Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Konulu Sohbet ve Paylaşım ile Forum Gündemi
 Yargı/yargılamak ve Özgür İrade
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author  Topic Next Topic
Page: of 3

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  03:57:21  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Teker teker cevaplamaya çalıştığım için,atladıklarım olabilir. Mesela şu sözlerin:

Benim kolum veya hücrem dile gelip de itiraz etmiyor/edemiyor, ayak ayaklığına itiraz etmiyor, memnun diyorsun.

Neden kolum veya hücrem itiraz etmiyor? Çünkü kolum veya hücrem "bende" ayrı değil. Onlar "ben"ile bütün. Bütün oldukları için de itiraz edemezler çünkü bütünde sadece birlik ve dolayısıyla birliğin istekleri mevcuttur.

Ayrıca defalarca kol ya da hücrelerimizin sadece birer"alıcı "olduğunu söyledim. Ben senin özgür irade anlayışına dair örnekleyebilmek için bu tür bir örnek verdim bir yerdede.

Peki. Ben ediyorum. Eğer tanrım senin gibi düşünüyorsa, ben ediyorum.

Şimdi kızacaksın belki ama,senin itirazın da sonsuz tanımının dışında olmadığına göre,itiraz etmen bile aslında onun isteğiydi:)
Bu nedenle itiraz etmekte "özgürsün" ...

"Senin için başka dereceler aşamalar yok sen insan kalacaksın, ayak ayak kalacak diyorsa", ben hem kendim hem de ayak için itiraz ediyorum.

Bu sözlerine,5 hayat ile 50 hayat yaşayanın durumlarının adilane olup olmadığına dair soruma cevap vermeni isteyerek başlayacağım.
Ve yine diyeceğim ki,"itiraz edebilirsin,o da sonsuzun isteği,çünkü sen sonsuzsun,iyilik kadar kötülüğü de yaratan ,itiraz etmeni isteyen o sonsuz"

Yok öyle artık öyle "ben tanrıyım istediğimi yaparım, dilediğime dilediğimi veririm, benim işime akıl ermez, sonsuzda zaten hepsi bir" şeklinde monokratik tanrılık dönemleri. Artık demokratik tanrıcılık oynuyoruz, hepimiz tanrıyız, veremeyeceğimiz hesabımız yok.

İstediğini yapmıyor mu sonsuz?
Sonsuzluk bilinçlenmiş,farkındalık varmış...Bana bunu açıklayabilirmisin? Niye böyle yapmış,nasıl yapmış,madem akıl eriyor? Benim aklım ermedi doğrusu?

Demokratik tanrıcılık ne onu da anlamadım. Madem tanrı özgür irade yasasıyla yaratmış,istediği gibi madde evrenini şekillendirmiş"ben"denilen yok iken bile..bu nasıl demokrasi,senin sıkça dillendirdiğin özgür irade anlayışına göre?

Neden 5 değil de 2 cinsiyet,5 değilde 1 güneşimiz var diyorum ?
Bu istediğini yapmak değil mi?

Ya özgür irade yasasını kullanarak yaratmak ne demek?
Özgürce yaratmak demek değil de ne? Bunu da sen söyle öyleyse.

Şimdi senin elinde niye 4 parmak yok?
5.parmak(başparmağı)olmasaydı,eşyaları elinde tutabilir miydin?

Yeri gelmişken,antropik ilkeden sözede bilirmiyim. Aklıma geldi senin sözlerin üzerine. İlgimi çekmişti.

Antropik ilke aşağı yukarı şunu demeye getirir. Evreni,varlığımızdan dolayı kısmen,olduğu gibi görürüz.

Evren niye böyle? Çünkü evren nasılsa öyle..

O zaman sen söyle,niye 4 değil de beş parmak var? Madem sorguluyoruz,şu Ra'nın sözünü ettiği özgür irade yasası ve 6 veya 8 değilde 7 renk olması niye?



Edited by - pandora76 on 23/07/2010 04:05:36
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  08:29:59  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora,

Senin cevaplarınla açıkladığın tabloya göre şöyle bir durum ortaya çıkıyor;

"İraden 3. yoğunluktaki sana değil, içindeki en bilge kısma, tek sonsuz yaratana ait.
Yani zamanın ötesindeki, herşeyi bilen olması gereken sana ait.
Ama sana göre bu 'sen' herşeyi bilmiyor ve şu an görünür senden veya başka bir 3. yoğunluk derecesi varlığından daha bilge/bilinçli değil.
Çünkü senin kadar çok hata yapıyor. Hatta senin bütün hatalarını o yapıyor, çünkü irade onun.
İrade ve karar veren o, olduğu için; böylece içinde ulaşmaya çalışacağın 'daha bilge bir ben' de yok.
(Aslında böylece içindeki yüksek ben'i, kendi hata düzeyine indirgedin, yokettin)
Ve bu ben/tek varlık, kafasına göre davranabilir. Bir varlığı belli bir şey olarak sonsuza kadar yaratmış olabilir.
Bir şeyi klavye olarak, birini insan olarak yaratıp sonsuza kadar aynı kalmalarını istemesinde mahsur yoktur. Onu sorgulayamayız.
(Reenkarnasyonu ve bir'e giden yolu da iptal ettin)
Bu tek varlığın varlıklar/durumlar arası dengeyi/adaleti koruma/sağlama gibi bir zorunluluğu da yok. (Karmaya da gerek yok)
Fakat bu 'senden daha bilge olmayan içindeki sen' (yani aslında içinde bir sene de gerek yok, çünkü seninle aynı seviyede karar verebiliyor ancak, senden daha gelişmiş de değil) var başka da birşey yok (6. derecedeki yüksek benliğin veya 7. derecedeki yaratanla bir a/b/r bütünlüğünün ulaşmış olduğu seviyenin de anlamını iptal ettin. Bu kavramlar da gereksiz ve anlamsız hale geldi, iptal oldu.)

Geriye ne kaldı dersen. Hiçbirşey. Ne reenkarnasyon var. Ne aslına/özüne/bire doğru gidiş/dönüş var, yol var. Ne adalet/denge veya karma var.
Ne yüksek benlik, a/b/r bütünlüğü var. Hiçbirşey yok. Hiçbirşeye gerek yok. 'Senden daha gelişmiş olmayan içindeki senle' kalakaldık. Senden daha gelişmiş olmadığına göre ayrıca ekstra bir içindeki sen varsaymaya da gerek yok, tek başınayız. Herşeyi öldürdük ve yokettik."


Sence bu tablonun şimdiye kadar okuduğun/anladığın ruhsal bilgilerle bir bağlantısı/yakınlığı var mı?

Böyle değil deme, çünkü 'tutarlı olmaya çalışan' bir tabloda, söylediklerinin anlamlarını biriktirince bu ortaya çıkıyor.
Dil deme çünkü bunun dille ilgisi yok.

---

Sıkça yaptığın bir hata, özelleşmiş sorulara genelleşen cevaplar vermek.
Böyle olursa odağı kaçırırız.
Ben Maharaj'ın bir sözünü ele alıyorum, sen "adam toplamda iyi midir, kötü müdür"e getirmeye çalışıyorsun olayı, dur başka sözlere bakalım diyorsun. Hayır. Yapman gereken evet "bu söz o kadar da (bana savunmak için ilk sunduğun noktayı düşünürsek) işe yarar bir söz değilmiş" demek. Bu kadar basit.

Tartışma buna benzer gereksiz sebeplerle dağılıyor. Herşeye birşeyler yazmak değildir cevap vermek.

Ben adaleti sağlamak bağlamında sorgulanabilir/demokratik bir tanrıdan sözediyorum, "öyle her istediğini yapamaz", diyorum. Sen 5 değil 1 güneş, neden şu sayıda olmuş şunlar diyorsun. Burada bağlam değişiyor. Bu söylediğin şeyler 'varlıklar arası adaleti' sarsmıyor/bozmuyor. Yani konuyla hiç ilgisi yok. "Yok öyle istediğini yapmak" sözünün bağlamını gözardı edip, onu genel bir "istediğini yapmıyor mu"ya dönüştürüyorsun.

--- --- ---

"Bu cevap yeterli mi? O zaman şöyle diyeyim.
İyilik kadar kötülüğü de yaratan bir ise eğer,yanlış seçimleri sorgulaman niye?

Ne garip birşey ki,kendine göre Tanrı'yı yanlış seçimlerden ötürü sorumlu tutar gbisin. Üstelik öte taraftan da,"deneyim için kötülükte olmalıydı"gibi birşeyler dedin. Madem Tanrı bütün,kötülük yani ayıran yanlış seçim değil mi? Peki onu kim yarattı?

Sen çok önceden çözdüğün için aslında tartışmaya ne gerek var onu da anlamış değilim."


---

"Yanlış seçimleri sorgulamamak?"

Birincisi ben kötülük de gerekliydi demedim. Hep tam tersini söyledim. Logos sadece daha fazla özgür irade vermek için bunu yaptı dedim.
Kötülüğü gerekli gördüğünden değil. Ona göre dümdüz, hiç kh yoluna sapmadan herkes bh olsa, bu gayet istenir bir sonuç dedim. Amacı bu dedim. Sadece seçimin 'gerçek/özgür' olması için bunu yaptı dedim.

İkincisi kötülüğü yaratanın tanrı olmadığını, onun sadece özgür irade verdiğini, insanın bu iradeyle kötüyü yarattığını söyledim. Bunları forumda/genelde defalarca ve bu tartışmada da söyledim. Yukarıda bulabilirsin.

Şimdi dönelim yanlış seçimleri sorgulamamak konusuna. Tekamül ya da gelişme ne demek? Giderek daha az yanlış seçimde bulunmak değil mi, bu bir anlamda. Yüksek benlik bizden daha az hata yapmalı. Yukarıda dediğim gibi, ortaya koyduğun tablo, bugüne kadar ruhsal bilgiler adına ne okuduysak hiçbiri ile uyum sağlamıyor.

Senden istediğim paragraf paragraf her söylediğime yanıt vermenden çok, bütünlüklü şekilde ne düşündüğünü anlatman.

---

"Sen çok önceden çözdüğün için aslında tartışmaya ne gerek var onu da anlamış değilim."

İki uyuşmayan görüş var. Birbirimizi anlamaya çalışıyoruz sadece. Anlamak ve/veya tartışmak istemiyorum dersen bırakabiliriz. Bir konuyu çok önceden çözenler bildiklerini kendine mi saklasınlar?


Edited by - oe_ on 23/07/2010 08:42:01
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  13:07:55  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Öncelikle şunu söylemeliyim tartışma biçimine dair.

Sıkça yaptığın bir hata, özelleşmiş sorulara genelleşen cevaplar vermek.
Böyle olursa odağı kaçırırız.
Ben Maharaj'ın bir sözünü ele alıyorum, sen "adam toplamda iyi midir, kötü müdür"e getirmeye çalışıyorsun olayı, dur başka sözlere bakalım diyorsun. Hayır. Yapman gereken evet "bu söz o kadar da (bana savunmak için ilk sunduğun noktayı düşünürsek) işe yarar bir söz değilmiş" demek. Bu kadar basit.

Tartışma buna benzer gereksiz sebeplerle dağılıyor. Herşeye birşeyler yazmak değildir cevap vermek.


Sanki "şu kalem ve ben kalemi anlatıyorum"dermişim gibi anlatmamı mı istiyorsun görünmeyeni bilinmeyeni? Sen kesin bir ifadeyle herşeyi anlattığına eminmisin? Mesela şu klavye konusu..Bne hiçbirşey anlamış değilim. Sonlular dünyasında olur adalet dedin ama benim söylediğim şeyi,yani5 hayat ile 50 hayat arasında adalet olur mu sözlerime cevap vermedin?

Verdiğin tek cevap şu:Bir şeyi klavye olarak, birini insan olarak yaratıp sonsuza kadar aynı kalmalarını istemesinde mahsur yoktur. Onu sorgulayamayız.

Üstüne bana diyorsun ki,"herşeye birşeyler yazmak değildir cevap vermek değildir". Afedersin ama,bu benim sözlerime bir cevap mı? Benim tutumumu anlatırken kendince göre,bence tam da kendi yaptığın şeyi,kendini dillendirmişsin.

Aslında tam tersine olan şey şu ki,önceden beri ben senden,sen istemediğin zaman cevaplarımı alamamış olsamda,yine de elimden geldiğince senin sorularına cevap vermişimdir.
Bak bu başlıkta da yaptın bunu. Başından beri cevap alamıyorum pek çok şeye ben ısrar etmedikçe ama yine de sorularını yanıtlamaya çalışıyorum.

Sana"önce sorularıma yanıt ver ,sonra yanıtlayacağım "gibi birşey demeden yanıtlamaya başladım. Yani sen ne zaman istersen o zaman yanıtlıycan,ama ben cevabımı bile alamasamda yanıtlamalıyım?

Kusuruma bakma ama,böyle sanki sen nasıl istersen öyle olacakmış gibi bir şey olmaz. Sonlular dünyasında hiç de adil değil. Genelleştirilmiş yanıtlar değilde ,belki de senin anlamamamk istemen,sorularıma yanıt vermek istememendir. Hala özgür irade ile kader arasındaki farka dair cevabı birşekilde geçiştirmeni ben de cevaplamak istememen için bahane diye yorumlamak durumunda kalırım.
Evet tartışmayı da bu nedenle bırakıcam ama bu kadar uğraştıktan sonra en azından bugün yanıtları almak için uğraşıcam.


Edited by - pandora76 on 23/07/2010 14:14:59
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  14:07:17  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben Maharaj'ın bir sözünü ele alıyorum, sen "adam toplamda iyi midir, kötü müdür"e getirmeye çalışıyorsun olayı, dur başka sözlere bakalım diyorsun. Hayır. Yapman gereken evet "bu söz o kadar da (bana savunmak için ilk sunduğun noktayı düşünürsek) işe yarar bir söz değilmiş" demek. Bu kadar basit.

Ben ne demişim?
Siz yardım edemezsiniz dedi mi ? Dediyse eğer neden "anne kalbinin evladını kurtarabileceğini söyledi" başka bir sorgucuya?

Adamı savunmak ne kelime! Zaten o savunulmayı bile istemez:) İrade onundur der ama dediğim gibi garip birşekilde bu adam bir savaşın içinde iken,"beni de birini kurtarırken bulabilirsiniz "demekte.
Bak şu kalem kırmızı ,"inan kırmızı o" desem hayır bana yeterince açıklayamadın,o kalem ille de mavi diyecekse,kalem kırmızı olsa ne yazar ?

Ben dün bu konuya dair ne dedim,ya dikaktini çekmemiş senin düşüncene uygun sözler söylemediği için Maharaj ya da çekim yasası hakkındaki bilgiyi hatırlamamışsın.

Tekrarlıyorum:

Çekim yasasına göre ise,bir insana diğerleri sadece biryere yardım edebilir,insanı iyileştirebilecek olan sadece kendisidir. İstersen bu konuda dilediğince konuşmaya varım çünkü çok iyi bildiğim şey o dur ki,eğer başkalarını düşüncelerimizin gücüyle sadece iyileştirme imkanı olsa idi,ben sevdiklerim için neler neler yapardım.

Ve yine diyorum ki,adam "ben yardım edemem", bilince kaydolmuştur diyor. Diğerine anne kalbi kurtarabilir evladını derken,bu durumda şifacı olmadığı için,kendisinin yapamayacağını söylüyor. Sonra çocuğun yaşadığı durumun "bir" olay olduğunu anlatıyor. Yardım etmeyin mi diyor? O bir gnani,arzularından vazgeçmiş ve gerçeğe ermiş biri. Tekamül seviyesi farklı. Evine gelenlerin sorularını yanıtlar,şifa dağıtmaz. Eğer çocuğa yardım etmek isteyen adamın niyeti gerçekten de bu ise,çocuk için daha fazlasını arayacaktır ama gnaniler şifa dağıtmazlar. Adam gerçekten yardım etmek istiyorsa çocuğa ,ancak böylesine kuvvetli bir istek durumunda bir yere kadar yardım edebilir. Ve Maharaj kendisi şifa veremeyeceğini söylediğinde o adam yine de devam edecekse yardım aramaya,işte o zaman isteği güçlüdür demektir ve zaten asıl gereken bu şey yok ise eğer,ne yapsa boş.

Gnaniler,kendileri için bile bir şey istemedikleri için bu düzeydedirler. Bir'in bir başka benliği ya da belki de sonsuzluğun idrakinde olup madde dünyasına dair istekleri kalmamış olanlar gibi birşey belki de ve ben onun tekamül düzeyinde değil,savunmacı biriyim ,birin bu ifadesiyim ama içten içe eninde sonunda tekamül aşamasında olacak olanında Maharaj gibi olacağına inanmaktayım.
Maharaj tekamülünü tamamlamış biridir ,bana göre.

Şimdi Maharaj'ın bu sözünü neden örneklemiştim,onun üzerine de konuşalım o zaman...

Ben asansörle çıkarken bir yandan da çantamı taşıyorsam, çantayı ben mi taşıyorumdur, asansör mü?
Asansör benimle birlikte çantayı taşıyordur. Veya başka söyleyişle 'benim üzerimden' veya 'beni taşıyarak' çantayı taşıyordur.


Demiştin sen..
Ben de şöyle cevap vermiştim:

İşte bizim temelde ayrıldığımız nokta bu sanırım. Sen diyorsunki(ya da benim anladığım kadarıyla)asansör,çanta ve adam var. Ve asansör çantayı taşıyor. 3 ayrı varlık ve olay.

Bense Maharaj gibi diyorum ki,asansör-adam ve çanta ayrı değil,bir varlığın sadece farklı görünümleri.

Yani ortada adamın çantayı ve asansöründe adamla birlikte çantayı taşıması gibi 2 ayrı olay yok. Adam-çanta ve asansörün onları yukarı taşıması ,hepsi "tek bir olay" zira bir'i parçalara bölersem,"bir"olamaz diyorum.

Önceki mesajımda verdiğim kağıt örneği ve ışığın prizmadan ayrılması gibi düşünüyorum.


Şimdi senin asansör örneğinde 3 "ayrı"varlık var.
1.adam, 2.çanta, 3.Asansör

Ve bunlar ayrı "parçalar". Dolayısıyla 3 ayrı parça biraraya gelse bile,bunlar sonsuz olamazlar çünkü sonsuz parçalanamaz. Bunlar senin sonsuzluk tanımındada yazmıyor mu oe? Veya benden çok daha önceden beri okuduğun Ra 'ya göre de sonsuz parçalanamaz.

Ra:Sonsuz olan çok sayıda olamaz çünkü çok-luk sonlu bir kavramdır. Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir,yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olamaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir.

Hem sonsuz parçalanamaz diyip hem de sonsuzu parçalamandaki ısrarın ne anlamış değilim.

Ben senin önceden beri savunduğun sonsuzluğa dair tanımına benzer bir ifadeyle konuşuyorum ama sen asansörde 3 ayrı varlık varmışçasına bir örnek vererek,kendi tanımının dışına çıkıyorsun ve bu durumumuz biraz garip olmuyormu?

Bak aklıma iyi bir örnek geldi..
Sabun köpüğü.. Ona baktığımızda yeşili-kırmızıyı vs...renkleri görebiliyoruz ama bu renkler,ayrı ayrı yerlerdemiler? Hepsi tıpkı Maharaj,tıpkı Ra' nında sözünü ettiği gibi "bir"değil mi?

Ben diyorumki bu renkler sabun köpüğünün farklı "benlikleri" ama kendilerinden ayrı parçalar değil. Parça olsalar,parçalar halinde olmazlarmıydı?

Senin demen şuna varıyor:
Sabun köpüğündeki yeşil,bütünün parçası olduğu halde,kendi başına yeşil olmayı seçiyor özgür iradesiyle. O nasıl oluyor oe?
Ben de diyorumki,sabun köpüğü bir ve yeşil sadece onun başka bir "benliği".

Şimdi bir adam düşünelim ve kolu yara oluyor. Kolu mu acıyı hissediyor beynimi?
Kolu kopsa bu adamın(parça),kolun acısını hissedermi bu adam?
Kol koptuğunda ölüp çürümez mi?
Hani ama bu kol ayrı bir "parça "olarak ,özgürce iradeye sahip değilmiydiki, bedenin"dışında"olduğu zaman ,çürümek-ölmek yerine özgür iradesiyle yaşamaya devam edemedi?

Açıklayabildim mi demiycem çünkü bedenden sabun köpüğüne detaylarıyla örnekledikten sonra,açıklayabildiğimden eminim ama yine de aklıma geldikçe detaylandırırım.

Edited by - pandora76 on 23/07/2010 14:18:39
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  16:09:16  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora o mesajın önemli kısmı şu;

----------------------------------------------------------------------------
Senin cevaplarınla açıkladığın tabloya göre şöyle bir durum ortaya çıkıyor;

"İraden 3. yoğunluktaki sana değil, içindeki en bilge kısma, tek sonsuz yaratana ait.
Yani zamanın ötesindeki, herşeyi bilen olması gereken sana ait.
Ama sana göre bu 'sen' herşeyi bilmiyor ve şu an görünür senden veya başka bir 3. yoğunluk derecesi varlığından daha bilge/bilinçli değil.
Çünkü senin kadar çok hata yapıyor. Hatta senin bütün hatalarını o yapıyor, çünkü irade onun.
İrade ve karar veren o, olduğu için; böylece içinde ulaşmaya çalışacağın 'daha bilge bir ben' de yok.
(Aslında böylece içindeki yüksek ben'i, kendi hata düzeyine indirgedin, yokettin)
Ve bu ben/tek varlık, kafasına göre davranabilir. Bir varlığı belli bir şey olarak sonsuza kadar yaratmış olabilir.
Bir şeyi klavye olarak, birini insan olarak yaratıp sonsuza kadar aynı kalmalarını istemesinde mahsur yoktur. Onu sorgulayamayız.
(Reenkarnasyonu ve bir'e giden yolu da iptal ettin)
Bu tek varlığın varlıklar/durumlar arası dengeyi/adaleti koruma/sağlama gibi bir zorunluluğu da yok. (Karmaya da gerek yok)
Fakat bu 'senden daha bilge olmayan içindeki sen' (yani aslında içinde bir sene de gerek yok, çünkü seninle aynı seviyede karar verebiliyor ancak, senden daha gelişmiş de değil) var başka da birşey yok (6. derecedeki yüksek benliğin veya 7. derecedeki yaratanla bir a/b/r bütünlüğünün ulaşmış olduğu seviyenin de anlamını iptal ettin. Bu kavramlar da gereksiz ve anlamsız hale geldi, iptal oldu.)

Geriye ne kaldı dersen. Hiçbirşey. Ne reenkarnasyon var. Ne aslına/özüne/bire doğru gidiş/dönüş var, yol var. Ne adalet/denge veya karma var.
Ne yüksek benlik, a/b/r bütünlüğü var. Hiçbirşey yok. Hiçbirşeye gerek yok. 'Senden daha gelişmiş olmayan içindeki senle' kalakaldık. Senden daha gelişmiş olmadığına göre ayrıca ekstra bir içindeki sen varsaymaya da gerek yok, tek başınayız. Herşeyi öldürdük ve yokettik."


Sence bu tablonun şimdiye kadar okuduğun/anladığın ruhsal bilgilerle bir bağlantısı/yakınlığı var mı?

Böyle değil deme, çünkü 'tutarlı olmaya çalışan' bir tabloda, söylediklerinin anlamlarını biriktirince bu ortaya çıkıyor.
Dil deme çünkü bunun dille ilgisi yok.
----------------------------------------------------------------------------

Konuşmak istiyorsan bunun üstünde konuşalım önce. Diğer tüm sorular ve ayrıntıları daha sonra da konuşabiliriz. Böylece dağılmayı önleriz. Burası zaten olayın temeli.

Edited by - oe_ on 23/07/2010 16:13:35
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  16:59:08  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sıkça verilen bir örnek hologram. Hologramda herşey "bütün" ama resmin içinde kendi "parçaları" var. Holografik plakanın bir parçası bile resmin tüm bilgisine sahip. Kırsak-parçalara ayırsak bile plakayı,yine de küçük bir parçası bile resmin görüntüsünü veriyor. Yani plakayı ne kadar parçalarsak parçalayalım,görüntüyü yine de elde edebiliyoruz.
Görüntünün içi-dışı yok ama karşımızda gerçek bir 3 boyutlu görüntü var!

Biz hologramdaki resimdeki kadına bakıp"bu yüzü,bu kolları,bu elbisesi vs.."diyerek resmin "parçalarından "sözedebilsek bile,"şimdi ben kadının yüzünü yani resmin bir parçasını ayıracağım"diyemiyoruz niye?

Sonsuz da belki bunun gibi birşey ya da Ra'nın anlattığı şey.
Bu da 3.örneğim.

Ben O'yum,sayfa 545;

S:Bazen uzay benim bedenimmiş hissine kapılıyorum.

M:Siz"Ben-bu-beden-im"illüzyonuyla bağımlı olduğunuz zaman,uzay içinde sadece bir nokta ve zaman içinde sadece bir ansınız. Bedenle özdeşlik zannı bittğinde,tüm uzay ve zaman sizin zihninizdedir ve zihin bilinç içinde yalnızca bir dalgacıktır,blinç ise doğaya yansımış farkındalık. Farkındalık ve madde,saf varoluşun aktif ve pasif yüzleridir ve o hem her ikisidir,hem de her ikisinden öte olandır. Uzay ve zaman evrensel mevcudiyetin bedeni ve zihnidir. Hissettiğim şu ki uzay ve zaman içinde vaki olan herşey bana vaki olur,her form benim formumdur,her deneyim benim deneyimimdir. Kendimi ne olarak hissedersem,o benim bedenim ve o bedene vaki olan herşey benim zihnim haline gelir. Fakar evrenin kökeninde saf farkındalık vardır,uzayın ve zamanın ötesinde,şimdi ve burada. Onu gerçek varlığınız olarak bilin ve buna göre davranın.


Bütünlük (yani kadının resmi),"yüzüm "diyerek odaklandığında ,"yüz-üm" olduğunu hissediyor,"el-im" diye odaklandığında,eller olduğunu hissediyor vs...

Şunun gbi..Ben ellerimi daha fazla hissediyorum şu an çünkü klavyeye yazıyorum. Ellerime odaklanıyorum. Peki iç organlarım...Midem,karaciğerim,böbreğim vs.. Onların çalıştıklarının farkında bile değilim pek fazla ama onlar yine de işlerini yapıyorlar.

Hatta içorganlarımın neler olduğunu bilmediğim zamanlarda,bir bebekken bile onlar işlevlerini gerçekleştiriyorlardı. Buradan nereye geleceğim.

Bizler farkında olmasak bile,Dünyanın öbür ucunda olan şeyden bile etkilenmekteyiz zira biz sonsuzluk isek eğer,bir hologramdaki resim gibi,diğer "parça" görünümlerinden hiç uzak değiliz. Hologramın kapladığı bir "alan "var mı "10 cm2 lik bi yüzeyi kaplıyor"gibi birşey diyebilirmiyiz?

Kaos teorisi denen şey de belkide bu bir yerdede.."Bir kelebek kanat çırpsa,Dünyanın öbür ucunda fırtına kopar"...

Ancak Laplace 'nin klasik determizim anlayışıyla bu olasılıkları belirleyemiyor biliminsanları. İnsan davranışlarında ise determizim anlayışı son derece yetersiz kalıyor. Ancak bununla birlikte belirsizlik ilkesini de kapsayan ve kuantum mekaniği denen yeni kuramda determinizm kullanılmaya başlanmış. Kuantum mekaniğinde bir parçacığın hızı veya konumu belirlenemiyor ama durumu dalga fonksiyonuyla gösterilebiliyor.

Determizim dediğim an direkt itiraz ettiğin için yazmak istedim. Ne anlatmaya çalıştığımı artık anlatmış olayım.

Şimdi Ra'nın sözleri:

O zaman Yüksek benliğim benim için gelecekte neler olacağını bildiği için,şimdi neye gereksinim duyulduğunu bilme açısından büyük avantaja sahip. Öyle mi?

Ra:Bu doğru değil,çünkü böylesi özgür iradenin ortadan kaldırılması olurdu. Yüksek Benlik,altıncı yoğunluk derecesinde öğrenilen derslerin bilincindedir(bu yoğunluğun bilincine sahiptir) Varlığın tekamül hızı da,onun(Yüksek Benlik)tarafından oldukça iyi anlaşılmaktadır.


Şimdi buradan, yazdığım o cümleye geleyim.

Tanrı bile belirsizlik ilkesi ile kısıtlanmıştır ve konum ile hızı bilemez,sadece dalga fonksiyonunu bilebilir...

Şimdi Ra'nın bu sözleriyle,bu biliminsanlarının sözlerini kıyaslayalım. Ne çıkıyor ortaya? Buradaki dalga fonksiyonu parçacığın uzayın her bir noktasında bulunma olasılığını veren bir nicelik. Ra'nın sözlerine benziyor mu? Bence yakın olabilir.

Şimdi Tanrıdan ne anlıyorsn? Tanrı kimdir? Adı olan biri(Tanrı) sonsuz olabilirmi? Benim karşımda iki elma varken,hangisini seçeceğimi bilmiyorsam eğer,seçimde özgür- müşüm gibi olmazmıyım?

Ra'nın şu sözlerine dikkati çekerim:
Bu doğru değil,çünkü böylesi özgür iradenin ortadan kaldırılması olurdu

Bence bu cümle çok önemli zira özgür iradeyi,"bilmemekle"tanımlıyor.

Veya bir seçim,kırmızı elma "seçimi"nin yarattığı bir evren(sen de seçimdir konusuna katıldın)diğeride yeşil elma seçiminin yarattığı evren ise,kırmızı elma evreninden bakıp"işte yeşili değil beni seçti,demekki seçim var"demezmiyim?

S:Fakat kendinize baktığınızda ne görüyorsunuz?

M:Bu nasıl baktığınıza bağlıdır. Zihin aracılığı ile baktığımda,sayısız insan görürüm. Zihnin ötesinden baktığımnda ise tanığı görürüm. Tanığın ötesinde,boşluğun ve sessizliğin sonsuz yoğunluğu vardır.



Edited by - pandora76 on 23/07/2010 17:01:47
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  17:08:49  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Rica ederim oe,"önce bunları konuşalım" deme. Benim gibi sende diğer taraftan yanıt vermeye çalışabilirsin ve beklediğim bu senden.

Ayrıca hem bütünlük diyorsan eğer,belki benim sorularım üzerinde düşünürkende bir başka parçanın cevabı üzerinde netleşeceğiz.

Bulmacanın belki bir diğer parçası da benim sorularımın yanıtıyla ilişkilidir ve öyleyse eğer,neyi önce konuşup konuşmamamız gerektiğini nasıl bilebiliriz?

Bırakırsan da senin seçimin. Bugünümü bu konuya ayırdım dediğim gibi.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  18:23:15  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Her zamanki gibi yazdıklarını cevaplıycam ama şimdi bazı bilgilerden söz etmek istiyorum. Düşüncelerimi değiştirebilirim,hata da yapabilirim çünkü ikna etmek değilde,öğrenmek gibi bir niyetim var,konuya dair diğer yazılarımdada sıkça sormamdan ve bir zaman sonra Ra'ya "evet doğruymuş"dememden belli olacağı gbi.

S:Sorum yanıtsız kaldı. Siz bana benim zaten bildiklerimi tarif ediyorsunuz-hayat ve onun kederlerini. Fakat kim sorumlu,onu söylemiyorsunuz. Sizi sıkıştırdığımda,kabahati Tanrı'ya atıyorsunuz,ya da karma'ya,veya benim kendi açgözlülüğüme ve korkuma-ki bu da yeni soruları davet ediyor. Bana en son yanıtı verin.

M:En son yanıt şudur: Hiçbirşey sorumlu değil. Hepsi evrensel bilinçalanındaki gelip geçici görüntülerdir;isim ve şekil olarak devamlılık zihinsel bir düzenlemedir(formasyondur)sadece;silinmesi,dağıtılması kolay olan.

S:Ben en yakındaki,geçici olan görünüş hakkında soruyorum. İşte askerler tarafından öldürülmüş bir çocuk. Bu size bakıp duran bir gerçek! Onu yadsıyamazsınız. Şimdi bu çocuğun ölümünden kim sorumlu?

M:Hiçkimse ve herkes. İçeriği ne ise,dünya odur ve herbiri bütün diğerlerini etkiler,çocuğu hepimiz öldürürüz ve hepimiz onunla birlikte ölürüz. Her olayın sayısız nedeni vardır ve her olay sayısız etki meydana getirir. Hesap tutmanın yararı yoktur,hiçbirşeyin izi sürülemez.

S:Sizin insanlarınız karma'dan ve cezadan söz ederler.

M:O ancak kaba bir tahmindir. Gerçekte hepimiz birbirimizin yaratıcısı ve eseriyiz,birbirimizin yüküne neden olan ve birbirmizin yükünü taşıyan.

S:Demek ,masum olan,suçlu olan için ıstırap çeker.

M:Cahilliğimizle masum,eylemlerimizle suçluyuz. Bilmeden günah işler,anlamadan ıstırap çekeriz.


Maharaj burada Kaostan söz etmiş,anladığım kadarıyla.

Bir yaranın tüm bedeni sarması gibi...Elbette birbirimizi etkilemekteyiz.

Zaman konuuna değinelim.

Uzay,zaman olmaksızın bükülemez ve zamanın bir şekli var bu nedenle. Genel görelilikten çıkan sonuç bu.

Şimdi ben dursam,tamamen donsam uzayı bükebilirmiyim? Zaman gelişim değil midir? Peki evrenler birbirinden bağımsız mı?

Ra:Yaratılışta ilk bilinen şey sonsuzluktu. Sonsuzluk yaratılıştır.

Yani bir ilk var. Peki bu nasıl olabilir ki?

Bana göre,zaman olduğu için"ilk "var ve yaratımın nedeni "zaman". Buradan tekamüle gelicem.

Şimdi hologramdaki kağıdın örneğini ele alayım. Kadının resmini "oluşurken"değil,"olmuş"halini görüyoruz ve zamanın olmadığı biryerde herşey kadının resmi gibi,olmuş haliyle mevcut olmalı.

Ama işin içine zaman girince,zihnin oyunları da dahil oluyor buna. Kadının "önce" gözlerini, çiziyoruz,"sonra" burnu yüzü saçları vs...

Emrbiyonun gelişerek insan bedenini oluşturması ile embriyonun son hali arasında fark var. Emriyo farklılaşacak ve "tekamül" edecek ki insan oluşsun. El hücresi el'e dönüşsün,kendindeki "bilgiyi açığa çıkarsın" ve resim tamamlansın.

Bebek önce mama istiyor ve büyüdükçe/tekamül ettikçe değişiyor,konuşmayı öğreniyor,okuyor yazıyor. Aslında tekamül denen şey bu yaşamdada var.

Şimdi elime odaklandığımda ,el olduğumda,birde benden ayrı biri mi var bundan dolayı? Elime odaklanmakla ben el görünümüne büründüğüm zaman,ayrı bir varlık mı oluyorum?

Bizim aramızdaki fark bu oe. Sen diyorsunki "el kendi başına özgür iradesiyle karar veriyor ve ben de diyorumki"el sadece benim diğer görünümüm çünkü bir parçalanmaz,parçalansa bir olmaz,o ayrı bir varlık değil ve bu nedenle varolan tek varlık özgür".

Ben sadece "bir varlığın özgür iradesinden sözediyorum ama sen önce parçaya ayrılamayacağını söylediğin sonsuzu parçalara ayırıp onlara ayrıca özgür irade veriyorsun.

Ayrıca...Elin el olmaktan başka seçeneği varmıydı,tıpkı sarının sarı olmaktan başka seçeneğinin olmaması gibi?

O zaman elin ayrıca bir varlıkmış gibiymişcesine,ayrı bir özgür iradesinden nasıl sözedeyim? Hem madem o kadar özgür,kendisini şimdide kola çevirsin. Yapabiliyor mu?

Sen diyorsun ki dil 'le ilgisi yok oysa ben isterdimki biraz düşün bunu çünkü bence asla parçalanmamış sonsuzun parçalanmış gibi hissetmesinin belki de en önemli nedenlerinden biri bu .

Ra,dinlerin hepsinin pozitif katkıları olduğundan sözeder ve ayrıca sorulan bir soruda Hz.Muhammetten sözeder,birşeyleri gerçekten düzelttiğine dair ya da sözler tam bu olmasa da bunun gibiydi. Yerini ve nerede okuduğumu tam anımsamıyorum,umarım yanlış anımsamıyorum.

Ol der olur..

Başlangıçta söz vardı..

















Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  18:54:31  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora, ben senin birçok soruna cevap verdim. Kalanlarına da vereceğim.
Benim ise, senden asıl yanıtlamanı istediğim sadece üstteki mesajdaki noktalardı.
Sen bunlar haricinde şeyleri tercih ediyorsun. Oysa bahsetmeye çalıştığın sorunların en büyük kısmını zaten oradaki kısım yanıtlamış olacak, konuya gelirsen eğer. Bir tablo sundum. Bu tablo doğru mu, böyle mi düşünüyorsun, onu bile söylemiyorsun. Böyle düşünüyorsan bunları Ra'daki bilgilerle nasıl birleştiriyorsun, bunları açıklaman lazım. Sonsuz birdir deyip duruyorsun, ama akıl/beden/ruh bileşimi, yüksek benlik ve a/b/r bütünlüğü gibi aynı 'ben' de yer alan 3 ayrı ve özgür iradeli varlık karşında duruyor. Bunlar birbirlerinin özgür iradesine karışmıyorlar. Tutturmuşsun bir el, onun ayrı iradesi var mı deyip duruyorsun. İyi de, el 'kendi başına müstakil' bir varlık değil. Elin müstakil varlığı atomlar ve onlar da kendi gelişmişlik seviyesinde özgür iradeye sahip. Dersleri çok daha basit ve şu anda bize hizmet ediyorlar. Yani tanrı bir 'beden' ve bir varlık da onun özgür iradesi olmayan 'el'i olmak zorunda değil (Bu salt kendi yoğunluğumuzdaki bazı konuları baz alarak yapılan bazı benzetmelerin tam da doğru sonucu vermediğini biliyorsun. Örneğin biz hayvanları kesip yiyebiliyoruz diye, 4kh'ın da bizi kafasına göre kesip yiyemeyeceğini biliyoruz. Çünkü bizim özgür irademiz çok daha farklı düzey ve işlevde. Yani o benzetmede de 'el' kadar özgür irademiz olması gerekmiyor). Bu 'beden' benzetmesinin özgür irade için de geçerli olduğu senin varsayımın. Ve bu varsayımın özgür iradeyi kaldırdığını biliyorsun. Ra'da 'özgür irade' denip dururken, bunun tanrının/sonsuzun değil, tek tek ayrı 'varlıkların özgür iradesini' konu ettiğini biliyorsun.

Sonuç olarak; kalan sorunlarını da yanıtlamaya çalışacağım ama artık dağılmak istemiyorum.
Çünkü esas konudan yan dallara ve onların yan dallarına derken, hiçbiri esas olmadığı ve 'bitmediği için' (ki bitemez de, çünkü onları çözebilmek için esas konuyu çözmüş olmak gerek) 'esas konuya' asla gelemiyoruz. Kayboluyoruz.
Artık daha fazla dağılmak istemediğim için, sen o mesajı ele almaya hazır olana kadar bekleyeceğim.


Edited by - oe_ on 23/07/2010 19:02:21
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  19:00:37  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi şu sözlerine yeniden değinmek istiyorum.

Birşeylerin senin adına karar verdiğini sanmak kendi gücünü ona teslim etmen demek

Birşeyler benim yerime karar veriyorsa eğer,"benim dışımda birşeyler var"demektir bu ve sonsuz tanımına uymaz.

Mesela şu son yazdığında şunu ima ediyorsun; "içimde bir ben var o seçiyor". 'İçindeki benin' bizzat seçmesi başka birşey, kendi seçiminde destek alman veya destek istemen başka birşey. Eğer içindeki sen seçiyorsa; o nasıl seçiyor, bana sorduğun soruyu yanıtlayabilecek misin?

İçimde ayrı bir ben olduğunu söylemiyorum..Bedenin sadece zihnin bir görüntüsü olduğunu söylüyorum. İçte dediğimiz şey aslında dışta. Maharaj der ki",beden bir elbisedir,onu çıkarın gerçeğe ulaşırsınız". Ama asıl senin tanımın bedene bir gerçeklik veriyor.

Ruh bedenin içine mi giriyor? Bu bedenin içi boşmuki bunu yapabiliyor? Madem bizler Ra'nında söylediği gibi soınsuzluğuz;"sonsuzluk","sonlunun içine"(bedene)nasıl giriyor? Hiç mantıklı birşey mi bu?

Bu neden mi önemli?

Her bedene ayrı bir parça demek bu şey ve ben orada demeye çalıştımki,tek bir gerçek var ve beden sadece onun farklı "görünümleri" ama sen buna takmışsın, " içimde bir ben var o seçiyor "diyip duruyorsun. Ben diyorum herşey bir,sen ise ısrarla"o mu karar veriyor"diyorsun.


Tam tersine sonsuzu parçalara ayırıp değil bir ,birden çok varlık türeten sen iken,sanki bunu ben yapmışım gibi konuşmanı da anlamış değilim.

M:O tek gerçektir. Başka her şey gölgedir,beden-zihin tarafından zamanın yüzüne yapılan gölge. Elbette bir gölge dahi gerçeğe ilişkindir,fakat o kendi başına gerçek değildir.

M:Ben Dünyayı inkar ediyor değilim. Ben onun bilinçteki görünümünü görüyorum ki bu bilinç bilinmeyenin uçsuz bucaksızlığı içinde bilinenin bütünlüğüdür.

Başlayan ve biten yalnıza "görünüştür". Dünyanın göründüğü söylenebilir ama (var)olduğu söylenemez. Görünüş(görüntü)bir zaman ölçüsüne göre çok uzun,bir diğerine göre çok kısa sürebilir,fakat sonuç aynıdır. "Zaman" ile bağımlı her ne ise geçicidir ve gerçeklikten yoksundur.

S:Kuşkusuz,sizi kuşatan dünyayı da -onu bizim gördüğümüz gibi-görüyorsunuz,çünkü çok normal davranıyor görünüyorsunuz!

M:Bu size böyle görünüyor. Sşizin durumunuzda sizin tüm bilinç alanınızı işgal eden,benimkinde küçücük bir noktadan ibarettir. Dünya sadece bir an sürer. Dünyanın devam ettiğini size düşündüren ise belleğinizdir. Bana gelince,ben bellekte yaşamam. Ben dünyayı olduğu,bilinçte bir anlık bir görüntü olarak görürürüm.






Edited by - pandora76 on 23/07/2010 19:01:38
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  19:20:57  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Afedersin ama,üstteki mesajımda cevaplayacağımı söyledim. Sana o kadar ,cevap yazman için sabreden biri olarak,önce bazı bilgiler vereceğimi söylememe rağmen niye böyle yapıyorsun..

Tabi ki aynı örneği tutturucam,ne anlatmaya çalıştığımı anlatan bu örnek ise eğer.. Birde hologram ve sabun köpüğü dedim.

Mesela senin sonsuzluğu tutturup sürekli heryerde sonsuzluk diyip durmana ben birşey diyor muyum? Çünkü sonsuzluk düşüncesiyle anlatabilirsin anlatmak istediklerini.

Afedersin ama,sen ne anlattın ,sorularıma yanıt olarak ne söyledin,niye hala parça sonsuz konusuna,kader ile özgür irade arasındaki farka değinmedin,ben birşey okumadım hala?

Neyse boşver..Sorularına geçelim..

İraden 3. yoğunluktaki sana değil, içindeki en bilge kısma, tek sonsuz yaratana ait.

Bana biraz izin vermeni,önce bazı bilgiler yazmam gerektiğini anlatmamın nedeni buydu. İçimde bir ayrı bir ben yok. Önceki mesajdaki bedenin(sonlunun içine giremeyen)sonsuz örneği gibi...

Yani zamanın ötesindeki, herşeyi bilen olması gereken sana ait.

Zamanın ötesinde herşeyi bilmesi gereken kimdir ? Yaratma isteği olan yani herşeyi bilen Tanrı mı?

Ra ne diyor"olasılıklara göre olabilir "gibi birşeyler diyor. Zamanın ötesinde olan ya da en üst yoğunluklarda olan ve herşeyi bilmesi gereken Ra hangi olasılığın gerçekleşeceğini bilmiyorda olasılıklarımı biliyor sadece?

Ama sana göre bu 'sen' herşeyi bilmiyor ve şu an görünür senden veya başka bir 3. yoğunluk derecesi varlığından daha bilge/bilinçli değil.

6b'deki Ra çok mu bilinçsizki bazı sorulara"bilmiyoruz"diyebiliyor,kesin şeyler demeyebiliyor?

Devam edicem ama ben seni ne zamandır "cevaplar" ,diye beklerken ,senin acelen varmış gibi benim yazmama dair yazmandan dolayı hemen bir iki şey yazayım dedim.

Edited by - pandora76 on 23/07/2010 19:31:59
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  19:56:12  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ama sana göre bu 'sen' herşeyi bilmiyor ve şu an görünür senden veya başka bir 3. yoğunluk derecesi varlığından daha bilge/bilinçli değil.
Çünkü senin kadar çok hata yapıyor. Hatta senin bütün hatalarını o yapıyor, çünkü irade onun.
İrade ve karar veren o, olduğu için; böylece içinde ulaşmaya çalışacağın 'daha bilge bir ben' de yok.
(Aslında böylece içindeki yüksek ben'i, kendi hata düzeyine indirgedin, yokettin


Ben böyle birşey demedim ve niye söylemediğim şeyleri söylediğinide anlamış değilim. "Yüksek benliğim bilgisizmi" dedim?

Yine bilmem kaçıncı keredir diyorumki,"ben dediğim bir'in bir benliği ise eğer,ben denilende bunları deneyimler iken,ancak ben deki bilgiyle değerlendirebilir".
Parça diye bir ayrım yoktur sadece benlikteki ifadeler vardır.


Ve bu ben/tek varlık, kafasına göre davranabilir. Bir varlığı belli bir şey olarak sonsuza kadar yaratmış olabilir.
Bir şeyi klavye olarak, birini insan olarak yaratıp sonsuza kadar aynı kalmalarını istemesinde mahsur yoktur. Onu sorgulayamayız.
(Reenkarnasyonu ve bir'e giden yolu da iptal ettin)


Dolayısıyla bu soruna da yanıt vermiş oldum.

Klavye konsuuna gelince...
Reenkarnasyon benim düşünceme göre bir yaşamdaki eylemlerimizi "dengelemek" için vardır. Önce "klavyeydim şimdide insan olayım ki adil olsun" diye değil. Bu nedenle verdiğin örnek bana açıklayıcı gelmedi. Her klavye insan oluyor mu;diye sormuştum sanırım. Çünkü klavye olup,daha kısa bir zamanda tekamül eden bir varlık,diğer tekamül aşamalarını atlamak durumunda kalabilir.

Ben reenkarnasyona inanıyorum zaman illüzyonunda ama senin verdiğin klavye-insan örneği üzerine kurulmuş bir adalet anlayışı bana açıklayıcı gelmedi.
Zaten reenkarnasyonun senin klavye-insan örneğindeki adalet anlayışı üzerine kurulmuş olması diye bir şartta yok. Gerçek ne ise ,o dur.

Bir beden üzerinden giderek verdiğim ayağın ayak,gözün göz olmasına rağmen yinede bunun adilane olması durumu,o beden için geçerli ama "ayrı iki çocuk varsa eğer ,birine daha fazla yemek vermem adilane değil" demeye çalıştım ü. Yani senin parça ayrımın sözkonusu ise eğer,o zaman adaletsizlik sözkonusu olabilir,diyordum. Oyaski "birlikte",tıpkı beden gibi,herşey adil aslında.

Yine başında yazdığım şey için yanıt istiycem senden:

Mesela kafadan atıyorum,bir insan düşünelim ,5 hayatta tekamül etmiş,diğer, ise 50 hayatta.
50 hayatta tekamül eden,savaşçı-barışçı,köle-kral,güzel-çirkin vs...pek çok şeyi deneyimlemiş olabilir.
Peki ya 5 hayata sığar mı hepsi? Güzellik-krallık vs...

Edited by - pandora76 on 23/07/2010 19:57:59
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  20:15:34  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yani reenkarnasyon senin klavye-insan örneğine dayanmayınca benim açımdan"reenkarnasyonu iptal etmişim"gibi bir sonuca vardığını görünce, yanlış anlamaolumsuz bir anlamda değil ama gülümsedim ,çünkü sanki karşımda reenkarnasyona dair kararları veren tam yetkin bir kişi varmış gibi geldi.


Fakat bu 'senden daha bilge olmayan içindeki sen' (yani aslında içinde bir sene de gerek yok, çünkü seninle aynı seviyede karar verebiliyor ancak, senden daha gelişmiş de değil) var başka da birşey yok (6. derecedeki yüksek benliğin veya 7. derecedeki yaratanla bir a/b/r bütünlüğünün ulaşmış olduğu seviyenin de anlamını iptal ettin. Bu kavramlar da gereksiz ve anlamsız hale geldi, iptal oldu.)
Geriye ne kaldı dersen. Hiçbirşey. Ne reenkarnasyon var. Ne aslına/özüne/bire doğru gidiş/dönüş var, yol var. Ne adalet/denge veya karma var.
Ne yüksek benlik, a/b/r bütünlüğü var. Hiçbirşey yok. Hiçbirşeye gerek yok. 'Senden daha gelişmiş olmayan içindeki senle' kalakaldık. Senden daha gelişmiş olmadığına göre ayrıca ekstra bir içindeki sen varsaymaya da gerek yok, tek başınayız. Herşeyi öldürdük ve yokettik."


Gördüğün gibi,söylediğin gibi "hiçbirşey yok "diye birşey dememişim ve ayrıca ruhların yolculuğuna göre yanlış anımsmaıyorsam dengeleme vardı,adalet değil. Yanlış anımsıyorda olabilirim,bakarım bir ara.

Şu sözlerini yeniden değerlendirmek istiyorum.

Ben adaleti sağlamak bağlamında sorgulanabilir/demokratik bir tanrıdan sözediyorum, "öyle her istediğini yapamaz", diyorum. Sen 5 değil 1 güneş, neden şu sayıda olmuş şunlar diyorsun. Burada bağlam değişiyor. Bu söylediğin şeyler 'varlıklar arası adaleti' sarsmıyor/bozmuyor. Yani konuyla hiç ilgisi yok. "Yok öyle istediğini yapmak" sözünün bağlamını gözardı edip, onu genel bir "istediğini yapmıyor mu"ya dönüştürüyorsun.

Bak ;"oradaki niye 5 değil bir güneş örneği",tek varlığın özgür olduğu için,özgür iradesiyle istediği kadar güneş ya da renk yaratabileceğine dairdi. Belki sen yanlış anladın?

E tabiki "bir" istediğini yapıyor. Karma denen şeyde onun "istediği"için olan şey değil mi?

Veya diğer evrensel yasalarıda o yaratmadımı?
Bir gece bir gündüzün olması,2 cinsiyetin olması vs...Onun yani öz'ümün istediği şey değilde ne?

Özgür irade yasasını kullanarak yaratım ;denip duruyor Ra bilgilerinde ve ne denmek istiyor sence?

Elimden geldiğince cevapladım. Biraz dinleneyim,gelip devam ederim. Şimdi senden parça sonsuzluk,özgür irade ile kader arasındaki görünürdeki fark ve şu an aklıma gelmeyen tüm sorularıma yanıt vermeni umuyorum.


Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  22:26:55  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora,

Öncelikle birşey söylemek istiyorum. Süreç boyunca kimi zaman aceleci ve hırçın davrandım. Bunun için özür dilerim.

Şu noktada, acele etmenin bir anlamı veya faydası olmadığını anladım. Zaten bu gibi zor konularda birbirimizi anlamak için sakin kafalara ihtiyacımız var. Acele etmenin ve zorlamanın anlamı yok. Sabrımız, enerjimiz ve isteğimiz devam ettiği sürece devam ederiz. Birbirimizi ne kadar anlarsak veya birbirimize ne kadar aktarabilirsek, o kadarla yetiniriz.

Verdiğin cevaplar beni tatmin etti mi dersen, evet diyemem hala. Ama şu anda üstümdeki aceleci ve hırçın havayı atıp sakinleştim en azından. Birkaç saate kadar sorularına elimden geldiğince birşeyler yazmaya çalışacağım. Hepsini bir seferde bitireceğimi sanmamakla birlikte. Özellikle cevaplamamı istediklerini öne çıkarabilirsin. Tabii herşeyin cevabını bildiğimi söyleyemem. Artık odakmış, dağınıkmış takmıyorum.

Neyse. Görüşmek üzere...

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 24/07/2010 :  00:34:38  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

Aslında adalete dair bir şey daha var. Mesela kafadan atıyorum,bir insan düşünelim ,5 hayatta tekamül etmiş,diğer, ise 50 hayatta.
50 hayatta tekamül eden,savaşçı-barışçı,köle-kral,güzel-çirkin vs...pek çok şeyi deneyimlemiş olabilir.
Peki ya 5 hayata sığar mı hepsi? Güzellik-krallık vs...

Bir yaşamı kendi içinde dengeleme amaçlı farklı hayatlar olabilir. Mesela Ruhların yolculuğunda verdiğim örnekteki,bir yaşamda çok güçlü olmanın tadına varan savaşçının,bir başka yaşamda tam aksine engelli bir yazar olması gibi ama birden fazla insanın hayatlarını birbiriyle kıyasladığımda hiç de adil değil.




Buna cevap verebilmek için düşünüyorum. Önce bazı kavramları netleştirmem gerekecek. Biri 5 hayatta tekamül etmiş, diğeri 50 hayatta. 50 hayatta tekamül eden daha çeşitli deneyimsel koşulları yaşamış. Bunların arasında adaletsizlik yok mu, deniyor.

Sanırım burada tekamül etmek kavramını '4. seviyeye geçmek' olarak yorumlayabiliriz.

Olasılıkla bu sayılar daha büyük, ve çabuk tekamül eden de eğer sekizinci dereceye ulaşmamışsa (ki olasılıkla ulaşmamış olacak) en azından ara hasatı (25000 yıl) beklemek durumunda kalacak ve enkarne olmaya devam edecek bu sürede de.

Ama ana fikri anladığımı düşünüyorum. Süreyi uzatalım. Birisi bir ara dönemde diğeri ise 10 ara dönemde olsun. Ve dediğin gibi çok çeşitli deneyimler edinmiş olsun.

Şimdi burada bakacağımız bir kaç nokta var. 4. dereceye geçebilmek için öğrenilmesi gereken ders. Biri bunu çabuk öğrenmiş, diğeri geç öğrenmiş. Hangisi daha avantajlı. İlginçtir, sanırım geç öğrenenin daha fazla çeşitli deneyim edinmesi sayesinde daha avantajlı olduğunu düşünüyorsun. Ama 4. derece deneyim olanakları belki de burada geçirilen uzun deneyim safhalarından çok daha verimli şekilde öğretiyordur. Bunu bilmek zor. Bu kişi zaman kaybediyor ve deneyim kazanıyor. Ve şu da var. Kimse zorla hasat edilmiyor. 5 hayatta hasata hak kazanan da, istese ben biraz daha oyalanmak istiyorum burada, biraz daha tadını çıkarmak istiyorum diyebilirdi. Nitekim ikinci ara hasatta, hasat edilebilir durumda olan 150 varlık da bu dünyada kalıp yardım etmeyi seçmişler. Sonra aralıklarla kendi istedikleri zamanda geçmişler diğer aşamaya.

Bir diğer nokta. 4'e hasat için öğrenilmesi gereken bir ders var. 50 hayatta öğrenen evet, biraz fazla deneyim geçirmiştir ama o deneyimleri diğeri kadar iyi süzüp özümseyememiş sanırım ki, diğeri kadar kısa zamanda hasat olamamış.

Bunu şuna benzetebilir miyiz. Birinin bir sınava hazırlanmak için bir iki kaynak kitabı varmış ama onlara iyi çalışmış, diğerinin ise birçok kitabı varmış ve onları daha yavaş anlamış. Peki bu fazladan kitapların bir faydası olacak mı? Eğer 5. veya 6. hasat için yatırım olabilecek şeylerse belki. Veya aynı tekrar şeyleri boşa öğrenmiş de olabilir. Diyelim ki, 4'e geçiş sınavı biyoloji sınavı idi. Ama o kişi fizik dersinin notlarına da çalışıyordu. Tabii bu durum biyoloji sınavını çabuk vermesine yardımcı olmaz. Belki daha sonra işine yarar. Veya yaramaz. Bilemem. Aslında gerçek süreler 5 ve 50 gibi kısa olmadığı için, çeşitlilikte olasılıkla daha fazla. Olasılıkla yaşam kalıplarında tekrara bile düşüyorlardı. Ve zaten kendi öğrenmeleri gereken şeyi en iyi öğrenecekleri koşulları yaratmaya, onları seçmeye çalışıyorlardı. Yani kral olmak örneğin, kendisi için gerekli miydi, bu rolü çok talep eden var mı bilmiyorum. Ama ne gerekiyorsa, kendi istedikleri rolleri alıyorlardı. Bundan dolayı aynı roller tekrara bile düşmüştür bence. Yani dış kalıplar/roller esas değildi, o roller sadece onlara belli seçimleri yapıp yapmayacaklarını görebilecek ortamı sağlıyordu. Önemli olan seçimler de, sadece kralların ya da kölelerin ulaşabileceği şeyler değil; sevginin kendini göstermesi için gerekli ilişkiler, anlayışlar vs.

Yani bahsettiğim noktalar açısından bana bir adaletsizlik varmış gibi gözükmüyor. Hem hasata hak kazanınca geçmek isteyip istemedikleri, hem de enkarnasyonlarında seçmek istedikleri roller kendilerine kalmış durumdaydı. Bir de şu var, hasat olduktan sonra da, ne geç hasat olanın fazladan deneyimleri siliniyor, ne de erken olanın bu tip deneyimleri kazanması engelleniyor. İsterse gezgin olarak dönebilir, veya kalmayı seçebilir. Veya belki de kaçırdığı şeyleri hiç aratmayacak daha zengin içerikli deneyimler vardır gittiği yerde. Ki herkes bir an önce sonraki aşamaya geçmeye çalıştığına göre, bu çok daha büyük olasılık. Sanırım 'geç kalan' avantajlı değil, dezavantajlı durumda desek, olasılıkla daha doğru olabilir. Seçim hakları erken hasat olanda. O istediği yeri seçebilir. Diğeri hakedene kadar beklemek zorunda.

Şimdilik bu kadar benden. Yarın fırsat bulabilir miyim bilmiyorum.

Edited by - oe_ on 24/07/2010 00:36:11
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/07/2010 :  00:50:51  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe;
Dosdoğru içimden geleni anlatmamı istermisin? Hem soruyu sorup hem de evet yanıtı almış gibi devam edeyim:)

Bugün bir ara hakikatende ben de "ip inceldiği yerden kopsun ve bu özgür irade konusuna dair bir sonuç olsun,isterse hiç yanıtlamasın,umursamasın,ben yazıp kendi tarafımda bitiricem"dedim kendime.

Ben pek fazla yanıt alamadığım için senden,cevaplardan tatmin oldum ya da olmadım bile diyemiyorum,diyip biraz taşlayayım:)

Ama bir ara,senin bana çok şey öğreten insanlardan biri olduğun ve bir'in diğer bir parçası olduğun geldi aklıma. Her ne olursa olsun,tartıştığımız zamanlarda bile,özünde pozitif biri olduğuna dair inancımı asla yitirmedim. O anda sevgi göndermek konusu geldi aklıma ve dedimki kendime"karşımdakinin kendisine düşman olmadığımı anlamasını diliyorum". Doğru birşey miydi böyle düşünmem bilmem ama aklıma gelen bu ilk şeyi söyledim.

Bir süre sonra ,yeni bir boks müsabakasına hazırlanır gibiymişcesine:), son mesajını açtığımda, aceleci tutumunu anladığını söylediğin mesajını okuduğumda şaşırmadım dersem yalan olur.

Tartışmalar sırasında gerginlikler olur,bana göre önemli olan sonuçtur.. Yine olabilir,gerilim yükselebilir ama sonuçta ne olduğu önemli,dediğim gibi.

Ben unuttum bile ve kırıcı birşey söylemişsem eğer gerginlikten ötürü,ben de özür dilerim senden.

Söylediğin gibi aceleye gerek yok. Ben de yaptım bunu. Konu uzun,yol uzun. Kısa bir süre dinlenmeye karar verdim zaten,yoruldum.
Birkaç saat sonra değil,istediğin zaman ,istediğin şeyden başlayıp yazabilirsin de.

Dağınık mı değil mi,bence düşünme bunları,dağınık olur ama tıpkı bh-kh arasındaki farka dair başlıkta yazdığımız gibi,en sonunda toparlarız dağılmış parçaları biraraya getirerek.

Belkide birbirimize hiç katılmaz,hiç biraraya getiremeyiz düşüncelerimizi ama bunun da bir önemi yok benim için,önemli olan paylaşmak.
Sevgiler..

Edited by - pandora76 on 24/07/2010 00:57:26
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 24/07/2010 :  13:42:37  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora, belki de sevgi göndermen işe yaramıştır. Nasıl oldu bilmiyorum ama böyle olması iyi oldu sanırım.

Yukarıda bir sorunu cevaplamaya çalıştım (senden önce davranmışım).

Şimdi en çok istek alan ikinci soruna gelecek olursam.

--------------------------------------------------------
SORU: Bu durumu şöyle açıklayabilir mıyız: Bir bireyin
Yüksek Benliği, akıl/beden/ruh bileşimini bir dereceye kadar
yönetir, yani onu deneyim kazanmak amacıyla daha aşağı
yoğunluk derecelerinden geçirir; sonunda bu deneyimleri al-
tıncı yoğunluk derecesinin ortalarında bulunan Yüksek Ben-
liğe aktarır ya da bu (altıncı) yoğunluk derecesinde söz konu-
su deneyimleri birleştirir (sentez yapar). Doğru mu?
RA: Dediğiniz doğru değildir. Yüksek Benlik geçmiş benlikle-
rini yönetmez (manipüle etmez). Mümkün olduğunca korur,
istendiğinde rehberlik eder ama aslolan özgür iradedir. Öz-
gür irade ile kaderciliğin görünürdeki aykırılıklan, gerçek
eşzamanlılık (aynı zamanda değişik düzeylerde varoluş) diye
bir şeyin varlığı kabul edildiğinde yok olur gider. Yüksek
Benlik, o noktaya gelinceye kadar akıl/beden/ruh bileşiminin
geçirdiği bütün deneyimlerin ve tekamülünün bir sonucudur
(nihai ürünüdür).
SORU: O halde karşımızda bütün yoğunluk derecelerinden
geçerek sonuçta altıncı yoğunluk derecesinin ortasına varan
uzun bir deneyimler yolu var ve bu yol tamamen özgür ira-
denin bir fonksiyonudur ve altıncı yoğunluk derecesi ortala-
rında Yüksek Benliğin bilincine varılması ile sona erer. Ama
zaman bir illüzyon olduğuna ve zamanın ve uzayın birleşme-
si ya da zaman olarak düşündüğümüz şeyin ortadan kalkma-
sı söz konusu olduğuna göre, Yüksek Benliğe erişilmesi ile
sonuçlanan tüm bu deneyimler; bu tekamül vuku bulduğu sı-
rada mevcutturlar. Hepsi eşzamanlıdır, aynı zamanda vuku
bulmaktadır. Doğru mu?
RA: Metafizik varoluş kavramlarını idrak etmenin büyük
zorluk içerdiğini bildiğimiz için bu açıklamanın doğruluğu
yanlışlığı üzerine konuşmaktan sakınmak zorundayız. An-
cak, nasıl uzay/zaman'da sizin coğrafyanızda aynı anda bü-
tün kentler, köyler fonksiyon görüyorlarsa, işlerini yapmakta
olan varlıklarla dolu ve faal haldelerse, aynen zaman/uzay
'da da tüm zamanlar ayni anda cereyan ederler. Yani benliği-
niz için uzay/zaman ne ise zaman/uzay da odur.
--------------------------------------------------------

Şimdi burada birkaç noktanın üstüne düşüncelerimi söylemek istiyorum.
Öncelikle çeviri ile ilgili bir durumu açıklığa kavuşturmak gerek.
Kader sözünün söylendiği düşünülen orijinal metin kısmı şöyle;

----------------------------------------------------------------
Ra: I am Ra. This is incorrect. The higher self does not manipulate its past selves. It protects when possible and guides when asked, but the force of free will is paramount. The seeming contradictions of determinism and free will melt when it is accepted that there is such a thing as true simultaneity. The higher self is the end result of all the development experienced by the mind/body/spirit complex to that point.
----------------------------------------------------------------

Burada görüyoruz ki kader (destiny veya fate) denmemiş, determinism denmiş. Ne fark var dersek, kader daha çok tanrı gibi bir üst bilinç tarafından varlıklara biçilen bir durum olarak görülür. Materyalist bir düşünüşe göre böyle bir üst bilinç yok, ama determinizm hala var. Yani tanrı olmasa da belli şartların belli durumları zincirleme olarak doğurması sonucu özgür iradenin olmaması gibi bir anlam ifade ediyor. Ben buna 'başlangıç koşullarına hassas bağımlılık' diyorum. Yani örneğin, eğer big bang başlangıç ise, o anda tüm fizik kuralları da belli ise, evrenin ömrü boyunca ne olacağı o başlangıç anında kayıtlı gibi olmuş oluyor.

Şimdi olaya geri dönersek. Diyor ki, determinizm ile özgür irade arasındaki görünürdeki aykırılık silinir gider. Bu, "özgür irade kalkar" anlamına gelmiyor olmalı. Çünkü salt o birkaç paragrafta, ve kitabın çok fazla yerinde vurgulanan bir kavram bu. Benim görüşüm özgür irade sürmeye devam ediyor, ancak bizim determinizme yüklediğimiz bakış açısı değişiyor olabilir.

Orada bizim zor anlayabileceğimiz bir kavram var; 'Gerçek eşzamanlılık'. Bu kavram, zaman/uzay'ın yapısı olarak söyleniyor. Zaman/uzay'da (yani bizim akıl/beden/ruh bileşimimizin öldükten sonra gittiği yerde) 'herşey aynı anda' oluyor, tüm zamanlar aynı anda canlı ve çalışır halleriyle var. Yani ne geçmiş 'olup bitmiş' durumda, ne de gelecek 'gelmemiş' durumda. Hepsi aynı anda ulaşılabilir durumda. Hepsi canlı, var, gerçek.

Şimdi determinizme dönecek olursak. O der ki, herşey başlangıç anına bağlıdır ve kurallara. Oysa zaman/uzayda bir başlangıç anı yok. Tüm zamanlar (ki olasılıkla sonsuz olmalı, nasıl ki burada uzay/zamanda da, uzayın sonunu bulamıyoruz) el altında. Bu ne demek? Bırakalım 'geleceğin' kader veya determizim gibi sabitlenmesini ve değiştirilemez hale gelmesini, 'geçmiş' bile değiştirilebilir durumda. Çünkü geçmiş 'bitmiş' ve erişilemez duruda değil. Tüm zamanlar her an canlı.

Determinizm ne diyor, başlangıç durum ve şartları herşeyi belirler. Peki zaman/uzay'da biz her an başlangıç koşullarında değil miyiz? Yani her an istediğimiz herşeyi değiştirebiliriz, geçmiş, şimdi ve gelecek dahil.

Fakat birşey daha var ki, zaman/uzay'ın yapısı orada bulunurken değiştirilemiyor. Verlıklar gelişmek için gene uzay/zamana gelip enkarne oluyorlar. Bazan derim; orası ev, burası iş diye. Evde çalışıp gelişseler olamaz mı? Hayır, oranın yapısı/doğası öyle ki, orada herşeyi görebiliyorsun ama hiçbir şeyi değiştiremiyorsun. Değiştirmek için bir zaman seçip, o zamandaki uzay/zaman'a geçmen, yani enkarne olman gerekiyor.

Bu da determinizmin ikinci anlamını destekliyor gözüküyor. Yani hem herşey değiştirilebilir durumda (uzay/zamana geçerek), hem de enkarne olmazsak, yani uzay/zamana geçmezsek, hiçbirşey değiştirilemez durumda. Yani tüm zamanlar başından sonuna belirli (belirli derken en son ne yapılmışsa o zamanla ilgili, o geçerli kalmış, ta ki tekrar değiştirilene kadar), eğer değiştirmeye kalkmazsak.

Ben bunu resim çizen bir ressama benzetiyorum. Resim solda geçmiş, sağda gelecek tüm zamanları kapsıyor olsun. Ressam eline fırça aldığında uzay/zamana geçiyor olsun. Ama olayın asıl haline benzemesi için, birşey değiştireyim. Resim çok büyük olsun. Ancak uzaktan resmin hepsini görüyor. Yakına gelip bir noktada çalışmak istediğinde de resmin bütünlüğünü göremiyor.

Yani ressam uzakta iken zaman/uzayda. Resmi bütünüyle görebiliyor, ama resme erişip değiştirme imkanı yok.
Resme yaklaştığında uzay/zamana geçip enkarne oluyor gibi düşünelim. Bu durumda resmin çok küçük bir lokal bölgesini görüyor, orada değişiklik yapıyor, ama yaptığı değişikliğin iyi olup olmadığını görmek için tekrar uzaklaşmak zorunda.

Bununla ilgili söyleyebileceklerim bu kadar.
Bundan sonra hangi soruna cevap vermeye çalışayım emin değilim.
İstersen yönlendirebilirsin, en çok sormak istediklerine.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/07/2010 :  23:16:35  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Emeğine sağlık oe. Teşekkür ederim.

2008'de foruma üye oluş amacım çekim yasasıyla ilişkili yeni bilgiler bulmak ve özgür irade gibi konular üzerine sohbet etmek olduğu için ,bu yeterliydi benim için. Diğer konular ,bu konunun yanında önemli olsa bile bir yere kadar,yine de teferruat benim için. Dolayısıyla aklıma geldikçe zaman zaman yazarım..Sen ve diğer arkadaşlarımız da aklına gelenleri zaman buldukça paylaşırsanız,birlikte bir yol bulabilir,sorularımızın cevaplarını zamanla tamamlayabiliriz diye düşünüyorum.

Adalet konusuna gelince.

Sanırım burada benim açımdan yanlış bir anlaşılma var zira ben adaletsizlik var demiyorum,tam tersine,sistemin adil olduğununu düşünüyorum. Galiba verdiğim örnekten dolayı böyle anlaşıldı. Birde uzun bir sohbet olduğu için bu yanlış anlaşılmalar sözkonusu olabilir.

Geç öğrenenin daha fazla çeşitli deneyim edinmesi sayesinde daha avantajlı olduğunu düşünmüyorum. Benim çıkış noktam şu idi.

X 4 hayat geçirsin ve bu hayatlarda işyaşamında yönetici-evhanımı,çiftçi-işçi olsun ama tekamülünü bu 4 hayatta tamamlasın.(bunlar genel anlamda düşündüğüm örnekler,iyice aklımda kurmuş değilim)

Y ise 40 hayat geçirsin ve kral-köle,zengin-yoksul,iş yaşamında yönetici-evhanımı,çiftçi-işçi vs...Birçok yaşam deneyimlemiş olsun.

Burada,"sonlu bakış açısıyla"hiçbirşey adil değilmiş gibi görünüyor demeye çalıştım. Kim en azından bir kez "sonlu" bakış açısıyla kral olmak istemez ki. Zira biri der"az sayıda hayata rağmen,çabucak tekamül edip üst yoğunluğa geçmek ne güzel"..Diğeri de der ki"bence çok yaşam daha değerli,çünkü her ne kadar dersleri daha çabuk öğrenememiş olsa bile,Dünya yaşamına göre 'krallığın-zenginliğin"tadına varmak,daha fazlasını deneyimlemek güzel". Yani her iki bakış açısıda aslında kendi adalet anlayışını ortaya koymakta ve bu nedenle de belki,kendi adalet anlayışını deneyimlemekte..

Yani belki de ,bir kişinin geçirdiği yaşam süresinin daha fazla olması da,aslında kişinin Dünyadaki deneyimleri daha fazla yaşamak isteğinin bir sonucudur.

Dünyayı yaratan bana göre dünyanın olması arzusudur. Bizi yaratanda,doğma arzumuz. Dolayısıyla 50 kez ,yine yeniden doğma arzumuzdan dolayı,5 değilde 50 yaşam geçirmişsek eğer,öyleyse adaletsizlik bunun neresinde...

İşte bunu anlatmaya çalışıyordum ben,biryerde de.

Bu nedenle de bulunduğumuz yerden baktığımız zaman"niye herşeyi deneyimlemeyeyim,adaletsizlik değil mi"gibi bir şeyin anlamı olmadığını düşündüğümü söylemek istedim.

Ayrıca,bulunduğumuz sonlu noktadan bakılınca,her yaşamın bile kendine göre adaleti var bence.

Buna dair iki örnek vermiştim:

Mesela Jüpiteri haritaya hakim olan biri toplumda Jüpiterin verdiği şans ile özellikle çaba harcamasa,böyle bir niyeti olmasa bile bir şekilde öne çıkar/çıkartılır Jüpiter tarafından,göz doldurur,erdemliyse eğer başarabilir fakat tam da bu nedenle kıskanılır,pek çok kereler haksızlığa uğrayabilir.

Oğlak burcu içe kapanıktır,toplum içinde çok da dikkat çekmez hemen. Zorluklar çeker,çok çalışmak zorundadır ama bunun yanısıra o bir keçi gibi inatla uğraşır,çabalar ve başarır.


"Birlikte" sadece "bir varlık" var ise eğer,tıpkı ayağımın neden göz değilim diyerek şikayet etmemesi gibi,adilane olmayan hiçbirşey yok demek istedim. Toparlarsam,adalet kavramı sadece kendini sonlu zanneden bizler için.


Edited by - pandora76 on 24/07/2010 23:35:39
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/07/2010 :  23:24:27  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Daha da ileri gideyim.. Ben insanların acıdan dolayı haz duyabileceklerini bile düşünüyorum(Felaketler hariç tabi). Buna dair verdiğim örnek ise, parayı kaybetmenin (acısı)olmasa,onu bulmanın (hazzı)nın olmayacağı idi.

Bir zamanlar bunu çok düşünmüştüm ve çıldırtan diyaloglarda buna dair birşeyler yazmıştım. Haz acıdan doğar veya haz,iki acı arasındaki durum;gibi...

Ya da bir ateist arkadaşımın söylediği birşey vardı. "Cennette herşey güzel,ırmaklar,bahçeler...Oysaki cehennemde heyecanlı tipler var,mesela kurt cobain"demişti:)

Her ne kadar espriyle yaklaşmış olsa da kendine göre,aslında gerçektende biz insanlar yasak elmayı arzuluyoruz,Adem ile Havva'dan beri. İşte bu nedenle o ,sonsuzdan sonluya bakarak ,"neden iyi ve kötü var" olgusunu anlamaya çalışmıştım ve gerçektende o durumda herşey yerine oturmuştu böylelikle.

Kötülük gerekli mi? Ra bilgilerinde Lusifer'in bir hizmet yaptığından sözedilir ama kitaplarım üzerine pek çok notlar aldığım,altını çizdiğim için zamanla parçalandı bazı kısımları mesela Lusifere dair kısım kayboldu, birde üstüne sevgili yeğenlerimin odama girip kitabımdaki parçaları da dağıtmasıyla:) Ama kitapların hepsini yeniden alıp,aradığım o kısımları bulucam.

Şimdilik aklımda kalanlara göre diyebilirim ki,bana göre "katalizörler"şiddetli bir biçimde şart değil gelişimimiz için ama kötü denilen de,iyinin karşıtı ise eğer,iyinin iyi olabilmesi için,kötüye gerek var veya iyiye iyi denmesi için,kendiliğinden birde kötü diye birşey var,yoksa iyi nasıl iyi olabilirdi ki?

Bakış açısına göre pek çok şey değişebilir elbette ama evrensel yasalar demişki"kendi toprağını sulayacaksın ama başkasının toğrağına girmeyeceksin,öldürmeyeceksin,çalmayacaksın ...

Yani ne kadar göreceli dense bile iyi-kötü dualitesine,bize iyi ya da kötü hissettiren şeyler var.

Şu sözlerine yürekten katılıyorum:

Önemli olan seçimler de, sadece kralların ya da kölelerin ulaşabileceği şeyler değil; sevginin kendini göstermesi için gerekli ilişkiler, anlayışlar vs.

Edited by - pandora76 on 24/07/2010 23:43:22
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/07/2010 :  01:08:40  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şöyle demiştin önceden:

Yani zamanın ötesindeki, herşeyi bilen olması gereken sana ait.
Ama sana göre bu 'sen' herşeyi bilmiyor ve şu an görünür senden veya başka bir 3. yoğunluk derecesi varlığından daha bilge/bilinçli değil.


Ben de bu sözlerine şöyle bir açıklama getirmek istemiştim:

Tanrı bile belirsizlik ilkesi ile kısıtlanmıştır ve konum ile hızı bilemez,sadece dalga fonksiyonunu bilebilir...
Diye yazmıştım.

Sonra da "Tanrı kimdir,ne anlıyoruz Tanrı kavramından "anlamında birşeyler yazmıştım.

Ra bilgilerine bakarken şu sözlerle karşılaştım:
65.Celse:

Soru:İkili katalizörlerin faaliyette olduğu görülüyor,sorun hangisinin daha önce davranacağında. Edgar Cayce tarafından yapılan kehanetler, Dünya'daki birçok değişikliği işaret ediyorlardı. Ben de geleceği bildiren mekanizmanın nasıl çalıştığını merak ediyorum. Daha önce Ra'nın zamanın bir parçası olmadığı söylenmişti,yine de biz olasılık/olanak girdaplarıyla uğraşıyoruz. Benim için kehanet mekanizmasının nasıl işlediğini anlayabilmek çok zor oluyor. Dünyanın geçireceği değişikliklerle ilgili, Cayce tarafından yapılan kehanetlerin ve bütün senaryoların değeri nedir?

Ra:Sizin adını verdiğiniz süre boyunca sofrasına koyabilmek üzere yiyecek satın almak için bir mağazaya giren bir varlığı göz önüne alın. Kimi mağazada belli çeşit,diğerinde ise başka çeşit malzemeler bulunabilir. Bu olasılık/olanak girdapları da,mağazalarınızda bulunabilen tenekede,kavanozda ya da açıkta satılan yiyecek maddesi porsiyonlarından birinin alınması gibi seçimlere bağlı olasılıklara benzetilebilir.

Zaman/uzay'ınızı taradığınız sırada kimin nereden alışveriş edeceği bizim için bilinmeyendir. Sadece aralarında seçme yapılabilecek malların neler olduğunu söyleyebiliriz. Edgar adını verdiğiniz varlığın okuduğu kayıtlar bu anlamda yararlıdır. Bu bilgilerde,diğer olasılık/olanak girdaplarına pek değinilmeyerek,en güçlü girdaba daha çok dikkat verilmiştir.


İşte söylemek istediğim bu idi.

Tanrı,Ra'nın da ifadesiyle,zamanın dışında bile olsa herşeyi bilen değil. Çünkü olanak olasılık girdaplarının hangisinin seçileceğini bilmemekte. Tıpkı kuantum mekaniğindeki gibi dalga fonksiyonu aracılığıyla olasılıkları bilebilir zamanın ötesinde ama daha fazlası değil çünkü birşeyin seçilebilmesi için,zamana ihtiyaç var.

Kırmızı ve yeşil elma..Kırmızıyı seçi-yorum,gibi..Ve bizler,seçim isek eğer..

Edited by - pandora76 on 25/07/2010 01:11:21
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 25/07/2010 :  02:17:11  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Rica ederim Pandora.
Aslında bu konuda biraz ısrarcı davranışımın sebeplerinden biri de, senin bu konuya verdiğin önem. Ama bana göre oldukça açık olan bir noktayı gene de anlatamayışım idi.

Çok hayat yaşamış olanla az hayat yaşamış olan arasında bir adaletsizlik yok, evet. Çünkü ikisine de eşit haklar/şanslar tanınmıştı.
Ama ayak ve göz durumu aynı değil. İkisine de hiç seçme şansı tanınmamış. Aslında diğer durumun tam zıttı.

Sen diyorsun ki, onlar bundan memnun olabilirler. Tabii burada gerçekten ayak ve gözden bahsetmiyoruz. Örneğin biri taş olan ve taş olarak kalacak olan bir varlıktan, diğeri insan olan varlıktan sözediyoruz.

Ben Tanrı adaletsizlik yapamaz diyorum, çünkü o zaten kendisini her varlıkta görüyor (bunu böyle göremeyen biziz). Kendine karşı mı adaletsizlik yapacak? Ve bana göre önemli olan nokta şu ki, ben onun adaletsizlik yapmadan da bu muazzam sistemi kurmasının bir yolu olduğunu biliyorum, bunu görebiliyorum. Bunun mümkün olduğunu biliyorum. Peki o benim bildiğimi bilemeyecek mi? Bütün, kendi parçasından geri olamayacağı için, benim birşeyi ondan iyi bilmem pek anlamlı olmazdı. Bu yüzden daha iyi bir tanrı olmanın yolları varken, daha basit ve adaletsiz çözümler bana çok anlamlı gelmiyor.

Yani bir varlığı belli bir şekilde yaratmak ve sabitlemek. Belli bir şey olması ve öyle kalması için yaratmak. Veya mesela bazı varlıkların kh yolunu seçecek şekilde onları bağlamak. Çünkü birşeyi ayak öbürünü göz yapan; bir şeyi taş, öbürünü insan yapan; sonuçta bazı varlıkalrın kh olmasını da sabitleyebilir, bu mantıkla. Tabii, sen bunu özgür irade dahilinde düşünebilirsin. Ama bana göre özgür iradenin tam tersi. Bu, hiçbir seçim sunmamak. İşte insan aynı satırları okusa ve beğense bile onlardan çok farklı anlamlar çıkarmış olabiliyor. Tartışmak belki de bu açıdan bunları açığa çıkarıyor.

Sen diyorsun ki, ayak ayak olmaktan memnun da olabilir. Birisi kh olmaktan memnun da olabilir. Veya acı hazza da tecih edilebilir, acıdan haz duyulabilir. Benim bunlara itirazım yok. Ayak ayak olmaktan memnun olabilir, kh kh olmaktan memnun olabilir, isteyen de istediği şekilde haz alabilir, tabii onlara bu seçimler sunulmuşsa.

Daha sonra devam edeceğim sanırım bu konuya. Çünkü konu uzun.

Şimdilik hoşçakal.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 25/07/2010 :  12:01:29  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Merhaba yeniden,

Yazdıklarının aklıma getirdiği düşüncelere biraz daha devam etmek istiyorum.

Kötünün gerekliliği konusunu ele alayım bu sefer. Logosun böyle düşünmediğine ilişkin yazmıştım zaten.
Şimdi ise "iyiyi kötü sayesinde bilebiliriz, iyi kötüye göre vardır" gibi düşünceler hakkında yazmak istiyorum.

Şimdi bir sınıf düşünelim. Bir ders var. O dersten 50 ile geçiliyor olsun. 50'nin altında almak kalmak dolayısıyla kötü, 50'nin üstünde almak iyi olsun. 80-90 veya daha üstü almak daha da iyi olsun. Sınıfta 50 kişi var diyelim. Şimdi benim kendimi iyi hissetmem için ille dersten birilerinin de kalmış olması (birilerinin de kötü olması) gerekiyor mu? Bütün sınıf dersi geçemez mi, geçse daha iyi olmaz mı? Herkes 80-90 alsa daha mı az sevinirdik. 20-30 alanları görmek bizi daha çok mu mutlu edecekti?

Dikkat edersek burada kötü/kötülük tanımlı (50'nin altı puan almak şeklinde), ama 'kötü biri' olması gerekmiyor, iyinin kıymetini bilmek için. Hiç sorun olmayan bir toplum düşün. Bu toplum şöyle mi derdi "ya içimizde hiç kötü insan yok, hiç suç yok, hiç suçlu yok, biz de iyi olmanın ne demek olduğunu veya kıymetini anlayamıyoruz". Hayır, onların içinde ille bir kötü olması gerekmiyor. Onların 'kötülüğü ve bunu istemediklerini' biliyor olmaları yeterli. Yani 'kötü olma kavramının' bilinmesi yeterli, 'kötü birine' ihtiyaç yok.

Örneğin bir 4bh toplumu. Aralarında hiç kötü olmayacak onların. Ama bu, iyiliği hissetmeyecek, değerini anlamayacaklar anlamına gelmiyor.

Daha eski big-banglerde de kh yolunu seçen kimse yokmuş, logosun bilinç ile bilinçaltı arasına koyduğu perdeden önce. Aslında 'kh olma imkanı' herzaman varmış. Ama 'doğru seçimi' bilirken kimse bu yolu seçmemiş. Logos bunu; kendisinin, kendi alt-logoslarına/diğer benliklerine sunduğu özgür irade de bir sorun olarak algılamış. 'Doğruyu bilirken doğrudan ayrılma özgürlüğü' yokmuş varlıkların. O zaman da gerçekten 'özgür bir seçim' yapmış olmuyorlar.

Şimdilik bu kadar.

Edited by - oe_ on 25/07/2010 12:08:01
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/07/2010 :  15:37:59  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ra:Yaratılışta ilk bilinen şey sonsuzluktu. Sonsuzluk yaratılıştır.

Soru: Şu halde bu sonsuzluktan bizim yaratılmış olarak deneyimlediklerimiz doğdu. Tekamülün bundan sonraki adımı neydi?

Ra:Sonsuzluk bilinçlendi,farkındalık başladı. İkinci adım bu idi.

Soru:Peki bundan sonra ne oldu?


Ben çok önceden bir deney yapmıştım kendimce. Ra bilgilerini okuduğumda ise şaşırmıştım çünkü deneyle neredeyse aynı şeyi söylüyordu.

Çok önceden bir gün,odamın duvarına bakarken bir çivi izi/leke gördüm. Onu kapatmak için bir tablo gerekiyor; der iken,bir anda bu izi neden kapatmak gerektiği sorusu geldi aklıma: Çünkü leke çirkin görünüyor. Sonra şunu düşündüm.
Bu lekenin,biraz yakınına astığım süsten daha çirkin olduğunu bana düşündüren şey nedir?
Yani ben oldum olası duvardaki bir çivi izinin çirkin olduğuna inanmıştım ama şimdi lekenin neden çirkin olduğunu düşünüyordum. Sonra geriye gittim ve gözlerimi duvardaki lekeye odaklamadan baktım. Bu durumda leke halada çirkin görünecekmiydi?
Lekeye odaklanmadığım an,hemen leke silikleşmeye başladı. Bu durumda leke çirkin gibi görünmüyordu çok fazla çünkü lekeyi tam olarak göremez olmuştum. Sonra aklıma birşey geldi. Belkide lekenin orada olmasının nedeni,o noktaya odaklanmamdı. Orada (ya da başka bir yerd ebelkide beynimde)lekenin bilgisi vardı ama ben o noktaya odaklandığım zaman ortaya çıkmıştı. Kuantum Kuramına göre gözleyen -gözlenen bir bütün gibi birbirlerini etkileyip değiştiriyor ise..

Yani biz sonsuzun bir odağı,bir seçimiz buradan çıkan sonuca göre. Beden örneği de böylelikle gelmişti aklıma. Göz alıcısına odaklandığım zaman göz,kulağa odaklandığımda kulak olmayı deneyimlemem ve onların birer parça değilde benlik olması.

Mesele şu ki oe,en başında da söylediğim düşünce farklılığımızdan dolayı ,anladığım kadarıyla biz aslında temelinden ayrılıyoruz seninle konuya dair.

"Ayak ayrı bir varlık değilki",denilebilir ama zaten bende tam bunu söylemeye çalışıyorum. Fakat bu yine de gözde "görmeye",ayakta ayağı "deneyimlemeye" olanak veriyor. Her duyu organında farklı algılar almak demek,sanki "ayrı varlıkları" deneyimlemek,ayrı varlıklarmış "gibi "olmak demek. Şimdi benim göze odaklanınca gözü,kulakta ise kulağı deneyimleme dair sözlerimle,Ra 'nın şu sözleri arasında bir fark var mı?

Ra:Bu farkındalık,sonsuzluğun,sonsuz enerji üzerine odaklanmasını doğurdu. Siz bunu çeşitli isimlerle nitelendirdiniz;en çok rastlananı,"Logos"(Kelam,evrenin düzeni)ya da "Sevgi"dir. Yaratan,sonsuzluğun ,farkındalığın içinde ya da bilinçli bir prensip olarak odaklanmasıdır ki biz buna,sizin dilinizde kullanabileceğimiz en uygun sözcüklerle,sonsuz zeka ya da zeki sonsuzluk diyoruz.
Benim elim için bedenim sonsuz değil mi?

Ama ben şu anda hem görüyor hem işitiyorum yani bir "bütün" olarak hepsini hissediyorum fakat yan komşumuzun gördüklerini algılamıyor,hissetmiyorum.

Ben bedenime bir evren desem,yan komşumun bedeni bir başka evren ve evrenler birbirinden ayrı olsalar da aslında değiller.

Tanrının yapamadığı birşey var mı? Mesela kendisinin bile kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi yoksa sadece yarattığını mı zannedebilir?
Ben gücü herşeye yeten Tanrının kaldıramayacağı taşı yaratabileceğine inanamam ama kaldıramayacağı taş yarattığı "zannını"yaratabileceğine ihtimal veririm.
Tanrı kimdir derken,bunun gibi sorular üzerinden yola çıkmıştım.

Tanrı kendisinin iradesini böldüğü zannını yaratabilir ama bence gerçektende yapamayacağı şeylerden biri de bu olmalı çünkü o bölünmez sonsuzluktan geliyor. Sonsuzluk parçalanamaz çünkü çokluk sonlu kavramdır ama sonsuzluk parçalara bölündüğü zannını yaratabilir.


"Yüksek benlik diye bir şey kalmadı o zaman";gibi birşey yok. Beynim elime "yaz"komutu vermese bile yazmazsa elim,bunun nedeni elimin tekamülünü tamamlamaması gibi birşey ama yazıyor olması durumu,tekamülünün bitmesi demek.

Veya bu örneği biraz daha genişleteyim. Elim ,bedenimin(sonsuzun)ayrı bir parçası ve beyinden gelen sinyallerle tek başına yapıyor bu işi..Gerçekten tek başına mı yapıyor?

Nefes aldım,kalbim çalıştı ve kanı temizledi ve sindirim sistemi vasıtasıyla aldığım besin,bunların olması için gerekli enerjiyi sağladı.

Elimdeki kemikler,kaslar,sinirler,kan vs...hepsi ,dışarıdan elime bakıp"diğer organlarımla elim ayrı birer parçaymış" gibi görünse bile,aslında diğerleriyle bütün ve tek başına yapabildiği brşey yok. İşte bu nedenle,"herşey bir" diyorum.

Beden örneği tam yerine oturmuyor ama sonsuzluk ve tekamülü tam anlamıyla nasıl anlayabilir ve hangi örnekle anlatabilirim,sözcüklerle tanımlanamadığı halde? Ancak aklıma gelen örnekleri sıralayabilirim.

Ya da mısırlılar gibi bir çemberi düşünelim. Sanırım Ra 'da demişti bunu,bir noktada 3b insanı,bir başka noktada başka bir noktada 5bdeki hali ve bir başkasındada yüksek benlik. Peki merkez kim?

Veya çemberin üzerine sonsuz çember daha çizelim. Bunu yapabilir miyiz? Sonsuza dek çember çizebilir miyiz? Sonsuz çember için,sonsuz bir alan gerekli ve bu çemberlerden ilki için"yüksek benlik"diyelim. Böylece yüksek benlik diğerleri üzerinde güce sahip olabilir.

Fakat sonsuzluk ya mekansızlıksa? Zira içi-dışı-kenarları olmayan şeyin bir mekan olmadığını düşünebilirim sanırım. Eğer durum bu ise,bu sonsuzlukta yüksek benlikte,1b,2b,3b,...7b ye kadar tüm tekamüllerde bir arada olabilir.

Sabun köpüğü "bir" olsa bile,garip bir şekilde "farklı"renklerinde birarada olmasını bu nedenle örnekledim.

Dolayısıyla parça yoksa eğer,yüksek benlik ya da 3b varlığı yani tekamül ortadan kalkmış değil.. Sabun köpüğü gibi..

Bana hangi noktalar üzerinde durmak istersin demiştin... İyice üzerinde düşünmek istediklerimden biri de parça-bütün ilişkisi. Önceden yazdıklarım:

Şimdi bir adam düşünelim ve kolu yara oluyor. Kolu mu acıyı hissediyor beynimi?
Kolu kopsa bu adamın(parça),kolun acısını hissedermi bu adam?
Kol koptuğunda ölüp çürümez mi?
Hani ama bu kol ayrı bir "parça "olarak ,özgürce iradeye sahip değilmiydiki, bedenin"dışında"olduğu zaman ,çürümek-ölmek yerine özgür iradesiyle yaşamaya devam edemedi?


Benim düşüncem o ki,bütünün ve parçanın iradelerini ayrı düşünürsem,bu durumda adalet aramam gerekir ama işte bizler sonlu görünümündeki sonsuz olduğumuz için sonlu adalet anlayışı değil,sonsuzun mantığıyla düşünmeye çalıştım. Çünkü sonsuz hiç parçalanmadı ve ben sonsuz isem aslında,sonsuzun tarafından bakmak zorundayım. Sonlu diye birşey yok çünkü,bir rüya var sadece.

Maharaj tam sözcüklerle olmasa bile,şu anlamda sözler söylemişti:"Bir gnani olarak, doğmadığım için ölmem,sadece bazen gezintiye çıkarım(beden olma yanılgısı) gezintiden gördüklerimiz bizimdir,yeni bir biçim almamız demektir(gezintiye çıkmış hal ile gezintiye çıkmamış halin farklılığı). Ama gezintiye çıkmak ve geri gelmek ,doğmak ve ölmek demek gibi birşey,başka bir parçaya dönüşmek değildir.

Çünkü gezintiye çıkan ve çıkmayan kişi aynı kişidir.

Sen KH veya BH olmak (Kendine veya Başkalarına Hizmet) başlığında şöyle demiştin:

Çok daha eski/önceki yaratılışlarda kh kutuplaşmasının olmadığı söyleniyor Ra'da. Belki mitlerin cennet ve cennetten düşme olarak anlattığı buna karşılık gelebilir, ama ben esas olarak mit üzerinden değil bilgi üzerinden gideceğim (çünkü mitlere de zaman içinde yavaş yavaş sapma karıştırmak oldukça kolay ve sık rastlanan bir durum. Aslında negatiflerin tam 'temiz' bıraktığı pek de fazla birşey yok denebilir).

Eski yaratılışlarda kh-bh kutuplaşması yokmuş ve logos kendi benliklerine daha fazla özgürlük vermek istediği için bu kutuplaşmaya izin veren perdeyi (bilinç ve bilinçaltı arasına konup; varoluşun mimarisi, geçmiş hayatları, kısaca bilinçaltımızı net olarak görmemizi engelleyen perde) yeni yaratılışlarda seçmeye başlamış.

Şimdi kritik nokta şu. Logos varlıkların 'gerçekten özgür olması' için bunu yapıyor, bir anlamda 'bilgiyi gizleyerek', seçimimizin gerçekten bize ait olmasını istiyor. Ve şu da belli ki, eskiden sadece bh varmış ve kh olma seçimi/imkanı hep mevcut olduğu halde, perde yokken kimse onu seçmiyormuş. Buradan iki sonuç çıkarabiliriz;

Düşüncelerimizdeki ayrım tam olarak bu. Ben ,tek varlığın "farklı seçimlerinin"ayrı bir varlık evreni olduğunu söylemek ," logostan ayrı varlıklar olamaz "demek istedim.

Başka türlü,hologramı nasıl açıklayabiliirz? Yani parçaların tek başına ayrıca bir iradesinin olduğunu düşünmek ve hologram nasıl biraraya getirilebilir? Asıl bu durum beni yöneten bir başkası olduğunu söylemek gibi birşey değil mi,bana daha öncesinde söylediğin gibi?

Bütüne ayrı parçaya ayrı irade verirsem,o zaman gerçektende işler karışır ama "parça gibi görünen" zaten bütünün diğer görünümü dersem,o zaman bir sorun yok benim için.

Soru:Bir sonraki adımı söyleye bilirmisiniz?

Ra:Bir sonraki adım,sizin illüzyonunuzdaki bu zaman/uzay aşamasında hla tekamülünü sürdürmektedir. Bir sonraki adım,Bir'in Yasası'nın temöel sapmalarından birini yani özgür iadeyi izleyerek yaratıcı prensibe karşı verilen sonsuz bir tepkidir. Böylece,sonsuz sayıda boyut olasılık kazanır. Enerji sonsuz zekadan,önce yaratıcı gücün rastgele fışkırışı şeklinde akar,sonra bu enerji,hangi yönden incelenirse incelensin,holografik tarzda tezahğürler(yani tüm yaratılış)şeklinde ortaya çıkan düzenler meydana getirir. Bu enerji kümeleri,bundan sonra kendi yerel ritimlerini ve enerji alanlarını düzenlemeye başlarlar. Böylece boyutlar ve evrenler yaratılır.

Buradada holografi örneği var ve "önce rastgelelik vardı"diyor. Zaten böyle olmak zorunda değil mi?

Şimdi bu noktadan adalet konusuna geleyim. Rastgele aktı enerji ve sarı sarı oldu. Sarı sarı olmak zorundaysa eğer,bu adalet mi?

Enerjinin rastgeleliği adalet te,sarının sarı olmasımı adaletsizlik?





Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/07/2010 :  17:37:42  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi benim için mesele şu ki,herşey sonsuzun odağı ise eğer,böylelikle Ra'nın benlik kavramı benim için açıklanabilen birşey haline gelir.

Bu neden bu kadar önemli benim için?

Bizler birliğe "ulaşmak" için tekamül etmekteyiz Maharaj birliğe "ulaşamayacağımızı",zaten "O "olduğumuzu,üstümüze giydiğinmiz elbiseyi çıkarmaktan başka birşey yapamayacağımızı anlatır.

SORAN: Fakat Öz Varlık'ın ötesinde bir şey var mı?
MAHARAJ: Öz Varlık'ın, Öz'ün dışında hiçbir şey yok. Her şey "Bir" dir ve
"Ben-im" her şeyi kapsar. O uyanıklık ve rüya hallerinde kişi olarak tezahür
eder. Derin uyku ve turiya halinde o Öz Varlık'tır. uyanık ve keskin dikkat
halinin ötesinde ise En Yüce' nin büyük, sessiz huzuru uzanır. Fakat
gerçekte her şey özde birdir ve onlar görünüşte birbirleriyle
ilişkilidirler.


Ve Ra şöyle demiş:

Soru: O halde yerçekiminin nasıl meydanageldiğini söyleyebilir msiniz?

Ra:Sizin yerçekimi adını verdiğiniz şey,içsel ışık/sevgi'ye doğru bir itiliş,Yaratan'a doğru ilerleyen spiral ışık hattına yöneliştir. Bu ruhsal(spritüel)bir olayın tezahürü ya da varoluşun bir şartıdır.

Soru:Ay üzerindeki yerçekimi,bizim gezegenimizdeki yerçekiminden azdır. Bunun ardında bir metafizik prensip bulunup bulunmadığını açıklayabilir misiniz?

Ra:Metafizik ve fizik(madde ötesi ve madde)birbirinden ayrılamaz. Bu fenomeni açıklamaya kalkan biri,birçok nesnenin çekim gücünü,farklı fiziksel özellilerine-kütle gibi-bağlı olarak hesaplayabilir. Ancak biz,yerçekiminin tamamlayıcı ve aynı derecede önemli olan metafizik doğasından da söz etmenin şart olduğuna inanıyoruz.


Ra buradada,metafizik ve fiziği yani beden ve ruhu ayırmıyor,sadece "yerçekiminin "metafizik "doğasından "söz ediyor.

Aklıma gelen ilk şey,Takyon evreni.

Yani beden ve ruh ayrı değil,benim bu sözlerden anladığım.

Ama buradaki "yerçekimi" konusu benim için ayrıca önemli. Onu ayrıca paylaşmak istiyorum.





Ra:Sizin deyiminizle adımlar eşzamanlıdır(aynı zamanda vuku bulurlar)
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/07/2010 :  18:28:39  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
O başlıkta bir de şöyle demiştin:

Evet herşeyin bir olduğu noktadan bakıldığında 'hepsi bizim içimizde'. O noktadan bakıca melek de, rehber de, negatif varlık da bizim içimizde. Bu çerçeve en büyük, en kapsayan çerçeve olduğu için, bu doğru. Ama sokaktaki başka bir varlığı 'ayrı bir varlık olarak gördüğümüz' bir noktadan bakıyorsak, o zaman 4. yoğunluktaki veya 5. yoğunluktaki pozitif veya negatif varlık da içimizde değil. Ayrı birer benlik.

Ve sanki Maharaj gibi konuşmuşsun ya da ben öyle algıladım:

S:Fakat kendinize baktığınızda ne görüyorsunuz?

M:Bu nasıl baktığınıza bağlıdır. Zihin aracılığı ile baktığımda,sayısız insan görürüm. Zihnin ötesinden baktığımnda ise tanığı görürüm. Tanığın ötesinde,boşluğun ve sessizliğin sonsuz yoğunluğu vardır.


Ve bende sana benzer şeyler söylemişim gibi algıladım:

Ama bir de şöyle düşünelim. Bir olan her odaklandığında bir yaratım oluşuyor,her odağı aslında kendini bir başka varlık olarak 'imgelemesi'.

Mesela dalga A'yı oluşturacak şekle odaklandı ya da daha doğrusu A' imgeledi ya da her ne yapıyor ise ve A maddesine/varlığına dönüşmüş oldu öte yanda ise, birde B olarak imgeledi kendisini ve B maddesine dönüştü. Dolayısıyla A imgeleminde zannediyor ki'(ben) A varlığıyım çünkü A seçimini yaptım ama işte o B varlığı ve o B seçimi yapmış bir başka varlık'.


O zaman aramızdaki bu görüş farklılığı varmış gibi durum ne;işte anlamadığım şey bu. Görüşlerimiz farklı olabilir,buna saygı duyarım ama fark yok gibi görünürken,fark varmış gibi tartışmış olmamızı anlayamadım?

Ra:Sizin deyiminizle adımlar eşzamanlıdır(aynı zamanda vuku bulur)ve sonsuzdurlar.

Soru:Acaba bana sonsuz zekanın nasıl olup da(uygun sözleri bulmakta zorlanıyorum)kendi kendinden soyutlanarak bireyselleştiğini anlata bilirmisiniz?

Ra:Bu uygun bir sorudur.
Sonsuz zeka bir kavramı ayırt etti(sezdi,idrak etti). Bu kavram,farkındalık özgür iradesi idi. Bu kavram sonluluk idi. Bu Bir'in Yasası'nın ilk temel paradoksu ya da sapması idi. Böylece tek sonsuz zeka,kendini çok-luğun(birden fazla oluşların)keşfedilmesine tahsis etti. Sonsuz zekanın olanakları sınırsız olduğundan bu çok-luğun sonu da yoktur. O halde bu keşif de sonsuz bir "şimdi"de sonsuza kadar devam etmekte özgür olacaktır.


"Şimdi" diyor ve şimdiden daha sonsuz ne olabilir diye düşünüyorum ama bu şeyi yani sadece şimdinin olmasını,hayal bile edemiyorum!

Ra:Sizin illüzyonunuzda süreç,büyükten küçüğe doğru gelişir. Bunun için de,birlikte-Yaratan,galaksinin niteliklerinde bireyselleşerek yeni enerji kalıpları yarattı;bu kalıplar daha sonra sonsuz zekanın bilinci çinde yeni odaklara doğru yöneldiler. Birçok yeni odaklaşma oldu. Yani,sizin şimdi içinde bulunduğunuz güneş sisteminin kendi kalıpları,düzeni,ritimleri ve kendine mahsus doğal yasaları vardır.

Ama yanlış anlamamışsam,sana göre odaklar ayrı iradeler sahip. Yanlış anlamışta olabilirim,o zaman kusuruma bakma.

Bana göre bu odakların hepsi sonsuza denk ve bu nedenle sonsuzdan ayrı olamazlar.
Zaten odağı sonsuz meydana getirmekte ise,o zaman daima sonsuzun odaklanma hali demek bu ve dolayısıyla sonsuzun odağa denk olmasından başka birşey sözkonusu olabilirmi.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 25/07/2010 :  19:12:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
O sözlerin tam anlamını söylemen(kader değil de determizim olduğuna dair)çok iyi olmuş. İngilizcesine baktığın ve bu çeviri farklılığını dile getirdiğin için teşekkür ederim ayrıca.

Benim kaderden kastım,"değiştirilemeyecek bir gelecek" değildi. Zaten geleceği "değiştirmek" ne demek?

Yeni bir gelecek mi demek? Yeni geleceğin ,kendine dair bir geçmişi olması gerekmezmi? Öyleyse geçmişi değiştirmek ne demek? O ayrı konu bana göre.


Ben ruhların yolculuğunda ana ve yan planlara değinirken,tek bir şeyin mutlaka olması gerektiğine naısl inanabilirimki?

En iyi bildiğim konulardan biri,astroloji üzerindne gidersem..
Mesela haritamıza göre,onu aşabilirsek yani dersleri öğrenebilirsek,bizi bekleyen nimetler var. Maddi ya da manevi.

Ben sonsuzun sonsuz olasılığının gerçekleşme olasılıklarını düşünüp,sonsuzdan bakıyormuşum gibi düşünerek bunları söyledim. A ve b seçimine dair sözlerim bunun içindi. Zaten buradan baksam ne işe yarayacak?

Herşey yani tüm potansiyeller var sonsuzlukta ama bir tek varlık,sadece bir tek seçim yaparak ilerliyor(yaratıyor gibi birşeyi düşünmüyorum. Bir tek varlık olsa seçim yapan,tabi o özgür olacak ama yaratımın sonu yok,sonsuz olasılık,olmuş ya da olabilir sonsuzlukta.

M:Sizleri nedensellik(neden-sonuç) üzerinde konuşturan şey zamanın bir illüzyonudur. Geçmiş ve gelecek sonsuz şimdi de,ortak ve genel bir kalıbın parçaları olarak görüldüklerinde,neden-sonuç fikri de geçerliliğini yitirir ve onun yerini yaratıcı özgürlük alır.
Şimdi Ra'nın sözlerini Maharaj'ın bu sözleriyle kıyaslayalım:

RA: Dediğiniz doğru değildir. Yüksek Benlik geçmiş benlikle-
rini yönetmez (manipüle etmez). Mümkün olduğunca korur,
istendiğinde rehberlik eder ama aslolan özgür iradedir. Öz-
gür irade ile kaderciliğin görünürdeki aykırılıklan, gerçek
eşzamanlılık (aynı zamanda değişik düzeylerde varoluş) diye
bir şeyin varlığı kabul edildiğinde yok olur gider. Yüksek
Benlik, o noktaya gelinceye kadar akıl/beden/ruh bileşiminin
geçirdiği bütün deneyimlerin ve tekamülünün bir sonucudur
(nihai ürünüdür).


Kader yerine"determizm"sözcüğünü koyuyoruz.
Zamanın olmadığı yerde herşey oluş sırasına göre değil,nasılsa öylece var.

Ve demek istediğim o idi ki,ben özgür iradeye inanıyorum çünkü sonsuzluk ,kendisinin dışında birşey olmadığı için özgürdür ama sadece sonsuzun iradesine inanıyorum.

Edited by - pandora76 on 25/07/2010 19:25:49
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 26/07/2010 :  01:42:04  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

Tanrı kendisinin iradesini böldüğü zannını yaratabilir ama bence gerçektende yapamayacağı şeylerden biri de bu olmalı çünkü o bölünmez sonsuzluktan geliyor. Sonsuzluk parçalanamaz çünkü çokluk sonlu kavramdır ama sonsuzluk parçalara bölündüğü zannını yaratabilir.



Pandora detaylı anlatım için teşekkürler. Bazı noktalarda neyi vurguladığını ya da kastettiğini tam anlamadığımı düşünsem de, ilginç bir nokta var ki, aslında hem çok yakın hem de uzak şeylerden bahsediyor gibiyiz aynı anda.

Daha konuşulacak bazı şeyler çıkacaktır, son yazdıkların üstüne olasılıkla, ama şu an için birşey üzerine düşünelim istiyorum.

Tam da yazdığın gibi, sonsuzluk parçalanamaz. Ama etrafına bakarsan parçalar/sonlular, ayrık gözüken varlıklar göreceksin. Ve diğer söylediğin de doğru, yani tabii ki 'tek varlık' sonsuz. Ve tabii ki bütün irade de onun olacak nihayetinde. Başka birşey yok ki.

Ama soru şu; bir varlık yaratmak ve ona özgür irade vermek ne demek? Ra'da olsun başka yerlerde olsun, bahsedilen özgür irade varlığa ilişkin, sonsuza değil (nihai olarak arkaplanda sonsuz olsa dahi).

İşte burada bence kesinlikle gerekli olan ayrım, benim zaman zaman 'gerçek ve oyun' dediğim ayrım. Bu ayrım noktasına dikkat etmezsek işler karışık gözüküyor.

Gerçekte tek birşey var. Ve aslında herhangi bir ayrım ya da irade de yok. Aslında teklikte ne deneyim var, ne irade var, ne de herhangi bir şey var. Çünkü var olmak, ister nesne ya da canlı; ister kavram, duygu ya da düşünce şeklinde olsun; teklikte mümkün değil. Orada sadece sonsuz var. Bu yüzdendir ki, özgür irade dediğimiz şey bile zaten bir sapmadır (birinci sapma olarak geçer, sevgi ikinci, ışık da üçüncü). Herşey sapmadır. Sadece sonsuz birin olduğu bir yerde (yer lafı da sapma tabi) başka bir ayrım noktası yok. İrade, iradenin olmayışıyla anlam bulur, her zıt kavram çifti birbiriyle anlam bulur. Ve teklikte iki şeye (zıtlıklara da) yer yok. Dolayısıyla kavramlar da yok. Herşey, ama bildiğin herşey sapma. Bu yaşam sapma, pandora veya oe dediğimiz şey sapma, hatta akıl/beden/ruh bileşimi, kh bh dünyaları, tekamül, yoğunluk dereceleri, ölünce gidilen öbür taraf ve oradaki deneyimler dahil hepsi sapma. Sevgi sapma, ışık sapma. Çünkü bunların hepsinin bir adı/tadı/anlamı yani sınırları var. Yani sonlu.

İşte o yüzden ne hakkında konuşursak konuşalım oyuna dair olacak. Gerçeğe dair sadece "herşey birdir" veya "sadece sonsuz var" denebilir ki bu ifade ancak çoklukla/sonlulukla ilgili kavramları aktarabilecek olan 'dili' kullanmadan söylenemeyeceğinden, ifadenin kendisi gene bir sapma olarak kalır.

Şimdi bu noktaya kadar hemfikir olduktan sonra ancak; bu, 'varlıkların özgür iradeleri' gibi kavramlar doğuyor, tekamül doğuyor, seçim doğuyor. Ondan önce değil. Yani bunların hepsi 'oyuna' yani 'deneyim dünyasına' ait (sadece bu tarafı kastetmiyorum öbür taraf da gene bir deneyim dünyası). Uzay/zaman ve zaman/uzay dediğimiz şeyler bile sadece ve sadece oyunun parçası. Gerçekte bu tip ayrımlar yok ve olamaz. Çünkü sonsuz bölünemez.

Özgür irade kavramının kendisi zaten bir sapma. Özgür irade demek sonluluk demek. Özgür irade bunu gerektirir. Düşünsene sonsuzsun, tek birşey var ve o şeyin hiçbir özelliği yok. Çünkü bir özellik demek ayrım demek, bu da sonluluğu ve bölünmeyi gerektirir. O halde bu sonsuz nasıl ve ne üzerinde özgür iradeli olacak? Yok ki başka birşey. Kendisi de bir varlık değil. Çünkü varlık olmak demek sonlu olmak demek. O bir 'şey' bile değil. Çünkü şeyler de hep sonludur. Yani sonsuz için özgür irade kavramı bile abes, oyuna geçmeden önce. Yani bu kavramların hepsi 'oyuna dair'.

Ancak bunu aklımızın bir köşesinde tuttuktan sonra konuşabiliriz. O noktaya kadar konuşamayız, çünkü konuşacak birşey yok.

---

İşte 'oyunun kavramları' ile 'gerçeği' bazı garip şekillerde birleştirirsek ortaya garip sonuçlar çıkabilir. Örneğin A kişisi gidip B kişisine vuruyor. Sonra diyor ki, irade sadece sonsuzundur. Ben de sonsuzum, sen de o'sun. Çünkü başka birşey yok. O halde kendi kendine vurdun. Bu yüzden bana kızma. Diğeri de diyor ki, "eğer sana kızarsam, sen de kendi kendine kızmış olacaksın" veya "seni öldürsem de birşey eksilmez, çünkü sonsuz azalmaz".

Bunlar gerçeğin, oyun kavramlarına gerekli özen göstermeden uygulanmış halleri. Yani birlik kavramına bu şekilde uygulanamaz bunlar. Oyunun kendi kuralları var, gerçeğin ise hiçbir kuralı yok. Gerçeğin gücü ile oyunun kurallarını bozmaya çalışırsak 'oyunbozanlık' yapmış oluruz. Gerçek oyun üstüdür. Oyundaki kavramlara birebir uygulanamaz.

... diye düşünüyorum. Şimdilik aklıma gelenler bunlar.


Edited by - oe_ on 26/07/2010 01:48:53
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  02:28:45  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben özellikle aklıma gelenleri peşisıra yazıyorum ki daha sonrasında yorumlar geldikçe okuyup düşüneyim diye.

Bir de biliminsanlarının bazı düşünceleri vardı. Tamamen alaksızda olabilir gerçek ile ama benim çok ilgimi çekmişti. Bu tür düşünceler aslında gerçeği yansıtmıyor bile olsa,ben böyle ilginç fikirleri değerlendirmekten hoşlanıyorum. Onları da eklemek istiyorum ilk fırsatta, yorumlanırsa okuyup düşüneyim diye.

Mesajını keyifle okudum,gerçekten; nezaketen söylenmiş birşey değil bu. Çünkü düşüncelerini çok açıklayıcı ifade etmişsin ve yine teşekkür ediyorum,emeğin için.

Edited by - pandora76 on 26/07/2010 02:29:35
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 26/07/2010 :  06:23:07  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
quote:

SORU: Acaba bana sonsuz zekanın nasıl olup da (uygun sözleri bulmakta zorlanıyorum) kendi kendinden soyutlanarak bireyselleştiğini anlata bilirmisiniz?

RA: Bu uygun bir sorudur.
Sonsuz zeka bir kavramı ayırt etti (sezdi,idrak etti). Bu kavram, farkındalık özgür iradesi idi. Bu kavram sonluluk idi. Bu Bir'in Yasası'nın ilk temel paradoksu ya da sapması idi. Böylece tek sonsuz zeka, kendini çok-luğun (birden fazla oluşların) keşfedilmesine tahsis etti. Sonsuz zekanın olanakları sınırsız olduğundan bu çok-luğun sonu da yoktur. O halde bu keşif de sonsuz bir "şimdi"de sonsuza kadar devam etmekte özgür olacaktır.


quote:
Originally posted by oe_

quote:
Originally posted by pandora76

Tanrı kendisinin iradesini böldüğü zannını yaratabilir ama bence gerçektende yapamayacağı şeylerden biri de bu olmalı çünkü o bölünmez sonsuzluktan geliyor. Sonsuzluk parçalanamaz çünkü çokluk sonlu kavramdır ama sonsuzluk parçalara bölündüğü zannını yaratabilir.

.
Tam da yazdığın gibi, sonsuzluk parçalanamaz. Ama etrafına bakarsan parçalar/sonlular, ayrık gözüken varlıklar göreceksin. Ve diğer söylediğin de doğru, yani tabii ki 'tek varlık' sonsuz. Ve tabii ki bütün irade de onun olacak nihayetinde. Başka birşey yok ki.

Ama soru şu; bir varlık yaratmak ve ona özgür irade vermek ne demek? Ra'da olsun başka yerlerde olsun, bahsedilen özgür irade varlığa ilişkin, sonsuza değil (nihai olarak arkaplanda sonsuz olsa dahi).
.
.

Ben kafamda hep 'hiç'liğin farkındalık kazanmaya başlayarak, sonsuzluğa dönüştüğü şeklinde yorumluyorum. Bu durumda bizler de bu farkındalık sürecinin bir aşaması durumundayız denebilir mi tam kestiremiyorum. Zeki sonsuzluğun ya da en baştaki 'hiç'liğin bilincini geliştirmesini de tam kavrayamayız. Ama bir noktadan sonra kendinden ayrı olarak da kendini deneyimlemeyi istemiş olabilir. Hem de sonsuz farklı şekillerde. (Kimbilir belki de önceden daha sayılıydı. Mesela yedi ana bilinçten ve onların her birinin yediye bölünmesinden bahsedilir.)

Zaten mevcut 3B kavrayışımızla tüm gizemi anlatılsa dahi anlayamayız. (Örneğin, bir televizyonun çalışmasını bile tüm ayrıntılarıyla anlayamıyorum.) Ancak tüm yaratım kademe kademe oluşmuş gibi algılıyorum. Mesela zaman/uzay gerçekliğindeki varlıkların daha hızlı gelişebilmesi için fizikselliğin iyi bir rol oynayacağı düşünüldüğü için uzay/zaman gerçekliği yaratıldı. Hatta zaten zaman/uzay gerçekliğinde dahi ayrı bilinçlere sahip olduğumuz halde, ayrılık algısı artsın ve tekamül süreci hızlansın diye bir de unutma perdesi devreye sokuldu. (Sanıyorum big-bang'i de ara yaratıcılar oluşturmuştur.)

Ve biz şu an içinde bulunduğumuz bu algıyla kendi gerçekliğimizi çözmeye çalışıyoruz. Ama sonsuz varoluşta tekamül sürecinde bulunan, sadece belli bir uygulamaya dahil olan sayılı varlıklarız. Kimbilir sonsuzluk içinde başka ne farklı uygulamalar var.

Bilmem söylediklerime herkes katılır mı ya da farklı yorum/yaklaşım getirmek isteyenler olur mu?..
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 26/07/2010 :  11:49:30  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
quote:
oe;
Bunlar gerçeğin, oyun kavramlarına gerekli özen göstermeden uygulanmış halleri. Yani birlik kavramına bu şekilde uygulanamaz bunlar. Oyunun kendi kuralları var, gerçeğin ise hiçbir kuralı yok. Gerçeğin gücü ile oyunun kurallarını bozmaya çalışırsak 'oyunbozanlık' yapmış oluruz. Gerçek oyun üstüdür. Oyundaki kavramlara birebir uygulanamaz.

oe;
bunları,seni eleştirmek için değil de,kafamdakileri netleştirmek için yazıyorum daha çok.
gerçek kendisine özgü kurallar bütünü olan bir alan,oyun da yine kendisine özgü kurallar bütününe sahip bir alan....
o zaman gerçek ve oyun iki farklı ve birbirleri ile ilişkisi "belirsiz" (belki de ilişkisiz?) iki ayrı alan...
ama aralarında bir ilişki var ki,oyunun içinde kalsak da gerçeğe dair bir takım bilgileri oyunun içindeki ipuçları ile bulabiliyoruz? yoksa,oyundan yola çıkarak bulduğumuz kavradığımız hiç bir şey gerçeğe uymuyor ama biz sadece uyduğunu mu sanıyoruz?
başka bir deyişle,her şeyin Bİr olduğu noktasına da, oyun aracılığıyla da geldik? o zaman her şeyin bir olduğu gerçeği çok da gerçek olmayabilir mi?...(en azından böylesi bir tehlikeli yanlış anlama durumu söz konusu diyebiliriz).
BİR-->gerçek
ÇOKLUK-->oyun...ya da yanılsama
Birin/gerçeğin/sonsuzun bakış açısından zaman yok,her şey nasılsa öyle var...geçmiş ve gelecek ve şimdi hepsi aynı anda var.
sonsuz açısından her şeyin bir anda bulunduğu bu hal,sonlunun bakış açısında;çokluk,zamanın akışı,determinizm veya özgür irade olarak görünüyor.

quote:
pandora76;
Zamanın olmadığı yerde herşey oluş sırasına göre değil,nasılsa öylece var.

tam olarak bu durum,sonlunun bakış açısından,"kader" veya determinizm olarak yorumlanır?
bir sonlu,bir şekilde zamanın olmadığı yere bir göz atarsa(aslında tek bir zamanın olduğu yere demek daha doğru olabilir sanırım), geçmişi ve geleceği bir anda görebilir.
tam tersi olarak da,bir sonlu,tek bir mekanın olduğu yere baktığında da,zaman,geçmiş ve gelecek olarak bölünür ve bu durumda gelecek olasılıklardan birisi olarak algılanabilir.





Edited by - secretdream on 26/07/2010 13:58:56
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 26/07/2010 :  11:53:20  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
quote:
Qaan;
Ve biz şu an içinde bulunduğumuz bu algıyla kendi gerçekliğimizi çözmeye çalışıyoruz.

şu an içinde bulunduğumuz algıya ulaştıkça,gerçeği çözmüş olmuş oluyoruz ,derdim ben...:)
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 26/07/2010 :  12:59:49  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
quote:
Originally posted by secretdream

quote:
Qaan;
Ve biz şu an içinde bulunduğumuz bu algıyla kendi gerçekliğimizi çözmeye çalışıyoruz.

şu an içinde bulunduğumuz algıya ulaştıkça,gerçeği çözmüş olmuş oluyoruz ,derdim ben...:)


Aklımıza dahi gelmeyecek öyle durumlar olası ki. Öte taraf dahil, oluşumun farkedebildiğimiz tümü bir simülasyon ve biz de bir nevi hayal alemi içindeki oyuncular olabiliriz mesela. Bu sadece akla kolayca gelebilecek bir örnek. :))
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  15:26:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Belki de gerçekten de bakış açısına bağlı.

Oe nin şu örneği uygun gibi göründü bana:

Ben bunu resim çizen bir ressama benzetiyorum. Resim solda geçmiş, sağda gelecek tüm zamanları kapsıyor olsun. Ressam eline fırça aldığında uzay/zamana geçiyor olsun. Ama olayın asıl haline benzemesi için, birşey değiştireyim. Resim çok büyük olsun. Ancak uzaktan resmin hepsini görüyor. Yakına gelip bir noktada çalışmak istediğinde de resmin bütünlüğünü göremiyor.

Ben de buna benzer bir örnek vermiştim bir başka başlıkta:

Hem oyunun dışında,hem de oyunun içinde .Oyunun dışında iken( oyunu yöneten)herşey onun özgürce yaptığı seçimlerle başlıyor ama aynı an da oyunun içine girdiğinde ise(oyunun içine girmek zorunda çünkü oyunda kendisinden başka oynayabilecek biri yok ,"bir"kişi olduğu içi)oyunun içinden oyuna bakıp oyunu oynuyor iken,herşey özgürce yaptığı seçimlere bağlı. Yani her nerede ise,bulunduğu noktada "seçimleri özgür" olabilirmi?

Hani odada iken bütün odayı göremediğim için bana odayı sorsalar"oda da masa,pc ,vs...var" der tanımlarım ve doğru tanımladım sayarım çünkü odada gördüklerim neyse onu söylemişimdir ,görmediğim birşeyi söylememişimdir. Gördüğüm kadarı da doğrudur,görmediğim birşeyi söylemediğim için fakat odanın çok yukarısına çıksam,odanın tamamını görür"masanın kenarına kalem düşmüş"der daha detaylı tanımlarım ve bu tanımımda doğrudur. Sadece daha genişlemiş bir bakış açısıyla görürüm ve biri eksik ama diğeri detaylı olsa da,her iki tanımda "bulunduğum yerden baktığımda",bulunduğum yer görüş açısından doğrudur.

O zaman,6b de iken bulunduğum yere göre özgür iradeye sahibim ve 3b de ikende özgür iradeye sahibim.
Bir şey daha var.
Bir mesafeden yeterli düzeyde yukarıya bir noktaya baktığımda, yukarıdaki tam görünür(aslında oradan bakıldığında parçalar halinde olsa da) ama yukarıda iken bulunduğum yer değil,daha yukarısı tam görünüyor olmalı.
O zaman aşağıdan baktığımda yukarısı Tanrı gibi bütün ve üzerimde irade sahibi gibi görünür ve yukarıdan daha yukarı bakıldığında ise...


Ve birşey daha var,dikkatimi çeken:

İşte 'oyunun kavramları' ile 'gerçeği' bazı garip şekillerde birleştirirsek ortaya garip sonuçlar çıkabilir. Örneğin A kişisi gidip B kişisine vuruyor. Sonra diyor ki, irade sadece sonsuzundur. Ben de sonsuzum, sen de o'sun. Çünkü başka birşey yok. O halde kendi kendine vurdun. Bu yüzden bana kızma. Diğeri de diyor ki, "eğer sana kızarsam, sen de kendi kendine kızmış olacaksın" veya "seni öldürsem de birşey eksilmez, çünkü sonsuz azalmaz".

Bunlar gerçeğin, oyun kavramlarına gerekli özen göstermeden uygulanmış halleri. Yani birlik kavramına bu şekilde uygulanamaz bunlar. Oyunun kendi kuralları var, gerçeğin ise hiçbir kuralı yok. Gerçeğin gücü ile oyunun kurallarını bozmaya çalışırsak 'oyunbozanlık' yapmış oluruz. Gerçek oyun üstüdür. Oyundaki kavramlara birebir uygulanamaz.


Oyundaki kavramlara birebir uygulanamaz diye düşünüyorum ben de,yukarıdaki örneğimden dolayı.

Biri, birine "ben sonsuzum ve başka yapacak birşey yok "diyerek vuruyorsa eğer,bu durum zaten içi-dışı-sonu olmayan sonsuzun yapabileceği birşey değil. Onun Yaratan halinin yapacağı birşey olmalı ve dolayısıyla A kişisi B kişisine "ben sonsuzum"diyerek vursa bile,bu bir eylem olduğu için ,eylemi yapan sonludur(ya da sonlu zannındadır)

Ve a'nın bu mazeretle b'ye vurması ile ,b'den alacağı tepki
,onun sonsuz olmadığının delilidir. A bu durumda,"sonsuzum ben"diyerek b'ye vuramayacağını anlayacaktır.

Bu tür birşeyin ortaya çıkabileceği olasılığını düşünüp,buna dair bir örnek vermiştim önceden:

"Mesela bir uçurum kenarında dostumuz:"Nasılsa yaşaması gerekeni yaşayacak,kader"diyerek atlamasını telkin edebilirmiyiz?

Yaşanması gereken birşey varsa yaşanmalı değil mi?Yaşanması gereken birşeye mani olmaya çalışmak özgür iradeye karşı gelmek değilmi?Peki yaşanması gereken ne ?Atlaması mı?Atlamaması mı?
Ben böyle bir telkinde bulunmam!Ona "atlamak ya da atlamamak senin kaderin,sen bilirsin dostum"demem.

Zira eğer "nasılsa yaşanması gereken şey' dir kader" diye düşünür isek,burada birde şu ortaya çıkar:

Şu an dostuma benim"atlama"demem de bir kader.


Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  15:48:26  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yine,daha önce yazdığım yazıdan..

Bununla birlikte,son'lular,sonsuzdan ayrımıdırlar?
Yani şunun gibi:Sonsuz "bir kişi",son'lu "bir başka kişi"diyebilirmiyiz?.Sonuç olarak,toplam "iki kişi", "bir bedende" olabilirmi?Zira sadece "bir" var diyoruz?

Şimdi son'lu için kader sözkonusu ise eğer,sonsuz da ondan "ayrı" olamayacağına göre,sonsuz hem kaderin belirleyicisi,hem de kaderi yaşayan değilmi?

Veya şöyle diyeyim:"Sonsuzun kaderi de","sonlu' da yarattığı" kader değilmi?Zira sonsuz kendi kaderini yaratabildiğine göre,kaderini "seçebiliyor" yani kaderini seçme özgürlüğüne sahip ve son 'lu da yarattığı kader,kendi "özgür iradesiyle" yarattığı bir kader.

Ben özgür iradeye inanıyorum ama bu konuya girersem tam anlamıyla,çok uzun süreceğini bildiğim ve şu an istediğim gibi,Ra bilgileri gibi bilgiler üzerinde yeterince odaklanamayacağımı bildiğim için ,düşüncelerimin kısa bir özetini paylaştım.


Bunlar tabiki önceden aklıma gelen şeyler. Değişmeyecek ille de diye birşey yok ve zaten aradığım gerçekse eğer,yanlışsa eğer, bırakmakta tereddüt bile etmem.

Hawking diyor ki"Evren,sandığınız gibi,sadece tek bir geçmişe sahip değildir. Çünkü bir daha ki sefere olacakları belirlemek için zar atmaya devam eder".

Şimdi Ra'nın şu sözlerini, karşılaştırmak için bu sözlerle biraraya getirmeliyim:

Ra:Bir sonraki adım,sizin illüzyonunuzdaki bu zaman/uzay aşamasında hala tekamülünü sürdürmektedir. Bir sonraki adım,Bir'in Yasası'nın temel sapmalarından birini yani özgür iradeyi izleyerek yaratıcı prensibe karşı verilen sonsuz bir tepkidir. Böylece,sonsuz sayıda boyut olasılık kazanır. Enerji sonsuz zekadan,önce yaratıcı gücün rastgele fışkırışı şeklinde akar,sonra bu enerji,hangi yönden incelenirse incelensin,holografik tarzda tezahürler(yani tüm yaratılış)şeklinde ortaya çıkan düzenler meydana getirir. Bu enerji kümeleri,bundan sonra kendi yerel ritimlerini ve enerji alanlarını düzenlemeye başlarlar. Böylece boyutlar ve evrenler yaratılır.
Zar atmak konusu ile,Ra'nın "enerjinin rastgele fışkırışına dair"sözleri arasında bir fark bulmadığım ya da en azından ben göremediğim için bu konuya değinmiştim ,ayrıca.

Şimdi herşeyin en başına gidelim.

Bir kağıt var elimde ve ben kağıdın yarısını sarıya ,diğer yarısını yeşile boyayacağım. Peki nasıl yapacağım bunu?

Özgür irade sapması(yani kağıdın tamamının beyaz ve istediğim yeri istediğim renge boyama seçeneğim )olmasa idi,bunun yerine bir başkası bana"pandora,kağıdın sağını sarıya,solunu da yeşile boyayacaksın"dese idi,ben kağıdı "özgürce"dilediğim gibi boyayabilir miydim?

Bu durum sadece bir başkasının isteğini yerine getirmekten başka birşey olmazmıydı?
Benden başkası var ise eğer,ben sonsuz olabilirmiydim? Sonsuzun dışında birşey olabilirmi?

"Evren,her birinin kendi olasılığı bulunan ,olası bir geçmişe sahip olmalıdır. Evren,olasılığı çok düşük olsa da,Belize'ın Olimpiyat oyunlarında bütün altın madalyaların topladığı bir geçmişi bulunmalıdır."




Edited by - pandora76 on 26/07/2010 19:18:07
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  16:12:47  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Oe;senin resme dair verdiğin örneğe sadece birşey eklemek isterim. Belki bunun yanısıra,ressam aynı zamanda yaptığı resmin içindedir.

Yani düzeneği dışarıdan çalıştıran birşey yoktur.

Yine kitaptan yazıyorum:

"Evrenin gerçek zamandaki geçmişi,hayali zamandaki geçmişleri ve gerçek zamandaki geçmişi de,hayali zamandaki geçmişleri belirler,ancak bu iki geçmiş türü çok farklı olabilir. Evrenin hayali zamanda,özellikle bir başlangıcı veya sonu olması gerekmez".

Hayali zamanlar..Hayal edemediğimiz zamanlar..

Ra'nın "uzay/zamanın "dışındaki ilk yaratıma dair anlattıkları gelmişti aklıma,bu sözleri bir kez daha okurken.

"Evrenin hayali zamandaki bütün geçmişleri Dünya'nın yüzeyi gibi kapalı yüzeyler olursa,sınır koşullarının belirlenmesi zorunluluğundan kaçınılabilir. Dünya'nın yüzeyi hiçbir sınır veya kenara sahip değildir"

Dünyanın yüzeyinin merkezi yok gerçektende. Aslında çok iyi fikir.

"Bir öneri,sınırsızlık koşuludur. Bu önerideki zaman ve uzay ,tıpkı Dünya yüzeyinin boyut açısından sonsuz ancak bir sınıra sahip olmaması gibi sonludur ve sınırsız,kapalı bir yüzey meydana getirir".

Hem sonsuz hem de sonlu!

Devam edeyim:

Sınırsızlık önerisi,Feyman'ın birden fazla geçmiş fikrine dayanır,ancak Feyman'ın toplamındaki bir parçacığın geçmişinin yerini artık,evrenin tamamının geçmişini temsil eden bütün bir uzay-zaman almıştır. Sınırın bulunmadığı koşul,tam olarak,evrenin olası geçmişlerinin,hayali zamanda sınırı bulunmayan uzay-zamanlarla kısıtlanmasıdır. Başka bir deyişle,evrenin sınır koşulu,sınıra sahip olmamasıdır.



Edited by - pandora76 on 26/07/2010 19:20:52
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  16:25:49  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"Eğer evrenin hayali zamandaki geçmişleri,Hartle ve benim önerdiğimiz gibi,aslında kapalı yüzeylerse,bunun felsefe ve geldiğimiz yerin tanımı için önemli imaları var demektir. Çünkü bu durumda evren,tamamen bağımsız olacaktır. Dışarıdan hiçbirşeyin saat düzeneğini kurmasına ve çalıştırmasına gerek duymayacaktır. Bunun yerine ,evrendeki herşey bilimkanunları ve evren içerisindeki zar atışları ile belirlenecektir. Bu size küstahça gelebilir,ancak ben ve diğer birçok bilimadamı buna inanıyoruz.

Her ne kadar evrenin sınır koşulu,sınırının bulunmaması olsa da,sadece tek bir geçmişi olmayacaktır. Feyman'ın da öne sürdüğü gibi,evren birden fazla geçmişe sahip olacaktır. Hayali zamanda olası,kapalı her yüzeye karşılık gelen bir geçmiş bulunacak ve hayali zamandaki her geçmiş,gerçek zamandaki bir geçmişi belirleyecektir. Böylece evren için birçok olasılık elde ederiz".

Edited by - pandora76 on 26/07/2010 16:26:56
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  16:35:26  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ra'nın sözlerini düşündüm:

Sonsuz zekanın olanakları sınırsız olduğundan bu çok-luğun sonu da yoktur. O halde bu keşif de sonsuz bir "şimdi"de sonsuza kadar devam etmekte özgür olacaktır.

Ra'nın "rastgelelik ve olasılıklar"kavramıyla,bu şey bana hiç yabancı gelmiyor. Zaten sonsuz denilen,içi-dışı-başlangıç ve sonu olmayan birşeyse eğer,buna ne tür bir açıklama getirebilirim;diye düşünüyorum. Bir şekilde,sonsuz denilen şey,yaratıcı bir kimliğe büründü(sezdi -idrak etti).

Antropik ilke çok uygun geldi bana. Gerçekten de evren başka türlü olsaydı,biz burada olabilirmiydik?

5 parmağı,2 eli olan varlıklar değil de,evren nasıl ise,ona uygun varlıklar olmamız gerekmezmiydi?
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 26/07/2010 :  19:15:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir saç teli,çıplak gözle bakılınca bir çizgi gibi yani sadece uzunluk boyutuna sahipmiş gibi görünüyor ama büyüteçle bakılırsa eğer,kalınlığınında olduğu gözükebilir.

Uzay zaman da,dört boyutlu gibi gözükse bile,çok yüksek enerjili parçacıklarla bakıldığında aslında on veya onbir boyutlu gözükebilir;diye söylenmekte kitapta.

Kitapta şöyle yazıyor:

"Ek boyutlar çok küçük olursa,gözlemlenmeleri hayli güçleşir. Bununla birlikte,son zamanlarda,bu ek boyutlardan birinin veya daha fazlasının,göreceli olarak daha büyük,hatta sonsuz olabileceği hakkında bir varsayım ortaya çıktı".




Edited by - pandora76 on 27/07/2010 00:03:16
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 27/07/2010 :  01:04:24  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"Zar dünyasındaki kara deliklerden gelen radyasyon,bir zara girip çıkan parçacıkların kuantum titreşimlerinden kaynaklanır.
Ama,zarların kendisi,evrendeki diğer herşey gibi,kuantum titreşimlerine bağımlı olacaktır. Bunlar,zarların ard arda görünüp kaybolmasına neden olabilir. Bir zarın kuantum yaratılışı,biraz da olsa,kaynar sudaki buhar kabarcıklarının durumuna benzer. Sıcak su,en yakın komşularıyla birleşen,bir araya gelmiş milyarlarca su molekülünden oluşur. Su ısıtıldığında,moleküller daha hızlı hareket eder ve birbirinden çarparak seker. Bu çarpışmalar zaman zaman o kadar yüksek br hız verir ki,bu molleküllerden bir kısmı bağlarından kurtulacak ve su ile çevrili bir buhar kabarcığı oluşturacaktır. Bu kabarcık,sıvıdaki daha fazla molekülün buhara,veya buhardaki daha fazla moplekülün sıvıya katılmasıyla,rastsal bir biçimde büyüyecek veya küçülecektir. En küçük kabarcıklar tekrar sıvı hale dönecek,ancak birkaçı,ötesinde kabarcıkların büyümeye devam etmesinin neredeyse kesin olduğu belirli kritik bir boyuta ulaşacaktır. Su kaynarken gözlemlenen,işte bu büyük,genişleyen kabarcıklardır.

Zar dünyalarının davranışı da benzer olacaktır. Belirsizlik ilkesi,zar dünyalarının kabarcık şeklinde,yoktan varolmalarına olanak tanıyacak ve zar,kabarcığın yüzeyini,daha fazla boyuta sahip uzaysa iç kısmını oluşturacaktır. Çok küçük kabarcıklar yine yok olacak,ancak kuantum titreşimleriyle belirli,kritik bir boyuta ulaşan bir kabarcık olasıdır ki,büyümeye devam edecektir. Zar üstünde,yani kabarcığın yüzeyinde yaşayan insanlar(mesela biz)evrenin genişlediğini düşünecektir".

Ceviz Kabuğundaki Evrenden alıntı.

Edited by - pandora76 on 27/07/2010 01:06:11
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 27/07/2010 :  01:23:27  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi bu olasılıklardan sözedince ,Hawking'in de sözünü ettiği gibi "bu bize küstahça gelebilir" ama bana göre ,tam netleşmemiş olsam bile ,mantıklı gibi gelmekte. Ben fizikçi olmadığım için pek çok şeyi tam anlamıyla bilmiyorum haliyle ama sonuçta yorumluyorum kendime göre,gerçeği aradığım için.

Ra'nın sözünü ettiği"rastgelelik "ile,en olası geçmişin mükemmel ölçüde pürüzsüz bir ceviz kabuğu olabileceği fikri arasında,şu an için bir fark görünmüyor bana.

Edited by - pandora76 on 27/07/2010 01:24:17
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2010 :  09:35:57  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76
Soru:Bir sonraki adımı söyleye bilirmisiniz?

Ra:Bir sonraki adım,sizin illüzyonunuzdaki bu zaman/uzay aşamasında hla tekamülünü sürdürmektedir. Bir sonraki adım,Bir'in Yasası'nın temöel sapmalarından birini yani özgür iadeyi izleyerek yaratıcı prensibe karşı verilen sonsuz bir tepkidir. Böylece,sonsuz sayıda boyut olasılık kazanır. Enerji sonsuz zekadan,önce yaratıcı gücün rastgele fışkırışı şeklinde akar,sonra bu enerji,hangi yönden incelenirse incelensin,holografik tarzda tezahğürler(yani tüm yaratılış)şeklinde ortaya çıkan düzenler meydana getirir. Bu enerji kümeleri,bundan sonra kendi yerel ritimlerini ve enerji alanlarını düzenlemeye başlarlar. Böylece boyutlar ve evrenler yaratılır.


Buradada holografi örneği var ve "önce rastgelelik vardı"diyor. Zaten böyle olmak zorunda değil mi?

Şimdi bu noktadan adalet konusuna geleyim. Rastgele aktı enerji ve sarı sarı oldu. Sarı sarı olmak zorundaysa eğer,bu adalet mi?

Enerjinin rastgeleliği adalet te,sarının sarı olmasımı adaletsizlik?




Merhabalar arkadaşlar.

Konu birçok ilginç noktaya doğru gidiyor gözüküyor. Ancak şimdi yazma (ve biraz da düşünme) fırsatı bulabildim.

---

Pandora, öncelikle önceki yazından kalan bu kısım üzerine düşüncelerimi söylemek istiyorum.

Rastgelelik konusu biraz zor bir konu. Hatta özgür iradeyi açıklamaktan bile zor belki de. Çünkü "şu şey rastgele oldu" ne demek, bunu düşünmeliyiz.

------------------------------------------------
RA: Bu farkındalık, sonsuzluğun, sonsuz enerji üzerine odaklanmasını
doğurdu. Siz bunu çeşitli isimlerle nitelendirdiniz;
en çok rastlananı, "Logos" (Kelâm; evrenin düzeni) ya da
"Sevgi"dir. Yaratan, sonsuzluğun, farkmdalık içinde ya da bilinçli
bir prensip olarak odaklanmasıdır ki biz buna, sizin dilinizde
kullanabileceğimiz en uygun sözcüklerle, sonsuz zekâ
ya da zeki sonsuzluk diyoruz.
-----------------
Ra: I am Ra. Awareness led to the focus of infinity into infinite energy. You have called this by various vibrational sound complexes, the most common to your ears being “Logos” or “Love.” The Creator is the focusing of infinity as an aware or conscious principle called by us as closely as we can create understanding/learning in your language, intelligent infinity.
------------------------------------------------
Bu kısmı incelerken ilk gözüme çarpan orijinal metinde "sonsuz zeka" gibi bir terimin yeralmaması.
"intelligent infinity": zeki sonsuzluk demek. Yani aslen sonsuzluktan bahsediyor, sadece önüne sıfat olarak "zeki"yi almış. Sonsuzluğun zeki olduğunu söylüyor. Tabii ki sonsuzluğun zekası da sonsuz.
Bunu bence "sonsuz zeka" diye yorumlayamayız, çünkü o zaman kelimenin "intelligence" olması gerekirdi. "Intelligent" ise sadece sıfat. Zaten öyle dersek esas var olan tek şeyin sonsuzluk olduğu gözden kaçıyor.

Şimdi belirsizliğe gelirsem. Belirsizlik de zor bir konu. Ama bununla ilgili şöyle birşey demiştim, "belirsizlik gene sonsuzluğun içinde olmak zorunda, eğer varsa". Çünkü sonsuzluğun kapsayamadığı birşey yok. Bu açıdan tek sonsuz yaratanın kapsayamadığı, erişiminde olmadığı birşey yok. Kuantum belirsizlikler 'bizim için belirsizlik'. O, zaten sistemi yaratan, sistemi yarattığı için belirsizliği de yaratmak zorunda. 'Yaratılmış bir belirsizlik' ise ancak bir 'belirsizlik zannı' ya da 'unutma' olabilir. Tıpkı 'kaldıramayacağı taşı yarattığı zannı' gibi. Zaten 'oyun' bu zan üzerine kurulmuş. Onun için adı oyun. Biz şu an sonsuz olduğumuz halde yapamadığımız, bilemediğimiz şeyler var. Oysa bu mümkün değil. Bir perde/perdeler sayesinde, asıl 'olduğumuz şeyi' göremez haldeyiz.

İkinci nokta. Rastgelelik olsa dahi bu 'adaletsizlik' anlamına gelmek zorunda değil. Rastgelelik, tanımı gereği rastgele olmak zorundadır. Yani yazı ve turanın eşit olasılıklı olması gerek. Dolayısıyla rastgelelikten bir adaletsizlik doğamaz. Çünkü adaletsizlik demek 'dengenin bozulması' demek. Oysa rastgelelik fonksiyonları uniform'dur, yani eşit olasılıklıdır. Örneğin 1 ile 100 arası rastgele sayılar üretsem örneğin diğer sayıların 5 katı bir şekilde 38 gelemez. Baştan 38 çok geliyor gözükse bile, sonuçta hepsi aynı/eşit ortalamalara doğru çekilirler. Öyle olmasa; rastgelelik 'rastgele' olmamış, 'odaklı/hileli' olmuş olurdu (hep 6 gelmeye çalışan hileli zarlar gibi).

Üçüncü nokta. Biliyor musun, şu an biz, bütün teknolojimizi kullansak da, tek bir "gerçek rastgele" sayı üretemiyoruz. Bizim rastgele sayılarımız karmaşık bir fonksiyonla üretiliyor (yani sadece 'rastgele görünüyor'). Zar bile örneğin fizik kurallarına göre düşüyor. Gerçek rastgelelik için sonu olmayan bir fonksiyon lazım, o zaman da sonucu bulmak sonsuza kadar sürerdi. Bana göre; 'özgür irade' için de, 'rastgelelik' için de sonsuzluk gerekli. Belirsizlik için de gerekli gibi düşünebiliriz, ama şu an bilemediğimiz her şey için de "belirsiz" dediğimiz için, bu o kadar da şart değil gibi. Bize göre belirsiz olan, başka bir varlığa göre belirli olabilir.

Sanırım bir başka zaman şu "ilk başlangıç" konusunu başka bir yerde bütünsel olarak ele almak iyi olabilir, ama şu an bir noktadan daha bahsedip bitirmek istiyorum.

--------------------------------------------------------
RA Celse 16. sf.205

SORU: Orion grubunun ara sıra buraya gelebilmesine olanak
veren "pencereler" bu özgür irade dengelemesiyle mi ilgilidir?
RA: Evet. Doğrudur.
SORU: Bunun nasıl işlediğini anlatabilir misiniz?
RA: En yakın benzetme, belli sınırlar içinde çalışan ve rasgele
rakamlar üreten bir rakam üreteci olabilir.
SORU: Bu rakam üretecinin kaynağı nerededir? Koruyucular
tarafından, korumalarını dengelemek için mi meydana
getirilmiştir? Yoksa bunun kaynağı koruyucular dışında bir
kaynak mıdır?
RA: Bütün kaynaklar "bir"dir. Yine de ne demek istediğinizi
anladık. Pencere fenomeni, Koruyucular'ın dışında, diğerbenliklerle
ilgili bir fenomendir. Sizin zeki enerji alanı diyebileceğiniz
uzay/zaman'ın ötesindeki boyutlardan işletilir.
Aynı sizin devreleriniz gibi, bu dengeleme, bu ritimler de saatin
vuruşları kadar düzgün işlerler. Pencereler olayında ise
hiçbir varlık bu saate sahip değildir. Onun için de rasgele görünür.
Ama bu dengeyi sağlayan boyutta, bu rasgele bir fenomen
değildir. Bunun için de, benzerliğin belli sınırlar içinde
olduğunu söyledik.
------------------------------------------------

Ra, negatiflerin belli bir oranda girişine imkan sağlayan 'karantinadaki dengeleme pencerelerinin' rastgele şekilde belirdiklerini söylemişti. Ancak buradaki açıklamadan 'rastgele' şeklinde sözedilen olaylarda dahi, o şeyin belli bir düzey/çerçeve için rastgele olduğu, 'pencerelerin yönetildiği üst boyutta' ise (ki olasılıkla bu bir üst oktav), rastgele olmadığı, sadece öyle gözüktüğü açıklanıyor.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 28/07/2010 :  11:06:02  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bir de yazmayı unutmuşum. Sarının sarı olmasıyla ilgili bir sorunumuz kalmadı, diye düşünüyorum.

Çünkü sarı bir 'varlık' değil, 'durum' diye konuşmuştuk.
Yani bir varlık sarı olmaya zorlanmış değil.
'Sarı olmak' diye bir durum var, ve hiçbir varlık sarı olmasa da bu 'potansiyel durum' bir olasılık olarak durmaya devam eder, sonsuzluğun içinde.

Diğer değinmek istediğim konular ve iletiler de var ama, şimdilik benden bu kadar.
Düşünmek ve yazmak epey vakit alıyor (ve bunlar için zaman bulmak), ve sizlere yetişebilmem (başlığın son haline) biraz daha sürecek gibi gözüküyor.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 29/07/2010 :  03:14:13  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Qaan

quote:

SORU: Acaba bana sonsuz zekanın nasıl olup da (uygun sözleri bulmakta zorlanıyorum) kendi kendinden soyutlanarak bireyselleştiğini anlata bilirmisiniz?

RA: Bu uygun bir sorudur.
Sonsuz zeka bir kavramı ayırt etti (sezdi,idrak etti). Bu kavram, farkındalık özgür iradesi idi. Bu kavram sonluluk idi. Bu Bir'in Yasası'nın ilk temel paradoksu ya da sapması idi. Böylece tek sonsuz zeka, kendini çok-luğun (birden fazla oluşların) keşfedilmesine tahsis etti. Sonsuz zekanın olanakları sınırsız olduğundan bu çok-luğun sonu da yoktur. O halde bu keşif de sonsuz bir "şimdi"de sonsuza kadar devam etmekte özgür olacaktır.


quote:
Originally posted by oe_

quote:
Originally posted by pandora76

Tanrı kendisinin iradesini böldüğü zannını yaratabilir ama bence gerçektende yapamayacağı şeylerden biri de bu olmalı çünkü o bölünmez sonsuzluktan geliyor. Sonsuzluk parçalanamaz çünkü çokluk sonlu kavramdır ama sonsuzluk parçalara bölündüğü zannını yaratabilir.

.
Tam da yazdığın gibi, sonsuzluk parçalanamaz. Ama etrafına bakarsan parçalar/sonlular, ayrık gözüken varlıklar göreceksin. Ve diğer söylediğin de doğru, yani tabii ki 'tek varlık' sonsuz. Ve tabii ki bütün irade de onun olacak nihayetinde. Başka birşey yok ki.

Ama soru şu; bir varlık yaratmak ve ona özgür irade vermek ne demek? Ra'da olsun başka yerlerde olsun, bahsedilen özgür irade varlığa ilişkin, sonsuza değil (nihai olarak arkaplanda sonsuz olsa dahi).
.
.

Ben kafamda hep 'hiç'liğin farkındalık kazanmaya başlayarak, sonsuzluğa dönüştüğü şeklinde yorumluyorum. Bu durumda bizler de bu farkındalık sürecinin bir aşaması durumundayız denebilir mi tam kestiremiyorum. Zeki sonsuzluğun ya da en baştaki 'hiç'liğin bilincini geliştirmesini de tam kavrayamayız. Ama bir noktadan sonra kendinden ayrı olarak da kendini deneyimlemeyi istemiş olabilir. Hem de sonsuz farklı şekillerde. (Kimbilir belki de önceden daha sayılıydı. Mesela yedi ana bilinçten ve onların her birinin yediye bölünmesinden bahsedilir.)

Zaten mevcut 3B kavrayışımızla tüm gizemi anlatılsa dahi anlayamayız. (Örneğin, bir televizyonun çalışmasını bile tüm ayrıntılarıyla anlayamıyorum.) Ancak tüm yaratım kademe kademe oluşmuş gibi algılıyorum. Mesela zaman/uzay gerçekliğindeki varlıkların daha hızlı gelişebilmesi için fizikselliğin iyi bir rol oynayacağı düşünüldüğü için uzay/zaman gerçekliği yaratıldı. Hatta zaten zaman/uzay gerçekliğinde dahi ayrı bilinçlere sahip olduğumuz halde, ayrılık algısı artsın ve tekamül süreci hızlansın diye bir de unutma perdesi devreye sokuldu. (Sanıyorum big-bang'i de ara yaratıcılar oluşturmuştur.)

Ve biz şu an içinde bulunduğumuz bu algıyla kendi gerçekliğimizi çözmeye çalışıyoruz. Ama sonsuz varoluşta tekamül sürecinde bulunan, sadece belli bir uygulamaya dahil olan sayılı varlıklarız. Kimbilir sonsuzluk içinde başka ne farklı uygulamalar var.

Bilmem söylediklerime herkes katılır mı ya da farklı yorum/yaklaşım getirmek isteyenler olur mu?..




Kendi yorumlarımı sunacak olursam, Pandora'ya da yazdığım gibi, bu ilk başlangıç olayını başka bir yerde sıfırdan ele almak güzel olabilir. Şu an için sadece iki noktayla ilgili birşeyler söylemek istiyorum. Zaman zaman belirttiğim gibi, bence 'perde olayında' ana nokta 'özgür iradenin sunulamaması' idi. Logos bunu farkettiği için bunu yaptı. Tekamül sürecinin hızlanması ve 'renklenmesi' (kontrastın artması) ise bir 'yan üründü' bana göre.

Neden böyle düşünüyorum. Çünkü 'özgür irade' birinci sapma. Yani logos tarafından en fazla dikkate alınan, en çok önem verilen şey (zaten üstteki tartışma boyunca da, özgür irade konusunu çözmeye/anlamaya çalıştık. Varlığın özgür iradesi). Şimdi olayı tersinden ele alalım. 'Bilinçaltı ile bilinç arasına perde koymak' özgür iradeyi arttırıyor değil kısıtlıyor olsun. Bana göre; o durumda, varlıklar çok hızlı da tekamül etseler, çok renkli bir deneyim dünyası da ortaya çıksa, logos bunu asla yapmazdı. Çünkü olayın 'ana fikrini' yoketmiş olurdu. Oysa özgür iradeyi ihlal etmenin çok daha zahmetsiz ve hızlı bir yolu da var; Kulağımıza varoluşun tüm sırlarını fısıldamak. O zaman da çok süper hızlı tekamül ederiz. Ama ne fayda? Bir anlamı olmazdı. Yani bulmacayı hızlı çözmemizi istiyor ama 'bizim' çözmemizi istiyor, yoksa cevabı fısıldamak değil.

(Şimdi aklıma geldi, bu 'özgür irade' varlığın değil de sonsuzun olsaydı, onu 'ihlal etmekten' de bahsedemezdik zaten değil mi? Arkaplanda sonsuz olsa da, sözkonusu olan 'varlığın özgür iradesi' olmalı. Yoksa tek varlık sonsuzken, kim kimin iradesini ihlal edebilir ki? Başka varlıklar varken ancak, ihlal sözkonusu olabilir. Bu da gene 'gerçek ve oyun' kavramına geri götürüyor bizi. Gerçekte 'başka varlıklar' yok, ama oyunda var.)

---

İkinci nokta ise 'hiçliğin sonsuza dönüşmesi' konusu. Bana göre hiçlik diye birşey yok. Hiçliğin hiçbir potansiyeli yok, bu yüzden birşeye dönüşemez, ondan birşey çıkamaz, sonsuzluğa da temel olamaz.

Hiçlik kavramı eskiden beri epey düşünülen bir kavram ve sonsuzluk ise ona göre epey yeni. Benzer epey yönleri de var. Bu yüzden çok karıştırılmışlar/karıştırılıyorlar. Bir de biz hep birşeyleri sıfırdan başlayarak 'yoktan varedildiğini' düşünmeye alışığız. Oysa artık bunun daha makul açıklamaları olası.

Bu konuda daha önceden yazılmış birkaç yazım vardı. Bir iki ilave ile yeni bir başlıkta konuyu ele almaya çalıştım.

"Sonsuz ve hiçlik karşılaştırması"
http://www.budur.com/forum/topic.asp?whichpage=1&TOPIC_ID=1992

Edited by - oe_ on 29/07/2010 03:51:50
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/07/2010 :  09:24:47  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by secretdream

quote:
oe;
Bunlar gerçeğin, oyun kavramlarına gerekli özen göstermeden uygulanmış halleri. Yani birlik kavramına bu şekilde uygulanamaz bunlar. Oyunun kendi kuralları var, gerçeğin ise hiçbir kuralı yok. Gerçeğin gücü ile oyunun kurallarını bozmaya çalışırsak 'oyunbozanlık' yapmış oluruz. Gerçek oyun üstüdür. Oyundaki kavramlara birebir uygulanamaz.

oe;
bunları,seni eleştirmek için değil de,kafamdakileri netleştirmek için yazıyorum daha çok.
gerçek kendisine özgü kurallar bütünü olan bir alan,oyun da yine kendisine özgü kurallar bütününe sahip bir alan....
o zaman gerçek ve oyun iki farklı ve birbirleri ile ilişkisi "belirsiz" (belki de ilişkisiz?) iki ayrı alan...
ama aralarında bir ilişki var ki,oyunun içinde kalsak da gerçeğe dair bir takım bilgileri oyunun içindeki ipuçları ile bulabiliyoruz? yoksa,oyundan yola çıkarak bulduğumuz kavradığımız hiç bir şey gerçeğe uymuyor ama biz sadece uyduğunu mu sanıyoruz?
başka bir deyişle,her şeyin Bİr olduğu noktasına da, oyun aracılığıyla da geldik? o zaman her şeyin bir olduğu gerçeği çok da gerçek olmayabilir mi?...(en azından böylesi bir tehlikeli yanlış anlama durumu söz konusu diyebiliriz).
BİR-->gerçek
ÇOKLUK-->oyun...ya da yanılsama
Birin/gerçeğin/sonsuzun bakış açısından zaman yok,her şey nasılsa öyle var...geçmiş ve gelecek ve şimdi hepsi aynı anda var.
sonsuz açısından her şeyin bir anda bulunduğu bu hal,sonlunun bakış açısında;çokluk,zamanın akışı,determinizm veya özgür irade olarak görünüyor.

quote:
pandora76;
Zamanın olmadığı yerde herşey oluş sırasına göre değil,nasılsa öylece var.

tam olarak bu durum,sonlunun bakış açısından,"kader" veya determinizm olarak yorumlanır?
bir sonlu,bir şekilde zamanın olmadığı yere bir göz atarsa(aslında tek bir zamanın olduğu yere demek daha doğru olabilir sanırım), geçmişi ve geleceği bir anda görebilir.
tam tersi olarak da,bir sonlu,tek bir mekanın olduğu yere baktığında da,zaman,geçmiş ve gelecek olarak bölünür ve bu durumda gelecek olasılıklardan birisi olarak algılanabilir.




Yazdıkların üzerine benim düşüncelerim şöyle secretdream.

Gerçek kenine özgü kurallar bütünü olan bir alan değil bence. Çünkü kural seti için 'ayrım' yani çokluk gerekli. Orada 'kurallar'dan bahsetmeye başlarsak 'çokluk'/oyun alanına düşeriz.

Aslında gerçek pek bahsedilebilir, hatta deneyimlenebilir bir alan değil. Çünkü dil de, deneyim de çoklukla ilgili (eski yazdığım "arayan ve duran"da bir de yenilerde yazdığım "ekmek arası ekmek" olayında bunu vurgulamaya çalışmıştım.)

Sanırım orada kurallar yok. Belki bir kural var, veya hiç kural yok ama oranın bizdeki/oyundaki yansıması "herşey birdir"/"sadece sonsuz var" şeklinde dile geliyor.

İlişkileri belirsiz değil aslında. Belki zıt denebilir. Gerçek 'teklik' üzerine, oyun ise 'çokluk' üzerine. Ben buna bir zamanlar "ne olmadığından yola çıkarak ancak, kendisinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor" gibi birşey diyordum. Yanid oğrudan ne olduğunu deneyimleyemiyor sapmasız olarak. Bu yüzden 'ne olmadığını' deneyimliyor (belki de).

"her şeyin Bİr olduğu noktasına da, oyun aracılığıyla da geldik?"
Aslında 'akıl' aracılığı ile geldik. Akıl denen şey aslında oyundan öte birşey belki de. Yani maddenin/nesnenin/çokluğun deneyimsel olanakları var bir yanda. Yani oyun var. Oyun kısmında bir ayrıklık var. Madde/nesne/varlık dediğimiz şey, var olabilmek için 'ayrık' olmak zorunda. Oysa akıl/düşünce dediğimiz şey üstüste eklense bile gene de tek düşünce gibi düşünülebilir. Hepsi kocaman bir düşünce. Bir hayal/rüya içerisinde birçok farklı varlık/nesne/olay var gibi görülebilir, ancak o aslında tek bir büyük düşüncedir. Hepsi tümleşiktir.

"Yaşamdaki büyük zıtlık" diye bir yazıda akıl ve beden zıtlığını anlatamaya çalışmıştım. Beden/madde parçalayıcı, akıl ise birleştirici. Akılda olan her düşünce parçası bir bütünlüğe oturtulabildiği anda 'tek düşünce' oluveriyor. Bu yüzden tüm varoluş aslında 'tek bir dev düşünce' gibi düşünülebilir. Böylelikle tekliğe geliyoruz gibi.

Akıl, madde/deneyimden daha keskin veriler sunabiliyor. Deneyim dünyası bana 5 duyu ile gelen verileri sunuyor. Ve bunlar yanılabilir. Ben bunlarla 'kesin şekilde' varolduğuma emin olamasam da 'aklımı kullanarak' varolduğuma mutlak kesinlikte emin olabiliyorum. Yani akıl bir adım öteye gidiyor, ve belki de sonsuzla/birlikle madde arasındaki köprü oluyor.

Bununla birlikte çoğu zaman kötülenmiştir de. Düşüncelerden kurtulun denmiştir. Sakinleşin denmiştir. Ama orada kastedilen maddeye ve deneyim dünyasına gömülmüş, o dünyayı aşamayan düşünceler sözkonusu. Akıl orada bitmiyor.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/07/2010 :  14:42:01  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sanırım başlıkla ilgili aklımda yazmayı düşündüğüm şeyleri bitirdim gibi (daha sonra daha çıkar mı bilmem ama).

Son olarak şunu düşünelim diyebilirim.

"Ben sonsuzum/birim" diyebiliriz. Bu gerçek. Ama şu anda bu söz tam da yerini bulmuyor gibi. Örneğin ben "yüksek benliğimim" sözü ne kadar doğrudur? Yüksek benliğim ile aynı benliği paylaşıyoruz, ama arada büyük bir zaman sapması var. O çok ileride. Bu nedenle ben oyum/birim gibi sözler de bu açıdan tam yerini bulmuyor gibi. Ben şu anki sevgi/bilgi/anlayış vs'min gidebildiği noktaya kadar benim. 'Özüm' tüm bunları aşıp sonsuza/birliğe kadar uzanıyorsa da, ben hala 'gelişen' birşeyim.

Ra dahi "biz hala Ra'yız ve herşey olmayı arıyoruz" derken, durum bu sanırım. Zaman üstü/oyun üstü/deneyim üstü 'gerçek' ile, 'oyunun' kavramları bağlamında doğrudan ilgilenemiyoruz gibi. İkili/dengeli bir bakış yakalamak gerekiyor sanırım. Her cümlemizi; "oyun açısından mı, yoksa gerçek açısından mı" böyle diyorum diye düşünmemiz gerek belki de. Yoksa kolaylıkla ikisi birbirine karışıyor.

Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 30/07/2010 :  22:47:37  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

"Ben Bir'im" dediğimiz zaman daha üst yoğunlukların bilgisiyle/felsefesiyle bir nevi antrenman yapmış oluyoruz sanki diye düşünüyorum. Bu gerçekliği daha fazla özümsemeye çalışmak bilincimizi yükseltmeye ve tekamül sürecimize ya da kutuplaşma eğilimimize belki de olumlu etki ediyordur. Ama içinde yaşadığımız 3. yoğunluk gerçekliği içindeyiz ve bu gerçekliğin kurallarına tabi olduğumuzu da unutmamalıyız. Yani şu an 3. yoğunluk bedenli bir insanız. Sahip olduğumuz bilgilerle içinde bulunduğumuz gerçekliği karıştırmamamız ve bunun ayırdında olarak konuşup anlamamız gerektiği konusunda katılıyorum.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  01:48:25  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Gnaniler gerçeğe ermiş varlıklar olduğu için ,onların öyküsüne yeniden bakmak istedim.
---
S:Bir başka soru: Kişi var. Kişiyi bilen var. Tanık var. Bilen ile tanık aynı mıdır,yoksa ikisi de ayrı haller midir?

M:Bilen ile tanık iki mi yoksa bir midir? Bilen bilinenden ayrı görüldüğünde tanık yalnız durur. Bilen ile bilinen bir olarak görülürse,tanık da onlarla bir olur.

S:Hangisi gnanidir? Tanık mı En Yüce mi?

M:Gnani hem en yücedir hem de tanıktır. O hem varlıktır hem de farkındalıktır. Bilinçle ilişkili olarak,o farkındalıktır. Evrenle ilişkili olarak o saf varlıktır(varoluş).

----
S:Ayna var,yansıyan akis var,peki güneş nerede?

M:En Yüce Olan,güneştir.

S:O bilinçli olmalı.

M:O ne bilinçli ne de bilinçsizdir. Onu bilinç ve bilinçsizlik kavramları içinde düşünmeyin. O her ikisini de kapsayan ve her ikisinin de ötesi olan hayattır.

S:Hayat çok zekidir. O nasıl bilinçsiz olur?

M:Siz bellekte kesinti olduğu zaman buna bilinçsizlik diyorsunuz. Gerçekte sadece bilinç vardır. Tüm hayat bilinçlidir,tüm bilinç canlıdır.

S:Taşlar bile mi?

M:Taşlar bile bilinçli ve canlıdır.


Ve Ra şöyle demişti:

Soru: Şu halde bu sonsuzluktan bizim yaratılmış olarak deneyimlediklerimiz doğdu. Tekamülün bundan sonraki adımı neydi?

Ra:Sonsuzluk bilinçlendi,farkındalık başladı. İkinci adım bu idi.


Ra ve Maharaj'ın sözlerini birarada değerlendireyim:

M:Siz bellekte kesinti olduğu zaman buna bilinçsizlik diyorsunuz. Gerçekte sadece bilinç vardır. Tüm hayat bilinçlidir,tüm bilinç canlıdır.
----
M:Gnani hem en yücedir hem de tanıktır. O hem varlıktır hem de farkındalıktır. Bilinçle ilişkili olarak,o farkındalıktır. Evrenle ilişkili olarak o saf varlıktır(varoluş)


Ra "sonsuzluk bilinçlendi"der iken,Maharaj bilincin daima var olduğunu söylüyor ama ne için..Hayat. Ve dolayısıyla zihne dair birşey olmalı bu.

"Ben sonsuzum"..bu da bir tanım. Tanımı olmayan sonsuzu nasıl tanımlayabildim?

Sonsuzluk..Bu dil ile yapılan bir tanım,her tanım dile ait olmak zorunda ve öyleyse eğer, hiçbir tanım gerçeği tam anlamıyla tanımlayamıyor o zaman. Bu nedenle Maharaj o "olabileceğimizi" ama tanımlarla ulaşamayacağımızı anlatmaya çalışıyordu belki de.

Ra ve Maharaj'ın sözleri arasında fark varmış gibi görünse de ,aslında fark yok bence. Çünkü Ra "sonsuzluk bilinçlendi" der iken,zaman illüzyonununun içini anlatıyor,diğer tanım ise illüzyonun dışını.

Şimdi düşünüyorum da,gerçekten de sonsuzluk bilinç-len-di diye bir şey olmamalı zira hiçbirşey sonsuzun dışında değil ise eğer,bilinçte aslında hep vardı.

Burake'nin diğer başlıkta verdiği açıklayıcı örnek gibi:

"Olsa olsa bilinçsizce yapılan bir seçim olabilir. İyi de bilinçsizlik var mıdır? Bilinçsizce seçtim demek bile bilinçlenmenin göstergesidir. Bilinçsiz olan bilinçsiz olduğunun da bilincinde değildir "

Uykuda iken kendimizin farkında olmamamız,bizim de "varolmadığımız"anlamına gelmiyor.

Nasıl ki biz uykuda bile varız,bilinçte daima olmalı aslında.



Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  02:23:09  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"Ben sonsuzum/birim" diyebiliriz. Bu gerçek. Ama şu anda bu söz tam da yerini bulmuyor gibi. Örneğin ben "yüksek benliğimim" sözü ne kadar doğrudur? Yüksek benliğim ile aynı benliği paylaşıyoruz, ama arada büyük bir zaman sapması var. O çok ileride. Bu nedenle ben oyum/birim gibi sözler de bu açıdan tam yerini bulmuyor gibi. Ben şu anki sevgi/bilgi/anlayış vs'min gidebildiği noktaya kadar benim. 'Özüm' tüm bunları aşıp sonsuza/birliğe kadar uzanıyorsa da, ben hala 'gelişen' birşeyim.

Söylemek istediğin şeyi anladığımı sanıyorum ve "3b'de bh-kh farkeder" demiştim diğer başlıklarda. Ra'da bunu yani bh-kh ayrımını ama diğer yandan sonsuzluğa dair bilgi verirken "herşey bir dir"diyor, bakış açısına göre anlatıyor.

Maharaj'ın iyi bir örneği vardır. Altın ve onun takıya dönüştürülmüş halinin farkının olup olmadığına dair.
Değişen sadece altının görünüşü ve biz altından takı yaptığımızda bile bu yeni biçim için"artık altın değil"demiyoruz. "Altın takı"diyoruz çünkü hammadde/öz aynı.

Ama birşey var . Gelişmek-te olduğuma inandığım sürece yapabileceğim tek şey gelişme-ye devam etmek olmaz mı?



Edited by - pandora76 on 31/07/2010 02:24:00
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 31/07/2010 :  11:57:51  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76

Ama birşey var . Gelişmek-te olduğuma inandığım sürece yapabileceğim tek şey gelişme-ye devam etmek olmaz mı?



İşte bu yüzden ikili bir bakış gerekiyor. Ra'da şöyle demiş;

-------------------------------------------------
Ra 3, Celse 57, sf.70

Arayış içinde olan, Bir'i aramaktadır. Bir, dengeye
erişmiş, kendini-kabullenen, hem görünürdeki sapmalarının
hem de mutlak kusursuzluğunun bilincinde olan
varlık tara-
fından aranmalıdır. Bu dengelenmiş farkındalığa tam anla-
mıyla eriştiğinde, varlık kendini artık evrene, yani kendisine
açacaktır. Bütün nesnelerin ışık enerjileri bu yoğun arayışa
doğru çekilirler ve içsel arayış bu çekilmiş kozmik prana ile
kesiştiğinde Bir'in idrakine varılır.
-------------------------------------------------

Benim bu bölümden çıkardıklarım;
1. Arayış gerekli. "Ben birim" zaten deyip, gelişme zaten oyun dersek, arayış ya da gelişme yönünde çaba gösterebileceğimizi sanmıyorum.
2. İki şeyin de farkında olmamız gerekiyor. Hem oyunun içindeki görünürdeki sapmalarımızın, hem de oyun dışı/zaman dışı mutlak kusursuzluğumuzun. Arayış bu ikisinin de dengeli şekilde farkında olarak sürdürülmeli.
3. Arayış yardımıyla Bir'in idrakine varılabiliyor.


Edited by - oe_ on 31/07/2010 12:03:14
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 31/07/2010 :  12:38:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
1. Arayış gerekli. "Ben birim" zaten deyip, gelişme zaten oyun dersek, arayış ya da gelişme yönünde çaba gösterebileceğimizi sanmıyorum.

Elbette oe,ben de böyle düşünüyorum. Bir'im diyeyim durayım,bir gibi hissetmedikten,onu idrak etmedikten sonra ne manası olur ki?
Zaten tüm bu sohbetlerimiz de öz'ümüzü "arayışa" dair değil mi..

Ben aslında başka birşeyi düşünerek söyledim bunu.

Maharaj herşeye dışarıdan bakar bir zaman boyunca,sanki hiçbirşeyin içinde değilmiş gibi. İlginç olan o ki,bir zaman sonra gerçeği idrak eder. Ama bana göre Maharaj'ın gerçeği böylesine kuvvetle istemesinin nedeni de,önceki yaşamlarındaki "arayışı" olmalı.

İçimdeki his de bana der ki,tüm bunlar gerçekten de bir oyun ve tekamül,bh-kh kutuplaşması,herşey sadece birer oyun. Varılabilecek son nokta,aslında herşeyin zihnin oyunu olduğunu sadece bildiğimiz değil,onu aynı zamanda idrak ettiğimiz an.

Maharaj"gerçek için herşeyi feda edebilen(Dünyaya ölebilen)onu alacaktır"der. Tam sözcüklerle olmasada anlamı bu idi.
Ben çocukken gökyüzüne bakıp Tanrıyı orada arardım,kendimi bildim bileli gerçeği aradım ama böyle erken zamanlara dayansa bile arayışım,yine de Maharaj'ın Dünyaya ölme cesaretini ya da isteğine sahip olamadım.

"Siz Dünyaya köklerinizle bağlısınız";der Maharaj. Kendi adıma diyebilirim ki,sanırım Dünyaya ölmenin getireceği, o herşeyin(oyunun)bitmesi fikrinden korkuyorum gerçeği istesemde. Çünkü bilmediğim bir yerde olmaktan korkuyorum.
Go to Top of Page
Page: of 3  Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.48 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits