Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Konulu Sohbet ve Paylaşım ile Forum Gündemi
 Yargı/yargılamak ve Özgür İrade
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Next Page
Author  Topic Next Topic
Page: of 3

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 09/07/2010 :  11:36:06  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Yargı ve yargılamak konusu bir başka başlık altında konuşulmaya/tartışılmaya başlanınca, kendi başına bir başlık olması daha uygun olacağı da ortak görüş olarak ortaya çıktı.

Tartışılmaya başlandığı başlık linki: http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=838

Diğer başlıkta konuşulanlar aşağıya alıntılanmıştır:


quote:
Originally posted by burake

Bazen birşeyler anlıyoruz...Bazı şeyler keşfediyoruz...O güne kadar hissetmediğimiz bir sevgi hissediyoruz...Gelişmek anlamına gelen her adımdan sonra geriye bakıp ama ben bunu keşfetmeseydim de bu durumu yargılamazdım diyemezsek attığımız bu adımın da hiçbir anlamı kalmaz diye düşünüyorum bu bağlamda...Kendimi böyle hissediyorum...


quote:
Originally posted by oe_

Yargılama konusundaki fikrim ise 'yargılamayacağım diye aşırı kasmamak'.

Çünkü;

1. Her düşünce bir yargıdır.
2. Her sonuç çıkarma bir yargıdır. İyi yargılar dahil. Yargılamazsam birinin iyi olduğunu dahi düşünemem.
3. 'Yargılamaktan aşırı kaçınmak' durumu aslında bir 'yargılamayı yargılamak' durumu. Yani yargılamayı çok kötü bir şey olarak yaftalamış/yargılamış oluyoruz.
4. Yargılamanın kendisi sorun değil, sabit/takılı kalmış yargılara sahip olmak kötü. Kötü olan 'değişememek/sabitlik'. Doğru yargılara sahip olmak niye kötü olsun ki. Yargılar olmasa gelişmek de olmazdı. İyi, kötü, kh, bh, hiçbir seçim olmazdı. Çünkü yargılarımız/sonuç çıkarmalarımız sayesinde şunu veya bunu seçeriz.
5. Ra'da bir yerde şöyle geçiyor; "Biz yargılamak için konuşmayız". Bunu düşünüyorum. Biz yargılara sahip değiliz demiyor. Yargılamak için konuşmak istemiyoruz diyor. Yani herkes kendi içinde kendi yargılarına sahip olabilir, olacaktır da. Ancak bunun başkalarını etkilemesi olasılığına karşı bu fikirleri ortaya koymakta dikkatli olmak gerekebilir. (özellikle 6. derece bir varlıksan, ve karşındaki 3. yoğunluk varlıklara hitap ediyorsan). Yargının söylenmesinin kötü tarafı, insanların 'kendi yargılarını' oluşturmalarını engelleme etkisi olabilir. Bu da özgür iradeye müdahale gibi birşey.



quote:
Originally posted by Qaan


Yargı konusu için ayrı bir başlık açsak, daha çok üzerinde konuşur muyuz acaba?

Şimdiye kadar hep yargılamak kötüdür diye öğrenmiştik. Ama burada okuyunca düşündüm ki, aslında kötü olan şey sağlıksız bir yargıyı başkalarına aşılamak. Bu durumda olumsuzluk yaratacak fikir aktarımları dahi bu kapsamda yer alıyor. Hatta olumlular da. Ve gerçekten de geliştirici etkide bulunan yargılar başkalarına hizmet etmiş oluyor. Sabit ve gelişimin önüne set çeken yargıların ise hiç bir şeye hizmet etmediği, aksine zararlı olduğu sonucu çıkıyor buradan da. Hatta gelişimi tümden engeller nitelikteki kör inançları başkalarına aşılamaya ne demeli?

Bir de yargılayıcılığın kabul kavramının gelişmesine olumsuz etki etmesi konusu geliyor aklıma.



quote:
Originally posted by secretdream

yargılamak,olumlu ya da olumsuz olsun farketmez,bütünsel bakışı engeller diye düşünüyorum.


quote:
Originally posted by Qaan

quote:
Originally posted by secretdream

yargılamak,olumlu ya da olumsuz olsun farketmez,bütünsel bakışı engeller diye düşünüyorum.



Aslında temelde doğru olan ana bilgi bu bence de. Ama bizim bu kavrayışı hakkıyla elde edebilmemiz için, önce bulunduğumuz yerdeki basamakları teker teker ve her birini hazmederek, duyumsayarak çıkmamız gerek. Zirvede ulaşacağımız ana hedef belli evet. Ya da alacağımız dersin kitabının adı belli. Ama sayfa sayfa okuyup özümsemeden dersi tam olarak kavrayamayız. O yollarda gezmeli, tozu toprağı biraz yutmalıyız önce.

Yani durum şu ki, içinde bulunduğumuz gerçeklikte yargılamadan yaşayamıyoruz. Mesela "yargılamak,olumlu ya da olumsuz olsun farketmez,bütünsel bakışı engeller" denildiği anda ne sonuç çıkıyor? "Yargılamak kötüdür." Bu durumda, bu da bir yargı oldu. Yani bulunduğumuz noktada ancak yargılaya yargılaya daha az yargılayıcı olmayı öğrenebilicez. Gerçekte olduğumuzdan çok çok daha fazlaymışız gibi davranmaya çalışmakla sahiden de ana bilgiyi özümsemiş olamayız. Demek istediğim bu. Yoksa aslında alıntıladığım cümlenin doğruluğuna itirazım yok. :)



quote:
Originally posted by secretdream

yargılamanın iyi veya kötü olması önemli değil...yargılamak zihinsel bir tutumdan öte bir şey değil...yargılama ,başlığı altında yaptığımız her şeyi,yargılama başlığı vermeden de yapabiliriz...şurdaki çiçek sarıdır...dense,bu bir yargı mıdır?değildir..peki bundan ötesi var mıdır?yoktur...zihnin uygun olmayan bir davranma biçimi bu sadece...ve sırf bu uygunsuz davranma biçiminden vazgeçilmesi bile,aydınlanma yolunda önemli adımlar attırıyorsa,yargılamak denen şey,önemli bir köşe taşı olabilir.

çiçeğin sarı olmasının iyi veya kötü bir şey olmaması gibi, bu dünyada da iyi veya kötü bir şey yok...bu ayırımlar zihnin maalesef en başta kendisine karşı oynadığı ayak oyunları...
yani yargılamak kötü demiyorum...yargılamak,iyi veya kötü değil,diyorum...

çirkin olmasa güzelin güzel olduğunu bilmeyecektik...ya da yargılama olmasa,güzel ve çirkini ayıramayacaktık...
bu noktadan sonra mesele,hangi yolda yürümek istediğimizle ilgili...benim yolumda,güzel ve çirkini ayırmak,iyiyi ve kötüyü bilmek beni ilerletmiyor...ama tam tersine geriletiyor.
acıdan kurtulmak için vazgeçmem gereken tek bir şey varsa ki o da mutluluktur...ben mutluluktan vazgeçmeyi tercih ederim...güzelden vazgeçmem gerekiyorsa güzelden de vazgeçerim...vs...çünkü benim yolumda,ayırım yapmak,ruhuma bir şey katmadığı gibi,eksiltiyor da...
mesela,bu konu nefes almak ile ilgili...nefes almayı yargılasak ne elde edeceğiz? nefes almak iyidir nefes vermek kötüdür,demenin bir anlamı olmadığı gibi,güzel iyidir çirkin kötüdür demenin de bir anlamı yok bana göre...mesele,zihnin davranma biçiminin hayata uygun olması...
başlığı dağıtma pahasına da olsa,cümlemi açayım dedim birazcık...:)



quote:
Originally posted by burake

Buraya birşeyler yazmak istedim ama sanırım konu gerçekten dağılacak...Eğer ilginç olacağını düşünüyorsan yeni bir başlık aç istersen Quaan...Olmazsa da benim için o kadar önemli değil, düşüncelerin ifade edebilebileceği başka fırsatlar hep çıkıyor nasıl olsa...


quote:
Originally posted by oe_

Yargı ve yargılamak konusu açılınca genelde yargı daha dar değerlendiriliyor. Çabuk, olgunlaşmadan verilen ve muhatabını kötü yorumlayan ifadeler yargılama kapsamında değerlendiriliyor.

Bana göre her düşüncenin bir tezi vardır, yani yönlüdür. Mantık alanında söylendiği haliyle, her düşünce bir önermedir, bir şey iddia eder yani. Bu tez ise bir yargı/hükümdür.

Bu açıdan "Şu çiçek sarıdır" cümlesi de yargı içerir. Çünkü çiçeğin sarı olduğunu söyler. Bu açıdan "şu insan iyidir" derken "benim algılarıma göre bu insan iyidir" demiş oluyoruz. Sarı da benim algım. İyi dediğimde bana göre iyi demiş oluyorum. Sarı dediğimde de bana göre sarı demiş oluyorum. Ama kimse benim 'sarı'mı veya benim 'iyi'mi bilmiyor.

---

Qaan bu yargılama konusunda ayrı bir konu başlığı olabilecek kadar potansiyel var bence, ama böyle bir konu başlığına kim ev sahipliği yapmak ister bilemem. Çünkü "yargılamamayı boşverin, herşeyi yargılayın" demek de istemiyorum. Ama başlık açılınca sanki bu iddia ediliyormuş gibi olacak.





Anahtar sözcükler: Yargı, yargılama, yargılamak, yargılamama, yargılamamak.

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 09/07/2010 :  12:26:53  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Yargılamanın sevgi ile ilişkisini düşündüm bir de. Bize hoş gelen, olumlu duygular yaratan şeyleri severiz. En azından böyle olduğunda daha kolay sevgi besleriz. Yani bize göre iyi olanı ya da güzel olanı sevmemiz kolaydır. Olumsuz, kötü, çirkin bulduğumuzu da sevmeyiz. Yani sevgi beslerken de yargı devreye giriyor. Bu durumda koşulsuz sevmeyi başarabilmek, yargıdan uzaklaşmayı başarmakla paralel gidiyor denebilir mi?
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 09/07/2010 :  12:56:50  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
"Şu çiçek sarıdır" ifadesi ile "şu insan iyidir" ifadesini aynı kefeye koyduğumuzda,tespit etmek ile yargılamak arasındaki farkı ortadan kaldırmış oluruz. bir bakıma her şey "yargılama"nın kapsama alanına girer...o zaman yargılamak ile yargılamamak arasında bir fark kalmaz...peki bunun faydası veya zararı nedir? bunu düşünmem lazım...:)

"şu insan kötüdür" "bu çiçek çirkindir" cümlelerini,sadece tespit bağlamında söylediğimde,kötüyle de çirkinlede ilişkimi koparmam gerekmez...ama bunları yargılamak bağlamak söylediğimde,kötü ve çirkin olanla iletişimimi kopartacağım anlamına da gelir ki,işte bu bütünsel bakışı engeller...

yargılar olumlu da olsa olumusuz da olsa,bütüne bakmayı engelledikleri oranda yararsız oluyorlar.hatta zararlı oluyorlar.birini diğerine tercih etmemi koşullamadıkları sürece yargılar yargı değil "tespit" oluyorlar diye düşünüyorum.
yargılama meselesinde dikkat edilmesi gereken,her yargının belli bir ilişki tarzını dayatmasıdır.tespit etmek "tarafsızlık" bakışını koşullarken yargılar,dengesizliğe yol açabilecek potansiyele sahipler.

"şu çiçek sarıdır.sarıyı sevmem.sarı çiçeği hiç sevmem"...:)
"şu çiçek sarıdır.sarıyı severim.sarı çiçekleri de severim"..:)
"şu çiçek sarıdır.sarı sarıdır."

her düşünce,bir yön içerebilir ama yargılar bu yönleri abartmamızı sağlamaktalar sanki.
ari ırkın,pek güzel olduğu tespitinde kalsaydı hitler, yahudileri ve akabinde dünyadaki ari ırk dışında herkesi öldürmek gibi bir yönlenim içerisine girmezdi.
yani,ortada,yargılamakla beraber başlayan bir sınır var sanki.sarı çiçekleri seviyor olmam sarı olmyan bütün çiçekleri yok etmem gerektiği gibi bir sonuca götürmeye başlıyorsa beni,bu yönlenimimi durduracak olan düşünme biçimi ve tavır ne olmalı?
Go to Top of Page

burake
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 09/07/2010 :  17:18:44  Show Profile  Reply with Quote
oe_ sanıyorum güzel özetlemiş; "yargılamaktan aşırı kaçınmak" aslında bir yargılamayı yargılamak durumu...Yargılamak (olumsuz yargılar) sevgi eksikliğinin, dolayısıyla bütün olamayışımızın bir ifadesi...İşin bence iki yönü var;
1. İnsanları (olumsuz anlamda) yargılamak...Ben asla şu insan gibi davranmam dediğimizde kendimizi onu da yaratmış olan yaratıcıdan uzaklaştırmış, kendi kafamızdaki sınırlara hapsetmiş oluyoruz...
2. Durumları (olumsuz anlamda) yargılamak...Hathorlar'ın ya da P'taah'ın belirttiği gibi bu hissetme merkezlerimizi kapatıyor ve duygusal bedende kilitlenme yaratıyor...
Olumsuz yargılar pek çok düzlemde "ben ve bu (kişi ya da durum) arasında uyumsuzluk var demek...Ben ve bu "kişi veya durum" 'Bir' değiliz demek."
Karar vermemiz lazım böyle mi, herşey (ben dahil) 'Bir' mi?
Yargılamanın işaret ettiği eksiklikten yola çıkarak "ben yargılamaya karşıyım" demek aynı reddi ve uyumsuzluk fikrini bu alana taşımak demek...Ben son zamanlarda bu yönde ciddi bir dengesizlik içine girmiştim o açıdan bunun tesbiti iyi oldu...

Edited by - burake on 09/07/2010 17:50:22
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 10/07/2010 :  00:22:10  Show Profile  Reply with Quote
Yargı olumlu yada olumsuz bir karara varmak diye anlıyorum. Nesnelerle ilgili betimlemelerde kesin yargılar olabilir çiçeğn sarı olması gibi. Ama yaşam içerisinde durumlar ve kişiler hakkında tam bir yargıya varılamıyor. Çok değişkenlik arz ediyor.

Dün kızım bana bir komşumuzu göstererek "Anne Narin teyze çok iyi bir kadın,ben onu çok seviyorum" dediğinde "insanlar hakkında ne tam iyi nede tam kötü diyemeyiz. Her insanın iyi ve kötü yanları aynı anda mevcuttur böyle bakmaya çalış" diyebildim. Çünkü biri hakkında ne zaman olumlu bir yargıya varsam o insanla tam tersi bir durum yaşamakta ve zararını görmekteydim. Ne zaman biri hakkında tam olumsuz yargıya varsam o zamanada o insandan iyi bir davranış görürdüm. Her iki durumda kendimi kötü hissederdim,birincisinde kızgınlık,ikinci örnekte suçluluk hissederdim.

Öğrendiğim her insanın sadece bir hatası yada bir iyi davranışıyla tam olarak değerlendirilemeyeceği. Kiminin pozitifliği çokken negatifliği azdır. Kimininse negatifliği yüksek,pozitif yanı azdır. Kısaca bencil bir insanın iyi taraflarıda vardır, sevgi dolu bir insanın sevgisiz bir yanıda. Tabiki yine her halikarda sevgisiz yanlar yargılarının azlığı yada çokluğuyla ilintili.

Kişilere ve durumlara tek bir açıdan bakmak yerine çok yönlü bakmak yargıya varmamak ve sadece sevginin eksikliğini tesbit etmek olabilir. Bir insan bir suç işler ve sadece suç işlediği için suçlamak yerine bunun nedenlerini,koşullarını tümüyle anlayabilmek gerekir.Bu dünyada bir çocuk açlıktan ölüyorsa,birileri katil oluyorsa bunda bizlerinde payı var.

"Ne kadar ÖZ'üne yakınsa insan o kadar yargıdan özgür ve özgündür."



Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/07/2010 :  01:21:21  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by secretdream

"Şu çiçek sarıdır" ifadesi ile "şu insan iyidir" ifadesini aynı kefeye koyduğumuzda,tespit etmek ile yargılamak arasındaki farkı ortadan kaldırmış oluruz. bir bakıma her şey "yargılama"nın kapsama alanına girer...o zaman yargılamak ile yargılamamak arasında bir fark kalmaz...peki bunun faydası veya zararı nedir? bunu düşünmem lazım...:)

"şu insan kötüdür" "bu çiçek çirkindir" cümlelerini,sadece tespit bağlamında söylediğimde,kötüyle de çirkinlede ilişkimi koparmam gerekmez...ama bunları yargılamak bağlamak söylediğimde,kötü ve çirkin olanla iletişimimi kopartacağım anlamına da gelir ki,işte bu bütünsel bakışı engeller...

yargılar olumlu da olsa olumusuz da olsa,bütüne bakmayı engelledikleri oranda yararsız oluyorlar.hatta zararlı oluyorlar.birini diğerine tercih etmemi koşullamadıkları sürece yargılar yargı değil "tespit" oluyorlar diye düşünüyorum.
yargılama meselesinde dikkat edilmesi gereken,her yargının belli bir ilişki tarzını dayatmasıdır.tespit etmek "tarafsızlık" bakışını koşullarken yargılar,dengesizliğe yol açabilecek potansiyele sahipler.

"şu çiçek sarıdır.sarıyı sevmem.sarı çiçeği hiç sevmem"...:)
"şu çiçek sarıdır.sarıyı severim.sarı çiçekleri de severim"..:)
"şu çiçek sarıdır.sarı sarıdır."

her düşünce,bir yön içerebilir ama yargılar bu yönleri abartmamızı sağlamaktalar sanki.
ari ırkın,pek güzel olduğu tespitinde kalsaydı hitler, yahudileri ve akabinde dünyadaki ari ırk dışında herkesi öldürmek gibi bir yönlenim içerisine girmezdi.
yani,ortada,yargılamakla beraber başlayan bir sınır var sanki.sarı çiçekleri seviyor olmam sarı olmyan bütün çiçekleri yok etmem gerektiği gibi bir sonuca götürmeye başlıyorsa beni,bu yönlenimimi durduracak olan düşünme biçimi ve tavır ne olmalı?



İlk paragrafta yazdığından anladığım; "tespit objektiftir, yargı subjektiftir", gibi birşey.

Ancak Hitler'in "ari ırk güzeldir" düşüncesi tespit olarak kalsaydı, deyince ilk paragraftan başka birşey anlamam gerektiğini düşünmeye başlıyorum.

Bence "yargı ne iyi ne kötüdür" demiyor sözlerin. Böyle deseydi, yargılamamak için bir sebep kalmazdı. Yargılama diyorsun. Ama "Hitler'in düşüncesi tespit düzeyinde kalsaydı ari ırk dışında herkesi öldürmeye girişmezdi" derken bile Hitler'i (veya sana göre tespit-yargı ayrımını) yargılamış oluyorsun. Birkaç paragraf yazımız içinde bile onlarca yargı var. Bunları hiç düşünmemiş kılabilir miydik kendimizi, ve bu ne işimize yarardı?

"Yargılamak böler" diyorsun da, "gerçek bölünmüş müdür, gerçek 'gerçekten' bölünebilir mi?". Bence cevap hayır. Yani yargıların oyunun içinde olduğunu ve 'gerçek' düzeyinde bir bozulmaya yol açamayacağını bildiğim için, içim rahat. Bu yüzden o kadar kasmıyorum yargılamayacağım diye. Evet birini yaptığı/seçtiği şeyler yüzünden kendime yakın bulmayabilirim. Bazı düşünce ve eylemleri yapmayı veya yapmamayı seçebilirim. Bu benim oyun içindeki 'özgürlüğüm'. Yaşıyor olmak bu demek. Seçmek.

Evet seçmek bölmektir. Ama oyun/yaşam bundan doğar. Bunun, gerçeği milim değiştiremeyeceğini bildiğiniz zaman sorun yok. O seçmediğim şeylerle de nihai olarak birim. Seçip seçmiyor oluşum bunu değiştirmiyor ki, değiştiremez ki.

Bulmacayı çözmek seçimlerden geçer. Herşeyin sonu birlik olsa bile bu yoğunluğun amacı 'kutuplaşmak', yani kutuplardan birini seçmek. Her aşama kendine özgü bence. Bir aşamanın çözümü diğerine uygulanamaz. Bir dans gibi. Ritm belli bir noktada şiddetlenir, tempo artar, sonra yavaşlar ve uyumlanır. Aşamaların sırası değişirse dans da olmaz.


Edited by - oe_ on 12/07/2010 01:22:47
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 12/07/2010 :  01:32:20  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Diğer başlıktan

quote:
Originally posted by burake

Bir türlü ikna olamıyorum...Gelişmek böyle birşey değil...Örneğin ben nefes çalışmalarının geliştirici olduğunu düşünüyorsam ve bunları uyguluyorsam bir yandan da bunun tersi durumu (bu çalışmayı yapmama hatta kendini geliştirmeme durumunu)da kendimle olumsuzlamadan bağdaştırabilmeliyim...Bunun aksi bir tutum o yaptığım çalışmayı da anlamsız kılıyor...Bu yüzden "gelişmek iyiyi daha iyi hale getirmektir" dışında bir alternatife ikna olamıyorum...Bütün bunlar nereden çıktı? Kendimi "yargılamazdım" dedim...Yargılamak yerine benimsememek sözcüğünü de kullanabilrdim...Daha gelişmiş bir küme bir alt kümeyi "içerir" onu "reddetmez"...Kendi "dışına attığı, benimseyemediği" her durum onun kapsamını otomatikman azaltır...Gelişmek kümesi görünüşteki zıtlığa rağmen "gelişmemek" kümesini içerir...




quote:
Originally posted by oe_

Bana asıl şu anda yargılıyormuşsun gibi geliyor daha çok.

Olumsuzluyorsam ve birşeyleri seçiyorsam, seçiyorumdur. Neden bunu dert edeyim. "Kendimi yargılamamalıyım" diye niye kendimi yargılayayım?

Dikkat edersen bu düşüncelerde sorun çıkaran kısım yargı kısmı değil, 'uzayıp giden' kısım. Yargıladım kendimi, şöyle değil böyle olsaydı veya yapmalıydım dedim, düşündüm, sonuç çıkardım. Ve bitti.

Neden bu düşüncelerle kıvranıp durayım ki. Bir sonuç çıkardım ve bu sonuç doğru ise ne ala. Yanlış ise başka bir deneyim, düşünme ve sonuç çıkarma serisinden sonra değiştiririm gerekirse. Ama her seferinde "hiç sonuç çıkarmayacağım" diye kasamam. O zaman o deneyim bana ne katabilir ki. Deneyimden hiç sonuç çıkarmayacaksam, hiçbirşey de öğrenmeyeceğim, demektir. O zaman gelişme diye birşey de olmaz.


Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/07/2010 :  01:34:37  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bütünsel bakış nedir.. Kendi adıma konuşuyorum.

Çiçek sarı ve ben gerçektende sarıyı sevmem:) Kendimi bildim bileli sarıyı hiç sevmedim. Sev-e-medim demiyorum çünkü sarıyı sevmek için bir gayrette sarfetmedim.

Bütünsel bakabilseydim,sarı bile sarı olmayacaktı belki.

Benim önceden beri sarıyı sevmememin nedeni ne?
Sarıyı nasıl yargıladım,sarıya dair "kötü bir anım "yok iken bile?
Hem sarı nasıl bir kötü anı yaratabilir ki bende?
Sadece sevmiyorum . Niye,onu da bilmiyorum.
Peki sarıyı sevmemek,sarıyı yargılamak mıdır?

Sarıyı sevmemek bir suç değil dedim şimdi..Zira sarıyı da sevmem gerekse idi,sevdiğim bir başka renk,mesela yeşil olmamalıydı.

Yani tüm renk-ler sarı olsaydı,sarıyı sevebilirdim çünkü sevebileceğim başka bir renk olmazdı ve belki de sarıyı sevmememin nedeni yeşili sevmem.

Peki ben sarıyı kendimi bildim bileli sevmeyerek sarıyı yargılıyorsam eğer,bunda benim suçum ne?
Sarıyı benim adıma yargılayan ne?
Sarı sarı değilde yeşil olsaydı ..
Öyleyse sarının sarı olduğu için yargılanmış olmasının nedeni,sarı olması olabilir mi?
Sarı,sarı olarak kendisini sarı olmakla mı yargıladı?

Hitler davası için herşeyi yoketti.
Kolumuzda bir yara çıktığında,yaraya neden olan unsuru yoketmezmiyiz tedavi görerek?
Yoksa yaranın büyümesine izin mi veririz,onu yargılamak istemediğimiz için?
Kolumuzda yaraya neden olanın suçu,"bizim "kolumuzda olmakmıdır ki onu yargılayıp yoketmeye çalışmaktayız?
Bir başkasının kolunda olsa idi,yoketmek istermiydik böylesine?




Edited by - pandora76 on 12/07/2010 01:41:20
Go to Top of Page

secretdream
Akik

12 Posts

Posted - 12/07/2010 :  11:57:19  Show Profile  Visit secretdream's Homepage  Reply with Quote
quote:
oe;
"Yargılamak böler" diyorsun da, "gerçek bölünmüş müdür, gerçek 'gerçekten' bölünebilir mi?".

hayır gerçek anlamda gerçek bölünmüş olmaz...
burda benim de katıldığım eleştiri,gerçeği yargılamanın ve bölmenin zihin tarafından gerçek sanılması ve bunun doğurduğu sonuçlar...

bu arada,tespit de yargı da subjektiftir.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 13/07/2010 :  10:03:59  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
İkisi de subjektif ise aradaki ayrımı ortaya koymak güç olacak gibi. Aslinda düşününce, tespit ya da daha iyi anlamaya başladığımı sandığım haliyle "durum tespiti", bizim 'objektif' olarak gördüğümüz/düşündüğümüz birşey. Ne kadar son aşamada objektif olamayacaksa da, biz bu konuyu derinlemesine tartışmadıkça objektif birşey olarak görüyoruz bunu. "Sarı sarıdır" gibi. Halbuki birşeyin 'gerçekten/tam' objektif olabilmesi için bizim 'gerçekten' dışımızda olması lazım. Ama herşey 'bir'ken gerçekte dışarıda olan birşey yok. 'Sarı' da kendine ait bir anlam/varlık kalıbı değil, benim içimde, benimle birlikte anlam bulan bir anlam/varlık kalıbı.

O zaman tespit ve yargı arasındaki asıl ayrım noktası 'olayla duygusal bağlantı içermemesi' gibi birşey olabilir mi, diye düşündüm. Yani sevmek, sevmemek, hoşlanmak hoşlanmamak gibi. Ama bu daha tehlikeli bir durum sanki. Hiç duygu hissetmeden insanları öldürebilen insanlar var çünkü. Adam o zaman "öldürmem gerektiğini tespit ettim, durum onu gerektiriyordu" dediğinde hiç yargı içermiyor mu olacak? Aslında burada da 'öldürmeye dair vicdani/insani boyutun eksikliği' var. Bu kişi "insanları/canlıları öldürmemek gerekir" yargısını taşımadığı için "insanlar öldürülebilir, bunda bir sorun yok" yargısını taşıyor. Yani yargılar olumlu da olabilir. Ve olumlu bir yargının eksikliği, olumsuz bir eyleme götürebilir.

Evet hala 'olumlu ve olumsuz'dan sözediyoruz, 'iyi ve kötü'den, 'bh ve kh'dan, 'seçim'den. Oysa birlikte böyle bölünmeler yok. Bunlar oyunda/görünümde var. Ve biz oyunda mıyız, gerçekte miyiz? Aslen gerçekteyiz, çünkü istesek de ondan kopamayız. Ama deneyimsel olarak da oyunun içindeyiz. Bu ise bizim iyi ve kötü deneyimler geçirmemizi sağlıyor. Terliyken dondurma yediğimizde her seferinde hasta oluyorsak, "terliyken dondurma yemek benim için, 'şu anda/şu aşamada' kötüdür, çünkü beni hasta ediyor. Hasta olmayı sevmediğimi, bundan hoşlanmadığımı ise önceki deneyimlerimden biliyorum" demek bir yargı/sonuç çıkarma, aynı zamanda bir tespit de. Çünkü durum bu. Yersem büyük olasılıkla gene hasta olacağım ve bu yüzden yemiyorum. Ama fark ne; bu tespit/yargı, benim şu anki gerçekliğim/şartlarım için yapılmış, tüm sonsuzluk boyunca değil. Benim varlığıma ilişkin veya ortam/çevre değişkenlerine ilişkin koşullar değişirse, bu tespit/yargı da yenilenebilir, yeniden ele alınabilir.

Sonsuzlukta sonsuza kadar sürecek bir tespit/yargı yapılamaz. Çünkü eninde sonunda herşey 'bir'leşecek. Ve bütün tespitler/yargılar 'ayrı olmaya' dairdir. Sonsuzlukta bir anlamları yok. Ve sanırım tespitte bulunma/yargı-sonuç üretme olayında sorunlu kısım bu. Bir tespit/yargıda bulunduğumuz zaman bunun 'hep' geçerli olacağını sanmamız. Aslında o tespit/yargı sadece mevcut şartlar dahilinde ortaya çıkan birşey. Yani deneyim dünyasında/oyunda ortaya çıkan birşey. Deneyim/oyun için 'ayrılığa' ihtiyaç var. Yoksa deneyim imkanları çok kısıtlı oluyor. Yani sıfıra düşüyor. Bu durum biraz şuna benziyor. Yenebilecek tek besin maddesinin ekmek olduğunu düşünün. Ve bu mantıkla kendimize bir sucuklu sandviç sipariş edelim. Ekmek arası ekmek (sucuk) istiyoruz. İçine ekmek (domates) koyduruyoruz. Büfeci soruyor "ekmek (turşu) de koyayım mı" diye. Evet diyoruz. Sonra üstüne biraz ekmek (tuz) serpiyor. Ve bize veriyor. Ama söylemeyi unuttum, sadece tüm yenebilir şeyler ekmek değil, biz de ekmekteniz. Ve büfeci de ekmekten. Ve biz ekmekten sandviçimizi, ekmek dişlerimizle 'ekmeklemeye' (yemeye) çalışıyoruz. Bu arada, 'ekmeklemek' bu dünyanın tek aylemi. Hava, ekmek, su ekmek, zaman ekmek, mekan ekmek.

"Ne yapıyorsun?"

-Ekmek ekmekliyorum (kitap okuyorum)
-Ekmek ekmekliyorum (yürüyüşe çıktım)
-Ekmekliyorum (çalışıyorum)

Herşey sadece, 'ekmeklenebilir'. Deneyim imkanları sıfıra düşüyor dedim ama galiba 'bir'e düşüyormuş. Bu da iyi.

Biz aslen/gerçekte ne yapıyoruz burada o zaman; "sonsuzluyoruz" :)
Ve sonsuza kadar da bunu yapacağız sanırım...

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 13/07/2010 :  10:33:14  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by oe_

'Sarı' da kendine ait bir anlam/varlık kalıbı değil, benim içimde, benimle birlikte anlam bulan bir anlam/varlık kalıbı.



Yazarken bir noktada şu üstteki kısma takıldım. Bu ne demek? Benimle birlikte anlam/varlık bulmak. Bu aslında şu demek; "sarı diye birşey yoktu, ben uydurdum/yarattım"

Evet nihai olarak sarı diye birşey yok. Ben/sonsuzluk (yani benim kendi sonsuzluğumu bilip kullanabilen halim/zamanım) sarıyı uydurmuş/yaratmış. Yani sarıya sarı niteliğini vermiş; sarıyı belirlemiş, anlamlandırmış, sınırlamış, sonlu/deneyilenebilir hale getirmiş.

Sarı da herşey gibi sonsuzmuş yaratılmadan önce, yani sınırsızken.

---

Peki, sarıyı sarı olarak yaratabilmek için üzerinde birtakım belirlemelerde bulunmak gerekecek. Yoksa sarı ve mavi ayırtedilebilir olmaz. Sarıyı sarı kılan, maviyi mavi kılan birtakım şeyin, daha o yaratımın başında sarı ve maviye 'sabitlenmeleri' gerekecek. Bu ise sarının 'sarı olma niteliğini taşımak zorunda olması' demek.

"Sarı sarı olmak zorunda mıydı, sarı sarıdan başka birşey olamaz mıydı?" Soru bu.

Matematikle ilgili şöyle birşey denir; Tanrı üçgenin iç açılarını 180 derece olarak yaratmak zorundaydı, başka şansı yoktu. Tabii '180 derece' bizim ölçü sistemimiz, ölçü sistemi derece olmasa da, gene örneğin bir dikdörtgenin iç açıları toplamının yarısı olmak zorundaydı. Yani ölçü sisteminin farklılığı durumu değiştirmiyor. Peki böyle bir zorunluluk var mı? Bizim bildiğimiz üçgen bunu gerektiriyor. Üçgen, 'o haliyle' üçgen. Öyle olmasaydı, üçgen de olmayacaktı, başka birşey olacaktı.

'Sarı'ya dönelim. Şu an garip birşey yapıyorum ve 'sarı'yı bir 'varlık' gibi algılamaya çalışıyorum. Zamanında reenkarnasyonun gerekliliğini anlamakta bana şu düşünce epey yardımcı olmuştu: "Ben insanım, canlıyım bir sürü yeteneğim var. Ama şu klavye cansız ve oldukça kısıtlı bir varoluş tarzı var. Neden ben insanın o ise klavye." Yani varlıklar arası daha 'başlangıçta' (doğumu başlangıç varsayarsanız) 'haksızlık' yapmak hangi tanrının adaletine sığabilir ki? Ben 'baştan' insan olarak varedildim, klavye ise klavye olarak. Ve ben ölsem de hep insan kalacağım (öbür dünyada), klavye ise hep cansız kalacak. Klavyeler cennete mi gider cehenneme mi? Günahsız olduklarından hepsi cennete gitselerdi, cehennemde hiç klavye olmazdı. Ama erir zaten gerek yok :) Klavyenin atomları nereye gider? Sanırım farketmiyor. Ama bir varlığı, bunun farketmediği kadar 'cansız/duygusuz/duyarlıksız' yaratmak da mı farketmiyor? Adaletsiz bir yaratıcı benim asla kabul edemediğim bir kavram. Ve bu bakışla reenkarnasyon çok daha anlamlı gözükmüştü. Yani her varlık için; 'işe' atom olarak başlamak ve milyarlarca yıl çeşit çeşit mineral, bitki, hayvan olduktan sonra insan olmak. Ve sonra da ötesi.

Şimdi aynı mantığı 'sarı'ya uygulamak istiyorum. Sarı sarı olmak zorunda kaldı. 'Sarı' bir varlık mıdır? Aslında her çeşit duygu düşüncenin başka başka boyutlarda/düzlemlerde birer varlık olduğunu düşünme eğilimindeyim. Örneğin bizim duygu dediklerimiz 4. yoğunluğun varlıkları olabilir, düşünce dediklerimiz 5. yoğunluğun varlıkları olabilir belki. Tabi bir de o yoğunluklardakilerin duygu ve düşünceleri nedir/nasıldır, diye düşünürsek olay biraz karmaşıklaşıyor.

'Sarı' bir varlık olmalı. Sarı bir ide/düşünce. Ve her düşüncenin de bir varlığı var.

O zaman 'sarı' bir varlık ise, özgür değil mi? Özgür iradesi yok mu? Sarı olmak dışında bir seçeneği yok mu?

Bunu biraz daha düşünmek gerek.

Edited by - oe_ on 13/07/2010 10:36:34
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 20/07/2010 :  23:30:30  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben adalet kısmına takıldım. Şöyleki;

Diyelim ki klavye veya insan olmak arasında bir adalet olmazdı,klavye bir başka yaşamda insan olmasa idi. Peki o zaman neden ayağım yerde toza toprağa basıyor ama gözüm yüzümde olup,toza toprağa basmıyor,keyfi yerinde?
Gözüm ile ayağım arasında neden adalet yok?

Peki ayağımız diyor mu hiç"ben neden göz olup,"göz önünde olmadım"diye?
Belki de ayağımızı birşekilde gözün yerine koysak bundan mutlu olmayacak? "Ben yerde toprağa basmalıyım,burada olmayı sevmedim"diyecek? Olamaz mı?

Eğer gerçek gerçekten bölünemez ise,herşey bir ise,varolan tek varlık adilane olmayan seçim yapabilir miki?

Işık prizmadan geçirildiğinde 7 renge ayrılıyor ama aslında ayrılmıyor sadece "bir"olan ışığın bünyesindeki 7 ayrı rengi görüyoruz. Hepsi bir.

Işık ayrı ayrı parçalara bölünseydi,7 ayrı renginde ayrı ayrı iradesi olabilseydi,o zaman sarı yeşile"neden ben yeşil değilim,bir sonraki yaşamımda beni yeşil yap,adil ol"diyebilirdi kaynağa ama zaten yeşil de sarı da kaynağın kendini ifade ettiği yollardan biri olduğuna,kaynaktan başka birşey olmadığına göre,adilane olsun diye diyemem ki?

Göz göz olduğunda mutlu,ayakta ayak olduğunda. Madem hepsi mutlu oldukları gibi olmaktan,öyleyse neden adilane olmasın gözün göz,ayağın ayak olması?

Bir tek varlık ya da birlik var ise eğer,nasıl hem sarı hem de yeşilin özgür iradesinden sözedebilirimki?

Eğer yeşil ve sarının özgür iradesinden sözedersem,bu durumda bir değil birden fazla varlık olmazmı?

Kağıdı 4 parçaya ayırsam ve sonra bu parçalar biraraya gelse,eskisi gibi hiç bölünmemiş "bir"kağıt mı olur? Sadece 4 parçanın bir araya geldiği yeni "bir"kağıt olmazmı? 4 parçanın biraraya gelerek oluşturduğu yeni "bir" kağıt,4 parçaya hiç bölünmemiş "bir"kağıtla aynı şey midir?


Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 20/07/2010 :  23:59:16  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Benim aklımı karıştıran şey daha çok bu çerçevede dolanmaktaydı aslında. Bu nedenle varlık-ların hem özgür iradeye sahip olduğunu hem de yine de "bir" olmalarını anlamamaktaydım.

Sonunda zaman içinde vardığım sonuç,şu an inandığım şey,gerçektende özgür iradenin olduğu. Ama sadece bir tek varlığın özgür iradesi var çünkü gerçekte prizmanın ışığın 7 rengini "ayırmayıp" sadece 7 rengi "göstermesi" gibi,aslında bir hiç bölünmedi Ove bu nedenle de özgür iradesiyle herşeyi dilediğince yarattı.

6 veya 8 değil,7 renk yaratmasının nedeni de özgür iradesinden gelmekte. "Neden özgür irade sapmasından yararlanarak yaratıyor sevgi",diye düşünmüştüm. Şimdilerde düşündüğüm o ki,sevgi 6 veya 8 değil de 7 renk yarattığı için özgür:) Özgür irade sapmasından dolayı niye 6 veya 8 renk değil ,diyemiyoruz.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/07/2010 :  00:38:45  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
O zaman 'sarı' bir varlık ise, özgür değil mi? Özgür iradesi yok mu? Sarı olmak dışında bir seçeneği yok mu?

"Ayağımın neden göz olup gözönünde değilim" dememesi gibi,sarının da sarı olmak dışında bir seçeneği yoktu.

Bir kağıt var ve ben onu boyayacağım. Nasıl boyayacağım? Yeşil sağda sarı solda mı olacak?

Canımın istediği gibi boyayabilirim çünkü kağıdın sağını yeşil,solunu sarıya boya diye bir yazı yok elimde.

Ve zaten böyle bir yazı olsa idi,"sağ ya da sol yeşil-sarı" olacak dense idi,o kağıt "boş","sonsuz" yani maddeye dönüşmemiş olmaz,haliyle resmi "özgürce yaratacağım" bir zeminim olmazdı.

İşte bu nedenle sol tarafı sarıya boyarsam,sol tarafın sarıya boyanmasından başka bir seçeneğ-i olmadığı için sarıya boyanmış olur.
Seçeneği-m demiyorum,seçeneğ-i diyorum.

"Sağ mı sol tarafımı" seçeneği olan bendim ama kağıdın "sağ mı yoksa sol tarafımı" gibi seçeneği yoktu.

Yani sarı sarı olmak zorundaydı çünkü tıpkı kağıttaki resimdeki yerler gibi,sarı olmaktan başka bir seçeneği yoktu.

Ra'nın sıkça tekrarladığı için dikkat çekici olan varlığın özgür iradesi konusu ise,birşey ne ise ,(zaman illüzyonu içinde yaratım başladığı zaman )o olmasına engel olmamak böylece resmin tamamlanması olarak algılıyorum ben.

Edited by - pandora76 on 21/07/2010 00:41:00
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/07/2010 :  01:07:01  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Tek varlık var, tamam.
Bütün irade de onun iradesi.
Peki biz neyiz?
Ondan ayrı mıyız, bağımsız mıyız?
Bizim kendi kararımız gözüken şeyler, onun kararları mı?

'Biz ve o' şeklinde böldüğümüz sürece bunun bir çözümü yok, o zaman iki ayrı irade varmış gibi varsaymak zorunda kalacağız.

Bölmediğimizde ise, herşey o tek varlığın iradesi diyemeyiz, kendimizi hiçe indirgemeden.
Çünkü biz de ondayız/ondanız.
O tek varlığın çok olan görünümleri de özgür olmak zorunda.
Tıpkı bir aynadaki yansıma gibi.
Ben yansımayım.
Yansıma aslını yansıtır.
Ben tutsaksam asıl da tutsak.

Tek bir varlık var ama sonsuz sayıda ayna ve yansıma var.
Ama yansımaların tümü de özgür iradesizse, tutsak ise.
O zaman o tek varlık da tutsaktır demiş oluruz.

Bunun tek çözümü var.
O tek varlığın kendi iradesinden bize paylar vermesi.
Yani gene o istiyor, ama kendini ayrık bir varlık gibi gören 'ben' olarak istiyor.
Benim istediğimi istiyor.
Benim istememi istiyor.
Yani benim kendi seçimlerimi yapabilmemi istiyor.

Bir karaciğer hücresi karaciğer hücresi olmaya yazgılı ise, kendi seçimi yok demektir.
Ayağı oluşturan hücreler ve atomlar başka hayatlar da göz de olacak.
Hatta ayağın her bir atomu çok ileride insan da olacak.
Şimdilik benim bedenime/ayağıma hizmet ediyorlar.

Go to Top of Page

Cryptos
Gezgin

Turkey
0 Posts

Posted - 21/07/2010 :  13:47:37  Show Profile  Reply with Quote
ZATEN VERMEK İSTEMESEYDİ İSTEMEYİ VERMEZDİ!!!
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/07/2010 :  16:18:40  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Aslında sonsuz tek varlık açısından ele alınca irade çifte anlam taşıyor.
1. Yapabilme gücü
2. Yapmak için istek duymak

Sonsuz tek varlık yapabilme gücü açısından sınırsız. Ama birşey yapma isteği duyma açısından da 'isteksiz' denebilir (Şu da var; yapılmamış birşey yok sonsuzlukta. Her an olası tüm gerçeklikler var/canlı. Şu 'an'da, biz de o gerçekliklerden birinin içindeyiz).
Çünkü 'istemek', kendinde eksik olanı istemektir. Oysa sonsuzluk tamdır bütündür. Onda bir değişim ve gelişim olmaz. Bir istek de doğmaz.

Aslında o 'bizim vasıtamızla' isteyebiliyor. Kendi başına isteksiz/bütün. Biz ise bütün halimizi deneyimlemiyoruz. Kendi bilincimizi/dünyamızı parçalı/sonlu deneyimliyoruz. O yüzden istek bize ait. Şöyle de denebilir "biz araç/aracı oluyoruz o isteğe".

---

Bir de "ayak ayak olmaktan, göz göz olmaktan memnun" diyebilmemiz için ayağın ayak olmak dışında halleri de deneyip, gene 'ayak olmayı' seçmesi gerekir. Başka hiçbir hali bilmeyen/deneyimlememiş birşeyin, o halden memnun olup onu seçtiğini söylemek zor. Ve eğer ayak ayak olmaya, göz göz olmaya, karaciğer hücresi karaciğer hücresi olmaya 'yazgılı' ise, başka bir hali deneyimlememiş demektir.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/07/2010 :  17:21:23  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe;

Öncelikle ayak veya göz ve onların biraraya geldiği beden,"ben"dediğimiz nedir,bence onuda konuşmalıyız. Hep beden örneğinden gittim,tam anlamıyla uyuşmasa bile yakın geldiği ya da düşüncelerimi ifade edebilmem için bir örnek olduğu için.

ayak ayak olmaktan, göz göz olmaktan memnun" diyebilmemiz için ayağın ayak olmak dışında halleri de deneyip, gene 'ayak olmayı' seçmesi gerekir ..

Fakat bunun böyle olacağını nereden biliyoruz? Bizim bu adalet anlayışımız"parça olma yanılgısından gelen bir adalet anlayışı",öyleyse eğer,"parça olma yanılgısıyla vardığımız adalet anlayışı,bütünden bakıldığındada aynı şey midir?

Ayak ayak değil de,göz olmayı isteseydi,göz olmazmıydı daha en başında?

Ben ayağın ayak gözün göz olmasından mutlu olabileceği çıkarımına,seçimler yapılırken ayağın ayak,gözünde göz olmasına bağlıyorum.

Göz göz olmuş,gözönünde parlamakta ama yine de ayak gibi"toprağa basmanın,toprağın kendisini sertleştirmesinin /bunun verdiği güçlü olma duygusunun" farkında değil.

Bir örnek vereyim. Astroloji doğru olsun olmasın,iyi bildiğim konu olduğu için.

Mesela Jüpiteri haritaya hakim olan biri toplumda Jüpiterin verdiği şans ile özellikle çaba harcamasa,böyle bir niyeti olmasa bile bir şekilde öne çıkar/çıkartılır Jüpiter tarafından,göz doldurur,erdemliyse eğer başarabilir fakat tam da bu nedenle kıskanılır,pek çok kereler haksızlığa uğrayabilir.

Oğlak burcu içe kapanıktır,toplum içinde çok da dikkat çekmez hemen. Zorluklar çeker,çok çalışmak zorundadır ama bunun yanısıra o bir keçi gibi inatla uğraşır,çabalar ve başarır.

Bu iki örnekte görüldüğü gibi,herşeyin bir başka ucu var. Öyleyse eğer,neden adalet kavramını ayağın bir başka yaşamında göz olup gözdoldurması olarak nitelendirmemiz gereksin ki?
İşte şu verdiğim örneklerde bir yerde adalet değil mi?

Peki bunu boşverelim. Ruhların yolculuğunu sanırım sen de okumuştun yanlış anımsamıyorsam. Orada kimi ruhların pek çok yaşam sürmelerine rağmen yine de tekamülde ileri bir seviyeye ulaşmadığına değinilmekte idi ,tam yerini anımsamıyorum şu an.
Kimi ruhlar ise,kısa bir zamanda tekamülde oldukça ilerlemekteydi. Ve ayrıca bu durum Ra tarafından,kimilerinin daha hızlı çekildiğiyle ilişkilendiriliyor.

Ra:Bazılarının başkalarına göre daha çabuk öğrenebilmelerinin bir nedeni var mıdır?Bakın ,isterseniz buna istek ve iradenin fonksiyonu,yukarı doğru sprial çizen ışık hattının çekimi diyelim.

Şimdi bu haksızlık değil mi? Neden kimisi diğerinden daha hızlı çekiliyor,daha çabuk tekamülünü tamamlıyor?

Hem daha da ilginci,"çekili-yor".
Kim çekiyor? Niye ayrıcalık yapıyor?

Peki şimdi biraz daha ayrıntıya inelim ve şöyle birşey diyeyim. Bu varlıklar daha hızlı çekilmese idiler,daha fazla deneyimle karşılaşıp,daha fazla deneyimin "tadına" (acı-ya da tatlı)varmış olmayacaklarmıydı?

O zaman daha hızlı çekildiği için tekamüllerini daha çabuk tamamlayanlara haksızlık olmuyor mu bu?

Hem sadece bize "iyi"hissettiren şeyler mi kıymetli? Acının verdiği haz yok mu? Yani sadece göz önünde olup göz doldurmanın daha önemli olduğunu düşünmek için bir nedenim yok ki?

Ben tam da buna uygun birşey yazmıştım biryerde:

Çok önceden,bir zaman boyunca,sadece ve sürekli dualiteyi düşündüm.İyi-kötü,acı-tatlı...Mesela herşeyin iyi olduğu bir dünya yaratılamazmıydı?Kimsenin acı çekmediği bir dünya?Acının olmadığı bir dünya?
Bir gün yine bunu düşünürken bir an birşeyi farkettim.Bütüne,bulunduğum noktadan bakıyordum aslında bütüne eş olmama rağmen.(malum illüzyonumuz
)Peki bir noktadan bakarak bütünü anlayabilirmiyiz?Dualitenin anlamını biliyordum ve daha genişlemiş bir bakış açısına sahip olmamı sağlıyordu bazı zamanlar ama yeterli değildi.Bu sefer tam tersini denedim.O nun olduğu yerden bakmayı denedim.
O an herşey yerli yerine oturmuştu.
Herşey tam ve mükemmel.Aslında bu sözcükler bile manasız.Öfke,kin,haz...Hiçbirşey yok çünkü zaten 'O' nun tanımı yok.Dolayısıyla Onun olduğu yerden baktığımızda,tanımlamaların yarattığı hiçbir sonuç yok.Zira öfke,kin,haz,acı...sadece birer tanımlama.Tanımlanamayanın,tanımıyız biz.Oeninde anlattığı gibi..

O nun için 'acı' sadece bir tanım.Kötü birşey değil.Zira onun için 'kötü'de bir tanımlama.Bir deneyim.Bunu seçmesi bize yaptığı bir haksızlık değil.Deneyimlemek istediği bir başka şey.Hepsi bu.Dolayısıyla acıyıda biz yaratıyoruz.Çünkü zaten bizde O yuz ama aynı zamanda değiliz:)
Onun olduğu yerden baktığımı imgelediğimde,herşey sadece bir rüyadan ibaret.Olan hiçbirşey ben değilim ama aynı zamanda ben im.Tıpkı bir film izlemek gibi.Filmi neşe yada acı gibi duygular hissetmek için izliyoruz ve hissediyoruz ama oyuncuların aslında bizler olmadığını biliyoruz.


Sevdiğimiz bir insanla darılmadan,barışmanın sevincine varabiliyor muyuz?

Paramızı kaybetmeden(acı) onu bulmanın sevincine(sevinç) varabiliyormuyuz? Paramızı kaybetmesek,herhangi bir duyguyu deneyimleyebilir miydik?


O zaman ayağın ayak olması veya gözün göz olması neden adaletsizlik olsun ki?

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/07/2010 :  17:47:17  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"ben"dediğimiz nedir,bence onuda konuşmalıyız.
Dedim ama adalet kavramından başladım.
Şimdi ayak ve gözün durumunu düşüneyim.

Bir canlının gözünü bedeninin dışına çıkarsak o göz görebilir mi? Hayır. Neden?
Çünkü göz sadece bir "alıcıdır". Aslında görme işlevi beyin sayesinde gerçekleşmektedir.

Peki şimdi bir de beyin açısından bakalım.
Göz olmadan beyin görebilir mi?
Hayır. Neden? Çünkü "görebilmek" için göze ihtiyacı vardır.

Peki bir de şöyle birşey var. Göz mü yoksa beyin mi olmadan beden yaşamını sürdürebilir? Tabiki beyin. Ama görme işlevini yitirir,o ayrı.

Demekki aslolan"beyin".

Ne demeye çalışıyorum..
Bir canlının gözünü çıkarıp başka bir yere "ayırsak" bile görememesi ama yine de yaşayabilmesinin nedeni,"gözün"kendi başına "karar veren"ayrı bir varlık olmaması. Göz alıcıdır ama gören varlık,tek başına göz değildir. Sadece beyin "göz alıcısında iken "görür. Bu nedenle gözden gelen sinyalleri alırken,"işte ben gözüm ve görüyorum"diye düşünüp,"sadece "göz olduğunu zannedebilir ama aslında "o aynı zamanda ayaktır". Göz de iken,"sadece"göz olduğu yanılsamasına kapılsa bile bu böyledir. Aslında hepsi bir bütündür.

Ben O'yum,sayfa 545;

S:Bazen uzay benim bedenimmiş hissine kapılıyorum.

M:Siz"Ben-bu-beden-im"illüzyonuyla bağımlı olduğunuz zaman,uzay içinde sadece bir nokta ve zaman içinde sadece bir ansınız. Bedenle özdeşlik zannı bittğinde,tüm uzay ve zaman sizin zihninizdedir ve zihin bilinç içinde yalnızca bir dalgacıktır,blinç ise doğaya yansımış farkındalık. Farkındalık ve madde,saf varoluşun aktif ve pasif yüzleridir ve o hem her ikisidir,hem de her ikisinden öte olandır. Uzay ve zaman evrensel mevcudiyetin bedeni ve zihnidir. Hissettiğim şu ki uzay ve zaman içinde vaki olan herşey bana vaki olur,her form benim formumdur,her deneyim benim deneyimimdir. Kendimi ne olarak hissedersem,o benim bedenim ve o bedene vaki olan herşey benim zihnim haline gelir. Fakar evrenin kökeninde saf farkındalık vardır,uzayın ve zamanın ötesinde,şimdi ve burada. Onu gerçek varlığınız olarak bilin ve buna göre davranın.



Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/07/2010 :  18:48:25  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aslında bu adalet kavramına daha fazlasını ekleyebilirim. Mesela eşitlik, adaletmidir? gibi..

Ra: Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir,yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olmaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir.

Ve Ra benliklerden bahsetmiş. Onlardan biri:

33.Celse;
Ra: Bu listeyi iki yolla açıklayabiliriz. Ya sonsuza kadar konuşuruz ya da şöyle diyebilirz.:Benlik ile başka benlikler(başka varlıklar)arasındaki karşılıklı her ilişki ve etkileşim,benlik ile diğer-benlik arasındaki potansiyel farkı ile orantılı olarak katalizör olma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel farkı,hem benlik hem de diğer benliğin özde Yaratan oldukları değişmez gerçeğiyle giderek azalır ve bu azalma da sürekli aynı gerçek tarafından alttan desteklenir.


Gözü bir nevi "benliğin"bir başka ifadesi gibi düşünebilirim ama gözü "tek başına",ayrıca "özgür iradesiyle karar alan" bir varlık gibi düşünemem. O sadece ışığın 7 rengi gibi,bir başka yansıma ;diye düşünmem bu yüzden.

Ve ben ,yine özgürüm çünkü dilediğim an gözlerimi kapatıp sadece duymayı "seçebiliyorum". Ama bunu yapan,"tek başına", kulağım değil.

Birşey yazmıştım ben:

Balçıktan yapılmış bir beden diyelim...Bu beden,nasıl seçebilir?
Hamur işte ..Bir hamur sadece. Bir hamur neyi nasıl seçebilir?

'Allah insana ruhundan üfledi'...

İnsana üflediği ruh elma sevgisi taşıyor ise eğer,elmayı seçebilir ama değilse,elmayı sevmeyecekir,seçmek istemeyecetir.

Gözü kapalı biri olsun. Karşısında bir elma bir armut..Bu insan hangisini seçer?
Karidesi'göremediğim 'yani onun karides olduğu/hakkında yargıya varmayacağım bir durum gibi birşey.

Görmediği iki şeyden birini ,neye göre(şekil,renk vs...)seçebilir?

Madem seçiyor özgür iradesiyle...Nasıl görmediği birşeyi seçebiliyor?

Görüyor olsa diyeceğim ki'kırmızı renk,yuvarlak şekli vs...seviyor/eğilimli ve bu nedenle elmayı seçiyor'

Ama görmüyor ve yine de onlardan birini seçiyor.


Yaratan öylesine özgür ki,6 veya 8 değil,7 renge ayırabilecek kadar...Bir sebep arasan boşuna..7 renk var işte,tek açıklaması 7 renk olması. "6 veya 8 değil de neden 7,bu 6 veya 8'e yapılmış haksızca birşey"diyebilirmiyim?

Işık 7 renge ayrıldı ve sarıda iken sarıyı hissetti daha doğrusu sarıyı hissettiği için sarı dedi. Daha da doğrusu,birşey hisseetti ve ona sarı dedi. Bu nedenle o "sarı" oldu.

Dolayısıyla,bu sarı ve yeşil benden ayrı değil ki benden ayrı bir özgür irade ile karar verebilsin..
Peki bniz sadece sarımıyız ki özgür olmayalım?

Bu nedenle sarı sarı olmak zorunda idi ve sarı sarı olmak ama yeşil olmamaktan dolayı haksızlığa uğraşmış değil çünkü sarı ben'den ayrı birşey değil. Sadece "ben-liğin" bir başka ifadesi.

Maharaj' dan birşeyler yazıcam,gözüme ilişen, konuya uygun gibi gelen.

M:Bakın,başparmağım işaret parmağıma dokunuyor. İkisi de dokunuyor ve dokunuluyor. Dikkatimi başparmağımda topladığım zaman başparmak hissedendir ve işaret parmağı da nesne. Dikkat odağını değiştirin,ilişki de tersine döner. Ben her nasılsa,dikkat odağını değiştirdiğimde,baktığım şeyin kendisi olduğumu ve onun içinde bulunduğu bilinç halini yaşadığımı farkettim.

Göz 'de iken,gördüğümüz için "sadece" göz olduğumuz yanılsaması gibi.

M:Siz gözlem olayını gözlemleyebilirsiniz ama gözlemciyi değil! Siz nihai gözlemcinin siz olduğunuzu direkt içgörü yoluyla bilirsiniz,yoksa gözleme dayalı bir mantıksdal süreç yoluyla değil. Fakat aslında hepsi zihindedir. Gözlemci,gözlenen ve gözlem zihinsel duyumsamalar ve icatlardır. Var olan yalnızca Öz dür.

S:Zihin bütün bu bölünmeleri nedne yaratıyor?

M:Bölmek,ayrı ayrı düşünmek zihnin gerçek doğasıdır. Bölmenin bir zararı yoktur. Fakat ayrılık gerçeğe ters düşer. Nesneler ve insanlar farklıdırlar,fakat onlar ayrı değiller. Doğa birdir,gerçek birdir. Zıtlar vardır ama zıtlık yoktur.

Şunun altını çizmek istiyorum:

Zıt-lar vardır ama zıt-lık yoktur.

M: Varsın oldukları gibi olsunlar. Benim olduğum gibi oluşum benim liyakatim değil,onların oldukları gibi oluşları da onlaırn kusurları değil. En Yüce Gerçek kendisini sayısız yolla tezahür ettirir. Onun adları ve şekilleri sonsuzdur. Herşey aynı okyonustan çıkar ve herşey orada birleşip bir olur;herşeyin kaynağı birdir. Nedenler ve sonuçlar aramak,zihnin vkit geçirmek iin yaptıklarıdır(eğlencesidir)

Edited by - pandora76 on 21/07/2010 18:48:51
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/07/2010 :  20:45:38  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aslında adalete dair bir şey daha var. Mesela kafadan atıyorum,bir insan düşünelim ,5 hayatta tekamül etmiş,diğer, ise 50 hayatta.
50 hayatta tekamül eden,savaşçı-barışçı,köle-kral,güzel-çirkin vs...pek çok şeyi deneyimlemiş olabilir.
Peki ya 5 hayata sığar mı hepsi? Güzellik-krallık vs...

Bir yaşamı kendi içinde dengeleme amaçlı farklı hayatlar olabilir. Mesela Ruhların yolculuğunda verdiğim örnekteki,bir yaşamda çok güçlü olmanın tadına varan savaşçının,bir başka yaşamda tam aksine engelli bir yazar olması gibi ama birden fazla insanın hayatlarını birbiriyle kıyasladığımda hiç de adil değil.

Ruhların yolculuğunda önceki yaşamında avukat olan biri neden başaramadığı amaç için tekrar tekrar enkarne olmak durumunda?
Belki önceki yaşamda egosuna kapılıp amacını gerçekleştirmiyor ama vicdanı onun intiharına neden oluyor ve pekala da intihar etmeyebilir ve rahat/zengin yaşamını sürdürmeyi seçebilirdi. Peki onu sürükleyen bu "vicdan"nereden geldi?
Logoslar bh ya da kh eğilimli olabilir de biz olamazmıyız?

Buradan geleceğim şey,karaciğer hücresinin ,bir yaşamda karaciğer hücresi olma durumunu tamamlamayıp neden ille de ,yine de karaciğer hücresi olmak için çalışması.
Kalp hücresi kalbe dönüşmek değil de başka birşey de olabilse idi,sarı da sarı olmak "zorunda" olmazdı. Zaten kalp hücresi olma seçimi de özgür irade ile yapılan seçim değil mi?

Venüslüler neden negatif hasat edilmelerine rağmen yine de pozitife hasat için uğraştılar? Gönüllerindeki asıl niyet"pozitife odaklanmak"olmasaydı bunu yaparlar mıydı?

Kalp olması gereken hücreler,kalp olması gerektiklerini içten içe bilmeseler ya da buna birşekilde çağrılmasalar,kalp olma "isteğini"içten hissetmeseler,tıpkı gözü kapalı bir insanın "kırmızıyı mı yoksa yeşilimi"seçmesi gibi, seçimlerini nasıl yapacaklardı?

Bence senin sözünü ettiğin şey,yanlışta anlamış olabilirim ama,anladığım kadarıyla yaratılışın uzay/zaman dışında kalan,kaosun-rastgeleliliğin olduğu kısım.

Veya ne demek istediğimi aslında en iyi Ra açıklıyor sanımrım

Ra:Çünkü özgür iradenin,potansiyel sonsuz zekayı odaklanmış sonsuz zekaya dönüştürme süreci,sizin bilincinde olduğunuz uzay/zaman sürekliliğinin dışında yer alır.

Uzay/zaman'ın var olması ya da deneyimlenebilmesi ancak,Logos ya da Sevginin bireyselleşme ya da deneyimlenebilmesi ancak,Logos ya da Sevgi'nin bireyselleşme süreci tamamlanıp da,madde evreni sizin deyiminizle yoğunlaşıp bir araya toplandığı ya da dışarı doğru devinirken içeri doğru da büzülmeye başladığı ve sizin güneş dediğiniz cisimlerin de kendi sıraları gelince zamandışı kaosları yoğunlaştırıp bunları gezegenlere dönüştürmelerinden ve bu zeki enerji girdaplarının,zamandışı(çok uzun)bir süre 1.yoğunluk derecesinden kalmalarından sonra mümkün olmuştur. Uzay/zaman idraki bu varoluş yoğunluğunun öğretilerinden biridir.

Bunun için,zamanla ve uzayla(mekanla)ilgili ve bunların ,sizin deyiminizle,ilk yaratılışla ilgileri konusundaki sorularınızı yanıtlamakta zorlanıyoruz;çünkü,ilk yaratılış sizin anladığınız şekliyle uzay/zaman'ın bir parçası değildir.

Sonsuzlukta herşey mümkün ve hatta Ra'nın dediği gibi,olabilir/olmuştur gibi birşey.
Paralel evrenler konusu bence oldukça ilginç. Belki diğer olasılıklarda bir başka seçim oldu veya olacak. Bu sonsuz bir evrende pekala mümkün.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/07/2010 :  21:09:57  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi biraz garibime gitti,yazdıklarımı okuyunca. Karaciğer hücresinin,karaciğer hücsresi olması fikrini değiştirmesi nasıl sözkonusu olabilir ki? O zaten karaciğer hücresi değil mi?

1.durum: Kağıdın sağını "sarıya" boyadım.
2.durum: Vazgeçtim ,kağıdın "solunu"sarıya boyadım.
Pekala..Burada değişen şey "sarımı",yoksa,sarıya boyanan "yer mi".
Ruhların yolculuğunda ana ve yan planlardan bahsedilir ama onlar temelde birbirine zıt niyetler üzerine kurulu değildir.


"O ",ona "sen sarısın,dediğinde,"ol" dediği için sarı olmuyor mu?
Ya da şu var:
Ona sarı demeseydi sarı olmazdı. Sarı olmasının tek nedeni ,O'nun sarı demesi ise eğer;o kendisine sarı denmesinden itibaren sarıdan başka ne olabilir,"sarı"dendiği sürece?
Ya da şöyle birşey var.
O,"ona" nasıl "sen sarı ol" diyebilir? Zamansızlık ve mekansızlık anlamına geliyorsa sonsuzluk,sanki kağıdın sağ tarafına sarı dediğim için sarı olmuş gibi birşey olamaz ki? O,sarı demiş ve sarı olmuş,hepsi bu..

Sayfa 33,

S:Budist geleneğine göre bir Nirvani,bir aydınlanmış Buda,evrenden bağımsız,özgürdür. Varolan her şeyi kendi başına bilebilir ve deneyimleyebilir. O doğaya emredebilir ve nedensellik sırasını ve sonucunu değiştirebilir,hatta geçmişi silebilir! Dünya hala onunla birliktedir,fakat dünyanın içinde o özgürdür.

M:Tarif ettiğiniz Tanrı'dır. Elbette,nerede bir even varsa,orada onun bir karşılığı vardır ve bu da Tanrı'dır. Fakat ben ikisinden de öteyim. Bir hükümdar arayan bir ülke vardı. Uygun adamı buldular ve ona bir ünvan,hükümdarlık ünvanı,hakları ve görevleri verilmişti. Onun doğası değimiş değildi,sadece ona bir ünvan,hükümdarlık ünvanı,hakları ve görevleri verilmişti.Onun doğası değişmiş değildi,yalnızca eylemleri değişmişti. Bunun gibi,aydınlanmış bir insanın içeriği kökten bir değişime uğrar. Fakat o yanlış yola sevk edilmiş değildir. O değişmez olanı bilir.



Edited by - pandora76 on 21/07/2010 21:21:51
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/07/2010 :  21:23:53  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Merhaba Pandora,

Sırayla gidersem;

"Ben nedir?"
İki tane ben var. Bu ikisi aynı. Biri 'kendinin farkında olmayan ben' (şu anki deneyim geçiren öğrenen ben)
İkincisi 'kendinin farkında olan ben'. Bu da logos. Tek sonsuz yaratan terimi belki 'ilk logos'u karşılayabilir. Ama sonsuzluk, yaratandan da daha geride/temel bir kavram olmalı gibi. Bu belki başka bir tartışma konusu olabilir. Sanırım 'logos/yaratan' kavramı şu an için yeterli.

Benim anladığım, sen diyorsun ki; eylemlerimizin iradesi 'kendinin farkında olmayan ben'e değil 'kendinin farkında olan ben'e aittir.
Yani irade parçanın/görünümün/sonlunun değil bütünün/sonsuzun/yaratanındır, diyorsun.

Ben ise irade hem bizimdir hem de onun, diyorum.
O bizim birer irademizin olmasını irade etti/istedi, diyorum.
Ben asansörle çıkarken bir yandan da çantamı taşıyorsam, çantayı ben mi taşıyorumdur, asansör mü?
Asansör benimle birlikte çantayı taşıyordur. Veya başka söyleyişle 'benim üzerimden' veya 'beni taşıyarak' çantayı taşıyordur.

Neden böyle düşündüğümü açıklayacağım. Ve sonra sana birkaç soru soracağım. Ama önce senin sorularını ele alalım.

---

"Ayak ayak değil de, göz olmayı isteseydi,göz olmazmıydı daha en başında?"
Bu soruya cevap verebilmek için önce ayağın 'seçme hakkı' olduğunu saptamak gerek. Şu anki anlatımın parçaya bir seçme hakkı tanımıyor. Dolayısıyla ayak da en baştan bu isteği oluşturamazdı.

---

Bir de şu var ki, ben ayak da birgün göz olacak derken, göz olmanın daha istenir birşey olduğu (böylece göz dolduracağı) gibi birşey söylemedim. Ayak da göz olmayı denedi/deneyecek, göz de ayak olmayı denedi/deneyecek. Zaten sorun; benim ayak adına göz olmanın daha iyi olacağına kendi başıma karar vermem değil mi? Sen ayağın ayak kalmasının iyi olacağını söylerken bu sınırlamayı yaptın. Bunu bilmiyoruz. Bırakalım ayak karar versin.

Tabii ayak varlık olarak bir bütünlüğe sahip değil. O yüzden bir ayak 'atomlar topluluğu' daha çok. O herbir atom; bitki, hayvan, insan olacak. Ve bu aşamalar sırasında gözde de, ayakta da yer alabilir. Burada ana nokta göz veya ayak olmak değil. Birşeyin ne olacağının sonsuza kadar belirlenmiş olması. Özgür iradenin olmaması.

---

"Ra: Bazılarının başkalarına göre daha çabuk öğrenebilmelerinin bir nedeni var mıdır? Bakın, isterseniz buna istek ve iradenin fonksiyonu,yukarı doğru sprial çizen ışık hattının çekimi diyelim."

Burada bir haksızlık göremiyorum. Çünkü "çekiliyor" sözcüğü bence birşeyin onu çekmesini ifade etmiyor. Varlığın 'kendisinin' birşeye çekilimini/ilgi duymasını ifade ediyor. Örneğin bir kişi yeni deneyimler yaşamayı ve onlardan birşeyler öğrenmeyi daha ilginç bulur, ona çekilir; bazıları çekilmez, bununla ilgilenmez. Birisi yukarıdan bizi çekmiyor yani. Zaten Ra "istek ve iradenin fonksiyonu" demiş. Burada 'varlığın istek ve iradesine' vurgu var. Yani biri öğrenmeyi sever/seçer/ister/doyamaz, biri de pek ilgilenmez. Hepsi kendi seçimleri.

Bu konudaki ikinci varsayımın olan "hızlı çekildikleri için az deneyim yaşıyor olacaklar, bu da haksızlık" sözü için de birşey söylemek isterim, her ne kadar söylediğin anlamda bir 'çekme/çekilme' olmadığını düşünsem de. Diyelim ki, çekilmiyorlar ama hızlı öğreniyorlar. O zaman az deneyimleri mi olacak? Hayır. Aslında 'bir deneyime gerçekten sahip olmak' demek o deneyimi tümüyle özümsemiş olmak demek. Yani kaç tane deneyim geçirdiği değildir, kişiyi çok deneyim geçirmiş yapan, onları ne derece özümsediğidir de aynı zamanda. Çok deneyim geçirmiş gözüküp hiç hazmetmemiş biri, hiç deneyim geçirmemiş biri gibidir, büyük oranda. Sonuçta 'hızlı öğrenen' zaten maksimum sayıda deneyimi değerlendirebildiği/özümseyebildiği için hızlı öğrenmiştir. Eksik malzemeyle öbür level'a geçmez yani.

---

Göz ve beyin örneğinde aslolan beyin, tamam. Ama örneği nasıl kurduğuna göre sonuç değişiyor. Asansör örneğinde; ben de, asansör de çantayı taşıyor. Asansör ikimizi de taşıdığı için daha temel. Ama çantayı tutup kaldıran irade bana ait, ben taşımaya karar verip taşıyorum.

Veya başka bir örnek. Dünyamız cansız değil. Belki birgün bir güneş olacak, kendi sistemini yönetecek. Peki o zaman biz onun üzerindeyiz, o esas diye; bizim değil onun iradesi mi gerçekleşiyor gün boyunca. Öyle olsa dünyaya bu kadar dert çektirebilir miydik? Silkeleyip atmaz mıydı bizi üstünden?

---

"İnsana üflediği ruh elma sevgisi taşıyor ise eğer, elmayı seçebilir ama değilse, elmayı sevmeyecekir, seçmek istemeyecetir."
Böyle dersek elmayı seçen insan olmaz. Seçim daha baştan yapılmış olur.

--- --- ---

Şimdi bazı noktaları vurgulamak istiyorum.

Ateistler tarafından sıklıkla vurgulanan bir argüman vardır. Bir tanrı varsa ve herşey onun iradesi ise (ki o herşeyi kapsadığından öyle olmak zorunda), o zaman dünya neden bu kadar kötü?
O zaman başkalarını öldüren, işkence eden biri de kendi iradesini değil tanrının iradesini yerine getiriyor. Tanrının isteği bu mu?
Sevgi nerede. Eşit oranda hatta daha fazla nefret/kin/düşmanlık doğmuşsa yeryüzünde, tanrının aslen sevgi olduğunu nasıl söyleyebiliriz?

İşte bu argümanlar ileri sürülür. Ve sen "irade onundur" dediğinde bu argümanlara verilecek bir cevap kalmaz.
Ben diyorum ki "irade onundur, ama onun iradesi senin/hepimizin/varlıkların/sonluların/çokluğun birer iradesinin olmasını istedi/irade etti"
Yani onun iradesi/isteği bu idi.
Kötülük yapan kendi seçimiyle yapar, Tanrının eliyle değil. Tanrının sorumluluğu, 'ona bu özgür iradeyi verme/vermiş olma' noktasında bitiyor. Bunu da neden yaptı. Bizi çok sevdiğinden. Bizim birer kukla/cansız değil, kendi gibi irade sahibi birer varlık olmamızı istediğinden.

Şunu düşün. Bir sevgilin var. Sen ne istersen yapıyor. Herşeyi. Ama kendi iradesi yok. Sadece senin isteklerinle var oluyor. Onu çok seviyorsun ama bir yandan da çok önemli birşeyin eksikliğini hissediyorsun. Onun 'kendisi' olmasını istiyorsun. Ama o, o kadar 'sen' ki. Kendisine ait hiçbirşeyi yok. O zaman onu ne kadar sevsen de ondan sıkılırdın. Seni şaşırtamazdı. Seni gerçekten sevemezdi bile. Çünkü bunun için iradesi olması gerek. Giderek gözüne bir kukla, bir robot gibi görünürdü. Ve birgün şöyle bağırırdın; "Tamam yeter artık. Onun bütün muhteşem özelliklerini, bütün iyi huylarını kaybetmek pahasına, kendisi olmasını istiyorum. Bir iradesi olmasını istiyorum. Beni sevmese bile. Eğer beni sevecekse bunu o zaman göreceğim. Ancak o zaman sevgisi gerçek olur"

---

Bir nokta da şu ki; Eğer tüm irade bütüne aitse, neden ilk yasa özgür irade yasası? 'Özgür irade kavramı' çok anlamsız değil mi tek varlığın olduğu bir yerde? Kh ne bh ne, seçim ne? Kim kime birşey yapabilir ki, herşey aynı şeyken? O zaman herşeyi boşverelim gitsin. Ne gerek var.

Diğer sorularım da şunlar;
Teklikte deneyim mümkün müdür?
Biz teklikte miyiz, çoklukta mıyız?
Deneyim dünyası teklik dünyası mıdır, çokluk dünyası mıdır?


Edited by - oe_ on 21/07/2010 22:05:46
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/07/2010 :  21:24:52  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bu arada son iki iletini okumadım henüz. Ben yazarken gelmişler.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/07/2010 :  22:20:20  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sarıyla ve diğer yazdıklarınla ilgili de daha sonra yazacağım.
Biraz düşünmek ve toparlamak istiyorum kafamda.
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 22/07/2010 :  00:17:38  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Hak, eşitlik ve adalet kavramları gerçekte yok diye düşünüyorum. Varoluştaki tüm sayısız varlığın tümünün birbirine adaletli şekilde deneyimler geçirerek Bir'e ulaşacağını nasıl iddia edebiliriz? Bu kavramlar insanların ortaya koyduğu ve uygulamaya çalıştığı kavramlar. Kendimizce mantık çerçevesine oturtup, bu kavramlara göre düzenlemeler ve değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Ama gerçekte her varlık tamamen farklı şartlarda deneyimlerden geçerek tekamülünü gerçekleştirmeye çalışıyor.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  00:26:47  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Düşünce farklılıklarımızın ne olduğunu şimdi daha iyi anladım ya da anladığımı sanıyorum. Teşekkür ederim paylaştığın için ama bu noktadaki farklılıktan dolayı ortak bir sonuca varamayız ama yine de istersen bir de başka bir düşünceyi paylaşmak adına düşüncelerimi ifade edeyim.


Ben sonsuzluk yaratan demedim. Belki tanımlamalardan karışmıştır,öyle algılanmıştır ama tam aksine ,sonsuzluk ve yaratan arasındaki fark konusuna değinmiştim kişisel sayfamda. Zaten işin bu kısmı insanın aklının almasının zor olduğu hatta alamayacağı kısım ya da en azından kendi adıma bunu söyleyebilirim. Neyse,o ayrı konu.

Maharaj'a biri şöyle birşey sorar:

Bir erkek çocuk tanıyorum,akılsız annesinin onu metil alkol ile beslemesi yüzünden kör olmuştu. Ona yardım etmenizi sizden rica ediyorum. Siz şefkat dolusunuz ve açıkça görülüyor ki yardıma isteklisiniz. Ona hangi güçle yardım edebilirsiniz?

M:Onun durumu bilince kaydolmuştur. Oradadır silinmez şekilde. Bilinç işini görecek.

S:Sizden yardım istemem bir fark oluşturur mu?

M:Sizin isteğiniz çocuğun körlüğünün bir parçasıdır. O kör olduğu için siz istiyorsunuz. Siz hiç hiçbirşey eklemediniz.

S:Fakat sizin yardımınız yeni bir faktör olabilir.

M:Hayır,çocuğun körlüğü herşeyi kapsar(kontrol altına alır). Herşey onun içinde-anne,çocuk,siz,ben ve diğer her şey! Bu tek bir olaydır.


Bu sözler benim için neden önemli? Senin asansör örneğini düşüneyim:

Ben asansörle çıkarken bir yandan da çantamı taşıyorsam, çantayı ben mi taşıyorumdur, asansör mü?
Asansör benimle birlikte çantayı taşıyordur. Veya başka söyleyişle 'benim üzerimden' veya 'beni taşıyarak' çantayı taşıyordur.


İşte bizim temelde ayrıldığımız nokta bu sanırım. Sen diyorsunki(ya da benim anladığım kadarıyla)asansör,çanta ve adam var. Ve asansör çantayı taşıyor. 3 ayrı varlık ve olay.

Bense Maharaj gibi diyorum ki,asansör-adam ve çanta ayrı değil,bir varlığın sadece farklı görünümleri.

Yani ortada adamın çantayı ve asansöründe adamla birlikte çantayı taşıması gibi 2 ayrı olay yok. Adam-çanta ve asansörün onları yukarı taşıması ,hepsi "tek bir olay" zira bir'i parçalara bölersem,"bir"olamaz diyorum.

Önceki mesajımda verdiğim kağıt örneği ve ışığın prizmadan ayrılması gibi düşünüyorum.

Edited by - pandora76 on 22/07/2010 03:24:53
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  00:51:49  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi 2. kısma geleyim. Aklıma geldikçe yazarım.

"Ayak ayak değil de, göz olmayı isteseydi,göz olmazmıydı daha en başında?"
Bu soruya cevap verebilmek için önce ayağın 'seçme hakkı' olduğunu saptamak gerek. Şu anki anlatımın parçaya bir seçme hakkı tanımıyor. Dolayısıyla ayak da en baştan bu isteği oluşturamazdı.

O cümleyi,senin düşüncene yani ayağında seçme hakkı var düşüncesine "ama öyle olsa idi,ayak göz olmazmıydı daha en başında"demek için yazdım. Yani senin tarafından bakarak düşündüm.

Ve ayrıca şöyle birşey daha var.
Ben özgür irade yok demiyorum,sadece "bir varlığın özgür iradesi var" diyorum. Maharajdan da alıntılar yaptım,neye odaklanırsam o olduğumu hissediyorum anlamındki sözlerinin anlamı gibi birşey benim söylediğim. Şimdi senin ayağın senin beynin komut vermeden çalışıyor mu ? Özgürse neden beyinden gelen komutlar olmadan yürümüyor veya dışarıya çıkarılan gözler neden görmüyor?

Yani şu sözlerin değil söylediğim:

Birşeyin ne olacağının sonsuza kadar belirlenmiş olması. Özgür iradenin olmaması.

Hep böyle anladın ama ben hiçbirzaman böyle birşey demeye çalışmadım.
Bir varlık var ve özgür. Renklerin 6 veya 8 değilde 7 olmasını özgür iradesiyle istemesi örneğini de bu nedenle verdim.

Sonsuza kadar belirlenmiş olmasını da yanlış anlıyorsun zira ben paralel evrenlerde Ra'nın da söylediği gibi"bir başka olasılık olmuştur/olacaktır/olabilir ,gibi birşey dedim.

Ruların yolculuğunda geçen ana ve diğer yan planlardan sözettim ve "bilmiyorsak planlarımızı,seçeneğimiz var daha doğrusu bir 'in seçeneği var" diyorum.
Ve diğer planların oluşmuş olması da mümkün,belki bir başka paralel evrende.
Ayrıca diğer başlıklarda evrenin her an yeniden yaratılması konusuna da değindim.

Biz dediğim yani bedenler"seçen"değil,"seçim".

Böyle birşeyi sözcüklerle tam adlandıramıyorum ama şöyle ki,bir olan gözüne odaklansa göz olma seçiminde göz olmayı deneyimliyor,kulağa odaklanıncada kulak seçimi. O zaman bunun nesi özgür olmamak?

"İnsana üflediği ruh elma sevgisi taşıyor ise eğer, elmayı seçebilir ama değilse, elmayı sevmeyecekir, seçmek istemeyecetir."
Böyle dersek elmayı seçen insan olmaz. Seçim daha baştan yapılmış olur.

İşte temelde farklı düşündüğümüz için söylediğimiz hiçbirşey birbirine uyamaz.
Parça bütüne eş ise eğer,insan dediğin nedir?
Bir olan bu seçimi yaptı. Sonra yine..Sonra yine...

Ayrıca bir şey demiştim ben. Sadece dalga ya da parçacık ama ikisini yanyana neden gözlemleyemiyoruz? Çünkü ya dalgadır(bir),ya da parçacık(bir).
Öyleyse Öz den ayrıca insanın iradesi nasıl olabilir(2)

Edited by - pandora76 on 22/07/2010 03:27:15
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  01:49:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ateistler tarafından sıklıkla vurgulanan bir argüman vardır. Bir tanrı varsa ve herşey onun iradesi ise (ki o herşeyi kapsadığından öyle olmak zorunda), o zaman dünya neden bu kadar kötü?
O zaman başkalarını öldüren, işkence eden biri de kendi iradesini değil tanrının iradesini yerine getiriyor. Tanrının isteği bu mu?
Sevgi nerede. Eşit oranda hatta daha fazla nefret/kin/düşmanlık doğmuşsa yeryüzünde, tanrının aslen sevgi olduğunu nasıl söyleyebiliriz?



Demişsin.
Daha önceki mesajımda bunu anlattım. Bu soruna vereceğim cevap tam olarak o:

Çok önceden,bir zaman boyunca,sadece ve sürekli dualiteyi düşündüm.İyi-kötü,acı-tatlı...Mesela herşeyin iyi olduğu bir dünya yaratılamazmıydı?Kimsenin acı çekmediği bir dünya?Acının olmadığı bir dünya?
Bir gün yine bunu düşünürken bir an birşeyi farkettim.Bütüne,bulunduğum noktadan bakıyordum aslında bütüne eş olmama rağmen.(malum illüzyonumuz
)Peki bir noktadan bakarak bütünü anlayabilirmiyiz?Dualitenin anlamını biliyordum ve daha genişlemiş bir bakış açısına sahip olmamı sağlıyordu bazı zamanlar ama yeterli değildi.Bu sefer tam tersini denedim.O nun olduğu yerden bakmayı denedim.
O an herşey yerli yerine oturmuştu.
Herşey tam ve mükemmel.Aslında bu sözcükler bile manasız.Öfke,kin,haz...Hiçbirşey yok çünkü zaten 'O' nun tanımı yok.Dolayısıyla Onun olduğu yerden baktığımızda,tanımlamaların yarattığı hiçbir sonuç yok.Zira öfke,kin,haz,acı...sadece birer tanımlama.Tanımlanamayanın,tanımıyız biz.Oeninde anlattığı gibi..

O nun için 'acı' sadece bir tanım.Kötü birşey değil.Zira onun için 'kötü'de bir tanımlama.Bir deneyim.Bunu seçmesi bize yaptığı bir haksızlık değil.Deneyimlemek istediği bir başka şey.Hepsi bu.Dolayısıyla acıyıda biz yaratıyoruz.Çünkü zaten bizde O yuz ama aynı zamanda değiliz:)
Onun olduğu yerden baktığımı imgelediğimde,herşey sadece bir rüyadan ibaret.Olan hiçbirşey ben değilim ama aynı zamanda ben im.Tıpkı bir film izlemek gibi.Filmi neşe yada acı gibi duygular hissetmek için izliyoruz ve hissediyoruz ama oyuncuların aslında bizler olmadığını biliyoruz.


Biz "parçadan bakınca" sevginin ,ille de insanı mutlu eden şeyler yapması gerektiği sonucuna varıyoruz ve "Tanrı kötü birimi çünkü Dünya kötü bir yer" diyebiliriz bu durumda. Oysa ki deneyim olmadan tekamül,tekamül olmadan farkındalık,böylece kendini tanıma sözkonusu olamaz.

Ayrıca paramızı kaybetmenin (acısı) olmadan ,onu bulmanın (sevincine) varabilir miyiz ;dedim,ne demek istedim?
Paramı hiç kaybetmesem herşey nötr ve "farkındalık" yok.

Ra demiş ki "kendine ya da başkasına olan sevgi birdir". Yada bunun gibi birşeydi,tam yerini bulamadım.

Biri kendini seviyor ve bu sevgisine hizmet etmek için başkalarına zarar vermeyi deneyebiliyor.

Şimdi bir örnek vereyim. Bir adamın çocuğu uyuşturucu kullanıyor. Çocuğunun uyuşturucuyu bırakması için onu hastaneye yatırıyor ve çocuk tedavi sırasında çok acı çekiyor. Şimdi bu baba kötü biri miki evladının acı çekmesine göz yumuyor?
Çocuk uyuşturucu kullanmasa idi,babasıyla arasındaki sevgiyi daha belirgin bir şekilde farkedebilirmiydi?

Ra'nın şu sözlerine dikkati çekerim:

Ra:Çünkü özgür iradenin,potansiyel sonsuz zekayı odaklanmış sonsuz zekaya dönüştürme süreci,sizin bilincinde olduğunuz uzay/zaman sürekliliğinin dışında yer alır.

İyilikte kötülük te tek varlık tarafından yaratılmamışsa,nasıl ve kim tarafından yaratıldı peki? Zaten önceden potansiyeller belirlenmiş. Madde evreninden öncesi.

Sen birşey yazmıştın önceden bh-kh olmak başlığında.

Ama logosun arzusu, bizi hertür hastalıktan otomatik muaf tutup, gelişmemizi/öğrenmemizi yavaşlatmak/zorlaştırmak da değil. Çocuğunuzu çok sevebilirsiniz ve başına kötü birşey gelebilir diye hiç dışarıya salmayabilirsiniz. Ama çocuk bu durumda ne dışarıyı/birşeyleri öğrenebilir, ne de gerçekten kendisi olabilir. Logos bizi seviyor ama dışarıya salabilmek de zorunda.

Deneyim olmadan tekamülde olmaz.

Ben diyorum ki "irade onundur, ama onun iradesi senin/hepimizin/varlıkların/sonluların/çokluğun birer iradesinin olmasını istedi/irade etti"
Yani onun iradesi/isteği bu idi.


Bende diyorum ki,parça bütüne eş ise eğer,"çokluk" olamayacaksa,"onun iradesi demek benim iradem demek".
Enel-Hak.

Ra:Sonsuz olan çok sayıda olamaz çünkü çok-luk sonlu bir kavramdır. Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir,yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olamaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir.
Şu sözlerin özellikle altını çizerim:

"çünkü çok-luk sonlu bir kavramdır"

"Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir"

Devamında ise şöyle diyor Ra:

Gerçekte doğru ya da yanlış yoktur. Şu zaman diliminde,çeşitli şekillerde çarpıtarak kendi kendinizi eğlendirdiğiniz,akıl/beden/ruh bileşiminiz vasıtasıyla yaptığınız dansın bir noktasında uyum içine girilerek kutbiyetler kaybolacaktır. Bu çarpıtma,bu saptırma da aslında hiç de gerekli dğeildir. Her biriniz,herşeyi birbirine bağlayan mutlak düşünce birliğini anlamak yerine,bunlardan birini alternatif olarak seçiyorsunuz. Birbirinin aynı ya da en azından benzeri varlıklar gbi dahi konuşmuyorsunuz. Oysa ,her türlü varlık,duygu,olay,durum sizsiniz. Siz herşeysiniz. Siz birliksiniz. Siz sonsuzluksunuz. Siz sevgi/ışık,ışık/sevgi'siniz. İşte bir'in yasası budur.

Edited by - pandora76 on 22/07/2010 03:30:40
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  02:22:46  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Burada dikaktimi çeken şey şu: Ra bize siz sonlu-sunuz; demiyor,sonsuzluksunuz diyor.
Bana göre dil'dir zaten sonluyu yaratan,ayıran parçalayan. Daha da doğrusu biz hiç sonlu olmadık,sadece dil aracılığıyla sonlu-yuz "zannettik".

Demişsinki;

Şunu düşün. Bir sevgilin var. Sen ne istersen yapıyor. Herşeyi. Ama kendi iradesi yok. Sadece senin isteklerinle var oluyor. Onu çok seviyorsun ama bir yandan da çok önemli birşeyin eksikliğini hissediyorsun. Onun 'kendisi' olmasını istiyorsun. Ama o, o kadar 'sen' ki. Kendisine ait hiçbirşeyi yok. O zaman onu ne kadar sevsen de ondan sıkılırdın. Seni şaşırtamazdı. Seni gerçekten sevemezdi bile. Çünkü bunun için iradesi olması gerek. Giderek gözüne bir kukla, bir robot gibi görünürdü. Ve birgün şöyle bağırırdın; "Tamam yeter artık. Onun bütün muhteşem özelliklerini, bütün iyi huylarını kaybetmek pahasına, kendisi olmasını istiyorum. Bir iradesi olmasını istiyorum. Beni sevmese bile. Eğer beni sevecekse bunu o zaman göreceğim. Ancak o zaman sevgisi gerçek olur"

Haklısın fakat birşey daha var.
Sevgilimizin köle gibi olmasını deneyimlemek isteyebilir,bundan haz duyabiliriz. Bunun yanısıra,bir olan "ben" dediği "benlikte",özgür iradesiyle sevgilimin(aslında kendisinin diğer benliğinin)kul köle olmasını seçmiş değil midir?

Sıkılırsın ve bırakırsın diyorsun. Sıkılıp bırakmakta bir' in ben denilen benliğinde özgür iradesiyle istediği birşey değil mi?

Sevgilimin sadece benim isteklerimle varolmasıda,bir 'in sevgilim denilen benliğinde görmek istediği bir seçim değil mi?

Elimden geldiğince sorularını yanıtlamaya çalıştım. Ben de senden şu sorumun yanıtını vermeni istiyorum. Cidden beni düşündürmüştü ve bu nedenle buna yorum yapan herkese minnettar kalırım.

Gözü kapalı biri olsun. Karşısında bir elma bir armut..Bu insan hangisini seçer?
Karidesi'göremediğim 'yani onun karides olduğu/hakkında yargıya varmayacağım bir durum gibi birşey.

Görmediği iki şeyden birini ,neye göre(şekil,renk vs...)seçebilir?

Madem seçiyor özgür iradesiyle...Nasıl görmediği birşeyi seçebiliyor?

Görüyor olsa diyeceğim ki'kırmızı renk,yuvarlak şekli vs...seviyor/eğilimli ve bu nedenle elmayı seçiyor'

Ama görmüyor ve yine de onlardan birini seçiyor.


Diğer soruların:

Teklikte deneyim mümkün müdür?
Biz teklikte miyiz, çoklukta mıyız?
Deneyim dünyası teklik dünyası mıdır, çokluk dünyası mıdır?


Gerek Ra gerekse Maharaj'dan yaptığım alıntılar ile kendime göre cevapladığımı düşünüyorum. Yanlış anımsamıyorsam,uzayda sadece bir elektron vardı ve kurt delikleri onları birbirine bağlıyordu. Bu konuya dair yeri bulamadım okuduğum kısmın ve bu nedenle eğer yanlış anımsamışsam sözlerimi geri alıyorum ama demek istediğim şey,Ra 'nın da söylediği gibi,herşey bir dir.

Misir Piramitlerinde Bulunmus Bir Yazi :

"Ey Insanoglu; bu parsomende yazili olanlari iyi oku
Oku; burada varolmadigin günleri bulacaksin,
Eger Tanrilarin bahsettigi bilgelige sahipsen...
Oku çocugum; çok uzaklardan sana henüz ulasan
Geçmis ve gelecegin sirlarini oku...
Insanoglu ebediyetten bugüne kadar sadece burda yasamadi.
BIRÇOK YERDE, ZAMANDA. DÜNYADA YASADI.
Herbirinin arasinda karanlik perdesi var.
VE SIMDI KAPILAR AÇILACAK VE BASLANGIÇTAN BERI VAROLAN
TÜM KARANLIK TÜNELLER AYDINLANIP; GÖRÜNECEKLER;
Inancimiz bize SONSUZ YASAMI ÖGRETTI; simdi ebediyeti
SONUN VE BASLANGICIN OLMADIGINI ANLADIK
Bu bir SONSUZ DAIRE... Çember yasasina göre;
eger bir sey dogruysa hersey dogrudur.
YARATICI çesitli sekillerle yüzünü gösterdi.
ASLINDA O, BIRDIR. ISTEDI KI; TEK BIR TANRI olarak bilinsin.
Henüz hersey yanlis.
GÖRÜNMEYEN ZAMANLARIN KUDRETI RUHLARIN TÜMÜNÜ BAGLAYACAK
DÜNYA ÖLDÜGÜNDE; SONA GELDIGINDE VE BU ARADA BÜTÜN AYRI
GEÇMISLER ONLARA AÇIKLANMIS olacak."

Edited by - pandora76 on 22/07/2010 03:32:29
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  03:42:49  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Qaan


Hak, eşitlik ve adalet kavramları gerçekte yok diye düşünüyorum. Varoluştaki tüm sayısız varlığın tümünün birbirine adaletli şekilde deneyimler geçirerek Bir'e ulaşacağını nasıl iddia edebiliriz? Bu kavramlar insanların ortaya koyduğu ve uygulamaya çalıştığı kavramlar. Kendimizce mantık çerçevesine oturtup, bu kavramlara göre düzenlemeler ve değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Ama gerçekte her varlık tamamen farklı şartlarda deneyimlerden geçerek tekamülünü gerçekleştirmeye çalışıyor.




Qaan,sözlerine katılıyorum ve şöyle bir örnek verebilirim.

Mesela baba kızına diyor ki"kavga etmekten çekinme,sen erkeklerle eşitsin".
Oysaki kızının bilek gücü o erkeklerle bir değil,öyleyse nasıl"adilce" dövüşebilir?

Elinde bıçak olan ile,tabanca olanın durumu adil midir?

Kadınlar doğurur ve hamile olduklarında eşitlik adına , doğuma yakın zamanlarda ,düşük yapma riskine rağmen çalışmasını istemek adalet midir?

Çocuklardan birinin bünyesi daha zayıf ve daha fazla yemesi gerekirken,eşitlik adına diğer çocukla aynı miktarda yemek vermek adaletmidir?

Ben insanların "eşit haklara"sahip olmasından yanayım ama bana göre eşitlik demek,her zaman adalet demek değildir.



Edited by - pandora76 on 22/07/2010 04:02:03
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/07/2010 :  05:54:28  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76


Ra'nın şu sözlerine dikkati çekerim:

Ra:Çünkü özgür iradenin,potansiyel sonsuz zekayı odaklanmış sonsuz zekaya dönüştürme süreci,sizin bilincinde olduğunuz uzay/zaman sürekliliğinin dışında yer alır.

İyilikte kötülük te tek varlık tarafından yaratılmamışsa,nasıl ve kim tarafından yaratıldı peki? Zaten önceden potansiyeller belirlenmiş. Madde evreninden öncesi.




Ra'nın bu sözlerinin, sonsuz tek yaratanın uzay/zaman sürekliliği başlamadan varolacak tüm varlıkların varoluş şekillerinin belirlendiği anlamına geldiğini mi düşünüyorsun?

Yani tüm kararlar verilmiş, öyle mi? Çünkü tek varlık o, ve biz şu anki zamanın içindeki halimizle birşey değiliz. Bizim adımıza daha hiçbirşey varedilmeden önce bütün kararlar ve ne yaşayacağımız belirlenmiş öyle mi?
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  14:33:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ben öyle birşey demediğimi ayrıntılarıyla anlattım. Senin yine de özgür iradeye inanmadığımı söylemenin ya da böyle algılamamın nedeni heralde yeterince ifade edememiş olmam.

Ya da daha öncede söylediğim gibi düşüncelerimizin temelinde farklılık olduğunu düşündüğüm şeyden dolayı yanlış anlamaya devam ediyor da olabilirsin.
Aklıma geldikçe yazayım.

Ateistler "madem herşeyi yaratan Tanrı,Dünya neden bu kadar kötü"demişler hani..Ben de Ra'nın o sözlerini,uzay/zaman evreninden önce potansiyellerin şekilleniğini ve öyleyse bunu Tanrı'dan başka kimin yapabileceğini söyledim.

Hadi senin gibi bir ben bir de Tanrı var diye düşüneyim ayrıca..Peki ben henüz yok iken dünyada,Tanrı uzay/zamanın potansiyellerini böyle yaratmamaış olsaydı,mesela hep iyi/güzel şeylerle yaratsaydı,bizlerin de acı çekmelerine gerek kalırmıydı? Ben yokken bu iyi veya kötü potansiyelleri nasıl yaratabilirimki?

Bak "potansiyel""diyorum,buna dikkati çekerim ve zaten ben değil,Ra demiş bunları,onu da ayrıca belirteyim.

Ayrıca ben ateist değilim ve öyleyse eğer,neden onların bu tezlerini kullanayım diye düşündüm. Çünkü ateistler ölümden sonraki bir yaşama inanmazlar. Oysaki reenkarnasyona göre "karma" mevcuttur.
Karmaya göre insanlar yaptıklarının bedelini öderler. Şimdi biz reenkarnasyona inananlar olarak,Tanrı'nın böyle bedel ödeme üzerine bir sistem kurmasını Tanrı'nın kötü biri olmasına mı bağlıycaz? Yoksa kendimizin ne kadar kötü olmasına mı? Peki biz kimiz sonsuzluktan ayrımıyız?

Yine aynı şeyi söylemek durumundayım.
Farkındalık ve Yaratan /sonsuzluk kavarmı nedir ne değildir o ayrı ama sonsuzluksa eğer,O'nun yaratan halinden başka kim yaratabilir iyi ve kötüyü?

Ben de sonsuza denksem ve sonsuz Ra'nında söylediği gibi parçalanamayacaksa eğer,o zaman herşeyi yaratan Tanrıdan başka ne olabilir?

Bulunduğum yerden sonsuzun bir kısmını görebilirim ama sonsuzdan bakarsam hepsini. Öyleyse ben bulunduğum yerden bakarak Dünyanın nedne bu kadar kötü olduğunu yeterince anlayamam ama sonsuzdan bakarsam iyi ve kötü konusu yerine oturur;demeye çalıştım. Aslında seninde önceden yazdığın şeylerle,deneyim olması/tekamül için kötüde olmalı vs..gibi sözlerinle aynı şeyi söylüyorum.
Bu nedenle de şimdi ateistlerin Dünya neden kötü,öyleyse Tanrı kötümü,tezinden bahsetmeni anlayamadım açıkçası.

41.Celse:
Ra:Akıl yürütmeniz doğrudur. Ancak şu noktayı işaret etmekte yarar var. Logos,1.yoğunluk derecsinin uzay/zaman sürekliliğine girmeden önce,yapısında oktava ait tüm yoğunluk derecelerinmin planını potansiyel olarak ve tamamlanmış biçimleriyle içermektedir. Yani,enerji merkezleri,tezahür etmeden önce de zaten vardır.

Edited by - pandora76 on 22/07/2010 14:40:30
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  14:38:38  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Eşzamanlılık ve paralel evrenler konusu Ra bilgilerindede geçer bu arada. Yerlerini buldukça yazarım.

Şimdi karşımda 2 elma,gözlerim kapalı ve birini seçiyorum.
Kırmızı elmayı seçişim belki bir gerçeklik ama bir başka gerçeklikte de yeşili seçtim. Bu seçimi nasıl yaptım?

Kader ile özgür irade arasındaki "görünürdeki" fark nedir,Ra' nın deyimiyle? Ben değil,Ra demiş bunu.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/07/2010 :  15:49:58  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Evet bunu bir kere demiş, anlamını iyice düşünmemiz gerek.
Ama 1500 kez de "özgür irade" demiş, bunun anlamını daha da çok düşünmemiz gerek.

Ben "bir ben bir de tanrı var" demiyorum. Birliğe ilişkin sözlerin benim karşı çıktığım şeyler değil. Ama birliğin içinde ayrılık da olduğunu, bunun da birliğin bir parçası olduğunu da düşünmek gerek.

Asansör örneği 3 ayrı şeyi anlatmıyor. Benim irademin/taşımamın asansör üzerinden olduğunu anlatıyor.
(Aslında Maharaj'ın alıntıladığın sözlerini derinlemesine incelersek görkemli ama anlamsız olduğunu görebiliriz. Bütün kör çocukları iyileştirmek imkansız mıydı? Bize kanser birisi geldiğinde "senin kanserin herşeyi kapsar" mı diyeceğiz? Tüm reikiciler ve ruhsal şifacılar, hatta doktorlar böyle mi yapıyor ya da yapmalı? Açıkça "bunu yapmayı bilmiyorum veya yapamam" deseydi daha dürüstçe olurdu, bence)
İkisinin de ben olduğumu birinin 'kendini bilen ben' olduğunu söyledim ben. Sen kalkıp bana birliği anlatmaya çalışıyorsun. Sanki ben başka şeyler söylüyormuşum gibi. Oysa birliğin içindeki ayrılığı incelemek gerek. Birlik ayrılığı da kapsıyor. Sonsuzluğun sonluları kapsaması gibi.

Bir örnek. Ben ve yüksek benliğim aynı varlık değil mi? Peki aynı şeyleri mi biliyorlar. Şu an ben 3. yoğunluk derecesinde deneyim geçirirken irade kimin, benim mi, onun mu? Yüksek benlik de akıl/beden/ruh bütünlüğünün bir projeksiyonu. Ve a/b/r bütünlüğü 7. derecede ve onunla tek sonsuz yaratan arasında uzay/zaman sapması yok deniyor. Yaratan yani o. Peki irade ona mı ait?

Benim anlatmaya çalıştığım şey şu. 3. yoğunluk derecesinde deneyim geçiren benim. İrade de bana ait olmalı, yani bilmeyene. Yüksek benliğimin veya a/b/r bütünlüğünün bize müdahale etmediğini biliyoruz. İrade onlara ait olsaydı, kararlarım onlara ait olsaydı, ben zaten bulmacayı çözmüş, alacağım dersleri biliyor olurdum. Deneyimin de ve öğrenmenin de bir anlamı kalmazdı. Senin baktığın yerden herşeyi bilen birinin iradesi veya kararlarına mı benziyor, iradem veya kararlarım. Hayır. O yaşamadığım 4-5-6 derecelerin bilgeliğini ve sevgisini taşımıyor iradem/seçimlerim. Çünkü hala burada/burayı öğreniyorum. İşte bu yüzden irade 'kendini bilmeyen ben'e ait olmak zorunda. Çünkü irade bilen bene ait olursa, aradaki zamanı/deneyimi/gelişimi de atlamış oluyorum. Kim öğreniyor? Buradaki ben. O halde irade de buradaki bana ait olmalı.


Edited by - oe_ on 22/07/2010 16:39:02
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/07/2010 :  16:04:32  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Kırmızı elma yerine yeşili görmeden nasıl seçtiğini bilmiyorum (belki de özgür iraden olduğu içindir). Ama senin yerine daha üst bir aşamanın seçmediğini biliyorum.
Böylesi özgür iradeye müdahale olurdu.

---

Ra'nın söylediği "potansiyellerin hazırlanması" seçimlerin yapılması değil. İylik ve kötülük potansiyellerinin/olasılıklarının belirlenmesi (yani varlıklara iyi ve kötü olma şansının sunulması), kimin iyi kimin kötü olacağının belirlendiği anlamına gelmiyor.

---

"Çok önceden,bir zaman boyunca,sadece ve sürekli dualiteyi düşündüm.İyi-kötü,acı-tatlı...Mesela herşeyin iyi olduğu bir dünya yaratılamazmıydı?Kimsenin acı çekmediği bir dünya?Acının olmadığı bir dünya?
Bir gün yine bunu düşünürken bir an birşeyi farkettim.Bütüne,bulunduğum noktadan bakıyordum aslında bütüne eş olmama rağmen.(malum illüzyonumuz
)Peki bir noktadan bakarak bütünü anlayabilirmiyiz?Dualitenin anlamını biliyordum ve daha genişlemiş bir bakış açısına sahip olmamı sağlıyordu bazı zamanlar ama yeterli değildi.Bu sefer tam tersini denedim.O nun olduğu yerden bakmayı denedim.
O an herşey yerli yerine oturmuştu.
Herşey tam ve mükemmel.Aslında bu sözcükler bile manasız.Öfke,kin,haz...Hiçbirşey yok çünkü zaten 'O' nun tanımı yok.Dolayısıyla Onun olduğu yerden baktığımızda,tanımlamaların yarattığı hiçbir sonuç yok.Zira öfke,kin,haz,acı...sadece birer tanımlama.Tanımlanamayanın,tanımıyız biz.Oeninde anlattığı gibi..

O nun için 'acı' sadece bir tanım.Kötü birşey değil.Zira onun için 'kötü'de bir tanımlama.Bir deneyim.Bunu seçmesi bize yaptığı bir haksızlık değil.Deneyimlemek istediği bir başka şey."


Sevgi nerede sorusuna, sen sonsuzluktan bakarak cevaplıyorsun. Ama bu legal bir bakış değil.
Adalet 'sonlular dünyasının' bir kavramıdır. Bu yüzden geçerli olduğu yerde çözümlenmeli.

Diyelim ki sonraki hayatlar diye birşey yok.
Birisine haksızlık yapılıyor. Sen demiş oluyorsun ki; "Üzülme nasıl olsa öldükten sonra farketmeyecek"
Topu sonsuza atınca durum buna dönüşüyor.
"x=3x+4" gibi bir denklemi gerçekten çözmek yerine, iki tarafı da sıfırla veya sonsuzla çarpmak ve artık çözmeye gerek kalmadı, demek. (matematikte bu, kuraldışı harekettir)
Lost'un sonunu haklı çıkarmak gibi birşey bu. Madem ölüymüşler, istediğimiz gibi saçmalayabiliriz, değil mi?

Evet bunlar da olası. Ama uzun zamandır, o tek sonsuz bilincin benim düşünebileceğimden daha iyi çözümleri olabileceğini kabul ettim. Yani daha iyi bir çözüm varken evren daha kötüsünü uyguluyor olamaz, bana göre. O yüzden adalet veya sevgi işini oldu bittiye getirdiğine inanmıyorum. Benim düşündüğüm sisteme göre öyle olmasına gerek de yok zaten. Düşündüğüm sistem seninkini kapsıyor. Sonsuzluk hala herşeyi çözüyor, ama ona gelmeden de hala adaleti gerçekten ve gerçek olarak 'sonlular dünyasında' yani deneyim dünyasında halletmenin yolu var.

Yazında "Bunu seçmesi bize yaptığı bir haksızlık değil.Deneyimlemek istediği bir başka şey." diyorsun. Burada açıkça bizim adımıza kararları onun aldığını düşündüğünü söylüyorsun. Ama doğrudan bunu mu düşünüyorsun diye soruyorum, hayır, diyorsun. Ben oyum diyorsun, ama kararları onun aldığını düşünüyorsun, asıl varlık o diyorsun. Bence bu konuları kafanda netleştirmelisin.

Diyelim ki sen bütün enkarnasyonlarını acı içinde geçirdin. Karma diye birşey de yok. Hem karmaya ne gerek var ki senin söylediğin sistemde. Herhangi bir adalet veya dengesizliği onarması gerekmiyor ki, senin bahsettiğin tanrının. Tek varlık o değil mi, asar da keser de, nasıl olsa sonsuzlukta bunların anlamı yok. Hala klasik tanrı bakış açısı değil mi bu? Asıl sende "ben ve ayrıca tanrı" kavramı var belki de. Çünkü kendinin o olduğunu, iradenin de sana ait olduğunu kabul etmiyorsun.

Hem herşeyi bilen bir varlık ne yapacak iradeyi, neyi isteyecek? Neyden yoksun? Lütfen düşün bunları. Sadece senin ortaya koyduğun argümanları tartışmayalım, benimkileri de tartışalım. Cevap vermek istemediğin, üstünde düşünmek istemediğin sorulara, "yukarıdaki alıntılarla cevap verdiğimi düşünüyorum" demen birşeyi çözmüyor. Çünkü asıl sorular onlar. Asıl çözümlenmesi gerekenler.


Edited by - oe_ on 22/07/2010 16:37:43
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/07/2010 :  16:36:41  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bir başka nokta logosların bh veya kh eğilimleri olması noktası.
Öncelikle Ra sizin logosunuz bh eğilimlidir diyor, bir de nötr olan logoslardan bahsediyor.
Kh eğilimli logos yok. Ya bh veya nötr var.
Nedeni de çok açık. Zaten 6. yoğunluk üstünde kh eğilimli birşey yok. Logos ise bunların hepsinin üstünde. Kh eğilimli olması olası değil.

Ve aslında bh eğilimli de değil. Logos direkt olarak bh'tır zaten eğilimli falan değil, doğrudan bh.
Ama bizim tarzımızda bir kutbiyet taşıdığı anlamına gelmiyor bu.
Öncelikle logosun amacı veya işlevini düşünmemiz gerek.
Logosun amacı kendi parçalarının/alt benliklerinin, kendi sonsuzluklarının farkına varmalarında aracılık etmek.
Yani amacı, bizi sıfırdan başlatmak ve hedefe taşımak. İşimizi kolaylaştırmak (genellikle sanıldığı gibi zorlaştırmak değil). Ama özgür irademize müdahale etmeden, yani deneyim tümüyle bizim olmalı.
Yani tıpkı yüksek benlik gibi, o da sadece pozitif yoldan (düz/doğu yoldan), doğru yoldan dereceleri geçmemizi ve ona ulaşmamızı istiyor.
Ve bunu yaparken özgür olmamız istiyor (bu yüzden kh yoluna izin veriyor, yoksa çeşit olsun veya 'kötü sayesinde iyiyi anlayalım' diye değil. Veya ona gereksinim duyulduğundan değil (bunu da belki 10 kez söyledim ama herkes gene kendi kafasındaki gibi düşünmeye devam ediyor nedense)). Aslında sistemin tam da en temeli olan şeyi tartışıp duruyoruz. Özgür olması gereken, seçmesi gereken buradaki bu irade. Bu çok açık/bariz. Bu noktayı kaçırırsak sistemin bir anlamı kalmıyor zaten.
İşte bu dereceleri geçerken bizim hızlı olarak sonuca ulaşmamız için; bazı logoslar nötr olmanın, nötr potansiyeller sunmanın daha iyi olduğunu düşünmüşler, bazıları da bh potansiyellerini/araçlarını/olanaklarını nispeten daha yüksek tutmanın bizi daha hızlı ilerlettiğine karar vermişler, bunu denemişler.

Yani bunlar logosun bh eğilimi değil, bizi hedefe en hızlı götürmek için kullandıkları ortamın/yöntemlerin eğilimi (bu eğilim olayını da birkez daha açıkladığımı sanıyorum, ama genellikle bana eski haliyle geri dönüyor, üzerinde tartışmaksızın)
Bh'ın işini kolaylaştırınca daha hızlı ilerleyebileceğimizi düşünmüş bizim logos.
Ki ben bunun işe yaradığına çok da emin değilim. Belki de nötr olsa daha iyi olurdu.
Çünkü pozitif yapılan eylemler major arkana'daki 5. kartta söylendiği üzere genellikle tersi olarak algılanıyor.
"Besle kargayı oysun gözünü" gibi. "İyilikten maraz doğar" gibi.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  17:03:24  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Tam tersine,ayrıntılarıyla cevap veriyorum elimden geldiğince ama bana sorduğun şeye,hala fikrim değişmemişse aynı yanıttan başka ne söyleyebilirim? Sende aynı şeyleri söylüyorsun çünkü fikirlerin değişmedi.

Kırmızı elma yerine yeşili görmeden nasıl seçtiğini bilmiyorum (belki de özgür iraden olduğu içindir). Ama senin yerine daha üst bir aşamanın seçmediğini biliyorum.
Böylesi özgür iradeye müdahale olurdu.


Üzgünüm ama bunu cevabını bilmezsem ben,senin özgür irade kavramın benim açımdan tamamen çöker. Senin düşüncelerine saygı duyuyorum,yanlış anlama ve başındada söylemeye çalıştıüğım gibi,daha en başından aramızdaki düşünce farklılığını görünce,bu konuyu tartışmamızın sonuca varmasının zor olduğunu söyledim ama benim tarafımda bu soru bir temeldir ve "bilmiyorum" diyerek sonrasında emin bir şekilde senin özgür irade kavramını makul göremem. Çünkü dediğim gibi bu temel olan şey bana göre ve hatta neden bana göre olsun ki,böyle görünmekte.

Çünkü özgür iradeyi anlamak için,öncelikle onun ne olduğunu,seçimlerin nasıl yapıldığını anlamamız gerek önce ve eğer gözlerim kapalı iken bile yani bir renk/şekil görmeden bile seçim yapabiliyorsam,o zaman bu durumda özgürce seçimden bahsedip,sonrada "evet benim özgür iradem var"nasıl diyebilirim?
İstersen bunun üzerinde konuşalım tekrar tekrar ama söylediğim nedenlerden ötürü bu konuyu atlayamam. Bu konu açıklığa kavuşana kadar tüm kavramlarımı bırakabilirim ama bu sorunun cevabı şart.


Yazında "Bunu seçmesi bize yaptığı bir haksızlık değil.Deneyimlemek istediği bir başka şey." diyorsun. Burada açıkça bizim adımıza kararları onun aldığını düşündüğünü söylüyorsun. Ama doğrudan bunu mu düşünüyorsun diye soruyorum, hayır, diyorsun. Ben oyum diyorsun, ama kararları onun aldığını düşünüyorsun, asıl varlık o diyorsun. Bence bu konuları kafanda netleştirmelisin.

Ve aynı zamanda sana diyorum ki"dildir bizi son-suz olduğumuz halde son-lu zannetmemizi sağlayan". Ra'nın bizler için"benlik"demesi ama "parça"dememesine dikkatini çekmeye çalıştım.

Maharaj'a soruyorlar ve o "ben o'yum" diyor. Sonrada,"herşey,tüm evren benim"diyor. Hem ben o'yum desin;hem de "herşey,tüm evren,yaratan benim" desin. Bu adam deli mi böyle diyor;denilebilir ilk bakışta ama sorun şu ki,Maharaj "dilden" dolayı kendisine sorulan yaratan kavramını anlatabilmek için,bizim aradığımız, sözünü ettiğimiz o dediğimiz için "ben'im" ,demeye çalışıyor.

Belki bazı ayrıntılar var ama ben kafamda bazı şeyleri netleştirdim ki bilmiyorum demedim. Sen kafanda netleştirdiğine eminmisin?

Ben de dilden dolayı böyle tanımlamak zorundayım ve bunu yani dil'in yarattığı soruna kısaca değinmeye çalıştım.




Edited by - pandora76 on 22/07/2010 17:08:09
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/07/2010 :  17:28:07  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora "bilmiyorum" dememi çok saçma bir açıdan ele alıyorsun. Tabii ki bilmiyorum. Bilemem de. Bilsem, esas o zaman sorun olurdu.

Sen 'özgür irade'nin bir temele dayanmasını istiyorsun. Birşeye dayanırsa deterministik olur zaten, o zaman da özgür olmaz. Özgürsün ve neden kırmızıyı veya yeşili seçtiğini bilmemem gerekiyor. İster kafadan at seç, ister sende uyandırdığı çağrışımlarla. Ama bu 'belirlenebilen faktörler' son noktayı koyamaz, özgür irade sözkonusu olunca. Çünkü sadece belli sonlu faktörlere ve fonksiyonlara (bunları bilemesek bile) bağlı bir irade için, "özgür veya seçme şansı var" denemez; sadece belli şartlara göre etki tepki mekanizması tarafından yönetiliyor denir. Robot olur yani, ne seçeceği belli olan veya seçimini neye göre yaptığı kesin net olarak bilinebilen bir varlık.

Edited by - oe_ on 22/07/2010 17:30:03
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  17:44:51  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sevgi nerede sorusuna, sen sonsuzluktan bakarak cevaplıyorsun. Ama bu legal bir bakış değil.

Neden? Ra'nın dediği gibi biz aslında sonsuzluksak eğer,neden sonsuzluktan bakarak cevabı bulmaya daha da fazlası neyin ne olduğunu anlamaya çalışmayayım?

Adalet 'sonlular dünyasının' bir kavramıdır. Bu yüzden geçerli olduğu yerde çözümlenmeli.

İşte ben de onu demeye çalışıyorum. Adalet sonlular içindir (ya da dilden ötürü kendini sonlu zanneden biz sonsuz için).
"Ayak ben niye göz olmadım" demiyor? İşte bu nedenle demiyor.

Ben ,bizi yaratan'ın anlayışını idrak etmeye çalışmazsam yani oradan bakmanın yanlış olduğunu düşünürsem,neyin niçin olduğunu nasıl çözeceğim peki?

Niye tekamül var? Çünkü sonsuzu yani yaratılışımızı anlamak ve anlayış geliştirmek,tekamül etmek için.

Tam bulunduğum yerden bakayım ..Dünyada nice kıyımlar var ve sonsuz değil,bulunduğum noktadan düşünüyorum ve öyleyse ne yapalım?

Hepsini öldürelim. Onlar bir halka zulmettilerse,diğerleri de onlara zulmetmeli çünkü adalet bu. Savaşlarda kadın,çocuk ve yaşlıları yani savaşamayanları da öldürdüler ve bizlerde onların kadınlarını çocuklarını, sivillerini ,birşey yapmayanları öldürelim. İşte zulmedilen bir halk için adalet!

Ra 6b'den ve bize "ister kendine ister başkasına,sevgi bir'dir"diyen Ra 'yı yani sonsuza yakın seviyedeki bir varlığın sevgi anlayışını niye dinliyoruz biz? Legal bir bakış mı oluyor?
Sonra eğer sonsuzdan bakarak anlamaya çalışmayacaksam,neden sonsuzluk üzerine yazıların var oe? Sonsuzluğu anlamaya çalışmanın nedeni ,olanı anlamaya çalışmak mı?

Bir örnek daha vereyim. Bu benim bedenim ve bir bütün. Ben sağ kolumu daha çok yorsam,yine de sağ kolum bana demezki"adalet nerede,hani sol kolunu niye çalıştırmıyorsun".

Hatta solak olmadığım için sol kolum daha güçsüz olsa bile sol kolum, kendisini daha çok yorsam ,yine de bana "adalet nerede,neden sağ kolunu çalıştırmıyorsun "demez.
Yani demekki bütünlükten bakınca,herşeyin "bir'in"benlikleri(kulak ve göz ayrı bir parçası değil bedenimin,benliği diyebilirim),herşey adil.

Ama "iki çocuktan birine daha fazla yemek versem"adalet yok bunda"diyebilir öteki.

Dolayısıyla reenkarnasyonun amacı,bizi yaratan sonsuz olduğuna göre sadece "bir zamanlar klavyeydim ,şimdide insan olmalıyım ki adalet olsun"gibi birşey olamaz bana göre.

Bizi yaratan sonsuz olduğuna(yine dilden dolayı ben ve sonsuzu ayrı gibi ifade etmek durumunda kaldım)sonsuzun adalet anlayışı mıdır yoksa sonlunun adalet anlayışımı?

Ayrıca dünki az ve çok sayıda enkarne olan bedenlerden yola çıkarak,"sonlu" adalet anlayışının mümkün olamayacağını düşündüğümü anlatmaya çalıştım.



Edited by - pandora76 on 22/07/2010 19:12:57
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  17:47:28  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Son yazını okumadan yazmıştım.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  18:10:25  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir başka nokta logosların bh veya kh eğilimleri olması noktası.
Öncelikle Ra sizin logosunuz bh eğilimlidir diyor, bir de nötr olan logoslardan bahsediyor.
Kh eğilimli logos yok. Ya bh veya nötr var.
Nedeni de çok açık. Zaten 6. yoğunluk üstünde kh eğilimli birşey yok. Logos ise bunların hepsinin üstünde. Kh eğilimli olması olası değil.


Buna katılıyorum oe ,bir zaman düşünerek ben de bu sonuca varmıştım çok önceden ve yazmıştım pek çok yerde. Hatta kh-bh olmak başlığında buna dair yazılarımız var seninde benim de. Şu nötrlük konusuydu kafamı karıştıran

Bunu 10 değil 40 kere söylesende herkes istediği gibi düşünmeye devam edecek,niye? çünkü özgür irade. Ispanağı yedirtebiliriz ama sevdiremiyiz.

Fakat "bilsem esas o zaman sorun olurdu" durumunu anlamıyorum.

Bak oe,ben "neden kırmızı elmayı seçtim ama yeşili değil"onu bilmekten sözetmiyorum.

Dikkat et,neden gözlerim bağlıyken bile seçim yapabiliyorum ;diye soruyorum.

Bir seçim neden yapılır? "Kırmızıyı daha çok seviyorum veya sevmiyorum ama zorladılar veya veya veya"..

Ben seçimin "nasıl" yapıldığından değil,gözüm kapalı iken bile o seçimin "kim"tarafından yapıldığı soruyorum.

Bunu anlatmaya çalışıyorum ama sen buna saçma diyorsun. Kusura bakma ama ,bilseydik asıl o zaman sorun olurdu ;demen de bana saçma geliyor.
Ben dediğim sadece bedenimse eğer,bedenim bütünden birden ayrıysa eğer,o zaman ne diye gözlerim kapalı seçe-biliyorum yine de ?

Yine soruyorum. Kim yapıyor bunu?
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/07/2010 :  18:46:38  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Özgürsün ve neden kırmızıyı veya yeşili seçtiğini bilmemem gerekiyor. İster kafadan at seç, ister sende uyandırdığı çağrışımlarla.

İşte "gözüm kapalı" iken bile bu "çağrışımların" nereden geldiğini soruyorum.
Karşımdaki iki elmaya ne dokunuyorum ne elma olduklarını biliyorum nede renklerini. Öyleyse nasıl seçim yaptım? İçimden gelen bir his mi? O nereden geldi peki? İşte bunu soruyorum ben.

Ya kafadan atmak ne demek? Niye kırmızı elmayı attım kafamdan da,yeşili değil? Bu sonsuzun dışında birşey mi peki?

Hem herşeyi bilen bir varlık ne yapacak iradeyi, neyi isteyecek? Neyden yoksun? Lütfen düşün bunları. Sadece senin ortaya koyduğun argümanları tartışmayalım, benimkileri de tartışalım. Cevap vermek istemediğin, üstünde düşünmek istemediğin sorulara, "yukarıdaki alıntılarla cevap verdiğimi düşünüyorum" demen birşeyi çözmüyor. Çünkü asıl sorular onlar. Asıl çözümlenmesi gerekenler.

Yo,ben herşeyi bilen bir varlık demedim oe. Demişsemde şu an anımsmıyorum ,belki düşünme sürecine dairdir ama şunu dediğimi anımsıyorum:

Tanrı bile,belirsizlik ilkesi ile kısıtlanmıştır ve konum ile hızı bilemez,sadece dalga fonksiyonunu bilebilir.

Ayrıca üstteki mesajlarımdada anlatmaya çalıştığım birşeydi bu. 2 seçenek var iken,bir gerçeklik sonsuzun kırmızı elmayı,diğeri de yeşil elmayı seçtiği gerçeklik olabilir.

Daha önce kader varmıdır başlığında yazdığım şey:

Ama bir de şöyle düşünelim. Bir olan her odaklandığında bir yaratım oluşuyor,her odağı aslında kendini bir başka varlık olarak 'imgelemesi'.

Mesela dalga A'yı oluşturacak şekle odaklandı ya da daha doğrusu A' imgeledi ya da her ne yapıyor ise ve A maddesine/varlığına dönüşmüş oldu öte yanda ise, birde B olarak imgeledi kendisini ve B maddesine dönüştü. Dolayısıyla A imgeleminde zannediyor ki'(ben) A varlığıyım çünkü A seçimini yaptım ama işte o B varlığı ve o B seçimi yapmış bir başka varlık'.


Demiştim ve,

Soru:Bizim hayal dediğimiz şeyler başka yoğunluk derecelerinde gerçekleşebilirler mi?

Ra:Bu hayalin yapısına bağlıdır. Bu çok geniş bir konudur. Söyleyebileceğimiz en basit şey şu dur. Eğer bu hayal,genel bir düşünceye dayalıysa,olabilirlik /olasılık bileşimlerinin sonsuzluğuna girerek yaratıcısının(hayali görenin)enerji alanlarına bağlı kalmaksızın başka bir yerde meydana gelebilir.


Sonra kuantum anlamında determinizim diye birşey olamaz ama bizim üst yoğunluğa geçmemizin "sebebi",hasat yüzdesini geçmemiz?

Neyse oe..Sonuç olarak 10 değil 100 kez anlatsam ama yinede nedense düşüncelerime katılmaman sorun değil. İnanmıyorsan inanmazsın. Bu, sonsuzun sen denilen benlikteki ifadesi. Bu nedenle bu konuyu, sen de istersen daha fazla uzatmayalım derim ben.


Edited by - pandora76 on 22/07/2010 19:14:57
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/07/2010 :  23:10:35  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Pandora,

Birlik ile ilgili bir sıkıntı yok.
Benim söylediğim; iradenin bilen değil bilmeyen benin iradesi olduğu. Ve benim irademin geri planında, gene 'bilenin' benim irademe izin veren/kabul eden/onu gerçekleştiren iradesi olduğu. Gerisi bence teferruat.
Yüksek benlik ve a/b/r bütünlüğü konusunda da yeterince açık örneklediğimi düşünüyorum.
Şu an için başka açıklama tarzım yok, gerek de yok bence.

Sarıya gelip konuyu bağlarsam.
Sarının bir varlık olmadığına karar verdim.
Sarı bir durum/olasılık/seçenek.
Yani varlıkların seçebilecekleri durum/özelliklerden biri.
Örneğin bir varlık diyelim ki kötülük yaptı diye kızdık.
Peki 'kötülüğün kendisi' bir varlık mıdır?
Yani "kötülük neden kötülüktür" demek anlamlı değil.
Çünkü kötülük bir varlık değil, tıpkı sarı gibi bir bir durum/seçenek.

---

Son olarak; görmediğin ve niteliklerini bilmediğin şeyler arası seçim yapan kim dersen, sensin, yani 3. yoğunuktaki deneyim geçiren sen.
Nasıl seçim yapıyorum dersen, herhangi birşekilde yapabilirsin. Şeyler arasında herzaman çağrışım yapma şansın var.
Sağdaki veya 3. sıradaki, konumu, söylenişi (taşıdığı sesler), ona ilişkin yaşadığın şeyler veya duydukların.
Her nesnenin rengi, şusu busu birsürü niteliği var. Niteliği olmasa (bilmesen) bile senin onu hayal ediş tarzın var.
Hangisini hayal etmek hoşuna giderse onu da seçebilirsin.
Seçim yapmak zor değil. 'Kafadan atmak' demek ilk aklına geleni seçmek olabilir. Neden ilk aklına o geliyor?
Sana sunulan seçimde ilk söylenen olabilir. Bir sürü şey olabilir.
Senin dikkatinin ilk gittiği şey olabilir.
Yani seçim bir şekilde yapılır da, bunun uzun vadede gerçekten seçmek istediğin şey olacağının garantisi yok.
Yani doğru seçim yapmak anlamına da gelmiyor bir seçim yapmak.
Bir de hangi kriterlere dayanarak seçersen seç, benim özgür irade dediğim şey, 'kriter dışı' bir yön de taşımak zorundadır bana göre.
Benim vurgulamaya çalıştığım buydu.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  00:14:51  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Konuyu sonuçlandırmışsın ama birşeyi yanlış anlamanı istemediğim için açıklama gereği duydum.
"Sen de istersen daha fazla uzatmayalım"demiştim hani.

Birşey gerçekten zarar veriyorsa etrafına sonuna dek uğraşmayı düşünebilirim ama eğer bu tür birşeyse,kişisel inançlarımıza dair ise,karşımdakinin neye inanırsa inansın onun inancına müdahele ediyormuş gibi olmak istemediğim saygı duyduğum için istersen daha fazla uzatmalayım diyebiliyorum. Yoksa düşüncelerine değer vermediğim için söylemedim o sözü;bir olasılık böyle algılamanı istemem.
Ha eğer öğrenmek istediğim birşey ise eğer,çok ısrar da edebilirim,o ayrı ve sana da zaman zaman yapmışımdır bunu:)

Kişisel başlığımda devam etmek,özellikle bilimin vardığı sonuçlara değinmek istiyorum çünkü aklıma düştü yeniden bu sonsuzluk varoluş konusu,sohbetimizi esnasında.

Konuya gelirsek..
Yeterince açıkladığını söylüyorsun ama konuya devam etmek adına değil,ben sorduğum sorulara,benlik ve parça arasındaki farka,sonsuzluk bölünürmü konusuna vs...mesela en başta Ra'nın özgür irade ile kader arasındaki farka dair söylemine dair çok net bir açıklamayla karşılaşmadım ya da benim için değildi.

Çünkü kötülük bir varlık değil, tıpkı sarı gibi bir bir durum/seçenek.

Demişsin ve sanırım ilk kez bu konuya dair birşeyde tam olarak hemfikiriz:) Ben de tam bunu demeye çalışıyordum.

Bir tek varlık var,uzaydaki tek elektron gibi ve o özgür iradesiyle seçim yapmakta. Biz dediğimiz şu beden ise eğer,sadece seçimiz.

Sağdaki veya 3. sıradaki, konumu, söylenişi (taşıdığı sesler), ona ilişkin yaşadığın şeyler veya duydukların.
Her nesnenin rengi, şusu busu birsürü niteliği var. Niteliği olmasa (bilmesen) bile senin onu hayal ediş tarzın var.
Hangisini hayal etmek hoşuna giderse onu da seçebilirsin.
Seçim yapmak zor değil. 'Kafadan atmak' demek ilk aklına geleni seçmek olabilir. Neden ilk aklına o geliyor?
Sana sunulan seçimde ilk söylenen olabilir. Bir sürü şey olabilir.
Senin dikkatinin ilk gittiği şey olabilir.
Yani seçim bir şekilde yapılır da, bunun uzun vadede gerçekten seçmek istediğin şey olacağının garantisi yok.


Emeğin /zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim..

Ama ben diyorum ki,konum,söylenişi,(taşıdığı sesler), ona ilişkin yaşadığım şeyler veya duyduklarım değil.

Hayal ediş kısmı önemli bence zira ben de tam olarak onu soruyorum"hayal ettiysem eğer,niye öyle hayal edip onu seçiyorum" diyorum..
Ayrıca bana söylenen seçimde ilk söylenen birşey de yok bu konumda ve dikkatim neden ona gidiyor yine de,diyorum.
Bunu kim yapıyor diyorum,ısrarla:)

Ve demeye çalışıyorum ki,tıpkı Yunus'un söylediği gibi,bir ben olmalı benden içeri ve yine tıpkı Maharaj'ın söylediği gibi,

M:Ama Öz Varlık benim! Siz beni ayrı gibi hayal ediyorsunuz,sorunuzda bundan kaynaklanıyor. Benim öz varlığım ve onun öz varlığı yoktur,Öz vardır,her şeyin tek Öz'ü. İsimlerin ve şekillerin,zihinlerin ve bedenlerin çeşitliliği sizi yanılttığından,çok sayıda öz varlık imgeliyorsunuz. Biz her ikimiz Öz'üz ,fakat siz pek kani olmuş gibi görünmüyorsunuz.

-Benim öz varlığım ve onun öz varlığı yoktur,Öz vardır,her şeyin tek Öz'ü.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  01:29:23  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Ben de sorduğum/sunduğum en güçlü argümanlara yanıt alamadım zaten. Benimkilerin en önemlilerini es geçmek ve kendininkilerin en ayrıntısına kadar yanıt beklemek de hakça değil.

Tanrının herşeyi bildiğini söylemedim ki, diyorsun. Söylemen mi gerekiyordu? Sonsuzun dışında kalan, kapsamadığı bir zaman veya uzay var mı ki bilmediği olsun. Ben öyle birşey demedim demek birşeyi çözmüyor ki. O zaman ne dediğine ve düşündüğüne karar ver (tabii çelişkisiz şekilde) onun üstünden gidelim.

Sonsuz bölünür mü? Peki teklikte deneyim olur mu? Sen birine cevap ver, ben öbürünü bilmem kaç yıl önce, bilmem kaç sayfa yazarak cevaplamışım zaten. Anlatıyorum ama bunu bitirebilirmişiz gibi gözükmüyor. Belki de uzun sürecek, belki birimizden birimizin anlaması yıllar ya da yüzyıllar sürecek. Tartışıp duramayacağımıza göre bir noktada duracağız. Parça benlik ifadeleri ise sadece sözcükler. Farklı şeyleri ifade etmeleri gerekmiyor. Bana de ki; birlikle ilgili söylediğin/alıntıladığın herhangi birşeyi, sonsuzluğu/birliği anlattığım yazılarımda anlatmamış olayım, anlamamış olayım. O halde neden bana Maharaj'ın sözlerini alıntılayıp duruyorsun. Onlardan daha fazlasını yazdım ben, sonsuzu anlatırken, nedenleriyle hem de.

Mesela şu son yazdığında şunu ima ediyorsun; "içimde bir ben var o seçiyor". 'İçindeki benin' bizzat seçmesi başka birşey, kendi seçiminde destek alman veya destek istemen başka birşey. Eğer içindeki sen seçiyorsa; o nasıl seçiyor, bana sorduğun soruyu yanıtlayabilecek misin? Topu ona atınca 'birşeyin nasıl seçilebileceği' açıklanmış mı oldu? Ve eğer o seçiyorsa yanlış seçimlerini neye bağlıyorsun? Bunları ben söylemeden de düşünebilirdin oysa. Çünkü tüm seçimlerinin doğru olmadığını biliyorsun. Ve bunu yazmışım da. Ama söylediğim gibi bazı şeyleri es geçmeyi de 'seçiyorsun'. Peki sence bunu nasıl seçiyorsun veya kim seçiyor?




Edited by - oe_ on 23/07/2010 02:25:45
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  01:44:25  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Benim kolum veya hücrem dile gelip de itiraz etmiyor/edemiyor, ayak ayaklığına itiraz etmiyor, memnun diyorsun.
Peki. Ben ediyorum. Eğer tanrım senin gibi düşünüyorsa, ben ediyorum. "Senin için başka dereceler aşamalar yok sen insan kalacaksın, ayak ayak kalacak diyorsa", ben hem kendim hem de ayak için itiraz ediyorum. Yok öyle artık öyle "ben tanrıyım istediğimi yaparım, dilediğime dilediğimi veririm, benim işime akıl ermez, sonsuzda zaten hepsi bir" şeklinde monokratik tanrılık dönemleri. Artık demokratik tanrıcılık oynuyoruz, hepimiz tanrıyız, veremeyeceğimiz hesabımız yok.

Biz herzaman tümüyle dürüst olamadık belki, ama bari tanrı dürüst olsun.




Edited by - oe_ on 23/07/2010 02:08:33
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  01:48:36  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Eğer beni senin yaptığın düzeyde açıklamalarla 'geçiştirmeye kalkarsa' tanrıyı da yargılarım. Madem konumuz yargılama.

Hem de öyle güzel yargılarım ki, yeterince iyi bir tanrı olamadığına bile ikna ederim onu.




Edited by - oe_ on 23/07/2010 02:08:07
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/07/2010 :  01:56:57  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
"Konu kişilerin kişisel inançları, kimseye zararı yok" diyorsun, ama var. Diğer konu ne kadar zararlı olma potansiyeline sahipse, bu da o kadar sahip. Birşeylerin senin adına karar verdiğini sanmak kendi gücünü ona teslim etmen demek. Senin deyiminle 'çekim yasası' dahilinde, o kanserli kişinin kendini iyileştirmek için uğraşmaması demek (Maharaj'ın "çocuğun körlüğü herşeyi kapsar" demesini bile sorgulamayı tercih etmediğine göre, bunu da sorgulamayı bırakabilirsin olasılıkla). Şöyle düşünebilir o kişi mesela "Evet tek sonsuz yaratanın benim üzerimden bunu deneyimlemeye ihtiyacı vardı belki de. Madem irade sahibi o. O halde bırakayım bunu yapsın".

Peki aslında olan ne, yapan kim? Kim, 'kendi iradesini saçma bir fikre teslim etmesini' ona aşıladı?

Tek sonsuz yaratan, 'yanlış fikirlere kanıp/saplanıp da, kurda kuşa yem etsin' diye mi ona özgür irade verdi?




Edited by - oe_ on 23/07/2010 02:08:49
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  02:40:27  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Tam tersine,ben senin sorularına fazlasıyla yanıt verdim.
Maharaj'ın dışında bir de sıkça Ra'dan alıntılar yapmaktayım. İtirazın neden Maharaj'dan alıntılara?

Tabiki alıntı yapacağım Maharaj'dan zira o benim inandığım şeyleri açıklıyor. Öyleyse sorun ne ? Maharaj'dan alıntılar yapan herkese bozulacak mısın ?

Sonsuzluk tanımına gelince..Onun tam olduğuna eminmisin? Ben matematikçi değilim ama yine de sen senin sonsuza dair tanımından eminmisin?

Yıllar önce filan farketmiyor. Einstein yıllar sonra anladı planck sabitini ortaya koymadaki hatasını,sen de yanlış yapamazmısın?

Yani,düşün diye diyorum,matematikçi değilim diyorum.

Pekala sorularına yeniden bakalım:

Sonsuz bölünür mü?

Afedersin ama,tekrar ve tekrar,üstüne Ra'dan alıntı yaparak(ışığın primadan ayrılması-7 renk olayı ama prizmanın 7 rengi göstermesi dışında aslında renkleri ayırmaması gibi )sonsuzun bölünemeyeceğini, bizlerin sadece birer "benlik "olduğunu söyledim. Şimdi bu cevaplamamak mı oluyor?

Pekala yine söyleyeyim,cevaplamış olayım:

Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir,yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olmaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir.

Hatta linkide vereyim,tam olsun:

http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=623

Parça benlik ifadeleri ise sadece sözcükler. Farklı şeyleri ifade etmeleri gerekmiyor.

Bu senin düşüncen. Ne gelmişse dilden gelmiştir bana göre. Aslını dil ile tam anlamıyla tarif edemeyebiliriz.
Ben şuna "farketmiyor,o kırmızı ya da mavi" desem,kırmızı mavi mi yazacak?

Sen diyorsun parça ,ben diyorum benlik. Madem önemsiz bu,neden Ra"parça değilde benlik" demiş orada?

Benlik ne demek oe? Bir de parça ne demek? Farketmiyor ama değil mi?

Peki teklikte deneyim olur mu?

Diğer sorun bu ve ben yine tekrar tekrar,bizlerin parça olamayacağını ama dilden dolayı sonluymuşuz gibi yani parça gibiymişiz gibi olarak deneyim dünyasını yaratıp tekamül ettiğimizi anlattım. Yine de yeniden aynı şeyi söyleyeyim ve soruna yanıt vermiş olayım.

Eğer içindeki sen seçiyorsa o nasıl seçiyor,

Ben daha çok önceden söyledim bunu.
Beden sadece bir yanılsama,bedenin içine giremeyiz bu yüzden dedim. Hatta bir örnek verdim.
Ben aynaya bakıyorum ve kolumu kaldırdığımı algılıyorum. Madem algılıyorum,öyleyse algıyı algılayan biri var. Algılayan kim?
Öyleyse beden dediğimiz bir rüya dedim.

Topu ona atınca 'birşeyin nasıl seçilebileceği' açıklanmış mı oldu? Ve eğer o seçiyorsa yanlış seçimlerini neye bağlıyorsun?

Kusura bakma ama,bence topu ona atan sensin şu an ya da böyle algıladım.
Israrla "dil" diyorum,Ben O' yum diyen Maharaj'ı örnekliyorum ama sen ya gerçektende anlamıyorsun ya ben anlatamıyorum söylediklerimi.

Elim benim parçam ve ben istediğim için yazıyor.
Ama elim uyuşsa mesela,ben istesemde yazmaz.


Bu cevap yeterli mi? O zaman şöyle diyeyim.
İyilik kadar kötülüğü de yaratan bir ise eğer,yanlış seçimleri sorgulaman niye?

Ne garip birşey ki,kendine göre Tanrı'yı yanlış seçimlerden ötürü sorumlu tutar gbisin. Üstelik öte taraftan da,"deneyim için kötülükte olmalıydı"gibi birşeyler dedin. Madem Tanrı bütün,kötülük yani ayıran yanlış seçim değil mi? Peki onu kim yarattı?

Sen çok önceden çözdüğün için aslında tartışmaya ne gerek var onu da anlamış değilim.

Kusuruma bakma ama,ben tek tek sorularına yanıt vermeye çalıştım önceki mesajlarıma bakarsan ama kendi sorularıma yanıt alamadım ki asıl ben sorularımın yanıtları geçiştirilmiş gibi hissediyorum ama önemsemiyorum. Olabilir,cevaplamayabilirsin ama o kadar uğraşıp cümle cümle cevaplara uğraşırken ben,bana böyle demeni garipsedim.

Sorularının yanıtından kastın ne oe? Seninle hemfikir olmak mı yoksa senin benim gibi düşünmene ya da benim senin gibi düşünenen dek anlatmam mı?
Özgür irade ile kader arasındaki farka dair soru hala orada duruyor.
Bunu Ra diyor,niye böyle diyor?
Klavye neden ille de insan olmalı adalet adına? Her klavye insan oluyor mu?

Ayrıca ikna yeteneğine çok güvenme derim ben:) Çünkü çok güvenirsen,ikna yeteneğinin her zaman işe yaramayacağını sana gösterecek insanlarla karşılaşırsın. Mesela ben..

Ben sadece gerçekten aklıma ve gönlüme yatan şeye ikna olurum ve ikna etmek için değil,paylaşmak ya da öğrenmek için konuşurum.

Edited by - pandora76 on 23/07/2010 02:46:34
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/07/2010 :  03:16:05  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şimdi şu sorunu da cevaplayayım ki,cevaplamadın deme:

"Konu kişilerin kişisel inançları, kimseye zararı yok" diyorsun, ama var. Diğer konu ne kadar zararlı olma potansiyeline sahipse, bu da o kadar sahip. Birşeylerin senin adına karar verdiğini sanmak kendi gücünü ona teslim etmen demek. Senin deyiminle 'çekim yasası' dahilinde, o kanserli kişinin kendini iyileştirmek için uğraşmaması demek (Maharaj'ın "çocuğun körlüğü herşeyi kapsar" demesini bile sorgulamayı tercih etmediğine göre, bunu da sorgulamayı bırakabilirsin olasılıkla). Şöyle düşünebilir o kişi mesela "Evet tek sonsuz yaratanın benim üzerimden bunu deneyimlemeye ihtiyacı vardı belki de. Madem irade sahibi o. O halde bırakayım bunu yapsın".

Şimdi Maharaj'ın o sözlerini yeniden ele alalım:

M:Onun durumu bilince kaydolmuştur. Oradadır silinmez şekilde. Bilinç işini görecek.

S:Sizden yardım istemem bir fark oluşturur mu?

M:Sizin isteğiniz çocuğun körlüğünün bir parçasıdır. O kör olduğu için siz istiyorsunuz. Siz hiç hiçbirşey eklemediniz.

S:Fakat sizin yardımınız yeni bir faktör olabilir.

M:Hayır,çocuğun körlüğü herşeyi kapsar(kontrol altına alır). Herşey onun içinde-anne,çocuk,siz,ben ve diğer her şey! Bu tek bir olaydır.


Ve gariptir ki bu sözleri diyen adam,aynı zamanda kendisine sorulan bir soruya"beni savaşın ortasında birini kurtarmaya çalışırken görebilirdiniz" anlamında sözler söylüyor?

Neden böyle söylüyor?
Öncelikle söylediği şey "o çocuğa siz yardım edemezsiniz"değil. O sadece çocuğun durumunun bilince kaydolduğunu ve yardım edemeyeceğini söylüyor. Deli mi bilmem ama böyle diyor.

Bu adam mucizevi tedaviler üzerine uzmanlaşmış biri değil ki? Çocuğa yardım edemeyeceğini söylemesindeki gariplik ne öyleyse? Adam ben yardım ederim" mi demeliydi ille de?

Siz yardım edemezsiniz dedi mi ? Dediyse eğer neden "anne kalbinin evladını kurtrabileceğini söyledi" başka bir sorgucuya?

Öyleyse sorun ne,tepkinin nedeni ne?
Maharaj'ı okuduğunu söylemiştin sanırım. Sen yorumunu yap,bu dünyadaki milyarlarca insanı iyileştirememesi nasıl zarar vermekte insanlara?
Ben okur bulurum,insanlara nasıl yardımcı olacağına dair bilgiler aktardığını da. Şimdi ilk çevirdiğim sayfadan:


S:Ama ıstırap çeken yalnızca ben değilim. Başkaları da var.

M:Siz onlara arzularınız ve korkularınızla gittiğinizde,sadece onların kederlerine keder eklersiniz. Önce kendinizi ıstırap çekmekten kurtarın ve ancak ondan sonra başkalarına yardımı umut edin. Umut etmenize bile gerek yok,sizin mevcudiyetiniz dahi,bir insanın hemcinslerine verebileceği en büyük yardım olur.


Bu adam şimdi de insanlara nasıl yardım edilebileceğini anlatıyor. Oysaki,zarar vermiyormuydu diğer insanlara?

Ben fizik öğretmenine gitsem bana tarihi anlatmaz ve bu insan da kendisine ne sorulmuşsa,ona göre cevap vermekte. Kör olan çocuk için birşey yapamayacağını söylemesi de ,çocuğa zarar vermemekte çünkü o bir ermiş ve bildiği şeyi anlatmakta.

Çekim yasasına göre ise,bir insana diğerleri sadece biryere yardım edebilir,insanı iyileştirebilecek olan sadece kendisidir. İstersen bu konuda dilediğince konuşmaya varım çünkü çok iyi bildiğim şey o dur ki,eğer başkalarını düşüncelerimizin gücüyle sadece iyileştirme imkanı olsa idi,ben sevdiklerim için neler neler yapardım.

Bu nedenle Maharaj zarar veriyormuş gibi düşünceler benim tarafımda geçersiz.







Edited by - pandora76 on 23/07/2010 03:20:07
Go to Top of Page
Page: of 3  Topic Next Topic  
Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.45 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits