| Author |
Topic  |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 04/07/2010 : 15:50:54
|
| İletişim / sevgi / ilgi bugünkü konu...Evde hayvan besleyenler bilir onlara ilgi ve sevgi gösterdiğimiz zaman nasıl sevindiklerini ve sevgimize karşılık verdiklerini...Bir süre evvel bitkilerle de aynı durumu yaşayabileceğimi keşfetmiştim. Aynı hayvanlarda olduğu gibi onlara sevgi ve ilgi gösteriyorsunuz, sevgi sözcükleri söylüyorsunuz...Sonuçta hayvanlarda olduğu gibi bir karşı tepki almıyorsunuz ama onların çok daha kolay geliştiklerini, hatta hasta / dengesizlerse toparlandıklarını görüyorsunuz...Dün akşam aklıma ilk başta hafif çılgınca gözüken bir fikir geldi; aynı şeyi toprak için niye uygulamayayaım? İnsanların eski kültürlerde toprağa şarkılar ve ilahiler söylediklerini okuduğumu hatırladım...Kayalar, taşlar, toprak (mineraller dünyası) da onlara sevgi ve ilgi gösterilmesini bekliyor olmasın...Bugün birkaç deneme yaptım...Aynı bir hayvanla ilgilenir, onunla konuşur gibi bunu toprak için de yapabildiğimi keşfettim (asfaltla kaplı yerlerde biraz daha zor oluyor)...Sevgi, ilgi, varlığı onurlandırmak...Böyle bir uygulama yapmak isteyip de bir "kayaya" (alışılmış zihinsel kalıpları kırmak zor olabiliyor) ilgi ve sevgi göstermekte zorlananlar onun içindeki sonsuz zekayla iletişim / sevgi ilişkisine girdiklerini düşünebilirler diye de düşündüm ve bu uygulamayı bana ilham veren rehberlerime ve sonsuz yaratana şükretmeyi de ihmal etmedim... |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 04/07/2010 : 17:13:24
|
insanları da sevebiliyor musun? ben dünyayala olan hasarlı ilişkimi değiştirmeye başladığımda,10 küsur yıl önce, işe ,çevremdeki insanları sevdiğimi kendime söyleyerek başlamıştım.bir şeyi sevmeden,onun hakkında düşünemiyorsun çünkü. ya da kendine yönelik olarak aynı sevgi / ilgi çalışmasını yapmanın da faydalı olabileceğini söylemek isterim. |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 04/07/2010 : 17:25:57
|
| Yok...ben onlardan biraz korkuyorum... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 04/07/2010 : 18:05:15
|
| Bazen kendimi bir başkası üzerinden bağışlıyorum...Örneğin birşey yapıyorum ve kendime sonra bu yüzden kızıyorum...Bir an için bir başkasının bu durumda olduğunu ve bunu bana ifade ettiğini hayal ediyorum ve onun kendisini yargılamasına gerek olmadığını hissediyorum. Bir başkasını hoş görebilmek kendimi hoş görebilmeye nazaran daha kolay...Tabi sonuçta kendimi hoş görmüş oluyorum... |
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 04/07/2010 : 21:02:16
|
insanlara sevgi gösterdiğimiz zaman,hayvanlar veya bitkiler gibi sevgiye karşılık vermiyorlar mı? ya da,toprağı sevmek,dolaylı yoldan da olsa kendini sevmen ve insanları sevmen anlamına gelmez mi?...:) |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 05/07/2010 : 12:41:07
|
| O zaman soruya (insanları da sevebiliyor musun?) pek de gerek kalmıyor... Birşeyleri, birilerini sev, neyi sevdiğinin önemi yok çünkü belirli bir şeyi sevmek diğer şeyleri sevmemek anlamına gelmiyor... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 05/07/2010 : 13:00:20
|
| Çok dolu geceler, bir çok rüya görüyorum...Bu rüyaların hepsini hatırlamak çok zor ama sanırım bir tortu, bir iz, bir ana fikir kalıyor...O geceki rüyaların bir "özet hissi", evet bu daha çok bir his...Dün geceki rüyaların özet hissi manik depresiflikti...Bir "aşırı mutlu", bir "aşırı mutsuz" olmak...Sabah buna yorumum şu oldu; ne mutluluğa ne de mutsuzluğa fazla yüz vermedn bir "orta yol" takip etmek mümkün (böyle yapmalıyım, böyle olmalıyım gibi değil sanki daha çok ruhumdan bana sunulan bir tavsiye, böyle bir orta yolun belirginleşmesine izin vermemin mümkün olduğu hissinin bana verilmesi)...İlerleyen saatlerde bir hafta boyunca bu özet hissi hatırlama ve not alma yolunda bir ilham geldi sanki...Buna da bir evvelki geceden başlamak istedim...Bir evvelki gecenin özet hissi "çalışmaya devam etmek, işler ne kadar karışık görünürse görünsün" dü... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 06/07/2010 : 12:57:56
|
| Dün gece farklıydı rüyalar açısından...Rüyalarımı bedenin alt kısımlarında gördüğümü düşünüyorum...Alt üç çakra (hani o geliştirmeye çalıştığımız)...Yatmadan önce oralara sevgi göndermeyi akıl edebilmiştim (bu yöndeki ilhamı algılayabilmiştim)...Rüyaların içeriği kişiler arası sevgi ve cinsellikti daha çok...Bir kişiyle diğeri arasındaki o "özel" ilişkinin bir kişiyle pek çok kişi arasında aynı anda yaşanabileceğini "gördüğümü" hatırlıyorum rüyamda...Eşcinsel ilişkiler de orada hissettiğim rüya/imgelem/enerji çorbasının içindeydi...Bütün o zihne ait sınırlamalar gerçekten var mı diye sorgulanıyordu sanki...Bir kaç gündür akşamları yakındaki bir parkta bulunan ağaçlarla tek tek konuşuyor, onlara ilgimi ve sevgimi iletiyorum...Elbette onlar da rüyama girdiler (büyük bir orman olmuşlardı)...Negatif etkilerden korunmak da var rüyamın bende bıraktığı hissin içinde...Coşku ve sevgi, içimizden fışkırıveren bir sevginin gözüyle görüyordum onları...Onlar da çok mutlulardı (aslında böyle mutlu olduklarında kimseyi etkilemek gibi bir amaçları da kalmıyordu)...Ra (aslında sadece onlar değil) egosal isteklerin temelinde alt üç çakranın dengelenmemiş olduğundan bahsederler...Bunu hatırlamıştım dün akşam ve o alt çakralara teşekkür, sevgi, minnet duyguları göndermiştim...Onlar da aynı evcil hayvanlar ya da bitkiler gibi sevgi ve ilgi gösterilmesini bekliyorlar bizim tarafımızdan...Sevgi, ilgi, varoluşları için duyulan minnet, onurlandırılmak arzusundalar...Bu evrende herhangi bir dengeyi yerine getirmek sevgiden başka ne ile olabilirdi ki diye düşünmeden edemiyorum... |
Edited by - burake on 06/07/2010 12:59:06 |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 11:33:01
|
| Bu aralar biraz yavaşlamak istediğimi düşünüyorum...Çok fazla düşünce, çok fazla duygu var...Sanki "pek çok şey yapılıyor, yoğun bir faaliyet var" ama...İşte bu kısmı tam anlamlandıramıyorum...Bir eksiklik var bütün bu yoğun faaliyette...Bir sürü birşey yapılıyor ama aslında hiçbir verim üretilmiyor sanki...Eylem var hem de bol bol, ama kalite yok sanki... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 16:10:31
|
| İlgilenen arkadaşlarla paylaşmak isterim; bir süredir et yemiyorum (bir seneye yaklaştı) ve bana iyi geldiğini gördüm...Arada denemek için et yediğim zamanlar kendimi "sanki ağırlaşmış" hissettiğimi farkettim...Belki et yerken o eti veren hayvanın ruhuna minnettarlık ve teşekkür sunmak bu etkiyi azaltabilir (bu ihtimal yeni aklıma geldi) ama şimdilik sanırım etsiz diyetimden memnunum...Bu arada fazla şekerli şeylerden de bayağıdır uzak duruyorum...Şekerin de "parçalanması" için vücut ekstra enerji harcıyor diye biliyorum...Kola, gazoz, kahve hatta çay gibi zararlı ve "vücuda ekstra yük" olduğu bilim çevrelerince kabul edilen şeylerden de uzaklaştım...İlk başta alışkanlıkları terketmek biraz çaba gerektiriyor ama insanın takiben hissettiği sağlık hissi fazlasıyla ödüllendirici...Sade soda denen şeyin ne kadar güzel birşey olduğunu seneler sonra keşfettim...Doğal kaynak suyunun ya da ayranın kola ya da şekerli su da diyebileceğimiz diğer binbir tür meşrubattan daha duru, sade, doğal bir güzelliği olduğunu hatırladım...Ha bir de doğal bir sodayı ya da dağdaki bir kaynaktan gelen suyu içerken şükran ve minnet duymak sentetik şeylere nazaran daha kolay geliyor - çekim yasası??:)) |
Edited by - burake on 07/07/2010 16:11:45 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 07/07/2010 : 18:14:59
|
Bir zamanlar insanların kan gruplarının et yeme alışkanlıklarına etki ettiğini okumuştum. Eğer doğruluk payı varsa, sıfır kan grubuna sahip olanlar en etobur olanlar grubuna dahil oluyor. AB grubu da otoburluğa yatkınlık oluyordu yanlış hatırlamıyorsam. Ben sıfır grubuyum ve bu iddia benim et sevmemle birlikte doğrulanmış oluyor. Ama daha genele yaygın bir örnekleme yapmak gerek mutlaka. :))
Bir de çay tüketimi konusunda hep farklı yorumlar duyuyorum. Faydalı olduğundan bahseden yorumlar da okudum, zararlı yönlerinden bahseden yorumlar da. Öyle çok aşırıya kaçmasam da ortalamanın üstünde içiyorumdur ve çayı da seviyorum. Çok sık içmesem de sade soda da seviyorum.
İletinin bütünü olarak bakınca da en çok ilgimi çeken 'şükran ve minnet duygusu'na ilişkin ifadeler. Bu alışkanlığı edinmek gerek kesinlikle ve yerken de duyumsamak gerek diye düşünüyorum. :))
|
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 13:20:14
|
Sevgili Qaan,
Bu minnet ve sükran duyguları konusunda ben Hathorlar'ı okuduktan sonra düşünmeye başladım ve benim de çok ilgimi çekiyor...Hathorlar'ın insanın ufak şeyler için dahi olsa minnet ve şükran duymasının gelişimi hızlandıracağını okuduğumdan beri bu konuda bir cins merak uyandı bende...Meditasyonda da bu duygulardan faydalanmayı tavsiye ediyorlar...Bir-iki gün önce onların önerdiği yükseliş holonu meditasyonunu uygulamaya çalışıyordum (forumda bir yerlerde okumuştum). Ba noktasından ve ona takdir ve teşekkür göndermekten bahsediyor hani...Kendi kendime ben şimdi bu duyguları nasıl bulacağım derken evimdeki bir bitkiyi elime almak aklıma geldi...Ve Ba noktasına o bitki hakkında duyduğum sevgi ve olumluluk hislerini gönderdim...Dün akşam da aynı çalışmayı yapmak için oturduğumda değişik bir duygu yaşadım...Elime aldığım o bitki için takdir ve minnettarlıktan öte bir hayranlık duygusu uyandı bende...Bu tarifi zor bir duygu...Eski bir kelime olan "huşu" sanıyorum en uygun kelime olacak...Hayranlıkla karışık yüce bir şeye duyulan saygı duygusu olarak özetleyeceğim bunu...Öylece ağzım açık hayatımda hiç bu kadar güzel birşey görmediğimi düşünüp / hissedip durdum bir süre (5-10 dakika olmuş olabilir)...Bunları Ba noktasına gönderdim...Daha doğrusu Ba noktasına göndermekten çok Ba noktasına burada ne kadar güzel birşey var sen de bunu görüyor musun deyip duruyordum...Ben rasyonel tarafı biraz baskın bir insanım.. Meditasyonu önerilen şekilde yapmayı hatırlatmaya çalışıyordum bu arada sürekli kendime ama hem çevremde diski çevirmeyi unuttum hem de dikkatimi kök çakrasına doğru kaydırmayı...Yatmaya gittim hala yarı şaşkın, yarı hayran bir vaziyette... (dün çalıştığım bitki evime daha yeni aldığım bir beyaz orkide, sanıyorum hayranlık duygularını kolaylaştırdı, orkideler artık çok ucuz ve İstanbul'da anneme Tansaş'tan aldığımı hatırlıyorum, ben bunu 21 TL'ye Koçtaş'tan aldım)
Nefes çalışmalarında sevgili oe_nin önderdiği çalışmayı da bugün biraz denedim (burun deliklerini sırayla kullanan) ve beni çok sakinleştirdiğini farkettim...Nefese odaklandığımda, onun içime süzülüşünü, onu içimde tutuşumu ve tekrar salışımı sayarak izlediğimde büyük bir sakinlik ve dinginlik geliyor...Saymakta büyük bir sihir var diye düşünüyorum...O kalbin atışı gibi, ya da müzikteki ritim gibi birşey...Bir güven duygusu geliyor insana...
Sevgiler |
Edited by - burake on 08/07/2010 13:33:03 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 08/07/2010 : 14:05:04
|
Merhaba Burake,
Aktardığın deneyimler çok güzel. Ben nedense her türlü düzenli uygulamaya karşı bir isteksizlik duyuyorum. Yazdıklarını okumak bende bu yönde istek uyandırıcı ve özendirici etki yarattı diyebilirim. Bu nedenle teşekkür ederim. :)
|
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 09/07/2010 : 13:45:43
|
Paylaşma fırsatı için ben teşekkür ederim...Deneyimlerin paylaşılması önemli diye düşünüyorum...Hayatta paylaştıkça güzelleşen şeylerden başında böyle spiritüel uygulamalar geliyor... Şu Hathorlar'ın uygulamaları beni çok etkiliyor (herhalde ben de onlar gibi kepçe kulaklı olduğumdandır:))...Prana, bedenin içindeki o Ka adını verdikleri tüp (hatta bu belki de çakraları birbirine bağlayan bir enerji yolu gibi birşey) gibi şeyleri sık sık düşünür ya da imajine ederken yakalıyorum kendimi...Halbuki senelerdir ne Hathorlar'ı ne uygulamlarını düşünmemiştim forumda okumadan önce...Önerdikleri uygulamalar konusunda kendimi fazla zorlamamayı ve enerji nasıl gelirse öyle uygulamayı denedim dün...Uygulamada aslında hem aşağıdan hem yukarıdan nefesle pranik tüpe ve kalp çakrasına ulaşmaya ve orada enerjiyi yaymaya çalışacaktım...Ama uygulama daha çok aşağıdan kalbe kadar enerji hareketi şeklinde gelişti ben de başka birşeye zorlamadım...Bu arada sevgili oe_nin dikkatimi çektiği bir başka şeyi de düşünüyordum: alt çakralar kökten gelen enerjiyi fazlasıyla alarak üst çakralara ulaşmasını engelliyorlar bu da yukarıları geliştirmeye engel...Bunu şu bağlamda düşünüyordum; ilk üç çakra kendilerine enerji kalmayacağından korkuyorlar (böyle bir idrak / anlayış anı oluştu)...Böyle bir korkuya sahip olduğumu anlamış olmak (genelde korkularımızdan da korkarız ya) sanırım o korkuyu biraz hafifletti ve sonuçta uygulamada alttan çektiğim enerji kendiliğinden kalbi de geçerek yukarılara doğru yönlendi. Alttan çektikçe hiç dirençle karşılaşmadan enerji çakralar ya da pranik tüp boyunca kendiliğinden üst çakralara doğru yol alıyordu gibi yaşadım olayı... Hayatta herşey bir uyum içinde ve gelişmekte de her zaman farkına varamadığımız detayları takip edebilirsek bu uyumu görebiliyoruz...Örneğin son zamanlarda eti diyetimden çıkarmam da Hathor'ların uygulama tavsiyeleriyle bir bütünlük içinde (fazla Ka gerektiriyor)...Bol selüloz içeren taze ve meyve ve sebzeye, yoğurt ve ayran gibi bağırsaklara faydalı bakteriler içeren şeylere çok düşkünleştim (bunları bir tavsiye olarak aldığımdan değil canım çok çekiyor, kendimi bu yiyeceklere çekilmiş hissediyorum)...Bunların alt çakraların bulunduğu bölgedeki bağırsaklarla daha uyumlu olduğunu şimdi anlıyorum...Ömrünün uzun bir kısmı kronik kabızlık çekmiş bir insanım ve diyetimi değiştirdikten sonra bu problemim kalmadı...Şimdi bağırsaklara hem onları çalıştıran selülozlu hem de "canlı, pişmemiş, Ka'sı olan" yiyecekler alıyorum...Bu yiyeceklere bedenime almadan önce şükretmek de sanıyorum bu olumlu enerjiyi destekliyor... Tabi ki bu yazdıklarımdan "gelişmenin reçetesi bu" anlamı çıkmamalı, herkesin yolu kendine özgüdür eminim... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 09/07/2010 : 18:35:13
|
| Bu arada etsiz diyetimle bağlantılı olabilir diye belirtmek istiyorum; geçenlerde bir tahlilde b12 vitamini eksikliği tespit edildi ve şimdi düzenli olarak b12 takviyesi yaptırıyorum...b12 internette okuduğum kadarıyla sadece et ürünlerinde bulunuyormuş, gerçi doktora söylediğimde beslenmeyle direk alakası olmayabilir, gerekli b12'nin vücuda alınması için günlük ekmek tüketimi bile yeter gibi birşey söyledi...Sanırım daha çok b12'nin vücut tarafından yiyeceklerden emilememesi gibi bir durum olabiliyormuş... |
 |
|
|
secretdream
Akik
 
12 Posts |
Posted - 09/07/2010 : 19:01:18
|
| kırmızı et sevdalısı bir insan olmadığım için ben,bazen uzun zaman et yemem. bir gün,bacağımda bir türlü bitmeyen bir seğirme başladı...1 hafta sonra dayanamayarak doktora gittim.tahlil sonuçlarına baktı ve bana direkt "sen et yemiyor musun" dedi..:)...et yememek vücutta b vitamini eksikliğine yol açıyormuş ve bu eksiklik de kas seğirmelerine sebep oluyormuş...ve b vitamininin sadece kırmızı ette olduğunu söylemişti...yani,kırmızı et yememeye karar veren olursa,yanında b vitamini takviyesi yapması mutlaka gerekiyor...:) |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 11/07/2010 : 18:25:28
|
| Bütün bu ruhsal uygulamalarla ilgili kaynakları niye okuyoruz? Bir özlem var...Bir şeyi hatırlamaya, genelde kullanılan deyimle gelişmeye çalışıyoruz...Bazı anlayışları kazanmaya çalışıyoruz...Ben ikide bir kendime şunu diyorum; sakin ol...Bu öyle aceleyle olacak birşey değil...Ucunda "kaybedilecek" bir şey de yok...Bazı uygulamaları yapmak güzel, bazı anlayışları edinmek güzel ama bunları yapamamaktan korkmaya gerek yok...Gelişmek "gelişmek kaygısıyla" yapılacak birşey değil...Kendine karşı anlayışlı ol...Şu andaki durumu kabullen, üstüne birşeyler ekleyebilirsen güzel, ekleyemezsen de olumsuz yargılanacak bir durum yok...Sonra birden şunu düşünüyorum; belki de "bu tutum"dur gelişim denen şey ve bu tutumu hatırlamak eşittir gelişmek...Öyle midir? diyorum kendime daha sonra...Bunu bilmek istiyorum...Yani doğarken planladığım şeyi gerçekleştirmekte, gelişmekte miyim? Varlığımın derinlerinde biliyorum ki esas önemli olan tek şey bu...Bir tarafta günlük hayatın hengamesi, olaylar, durumlar bütün bunlardan memnun olan ya da olmayan memnun olmadığı durumları daha tatmin edici hale getirmeye çalışan dışa odaklı bireysel benlik=ego, diğer tarafta bütün bunların önemli olmadığını, tek önemli olan şeyin birşeyler öğrenmek ve gelişmek olduğunu bilen, bunu arayan tanrısal benlik...Ve onun tek bilmek istediği "gelişmekte miyim?"...Ve onun tek istediği ilham, sezgi, gerçek hedefe yönelik yol göstericilik...Ve sık sık düşünüyorum; gelişmekte olup olmadığımı soracak kimse yok, doğru yolda olup olmadığımı bilmenin belirgin bir yolu yok... |
Edited by - burake on 11/07/2010 18:32:09 |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 12/07/2010 : 12:41:00
|
| Çok ama çok tembelleştim...Bu aralar düzenli olarak yapabildiğim tek çalışma bitkilere, yakındaki parktaki ağaçlara her akşam sevgi ve ilgi göstermek...Bu bir cins akşam meditasyonu oluyor benim için...Sevgi, ilgi gösterirken bu ruh hali içine daha çok giriyor insan ve örneğin geçende bir hamam böceğine, dün akşam da acayip siyah bir böceğe aynı sevgi ve ilgiyi gösterebildiğimi farkettim (eskiden olsa onlardan pek hoşlanmazdım)... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 12/07/2010 : 17:32:06
|
| İnsanın çevresinde olan bitenden, özellikle insanların dramlarından etkilenmesi, bunlara üzülmesi sevgi olamaz diye düşündüm bugün...Sevgi pozitifte kalmak bütün olan bitene rağmen umutlu olmakla alakalı birşey...Sonra bunun egoistlik olacağını bütün olan biten felaketlerden etkilenmeyen bir insanın nasıl insan sevgisine sahip olacağı görüşü oluştu buna karşı içimde...İnsanların ve insanlaığın dramlarıyla özdeşleşmemek pozitifte kalmayı sağlıyor ve genelde böyle insanlar insanlarla olan ilişkilerinde sevgisiz değiller diye düşündüm ardından ve gene ilk düşünce tarzımın doğru olduğunu destekledi bu...Mutlu olmak egoistçe birşey değil...İnsanların size dert olarak sundukları şeylerin sizi üzüntüye garketmesi gerekmiyor onları sevmeniz için...Maharaj da kendi deyimiyle "dünyanın ve dertlerinin ötesine geçmiş" ama varlığı sevgi üzerine kurulu...Zihnimiz, değer yargılarımız, işleri karıştırıyor...İnsanın şartlara rağmen pozitif düşünmeye devam edebilmesi problemlerin çözümü için de daha net kalabilmesini sağlıyor olmalı ayrıca...Daha az olumsuz duygular zihnin net olmasını sağlıyor...Bu garip "başkaları mutsuzken mutlu olmanın egoistçe ve dolayısıyla yanlış olduğu" fikri nerden çıkıyor peki? |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 14/07/2010 : 14:43:26
|
İşte o sırada bir tilki çıkıverdi ortaya. “Günaydın” dedi tilki. “Günaydın” dedi küçük prens kibarca. Ama etrafına baktığında kimseyi göremedi. “Buradayım! Elma ağacının altında.” “Sen kimsin? Çok güzel görünüyorsun.” “Ben bir tilkiyim.” “Gel, birlikte oynayalım. Öyle mutsuzum ki” dedi küçük prens. “Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.” “Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu. “Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?” “İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?” “İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?” “Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?” “Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.” “Bağ kurmak mı?”Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve eşsiz olacaksın, ben de senin için.” “Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.” “Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki. “Ama bu çiçek dünyada değil.” Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?” “Evet.” “Peki orada avcılar da var mı?” “Hayır, yok.” “Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?” “Hayır. Tavuklar da yok.” “Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı: “Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni.
(...)
Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki. “Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim. “Doğru, haklısın” dedi tilki. “Ama ağlayacağını söyledin!” “Evet, öyle.” “O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.” “Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.” Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti. “Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.” Güller bu duyduklarına çok bozuldular. “Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.” Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü. “Elveda” dedi. “Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.” “Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu. “Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens. “İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun. “Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti. (Küçük Prens, Bölüm 21'den) |
Edited by - burake on 14/07/2010 14:46:43 |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 15/07/2010 : 15:59:01
|
| Rasyonel aklı küçümsememek lazım...Sevginin kaynağı o değil, doğru ama onun verilerini sevgiyi geliştirmek açısından değerlendirmek gerekiyor...Örneğin doğayla başbaşa vakit geçirmek, suni ortamlarda kalmaktan daha verimli sevgiyi keşfetmek açısından...Yaradanın sevgisi elbette suni ortamlarda da var ama orada onu keşfetmek doğayla içiçe olmaya nazaran daha zor...Sanıyorum yöntemler dediğimiz şey de sevginin keşif ihtimallerini arttırmaya yönelik bir eylemeler dizisi olarak anlam kazanıyor bu açıdan...Doğayla başbaşa iken de gene rasyonel aklımızı kullanarak sevgiyi keşfetmek için örneğin bizim rasyonel zihnimiz tarafından "güzel" bulduğumuz birşeyle işe başlamak daha verimli olabilir...Sonuçta bir orkideyi yaratan güçle korkutucu bulduğumuz bir böceği yaratan güç aynı ve biz yaradanı her ikisinde de keşfedebiliriz ama orkidede bunu yapmak daha kolay...Herşey gibi sevgi de aşama aşama keşfedilen birşey ve bu süreci kolaylaştırmak elimizde, hatta buna bir anlamda mecburuz...Dostlar, arkadaşlar, televizyon, kitap okumak, hatta eğlenceli bulduğumuz binbir türlü şeylerle yalnız kalmak ve içe dönmek arasında da bir seçime sahibiz..Dikkatimiz yüzbin tane şeye dağılmaya meyilli ise onun "parçalı yapısının" beslenebileceği şeyleri azaltmak, bu yöndeki eğilimimizin ötesine geçmek için "yeter şart" olmasa bile "gerek şart"...Ben de insanlar niye hep meditasyonun öneminden bahsederler anlayamazdım...Tarih boyunca bu kadar çok insanın meditasyon yapması elbette bir rastlantı değil...Diğer tarafta elbette insanın öğrenim, keşfediş sürecinin insanlarla etkileşimden geçtiği görüşü var...Hayat bize her zaman öğreneceğimiz dersleri çeşitli şekillerde sunuyor ve katalizörlerimizin büründüğü şekillerden biri de sosyal faaliyet alanı...Şu sorunun ise yanıtı çok zor; Peki ben şimdi hangisini yapmalıyım? Azami ölçüde içe mi dönemliyim, sosyal faaliyetlere de devam mı etmeliyim ya da hangisine örneğin günde kaç saat hangisine kaç saat ayırmalıyım? Bu sorunun cevabını vermek çok zor hatta belki de imkansız çünkü herkesin yolculuğu tamemen kendine özgü ve hepimizin katalizörleri farklı ağırlıklara sahip...Bu ağırlıklar zaman zaman değişiyor, dönüşüyor, her zaman aynı ağırlığa sahip değiller...Bunun da ötesinde katalizörlerimizi bilmek, onları en etkin şekilde nasıl değerlendirebileceğimizi net olarak algılamak da "oyunu fazlasıyla kolaylaştırır" ve gelişmeyi verimsiz bir hale getirirdi büyük bir ihtimalle...İşte böyle sevgili arkadaşlar... |
Edited by - burake on 15/07/2010 16:00:57 |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 18/07/2010 : 16:04:51
|
| Şartlar ne olursa olsun mutlu olmaya devam etmeye çalışmak. Mutluluğu vurgulamak, aramak, onun her hal ve durumda var olan sevginin bir tezahürü olduğuna inanmak. Her durumun, her duygunun içinde, altında, sağında, solunda sevgiyi aramak, bulmak, bulacağına dair umut beslemek...Bugünlerde biraz bunu deniyor gibiyim... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 18/07/2010 : 16:22:31
|
| Bu cins bir çalışmada en büyük zorluk olumsuz duyguların dış bir takım şartlar tarafından oluştuğuna, oluşturulduğuna ve bu şartlar değişmeden duygulanımın değişmesinin de imkansız olduğuna inanmaya olan eğilimimiz. Ama bu bir cins tembellik, bir cins öğrenilmiş bir çaresizlik. "Benim olumsuz hissetmeme sebep olan şu şu şartlar değişmedikçe...", işte böyle bir mutluluk anlayışımız var. Bu sevginin de "kısıtlı, sınırlı, ancak belirli şartlar gerçekleştiğinde veya belirli koşullara yönelik bir şey" olduğu görüşüyle paralel birşey diye düşünüyorum. Peki biz buraya neyi öğrenmeye geldik? Koşulsuzca sevmeyi değil mi? İşler zihnimize göre "güzelken" sevmeyi ya da olumlu duygular üretmeyi yapmak kolay, hayattaki meydan okuma bu şartlanmışlıkların da ötesinde sevginin ve olumlu duyguların bulunduğunu keşfetmekle alakalı. Bu bir yerde bir cesaret işi gibi...Yani bir sürü şey bana "olumsuz duygulanımı" işaret ederken, görünüşte hiçbir olumlu duygulanım sağlayıcı şart mevcut değilken, öylesine "hiç yoktan" sevgi ve olumlu duygular üreteceğiz. "Hiç"ten ise korkarız, "olmayan, bilinmeyen, kavranamayan"ı yok sayarız...Ama başka çıkış yok gibi gözüküyor..."Hiç"e güvenmek, cesur olmak gerekiyor... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 20/07/2010 : 17:36:18
|
| Acaip günler benim için. Kendimi çok enerjisiz hissediyorum. İnsan ruhsal arayışında yanlış birşeyler yaptığı zaman böyle durumlar olabilirmiş ben de acaba son zamanlarda neyi yanlış yapıp da dengeleri bozmuş olabilirim diyorum kendi kendime. Aslında pek birşey de yapmadım / yapmıyorum. Tek düzenli yaptığım çalışma sevgi çalışması, onu da bitkiler ve ağaçlarla yapıyorum. Bir cins şefkat, sevgi ve ilgi gösterme olarak yaşıyorum bunu. Zaten bu üçü birbirine yakın şeyler. Şefkat, sevgi, ilgi gösterme. Çok doğal ve içimden gelen şeyler oldukları için burada bir hata nasıl olabilir diyorum kendime. Bitkilerle, ağaçlarla tek tek ilgilenmek, onlara ilgi göstermek bir insanın örneğin çocuğu için hissettiği duygunun aynısı gibi geliyor bana ve çok doğal birşey. Sevgi sözcükleri söylemek, okşamak, ilgilenildiklerini ve yalnız olmadıklarını hissettirmek. Özellikle ağaçlar çok ilginç geliyor bana. Onların içinden sanki bir ışık sütunu geçiyor gibi algılıyorum. Aynı kendi bedenimin içinden geçtiğini düşündüğüm enerji yolları gibi. Bazen takdir ve minnettarlık duyguları ara sıra da olsa o huşu (hayranlık artı saygı karışımı) duygusunu hissediyorum...Birşeyleri yanlış yaptığım ihtimali yüksek ama ne bilmiyorum... |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 20/07/2010 : 20:17:44
|
Aynı sevgi şefkat duygusu çalışması kalabalık ortamda insanlar için de yapılamaz mı acaba? Ya da karmaşanın içinde olmasın diye içinde insanların da olduğu bir parkta? Ben önceki senelerde dışarıda kalabalığın içindeyken, çevreme bakar ve tüm bu hareketliliği bir mucize olarak algılardım. Gerçi bir çalışma değildi ama şimdilerde eskisi gibi kendiliğinden oluşmuyor bu his.
Bir çalışma yapmadığım halde enerjimin bitmiş olması hali gibi bir durumla epeydir ben de karşılaşabiliyorum. Kimi gün de çok zinde ve formumda oluyorum. Şimdilerde bize etki eden enerjilerin çok yoğun olduğu çok zamandır konuşuluyordu ve bunun üzerimizdeki etkisi olarak açıklıyordum bu durumu. Herkeste oluyor mu bu günü gününe uymayan enerjisiz hissetme durumu bilemiyorum. Ama sanırım bir şeyleri yanlış yapmakla ilgili değil. :)
|
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 20/07/2010 : 22:01:29
|
Bunu duyduğuma şaşırdım çünkü enerjilerin değişmesi durumu şu son zamanlarda bende de var ve neler oluyor diye soruyordum kendime. Aslında konu açılmışken ben birkaç şikayetimi de söylemek isterim,belki buna da bir açıklama bulunabilir. Mart ayından başlayarak kendimi çok bitkin hissettiğim çok zaman oldu. Kimi zamanlar enerjim yüksek iken,aynı zamanda öte yandan bir anda bitkinlik hissediyordum. Bugün de daha önce olan şeylerden biri yine oldu. Bir komşumuz bizde iken bir ara bileğime dokunmasıyla elini çekmesi bir oldu. Bana şaşırarak"sen neden bu kadar sıcaksın,yanıyorsun"dedi. Oysaki sağlığım şükür çok iyi ve ben vücut ısısının yükseldiğini farketmiyorum bile ama bazen de şu sıcak havada bile üşüyebiliyorum. Etrafımdakiler üşümeme anlam veremiyorlar ama birşekilde üşüyorum. Ama en kötüsü bitkinlik!
|
Edited by - pandora76 on 20/07/2010 22:02:41 |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 20/07/2010 : 22:07:40
|
| "Mart ayı,mevsim değişikliği,bahardır" dedim ama aylardan temmuz! Bu durum ne zaman bitecek bilmiyorum daha doğrusu ne olduğunu tam anlamıyla anlamadım ki nasıl ne zaman biteceği üzerine de bir yorum yapabileyim. |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 21/07/2010 : 13:08:52
|
Sevgili arkadaşlar, Garip bir şekilde "çok takmayınca" durum değişebiliyor. Yani ne enerjisiz olma durumu ne de tersi enerjik ve istekli olma durumu benim için tercih edilir gibi bir içsel yaklaşım bazen faydalı oluyor. Kendime dikkat ettiğimde kendimi enerjisiz hissettiğim zaman bu durumu olumsuz yargılarla kolayca bağdaştırdığımı görüyorum. Yani ah şu enerjisiz halim bir geçse, tekrar gene kendimi daha verimli hissetsem falan gibi hissediyorum. Burada farkında olmadan bu "istemediğim durum"a onu tanımlamak yoluyla güç kattığımı farkediyorum. Yani bir yerde onu ben yaratıyorum gibi oluyor. Ben gene enerjisizim, ben gene enerjisizim deyip durdukça bir kısırdöngünün oluşmasına katkıda bulunuyorum, ama bu durumu fazla irdelemezsem olayların gidişi daha serbest kalıyor gibi.. |
Edited by - burake on 21/07/2010 13:10:01 |
 |
|
|
Cryptos
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 22/07/2010 : 02:24:25
|
:))) Ne güzel bir farkediş:9 bende de çok oluyor bu dediğiniz.. Hakikatten oluşmasına katkıda bulunduğumu farkettiğim an geçiyor ama benimki enerjisizlik değil; çıldırma hissi gerçi o his zaten bende ne enerji bırakıyor ne ilerleme arzusu ve nede umut.. Farkedene kadar bayağı bi ızdırap veriyor ve bu sıralar çok sık olmaya başladı.. Dalgalanmalar halinde , bi geliyor bi gidiyor çok yorucu; Allah' ım ne olur dursun bu git/gel; ne zaman sakinleşeceğim ben :((((( Beni sakinleştirecek bir şey var hissini bana farkettirdiğin günden beri arıyor,arıyor ,arıyorum... Sitemlerim yorgunluğuma değil; ihtiyaç halinin zonklatıcı baskısına:((( |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 22/07/2010 : 02:27:34
|
| Teşekkür ederim yorumladığınız için.. |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 31/07/2010 : 19:27:28
|
| Ben (diğer varlıklardan) ayrı bir varlık mıyım? Bu haftanın konusunu kendime böyle verdim. Bakalım neler gözleyeceğim(gözleyeceğiz)? |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 31/07/2010 : 19:32:50
|
| Pardon şöyle bir düzeltme yapayım. Ben bugünkü anlayışıma göre diğer varlıklardan ayrı bir varlığım. Bu görüşü reddetmeden, onun gerçekten de geçerli olup olmadığını anlamak istiyorum. Bugüne kadar oluşturduğum inançla savaşmak değil amacım, onun "ötesini araştırmak". Ben diğer varlıklardan ayrı bir varlığım inancı "yanlış" dersem dahi o inanca gönderme yapıyor ve onu benimsemiş oluyorum. Amaç "ötede birşey var mı?", bunu bulmak. |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 02/08/2010 : 16:06:55
|
B: Ben kim olduğumu bilmiyorum. M: Benden ne istiyorsunuz? B: Aslında hiçbirşey. Ama benim kim olduğumu sizin bildiğinizi düşünüyorum., M: Bu ne demek? B: Bir şekilde biliyorum ki ben olduğumu sandığım kişi değilim. Bugüne kadar kendim sandığım hiçbirşey ben değil. Ve benim kim olduğumu siz benden daha iyi biliyorsunuz ve benim tek umudumsunuz. M: Bu fikre nereden vardınız? B: Bilmiyorum. Bu aslında çok basitçe ve aniden oldu. Yani bu hep böyleydi de ben yeni farkına vardım. M: Ama ben ölüyüm. B: Biliyorum. Daha iyi ya. M: Neden daha iyi? B: Gerçekle aramda sadece zihnim bulunduğuna göre zihnime yanlış, güven vermeyen gözüken bir şey benim ve herkesin hayrına işleyebilir. Ölü bir adam, hatta hayatımda hiç tanışmadığım bir adam bana nasıl yol gösterebilir? Somut, elle tutulur, daha çok güven veren, "garantili" şeylere ihtiyacım var. Bu düşünce tarzı zihnime ait. Gerçeğe yabancılaşmış zihin gerçeği hiçbir zaman bulamayacaktır. İdrak edilmesi gerekilen tek şey aradığım şeye zaten sahip olduğum. M: Böyle mi düşünüyorsunuz? B: Ya siz? (Maharaj'la aramda geçen hayali bir konuşma) |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 02/08/2010 : 22:17:32
|
B: Ne yapmamı tavsiye edersin? M: Kitabı okudun mu? B: Evet. M: İyi. Şimdi anladığın herşeyi unut. B: Bunun için mi yazıldı bu kadar şey? M: Bana soru sorma. Ben ölüyüm unuttun mu? |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 03/08/2010 : 21:44:08
|
| B: Siz ve ben ayrı varlıklar mıyız? |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 11/08/2010 : 15:34:29
|
| "An"da yaşayabilsek acaba hayatımızda olumsuzluk kalır mıydı? Bu aralar sevginin ve gelişmenin mutlu olmakla bağlantısını inceliyorum, bu yönde sezgiler alıyorum...Yargılar, olumsuzluklar, korkular, bütün bunlar bizim sevgiyi keşfedemeyişimizin göstergeleri olmalı diyorum kendime...Eğer varoluşumuzun gerçek amacı olan sevgiyi keşfetmek yolunda ilerliyorsak bunların da olmamaları gerekmez miydi? Kişisel mutluluk beklentisinden bahsetmiyorum...Hayattaki amacımızın kendimizi tatmin etmek olduğunu sanmıyorum...Kişi mutlu olmayı ister, hedefimiz kişiyle sınırlı kalmamayı, kişinin ötesine geçmeyi öğrenmek olsa da mutluluğun bunun ötesinde bir anlamı olmalı diyorum kendi kendime...Sevgiyi keşfetmek için buradaysak, olaylardan bağımsız olabilmeli, olumsuz duyguların olmadığını, olamayacağını anlamalıyız belki de diyorum...Ouspensky'nin Gurdijeff'le ilgili kitabında da vardı galiba bu...Ruhsal açıdan gelişmek, olumsuz duyguları ifade etmemekle yakından alakalı diyordu...Ruhsal gelişim başında itibaren olumsuz duygulara karşı verilen bir savaştır diyordu... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 11/08/2010 : 21:35:29
|
| Uzun zamandır bir meditasyon yöntemi arıyordum...Bir tane buldum galiba...Oturuyorum ve kendi kendime kişisel ihtiyaçların benim o kadar önemli olmadığını, varoluş sebebimin bütüne hizmet olduğunu hatırlatıyorum...Böyle oturuken bu düşünceler / duygulanım kendiliğinden geliyor tekrar tekrar...Bu açıdan meditasyonu "yapıyorum" demek tam doğru değil (aktif değilim), daha çok o kendiliğinden oluyor (pasif bir durumdayım)... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 13/08/2010 : 16:16:28
|
| Korku, olumsuz yargı, her türlü olumsuz duygu ve düşünce, bunlar birer duygu mudur yoksa duygunun yokluğu mudur? |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 14/08/2010 : 12:09:17
|
B: Aramızda bir bağ olmalı... M: Sahte ile gerçek arasında nasıl bir bağ olabilir? B: Aramızdaki bağ gerçek olanla alakalı... M: Bu nasıl bir şey? B: Bu şöyle...Ne yaparsam yapayım yanlış olmayacak...Gerçeği bulamasam bile...Benden hiçbirşey beklemiyorsunuz...Gerçeğe giden yolu takip etmemi bile... M: Bunun ne faydası var? B: Bunu bilmek bana cesaret veriyor... |
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 16/08/2010 : 09:47:20
|
Bugün yurtdışında yaşayan bir arkadaşımdan şöyle bir mesaj aldım:
When vulnerability becomes our greatest strength we are neither self serving, or self sacrificing. We are whole and well within the balances of all that is.
|
 |
|
|
burake
Gezgin
Turkey
0 Posts |
Posted - 17/08/2010 : 23:13:02
|
| Bu akşam da meditasyona oturdum; kafamda gene binbir türlü düşünce duygu vs...Meditasyon düşünceler ve duygularla özdeşleşmemek, daha sade bir halde, saf bir tanık halinde kalabilmekti diye hatırladım sonra...Bu açıdan meditasyon verimsiz geçti diye tam düşünecekken içimden bu durumu olumsuzlamamak (bağışlamak?) geçti... |
 |
|
| |
Topic  |
|