle 5. cilt de yayınlanmadı Türkçe'de.

---

Celseleri yapanlar ise ilginç. Medyum Carla Rueckert daha önce bir kütüphaneci imiş. Olayı başlatan Don Elkins ise 4 fakülte bitirdikten sonra (ve hatta kaptan pilotluk da yapmış) Ufolara merak salmış bir bilim adamı. Elkins birçok araştırmadan sonra yaşam/anlam ve varoluş gizemini en doğrudan çözecek şeyin, daha önce bizim geçtiğimiz yoldan geçmiş olan, bizden ileri varlıklardan bilgi almak, onlarla iletişim kurmak olduğuna karar veriyor. Ve bir grup gönüllü öğrenciyle telepatik temas girişimlerine başlıyor. Bunlar temas kurma meditasyonları olarak da düşünülebilir.

Uzunca bir süre birşey olmuyor. Grup yavaş yavaş azalıyor. Ve sonra grubun başlangıçta en geride kalmış olanlarından Carla transa girerek (kendi bilincini kaybederek) bir temas kuruyor. (Bunda o sıralarda bir yakınını kaybeden bir arkadaşına yardım etmek üzere ölen yakınıyla temas kurmaya çalışırken gene transa girme deneyimleri geçirmesi de etken oluyor. Bu trans deneyimlerini sevmese de birkaç kez arkadaşı için katlanıyor.)

---

Bu bağlamda ortaya çıkan bilgiler medyumun bilinçli zihni tümüyle devredışı iken (ve kendisi de bedeninde değilken) alınıyor. Böylece gelen bilgiler bizim insan bilincimizin filtresinden geçerek sapmaya uğramıyor. Bu sayede diğer kanal bilgilerinde rastlanmayacak netliğe/kesinliğe/bütünlüğe sahip.

---

Ra temas boyunca kendi kendine bir bilgi sunmayıp sadece sorulara cevap verme şeklinde iletişim kuruyor. Bunu da bizim özgür irademize müdahale etmek istemediği için bu şekilde yaptığını söylüyor. (Henüz öğrenmek istemediğimiz veya öğrenmeye hazır olmadığımız şeyleri bize söylemiyor.) Bazan soru sorulsa bile cevabın gene özgür irademizi etkileyeceği sebebiyle cevap verilmiyor.

Edited by - oe_ on 18/08/2006 12:07:11
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 18/08/2006 :  12:12:12  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Ra'nın amacı, temasların nedeni
----------------------------------

İlk temasta neden 'orada' olduğu ve neden iletişim kurmaya çalıştığı, amacının ne olduğu sorusuna Bir'in Yasası'nı bildirmek üzere orada olduğunu söyleyerek cevap veriyor Ra.

Daha sonradan gelişmek için iki yol olduğunu öğreniyoruz; 'pozitif-Başkalarına hizmet' ve 'negatif-Kendine hizmet' yolları. Ra'da pozitif olduğu için bu bilgileri bize/gelişimimize hizmet etmek amacıyla getirdiğini anlıyoruz. Yani bize hizmet etmek Ra'nın da kendi yolunda ilerlemesine vesile oluyor.


Edited by - oe_ on 20/09/2006 12:43:07
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 18/08/2006 :  12:18:37  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
"Bir'in Yasası"
---------------------

Ra tüm varoluşta sadece tek bir yasa olduğunu söylüyor; bu da "Bir'in Yasası".
Bu yasa basitçe şöyle; "Herşey birdir"

Diğer tüm yasalar, yasa gibi görünenler aslında bu yasadan birer sapma.
Örneğin özgür irade yasası, BİR'in yasasının birinci sapması.
Sevgi ikinci sapması ve ışık da üçüncü sapması.

Neden herşey sapma?
Çünkü asıl yasa tek bir şeye/varlığa/kimliğe izin veriyor.
Yani Bir'in yasasına göre aslında çokluk/sonluluğun kendisi sapma.

Zaten BİR kavramının kökeni sonsuza dayanıyor.
Sonsuz olan sınırsız olduğu için tek ve başka da birşey yok.
Aslında evren/varlık/olay/kavram/duygu/düşünce diye ayrımsadığımız ve farklı farklı şeyler olarak gördüğümüz şeyler aynı/tek/BİR sonsuzluğun sonlu yüzleri sadece.


Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 18/08/2006 :  13:39:37  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Çok güzel başladı böyle de gidecek inşallah.
Ra Bilgilerinin daha birinci kitabı çıktığında görüp aldım. (o zamanlar akaşa ve ruh maddeden çıkan kitapları soğumadan alırdım, okuma hızıma yetişmiyordu onların baskı hızı. Daha new age çılgınlığı Türkiyeyi sarmamıştı). Eve gelip okudum. İnanamadım!
Böyle bi şeyi hiç ama hiç beklemiyordum. Deyim yerindeyse ağzım açık kaldı. Ondan sonrasını tahmin edersiniz, sonraki cilt ne zaman çıkacak diye gün saymaya başladık. Özellikle dördüncü cilt için epey beklememiz gerekti, sebep yayımevinden mi başka yerden mi kaynaklanıyordu şimdi hatırlayamıyorum. Çünkü bu seri yüzünden Yayımevi sahibi ile de akraba olduk nerdeyse
Guruptan bi kişinin ölmesi sonucunda iletişim kesildi, buna üzüldük. Ya da artık herkesle iletişimdeler onu da bilemeyiz. Bir kişiye ulaşmak dünyaya ulaşmak demişlerdi.
Özgür iradeye saygı nedir tam olarak orada anladım. Çok şey borçluyum onlara. Sonraki okumalarda (defalarca okuduk tabi), sorulamayan soruları görüp vahlandık, nasıl olupta o kadar zeki ve birikimli adamlar yeri gelmiş şu soruyu es geçtiler diye üzüldük hatta kızdık bile biraz sorguculara.
Şimdi bunlara gülüyorum tabi.
O an o celselerde olan biz değildik, biz onların tohumlarıyız, bunu sonradan fark ettim. Hani çocuklar ana babalarını beğenmez ya!

Herneyse, tekrar ve peşinen teşekkürler oe.

(Araya girilmesi hoşuna gitmezse, bu mesajı seve seve silebilirim)


O

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 18/08/2006 :  20:27:56  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Ben kitabın farkına vardığımda 3 cilt kitapçılardaydı zaten. Sadece 4. cilti bekledim. Beklerken de ağır ağır okudum. Birşeyi ne kadar çok seversem okuma hızım o kadar yavaşlar. Bitmesin diye :)

4. cilt çıkana kadar ben 4. cilte gelirim diyordum ki, bir tur dönmem gerekti (2. okuyuşumda 4. cilt çıktı diye hatırlıyorum)

Sonra da anlaşılacak o kadar çok şey olduğu ve her okuyuşumda kayda değer yeni bir çok şey yakaladığım için bitirince baştan okuyarak sürekli döngüye almıştım. Ne günlerdi :)

Evet şu soruları niye sormamışlar ki diye az mı tepindik :)

Lütfen yorumlamaya/söyleşmeye devam edelim, 'aralar' bunun için var :)
Aslında asıl ve ara ayrımı da pek yok ya... :)


Edited by - on
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 18/08/2006 :  20:58:14  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Ben de kitapları yıllar önce kitapçılarda görmüştüm. Ancak ne yazık ki, -yenilere meraklı olma alışkanlığımdan olucak- kitabı elime alınca ilk önce basım tarihine baktım. İlk kitapta 1980 li yıllar olarak görünce kitabı hemen rafa geri koydum. Arada bazen yine gözüme ilişse de dikkatimi çekmedi. Daha çok kısa bir süre önce forumda bir arkadaşın kitaptan bahsetmesi ve yazdığı bilgilerin ilgimi çekmesi sonucu kitaba karşı bende bir merak uyandı. (Harf hatası yapmış olmayım ama sanırım "bozadi" idi arkadaşımızın rumuzu.) Dört kitabı da aldım ve daha ilk kitapta, daha önce rastladığım bilgilerden çok farklı ve ayrıntılı bilgilerle karşılaştığımı gördüm.

Zaman ayırdıkça, zevkle ve yavaş yavaş okumaya devam ediyorum şu sıralar. Bu başlığı da ilgiyle takip edicem.

Teşekkürler oe_

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/08/2006 :  12:26:39  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
İlginize ben teşekkür ederim.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/08/2006 :  12:50:37  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Varlıksal gelişim ve yoğunluk dereceleri
------------------------------------------

Ra'nın anlattığına göre madde'nin (sadece bulunduğumuz katın maddesi değil diğer katların da) tüm yapısı ışık imiş. Yani evrendeki tüm malzeme ışıktan, ışığa çeşitli kuantlarda titreşim ve dönme eklenerek yapılmış. (Işıktan bir evren aslında herşeyin illüzyoni yapısını kurgulamak için ilginç bir seçim. 3 boyutlu bir sinema sahnesine düşen ışıklar gibi)

Tüm ışık 7 katlı bir yapıda. 7 ses/renk/titreşim frekansı bir araya gelince bir oktav ediyor. Lakin her kat gene kendi içinde 7 alt kata sahip ve onlar da 7 şer alt alt kata sahip. Bu böyle sonsuza kadar gidiyor.

Sorgucu Don Elkins bu bilgiyi öğrendikten sonra diyor ki, herşey böyle 7 nin kuvveti tarafından sonsuza kadar genişletiliyorsa, o zaman acaba düşündüğümüz herşey bir yerde bir katta olmakta mıdır acaba? Yani bizim hayal dediğimiz herşeyin birşekilde bir katta olmakta olduğunu düşünebilir miyiz, diyor. Ra ise bunu onaylıyor ve hayal konusunun aslında çok geniş bir konu olduğunu vurguluyor.

BİR'den 2. sapma olan sevgi ise bu ışık/malzeme/3. sapma üzerinde etkide bulunma gücüne sahip. Aynı zamanda tayfın merkezinde/kalbinde yeralıyor. 7'lik sistemin tam ortası 4. merkez. Ra 'sevgi' dediğimiz şeyin 'ruhsal çalışmanın kaynağı' olduğunu söylüyor. İlk 3 merkez ise daha çok 1-hayatta kalma, 2-kişisel kimlik/haz, 3-toplumsal kimlik/güç kavramları üzerine.

Bu oktavların herbiri gene onları kapsayan üst oktavların sadece birer notası durumunda. Örneğin biz şu an büyük oktav olarak 3. yoğunluk derecesindeyiz. 3. varlık aşaması. Bizim deyimimizle insan.

Anlatılana göre
1. yoğunluk derecesinde henüz şekillenmemiş özler olarak toprak, su, ateş ve hava/rüzgar var imiş. Bu birinci derecedeki zamanı ölçecek bir yol olmadığını söylüyor Ra. Zaten her birinci derece aynı zamanda bir önceki bitirilmiş oktavın 8. derecesi. Yani sonsuzluğa eşdeğer. Bu büyük oktavlar açısından her bir oktav bir big bang-big crunch (büyük patlama-büyük çöküş) dönemine karşılık geliyor. 7. derece sonsuzluğa geçiş/geçit görevi görüyor. Sonsuzluk ise 8. derece olarak geçiyor ancak bu sekiz aynı zamanda bir sonrakinin bir'i.

2. Yoğunluk derecesinde bizim mineral/cansız madde dediğimiz formlardan başlayarak, bitki ve hayvan olarak olasılıkla yüzbinlerce form deniyoruz/yaşıyoruz. 2. dönem yaklaşık 4.6 milyar yıl sürüyor. Yani her insan bu kadar uzun bir geçmişi beraberinde getiriyor. İnsan olup 3. derece forma geçmek için ise 'benlik bilinci' (ve soyut düşünme yeteneği) kazanmak gerekiyor. Hayvanlarda sürekli bir benlik bilinci bulunmuyor.

3. yoğunluk derecesinin varlığı insan. Tabii bu bizim için böyle. Başka gezegenlerde farklı şekillerde olabilse de temel özelliği artık benlik bilincine sahip olması. (Örneğin bizden çok ileride gördüğümüz Sirius bizimle aynı seviyede (3. seviye) ancak bizden çok daha uyumlu bir yer imiş.) Bu dereceden 4'e geçmek için ise (bu arada varlık formları ve bilinç geriye gitmiyor. Her zaman ileri gidiyor.) yol ikiye ayrılıyor.

Bu noktaya kadar pozitif-başkalarına hizmet ve negatif-kendine hizmet kutuplaşmaları hep içiçe, yanyana. Fakat 4. yoğunluğun gezegenleri ya pozitif veya negatif olmak zorunda.


Edited by - oe_ on 20/09/2006 12:47:01
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/08/2006 :  13:13:28  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
2012 civarı ve Hasat
-------------------------
Bahsedilen 2012 de olması beklenen şey 'hasat' adını alıyor. Yani ruhların hasatı.

3. yoğunluk derecesi yaklaşık 75000 yıl. 25000 yıllık ara dönemlerden (ara hasatlardan) oluşuyor. Fakat bu 75000 bittiğinde artık gezegen 4. yoğunluk derecesinde bir yer olacak. Şu anda 1, 2, ve 3 birarada. Fakat hasat gerçekleştiğinde 1, 2 ve 4 olacak.

Hasat edilecek varlıkların genelinin pozitif ve negatif oluşuna göre o gezegenin 4'te hangi kutupta olduğu belirleniyor. Yaşadığımız gezegen farklı yerlerden gelen çok farklı türlerin/ırkların (burada ırk olarak sadece görünüş kastedilmiyor, yaşamı anlamlandırış şekilleri daha çok) bir bileşimi olması dolayısıyla büyük çekişmelere sahne olmuşsa da gene de pozitif hasat olacakların sayısı negatiflerden fazla olduğu için bu gezegen pozitif bir 4. derece gezegenine dönüşecek.

Benim tahminime göre 2011-2013 civarı olacak hasat için 3 olasılık sözkonusu;
1. Pozitif hasat edilirsiniz. Bunun için varlık yaşamlar boyu süren kutuplaşmasını hasat sırasında duygu/düşünce ve davranış olarak en az %51 başkalarına hizmet noktasına getirmiş olmalı. %51 başkalarına hizmet demek, kendini bütünden önemli görmemek anlamına geliyor. Çünkü kendinize en fazla %49 ayırabilirsiniz, geri kalana/bütüne ise %51 ayırmanız gerekiyor.

2. Negatif hasat edilirsiniz. Bunun içinde varlık kendine hizmet kutuplaşmasını en az %95'e kadar ulaştırmış olması gerekiyor. Yani sadece kendini düşünen, kendine hizmet eden, diğer tüm varlıkları ve herşeyi kendisi için sömürmekten ve harcamaktan çekinmeyen bir varlık sözkonusu bu durumda.

3. İki kutupta da hasat edilemez ve 3. yoğunluk derecesini tekrarlarsınız. Bu ise genelde gezegenin çok büyük bir yüzdesinin durmunu gösteriyor. Çünkü tüm çabalara karşın çok az miktarda hasat edilebilir varlık olduğu söyleniyor. Şöyle bir düşünürsek %95 kendine hizmet en fazla %5 başkalarına hizmete karşılık geliyor. Yani ortalama insan %5 ile %51 arasında ortalarda bir yerde geziniyor (belki 56/2= %28 başkalarına hizmet)

Gezegen 4. derecede pozitif kutupta olacağı için gerek negatif hasat edilenler, gerekse 3. dereceyi tekrar edecek olanlar uygun yoğunluktaki başka gezegenlerde enkarnasyonlarına devam edecekler.

Başka bir deyişle bu yoğunluk derecesinin hedefi/amacı; Koşulsuz sevgi. İnsanın Kendisine diğerlerinden az pay ayrıabilmesi için koşulsuz sevgiyi anlaması gerekiyor.

"Yaşanan an sevgi taşır, bu yoğunluk derecesinin amacı bu sevgiyi farkındalık içerisinde görebilmek ve sapmaları idrak edebilmektir." diyor Ra.

Yoğunluk dereceleri de diğer tüm enerji merkezleri gibi, aynı titreşim düzeyindeki merkezle aynı karakteristiği taşıyor. Şu an 3. derecedeyiz. Bu ise bulunduğumuz dünyanın titreşim frekansının 3. kuant aralığında olması demek. 4. dereceye geçişte tüm maddeyi oluşturan fotonun titreşim frekansı basitçe 4. seviyeye geçmiş olacak. Bu ise herşeyin temeli olduğu için tüm karakteristik yapıyı değiştirecek.

3. seviyenin karakteritiğini dünyaya bakınca çok kolay görmek mümkün; güç. Güç edinme tutkusu, hırs, yönetme/sömürme ilişkileri.

4. derecenin karakteristiği ise; sevgi. İşte biz 4. derecenin karakteristiğini burada iken gerçekleştirdiğimizde aslında 4. dereceye hazır olduğumuzu ispatlamış da oluyoruz.


Edited by - on
Go to Top of Page

mavi bulut
Elmas

Turkey
796 Posts

Posted - 23/08/2006 :  13:04:54  Show Profile  Visit mavi bulut's Homepage  Reply with Quote
Merhaba

Sevgili oe umarım akışınızı bozmam ancak bu eklemeyi yapmadan edemedim.
Soru:İkinci yoğunluk derecesinden,üçüncüye geçiş gerçekleştiğinde,geçen
varlık,hayvan.bitki(ağaç) ya da mineral olsun,nasıl ruh sahibi olur?
RA:Varlıklar ruh sahibi olamazlar.Kendi varlıklarının her parçasında,hücresinde ya da atomunda mevcut olan zeki enerjinin farkına varırlar
Bu farkındalık,kendisine zaten verilmiş olanların farkındalığıdır.
Bütün yoğunluk dereceleri sonsuz olandan kaynaklanırlar.
Kendini-farkındalık,içten kaynaklanır;ancak belli deneyimlerin idiraki,
hücrenin veya atomun ya da bilincin yukarı doğru spiraller çizerek yükselişini saglayan bir katalizör rolü oynar.
O halde,sizin deyiminizle nihai kendini-idrake(ermeye) doğru kaçınılmaz bir çekimin var olduğunu görebilirsiniz.


Bu açıklamadan anladığım; zeki enerjinin madde boyutunda zaman/uzay
deneyimlediklerimizin toplamına ruh adı veriliyor.
Ve deneyimler arttıkça zeki enerji o kadar birikiyor ve kendini fark ediş başlıyor.
Şimdi ise bana göre tabi,biriktirdiğimizi bilinçli katılımla hızlandıra biliriz bu nedenle hasat zamanından bahsediliyor.



Sevgiler saygılar

Edited by - mavi bulut on 23/08/2006 13:07:54
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 24/08/2006 :  09:00:31  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Şimdi bizim genelde ruh dediğimizle Ra'nın ruh dediği şey farklı.

Bizim günlük hayatta 'ruh' dediğimiz şeye Ra 'akıl/beden/ruh bileşimi' diyor.

2. kitap celse 30'un başlarında akıl, beden ve ruh tek tek tanımlanıyor.
"Beden belirli bir uzay/zaman ya da zaman/uzay (bizim öte alem dediğimiz yer) da deneyimlediğiniz yoğunluk derecesinin maddedisir." deniyor.

"Akıl, ruhun içeriye (ve aşağıya sanırım) ve bedenin yukarıya doğru akıttıklarını yansıtan bir bileşimdir. Akılda hisler/duygular ve daha bilinçli karmaşıklıkları içinde entellektüel düşünceler bulunur. Akıl ağacının köklerine biraz daha yaklaşırsak sezgi ile karşılaşırız. (...) Akıl ağacının köküne inersek, bu kez de bilinç aşamalarıyla karşılaşırız; bu tedricen kişiselden ırksal belleğe (4. yoğunluk derecesinde toplumsal bellek bileşimi meydana getirdiğimizde olasılıkla yaklaşık bu derinlikteki bir düzeyden birbirimize bağlanmış olacağız sanırım) ve giderek kozmik akımlara dönüşür ve böylece ruh adını verdiğimiz mekikle direkt temas kurucuyu oluşturur."

Şimdi akıl ağacın gövdesi, ve beden ve ruhun arasında yer alıyor. Beden yukarıya ulaşmak istiyor, ruh aşağıya içeriye boşaltıyor. Ama ağacın köklerine indiğimizde ruhla karşılaştığımıza göre aslında bu ağaç ters duruyor. Çünkü ruh yukarıdan boşaltıyor ve beden yukarıya ulaşmaya çalışıyordu.

"Ruh, çeşitli evrensel, gezegensel ve kişisel içe-akımların (diğer başlıkta bahsettiğim Ra'da bolca geçen içe akım sözcüğü) onun vasıtasıyla bilincin köklerine gönderilebileceği bir kanal gibidir. Bu kanal aynı zamanda bilincin, beden ve aklın dengeli zeki enerjisi yoluyla sonsuz zekanın (veya zeki sonsuzluğun, ki sanırım bu daha doğru bir çeviri) kapısına ulaşmasını da sağlar."

"Akıl, beden ve ruh birbirine çözülemez bağlarla bağlanmışlardır ve biri olmadan diğeri varlığını sürdüremez" de deniyor ayrıca.

İşte ben bunlardan ruh dediği şeyin aslında sonlu ile sonsuz arasındaki bağ olduğunu çıkarıyorum. Sonsuzluktan gelen herşey bize ruh yolu ile (yani sonlu ile sonsuz arasında gidip gelen bir mekik) aklın köklerine geliyor.

Bir yandan bizim sonlu varlıklar olarak deneyimleyip yaşamamız/gelişmemiz için sonsuzluktan bir miktar kısıtlanmış/ayrıksanmış olmamıza ihtiyaç var. Öte yandan sonsuzdan tümüyle kopmamız imkansız. İşte bu sonluluk dünyasını/varlıkları yaratmak için böyle özel bir mekiğe ihtiyaç var diye düşünüyorum.

2. derecedeki varlıkların içinde bulunduğu formlar, ruh denen mekiğin farkına varma potansiyeline sahip olmadığı için ruh aktif değil ve bu yüzden akıl/beden/ruh bileşimi yerine akıl/beden varlığı olarak anılıyorlar.

Benim düşüncelerim bu şekilde...


Edited by - on
Go to Top of Page

bulut
Elmas

565 Posts

Posted - 24/08/2006 :  18:29:31  Show Profile  Visit bulut's Homepage  Reply with Quote
Ra 1,2,3,4 kitaplarını okumuştum.Kitaplar okunsa iyi de,sizin yaptığınız özet yorumlar okuyanlara çok yardımcı oluyor.
Benim anlamakta,sonucunda yararlanmakta zorlandığım 4.ciltti.Neredeyse tamamen tarot kartlarına ve açıklamalarına ayrılmış.Kartlar,resimler,arkanalar.Bunlar birer sembol olarak kabul edilse de gerçek anlamlarını aşırı gizlemek amacı güdülmüş gibi.
Ölçüm doğru mu bilmiyorum ama Ra bileşim bütünlüğü zamanlamada yanılmış gibi.Piramitleri,inisiyasyon bilgileri tam olarak anlaşılıp yorumlanamamış.Şimdi bile zorlanıyoruz.Piramitlerin sadece astronomik anlamlarını,tarotun sadece geleceği bilmek yanını dikkate alıyoruz.Veya bizim izleyebildilerimiz bunlar.
Akıl beden ruh tanımları,bileşim açıklamaları,hele potansiyel kazandırılmış bilinç,zihin,zeka kavramları çoğu mantal gizlerimizi çözüyor.Sonuç olarak biz de başka medeniyetlere yardım görevi alırsak sindirmeye dikkat edeceğiz anlaşılan.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 24/08/2006 :  21:17:17  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Aslında Ra kendi gezegeni olan Venüs'te 3. yoğunluk derecesinde bu kavramların hepsi üzerinde çalışmış. Kendi de söylüyor ya biz bize gelen yardımları çok anlamlı bulmuştuk, ama biz sizden çok daha felsefi bir gezegendik diye. 4. dereceye geçtikten sonra bu bilgilerin bir faydası yok çünkü orada perde olmadığı için zaten bunları herkes biliyor; yani varoluşun/yaratılışın mimarisi tümüyle gözler önünde. Bir şüpheye yer yok.

O yüzden mecburen 3. derecede bunları anlatmaya çalışmak zorunluluğu var. Yani zamanlama olarak başka şansı yok yüksek yoğunluktaki dostlarımızın. Sorun onlardan çok bizde. Bizim gezegen kendi karma/karmaşık yapısı yüzünden ortalamanın epey altında anladığım kadarıyla. Yani epey gelişmemiş bir durumda.

Tarot gerçekten muazzam bir kaynak ve biliyorsunuz Ra'nın seçtiği bir set değil, logos'un 3. yoğunluk derecesindeki temel arketipleri. Yani bizzat logosun seçimi. Evet sonuçta bir bulmaca da denebilir. Ama bu bilgi verici bulmaca logosun bize hazırladığı bir bulmaca.

Ve söylediğiniz gibi gariptir, tüm işe yarar/derin kaynaklar sadece yüzeysel/saptırılmış yönleriyle biliniyor/hatırlanıyor/anılıyor. Bunu şuna benzetiyorum ben; bir yerde düzgün işleyen bir şey varsa, bir şekilde biri onu kısa zamanda bozar saptırır. Ama bunu tekrar düzgün hale getirmek basit de olsa 100 yıl bunu yapan çıkmaz. 100 yıl o şey bozuk durur. Negatife eğim.

Hatırlıyorum yıldız kapısı (star gate) idi galiba bir filmde Ra da kötüleniyordu. Ben de kendi kendime dedim ki ne bekliyordun ki, hiçbir zaman olması gerektiği gibi olmadı ki burada şeyler...

Hatırlarsanız siyahlı adamlar (men in black) filminde de siyahlı adamlar aslında negatif olmalarına rağmen iyi varlıklarmış gibi gösteriliyorlardı. Hep ters yani bu şeyler... Bence tüm kayda değer tarihi miras kısa zamanda negatifler tarafından çarpıtılıp/saptırıldıktan sonra tarihte kalıcı yerlerini alması için negatifler tarafından sürekli müdahale edilmiş gibime geliyor. Eğer hasat olmasa idi büyük olasılıkla birkaç bin yıl sonra bu Ra temasları da faydasız hale getirilecek kadar saptırılırdı herhalde zaman içinde. Zaten tümden bozmak gerekmiyor. En iyi bozma, 'yanlışla doğruyu bir arada sunmaktır' ki, doğru ikna etsin, yanlış çarpıtsın. Yoksa tümden yanlış olan o derece etkili olmaz. Çünkü inandırıcı olmaz.


Edited by - oe_ on 24/08/2006 21:29:28
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 24/08/2006 :  22:17:28  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
En iyi bozma, 'yanlışla doğruyu bir arada sunmaktır' ki, doğru ikna etsin, yanlış çarpıtsın. Yoksa tümden yanlış olan o derece etkili olmaz. Çünkü inandırıcı olmaz.

Mükemmel bir saptama.
Fakat diğer yandan negatif ve pozitif yollar aynı yere götürdüğü için, bu yöntemi uygulamaları kadar da doğru bişey yok

RA, bir sunumun, bilgi akışının negatif mi pozitif mi olduğunun anlaşılması konusunda çok basit bir yol önerir; korku verebilecek her türlü söz ve ima, felaket tellalığı negatifliğin en belirgin işaretidir der. Bunu unutmamak lazım.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 25/08/2006 :  08:15:41  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Negatif ve pozitif yollar aynı yere götürmüyor aslında. Negatif 5. derece varlığı 6'ya geçerken kutup değiştirmek zorunda kalıyor. "Olmayan eninde sonunda olan'ı çağıracaktır".

Yani aynı noktada buluşuyorlar denebilir, ama biri kutup değiştiriyor. Fakat bu yöntemi uygulamalarının doğru olmasıyla aradaki bağı kuramadım.

---

Ra'nın negatif bilgiyi sezme konusundaki sözlerinde haklısın. Ama artık negatifler de akıllandı (zaten 4 ve 5 olarak bizden (3'ten) akıllıydılar da :). Öyle doğrudan bu durumları sezdirecek tarzda akım/bilgi yollamanın çoğu kişi için anlamsız olduğunu farketmişlerdir. Ya kişiye göre ya da genele ise çok örtülü, işe yaramazlık/zaman kaybı/entropiyi arttırma/kafa karıştırma/mevcut iyi kaynaklara olan güveni sarsma (bilgileri benzer tutup sonra çarpıtarak) gibi etkinliklere de gidiyorlardır bence. Yani gelen bilgiye çok bütünlüklü olarak baktığımda bu bana gerçekten kalıcı olarak ne katmış diye bakıyorum. Ne hisler uyandırmış. Çoğu bilginin ne dediği bile anlaşılmıyor, kısa süreli küçük bir dönem için işte şu tip enerji değişikliği olacak diyor; gazete/magazin gibi birşey. Kalıcı hiçbir köklü bilgi yok. Ra bilgileri olmasa hiçbir ayağı yere basmayacak (yani onun anlattığı bütünlüklü sistemi bilmiyor olsak) türde bilgiler... Bir de unutmayın bu bilgileri bize gönderen varlıklar bizden çok daha gelişmiş halde olmalı. O halde bu kadar gelgeç gönüllü bilgilerin işe yarayacağını düşünüyor olmaları bana garip geliyor.

Ben bir kaynağın güvenilirliğini verdikleri bilgilerin bütünlüğünden, bu bütünlüğün başka kaynaklardan ödünç olmayıp kendinden olmasından, ve belki de daha önemlisi bu bütünlüğün içinde bir kısmı alıp üzerinde çalışınca ortaya çıkan etkilerden anlıyorum. Örneğin benim dikkat noktası dediğim şeyin farkına varıp onu kullanmaya başlamam Ra'nın 5. celsesindeki öğretiye dayanıyor; aklın dengelenmesi, bedenin dengelenmesi ve sonra ruhun dengelenmesi. Akıl dengelenince dikkat noktası açığa çıkıyor ve beden üzerinde çalışabilir hale geliyorsun. Yani birbirine yol açan bir sıra var. Üstelik bunlar genel öğretilere de aykırı olduğu halde doğru. Aykırı, çünkü birçok öğretide işe önce en basit olarak görülen (bazan de tersine en fazla yüceltilen) 'beden'le başlanır (yoga asanalar, taocu uygulamalar vb). Akıl daha sonradır veya hiç yoktur. (keza ego konusu, hepsi sezgimde bir yere oturuyorlar) Yani sahte bir bilgi için genele aykırı düşmek bir risktir çoğu zaman, özellikle çarpıtmak istediği nokta o değilse neden o riske girsin, evet "farklı/güzel bir bilgi veriyorum" izlenimi yaratmak için girebilir ama, insanın böyle üzerinde çalışıp da gerçeği çıkarabileceği (ve fayda sağlayabileceği) bir konuda değil, bin yıl gene belirsiz kalacak bir konuda olasılıkla...

Sonra sonsuzluk üzerine olan düşüncelerim de Ra bilgilerinden türedi. Düşünsem daha bir sürü şey bulurum. Yani toplamda bana kalıcı olarak kazandırdığı bir sürü şey var. İşte bu noktada Ra'nın varolup olmaması bile önemsiz kalıyor. Çünkü bu bilgiler var ve doğru şekilde işe yarıyorlar. Bu da bilgilerin kaynağının tasdiki oluyor benim açımdan.

Tabii bir de şu var; "İşte şöyle bir enerji değişikliği olacak, şöyle şöyle hissedebilirsiniz" türünde bilgiler bunu dedikten sonra insan zaten öyle hissetmeye şartlanmış oluyor. Hatta geçmişe yönelik olsa bile "aa gerçekten öyle hissetmiştim sanırım" tarzında hislere sebep oluyor. Yani kişinin kendi inançlarından yararlanarak doğru çıkan bilgiler, kendini gerçekleştiren kehanet tarzı şeyler. Bunlar çok belirsiz ve güya 'olay' olup bittikten sonra da elde kalan birşey yok. Ve geniş bir açıdan bakacak olursak 'enerjisel açıdan ne olacaksa zaten olacak'. Bizim hasata hazırlanmamız/gelişmemiz açısından dışsal bir etki bu, yani bizi hasatta 4. dereceye geçebilecek hale 'dışsal'/çevresel etkiler getirmeyecek ki. Bu açıdan bunları bilmek sadece kısa süreli şartlanma/beklenti ve sonuçta oyalanmalara sebep oluyor gibime geliyor.

Sizde köklerini salıp uygulanmaya konmuş gerçek bilgi bu açıdan hem kalıcıdır, belli bir zaman süresine hitap etmez, zamandan bağımsızdır; hem de bizim inançlarımıza/beklentilerimize o kadar dayanmazlar. Bir yöntem gerçekse o yöntemi uygulamak için inanç gerekmez; nötr bir tutum, olabilecek olasılıklara karşı açık ve duyarlı bir tutum yeterlidir.

Gerçeğin gücü kendisinden gelir, sizin inancınıza ihtiyaç duymaz. Evet inancınızla destekleyerek de birşeyleri kısa süreliğine "gerçek(çik)/kendi gerçeğimiz" haline getirebiliriz ama inancın yakıtı bittiğinde gerçek de sönüyorsa, bu onun logosun kurduğu/desteklediği (logosun 'inandığı') bir gerçek olmadığını gösterir bence. Bu, logosun bulmacası, onun şartlarıyla oynamamız gerek.

Tabii şimdi "Gerçek/sahte diye birşey yoktur, doğru/yanlış yoktur, herşey birdir" şeklinde düşünülebilir ama bu nihai aşama. İçinde bulunduğumuz derece açısından, önümüzde bir bulmaca var. Bizim belirlemediğimiz şeyler var; fizik yasaları vs. Bunlar bizim inancımızla ayakta durmuyor/işlemiyor (bence logos'un (belki de logosun da üstündeki bir logosun ya da ilk logosun) desteği/inancıyla işliyor). Hatırlarsınız Gurdjieff alemler ve onların kurallarından sözediyordu. Sanırım bizimki 48 kanunlu bir alemdi. Güneş'in ki daha az. Yani ana merkezden uzaklaştıkça çözüp/anlamamız gereken kanun/kural sayısı artıyor (ve özgürlük de azalıyor). Bunlar da zaten bulmacanın kendisini oluşturan kanunlar. Eğer tek kanunlu ("Herşey birdir" ki bu herşeyi mümkün kılar) bir aleme kadar ilerlemişseniz, tamam, o zaman istediğiniz gerçekliği inancınızla kurun ve kendi bulmacanızı yaratın. Ama şu an verili gerçekliğin içinde yaşıyorsam hala, o zaman gene göremediğim başka verili kuralların da olması mümkün. Tıpkı fizik kuralları gibi ama duygusal/zihinsel/ruhsal olarak işleyen kurallar.

Evet, giderek 'birlikte yaratanlar' olarak kendi inandığımız gerçekliği yaratabiliriz, ama bu, burada, 3. yoğunluk derecesinin izin verdiği oranda soluk/geçici olacaktır. Bu derecede de bu kadar. Yani esas amacın, 'daha yüksek yoğunluk derecelerine ulaşmak üzere, bu yoğunluk derecesinin amaçlarını/hedeflerini gerçekleştirmek olduğu' noktasına daha fazla öncelik vermek gerekiyor bence.


Edited by - oe_ on 25/08/2006 10:04:47
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 25/08/2006 :  10:55:01  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Negatif ve pozitif yollar aynı yere götürmüyor aslında. Negatif 5. derece varlığı 6'ya geçerken kutup değiştirmek zorunda kalıyor. "Olmayan eninde sonunda olan'ı çağıracaktır".

Yani aynı noktada buluşuyorlar denebilir, ama biri kutup değiştiriyor. Fakat bu yöntemi uygulamalarının doğru olmasıyla aradaki bağı kuramadım.


Bence bunun tersi de aynı anda söz konusu; "olan eninde sonunda varlığını olmayana borçlu olduğunu anlayacaktır"
Yollar, aynı yere götürüyorlar; yani 6.cı boyuta. Sen altıncı boyutu sanki pozitif bir boyutmuş gibi anlıyorsun. Oysa benim anladığım, altıncı boyut kutupsuzluktur. Pozitif ve negatif beşlerin sonunda buluştukları bir yer. Ra'nın söylediklerinden senin söylediğin anlam çıkıyo gibi görünsede bunun sebebi RA toplumsal bellek bileşiminin bütün tekamülünün pozitifte geçmiş olmasından dolayı, altıyı da bunun devamı gibi algılaması, ya da sorgucuların zihinlerinin de bu yönde kavrama noktası olduğunu algılamış olduklarından olabilir. (bu cümle pek anlışılabilir olmadı ama oradaki noktayı gördüğüm netlikte anlatmakta zorlandım)
Herşey bir bütündür. Celseler esnasında Carla'nın negatif 4-5 varlıkları tarafından rahatsız edilmelerinin, daha yüksek yerden anlamını RA neden vurgulamadı bilemiyorum. Gerçekten de dilleri Mısırda öyle yanmış ki, ayranı üfleyerek içiyorlar
Carla'yı rahatsız eden negatif varlıklar, zaten Carla'nın mevcut yapısındaki zayıflıkları/hastalıkları kullanıyorlardı. Bu zayıflıkları bedensel algılama eğilimdeyiz, oysa bedensel rahatsızlıkların iç bedenlerden oraya kadar ilerlemiş olduğunu da biliyoruz şimdi! Yani şunu demek istiyorum, dış etkileri negatif başka varlıklar olarak algılatan oluşumlar zaten Carla'nın ruhsal zafiyetleridir. Evrende kötü bişey olamaz. Bundan kesinlikle eminim.
Herşey, gelen etkiye bütünlüğünüzün verdiği tepkiden ibarettir.
Bütünlük, yani akıl+beden+ruh bütünlüğü, şeylerin yorumlanması, için ana kaynaktır.
Evinizde, komşunuzda, ülkenizde, dünyada ya da başka boyutlarda bir kötülük, çarpıklık ve yanlışlık algılıyorsanız bunun kaynağı yalnızca sizsiniz.
Madem şu anda bu dünyadayız, buranın 48 kanuna tabiyiz diyorsun. Bu aslında doğru olmakla birlikte şu an söyleyeceğim şey gibi eksik bi bilgi. Tüm boyutlar ve onların tabi olduğu kurallar iç içe şu an ve burada hüküm sürmekteler. Kişinin savunduğu gerçek, onun görebildiği/algılayabildiğidir ve o gerçekliğin kurallarına da otomatikman bağlı çalışır. Yani bütün bu işlemler otomatik yürümektedir.
O zaman şunu diyebilirsin belki, ben neden 12 ya da 6 kuralına bağlı yaşayan birini göremiyorum? Gerçi bu soruyu sormayacağını da biliyorum ya, neyse demek ki bunu söylemek ihtiyacını hisseden benim Bulunduğunuz boyuttan yukarısını göremezsiniz! Senin de söylediğin gibi akıl ve muhakeme yöntemleri egonun tam kontrolünde değilse, geleceğinizden (yüksek boyut)gönderilmiş bilgileri farkedecek ve onları işleyecektir. Ve fakat bu sadece bilgidir, cansızdır. O geleceği yaşayan birini gördüğünde, artık o boyuta geçmiş olduğundan emin olabilirsin Çünkü o sana görünür oldu artık. Bir diğer anlamda o geleceğin senin bütünlüğün içinde örüldü! Artık onu yaşamaya hazırsın.
Biraz karmaşık mı oldu bilemiyorum, katkılarınla açıklanacaktır eminim.

Ek olarak şunu da belirtmeliyim, bedenin de kendi bilgeliği vardır, onun sesine kendini teslim edersen de seni gideceğin yere götürür. Neticede her seviyede 'olan'ın yapıldığı ana malzeme aynıdır.
Akıl şunun için var; sen geçtiğin yolları kendine ve başkalarına anlatmak istiyorsan, bunun doğru muhakame ile, ve en az eksikle yansıtılabilmesini sağlıyor akıl. Ama kişinin eğitmenlik gibi bir vizyonu yoksa (bunu kendi kendine edinmemişse) bedenine teslim olur, ve OLUR. Biz onun ne olduğunu ne de olurken geçtiği yolları öğrenemeyiz çünkü direksiyonunda akıl yoktu.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 25/08/2006 :  14:47:38  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Agnia,

Aslında benzer noktalardan sözetmemize rağmen bence birkaç düzey birbirine karışıyor.

Sırayla gidersem, 'olan' ve 'olmayan' evet zıttır ve kengi görünürlükleri zıtlarına bağlıdır. Ama 'olan' olmasaydı, 'olmayan' da olmazdı. Yani zıt şeyler bir düzeyde zıt, öbür düzeyde bütünleyen/dolayısıyla eşdeğer, ve sonra gene başka bir düzeyde ise biri öbürünü kapsayandır, bence. Örneğin sonsuz ve sonlu birbirine zıttır, ve sonsuzluğun deneyimlenebilir/kendini bilebilir/tanıyabilir olması için sonluluğa ihtiyacı vardır. Ama sonsuz sonluyu kapsar aynı zamanda. Her ne kadar, her sonlu da esasen holografik olarak tüm sonsuzluğu içinde barındırsa da. Yani esas sebep ve temel başlangıç sonsuzdur. Tersi olsaydı sonlu 'zaten' hiç varolamazdı. Bu sebeple 'olmayan' varlığını 'olan'a borçludur. Tıpkı sapmaların varlığını, sapmamış/orjinal birşeye borçlu olmaları gibi. Sapma sapmamış olana ihtiyaç gösterir. Yalan için bir gerçek lazımdır, ama gerçek için yalan gerekli değildir. Ancak 'olan' üzerine 'olmayan' inşa edilebilir. Sahte olan mutlaka bir gerçek'i gerektirir, sahte kendi başına varolamaz. Ama tersi doğru değil. Gerçek, sahte olmasa da gene vardır ama 'ayırt edici şekilde bilinebilir' durumda değildir. İkisi farklı düzeyler. Yani resmin olması için kontrastın olması (kağıdın beyaz ve kalemin siyah olması gibi) ayrı birşey, fakat kalem ve kağıt aynı düzeyde değil. Kağıt tüm çizilenleri de kapsıyor ve siyah çizginin altında da, kazırsanız, yine beyaz kağıt var.

---

Altıncı boyut Ra'nın söylediğinden hatırladığım kadarıyla henüz hala kutupsuz değil. Kendine hizmet, başkalarına hizmet kutuplaşması son bulmuş olabilir, ama tümden kutupsuzluk 'deneyim'i tümüyle iptal eden bir durum sanırım. Ra 6. derecede bedenlerin hala kullanıldığını söylüyordu. Ne kadar tümleşik de olsa bir ayrıklık ve deneyim var. Çaba/hizmet var, gelişme var. 7'de ise artık beden bileşimleri kullanılmıyordu ve tüm geri bakışlar bitip, sonsuzluğa geri dönüş yolculuğu başlıyordu (bu da gene sonsuz bir süreç, çünkü sonsuzluktan geçilerek yeni bir yaratılışa/big bang'e/oktava giriliyor). Beden kulanımının sona ermesi belki de, artık 'herşeyin içinde birden olmak' şeklinde de olabilir.

---

6. derece için pozitiftir demiyorum ama bu nokta pozitif yolun düz yolu üstündeyken negatif yolun büyük bir çaba ile kutup değiştirmesi sonucu elde edilen birşey. Ve aslında kutup değiştirmek zorunda kalmasıyla. Çünkü o derece ilerleyip, birliğe o derece yaklaşmış bir varlığın 'ayrılığın entropisini' artık taşıyamaması sonucu kutup değiştirmesi şeklinde oluyor.

Bu arada Ra sadece pozitifliği biliyor değil. Daha da vardır belki ama, hatırlarsan Venüs'te 3. yoğunluk derecesinde iken 2 varlık onlara pozitif 5. dereceden yardım için gelip, sonra da negatif hasat olmuşlardı. Daha sonra da onlara katılmışlardı. Yani Ra tüm bu olası deneyimler/düşünceler yumağını biliyor olmalı. Zaten negatifleri de kötülemiyor. Hatta 3. derecede iken negatif varlıklar hakkında çok cahilce düşüncelerimiz vardı diyor. Olasılıkla bizim de öyledir.

Onların olmadığı zamanlardan da bahsediliyor zaten. Önceki big-bangler. Her varlığın birliği doğrudan hissettiği için negatif yolun hiç doğmadığı/olmadığı zamanlar. Yani onlar yokken de hala bir resim ve kontrast vardı. Ama şimdiki kadar renkli/keskin değildi.

Bu açıdan Ra'nın o düzeyde bir yanlış algılama ya da eşit olan şeyler arasında bir taraf tutma sergilediğini sanmıyorum. Ama tüm varlıkların yüksek benliklerinin (yani 6. derecedeki kendilerinin) onlarla temas kurulursa hep pozitif yolu önerdiklerini de hatırlamalıyız. Onlar kendilerince verimli olduğunu düşündükleri yolu öğütlüyorlardı. Üstelik o yoldan geçmiş halleri bunu diyor. Ve sadece pozitif şekilde değil, negatif olarak geçmiş olanları da... Yani hangi yoldan gelmiş olursa olsun herkesin yüksek benliği pozitif yolu öneriyor.

---

Şimdi 'herşeyin bütün olduğu' noktasına katılıyorum. Buna dayanarak Carla'yı rahatsız eden varlıkların aslında ayrı ayrı varlıklar değil Carla'nın kendisindeki sapmaların akisleri olduğunu da düşünebiliriz.

Böyle 'herşeyin bir olduğu' bir düzey var. Ama böyle düşününce Carla'ya da gerek yok ki. Hepsinin kendi düşüncelerin olduğunu da düşünebilirsin. Biz hepimiz Agnia'nın bedeninde ve düşüncelerinde yer alıyoruzdur. Ve zaten herşey holografik bir tarzda olduğuna göre sonsuzlukta bir tek şey herşeyi içerir; bir tek mekan tüm mekanları, ve bir tek olay tüm zamanları içerebilir.

Fakat işi bu noktaya kadar getirirsek, tüm varlıklar birleştiğinden ne ayrı ayrı varlıklar, ne deneyim kalır. O 4. ve 5. derece varlıklar herşeyin birleştiği bir durumda Carla'ya nasıl zarar verecekler? Kendileri de Carla artık çünkü. Ortada bir sebep yok. Daha doğrusu ortada Carla da yok. O bütünlüğün adı artık Carla değil.

İşte bu yüzden ilk sapma özgür irade (ve sonluluk) sapması. Bu olmasa zaten deneyim de olmazdı. Ra buna 'karışıklık yasası' da der ya, işte herşeye sebep olan bu karışıklık. Ve bu korunan bir karışıklık. Varlıklar var, özgür iradeleri var. Seçtikleri yollar var.

Evet bir çarpıklık/yanlışlık algılıyorsak bunun sorumlusu biziz. Ama hangi düzeyde? Ortada bizden başka hiçbir şeyin kalmadığı düzeyde mi? Öyleyse doğru. Ama ben o düzeye istediğimde geçebiliyor muyum? İstediğim gibi yoğunluk dereceleri arasında at koşturabiliyor muyum? Sanırım hayır. Çünkü her istediğimi yapamadığımı biliyorum.

Yani burada da gene biri öbürünü kapsasa da farklı iki düzey (yoğunluk derecesi) sözkonusu. (Hatırlarsan 7. derecedeki akıl/beden/ruh bütünlüğü için sadece "yaratanla birdir; yaratanla arasında zaman, uzay sapması yoktur", deniyordu.)

---

Evet bulunduğumuz seviyeden yukarısını göremez anlayamayız. Ama yoğunluk dereceleri arasında bence sandığımızdan fazla bir farklılık var. Yani 3. yoğunluk derecesi kendi sınırlamalarını içeriyor. Bunlar çok geniş de olabilir. Ama ne kadar yoğun/güzel şeyler yaşasak da bunlar gene de bir sonraki derecenin belki sadece gölgesi bile olamıyor da olabilir. 2. yoğunluk derecesine 'sıkıştırılan' formları bir düşünsenize. Mineral(cansız madde dediklerimiz), bitki ve hayvan. Düşünün bunlar birbirinden ne kadar farklı oldukları halde hepsi hala aynı yoğunluk derecesi içinde. Bu açıdan bakarsanız insan ve olanaklarının aslında bizim genelde deneyimlediğimizden çok ötede olmasına şaşmamak lazım. Çünkü biz 3. derecedeyiz. Yani en gelişmiş hayvanla en gelişmemiş mineral arasındakinden daha fazla fark var; o gelişmiş hayvanla bizim aramızda. Ama biz genelde hayvanlara oldukça yakın bir gelişim içinde ilerlemişiz dünya denen gezegende.

Fakat gene de bir sonraki yoğunluk derecesi ile şimdiki arasında yapısal olarak çok büyük farklar olmalı. Hatırlarsanız hasat edilebilmek için, ya hasat zamanını bekleyip şartlarını da yerine getirmiş olacaksınız, veya 8.dereceye (sonsuzluğa) ulaşmış olursanız anında da hasat edilebilirsiniz. Ama bu çok zor birşey imiş sanırım (Negatif birkaç isim veriyordu buna ulaşan; Cengiz Han, Rasputin gibi. Pozitifler de vardır tabii). Şimdi siz sonsuz zekaya/zeki sonsuzluğa ulaşacaksınız ve o noktada bile yapabileceğiniz şey sadece, bir sonraki yoğunluk derecesine hasat olabilmek. Yoksa "herşey olmak, son yoğunluğuk derecesine geçmek, herşeyi bitirmek" falan değil. Sadece bir sonraki yoğunluğa geçmek, iki sonraki bile değil. "Bir sonraki yaratılış ya da oktav da" değil.

Hatırlarsanız "burada (3'te) kusursuz bir dengede olan varlık yaşlanır mı?" gibi bir soru vardı. Ra da "yaşlanmaz ama sadece usanır/bıkar bu dereceden, işi biten varlık burayı terkeder, sonrakine geçer", diyordu.

Yani o varlık da "kusursuz dengedeyim, hoop artık oldum, herşeyim ben, yapacak birşey kalmadı, herşey ve herkes benim içimde" demiyordu. Sadece sonraki dereceye geçiyordu.

Yani olay, bizim "herşey birdir"i biliyoruz, 'yolun sonunu' ve 'herşeyi birbirine bağlayan şeyi' gördük/biliyoruz diye, o aşamaya kadar olan bir sıçrayışı gerçekleştirmemiz anlamına gelmiyor (ki bunun sonsuz bir yol olduğunu da unutmamak lazım). Çünkü bizzat 3. yoğunluk derecesi altyapısı bunu mümkün kılmıyor olasılıkla.

---

Şimdi herşey 'büyük resim'den bakınca bir oyun olabilir. Kutuplar gerçek değil, oyun; negatif varlıklar aslında negatif değil, hepimiz ve herbirimiz aynı şey: 'BİR' ve bu bir oyun.

Bu nokta tüm oyun boyunca doğru. Ya da en alttaki doğru. Değişmez ve bozulamaz gerçek. Oyunun oyunluğunu garanti eden gerçek. Orası tamam.

Lakin bu oyunda dereceler/aşamalar/kurallar sözkonusu. Özgür irade diye birşey var. Her ne kadar nihai açıdan (BİR'in açısından) bakıdığında kendisi de bir sapma olsa da; sonuçta var, yaşıyoruz. Ve kaçınamıyoruz/değiştiremiyoruz.

Dolayısıyla kendine hizmet seçiminde bulunan varlıklar da var. Bunlar mutlak olarak 'kötü' mü? Hayır. Peki bize zarar verip yolumuzu uzatabilirler mi? Evet.

Gerçekte 'kötü' göreceli bir kavram. Lakin benim için kötü; 'özgürlüğümün kısıtlanıp, aldatılmam, gitmek istediğim, deneyimlemek istediğim şeylerden uzaklaştırılmam' demek. Ben bunların olmasını istemediğim için benim için kötü. Tersini istiyor olsaydım benim için iyi olacaktı.

---

Hatırlarsanız sorgucu Don Elkins birara şöyle birşeye takmıştı. Diyordu ki, 5. derece negatif varlığı da yaratanın bir parçası, biz ona da hizmet etmek istiyoruz. O halde bu durumda ne yapmalıyız?

Ra da içinde bulundukları 3. derecenin bir seçim aşaması olduğunu, yani burada (herşey sonuçta ve temelde 'bir' bile olsa) pozitif ya da negatif kutbu seçmenin, logosun sunduğu mimarinin içinde değişmez bir özellik olduğunu söylüyordu. Eğer negatif 5'e hizmet etmek isterseniz o sizden pozitifliği bırakmanızı, başkalarına hizmet etmemenizi (bu bilgileri yaymamanızı) isteyecek, veya ölmenizi. Ama siz de bunu 'hizmet etmek' olarak algılamayacaksınız. Böylece her varlığın kendi yolunu seçmesi ve bundan mutluluk duyması gerektiğini; 6. derecede yolların birleştiği düşünülürse işin içindeki büyük oyunu/mizahı görmek gerektiğini söylüyordu.

Evet sahne indiğinde hepimiz BİR olmuş olacağız (zamanın ve oyunun dışında herzaman olduğumuz gibi). Ama şu an oyundayız ve 'oyundanız'. Oyun'dan/illüzyondan yapılı olduğumuz için de sonuçta sahnedeki diğer karakterler de 'bizim kadar var' ve 'bizim gibi var'. Ve onların yaptıkları ve bizim yaptıklarımız; gene bu yoğunluk derecesinde, kendi seçimlerimiz, kendi yollarımız.

Sahne inene kadar oyunumuzu oynamaya ve bulmacamızı çözmeye devam etmeliyiz. Esasında oyundan çok bir bulmaca bu, çünkü elimizde oyunun/senaryonun tümü yok, tüm kuralları bilmiyoruz. O halde ilerlemek ve öğrenmekten başka da yapacak birşeyimiz yok. 'İlerleme denen şeyin gereksizliği' bile ancak ilerleyerek varılabilecek bir şeyse, o halde (buna varsak bile) başka şansımız yok demektir.


Edited by - oe_ on 25/08/2006 15:29:19
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 25/08/2006 :  15:39:08  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Her zamanki gibi mükemmel bir muhakeme ve harika bir aktarım, çok teşekkür ediyorum.

Bu açıdan Ra'nın o düzeyde bir yanlış algılama ya da eşit olan şeyler arasında bir taraf tutma sergilediğini sanmıyorum. Ama tüm varlıkların yüksek benliklerini (yani 6. derecedeki kendilerinin) onlarla temas kurulursa hep pozitif yolu önerdiklerini de hatırlamalıyız. Onlar kendilerince verimli olduğunu düşündükleri yolu öğütlüyorlardı. Üstelik o yoldan geçmiş halleri bunu diyor. Ve sadece pozitif şekilde değil negatif olarak geçmiş olanları da... Yani hangi yoldan gelmiş olursa olsun herkesin yüksek benliği pozitif yolu öneriyor.


Kitaplar yanımda değil ve bir yıldır da tekrar etmemiştim, zaten sen varken kitaba bakmaya da gerek yok, öyle diyorsan öyledir.
Benim içimden gelen; pozitif yolun önerilmesi (önerilir gibi hissedilmesi), daha iyi olduğundan değil, daha kolay olduğundandır. Bu tamamen matamatiksel bişey; %51 e ulaşmak ile %95 e ulaşmak arasında bariz bir kolaylık/zorluk var gibi görünüyor.
Bu sebeple negatif yükselen ve yükselmeye çalışanları (bariz olarak anlaşılıyor)saygıyla ve şefkatle karşılıyorum. Gösterdikleri irade ve amansız çalışmadan dolayı onlara sevgi duyuyorum. Varlıkları (her nasılsa kazayla oluşmuş olan bu ayrılık ortamında), süreci hızlandırma görevi yapıyor. Yoksa pozitif varlıkların zevk ve sefa içinde, sittin sene kıllarını kıpırdatmıyacakları gerçeği pek şaşırtıcı bir saptama sayılmaz.

Yazının bütünü fevkalade açıklayıcı, aklıma gelen sadece şu var; bu açıklamaları yaparken "gezgin" kavramını gözden kaçırdın mı? Ki buna ihtimal vermem, belki o konuyu daha başka algılıyorsun?

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 25/08/2006 :  20:48:27  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bu güzel irdeleme için ben teşekkür ediyorum.

Bence %95 KH (kendine hizmet) ile %51 BH (başkalrına hizmet) aynı zorlukta olabilir. Şöyle ki, %50 orta/ortalama bir sayı gibi duruyor ama öyle değil. Zaten %95 KH ile %51 BH'ın ortalaması onları aynı türe çevirirsek (%95 KH + %49 KH) / 2 = %72 KH.

Zaten şöyle bir etrafımıza bakarsak insanların ortalama %75 civarında kendilerini düşündüğünü görebiliriz.

Lakin şu konuda katılıyorum, başkalarına hizmet eğilimli biri için %95 KH çok uzak, itici ve zor görünür, içi istemez. Belki karşıt kutup için de tersidir. Şu da var, bu yollar zaten büyük oranda bilinçli seçilmiyor. Bir insan belli bir yolda olduğunu, o yolda epey ilerledikten sonra farkına varıyor. Bu işin başlangıcı çok daha bilinçsiz oluyor. İntikam, hırs, acı sonucu hayatlarını belli bir yönde sürdürmek üzere şartlamalar/kalıplaşmalar, belli bir bakış açısının giderek sabitleşmesi vs.

Öte yandan negatif yolun üyelerine karşı yapılacak en iyi şeyin sevgi yollamak olduğuna katılıyorum. Ama bunun onların hoşuna gittiğini sanmıyorum. Bu sadece sevgiyi yollayan için, onların negatif etkilerinden koruyucu oluyor. Onlar için ise kutuplaşma kaybettirici. Bunun yerine korku dolu bir itaati tercih ederlerdi, gönlünden koparsa :)

---

Negatif varlıkların ya da esasında bilinç ile bilinçaltı arasına çekilen unutma perdesi sebebiyle (ki negatif yolun ortaya çıkış sebebi de bu perde) 'insanın kendi yeteneklerini/zenginliklerini hatırlayamaması sonucu yetersizlik/acı duygularıyla kıvranması' durumunun tekamülü epey hızlandırdığı konusuna da katılıyorum. Ee herşey güllük gülistanlıkken kim kılını kıpırdatmaya uğraşır ki. Bu da bu gelişmenin (ve yoğunluk derecesinden yoğunluk derecesine daha hızlı geçişin) logos tarafından ne kadar üstüne düşüldüğünü de gösteriyor sanki. Yani rahatımızı kaçıracak (ve hata yapmamıza izin verecek) kadar çok seviyorlar bizi ;)

---

Gezgin olayını ise şöyle düşünüyorum. Yüksek yoğunluk derecelerinden 3. dereceye yardım/hizmet amacıyla enkarne olan varlıklar tümüyle buranın koşullarına tabii oluyorlar. 1980'lerde 80 milyon kadar gezgin olduğu düşünülürse 6 milyarlık nüfusa oranladığımızda toplam nüfusun %1'inden fazlası gezgin. Yani her yüz kişiden bir kişi gezgin. Şimdi bu sayı birkaç katına da çıkmış olabilir muhtemelen. Açıkçası bu küçük bir yüzde gibi görünüyor ama toplamda örneğin Türkiye nüfusunda kaç kişi, ruhsal konularla ne kadar ilgileniyor diye bakarsanız bu yüzde olasılıkla bundan daha küçük çıkacaktır. Kaç tane böyle forum var, kaç tane ilgilenen/okuyan/yazan var. Türkiyede %1 üzerinden hesaplasak bile 750 000 gezgin olmalı. Neredeyse küçük bir şehir kadar. Yani bana göre, sonuçta, diyelim ki böyle bir forumun çoğu üyesi, büyük olasılıkla bir gezgin.

Gezginlerin az bir kısmı faydalı olabilecek kadar kendini hatırlayabiliyor. Ve bu faydalı olma durumunu yaratabilmesi ve gezegenin titreşimlerine katkı sunabilmesi için gene "biz bu yolları zaten yürümüşüzdür" demeyip tekrar gelişmeye çalışması lazım. Yani öyle elle tutulur bir "önceki bildiği öğretileri" hatırlaması yok. Perde onun için de diğerleri için olduğu kadar işlevsel/zor. Tek avantajı eğer isterse ruhun yukarıdan aydınlatması sayesinde "neyi gerçekten istemediğinin daha açık şekilde farkında olabilme" yeteneği.

Ve bu arada birine/birşeye sevgisizlik gösterirse karmanın ağlarına yakalanıp, temizleyene kadar gezegende kalmak zorunda olması da cabası.

Bence bu durumda, hasata kadar olmayıp da birkaç yaşamlık buraya gezgin olarak gelmiş olsa bile, gene de 'herkesin yaptığı gibi' gelişmeye çalışmasına engel değil. Başkalarına verebilmek için dolması lazım, anlatabilmek için anlaması lazım, yani 'yeniden' ilerlemesi/gelişmesi lazım.

Öte yandan eğer hasata gezgin olarak katılacaksa, bence 'bir hayat boyunca kimseye sevgisizlik göstermemek' hasat edilebilmek kadar zor birşey zaten. Yani gene bir anlamda kendini 'hasat edilebilir hale' getirmesi gerekiyor.

Ki zaten, gerçek 3. derecede olanların hasat edilebilir düzeye gelmesi gibi zor bir hedefin gerçekleşmesini umar ve buna çalışırken; bu yollardan önceden geçmiş bir gezginin 'daha düşük bir performans' göstermesi sanırım pek kabul edilebilir değildir.

Öte yandan bu gezginlerin çoğu 6. dereceden gelmekle birlikte, orada kusursuzlaştırmaya çalıştığı bir denge için gerekli olan bir geri dönüşü de ekstra olarak amaç edinmiş olabilir. Yani salt hasata hizmet etmek için gelmiş değil, 6. derecenin kusursuzluğunda küçük sapmalar olarak algılanabilecek şeyleri törpülüyor da olabilir aynı zamanda. (Böyle bir bilgi vardı Ra'da) Yani işleri 'çantada keklik' değil ve 'diğerleri kadar' ve 'diğerleri gibi' uğraşmaları gerek, belki de daha fazla...


Edited by - oe_ on 25/08/2006 20:52:54
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 25/08/2006 :  21:21:21  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Lakin şu konuda katılıyorum, başkalarına hizmet eğilimli biri için %95 KH çok uzak, itici ve zor görünür, içi istemez. Belki karşıt kutup için de tersidir. Şu da var, bu yollar zaten büyük oranda bilinçli seçilmiyor. Bir insan belli bir yolda olduğunu, o yolda epey ilerledikten sonra farkına varıyor. Bu işin başlangıcı çok daha bilinçsiz oluyor. İntikam, hırs, acı sonucu hayatlarını belli bir yönde sürdürmek üzere şartlamalar/kalıplaşmalar, belli bir bakış açısının giderek sabitleşmesi vs.

Çok doğru. İşte dinler ve genel anlamda ahlak kuralları bu seviye için gerekliler. Yani henüz uyanmamış insanın daha sonra çok pişman olacağı bir kristalizasona girmemesi için uyarıcı ve hatta dayatıcı oluyorlar. Bir yere kadar da (yani yine de özgür iradeyi ihlal etmediği sürece) gayet yerinde bir hizmettir bu.

Öte yandan negatif yolun üyelerine karşı yapılacak en iyi şeyin sevgi yollamak olduğuna katılıyorum. Ama bunun onların hoşuna gittiğini sanmıyorum. Bu sadece sevgiyi yollayan için, onların negatif etkilerinden koruyucu oluyor. Onlar için ise kutuplaşma kaybettirici. Bunun yerine korku dolu bir itaati tercih ederlerdi, gönlünden koparsa :)

Fakat ben onları gerçekten seviyorum ve kesinlikle de korkmuyorum. Onlara olan sevgimi (sırf onlara kutup kaybettirici olabileceği gerçeği ile)esirgeyebilmem mümkün değil. Bu benim elimde değil. Sevmek sonuçlarına bakarak karar verebileceğin bişey değil ki! O bi kendiliğindenlik.
Neden acaba diye düşündüm de şimdi... Sanırım aynı zamanda saygı duyduğum için, doğal refleksim olan sevgi, düşünsel olarak sağlamlaşmış durumda.

Herneyse,
Gezginlik için ruhsal çalışmalarla ilgilenmek bir gösterge olmayabilir. Herkesin nasıl çalıştığını kendi çalışmamızdan yola çıkarak değerlendiremeyiz. Geçenlerde üşenmeyip yazarak alıntıladığım bir pasaj geldi şimdi aklıma, izin verirsen buraya kopyalayacağım.

Frekans tutucular
Doğaları gereği daha içe bakışlıdırlar ve onlara göre dışa doğru hareket asgaridir. Dışa açılmaktan çok eve dönmek isterler. Bir şeylere katılmak ya da dünyayı değiştirmek konusunda güçlü dürtüler hissetmezler. Eğer tutkuları varsa, genellikle kendilerine belli bir ölçüde bağımsızlık kazandıracak şeylerin ötesine geçmez. Bazıları bu dünyaya uymakta zorlanabilir. Bazıları ise kendilerini koruyabilecek bir şey bulacak kadar şanslıdırlar; örneğin kendilerine düzenli gelir sağlayan bir iş ya da kendilerine ait küçük bir iş gibi.

Bazıları ruhsal bir topluma katılmaya ya da manastıra kapanmaya bile karar verebilir. Bazıları toplum dışına itilir ve uç noktalarda yaşarlar. Bazıları bu dünyada yaşamayı fazlasıyla acı verici bulup uyuşturuculara sığınır. Diğerleri ise zaman içinde şifacı ya da ruhsal öğretmen olurlar.

Eski çağlarda onlara muhtemelen münzevi ya da bilge denirdi. Günümüzde görünüşe bakılırsa onlar için bir yer yoktur. Ama yeni dünyada rolleri, yaratıcılar, yapıcılar ve reformcular kadar önemlidir.
Fonksiyonları; yeni bilincin bu gezegende sağlamlaşmasını sağlamaktır. Ben onlara frekans tutucular diyorum. Onlar günlük hayatlarındaki eylemlerle bilinç yaratmak için buradadırlar ve sadece burada var olmaları bile yeterlidir.
Bu şekilde, görünüşte önemsiz olsalar bile aslında çok önemli bir görev sürdürürler. Onların işi, yaptıkları her şeyde anda kalmayı başararak bu dünyaya dinginliği getirmektir. Yaptıkları şeyde bilinç ve dolayısı ile kalite vardır; en küçük işlerinde bile.

Her insan, kollektif insan bilincinin bir parçası olduğundan, yaşamlarının yüzeyinde görünenden çok daha derin bir şekilde dünyayı etkilerler.

Eckhart Tolle


Tabi bütün gezginlerin böyle olması gerekmiyor ama bir bölümü de böyle olabilir.
Çok renkli, çok zengin bir evrenimiz var, sanırım bunun için çok şanslıyız.

Edited by - on
Go to Top of Page

mavi bulut
Elmas

Turkey
796 Posts

Posted - 25/08/2006 :  21:39:53  Show Profile  Visit mavi bulut's Homepage  Reply with Quote
Merhaba

Sevgili agnia,
Eckhart Tolle den yapmış olduğunuz alıntı acaba Var olmanın gücü adlı kitabındanmı?
O kitabı geçen hafta aldım henüz sırasını bekliyor.



Sevgiler saygılar

Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 25/08/2006 :  21:50:11  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Evet Mavişçim (izninle- öyle içimden geldi ki bu hitap), o kitaptan. Ve okuduğun zaman inanamıyacaksın. Bu kitabında özellikle ego ve korkularımız üzerinde duruyor, büyük bir hizmet. Allah ondan da bize ulaştıran tüm aracılardan da razı olsun.

Edited by - on
Go to Top of Page

mavi bulut
Elmas

Turkey
796 Posts

Posted - 25/08/2006 :  21:52:46  Show Profile  Visit mavi bulut's Homepage  Reply with Quote
Merhaba

Oe arkadaşım affet ama söylemem gerek.

Az önce kızım'a sarıldım öptüm bunu sibel'e yapıyorum içimden geldi dedim


Sevgiler saygılar

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 26/08/2006 :  11:17:50  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Rica ederim mavibulut, affedecek birşey yok :)


Edited by - on
Go to Top of Page

mavi bulut
Elmas

Turkey
796 Posts

Posted - 26/08/2006 :  23:38:22  Show Profile  Visit mavi bulut's Homepage  Reply with Quote
Soru:Genel olarak negatif ve pozitif kutuplaşmalar konusunda ve bunların bireylere,gezegenlere vs. nasıl uygulanabilecegi üzerinde biraz daha açıklama yaparmısınız?Sanırım burada karşılıklı bir ilişki var,ama emin değilim.

RA:Sizin yapınızdaki varlıkların enerji alanları ile gezegenlerin
enerji alanları arasındaki karşılıklı bir ilişki olduğu doğrudur;çünkü
bütün maddeler,manyetik alanın dinamik gerilim altında bulundurulması
(manyetik alana hareketi sğlayacak bir gerilim farkı uygulamasıyla)
meydana gelmişlerdir.
Her iki durumda da,alan çizgileri,örülmüş bir saçın iç içe geçmiş spiral çizgilerine benzer.
Böylece,hem insanların hem de gezegenlerin enerji alanlarında,pozitif ve negatif birbirine dolanıp örgü gibi sarmallanarak geometrik ilişkiler ve şekiller meydana getirirler.
Negatif kutup,güney kutbu ya da alt kutuptur.
Üst yada kuzey kutbu ise pozitiftir.Bu spiral enerjilerein çapraz hatlar çizerek birbiri içinden geçmesi ve birbirini kesmesi ise birincil,ikincil ve üçüncül enerji merkezlerini meydana getirir.
Fiziksel,zihinsel ve ruhsal beden bileşimlerindeki birincil enerji merkezlerini ise siz zaten biliyorsunuz.
Merkezlerinizden birkaç tanesinin çevresinde,pozitif ve negatif merkezleşme eğilimli enerjilerin kesişmesinden doğan ikincil bazı merkezler dönmektedir.
Örneğin,sarı ışın enerji merkezinin dirsek,diz kapağı civarındA
süptil(daha hafif)bedenlerde fiziksel bedenden daha kısa bir aralıkla
ayrılmış olarak ve varlığın göbek bölgesi civarında elmas şekli çizerek dönen bu ikincil enerji merkezleri bulunur.
Enerji alanı konusunda kavranması gereken en önemli nokta,alt yada negatif kutbun,evrende bulunan evrensel enerjiyi kendine doğru çektiğidir.Bu noktadan giren evrensel enerji,varlığın içinde,yukarıdan
aşağıya doğru spiral çizerek ilerleyen pozitif enerjiye rastlar ve
reaksiyona girer.
Bir varlığın ışın faaliyeti düzeyinin ölçüsü,güney kutuptan giren dış enerjinin,içsel spiral çizen pozitif eneji ile hangi noktada kesiştiğidir.
Varlığın kutuplaşma derecesi arttıkça,bu kesişme noktası da yukarıya doğru çıkar.
Bu fenomene siz insanlar kundalini adını verdiniz.
Ancak buna, kozmik ile içsel titreşimsel idrakin kesişme alanı demek daha doğru olur.
Bunun temelinde bulunan manyetizmanın metafizik prensiplerini idrak
etmeden, bu alanı yukarıya çıkarmaya çalışmak çok büyük bir dengesizliği davet etmek demektir.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 27/08/2006 :  10:33:56  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Evet, oldukça üst düzey bir kısım bilgiyi aktarmışsınız. Teşekkürler...

Şimdi başka bir yerde de bütün enerjilerin sonsuzluktan başladığı, daha sonra hiyerarşik olarak galaksiler, güneş sistemleri, gezegen ve oradan da, o gezegende yaşayanların enerji alanlarına ulaştığı gibi birşey vardı. Bu açıdan hepimiz büyük oranda aynı kazanın içindeyiz. Örneğin eskiden 3. derece varlığı insanın ömrü 1000 yıl civarında iken şimdi bunun onda biri bile değil. Önceki nesillerin yarattığı tıkanıklıkların (onların arasında biz de vardık belki) ve şimdiki gezegensel enerji ağının durumunun direkt bir sonucu. Biz bu dünyaya doğduk. Belki geçmiş bizim suçumuz değildi ama şimdi çeşme böyle akıyor.

Bu spiral çizip sarmallaşan pozitif ve negatif enerjiler yogada da gösterilir ida/pingala kanalları olarak geçer. Merkezdeki suşumnanın etrafında sarmal çizerler şekillerde. Ayrıca ben DNA nın yapısınında aynı olduğunu hatrılatmak isterim. Üstelik şunu da düşünüyorum, bence DNA öyle olduğu için ışık onun üzerinden akmıyor, tam tersi DNA'nın moleküler kurulumu aslında ışığın aktığı yolu izliyor. Yani o molekülleri oradan kaldırsanız da, tam eskiden oldukları yerde bir ışık izi/kalıbı var. DNA sadece bu kalıbı 'taklit' ediyor.

Ve aslında bu da önemli bir çıkmazı açıklıyor. Şöyle ki, DNA kendini kopyalarken ikiye ayrılıp sonra her bir dalın, kendine ortamdaki serbest moleküllerden kendi eşleniklerini (A-T, G-C) çekmesi ve sonra başlangıçtakinin aynı 2 DNA dizilimi oluşması gerek. Fakat siz birbirine sarmal olarak sarılı iki ipi çözmeye çalıştınız mı hiç? Birini öbürünün etrafında (ikisini birbirinin etrafında) çözülene kadar bitesiye döndürmeniz gerekir. Ve hesaplanana göre bu işlem kısa bir sürede olup bitiyor ve bunun bu sürede olabilmesi için gereken döndürme hızı imkansız bir hız. Ve bu dallar çekirdek içinde dönerken uçların oraya buraya savrulmalarını da hiç hesaba katmıyoruz.

Oysa orada DNA'nın altında zaten ışık izi/kalıbı olduğunu düşünürseniz olay çok daha basit. Çünkü ipi koparmama zorunluluğunuz yok, dağılıp karışıp bozulmaması için. İki dal ayrılırken ışık izleri de ayrılıyor ve esasen moleküller bu izleri takip ediyor sadece. Ve takip ederken de bir an için moleküler bağlarını bırakıp sadece ışık izine tutunuyor olabilirler. Sonra tekrar yapıyı kuruyorlardır.

Aktardığınız bu kısım üzerine daha çok konuşulacak şeyler çıkabilir ama, parça parça ele almak sanırım daha kolay olacak.


Edited by - on
Go to Top of Page

mavi bulut
Elmas

Turkey
796 Posts

Posted - 27/08/2006 :  14:33:16  Show Profile  Visit mavi bulut's Homepage  Reply with Quote
Merhaba,

Enerji merkezi ile ilgili yazıyı aktarmamın nedeni;kutuplaşmanın ilk iki
yani, kırmızı enerji ile turuncu enerjinin kullanılması halinde uyumlanmaz ise kendine hizmette kutuplaşmasını, açmak amaçlı idi.
Yani çakra dediğimiz,bölgelerde titreşen enerji.
Kırmızı(kök yada kundalini)
Turuncu(cinsel bölge)
Sarı (göbek bölgesi)
Yeşil (kalp bölgesi)
Mavi (bogaz bölgesi)
Çivit (üçüncü göz yada alın bölgesi)
Menekşe(evrensel enerjiye açan tepe bölgesi)

Her zamanki gibi sizde degerli bilgileri paylaşıyorsunuz
Teşekkürler


Sevgiler saygılar


Edited by - mavi bulut on 27/08/2006 14:40:58
Go to Top of Page

mavi bulut
Elmas

Turkey
796 Posts

Posted - 27/08/2006 :  14:46:59  Show Profile  Visit mavi bulut's Homepage  Reply with Quote
Merhaba

Sevgili oe arkadaşım,
Ne geçmişte ne gelecekte suç olmadı, olduğunu hiç düşünmedim.
Yaşam denen oyun yaratanın kendini deneyimlemesi.
Saklambaç gibi geliyor bana saklayan kendisi, saklanan kendisi
sobeleyen kendisi(yaratan).



Sevgiler saygılar

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 29/08/2006 :  04:46:27  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Şöyle birşey var, kutuplaşmak/ilerlemek için;


- Negatif yol turuncu/sarı enerjilerin yoğun bir bileşimini kullanır
lakin renkler temiz değil bulanıktır (olasılıkla kırmızı, turuncu ve sarıyı saf değil karıştırarak kullandığı için renkler bulanık).
yeşil ve mavi ışın merkezlerini atlayarak (yeşil sevgi/şefkat/merhamete, mavi açık/dürüst iletişime karşılık geldiği için bunları atlıyor)
doğrudan çivit rengi merkeze ulaşmaya çalışır. (Bu açıdan aslında haklısın Agnia. Çünkü bu sıçrayışı yapmak bence de gereksiz/zor. Halbuki çivitten önceki yeşil ve mavi basamakları kullansa bu iş daha kolay olurdu.)



- Pozitif yol ise tüm renk yelpazesini içerir fakat bulanık/karışmış değil net/saf gökkuşağı renkleri şeklinde.
Ancak turuncu/sarı ikilisi (bireysel benlik/toplumsal güç) yerine yeşil/mavi (sevgi/ışık) ikilisini kullanarak tekamül eder.
Turuncu ve sarıyı tıkanıklıktan kurtarınca, kırmızı/kök/temel ışını doğrudan yeşil ışına dönüştürüyor ve bunu yaptıkça (yani temel enerjisini sevgi enerjisine çevirip yaşamına geçirdikçe) daha üst merkezler kristalleşmeye/gelişmeye ve potansiyel toplamaya başlıyor. Bu yüzden yeşil ışın ruhsal çalışmanın kaynağı olarak geçiyor.


Edited by - oe_ on 29/08/2006 04:49:15
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 31/08/2006 :  22:25:44  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe, anlatacakların henüz bitmedi değil mi? Ara mı verdin, yoksa katılım mı bekliyorsun

Edited by - on
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 31/08/2006 :  23:22:37  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Yukarıda altıncı yoğunlukta kutuplaşmanın kalmadığı ve negatifle pozitifin bir olduğu şeklinde bir ifade vardı sevgili agnia'nın açıklamasında. Ancak bir taraftan kitaptan hatırladığım kadarıyla, negatifin saldırısı sonucu, pozitifin savaşmayı seçtiğinden bahsediyordu Ra toplumsal bellek bileşimi. Güçleri eşit olduğu için savaşmak zorunda kaldıklarından söz ediyordu. Orada bahsettiği pozitif kutup da kendisiydi. Acaba bu savaş Ra altıncı yoğunluk seviyesine çıkmadan önce, yani beşinci yoğunluk seviyesinde mi olmuştu?

Altıncı yoğunluk seviyesinde kutuplaşmanın kalmıyor olması ile birlikte bu soruya kafamda yanıt bulamadım bir türlü. Kitabı da okurken Ra'yı hep pozitif kutuptaymışçasına algılıyorum bir taraftan. Hazır topicde bir duraklama ya da nefes alma hali varken sorayım istedim.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 01/09/2006 :  09:05:40  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by agnia

Sevgili oe, anlatacakların henüz bitmedi değil mi? Ara mı verdin, yoksa katılım mı bekliyorsun



Bitmedi ama bitemez de, zaten değil mi? O kadar çok konu var ki.
Sadece neyi, nasıl, hangi sırayla anlatmak lazım, karar vermek zor oluyor. Yavaş gidiyorum yani. Katılımla doğaçlama da ilerleyebilir tabii.


Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 01/09/2006 :  09:12:25  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Qaan


Yukarıda altıncı yoğunlukta kutuplaşmanın kalmadığı ve negatifle pozitifin bir olduğu şeklinde bir ifade vardı sevgili agnia'nın açıklamasında. Ancak bir taraftan kitaptan hatırladığım kadarıyla, negatifin saldırısı sonucu, pozitifin savaşmayı seçtiğinden bahsediyordu Ra toplumsal bellek bileşimi. Güçleri eşit olduğu için savaşmak zorunda kaldıklarından söz ediyordu. Orada bahsettiği pozitif kutup da kendisiydi. Acaba bu savaş Ra altıncı yoğunluk seviyesine çıkmadan önce, yani beşinci yoğunluk seviyesinde mi olmuştu?

Altıncı yoğunluk seviyesinde kutuplaşmanın kalmıyor olması ile birlikte bu soruya kafamda yanıt bulamadım bir türlü. Kitabı da okurken Ra'yı hep pozitif kutuptaymışçasına algılıyorum bir taraftan. Hazır topicde bir duraklama ya da nefes alma hali varken sorayım istedim.




Bu savaş sürekli sürüyor. Hatırladığım kadarıyla sadece 4. derecedekiler arasında. Neden diye sorulunca Ra "Savaşmaktan kaçınmanın bilgeliğine erişmemiş ve savaşı gerekli/zorunlu gören sizden sonraki tek yoğunluk 4'tür de ondan" diyor. Yani bir 5. derece varlığı ile savaşmak pek mümkün değil.

Ra'yı (ve 6. derecedekileri) pozitif görmek bence bir dereceye kadar doğru. Çünkü bahsedilen daha önceki bigbanglerde negatif kutup yokmuş. Sadece pozitif kutup varmış ama zıttı olmadığı için pozitif diye isimlendirilmemiş. Şu an ki pozitif kutup o zaman ki tek kutupla aynı sayılır. Negatif kutup, bu düz yoldan bir sapma ve sonra da 6. derecede tekrar birleşme içeriyor, diye düşünülebilir.

Bu aRAda sonRAdan aklıma geldi, negatif yol 4 ve 5. enerji merkezleri konusunda da düz yoldan ayrılıyorlar ve 6. merkeze doğrudan atlamaya çalışıyorlardı. Bir benzerlik.


Edited by - oe_ on 01/09/2006 10:04:10
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 01/09/2006 :  12:11:49  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Aynen katılıyorum.
Bir de şu var tabi; Boyutlardan bahsedince onun sanki kara sınırından deniz sınırına geçiş gibi kesin bir çizgi olmadığını da dikkate almak lazım. Her boyutun altında da yine yedili katmanlar, onların herbirinin altında da yedili katmanlar var.
Dolayısı ile altıncı boyutun ilk katmanı ile beşin son katmanları muhtemeln iç içeler ve dolayısı ile o seviyedeki altılar henüz kendilerini pozitif ya da negatif gibi tanımlıyo olabilirler. Yani kutupsallık tam olarak unutulmamıştır. Eski bi ilk okul hatırası gibi belli belirsiz izi vardır

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 01/09/2006 :  12:38:29  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Evet her yoğunluğun alt ve alt alt ... yoğunlukları var ama, yoğunluktan yoğunluğa geçiş keskin bir (kuantum) sıçrama ile ayrılıyor. Karışma olduğunu sanmıyorum (5'in son ve 6'nın başının iç içeliği gibi bir karışma olduğunu sanmıyorum)

Aslında şöyle de düşünebiliriz. Her yoğunluktan yoğunluğa (veya alt yoğunluktan alt yoğunluğa) geçiş aslında bir sonsuzluk sıçramasıdır. Neden? Çünkü biz örneğin 3'ten 4'e geçmek için 3.7'den 4.1'e geçmek zorundayız. Yani 3'ün alt yoğunluğunda ama gene de 7. derece bir hareket. 7. derece ise sonsuzluktan geçiş/sonsuzluğa geçit demek.

Bu nedenle iki yoğunluk arasında deniz kara ayrımından bile çok daha keskin bir sınır/ayrılık/sıçrama olduğu düşünülebilir. Ancak bizim logosumuz yoğunluklar arası iletişimi/akışı/bağlantıyı sağlayan bir seçime sahip olduğu için bunlar birbirine temas edebiliyor.

---

Anılar derken artık geçmişi ve geçmiş hayatları unutma gibi birşey sözkonusu olmadığı için olasılıkla geçmiş sürekli ayan beyan. Bizim dün neyi yediğimizi unuttuğumuz kadar bile unutmuyorlardır, bir de akaşik kayıtları okuma yeteneği eklenince.


Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 01/09/2006 :  14:53:46  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
İvmenin çok güçlü olması gereğine katılıyorum; ancak boyut denen şey kapsayıcılık olduğundan altıncı boyuta henüz geçmiş biri için onun kapsadığı ilk ve en yakın pozisyon beşinci boyutun sonlarıdır demek istemiştim.
Ayrıca üçüncü boyut kutupsallığın en yoğun olduğu alan olduğu için ve henüz yürünecek yol seçilmemiş olduğundan; üstündeki boyutlarla ayrımı çok belirgindir. Oysa dörtten hatta beşten sonra ben böyle kesin ayrımların olduğuna katılmıyorum.

Anılar derken artık geçmişi ve geçmiş hayatları unutma gibi birşey sözkonusu olmadığı için olasılıkla geçmiş sürekli ayan beyan. Bizim dün neyi yediğimizi unuttuğumuz kadar bile unutmuyorlardır, bir de akaşik kayıtları okuma yeteneği eklenince.

Burada anlatmaya çalıştığım hikayeleri unutmak anlamında değildi; özellikle altıncı boyuttan bakıldığında şeyler arasında ayrım yapabilmek giderek zorlaşır, her şey hatırlanmakla birlikte öncelik sırası almaz. Yani altıncı boyuttan bakan biri için kişinin negatif mi pozitif mi anlamda tekamül için çabalamakta oluşunun birbirine önceliği kalmamıştır. Bu sebeple de bizim sorduğumuz sorunun cevabı çok eski bi koku gibi hissedilebilir ancak, bu da sadece altının ilk basamakları için tabi. Baskın algı; olması gerekenin mükemmelen olduğudur (muhtemelen)

Edited by - on
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 03/09/2006 :  02:31:21  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Ben şu an ikinci kitabın sonlarındayım ve belki üç ya da dördüncü kitapta vardır buna ilişkin bilgiler. Acaba kişinin herkese hizmet mi ya da kendine hizmet kutbunda mı olduğunu nasıl ayırt edebiliyoruz? Bunu açıkça görebilmemiz için belli bir kriter mi var ya da belki de henüz bir kutba yönelmemiş olanlar için bu durum saptanamaz diye mi açıklama getirilebilir?

Bu konuda biraz ayrıntı bilgiye ihtiyacım var.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 03/09/2006 :  22:22:23  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Hatırladığım kadarıyla bu konuda çok da belirleyici kriterler yok. Aklımda birkaç şey var;

- Çoğu kimse için pozitif ya da negatif yolda olduğunu söylemek zor. Genel bir bencillik ve kendini kollama seviyesi göze çarpabilir ama bu negatif yolda olmaktan epey uzaktır. Çünkü negatif yolda olan biri bununla ciddi ve yoğun olarak uğraşır. Lakin kişinin çoğunlukla bu kavramların farkında bile olmadan, belli bir yolda epey bir süre yürüdükten sonra aslında içsel eğilimlerinin yüzeye çıkıp belirginleştiğini de unutmamak gerek.

- Zaten bu gezegende genel olarak herkesin bir miktar kendine hizmete yönelimli denebilecek kadar 'diğerlerini hiçe sayan/düşünmeyen' bir yapıda olmasına rağmen gene de pozitiften çok daha az negatif hasat olacağını gözönünde bulundurursak, negatif yolda olmanın bilinçsiz bir bencillikten öte birşey olduğu ve çok daha az rastlandığı düşünülebilir.

- Negatif ya da pozitif olanı meyvelerinden (eylemlerinini sonuçlarından, sebep olduklarından, bizde uyandırdıklarından) tanıyacaksınız, diye bir söz vardır. Buna benzer bir ifade Ra'da da var diye hatırlıyorum.

- Negatif olanların genelde yanaklarından kan damladığı gibi bir ifade de hatırlıyorum. Besili/kanlı canlı/yağlı/kendine düşkün/sağlıklı/zengin veya artık ne anlama geliyorsa.

- Ra'nın bir beyanı da şöyle idi sanırım "Başkalarına hizmet etmek aslında kendine hizmet etmektir, fakat tersi doğru değildir. Yani kendine hizmet etmek başkalarına hizmet etmek değildir." Burada kişi başkalarına hizmet ederek aslında kendi ruhsal gelişimini kolaylaştırdığı/hızlandırdığı için (çünkü başkalarına verdiği katlanarak kendisine geri dönecektir, karma gereği ve diğer yüksek ruhsal yardımlardan dolayı) başkalarına hizmet etmenin aslında kendi iyiliği için anlamlı olduğunu söylüyor. Ama kendine hizmete odaklanan biri bu ruhsal getiriyi elde etmeyecektir, herşeyi kendisi 'zor yoldan' elde etmek zorundadır. Örneğin negatif yoldaki biri öfkeyi 'kullanır' ama bunu salt negatif kutuplaşmak için kullandığının farkındalığını kaybederse kanser olabilir. Pozitif yoldaki ise öfleyi görür/tanır/kabul eder/anlar ve çözer/ayrıştırır.

- Pozitif yolda olan 'deneyim'de (tarot kartları, 4. kitap) korunur. Negatif yolun böyle bir koruması yoktur. Negatif yoldaki biri 'dönüşüm' süreçlerinin keskinliğiyle korunur.


Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 03/09/2006 :  22:34:04  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Mükemmel bir açıklama, tebrik etmek için bekleyemiyeceğim, kendi adıma çok teşekkür ediyorum.

Edited by - on
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 04/09/2006 :  01:24:07  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
Teşekkür ederim bu bilgiler için.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 04/09/2006 :  12:01:32  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Rica ederim arkadaşlar

Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 08/09/2006 :  23:55:47  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Son zamanlarda durup durup aklımda şu sözü çınlıyor RA'nın:
"Saymayı bırakın. Bir kişiye ulaşmak dünyaya ulaşmaktır."

Edited by - on
Go to Top of Page

nimpi
Kehribar

Turkey
93 Posts

Posted - 09/09/2006 :  05:10:46  Show Profile  Visit nimpi's Homepage  Reply with Quote
Ra Bilgileri ve bunun gibi kitaplarda bu hizmet konusu gerçekten çok sık duyduğumuz birşey fakat ne şekilde hizmet etmek bunu pek anlayamadım. Birisine iyilik etme anlamında mı? Birisinin her isteyini yerine getirecek bir melek gibi mi? Ya da bildiğimizi sandığımız bazı şeyleri diğer insanlara dağıtmak mı? Kaş yaparken göz çıkarıldığıda çok olmuşdur. Negatif insanlarda bir sürü olumsuzluk üretiyorlar. Onlara göre yaptıkları iyi hizmetler. Buradan hizmetin iyisi kötüsü olmaza çıkmaz mı?
Akıl/Beden/Ruh dengesini koruyarak kendimizi daha yüksek titreşen varlıklara döndürmeyi de bir hizmet sayabilir miyiz? Zaten o yola gitmiyormuyuz,Yoksa kendine hizmet etmiş mi sayılır. Kendimize hizmet etsek ne olur sonuçta , gene hizmet etmiş oluyoruz. Var olmak iyi yada kötü farketmez hizmettir diyebilir miyiz.
Yukardaki yazıları okuyunca:
Hep aynı filmi , sonsuza kadar seyretmeye mahkum edilmişim duygusu geldi üstüme. Mitolojide sisipos vardı birde, kayayı dağa taşımaya ve oradan yuvarlamaya ... sonsuza dek mecburdu.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 09/09/2006 :  12:49:05  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Aslında başkalarına hertürlü hizmet olabilir.
Bunlar doğrudan iyilik yapmak, dolaylı veya gizli iyilik yapmak, iyi niyet içinde bulunmak
veya daha önceden tıkalı kalmış duygusal/düşünsel alanlarda yeni yollar açmak
veya sadece kendi içinde dengeli bir yaşam yaşayıp salt varolarak bulunduğu bölgenin enerjisine/bilincine katkı koymak da olabilir.

Tabii burada anahtar bir kavram var; niyet.
Bazan eylemlerimizin sonuçları niyet ettiğimiz şekilde olmaz.
Ama niyetimiz bencil değilse, diğerkamsa bu sadece bir eylemin ustalaşması/olgunlaşması meselesidir.

Ama niyetiniz temelde başkalarını düşünmez tarzda ise, sonuçta iyi birşey çıksa bile başkalarına hizmet ettiğini söylemek zor.

İyi/kötü kavramına kişi sadece kendi bulunduğu noktadan bakabildiği için olay karışıyor. Herkes kendince iyi olanı yapıyor, ama kimin için iyi olanı yapıyor? Bu açıdan kendine ve başklarına hizmet kavramı olayı biraz daha açık hale getiriyor.

Herkesin kendince sonsuz tek varlığa hizmet ettiği de söylenebilir.
Ama bu seçim zamanında hasat için kutuplardan birinin işleyişine katılmamız gerekiyor. Çünkü kutuplar yoksa iki kutup arasında potansiyel farkı yok, dolayısıyla akış yok, enerji yok, iş yok.

Kendine hizmet ile başkalarına hizmetin bakış açısı arasında şöylesi bir fark da var; "Bir varlığın hangi kutbiyette olduğunu (kendine veya başkalarına hizmet) kendisinin veya başkalarının kaynaklarına takındığı tutumdan anlayabilirsiniz" gibi bir beyanı vardı Ra'nın. Her türlü yararlanılabilir kaynağı kendisinden ayrı tutmayıp, tüketmeden/zarar vermeden değerlendirmekle; sadece bir araç olarak görüp tüketmeyi veya zarar vermeyi önemsememek gibi, bir fark olarak düşünülebilir.

Evet film benziyor, evrenin holografik yapısından dolayı. Ama her tekrarda benzerlik kadar farklılık da var bence. Bu bir çember değil, helezon veya spiral, giderek genişleyen/yükselen.

Aslında en ideali bu. Eğer bitebilir bir amaç olsaydı sonrası ne olacaktı? Eğer hiç ulaşılamaz amaçlar olsaydı, gene sıkıcı olurdu. Bu yüzden kuantum basamaklar var (yoğunluk dereceleri). Böylece hem bir sonraki ulaşılabilir hedefimiz/basamağımız hem de bitmeyen bir yol var. İkisi kaynaştırılmış.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 09/09/2006 :  13:05:47  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by agnia

Son zamanlarda durup durup aklımda şu sözü çınlıyor RA'nın:
"Saymayı bırakın. Bir kişiye ulaşmak dünyaya ulaşmaktır."




Burada şöyle birşey de vardı. Örneğin Ra da kendi yoğunluk derecesindeki gelişim için bu bilgileri bize verme hizmetini yapmaya karar vermiş.

Lakin bir/birkaç kişi değil de çok sayıda kişiye ulaşmasını önemsememesinden değil bu durum. (ki zaten çok az olan hasat miktarını arttırmaya çalıştıklarını açıkça söylüyor)

Şöyle ki, Ra eğer ki anlatısını bir tek kişiye ulaştırabilir ve fayda sağlayabilirse, kendini yapması gereken bütün hizmeti yapmış sayıyor. Neden? Çünkü eğer ki bir kişiye ulaşmışsa, ve ulaşılabilirlik açısından kişiler arası ayrım yapmıyorsa (ki yapmıyor); bu zaten diğerleri de 'isteselerdi' ve 'çaba gösterselerdi' (kendi özgür iradelerine bağlı bu) onlar da bu bilgiye ulaşır/faydalanırlardı anlamına geliyor.

Yani onu ilgilendiren hizmet edebildiğini, bir hizmet yolu açabildiğini gösteren bir tek kişi/bir tek örnek. Eğer bir kişiye ulaşmışsa, demek ki hizmet etmek istediklerine onların anlayacağı şekilde ulaşabilmiş demektir.

Ra için geriye kalan iş yolu açık tutmak, yoksa yoldan geçsinler diye uğraşmak değil, öylesi özgür iradenin ihlali olurdu.


Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 19/09/2006 :  20:56:59  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
BİR, BİR'in Yasası
--------------------

Esas olarak iki alıntı aktarmak istiyorum. Bunlardan birincisi doğrudan Bir'in Yasasının sorulduğu bir konum.


--- --- ---

Cilt 1, celse 4, s.105

SORU: Benim asıl amacım, Bir'in Yasası hakkında daha çok bilgi edinmektir, bunun için şifa tekniklerini keşfetmemiz çok yararlı olacak. Sizin özgür iradeyle ilgili sorununuzun farkındayım. Bana Bir'in Yasası'nı ve şifa yasalarını bildirebilir misiniz?

RA: Bir'in Yasası, sözcüklerin sınırlamasını çok aşar ama yaklaşık olarak şöyle tarif edilebilir: Her şey "bir"dir, kutupluluk yoktur, doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, uyumsuzluk yoktur, sadece tek bir kimlik vardır. Her şey "bir"dir, o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır.

Bir'in Yasası'nın başlıca sapmalarından biri şifadır. Bir insan, varlığının derinliklerinde Bir'in Yasası'nı hissettiğinde ve idrak ettiğinde; yani uyumsuzluğun, kusurun olmadığını, her şeyin tamam, bütün ve mükemmel olduğunu idrak ettiğinde şifa gerçekleşir. Böylece, bu varlığın içindeki sonsuz zekâ; beden, akıl ya da ruha ait illüzyonu (yani içinde bulunduğunu sandığı şekli-biçimi) yeniden düzenleyerek onu Bir'in Yasasıyla uyumlu hale getirir. Bu tamamıyla bireysel süreçte şifacı sadece enerji verici ya da katalizör rolü oynar.

Bilinmesi gerekli bir husus var; bir şifacı öğrenmek arzusu gösterdiğinde, beraberinde bunu istemenin/almanın gerektirdiği sorumluluğu da kabullenmelidir. Bu, böyle bir istekte bulunmadan önce özgür iradeyle üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir onur/görev'dir.

--- --- ---

İkinci alıntı Ra temaslarının ilk kurulduğu celseye dayanıyor. Henüz acemilik zamanları olduğu için, soruyu soran mikrofona uzak olduğu için soru kaydedilememiş durumda. Ancak bu cevabın sorusunun bir üstteki gibi "Bir'in yasası nedir?" olduğunu tahmin edebiliyoruz. Çünkü bu ilk temasta Ra orada bulunuş amacının ne olduğuna cevap verirken şu sözleri söylüyor;

--- --- ---

SORU: Özel ve belli bir amacınız var mı? Varsa bize bu amacın ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

RA: Şu anda iletişim kuruyoruz. Biz Bir'in Yasası'na bağlıyız. Bizim titreşim aşamamızda kutuplar uyum halindedirler; karmaşıklıklar basitleştirilmiştir. Paradoksların birer çözümü vardır. Biz 'bir'iz. Bizim doğamız ve amacımız işte budur.

Gezegeninizde bulunuşumuz eskidir. Bir'in Yasası'nı, Birlik Yasası'nı insanlara anlatmak için hizmet verdik. Her zaman aynı derecede başarılı olamadık. Gezegeninize ayak basıp orada dolaştık. İnsanlarınızın yüzlerini gördük. Ama şimdi en büyük sorumluluğumuz Bir'in Yasası'nda yapılmış olan çarpıtmaları (tahrifatı) giderecek durumda bulunmaktır. Biz buna -isterseniz şöyle diyelim- sizin devreniz tamamıyla bitene kadar devam edeceğiz. Bu devrede yapamazsak bir sonraki devrede devam edeceğiz. Biz zamanın bir parçası değiliz, onun için de her zaman sizlerle beraber olabiliriz.

Kardeşim, bu yanıt size amacımızı anlayabilecek kadar bilgi veriyor mu?

SORU: Evet, teşekkür ederim.

RA:Titreşimlerinizi takdirle karşılıyoruz. Başka soru var mı?


--- --- ---

Yani temas kuran varlık (Ra) oradaki insanlar tarafından bilinmeyen bir "Bir'in yasası" kavramını ortaya koyuyor, bulunuş sebebi olarak. Tabii bunun ne olduğunun, o celsede sorulması da oldukça anlamlı olurdu.

Ancak asıl ipucu Ra'nın cevabının sonunda yeralıyor. Ra bu bilinmeyen soruya olan cevabını "İşte Bir'in Yasası budur." şeklinde bağlıyor. Bu da sorunun, "Bir'in Yasasının ne olduğunu" sorduğunu gösteriyor çok büyük olasılıkla.

Şimdi, bu sorusu kaydedilememiş olan ikinci alıntıyı veriyorum.

--- --- ---

Cilt 1, celse 1, s.79

SORU: (Soruyu soran kişi teypten çok uzakta oturduğu için bu soru kaydedilemedi.)

RA: İsterseniz şöyle düşünün: Evren sonsuzdur. Bunun doğru olup olmadığı henüz kanıtlanmadı ama sizi temin ederiz ki, benliklerinizin, idrakinizin, arayış yolculuğu adını verdiğiniz şeyin ya da yaratılışı algılayışınızın sonu yoktur.

Sonsuz olan çok sayıda olamaz, çünkü çok-luk sonlu bir kavramdır. Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir, yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olamaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir.

Gerçekte doğru ya da yanlış yoktur. Şu zaman diliminde, çeşitli şekillerde çarpıtarak kendi kendinizi eğlendirdiğiniz, akıl/beden/ruh bileşiminiz vasıtasıyla yaptığınız dansın bir noktasında uyum içine girilerek kutbiyetler kaybolacaktır. Bu çarpıtma, bu saptırma da aslında hiç gerekli değildir. Her biriniz, her şeyi birbirine bağlayan mutlak düşünce birliğini anlamak yerine, bunlardan birini alternatif olarak seçiyorsunuz. Birbirinin aynı ya da en azından benzeri varlıklar gibi dahi konuşmuyorsunuz. Oysa, her türlü varlık, duygu, olay, durum sizsiniz. Siz her şeysiniz. Siz birliksiniz. Siz sonsuzluksunuz. Siz sevgi/ışık, ışık/sevgi'siniz. İşte Bir'in Yasası budur.

--- --- ---

Burada önceki cevapta olmayan birşey var; birlik ve sonsuzluk arasındaki bağlantı ortaya konuyor.

Aslında 'sonsuzluk' kavramının BİR kavramından da önce gelip, ona temel oluşturduğuna dair bir içerik daha var;

--- --- ---

Cilt 1, celse 3, s.93

SORU: O halde eğer bir insan, Bir'in Yasası konusunda bütünüyle bilgi sahibiyse ve bu yasaya uyarak yaşıyorsa, piramitler inşa etmek gibi şeyleri sırf zihinsel güçle gerçekleştirmesi olağan sayılır. Böyle mi anlamam gerekiyor?

RA: Bir noktada yanılıyorsunuz. Bir'in Yasası'na uygun olarak elde edilebilecek bireysel güç ile, Bir'in Yasası'nın, birleşmiş akıl/beden/ruhlar (ya da bir toplumsal bellek bileşimi) tarafından idraki arasında fark vardır.

İlkini ele alırsak, bütün kusurlardan arınmış olan bir birey dağları devirebilir. Kütlenin birlik idrakinde ise her bireyin kabul edilebilir oranda sapmaları olması halinde bile, kütle zihni yine de dağları devirebilir. Tekâmül, sizin şimdi peşinde olduğunuz idrak düzeyinden sevgi yasalarının yönettiği ve ışık yasalarını arayan bir idrak düzeyine doğrudur. Işık Yasası'yla titreşenler, Bir'in Yasası'nı ararlar. Bir'in Yasasıyla titreşenler ise Sonsuzluk Yasası'na erişmeye çalışırlar.

Bireysel benliğin var olan her şeyle birleşip bu birlik içinde erimesinden sonra ne olduğunu söyleyemeyiz; çünkü biz hâlâ Ra'yız ve var olan her şey olmayı arıyoruz. Böylece yolumuz ileriye doğru gitmektedir.

--- --- ---

Burada açıkça yoğunluk derecelerinin sıralaması var;
3. Bizim bulunduğumuz seviye
4. Sevgi yasalarının geçerli olduğu seviye, yani sevgi yasalarının seviyesi.
5. Işık yasalarının seviyesi.
6. Bir'in yasasının seviyesi.
7. Sonsuzluk yasasının seviyesi.

Buradan da sonsuzluk kavramının Bir'in yasasına kaynaklık ettiği düşünülebilir.

- Kendi sınırsızlığından dolayı tek bir sonsuzluğun mümkün olması
(eğer birden fazla sonsuz olsaydı bunların arasında sınır olurdu ve böylece sonsuz/sınırsız olamazlardı),

- Çokluk kavramının sonlu olması
(bildiğimiz bütün çokluklar kendi başına sonludur. Sadece bu çoklukların sonu yoktur. Her bir sayı tek tek ele alındığında sonludur. Sonsuz bir sayı, sonsuz bir 'çokluk' yoktur)

gibi kavramlar konuyu daha da açık hale getiriyor.


Edited by - oe_ on 19/09/2006 21:16:00
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 19/09/2006 :  21:37:57  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Elina sağlık, mükemmel toplamışsın. Şimdi kendi ne demek istediklerimi gayet iyi anladım.

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 19/09/2006 :  22:05:13  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Beğendiyseniz ne ala Sevgili Agnia.
Sonsuzlukla ilgili birkaç ipucu daha var ama şu an onları bulmam zor. Bulduğumda yollarım.

"Şimdi kendi ne" mi "şimdi kendime" mi?


Edited by - on
Go to Top of Page

agnia
Elmas

1198 Posts

Posted - 19/09/2006 :  22:18:45  Show Profile  Visit agnia's Homepage  Reply with Quote
Kendimin ne demek istediğini anladım

Edited by - on
Go to Top of Page

osiris
Akik

23 Posts

Posted - 19/09/2006 :  22:55:24  Show Profile  Visit osiris's Homepage  Reply with Quote
Evet oe,eline sağlık...Farklı bilgi kaynaklarından yola çıkıp çok benzer yerlere gelmişiz.RA ile ilgili daha fazla bilgi var mı elinde? Bu elıntı yaptığın metin nasıl oluşturuldu.Ra ışık seviyesinde olmalı diye düşünüyorum...Söylediği bir çok şey Lacan'ın imgesel-simgesel-Gerçek tasarımına oturuyor.BİR'i tanımlamaya başladığı anda aslında 'imgesel'i tarif etmiş oluyor.RA yolun sonu olan 'sonsuzluk'un ne olduğunu söyleyemiyor.Yani bireysel benlikler BİR olmuşken tam olarak ne olduklarını söyleyemiyor.Sebebi ise hala o yönde ilerliyor oldukları.İşte tam bu noktada BİR onlar için amaç olduğu kadar bilinemeyen birşey de.Tam bu nokta Lacancı Gerçek,yani BİR.Oysa BİR'e dair anlatımları sadece BİR'in imgesi.Simgesel ise paradoksun ve kutupların olduğu toplumsal gerçekliğimiz....Tam bir yorum olarak görmeyin lütfen bu yazdıklarımı..çalakalem oldu....zamanla güzel bir şekilde toparlayacağım hepsini..ama siz bilgilendirmeye devam edin..:-)

Edited by - on
Go to Top of Page
Page: of 4 Previous Topic Topic Next Topic  
Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.33 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits