Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Uygulamalı Çalışmalar
 Gözlemliyorum.
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Next Page
Author  Topic Next Topic
Page: of 3

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/03/2010 :  00:15:45  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ra bilgileri 2.cilt sayfa163:
Soru:Dün verdiğim konferansa çok az kişi katıldı.Eğer bu konferans bir UFO akını sırasında düzenlenmiş olsaydı,çok daha fazla kişi katılırdı.Bu akınlara Orionlu varlıklar neden olduklarına ve onlar bu şekilde,bu bilgilere benzer bilgilerin alınması ve yayılması için daha uygun bir ortam hazırlamış olacaklarına göre,Orion'un bu "görünmelerden"ne gibi bir çıkarı olmaktadır?

Ra:Bu varsayım doğru değildir.Bu akınlar,insanlar arasında-bu akınların kötü niyetle planlandıklarını,bunların yetkililer tarafından halktan ve basından gizlendiklerini,hatta öldürdüklerini de içeren-olumsuz izlenimler,konuşmalara ve korkulara neden olmaktadırlar.Görünüşte pozitif olup ta halktan ilgi gören raporlar bile kıyamet gününden söz etmektedirler.Siz kendinizi,paylaşmayı istediğiniz idraklerden dolayı azınlıkta kalmış kabul edebilirsiniz.
Üzerinde durmamız gereken bir nokta daha var.Orion tipi reklamla kazanılan dinleyicilerin çoğu gerekli titreşim düzeyine (titreşim kıdemliliğine)erişememiş olanlardır.Reklamla uyarılmamış oldukları halde bu bilgileri almakta olan varlıklar aydınlanmaya doğru daha büyük bir eğilim içindedirler.Onun için,dinleyicilerinizi saymaktan vazgeçin.

İnsanların bh ya da kh eğilimli yaratıldıklarını düşündüren şeylerden biri de bu oldu.Bir varlık,eğer Orion tipi bir reklamı içeren bilgiyi seçiyor ise,Orion tipi olmayan şeyler ona cazip gelmeyecektir.Niye?Çünkü Orion tipi reklamlar,"caziptir" ve insanlar cazip şeylere "çekilir".

Cazip?
Sevgiyi aramanın "çekici"yolu geldi aklıma. "Çekici""bir yol,cazip yani "cezbeden"bir yol dur.Cezbetmek,çekici olmanın yollarından geçer:
Heyecan,neşe,haz vs...Yani Ademin yediği "yasak elma"




Edited by - pandora76 on 22/03/2010 00:17:10

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 22/03/2010 :  00:37:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Benim düşünceme göre tam da öyle."Korku"veren reklamlar,korku ile cezbeder!Çünkü bizi korkutuyor olmaları,korkutmalarından dolayı,en azından bir yere kadar cezbeder.Herşey sıradan olduğu zaman cezbedermi(herşey normal akışında ve "heyecan" yok:sıkıcı)

Korku içimizde onunla ilgili düşünceler yaratıyor ve korktuğumuz şeyi merak ediyoruz.Üstelik korktuğumuz için merak ediyoruz ve bizi korkuttuğu sürece onu daha çok merak ediyoruz.Sıradan birşey kaçımızın ilgisini çekiyor?
Pozitif eğilimlilerin de ilgisini çekebiliyor.

Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/03/2010 :  20:06:49  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Güzel noktalara işaret etmişsin. Aslında bu tip şeyleri Ra bilgileri ile ilgili bir başlıkta yazsan daha iyi olur.

Ancak yazarken iki ricam olabilir. Birincisi yazdıktan sonra ben ne yazmışım diye bir tekrar okuman. Çünkü hızlı yazarken nerelerinin net anlaşılmayacağını anlayamıyor insan. Ben mesela önce yazarım, sonra genelde okur ve anlaşılmayacak/'zor anlaşılabilecek' yerlere ekstra sözcük, düzeltme, noktalama falan koyarım.

İkincisi de Ra'dan alıntının nerede başlayıp bittiğini göstermek için bir çizgi falan çekersen daha iyi olabilir (bazen de aktardığın kısımda hata olabiliyor ve anlam değişebiliyor mesela "olmalı" yerine yanlışlıkla "olmamalı" yazılması gibi). Çizgi olmayınca sen kendi yorumunu yapmaya başlıyorsun ama aktarımın bittiği bazen anlaşılmayabiliyor (veya geç anlaşılıyor).


Edited by - oe_ on 22/03/2010 20:07:50
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 22/03/2010 :  20:16:28  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Yanlışlıkla yazılan yer neresiydi diye hatırlayayım dedim (kafadan "hata var" diye sallıyormuş gibi olmayayım diye)

Örneğin;

"Ra:Dediğiniz kısmen doğrudur.Başkalarına hizmet amaçlı bir çalışma,kutbuyieti incelerken özgür iradenin en önemli husus olduğu gözönüne alınmalıdır.S,zin söz ettiğiniz varlıklar bilinçte pozitif değişiklikler yaratmaya çalışırken bir yandan da özgür iradeyi kısıtlamak istiyorlar. Bu da bir varlığın sözkonusu evangelistin çalışmasını özgürce kabul etmek istememesi dışındaki hallerde çalışmanın büyüsel oluşumunu engeller."

Burada "özgürce kabul etmek istememesi dışındaki hallerde" diye aktarmışsın ama aslında "özgürce kabul etmek istemesi dışındaki hallerde" şeklinde olmalıydı.

Belki 1-2 yerde daha bu tip şeylere rastlamış olabilirim, ama tam hatırlamıyorum şu an.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/03/2010 :  01:50:00  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Haklısınız.Her ne kadar pek çok cümleyi birden hızlıca konuşmak konusunda zamanla kendimi frenlemeyi öğrenebilmişsem bile,yazmak konusunda hala yetersizim.Hızlı yazsam bile,sonradan tekrar bakmak iyi ama baktığımda bile yinede arada az da olsa hatalar olabiliyor çünkü uzun yazdığımda özellikle,sonradan kontrol etsem bile,bütün hataları göremediğim,gözden kaçırdığım şeyler olabilir.Elimden geleni yaparım ama benimde sizden bir ricam,hızlı ve seri konuşmak,yazmak gibi önceden gelen bir eğilimim olduğunu ve önemsemediğim için dikkatsizce davrandığımı düşünmemeniz.Yani şöyle bir örnek vereyim belki bu aklınızda bir şey oluşturabilir.Bazen kapıyi açmak için anahtarı çevirirken bile anahtar kırılabiliyor yani normalde uğraşılsa o anahtarı kıramayız ama kapıyı açacakken sadece anahtarı kırabiliyorum ve bu şeyi nasıl yaptığımı çevremdekiler kadar bende anlamış değilim.Konuşma ve yazma konusu da buna benziyor bazen.

En uygunu Ra ile ilgili yazıları,Ra bilgilerine yazmak ;bunda haklısınız.Bende sonradan öyle düşünmüştüm.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 23/03/2010 :  11:41:34  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Belki neden hızlı yazdığın/konuştuğun vb. üzerine düşünebilirsin. Ben hiçbir şeyi verili/'zaten öyle' olarak almam.

Yazdığını okurken de, hızlı değil de başkasına okur gibi, kelimeleri içinde seslendirerek, tane tane ve vurguları tam yaparak okursan; bir yandan da kendini okuduğun kişinin yerine koyarsan, o zaman hem yapman gereken düzeltmeleri daha rahat görebilirsin, hem de bu 'hızlı olma' huyunu belki yavaş yavaş dengeleyebilirsin.

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/03/2010 :  14:58:37  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İkizler burcunun evi,3.ev.Spontan ve hızlı konuşma ,yazma,3.ev de gezegen yoğunluğu ikizler burcu etkiksini arttırır ve ayrıca transit Pluton doğum haritasıyla aynı eve düşmesi,etkiyi daha da artırır vs..
Söylediğiniz şeyi düşünücem.Teşekkürler yardımcı olduğunuz için.

"Ra bilgileriyle alakalı paylaşımları Ra bilgilerine yazmam daha iyi olur görünmesi açısından" diye düşündüm dün ama şu an böyle düşünmüyorum.
Ra bilgileri'ni belki diğer pek çok bilgiyle karşılaştırıcam.Tabi konu konuyu açar ve bu doğaldır,dolayısıyla bir konu üzerinde konuşurken,farklı bilgilerde ortaya çıkabilir ama daha önemlisi sorularımı da yazıcam ve böylece Ra bilgileri başlığı karmakarışık olucak. Bana burada bir başlık açmamla ilgi verilen öneri daha şimdi uygun gibi geliyor.

Her ne kadar en uygunu,her bilginin ait olduğu yer olsa bile,bilgiyi aramak isteyen bir şekilde onu bulur.Ra bilgileriyle ilgilenen biri,"bh-kh olmak"adlı başlığı okurken, paylaştıklarımızla ilgilenmişse gerçekten ,"gözlemliyorum"gibi bir başlığa bakmak isteyebilir.Çünkü "bh-kh olmak" adlı başlığa,gözlemlemek le ilgili bir başlıkta bilgi üzerine paylaşımlarda bulunacağımı yazdım.Gerçekten bilgi almak isteyen olur ise,burada okur.Gerçekten ilgilenmiyorsa bu bilgiyle,okumaz.İlgi görmesi ya da görmemesi de beni çok ilgilendirmiyor.Herkesin kendi seçimi.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/03/2010 :  16:52:26  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İkizler burcu herşeyi çift yönlü düşünür ve belkide benim bu kadar çok ayrıntılı sorularımın nedeni de bu bir yerde.Yine güneş burcumunda gözlem konusunda etkin olması sebebiyle,böyle soru yağmuru çıkıyor sanırım astrolojik olarak.Tabi sadece astrolojik açıklaması bu ama herkes için aynı şey sözkonusu değil elbette.
Herneyse.Konuya devam edeyim.

Sağlıklı bir beden(bh eğilimli bir logos),hastalık(kh),iyileşme(bh)diyeyim.
Eğer sonsuzun "sınırları" ve "tanımı yok" ise,neden sağlık gibi birşey(sağlık dersem,ortada bir "tanım var"çünkü sağlık kelimesi, sağlıklı olma halini tanımlar) bir "tamlık"durumu gibi birşey yerine geçiyor gibi görünüyor?
Bir bh eğilimli logos için "tam"olma durumu sağlıklı olmak gibi birşey olmalı.Sağlık,bütünlük yani tam'lık olduğuna göre,bh eğilimli bir logos'ta(sağlıklı bir bedende)bh yolunu seçmek,"tam olma" yolunda olmak demek ve dolayısıyla kh(hastalık),bh eğilimli logosun bünyesine aykırı birşey olmalı.Peki, madem bh eğilimli logosun bünyesine aykırı birşey kh,o zaman kh ı niye yaratıyor?Bh eğilimli(sağlıklı) olduğunu anlamak,tanımlamak için.

Biz bir adada yalnız kalıp büyüsek,hiç hastalanmasak,"tam" yaşarız ama hastalanırsak,sağlıklı halimizin hastalandıktan sonraki durumumuzdan farklı olduğunu "öğreniriz".Hastalanmasaydık bunu nasıl bilecektik?
Ne olmadığından yola çıkarak(hastalık-kh)ne olduğunu bilmek(iyileşme -bh) ve sonra yeniden sağlık(tamlık)

Hastalıktan sonra iyileşme durumu ve arkasından sağlıklı olma durumu.İyileşme durumundan sonra sağlık olması normal çünkü zaten bedenin tamlık durumu sağlık!Dolayısıyla iyileşme(bh)ayrıcalıklı logos için.


Neden "tam" lık durumu,bir tanımlama(sağlık)?Çünkü biz sonsuzun, bir parçasından söz ediyoruz.Bh eğilimli logostan.
Sonsuzdan bakılınca bh eğilimli logos bir parça olabilir ama bh eğilimli logostaki varlıklar için de,logos un tamamı sonsuz gibi görünüyor çünkü bh eğilimli logosta ki herşey ,logos tarafından belirleniyor.
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 24/03/2010 :  01:00:03  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Benim kastım zaten içinde Ra geçen herşeyi Ra bilgileri başlıklarına yazman değildi. O yukarıda yazdığının spesifik/somut/net bir örnek olması açısından uygun bulmuştum. Daha çok düşünce akışı/çağrışımı, farklı/çeşitli düşünceleri düşünme ve yorumlama, sesli düşünme tarzındaki yorumlar/gözlemler için bu başlık daha uygun gibi. Fakat spesifik ve net hale gelmiş bir konu da kendi başlığında daha uygun olabilir. Seçim sana kalmış.

Bu arada merak ettiğim bir şey var. Sen reiki cafe'den beni tanıdığını söylemiştin sanırım. Sen orada yazıyor muydun, yoksa sadece dışarıdan okuyor muydun? Yani ben de seni hatırlıyor muyum oradan?

Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/03/2010 :  02:04:22  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Dünya kh dünyası mı?
Aklıma iki şey geldi ama ikisinden de emin değilim.İşte bu net olmayan soru cevaplar dan dolayı,Ra bilgilerini de buraya yazmanın daha uygun olduğunu düşündüm.

Cennetten düşme hikayesi.Adem ve Havva yasak elmayı yediler ve cennetten(bh), dünya'ya(kh)düştüler.Bu bana mantıklı geliyor ilk bakışta.Yani bazı bilgilerdeki gibi,dünya kh dünyası olmalı.

Ama başka birşey daha var.
Adem ile Havva cennette iken(bh) eğilimli değilmiydiler?Yani bu durumda bir zıtlık var benim için.
Fakat dünyada o kadar çok kötülük var ki,dünyanın kh dünyası olmadığını düşünmemek elde değil.
Ama biraz düşününce,bu kadar kötülüğün yanında ,pek çok iyiliğin olduğunu da hatırladım.
Yardım etmeye gönüllü insanlar,kurumlar vs...Dünya üzerinde pek çok güzel şey de var ama kötülükler o kadar aklımızı karıştırmışki,iyilikleri gözümüz görmüyor çok fazla.

Savaşlar her yerde...
Ama şu da var. Savaşların görünürdeki nedenleri her ne olursa olsun,asıl neden para ve onun getirdiği güç ama yinede pek çok savaş "gidip onları topraklarından edicez,böylece çok paramız olacak,güçlenicez,ezicez"gibi gerçek neden ortaya konarak değil,"barışı tehdit ediyorlar,halkımızın güvenliği için,kutsal bir amaç için"gibi bahanelerle açılıyor.
İlginç olan bu benim için.Neden savaşlar(kh),barışı korumak(bh)bahanesiyle açılıyor?

Çünkü sadece güç için savaşa girileceği söylense,çok destek alsalar bile,yine de yeterli gelmeyebilir ama barış fikri dünya üzerinde genel anlamda daha makbul.Her ne kadar barış,çok sık rastlanan birşey olmasada.
Peki burası kh dünyası ise eğer,niye kh niyetleri(güç için savaşıcaz)ortaya konarak direkt bu ad altında taraftar toplamaya çalışmıyorlar genel olarak?
Kh dünyasında, kh niyetlerini direkt ortaya koyup bunu yapmak zor olmaz,tam tersi bh adı altında savaş açmak zor olurdu.

Bir adam öldürülüyor(kh)ve onun çocuğu okula gitmek yerine küçük yaşta çalışmaya başlıyor ama zar zor geçiniyor,iyi bir işi olmadığı için. Pek çok kh nin(hırsızlık,bıçaklama)olduğu bir yerde yaşıyor. Akşam işten eve giderken bir hırsız yolunu kesiyor ve o kendini korumak isterken istemeden hırsızı öldürüyor(hırsızın bıçağını alırken,savunmak için,ölmemek için öldürüyor)
Sonra hırsızın kardeşleri onun evini buluyorlar ve bunun acısını kardeşlerinden çıkarıyorlar(kh)
Yani herşey birbirini tetikliyor.

Tedavi edilmeyen küçük bir yara,kangren olup bütün vücuda yayılmazmı?

Küçük bir yara(kh),kendisiyle kıyaslanınca çok büyük olan sağlıklı bedeni(bh)kaplayabiliyor ise,bu küçük yaranın sağlıklı bedenin diğer kısımlarından daha büyük olduğu anlamınamı gelir yoksa bedenin büyük kısmının hastalandığınınmı?Bedenin büyük kısmı hastalandı ama aslında özleri sağlık(bh).Hatta hasat edilebilecek kadar hastalanamadılar bile(Ra çok sayıda insanın hasat edilecek oranı yakalayamadığını söylüyor)

Buradan çıkardığım sonuçları toparlarsam.
Az sayıda kh,bütün sisteme kh yi yaymak için yeterli olmalı.
Kh nin hızla yayılması ve etrafı kaplaması,çok kişinin"gerçekten de"kh eğilimli olduğunun göstergesi olmamalı.

Kh ye hasat edilmek için gereken oran neden bu kadar büyük?Belkide bh eğilimli bir logos olduğu için.Kh kutuplaşması az da olsa,kh nin bh kutuplaşması yaşamamış olanları ve hatta bh leri bile etkilemesi çok zor değil. Bunu Ra diyor ve bana çok mantıklı görünüyor zira küçük bir yara,tüm vücudu kangren yapmak için yeterli.

Venüs lüler neden bu kadar uyumlu idi peki?Aklıma gelen olsalıklar şöyle...
Venüs te yaşayanların sayısı az dı.
5 kişi birarada iken çıkan sorunlarmı daha çabuk çözümlenmek üzere ortaya konur yoksa 5000 kişi birarada ikenmi?Veya bir kaynak(para) 5 kişiye bölündüğündemi yoksa 5000 kişiye bölündüğündemi daha tatmin edici olur ?
Herşeyi aynı yolla kıyaslamak bana göre çok da doğru birşey değil.Belki Venüslüler 'de ,Dünya'da olsa idiler ve sayılarıda bizim kadar çok olsa idi,belki onlarda bizimkine benzer bir Dünya yaratırlardı.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/03/2010 :  02:07:11  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Mesajınızı mesajımı gönderdikten sonra gördüm.Sizin yazılarınızı hep okuyordum üstat.Başka forumlarda da okuyorum.Felsefe forumu gibi.Burada da bir zaman boyunca okudum.

Edited by - pandora76 on 24/03/2010 02:07:47
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 24/03/2010 :  02:42:22  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
O zaman o forumda (reiki cafe) yazmıyordun anladığım kadarıyla.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/03/2010 :  03:33:57  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Hayır ben sizin paylaşımlarınızı zaman zaman okuyorum ama yazmıyorum.Benim ilgilendiğim asıl konuyla ilgili bilgilerinizle ilgileniyorum.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/03/2010 :  04:16:51  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Eğer kaçırılma konusunu planladıysak doğmadan önce,kaçırılma korkusu olmamalı içimizde ya da kaçırılmaya dair içimizde bir gizli istek mi var öyleyse?
Ra bilgileri de Orion dan bahsediyor ve deneyler yapıldığından yanlış anımsamıyorsam ama ben Ra yı okurken,çok aşırı bir korku hissetmedim.

1.doktor:"Çok hastasınız ve kesin bir tedavisi yok(ölebilirsiniz mesajını vermeye çalışıyor) ama şu şu tedavileri yapabiliriz,seçenekler şunlar,ağrılarınızı azaltabilecek ağrı kesiciler şunlar vs"...

2.doktor:Senin işin bitti,mahvoldun,öleceksin ama bu kadarla da değil,şimdi ölmeden önce ağrıların inanılmaz derecede artacak,morfin bile kesmeyecek ağrılarını,ölmek ve bir an önce kurtulmak için yalvaracaksın sona yaklaştığında vs...

Hangi doktor pozitif hissettiriyor? Sonuçta ikiside doktor.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 15/04/2010 :  03:28:56  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"Bir" iz ve bu bizim dünyamız; diyorum ama bunu kendime göre yanlış bulmasamda,tam-yeterli bir tanım değil gibi.Çünkü madem "bir" var özde,bu sadece "benim" dünyam nasıl olabilir? Olsa olsa,bir'in dünyası olabilir, bir'den başka bir-i yok ise eğer. Sanki ben birden ayrıymışım gibi, "benim dünyam benim yaratımlarım sadece"diyebilirmiyim? Ama ben bir 'den ayrı değilim der isem eğer'benim yaratımlarım da birin yaratımlarıdır'diyebilirim. Aslında belkide sözler karıştırıyor herşeyi. "Bir" beni de kapsıyor ama "ben" diyince,bir'in bir parçası(ben)den bahsediyorum sadece.

Bir tek varlık var iken;ben der isem,bir de "sen,o,bu şu" da var olmuş olabilir. Çünkü ben-i sen-den ayıran, ben kelimesidir.
Bir tek varlık var ise eğer,ben ve senden nasıl sözedebilirim?

Bir var ise eğer,Dünya sadece onun Dünyası olmalı. Farklı Dünyalar ise,bir'in varettiği farklı zihinlerin bir perdeye yansıması olmalı. Ya da bunun gibi birşey. Sözcüklerle tam tanımlamamamış ta olabilirim.
Dolayısıyla"benim Dünyam öyleyse eğer herşey sadece benim yaratımlarım"diyebilirim ,Bir'den bakar isem, ama bulunduğum noktadan bunu söyleyemem tam anlamıyla.

Fakat bir' den ayrı olduğumu düşündüğüm ben noktasından baktığımda,zaten herşey bir yanılsama ve o zaman Dünya olduğu gibi değilde,sadece bir yanılsama olmalı. Belkide Maharaj bu nedenle Dünyayı olduğu gibi görmenin önemini vurguluyor.

Sadece bir var ve herşey onun yaratımı.
Bu tüm zihinleri içeren Dünya ise,yarattığı zihinlerin bir bileşkesi olmalı. Her ne kadar her Dünya(bir'in varettiği her zihin)birbirinden farklı olsalarda,birbirlerini etkileyemiyor olamazlar.
Zihinlerin kaynağı ise,bir tek varlıktan başka ne olabilir?

Zıtların biribiriyle çalışması başka türlü açıklanabilirmi?
.......
Dünya sizden ayrı bir varlığa sahip değildir. Her an o sizin yansımanızdır,başka birey değil. Onu siz yaratır,siz yokederesiniz.
........
Bu kitap eşsiz bir kaynak. Önceden bir dostum istedi kitabı , ona verdim ve malum,kitaplar geri gelmez:) Unutmuştum uzun zaman okumayınca.
Onu biz yaratıyoruz ama biz 'de bir den başka birşey değil-iz aslında. Fakat sözcükler herşeyi birbirine karıştırıyor. Anlatır iken,biz demek gerekiyor,her ne kadar biz "bir" olsakta.

.Dünya benim gördüğüm kadar.
.Dünya bir in yarattığı ben' in gördüğü kadar.
.Dünya bir in yarattığı ben de gördüğü/görmek istediği kadar.
.Dünya ben de bu kadar görünüyor çünkü Dünya'nın bu kadarı ben'im.

......
Bütün rüyalar ortak bir Dünya üstüne yüklenmişlerdir. Bir dereceye kadar onlar birbilerini şekillendirmekte ve etkilemektedirler. Temel birlik herşeye rağmen yürürlüktedir. Onun kökeninde kendini unutma,kim olduğunu bilmeme yatar.
......
Burada unuttuğumuz asıl kimliğimiz nedir?

Carl Jung ve kollektif bilinçdışı geldi aklıma.
Evrensel bir bilinç olmalı ve zihinler de bu evrensel bilinci meydana getiriyor olmalı.
Tabi dolayısıyla tüm bu zihinlerin nedeni de,evrensel zihin olmalı veya evrensel zihnin nedeni bu zihinler olmalı.Veya her ikisi birbirinin nedeni olmalı.

Veya niye bir neden arıyorumki yine? Zamanın olmadığı bir yerden bakarsam,ne neyin nedeni olabilirki? Bütün mü parçadan önce var(dı)yoksa parçamı bütünden önce var(dı)?

Neyse...Sonuç olarak bu yoldan yürüdüğümde,bir olmamıza rağmen farklı olmamızın açıklamasını yapabiliyorum kendime göre.

Şunu şunu da yaratan benim çünkü bu benim Dünyam...demek tam yeterli değil. Zira "senide ben yarattım" der iken,sanki ben varolan tek' ten ayrı biriymişim gibi konuşmuş oluyorum. Hem herşeyin kaynağı sadece bir varlık,hemde seni yaratan ben?
Ben bir yaratılmış isem,neyi yaratabilirim? Ancak yaratan yaratılmışı yaratabilir dolayısıyla yaratılan yaratanı yaratamaz.(birden bakarsam)

Pribramın kedisini öldüren,bizden(yaratılmışlardan)öte bir niyet. Ben ressamım ama aynı zamanda resmin içindeyim; örneği gibi.
Eğer bu bakış açısından bakar isem,herşeyi yaratan ben isem,beni yaratanda "bir" olandır. Öyleyse nasıl seni sadece ben yaratabilirim?

Madem seni sadece ben yaratacak kadar iyi bir yaratıcıyım(3b de)öyleyse başka bir şeyi de şu "an'da" yaratayım. Mesela şimdi bir trilyon parayı evsizlere dağıtmak yada sadece kendime harcamak için yaratayım.
Veya niye yemek yemek ve su içmek zorundayım?
Yani kendi dünyasındaki herşeyi tamamen ben yarattığıma göre,yemek yemediğimde ölmemeyi de yaratabileyim şu an. Veya ölmemeyi yaratabilirmiyim?
Hakiketen ,şu an geldi aklıma. Biz bedenimizin ölüp kaybolmamasını yaratabilirmiyiz şu an?
Özgür irade konusunada denk düştü şimdi.
Tabi burada şunuda düşünebiliriz. Bedenimin ölmesi fikrini(ölüm zamanını ve şeklini değiştirme özgürlüğüne sahip olayım olmayayım)
doğmadan önce yaratmış isem ölümü,sorun ne ?
Doğmak bile bizim doğma arzumuzdan geliyor ise eğer...
Ruhların yolculuğunda kimsenin enkarnasyona zorlanmadığı anlatılıyordu.
Enkarnasyonun nedeni,enkarne olma isteğiydi(kedinin ölmesinin nedeninin ,kedinin ölmesi "isteği" olması gibi)

Farklılıklar olmadığı sürece,gelişmemizde olası değil ve 3b nin(bh-kh 'ın da)olmasına olanak tanıyan şey de bu olmalı.Gezginler,kendilerinden çok farklı olan insanların dünyasına nasıl geliyorlar?
Farklılıklarıyla bizlerin tekamülüne yardımcı olmak için.
Herkes Dünya' nın düz bir tepsi gibi olduğunu düşünüyor iken,Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen biri çıkmasa idi,Dünyanın düz olmadığını nasıl anlayabilirdik(düz ve yuvarlak arasındaki fark;düz neden düz'ü yansıtmıyor)
Dünyanın düz olduğuna inanan onlarca insan,nasıl olurda onun yuvarlak olduğuna inanan bir insanı yaratmış,yansıtmışlardı? (Yaratım birebir gibi düşünür isek)

Birde herşeyi sadece neden -sonuçlara göre düşünmekte yetersiz kalıyor gibi geliyor bana belirsizlik ilkesini düşününce.
"Herşeyin nedeni bir ise(kaynak),kaynağın nedeni ne" gibi. Yapısal determinizim mi?
Ve ayrıca bir yerdede ,kaynak ne ister ise onun olmasından başka bir seçenek yok gibi. Nasıl olabilirki? Peki kaynağı yaratan ne.
Yani" eğer parçalara böldüğümde birden bahsedemem" der isem,"benim"değil,"bir"in yaratımıdır herşey demek durumundayım zira "benim" dünyamdaki yaratımlardan bahsedemem çünkü sadece "bir" varlık vardır ve ben kelimesini kullandığım an,bir 'den ayrılmış,bir parçayı tanımlıyor olurum. Yani kendi sözlerimle çelişkiye düşerim.






Edited by - pandora76 on 15/04/2010 14:19:56
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 16/04/2010 :  15:12:58  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Arzularımız olmamalımı?Tüm arzular,tek bir kaynak olduğuna göre,o kaynaktan gelmek zorunda.Bize göre kutsal ,yüksek bir amacı içermeyen arzularda dahil olmalı buna. Başka açıklaması olamazki. Tek kaynak,herşeyin tek nedeni olmalı.Ama sapmalar ve onların yarattığı bir kaos ta var.

Arzuların bence çok da sakıncası yok zira en azından onlar vasıtasıyla birbirimizle iletişime giriyoruz. Mesela,insanlarla dostluk kurmak arzumuz olmasaydı,yalnız kalırdık ve yalnız başımıza sadece kendimizi sevebilirdik.Bir başkasını da sevmek ve dolayısıyla bütünü sevmeyi ,bir olmayı öğrenemezdik.
Maharaj birliğe ya da daha sık kullanılan tabirle aydınlanmaya ulaşmanın,düşük düzeylerdeki arzulardan vazegeçerek mümkün olacağını söylemiş.Arzuların şekline bürünüyor isek,arzularımız kalmadığında,doğal halimize döneceğimizi anlatıyor.

Ona inanıyorum.
Yaratım bir arzu ise(yaratma arzusu),yaratma arzusunun olmadığı zaman yaratamayız. Ruhların yolculuğunda da bütün ruhların tekamülde ilerledikçe yaratma ile ilgili konularda çalıştıkları anlatılıyor. Bir zaman sonra ustalaştıkları. Yaratırken,Tanrı gibi olma yolunda yürüdükleri.

Tabi arzularımızdan vazgeçmek kolay değil. En basitiyle evladımızın iyi bir hayat yaşaması arzusundan nasıl vazgeçelim? Ayrıca niye vazgeçelim. Evladımız olmasaydı,iyi bir hayat yaşaması arzumuzda olmazdı.

İsteseydik evlat sahibi olmaz ve bir evlat için arzulanan şeyleri arzulamazdık. Oda var.
O zaman anne babamız için arzuladığımız şeyler? Ruhlar dünyasını düşünmez isek,en azından bu Dünya dan bakınca,onları seçmiş gibi görünmüyoruz. Ra 'dada bu konuya değinilmişti ve bana çok mantıklı gelmişti. En basitiyle hayat planımızı(o arzumuzu)gerçekleştirmek isteğinden vazgeçebileceğimizi sanmıyorum .Derinlerde olan arzuların tatmin edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Mutluluk ,bir yerde de,haz ve onun bize verdiği duygunun ne olduğunu anlamamızı sağlayan acı olmamalı(iyi kötü dualitesi gibi)
Mutluluk dışsal koşullara bağlı olmayan birşey olsa gerek.

Hep istediğimiz bir arzu gerçekleşmemiş olsa bile,yolda rastladığımız bir çiçeği koklamak bizi mutlu eder ama aklımızda gerçekleştiremediğimiz arzuyu gerçekleştirme arzusu var iken daha çok,o çiçek yolumuzda olsa bile farkedemeyebiliriz.
Belki çiçeğin orada olma arzusuda, bizim onu koklamamızdır.

Edited by - pandora76 on 16/04/2010 15:24:30
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 20/04/2010 :  18:59:12  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"Yaratıcı yaratan ise,yaratan'ı yaratan kim".
Çoğumuzun sorduğu bir soru malum. Dün akşam bunu düşündüm.

Hepimiz farkında olsakta olmasakta yaratıyor olmalıyız zira gözlenen gözleyentarafından şekilleniyor. Peki ya sonsuz? Yani sözcüklerle tarif edemediğimiz(sınır,şekil,iç,dış vs...hiçbiri olmayan).Masamdaki kalemi "kırmızı renk,tahta kalem"diyerek,sözcüklerle tanımlayabiliyorum ama sonsuz'u tanımlayabilecek (iç,dış,kenarlar vs...)sözcükler olmadığı için tanımlayamıyorum. Yani kalemi tanımlayan "bilgiler" olduğu için yaratılabiliyor ama sonsuzu tanımlayan "bilgiler" olmadığı için yaratılamazda.
Öyleyse bu sonsuzun neden yaratılmadığını açıklayabilirmi.
"Doğmamış,doğrulmamıştır" Anlamı bumuydu yoksa.

Tamam ama buradada aklıma bir soru geldi. Sonsuz "birşey istemez" ama yaratıcı "yaratmayı ister".O zaman o kaynakla,kaynağın yaratıcıya dönüşmüş hali farklı olmalı.

Tanrı yaratmak ister ve belkide bunun nedenide kendini seyretmek.Öyleyse eğer;
.Kendini niye seyretmek istesin?
.Kendini niye seyretmek istemesin?

"Kendini niye seyretmek istesin" sorusunun cevabını ararsam,"kendini niye seyretmek istemesin" sorusunun cevabınıda aramalıyım.Belkide kendini seyretmesinin nedeni sadece aynadır.
Zamanın olmadığı yerde,ayna da kendisiyle aynı anda olmuş olmalı.Zaman bir illüzyon ise eğer.
Hem illaki bir nedeni mi olmalı kendini seyretmek istemesinin? Hiç saçımızı taramak gibi bir neden olmasada kendimizi aynada seyrederken bulmamışızmıdır ?
Bilmek,seyretmek ...hangisi olur ise.

1.2.3.4....sonsuza dek gider ve 1 ile 2 arasındada sonsuz sayı var üstelik. Matematiğim çok kötü değil ama matematikçi değilim ve onlar/matematikle çok uğraşmış kişiler kadar sağlam önermeler yapamam ama 1 ile 2 arasında da sonsuz sayı olması ve 1 ile 5 arasındada sonsuz sayısının olması ,sonsuzun kendini seyretme "nedenini" anlamak kadar zor geliyor. Yada tıpkı evrenin niye öyle olduğu sorusuna verilen cevap gibi:"Çünkü evren nasılsa öyle". Öyleyse eğer,"kendini seyretmek istediği için seyrediyor". Ama bu da bir "istek". Sonsuz istermiydi? Ra bilgilerinde buna güzel bir açıklama yapılmıştı.

Kalemimi masaya koydum ve kalem masaya göre bir alan kaplıyor.
Kalem odama göre daha küçük.
Yaşadığım şehir'e göre çok daha küçük.
Dünyaya ,uzaya,vs...göre neredeyse görünmeyecek kadar küçük fakat sonsuz bitmeyen bir alanla kıyaslarsam... O zaman benim kalemimin emaresi bile yok gibi görünüyor. Yani sonsuzdan kalemime değilde,sonsuz alanın tamamına bakarsam ,kalemimi görebilirmiyim?

Sonsuz alan fikri harika bir fikir fakat daha sonra şöyle bir soru sormuştum kendime.
Sonsuz alan bir şeyleri kapsayan bir mekan diyelim ama bunun dışında sonsuzluk aslında mekansızlıksa.

Geçmiş ve gelecek olmadığını farzedersem,şimdiki an sonsuz bir an olur. Tabi bunu farzetmek bile çok zor. Buradan yola çıkarak sonsuzun bitmeyen bir alan değilde,bir mekansızlık ve zamansılık olduğunu düşünemezmiyim?
Belkide Maharaj'ın söylediği gibi,sonsuzun bir aynaya odaklanması gibi birşeydir beden.
Tüm bu uzay, evren vs...niye bizim dışımızda olsun? Belkide beynimizdeler.

"Bedene girmek değilde,bir beden elbisesi giymek" der iken bh-kh olmak adlı başlıkta,kastettiğim buydu ama uzun süreceğini bildiğim için kısa kesmiştim. Önemli bir ayrıntı değil belki ama benim yakın olduğum düşünceyi tanımlıyor.
Bedenin içine girmek için bedenin içinin boş olması gerekir.
Bu da bedene gerçeklik vermek demektir. Ben bedenimi gözlemliyor ve algılıyor isem,bir algı birde algılayıcı var ise eğer,illüzyonda öyle olsa bile,gerçekte ben bedenim olamam.


Edited by - pandora76 on 20/04/2010 19:28:10
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 20/04/2010 :  19:16:05  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Çok önceden bir gün,odamın duvarına bakarken bir çivi izi/leke gördüm. Onu kapatmak için bir tablo gerekiyor; der iken,bir anda bu izi neden kapatmak gerektiği sorusu geldi aklıma: Çünkü leke çirkin görünüyor. Sonra şunu düşündüm.
Bu lekenin,biraz yakınına astığım süsten daha çirkin olduğunu bana düşündüren şey nedir?
Yani ben oldum olası duvardaki bir çivi izinin çirkin olduğuna inanmıştım ama şimdi lekenin neden çirkin olduğunu düşünüyordum. Sonra geriye gittim ve gözlerimi duvardaki lekeye odaklamadan baktım. Bu durumda leke halada çirkin görünecekmiydi?

Lekeye odaklanmadığım an,hem leke silikleşmeye başladı. Bu durumda leke çirkin gibi görünmüyordu çok fazla çünkü lekeyi tam olarak göremez olmuştum. Sonra aklıma birşey geldi. Belkide lekenin orada olmasının nedeni,o noktaya odaklanmamdı. Orada (ya da başka bir yerd ebelkide beynimde)lekenin bilgisi vardı ama ben o noktaya odaklandığım zaman ortaya çıkmıştı. Kuantum Kuramına göre gözleyen -gözlenen bir bütün gibi birbirlerini etkileyip değiştiriyor ise..

Belkide sonuz da böyle. Odaklandığı zaman bilinçli zihni oluşturuyor ve Dünyanın o kadarıda(lekeye bakan ben),ben oluyorum demiştim; kendime.
Ama burada bir soru çıkmıştı.
İz odamdaki sadece bir parça. Oysa odamda başka parçalarda var ve tüm parçaların toplamı benim odamın tamamını oluşturuyor. Ben iz'e odaklanırken(yada evrensel zihnin odaklanması)yanındaki objeleri az da olsa görebiliyordum. Ama arkamdaki objeler(pencere,perde vs...)göremiyordum. Benim odamdaki izi görmem ama pencereleri göremiyor olmam,pencerelerin olmadığı anlamınamı gelir? Tabiki değil.

Daha bariz bir örnek. Bir adada olayım ve ağaçları yakayım. Ağaçlardan çıkan duman havayı,adayı,suyu vs...hepsini etkiler.
Evrendeki bir nesnenin evrenin diğer ucundaki bir başka nesneyi etkilemesi gibi. Sadece gözlemcinin değil, hesaplanabilmesi zor olan birçok faktörün elektronu etkilemesi sözkonusu.

Bu Dünya sadece baktığım iz değilse eğer,birde görmediğim pencereler,etkileşimler varsa...

Kütle çekimi niye var? Maddeler uzay zamanı bükerek nasıl olurda uzayı etkiliyorlar ve bu durumda bile hala nasıl maddenin uzaya bir etkisi olmadığını,uzayın bükülmesinin sadece kendi yaratımı olduğunu düşünebilirim. Hem uzayın madde tarafından bükülürken öğreneceği ders neydi? Neden kuantumda bir belirsizlik var,herşey sadece bizim yaratımımız ise? Sadece dersler,şu nedenle şunu yarattım vs... Der sem,bu belirsizliğin nedeni ne derim.
Belkide o madde(gezegen) ve ışığı "bir" düşünürsem sorunda ortadan kalkar.

Edited by - pandora76 on 20/04/2010 19:31:59
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 20/04/2010 :  20:17:38  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sonsuz diye birşey varmı diye düşündüm dün yine. Sonsuz ne kadarda tuhaf bir kavram. Hem tanımı yok(iç-dış-renk vs...) hemde bir durumu(son-un olmaması durumunu) tanımlıyor. Belkide Maharaj bu nedenle,herhangi bir çaba göstererek aydınlanmaya varılamayacağını,O'nun tüm bilginin sonu olduğunu söylüyor. Tüm hizmetler bizi birlikten ayrı düşüren ego dan uzalaşıp "segiyi"öğrenmemiz için bir yol olabilirmiş ona göre. Ra bilgilerindeki bilgiyi destekliyor aynı zamanda bana göre.

Evrensel zihin ve bilinçli zihin. Carl jung ve kollektif bilinçdışı.
Ben(zihin) duvardaki objeye bakan olmamalıyım o zaman. Duavrın her tarafına aynı anda bakanın (evrensel zihin),objeye bakarken yarattığı zihin olmalıyım. Diğer zihinlerden etkilenmemde olanaksız olmalı.

Sonsuz sonsuzca özgürmüdür? Mutlaka öyle olmalı. Çünkü sonsuz tek dersem,o istediği gibi yaratabilir. İki kişi bir adada ve biri"ben bu adadaki ağaçları yakacağım"der. Diğeri buna karşı çıkar. "yakmayacaksın" der.Bu durumda ağaçları yakma konusunda engellemeyle karşılaşabilir.Yani ağaç yakma konusunda sınırsız bir özgürlüğe sahip değil.
Ama adada tek iken yakabilir. Yakabilirmi?

Şimdi ağaçları yakmasına mani olmak isteyen biri yok ama başka maniler var. Ağaçları yakarsa,onların meyvalarından beslenemez. Sadece denizdeki balıklardan beslenebilir ve bu da onun yeterince iyi beslenememesine neden olur. Sonra ağaçların altında güneşlenemez vs...
Tek olsa bile adada,ağaçları yakma konusunda sınırlanmış olur.
"Bir" olan,tek olsada ada'da,sonlu dünyayı yarattığı için bazı kurallarla sınırla(n)mış olmalı.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 20/04/2010 :  20:31:50  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
21 gram ya da bunun gibi bir ağırlık kaybı oluyormuş beden öldüğünde. Tam anımsamıyorum ama bunun gibi birşeydi.Bu ruh mudur yoksa akciğerlerdeki nefesmi? Hoş ben bedeni giyen ama hiç ölmeyen bir ruh olsamda,bedenin içinde olmuş olucam.
Ruhların yolculuğunda da ,Ben o'yum dada,ölümden sonraki yaşamın,Dünyayla kıyaslanamayacak kadar gerçek olduğu anlatılıyordu. Bunun yanısıra,ruhunda bir kimliği var ruhların yolculuğuna göre.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 28/04/2010 :  03:09:47  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
2009 kasımında bu bilgileri okudukça aklımda birşeyler oluşmaya başladı ama hepsi parça parçaydı.
Sonra Ra'yı okuyunca ciddi anlamda düşümeye başladım bu konuyu. Ra,üst yoğunlukların düşünce gücüyle çalıştığını anlatıyordu. Kafamda bir anda bir düşünce oluştu. Çıldırtan diyaloglar ve Ra 'da sözü edilen 4b nin düşünce gücüyle yaratma konusu ,4b' nin özellği değilmiydi? Peki biz hangi yoğunluğa hazırlanıyoruz?
..............

Demiştim. Buradan devam edeyim.

Ra bilgilerinde 5b' nin düşünce gücüyle yaratması konusuna değiniliyordu. İster pozitif,ister negatif.

87.celse:
Soru:Bu beşinci yoğunluk derecesi varlığı nasıl bir ortamda bulunuyor ve dördüncü yoğunluk derecesi üzerinde nasıl bir hakimiyet kurabiliyor?
Ra:Arkadaşınızın içinde bulunduğu çevreye kayalıklar,mağaralar ve genelde kıraçlık hakimdir,çünkü bu yoğunluk derecesi bilgelik derecesidir ve istenilen şey düşünce yoluyla elde edilebilir. Bu varlığa fiziksel katta ya da uzay/zaman'da pek az şey gerekmektedir.

Özellikle de bu kısmı okuyunca,aklıma gelen düşünce daha da belirginleşti. Bizler(3b),4b 'ye geçiş için,neleri bilmeliydik?
4b ,düşünce gücü,yaratım....Birçok şey anlatılıyordu ve son yıllarda gittikçe artan,Ra bilgilerindeki bu kısımda anlatılan şeye benzer konular(düşünce gücüyle yaratım-çekim yasası-çıldırtan diyaloglar -vs...)bir üst yoğunluğun(düşüce gücüyle yaratımın) konuları değilmiydi bir yerde de?
4 ya da 5,her neyse.

İşte tam bir nevi"herşey değişecek"denilen bu 2009 kasım'ında , bu sözleri okur iken aklıma birşey geldi. Bu düşünceler birbiri ardınca geliyordu aklıma,düşünmeme gerek kalmadan.
Çekim yasası adlı başlığın ilk sayfasına yazdığım şu sözlerdi hatırladığım:
"Küçük bir çocukken,birşey istediğimde,bunun tersini söylerdim("....dileğim oluyor" yerine "....dileğim olmuyor" gibi) ve hatırladığım kadarıyla bu olumsuzlamadan sonra dileğim gerçekleşirdi.Belkide sadece gerçekleşen dileklerimi hatırlıyorum:)veyahut bütün bunlar sadece tesadüften ibaretti.Her seçenek sözkonusu olabilir.

Fakat ben dilediğimin tersini söylediğimde,olacağına olan inancımda en ufak bir şüphe olmazdı.Kendimi inandırmak içinde herhangi bir çaba sarfetmezdim.Olacağına inanırdım ve olduğunu görürdüm.Hepsi bu.
Ol der ve olur"
Yıllar sonra çekim yasasıyla uğraşırken,artık hafızamın derinlerinde kalmış bu şeyi anımsadım.

Bana bunu kim söylemişti yada tv de görmüş,okumuşmuydum veyahut bir çocuğun dünyasına dair birşeymiydi bu anımsamıyorum.Bunun olması yada olmamasından daha önemli olan,en ufak bir şüphe barındırmayan bir inanca sahip olmamdı.
Geçen yıllar boyunca,dışarıdan alınan etkilerle,şüphe ve korkuyla doluyor insan(yapamazsın,başaramazsın).Nasıl inanabilirsin?

Masama baktığımda bardağı görmemin nedeni bardağın orada olmasımı yoksa orada bardağın olduğuna inanmammı?
"Bardağın orada olmasının nedeni bardağın orada olduğuna inanmam" gibi birşey olabilirmi?(gerçektende böylemi)"
......................

Şaka gibi ama,gerçekten de bunu daima ,sadece bir çocuk oyunudur diye düşünmeyi seçmiştim cevaplayamadığım için. Oysa anımsadığım kadarıyla,ben bunu gerçekten de yapıyor,kimse öğretmediği halde,düşüncelerimle yaratabileceğime dair en ufak bir kuşku duymuyordum(iman). Ve yine anımsadığım kadarıyla,gerçekten de düşüncelerimi kullanarak yaratıyordum ama zamanla mantığım,korkularım,bu çocukken yaşadığım şeyin saçmalık,bir hikaye olduğuna inandırdı daha çok veya aslında hepsi soru işareti olarak kaldı ama ben yine de buna mantıksal açıklamalar getirerek kendi içimde konuyu kapattım.

Reenkarnasyon ile karşılaşana dek,önceki yaşamlarımızdan gelen bazı bilgileri anımsayabileceğimizi bilmiyordum. İşte o zaman bunu düşündüm. Ben geçmiş yaşamımda,düşüncelerimin gücüyle yaratıyordum da,çocukken bunu kimsenin öğretmesine gerek kalmadan yapabiliyordum; gibi birşey sözkonusu olabilirmiydi?
Mantık yönü ağır basan biri olarak kendime "kızım saçmalama,senin mantığın hepsinden önce gelir"gibi telkinlerde bulunup bu şeyin doğru olmadığına dair kanıtlar aramak için daha fazla okumaya karar verdim.

Edited by - pandora76 on 28/04/2010 03:12:35
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 02/05/2010 :  02:59:43  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir insanın kanseri yeneceğine inandığı takdirde kanseri yenmesinin akılcı bir açıklması bulunabilirmi birgün?
Sanmıyorum ama işte asıl bu bence iyi bir telkin olabilir;kendimizi cevaplayamadığımız sorularımıza bir cevap bulduğumuza inandırmak adına. Metafizik bu nedenle vardır belki de.

1 ve 2 arasında,1 ve 5 arasında sonsuz sayı...nasıl olabiliyor.
0 dan sonra hangi sayı geliyor? 0.1,00.1,000.1,0,0001,0,000....1 mi..
Sayının 0'dan büyük olması durumunda,limit durumunda cevabı 0 deniyor.
Ne ilginç birşey bu sayı aralıklarındaki sonsuzluk. Sonsuz bitti sanki,şimdi de 0 'a taktık iyi mi.


Dün aklıma birşey takıldı. Yeşil+kırmızı+mavi:Beyaz
Bu renkler birbirine karışı(yor) ve beyazı oluşturuyor. Dün işte buna takıldım ben. Karışı(yor)dediğim zaman,"şimdiki an'a" dair birşeyden sözetmekteyim!

Başlangıçta sonsuz vardı ve ondan sonlular yaratıldı. Kaynak:sonsuz.
Peki bu nasıl olabilirki? Nasıl "başlangıçta" sonsuz varmış gibi konuşabilirim?
"Başlangıcı" olanın "son-u"da olmazmı?
Galiba esas sorun şu zaman.

Yeşil,kırmızı ve mavi karışı(yor)ve beyazı oluşturu(yor) dersem eğer,
"ilk önce" hangi renkler,mesela yeşil ve mavimi karışı(yor)" demek zorunda kalacağım.
Zamanın olmadığı bir anda ,renkler nasıl bir sıralamayla karışabilir ki? Birbirlerini (an) 'da etkiliyor olmalılar" dedim kendime ama birbirlerini etkilemeleri için,bir "etki-leşim" için,yine bir zamandan sözetmemiz gerekmez mi?
Yani kırmızı yeşil 'i etkilemeli(onunla karışmalı ). Ama zaman yok ki.
Belki de ortada sadece beyaz renk var! Bu yeşil kırmızı mavi renkler sadece beyazı tanımlamamız için uydurduğumuz renkler.

Bir keresinde sıkılmıştım ve Tanrıya sitem etmiştim. "Yani neden böyle anlaşılmazsın" diye sormuştum.

Belki de anlaşılmaz olan,bir tanımı olmayan sonsuzu anlama çabası zira sonsuz ,tanımsız yani sözcüklerle tanımlanamayan (iç-dış-şekil vs olarak tanımlamadığımız...) der isek eğer,sonsuz nasıl kendisini tanımlayamayacak sözcülerle bulubilinir?

O zaman tanımlanabildiği an sonlu olabilir çünkü sözcükler tanımlara aittir ve sonsuz tanımlı değildir.

Öyleyse eğer,tanımlamaya çalıştığımız an,bu tanımı,tanımlara göre (iç-dış-şekil-vs olmaması...)yapmaktan başka şansımız olmadığına göre,sonsuzu tamınımlamamız da ,sonsuz bir zaman alacak.

İyi ama,zaman sonsuzmudur?

"Herşeyi karıştıran sözcükler olmalı o zaman" demiştim kendime.
"Başlangıçta söz vardı"
Şimdi ne demek bu? Niye böyle denmiş?
Hakikaten niye böyle denmiş? Neden "başlangıçta söz var"dı? Sözcük değil de,başka birşey olamazmıydı?

Buradan yola çıkarsam,"başlangıcı yaratan söz' dü"diyebilirmiyim? Söz ortaya çıktığı an,"başlangıç yaratıldı" ya da "söz başlangıcı yaratandı."
Madem sonsuzu(başlangıcı olmayanı) tanımlayabilen bir söz yok(iç-dış-şekil vs gibi,)o zaman sonluyu (başlangıcı olanı)tanımlayabilen söz olmalı(iç-dış-şekil vs gibi).
Sonsuz ile sonlu arasında,tanımlama üzerinden bağlantı kurar isem eğer,bundan başka bir tanımlama yapamamaktayım .

Peki sonlu ve/veya sonsuz diye birşey olmalımı?
O yok,bu yok,ne olacak o zaman.
İyi de yok,demek ne demek? Yok demek,var olmamak demek ve "yok" da ,"var" gibi bir kelime değil mi?
Kelime yani söz,sonluları yaratan der isem (yani bu sadece kafamdan uydurduğum birşey )yok dediğim zaman,var olan birşeyin olmaması durumunu düşünüyor olmazmıyım?
O zaman sonsuz da ,"yok" da yok olmalı.

Yok demek ne demek? Yok işte,birşey yok demek. Madem sonsuz herşeyi kapsıyor,nasıl yokluk olabilir? "Ağzına kadar dolu ve bir o kadar da boş" der iken Maharaj,bunu mu demekteydi acaba?

Yok kelimesi önemli şimdi benim açımdan çünkü 0 sayısına benzettim yokluğu.
"0" kalem "yok" ki.

Edited by - pandora76 on 02/05/2010 03:58:37
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 02/05/2010 :  03:28:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Peki sonlu'yu söz yarattı der isem eğer..
Söz'ü kim yarattı?

Bu yaratımın sonu yok gibi!

İnanamıyorum yaratmanın ne demek olduğunu şu ana dek çok fazla düşünmediğime.

Hakikaten,yaratmak ne demek? Mesela bir oyun hamuru var elimizde ve ondan bir kalem yapıyoruz.

Kaynak:"Hamur"
Yaratım:"Kalem"

İyi ama,kalemi yaratmak "için",bir hammadde(kaynak) yani"hamur"gerekiyorsa eğer,o zaman hamur bir (ilk)tir ama kalem(ikincidir).
Ve birininin kaynak(ilk),diğerininde yaratım(ikinci) olması için,bir "zaman dilimi" gerekmektedir.

Hakikaten zaman dediğimiz bu şey neyin nesidir?

Edited by - pandora76 on 02/05/2010 03:29:26
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/05/2010 :  02:59:00  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir şekilde zaman yoksa ,yani herşey aynı anda zaten var ise eğer,aslında ne etkileşim olmalı ne de sonuç. Hepsininin tek nedeni "zaman"olmalı.

Reenkarnasyon.
Zaman denen şey olmasa idi,reenkarnasyon ile 1b' den 2' b ye ve 3,4,5...7b'ye dönüş(ebilir)miydik?

Gelecek şu an'ı ve şu an ,geçmişimizi değiştirebilirmi?

Şimdiki an'ımız geçmişi değiştirdi diyelim.
Geçmişe bakıp direk"değiştimi" diyeceğiz veya değişmeden önceki diğer geçmişimize bakarak değiştiğine kanaat getirip"evet geçmişi değiştirmişim"mi diyeceğiz.

Belki de geçmişi değiştirdik ama değiştirdiğimiz için değişmeden önceki geçmiş'i anımsamıyoruz zira geçmişimizi değiştirdiğimiz an,değiştirmeden önceki geçmişimiz de ,bizim artık bilmediğimiz bir geçmiş oldu belki de. O zaman geçmişi değiştirmiş olsak bile ,değiştirdiğimizi bilmiyoruz.

Peki biliyormuyuz şu an ki geçmişin,geleceğin geçmişi değiştirmesinin sonucunda yeniden yaratılmış bir geçmiş olmadığını?
Gelecekte ,geçmişi değiştirmiş olacağımı bilmiyorum ki ,gelecekte geçmişi değiştirmiş olmamdan dolayı geçmişimi değiştirmiş olduğumu bileyim.

Dönüp dolaştım ,aynı yere vardım.

Tüm geçmiş ve gelecekler olmalı sonsuzun içinde,eğer sonsuz diye birşey var ise .

Niye?
Çünkü sonsuz diye birşey varsa eğer,onda sadece geçmiş değil,gelecek te varolmalı!

Bu geleceklerden birinde ise,geçmişin değiştirileceğine inanılarak değiştirilmiş bir gelecek olması olasılığı ve benimde bu olasılığı seçecek olmam olasılığı ve bu olasılığın yaratımını şu an yaşıyor olma olasılığım olmalı.

Ama perde.
İşte o bizim geçmiş yaşamlarımızı ,bilinç ile bilinçaltını görmemizi engelliyor.
Dolayısıyla geleceği göremediğimiz için"bak ben geleceğimi değiştirdim"diyebiliriz.
Ve sırf bu nedenle,aslında değiştirmiş oluyoruz bir yerde de.

Sonsuzca özgürüz bu oyunda. Çünkü perdeden dolayı,geçmişimizi değiştirdiğimize inandığımız için geleceğimizi yeniden yarattığımızı bilmiyor olmamızdan dolayı yarattığımız geleceğimizin,aslında gelecekte yaptığımız birşey olduğunu bilmiyoruz.

Geçmiş-gelecek şimdi ,şu anda var iken(zamanın olmadığı yerden) gelecek hiç değiştirilebilirmi an'da veya yeni bir gelecek yaratılabilirmi? Zamanın olmadığı yer de,geçmiş ve gelecekten bahsedilebilirmiki?
Zaten tüm geçmiş-şimdi-gelecek an'da var ise eğer,an'dan bakıldığı an,özgür iradeden bahsedilebilir mi?

İşte şu zaman.
Ben diyorum ki"geleceğimi değiştiriyorum"ve zaman değiştirdiğimi zannetmeme yol açıyor.
Zaten geleceğimi değiştirmem ya da özgür irademle yeni bir gelecek yaratmam için,zamana muhtaç değil miyim?
"Zaman" diye birşey olmasa idi,"gelecekte" özgür irademle bir seçim yapabilecekmiydim?
Özgür irademle seçim yapabilmem için tek yol,seçimi yapmam için (gereken)bir zaman! Bu zaman dilimi,an 'da mevcut olabilir mi?

Yani karşımda biri sarı,diğeri beyaz iki kart var diyeyim. Bu iki karttan birini seçebilmem için,bir zaman dilimi gerekli değilmi..
Diyelim ki yeşili seçtim önce,beyaz kart kaldı sonraya dolayısıyla. Önce ve sonra diyebilmek için,bir zamandan bahsetmem gerekmezmi! An'da,mesela önce yeşil sonra da beyaz kartı seçtiğim belli değil mi?
Belki an'da önce beyaz sonra da yeşil 'i seçtim ama sonsuz bir yerde,her iki olasılıkta sözkonusu; değil mi.

Bir insan nasıl seçim yapabilir? Yani masada domates ve yayla çorbası olsa,ben yayla çorbasını seçerim.
Peki ama niye? Hakikaten, ben niye yayla çorbasını seçiyorum?
Madem hepimiz bir'iz,ben niye bir diğeri gibi domates çorbasını seçmiyorum?

Peki insan nedir? Domates veya yayla çorbasını seçenmidir yoksa seçim midir?

Yani seçimlerin toplamımıdır insan,yoksa insanmıdır seçimleri yapan?

İyi ama...Yayla çorbasına duyduğumuz bir eğilim(önce den veya o an' a bağlı bir şey,birşey) olmasa,nasıl bir seçim yapardımki?
Seçim nedir? O ne demektir?

Ra 'nın sözleri aklımda dönüp duruyor.
Özgür irade ile kader irade arasındaki görünürdeki fark..
Ra bunu mu söylemek istemişti.

Edited by - pandora76 on 04/05/2010 03:04:17
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/05/2010 :  04:46:21  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ego nedir? Seçimlerle ilintisi tamı tamına nedir?

Kaynak tek olduğuna göre zaman illüzyonunda,tüm istekler(egosal istekler de dahil)kaynaktan gelmelidir değil mi.

"Yaratan nasıl kötü şeyler de yaratabilir?"... Deriz belki ama herşeyi yaratan bir kaynak ise eğer,iyilik kadar kötülüğü de ondan başka kim yaratmış olabilir..

Ego nedir demiştim. Şimdi de,o "aynı zamanda kötü birşey midir" diyeyim..

Ego aslında bir yerde de iyi birşey olsa gerek. Ego olmasaydı,ayrılık illüzyonu olmazdı ve ayrılık olmasaydı,"insan" da olmazdı.
"Ve adem yasak elmadan yedi"...

Bundan çok yıllar önce, hiçbirşey söylememeye karar vermiştim ama dönüp dolaştı,bir şekilde kuzey düğümümün,kendisi ile birlikte ,çevresindekilerininde dönüşümünde rol alma rolü,kendini gerçekleştirdi.
Bir nevi kader gibi.

Gözlemlerimden bahsetmeyecektim,kendime böyle söylemiştim o yıllarda çünkü çok yakın bir arkadaşıma,beni uzun bir zaman süren sessizliğimin sonunda,nihayetinde sonunda çok kızdırmasının ardından, sürekli güçlendirdiği kol kaslarınının ve ses tonunun, korkularını saklamak için yarattığı maskeler olduğunu ve farkında olmadan elini sık sık yumruk yapmasının nedeninin yalnızlık duygusundan gelen bir boşluk/kızgınlık olduğunu söylediğimde, ağlayarak bunları kabul etmesi bana yetmişti. Sonraki yıllarda değişmişti zamanla ama ben kendimi kötü hissetmiştim onca zaman.

"Ben bunların dışında olayım"diyerek uzak durmaya karar vermiştim ama birşekilde ,olmuyor işte bazen.
Birşeyler tetikliyor ve bu hayat planında yapman gerekene itiyor seni,sen aksine karar vermiş olsan bile.

Uzun bir zaman düşündüğüm zamanları anımsıyorum. Birşey yazmadan sadece düşündüğüm,okuduğum zamanları.
Sonra şöyle dedim kendime bugün..
Ne kadar egoistmişimki,aylarca yazarak egomu tatmin etmek yerine,sadece okumayı ve düşünmeyi seçmişim. Aylarca egomu tatmin etmeden yaşayacak kadar egoist olmayı becerebilmişim.
Ve yine ne kadar egoistmişimki,egomu tatmin edecek tartışmalara devam etmek etmek yerine,bir ürün çıkmayacağı için kapatmayı seçmişim.

Bugün çocukken yaşadığım yere yakın bir ormanda iken bir anda bunlar geldi aklıma bir an. Biz insanlar,ne çok savunma mekanizmasına sahibiz.
İşte senin aynanım bir nevi; demeye getirirken bile,aslında kendimizi savunmaktayız bazen. Yoksa, karşımızdakine çok da ayna/aracı olma vasıtasıyla yardımcı olma gibi bir niyette olduğumuzdan değil...

Sevgi nerede?
Bana göre bir ikilem var çünkü sevgi 'de,"şu şu negatif yanlarından dolayı tepki vermektesin" diyen suçlayıcı bir ifade değil,sevecenlik vardır çünkü sevecenlik sevgiden(birlikten) gelir.

Ve sevginin hissedilmemesi mümkün değildir.

Edited by - pandora76 on 04/05/2010 04:54:39
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/05/2010 :  13:55:22  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Maharaj reenkarnasyondan sözetmiş. İnternette bir forumda,Maharaj'ın reenkarnasyona inanmadığı anlatılıyordu,onun bazı sözlerine dayanarak ama aslında o ruh'un ölümsüzlüğünden söz ediyormuş.

S:Eğer ben o isem,beni doğuşumun nedeni nedir?
M:Geçmişte doyurulmamış arzuların anısı enerjileri yakalar ve kendisini bir kişi olarak tezahür ettirir. Bu enerji şarjı tükendiğinde,kişi ölür. Yerine getirilmemiş arzular bir sonraki doğuma aktarılır. Beden ile özdeşleşme daima yeni,taze arzular yaratır ve bunların sonu gelmez,ta ki bağımlılık mekanizması açıkça görülünceye kadar.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/05/2010 :  15:03:12  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Tanrı kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi?
Sonsuz bir yerde,sonsuz olasılık var ise eğer,bu da mümkün olmalı.

S:"Ben"ve "evrensel" sözcükleri bile birbiriyle çelişkili. Biri diğerini dışlar.

M:Dışlamazlar. Kimlik duygusu evrensel olanı da kapsar. Evrensel Kişi'yi arayın,bulacaksınız ki siz o'sunuz ve sonsuzca daha fazlası.
Her neyse,sizin dünyanın içinde değil,dünyanın sizin içinizde olduğunu idrak etmekle başlayın.
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 04/05/2010 :  22:49:45  Show Profile  Reply with Quote
Geçmişi ve geleceği nasıl değiştirebilirim; bunu sadece şu anda yapabilirim! Öyleyse nasıl değiştirebilirim!

İnsan doğduğu andan itibaren sürekli değişmekte,dönüşmekte ve ilerlemekte.Aksi olsaydı hala atalarımız gibi maymunculuk oynuyor olurduk!

Demekki atalarımız yaşadığı anda birşeylerin farkına vararak,keşfederek inasanlığın(şu andaki ulaştığımız noktayı) geleceğini değiştirmişlerdir. Aynı şey bireysel ve toplumsal sürdürdüğümüz yaşam içinde geçerli.

Geçmişte çok nefret dolu iken bunu bir şekilde dönüştürmüş ve şu anda geçmişden bağımsız bir sevgi noktasına ulaşıyoruz.Ve geçmiş kayıtlarında nefret ve kızgınlığın insana nasıl zarar verdiğini de iyice öğrenmiş oluyoruz.Aynı durumu tekrar etmemek geleceğimizi geçmişin olumsuzluklarından bağumsız yaratılmasını getiriyor.

Geçmiş,gelecek ve şu an aynı iç içe derken bu fiziksel olması anlamına gelmiyor benim anladığım.Geçmiş kayıtların şimdide bilgi olarak hatırlanması, geleceğede olumlu-olumsuz yansıması anlamında bana göre!Eğer geçmişin olumsuzluklarını hala sürdürmekte ısrarcıysam mutlaka aynı deneyimleri yaşayacağım taaki sevgiye(olması gereken dengeli frekansa) dönüştürene kadar.Şu an'da olması gereken düşünce "Kendimi daha nasıl daha iyi ifade edebilmeliyim" olmalı.Bunu başarırkende deneyimin sonucunu sindirebilmeliyim ki ulaştığım frekansla özdeşleşebileyim.

Yaşanan her an'da karşılıklı katalizör olmayı iyi değerlendirmeliyiz.Aksi takdirde an'da çözülmeyen(olması gereken dengeli frekansı yakalayıp karşılıklı etkileşimi sağlayamamak) durumlar geleceğe daha büyük bir katalizör durumlarıyla karşılaşmayı getirecektir.Ve her seferinde bu fırsatı kaçırdığımız vakitte gelecekte daha çok enerji harcamak durumunda kalacağız.



Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 05/05/2010 :  02:27:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Selam zer-zivi;
Katalizör konusunu,anlayabileceğim ve deneyimlediğim şekliyle, açık ve sade bir şekilde özetlemişsin. Teşekkür ederim.

Hepimizin yaşamında rol alan ve hepimizin başkalarının yaşamlarında rol alna yoluyla yarattığımız katalizörler var ve "ben yoruldum oynadığım katalizör rolünden" bile diyemiyoruz çünkü bir şekilde rolümüz her ne ise ona çekiliyoruz bana göre.

Katalizör genelde değiştirmek istemediğimiz yönlerimiz üzerinde çalışıyor ve dolayısıyla kendisine kızgınlık duymamızı sağlayabiliyor.

Gerçekten yoruluyorum bazen ve bir sonraki yaşam planıma geçememiş olma fikri,bu nedenle endişelendiriyor birazda beni.

Maharaj benim düşünceme göre, bir nevi kaos teorisini ve "bilimsel kanunlar,evrenin başlangıcında da aynı olmalı ki kanun olsun"diyen bilim insanlarının sözlerini anlatmış,onlardan haberdar olmadığı halde.


S:Geçen yıl buradaydım. Şimdi yine karşınızdayım.Beni buraya getiren nedir,gerçekten bilmiyorum,nedense sizi unutamıyorum.

M:Bazıları unutur,bazıları unutmaz,kaderlerine göre;buna isterseniz şans da diyebilirsiniz.

S:Şans ile kader arasında temel bir fark var.

M:Sadece sizin zihninizde. Gerçekte neyin neye neden olduğunu bilmezsiniz. Kader,sadece cahilliğinizi örten bir örtüdür. Şans da,bir başka sözcük.

S:Nedenler ve sonuçları hakkında bilgi olmadan özgürlük olabilirmi?

M:Nedenler ve sonuçlar,sayıları ve çeşitleri bakımından sonsuzdurlar. Herşey herşeyi etkiler. Bu evrende birşey değiştiğinde,herşey değişir. İşte, kendini değiştirmekle dünyayı değiştiren inasnın büyü gücü bundandır.
--------
Maharaj'dan, neden ve sonuçlar üzerine söylenmiş birkaç söz.

S:Ben kaderin,karma'nın hükmü altında değilmiyim? Ona karşı ne yapabilirim? Ne olduğum ve ne yapacağım önceden belirlenmiştir. Hatta benim sözde seçme-özgürlüğüm bile önceden takdir olunmuştur;ne var ki bundan haberdar değilim ve özgür olduğumu düşlemekteyim.

M:Yine,bu tamamen ona nasıl baktığınıza bağlıdır. Cehalet bir humma gibidir-o size orada olmayan şeyleri varmış gibi gösterir. Karma,ilahi şekilde düzenlenmiş bir tedavidir. Onu iyi karşılayın ve onun eğitimine sadakatle uyum gösterin. İyileşeceksiniz. Bir hasta iyileştikten sonra hastaneyi terk eder. Seçim ve eylem özgürlüğüne hemen ulaşmakta ısrar etmek sadece iyileşmeyi geciktirecektir. Kaderinizi kabul edin ve onu yerine getirin-kaderden kurtuluşun en kısa yolu budur. Arzu ve korkuyla hareket etmek bağımlılıktır,sevgiyle hareket etmek ise özgürlüktür.
-------

Kader yani gerçekleştirilmesi gereken şey ne?
Hepimizin bir hayat planı var ve sanırım burada anlatılan da bu. Bir şekilde,olmak için doğduğumuz insan olmaya çekiliyor olmamız da bir nevi kader değilmidir.

Ruhların yolculuğu ve esasta aynı plana giden farklı yollar.






Edited by - pandora76 on 05/05/2010 03:32:35
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 05/05/2010 :  02:45:02  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Şu kısımlar da ilgimi çekmişti.

S:Sorum yanıtsız kaldı. Siz bana benim zaten bildiklerimi tarif ediyorsunuz-hayat ve onun kederlerini. Fakat kim sorumlu,onu söylemiyorsunuz. Sizi sıkıştırdığımda,kabahati Tanrı'ya atıyorsunuz,ya da karma'ya,veya benim kendi açgözlülüğüme ve korkuma-ki bu da yeni soruları davet ediyor. Bana en son yanıtı verin.

M:En son yanıt şudur: Hiçbirşey sorumlu değil. Hepsi evrensel bilinçalanındaki gelip geçici görüntülerdir;isim ve şekil olarak devamlılık zihinsel bir düzenlemedir(formasyondur)sadece;silinmesi,dağıtılması kolay olan.

S:Ben en yakındaki,geçici olan görünüş hakkında soruyorum. İşte askerler tarafından öldürülmüş bir çocuk. Bu size bakıp duran bir gerçek! Onu yadsıyamazsınız. Şimdi bu çocuğun ölümünden kim sorumlu?

M:Hiçkimse ve herkes. İçeriği ne ise,dünya odur ve herbiri bütün diğerlerini etkiler,çocuğu hepimiz öldürürüz ve hepimiz onunla birlikte ölürüz. Her olayın sayısız nedeni vardır ve her olay sayısız etki meydana getirir. Hesap tutmanın yararı yoktur,hiçbirşeyin izi sürülemez.

S:Sizin insanlarınız karma'dan ve cezadan söz ederler.

M:O ancak kaba bir tahmindir. Gerçekte hepimiz birbirimizin yaratıcısı ve eseriyiz,birbirimizin yüküne neden olan ve birbirmizin yükünü taşıyan.

S:Demek ,masum olan,suçlu olan için ıstırap çeker.

M:Cahilliğimizle masum,eylemlerimizle suçluyuz. Bilmeden günah işler,anlamadan ıstırap çekeriz.
-------

Karma üzerine söylenen sözler ilgimi çekti:
"M:O ancak kaba bir tahmindir."

"Hiçbirşeyin nedeni ,tek bir şeyle yani sadece yansımalar konusu ile açıklanamamalı,bu kadar basit olmamalı" diyordum kendime.

Bir kelebek kanat çırptığında,Dünyanın öbür ucunda fırtına kopar ise eğer...
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 05/05/2010 :  02:51:39  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Hayali bir geçmiş,bir gerçek geçmiş ve onun yarattığı gelecek...
Bunlar Hawking'in kitabından.

Diyelimki bir gelecek yarattık veya olası geleceklerden birini seçtik,geleceğimizi yarattık. Peki bu geleceğe atanmış bir geçmişte kendini gerçekleştirmiş olmazmı bu durumda; demiş ve mantıklı bulmuştum bu sözleri.
--------
Geçmişi ve geleceği nasıl değiştirebilirim; bunu sadece şu anda yapabilirim!
--------
Bunu düşünücem zer-zivi.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 08/05/2010 :  02:18:58  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
.Kediler niye fare yerler?
.İnsanlar niye fare yemezler?

İnsanlar fare yiyemezlermi onun tadının güzel olduğuna inanırlarsa?
Farenin tadınının güzel olduğuna inanırsak,tadı güzel olabilir mi ?

Schrödinger'in kedisi gibi.

Çocukken böceklerden filan tiksinmezdim. Onları bir çocuğun aklıyla-yöntemleriyle incelemek hoşuma giderdi. Örümceğin ağını bozmaz ,onu nasıl yaptığını anlamak için izlerdim. Yani ablam ya da annem gelip kızana,ağı bozana ve örümceklerden korkmam gerektiğini anlatana kadar.
O zaman neden örümcekten korkmam gerektiğini düşünürdüm.

.Örümceğin, ağını ördüğüne inandığım için mi ağ örülüyor.
.Örümcek ağını ördüğüne inandığı için mi, ağ örülüyor.
.Örümcek ağını ördüğü için mi ağ örülüyor.

Ona nasıl baktığımıza bağlı diyor Maharaj.
Hakikaten.

O zaman kaderin varolduğuna inanırsam kader vardır,Schrödinger'in kedisi gibi.
Oldu mu şimdi?
Doğar iken,bir anlaşma ile gelmedikmi. Tekamül etme zorunluluğunu değiştirebiliyormuyuz.

Diyeyimki"yerçekimine olan inançlardır beni yerçekimine inandıran ve budur yerçekimini yaratan".

İki varlık yerçekimi olmayan bir yerden,uzaydan gelsin. Yerçekimine kapılmayacaklar mı,yerçekimini bilmedikleri için?

Yerçekimi buna inandığımız içinmi var yoksa zaten hep varmıydı.


Edited by - pandora76 on 08/05/2010 03:09:18
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 08/05/2010 :  02:59:17  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sayfa 552:

S:Sizin kendi sözlerinize göre,siz Gurunuz'un himmetiyle,kırk yıl kadar önce kökten bir değişim geçirdiniz. Ama dünya önceden nasıl idiyse yine öyle kalmakta.

M:Benim dünyam tümüyle değişti. Sizinki aynı kalıyor çünkü siz değilşmediniz.

S:Nasıl oldu da sizdeki değişim beni etkilemedi?

M:Çünkü aramızda birleşim ve paylaşma yoktu. Kendinizi benden ayrı görmeyin, o zaman ortak hali derhal payaşacağız.

...
"Dünya üzerinde görmek istediğiniz değişim olun ve dünya sizinle birlikte değişecektir"...

Diyen insanın sözlerin düşünüyor ve "öyleyse niye değişmedi dünyamız senin kadar"diyordum kendime.

Maharaj'ın bu sözleri,benim açımdan açıklayıcıydı.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 08/05/2010 :  03:54:21  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
S:Zihnin berrak ve sessiz olmasına rağmen yansıma görünmemesi mümkün müdür?

M:Dikkate alınması gereken kader vardır. Bilinç-dışı kaderin pençesindedir,o gerçekten kaderdir. İnsan beklemek zorunda olabilir. Fakat kaderin eli her ne kadar ağır da olsa,o sabırla ve ego kontrolüyle kaldırılabilir. Dürüstlük ve arınmışlık engelleri kaldırır ve gerçeğin vizyonu zihinde belirir.

.............

S:Gerçeği haketmek ile kader bir ve aynı mıdır?

M:Evet,ikisi de bilinçdışıdır,bilinçli liyakat boş gösteridir. Bi-linç daima engeller hakkındadır,engeller olmayınca onun ötesine geçilir.
...........

Madem "gerçek" de bir tanımdır,öyleyse "gerçek aradığımız o sonsuzdur" der isek eğer,tanımsız olan nasıl sözcüklerle tanımlanır.
Gerçek:Sonsuz ...demek te bir tanım değil midir,gerçek:sonsuz der isem eğer.

Gerçeğin sonsuz olduğunu nereden çıkardım şimdi? Bunu nereden biliyorumki?

Edited by - pandora76 on 08/05/2010 03:56:21
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 09/05/2010 :  10:05:15  Show Profile  Reply with Quote
Merhaba Pandora,

Kader bir yere kadar vardır bir yere kadar değiştirilebilir!
Bir örnek, hapisanede bir mahkum olmak, yaşamamız gereken bir kader diyelim.Bu kaderi nasıl yarattık? Yaradan sonsuz iradesiyle bize cüzzi irade sundu ve biz bunu öğrenmek,tekamül etmek için kullandık.Kullanırken varoluş yasalarını bu cüzzi irademizle ihlal ettik.Ve bunu düzeltmek için ve kaderimizi yeniden yaratmak için hapisaneye girdik.

Ordaki süreci arınmayla geçirelim.Sonra kaderimizden azad olmuş olarak dört duvar arasından dışarıya çıkalım.Kapıda durup ne düşünürdük! Bundan sonrası istediğim gibi yaratmakta özgürüm ama bir noktaya kadar:) Ne kadar dışında olsanda yine ilahi yasaların sınırları bizi bağlayacaktır,buda çok doğal ve olması gereken bir durum.Yaradan bize sonsuz irade verseydi bu kez biz kendi kaderimizi bırak başkalarının kaderini değiştirmeye ve yaratmaya kalkışmaya başlayacaktık.Aklıma Atlantis ve sonunu getiren nedenler geldi! Onlarda özgür iradelerini zorlayarak yaradanın iradesini bile çiğnemeye kalkışmış olmalılar ki (başkalarının yada kendimizin iradesinin çiğnenmesi yaradanın iradesinin çiğnenmesidir,ona karşı gelmektir) dünya o zamanlar bir yıkım yaşamıştır.

Eğer varoluş yasalarını tam olarak öğrenmiş ve özümsemiş isek yaşamımızı yeni karmalar yaratmadan sürdürebiliriz.Kendi kaderimizi kendimiz tayin edebiliriz,sanırım yaradan sadece bize kendi kaderimizi yaratma iradesini(bunuda ya pozitif yada negatif) vermiştir.

Kaderimi baştan yaratmalıyım ,)
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 10/05/2010 :  01:12:45  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aslında 13.celsede işlenicek olan konu bu. Sonsuz ve yaratılış ama ben burada konuya değindiğim için ,Ra'nın bu 13.celsedeki ,konuyla ilgili bazı sözlerini buraya ayrıca aktarmak isterim.

Ra:Yaratılışta ilk bilinen şey sonsuzluktu. Sonsuzluk yaratılıştır.

Soru: Şu halde bu sonsuzluktan bizim yaratılmış olarak deneyimlediklerimiz doğdu. Tekamülün bundan sonraki adımı neydi?

Ra:Sonsuzluk bilinçlendi,farkındalık başladı. İkinci adım bu idi.
.......

Sonsuzluk bilinçlendi demek ne demek? Bilinç ve bilinçlenmek..

Maharaj diyorki:

Bilincin kaynağı bilinç içindeki bir nesne olamaz. Kaynağı bilmek,
kaynak olmak demektir.

Sözlük diyorki:

İnsanın çevresini ve kendisini anlamasını sağlayan anlıksal süreçlerin toplamı.

Başka bir sözlükten bir yorum:

Bilgi aynen bilinçtir. Bilgi ile bilincin ayırt edilmesi asla mümkün değildir.

Unutulan veya hatırlanmayan bilgi dolayısıyla bilinç de mi ortadan kalkıyor, diyenlere deriz ki, bilgisiz bilinç olmaz! . Bilinç dendiği anda ortada bilgi vardır. Bilgi, bilincin suretidir! . Bilinç, bilginin benliğidir. Kısacası, ikisi aynı şeydir.

Devam edeyim celsedeki sözlere.

Soru:Peki bundan sonra ne oldu?

Ra:Bu farkındalık,sonsuzluğun,sonsuz enerji üzerine odaklanmasını doğurdu. Siz bunu çeşitli isimlerle nitelendirdiniz;en çok rastlananı,"Logos"(Kelam,evrenin düzeni)ya da "Sevgi"dir. Yaratan,sonsuzluğun ,farkındalığın içinde ya da bilinçli bir prensip olarak odaklanmasıdır ki biz buna,sizin dilinizde kullanabileceğimiz en uygun sözcüklerle,sonsuz zeka ya da zeki sonsuzluk diyoruz.

"Yaradan bize sonsuz irade verseydi bu kez biz kendi kaderimizi bırak başkalarının kaderini değiştirmeye ve yaratmaya kalkışmaya başlayacaktık."

Demişsin ve zer-zivi bu sözlerinle,belki de farkında olmadan,o kadar zaman kendi içimde tam yanıtlayamadığım bir soruya,şu an bana çok uygun gelen birşey söylemişsin.

Niye başkalarının üzerinde gücümüz yok...Niye iradelerini zorla değiştiremiyoruz...Tabi ya!
Çocuğu korkutarak ya da cazip yollarla sevmediği yemeği yedirsek bile,yinede onun iradesini(ıspanağı sevmeyen iradeyi)değiştiremiyoruz.

Niye? Çünkü yaratan başkaları üzerinde iradeyi değiştirme hakkını verse idi bize,biz çocuğa sadece ıspanağı yedirmekle kalmayıp,birde ıspanağı sevdirme gücüne sahip olsaydık işler birbirine karışacaktı. Herkes herkesin iradesine karışabilseydi,herşey arapsaçına dönecekti.

Başka bir başlıkta yazdıklarımın içeriği şuydu.
Eğer Tanrı özgürce yaratabiliyorsa ve bizlerde 1b'den başlayarak 6b ve 7b 'ye...Yaratan'a varacaksak,O olacaksak tekamül yoluyla,o zaman O'nun gibi "özgürce Yaratan" olmalıyız,O'na benzemek için.
O'na benzemedikçe,nasıl "O" olabiliriz ki...

Peki bizler diğerlerinin iradesini değiştirebilsek,onların yaratımlarını,yaratmayı öğrenme yollarını ve dolayısıyla yaratan'a dönme yollarını değiştirebilsek,"Yaratan olma" yollarına engel olmazmıyız.
Ruhların yolculuğunda da ,varlıkların yaratma yollarını öğrendikleri anlatılıyordu.
Ayrıca,bir varlık diğerinin iradesine müdahele edebilme hakkına sahip olursa,diğerinin yaratıcısı olur!
Ispanağı sevmeyen iradeyi,kişinin iradesi dışında,ıspanağı seven iradeye dönüştürmek demek,bir yaratım demek değilmidir?

Diğerinin yaratıcısı olunduğu zaman,o diğer varlık nasıl "yaratıcı" olma yolunda yürüyüp tekamül ederek Yaratan'a varabilir-tekamül edebilir ki..
O zaman...İllüzyondan bakıldığında özgür irade denen şey de,bu nedenle olmalı.

Bana verdiğin bu fikir için sana minnettarım zer-zivi.

Üst yoğunluğa tekamül edememe fikrinden rahatsız oluyorum ama hiçbirisi ,ölmeden önce bu sorularımın cevabını bulamamaktan daha fazla korkutmuyor beni ve bu nedenle çok iyi geldi aklımdaki soruyu aydınlatan sözlerin.

Edited by - pandora76 on 10/05/2010 02:47:08
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 10/05/2010 :  02:10:53  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
"KH veya BH olmak (Kendine veya Başkalarına Hizmet)" adlı başlıkta yazdıklarımı unutmuş gibiydim ve şimdi anımsadım.

..........
Neden özgür irade sapması diye sormuştum kendime?
Neden özgür olmama değilde,özgürlük?
Şimdi birşey düşündüm.
Özgür iradeye baskı yapılırsa mesela bir organ diğerine(sen benim yaptığım işlevi yapacaksın çünkü ben doğru olanı biliyorum)der ise,nasıl beden kendi doğasını oluşturabilirki?
Bütün hücreler,kendi doğalarını(bh-kh)zaten biliyorlar,sadece doğalarını çözmek ve gerçekleştirmeleri gerekiyor.Doğa nasıl kendini gerçekleştireceğini bilmezmi?Doğa ya ne yapması gerektiğini biz anlatmıyoruzki?O doğasını gerçekleştiriyor hepsi bu.
Bu nedenle hiçbirinin diğerine bir baskı yaratmaya hakkı yok(kalp hücresi ayrı, akciğer hücresi ayrı)

Bunu ,4kh direkt ve 5kh bilgelikle yani ustaca yöntemlerle yapıyor.

Beden bütün yani "bir"olmayı bildiği için,onun izlediği yol önemli olmalı. "Sevgi" yok ise,bir hücre diğerine "yapışıp" bedeni(bütünü-bir i)meydana getirebilirmi?


Dokular(insanlar)tek başlarına 4bh ye hasat edilebiliyorlar(yani toplumsal bellek bileşimi olmaları şart değil)

Organlar ise,aynı işlevi gören organlar olarak biraraya geliyorlar(sistemler)

4bh de toplumsal bellek bileşimi olarak hasat edilebiliyordu yanlış hatırlamıyorsam.
4kh bile toplumsal bellek bileşimi olarak hasat ediliyor,her en akadar birbirleri arasında güç farkına dayanan bir sistem olup savaşsalarda yine de toplumsal bellek bileşimi olmaları gerekiyor.
Peki niye?Çünkü biribirleriyle savaşsalar bile yinede sitemleri oluşturmak üzere biraraya gelmeleri gerek.
Toplumsal bellek bileşimi bedendeki sistemler denk geliyor benim için bir nevi
...........


Ruhların yolculuğundaki avukat,belki planladığı görevi(başkalarına hizmeti)yerine getiremiyor egosal isteklerinin peşinden gittiği için ama "vicdanını"da susturamıyor ve intihar ediyor.
Yani her ne kadar ,başkalarına yardım etme planınını egosunun ardından gittiği için yerine getirememiş olsa da,özündeki yardım etme olgusu onu rahatsız ediyor ve bu nedenle intihar ediyor.

Vicdanı,onun özünde istediği şey(başkalarına hizmet arzusunu yerine getirememiş olmak) değil mi intiharına sebep olan?
Yani akciğer hücresi olması gereken-buna karar veren-özgür iradesiyle seçen vs...,kalp hücresi olma yolunda adım atsa da(egosuna uyup başkalarına hizmet etmeme yoluna girse-seçse de),yine de özü onu çağırıyor.
Yani çocuğun ıspanağı cazip yollarla"ıspanak yersen büyürsün ,vs... "yemesini sağlayabiliyoruz"ama çocuğun ıspanağı yemesi,"ıspanağı sevdiği" anlamına gelmiyor.
Çocuğun doğasında ıspanak sevgisi yok ve biz bunu asla değiştiremiyoruz ama birgün ıspanağı sevebilir de(sevebilir mi?)
Sonuçta ıspanağı sevmek,bu sonradan mümkünse eğer,sadece çocuğun yapabileceği birşey.

Sonuçta hepimiz sağlıklı beden-big bang'ın başlangıcı yani bütün'üz özümüzde ,bana göre . Bununla ilgili düşüncelerimi,yine "KH veya BH olmak (Kendine veya Başkalarına Hizmet)" adlı başlıkta yazmıştım.

.......
Big bang.
Geçmişte,sınırları sıfıra doğru küçülen bir bölgede sıkışan maddeler(yani evrenin başlangıcında sınırı sıfıra doğru küçülen bir yerde herşey(tüm madde) bir arada-bütün ve sağlıklı bir beden bütündür,sağlık-bh).
Sonra büyük patlama.(Patlama ile maddelerin birbirinden ayrılması-parçalanma-kh).
Big bang Ra'nın söylediği şeyleri onaylıyor bana göre.

.........

Ama nihayetinde,seçtiğimiz ve/veya bizim adımıza yapılan bir seçim olmalı.
En azından,"ruhların yolculuğu"ndaki örneğe dayanarak...

Edited by - pandora76 on 10/05/2010 02:49:22
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 10/05/2010 :  03:11:29  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bir insan nasıl seçim yapabilir? Yani masada domates ve yayla çorbası olsa,ben yayla çorbasını seçerim.
Peki ama niye? Hakikaten, ben niye yayla çorbasını seçiyorum?
Madem hepimiz bir'iz,ben niye bir diğeri gibi domates çorbasını seçmiyorum?
..............

Demiştim,önceki bir mesajımda.
Hakikaten. Niye?
Niye yayla çorbası daha güzel geliyor bana? Dünyanın en güzel domates çorbası olsa da,yine de yayla çorbası isteyeceğim(isteyecekmiyim?) ama belkide bu dünya'nın en güzel domates çorbasını yesem,dünyanın en güzel domates çorbasından daha çok isteyeceğim çorba,"seçeceğim" çorba,ille de yayla çorbası olacak.


Karides yemeyi düşünmemiştim bile;ta ki bir arkadaşım denemem için ısrar edene kadar.

Niye karides yemeyi düşünmemiştim hiç? Güzel olmadığını düşündüren neydi?(görüntüsüydü galiba )
Niye arkadaşımı bu görüntü rahatsız etmemiş ve yemişti ilkinde düşünmeden?
Niye karides yediğimde,hiç ummadığım halde onun tadını sevdim?
Niye bana tadı güzel değil gibi görünen bir yemeği yediğim an ,tadı güzel geldiği için sevdim?

Niye ama niye,ne diye?...
Sadece bir yemek işte,niyeyse niye:)

Edited by - pandora76 on 10/05/2010 03:15:06
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 10/05/2010 :  11:46:28  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili Pandora, teşekküre yada minnettarlığa hiç gerek yok inan bana.Çünkü bu hayattaki eksiler benim, artılar bütünün kendisinden kaynaklı.

Yani egosal yanlarım şahsi düşüncemden kaynaklanıyor, bilgiye dayalı güzellikler bütünlüğün kendisinden bilincime yansımakta.Ego tekelci yanım, güzellikler bütüne ait yanım! O bütünlükte söylediklerim senin içinde olduğun bütünlüğe ait ortak yanlarımız.Şahsi düşünceler enalt benlik,bütüne ait olansa yüksek benliğe,Bir'liğin bütünlüğüne ait! Bu yüzdendir ki bana teşekküre ve minnettarlığa gerek yok.Ve bütünlüğe şükrediyorum seninle bütün olabildiğimiz için.Canımsın güzel dost...

Beslenmek ve gıda üzerine konuşmuşken aklıma GDO'lu gıda ürünleri geldi! Bilindiği gibi Dünya Sağlık Örgütünün araştırmalarına göre sağlık problemlerinin %70'i sağlıksız beslenmekten kaynaklı.Ve GDO'lu ürünler dünyanın beslenme alışkanlığını tamamen değiştirmekte.Ve gıda konusunda bizlerin yaşamlarıyla oynamaktalar, kar amacı güderek.

Genetiği değiştirilmiş tohumlar yüzünden Hindistanda çok sayıda çifçinin iflas ettiği ve intihar ettiği biliniyor.Dünyanın tarım sektörü Amerike ve İsrailin tekeline geçmiş durumda. Bir defalık ürün alabilecek ve ikinci ürünü alabilecek tohumu kendimiz üretemediğimiz için yeniden tohum almaya mecbur bırakılacağız ve bırakılıyoruz.

Ve çok çeşitliliğide öldüren bir durum yaratıyor GDO'lu tohumlar.Arjantinin tarım sektörü sadece iki ürüne mecbur kılınmış durumda.Vahim bir şey yani alabildiğine toprağın var ve sadece iki çeşit ürün yetişebiliyor.GDO'lu tohumlar başka bir tohumun,bitkinin yetişmesine engel olan zararlı bitkilerden farksız bir işlevide var.On yıl,yirmi yıl ve daha uzun sürede bu ürünlerin insan bedenine nasıl zarar vereceği bile bilinmiyor.Bilim adamları bile GDO'lu ürüleri destekliyor bu da çok vahim bir durum.Tıp dünyası insanlığa hizmet için değil sistemin ticari amacına katkı koymak için hizmet etmeye başlamıştır çoktan.

Nükleer tehlikeden daha büyük bir tehlike beslenmemiz üzerinde oynanmakta.GDO'lı ürünler ve bu ürünlerden imal edilen mamülleri kesinlikle almamalıyız.Kola,çikolata,kek,cips,margarin,mısır ve soya ürünleri,hazır çorbalar,ketçap,mayonez vs. epey geniş bir yelpazeyi kapsıyor ne yazık ki!

Beslenmede sevmek tercihimizi de kaybetmek üzereyiz ve sağlıklı olması için tercihler yapmaya mecburuz artık.Tembelliği bırakıp kendi bilgi ve becerilerimizi arttırmanın zamanı.Organik ürünler yetiştirmek ve de organik ürünler satan yerlerden satın almaya gayeret etmemiz gerekiyor.



Edited by - zer-zivi on 10/05/2010 11:57:57
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 11/05/2010 :  02:11:41  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Güzel sözlerin beni duygulandırdı zer-zivi. Öyle güzel ki,üstüne birşey eklemeden ,öylece kalsın istedim.

Çok sevdiğim ,güzel dostların,o içten sözleriyle selamlamak isterim:
Ruhum ruhunu kucaklasın zer.

Ayrıca bu vesile ile GDO'lu ürünlerden bahsetmen iyi olmuş. Ben bu konudan habersizdim. Ve pek çok kişiyi haberdar etmiş oldun.

Maharaj'dan:

Birey kendini bilmeye,özü hakkındaki bilgiye ulaşıncaya,benliği aşıncaya kadar bütün bu lafı-güzaf,bu kavramlar ona sunulur.

........


Alıntıdır:

Ölümsüzlük Aslında Zaten Tek Gerçek mi? İşte Şaşırtıcı İddia!

ABD'li bilim adamı Robert Lanza yayınladığı bir hipotez ile ölümün aslında var olmadığını iddia etti. Lanza'nın bilim dünyasını ikiye bölen şok iddiasını dayandırdığı nokta ise bilim ve felsefeyi buluşturuyor.
Lanza, ölümün insanlar için bir yok oluş değil, sınırsız sayıda Evren içerisinde bir diğerine geçiş olarak tanımlıyor. Bu geçiş senaryolarının hiç birinde ise bugün anladığımız anlamda bir ölüm gerçekleşmiyor sadece enerji şekil değiştiriyor.

Lanza, insan bedeninin zaman içerisinde işlevini yitiriyor olmasının "Ben kimim?" diye sorma becerisini gösteren yanımız ile aynı şey olmadığını iddia ediyor. Lanza'ya göre insan beyninde bulunan enerji kaynağı, bedenin ölümü ile birlikte yok olmuyor. Doğadan enerjinin asla ölmediği veya yok edilemediği gerçeğinden yola çıkan Lanza, bu enerjinin bizi biz yapan en önemli öğe olduğunu ve bedenin ölümünden sonra varlığını sürdürdüğünü iddia ediyor. Zaman ve uzay kavramlarının aslında bizim bazı şeyleri tanımlayabilmek için uydurduğumuz kavramlar olduğunu da söyleyen Lanza, bahsettiği ölümsüzlüğün bizim anladığımız anlamdaki zaman içerisinde bir son olmadığını, bu zaman kavramı dışında var olmaya devam etmek olduğunu da söylüyor.





Edited by - pandora76 on 11/05/2010 02:30:28
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/05/2010 :  02:25:22  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Edebiyat öğretmenim belki de bir gezgindi. Ders sırasında bazen mola verir ve bizimle soıhbet etmek isterdi.

Sibel'le uğraşırdı en çok da;sanırım onun çok katı olduğunu düşünürdü de ondan uğraşmaktaydı daha çok. Sibel kendisine kafayı taktığı malum olan öğretmenimize bakar ve sıkılarak onun yeni sorularına cevap vermek için ayağa kalkardı.

"Sibel,kızlar neden kahvelere giremezler?"

İşin ilginci,Sibel bile kendisini sıkan bu sorulara rağmen,bu öğretmenimize karşı çok saygılıydı. Öğretmenimiz,bir nevi "ölü ozanlar derneği"adlı kitaptaki öğretmene benzeyen briydi;ilginç bir kişiliğe sahipti ve o'nun ders esnasında sessiz olmamız için bir uyarı yapmasına gerek kalmazdı. Onu çok severdik ve başka bir gerekçeye gerek duymazdık.

Çok önceden konuştuğumuz bir konu,dualite üzerine verilen örnekler geldi aklıma,bu nedenle anlattım öğretmenimi.

Diğerlerine göre farklı idi ve öyleyse bu negatif bir kutup deneyimimiydi?
Yine dualite.

Bakarsan,çok olanın düşünceleri aksinde bir düşünüş ise eğer,evet öğretmenimiz negatifti.

Edited by - pandora76 on 12/05/2010 03:08:54
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/05/2010 :  03:44:14  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Aydınlanma Nedir ?

Bir dilenci otuz yıldır bir yol kenarında oturmaktadır.

Bir gün önünden bir yabancı geçer. Dilenci eski şapkasını

mekanik biçimde ona da uzatarak

"Allah rızası için bir sadaka " der.

" Benim sana sunacak birşeyim yok" der yabancı.

Sonra "sen neyin üzerinde oturuyorsun?" diye sorar.

"Hiç bir şey" diye yanıtlar dilenci. "Sadece eski bir sandık" .

Kendimi bildim bileli onun üzerinde oturuyorum"

"Onun içine hiç bakmadın mı?" diye sorar yabancı.

"Hayır" der dilenci. "Niye bakayım ki, onun içinde

hiç bir şey yok"

" Sen yine de bir bak" diye ısrar eder yabancı.

Dilenci yerinden kalkar ve biraz uğraştıktan sonra

sandığın kapağını açmayı başarır. Ve o şaşkınlık

ve sevinç içinde, sandığın altınla dolu olduğunu görür.

Ben size verecek bir şeyi olmayan ve size içinize bakmanızı söyleyen o yabancıyım. Bu meselde olduğu gibi herhangi bir sandığın içine değil, çok daha yakın bir yere, kendi içinize bakmanızı söyleyen biri...

E. TOLLE - SİZ ZİHNİNİZ DEĞİLSİNİZ

---------

Peki "siz zihniniz değilsiniz" diyen de zihin değil midir, E. TOLLE.

Ama sana inanıyorum zira zihinden bakıldığı zaman ne ol-duğumuzu söyleyebilmenin tek yolu,ne ol-ma-dığımızı söylemek. Zira sözcükler ancak sonluyu tanımlayabiliyor ise eğer,gerçekte;gerçek sadece yaşanabiliyor olmalı.

Öyleyse ,tanımlama yapabilmek için,dil'i kullanmak gerekli ise eğer,sanırım ancak ne olmadığımızı tanımlayarak ne olduğumuzun tanımını yapabiliriz.


Edited by - pandora76 on 12/05/2010 03:52:36
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 12/05/2010 :  21:00:32  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
S:İnsanın kendini unutması bir felaket,vahim bir durum değil midir?

M:Kendini(egoyu)sürekli olarak hatırlamak kadar. Unutmanın ve unutmamamın ötesinde bir hal vardır-doğal hal. Hatırlamak,unutmak -bunlar zihin halleridir düşünceye bağlı sözcüğe bağlı. Örneğin,doğmuş olma fikrini alalım. Bana doğduğum söylendi. Ben hatırlamıyorum. Bana öleceğim söylendi. Bunu beklemiyorum. Siz bana unttuğumu ve hayalgücümün olmadığını söylüyorsunuz. Fakat hiç olmamış bir şeyi hatırlayamam, ne de apaçık olanaksız bir şeyi bekleyebilirim. Bedenler doğar ve bedenler ölürler,ama bundan banane? Bedenler bilincin içinde gelirler ve giderler,bilinç ise benden kaynaklanır. Ben hayat'ım ve zihin ve beden benimdir.

S:Siz dünyanın kökeninde kendini unutuşun yattığını söylüyorsunuz. Unutmak için hatırımda birşeylerin bulunması lazım. Hatırlanacak neyi unuttum? Ben ben olduğumu unutmuş değilim.

M:Bu "Ben'im"dahi illüzyonun bir parçası olabilir.

S: Bu nasıl olabilir! Siz bana benim olmadığımı kanıtlayamazsınız. Ben olmadığıma ikna edilsem bile-ben varım.

M:Gerçek kanıtlanamaz da çürütlemez de. Zihin yoluyla kanıtlayamazsınız,zihnin ötesinde ise kanıtlama ihtiyacı duymazsınız. Gerçek olan içinde"gerçek olan nedir"sorusu ortaya çıkmaz. Tezahür etmiş ve tezahür etmemiş farklı değildir.

S:Bu durumda herşey gerçek demektir.

M:Ben herşeyim. Ben olarak herşey gerçektir. Benden ayrı hiçbirşey gerçek değildir.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 14/05/2010 :  12:00:40  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sonsuzluk ile ilgili Ra başka neler demiş diye arar iken,2.ciltte şu sözleri buldum:

Soru:Sonsuz zekanın ilk sapmasının özgür irade sapması olduğu anlaşılıyor. Bu sapmayı tarif edebilir misiniz?

Ra:Bir'in yasası'nın bu sapmasında,Yaratan'ın Kendisini tanıyacağı bildiriliyor.

-----
Bu sözlerle ,Ra'ya göre,niye iradelerimizin değiştirilemediğine dair daha önce vardığım sonucun doğru olduğuna,en azından bu kısma emin oldum. Hep aramak yerine,sonunda emin olmak,sonuca varmak güzel.
Sınırsız özgürlüğü olan Yaratan'ın,kendisinden yine kendisi kendisi gibi olanın(Yaratanın)var olması son derece doğal olmalı.


Tanrı niye yaratır? Kendini seyretmek için,şu şu sebeple vs... veya bunun bir nedeni yok ama biz yaratılanlar nedenlere bağlı olduğumuz için,nedenler arıyor olmalıyız.
Maharaj herşeyin nedenli ve aynı zamanda nedensiz olduğunu söylemişti.

Zaman illüyonundan bakılınca nedenler bulabiliyorum.
3b 'den 4b' ye geçişin nedeninin tekamül olması gibi...
Ama zaman illüzyonunun dışından bakınca,herşey aynı-anda var diye düşünüyor,dolayısıyla nedenlere gereksinim duymuyorum.
Öyleyse Maharaj'ın söylediği gibi olmalı.

------
Niye karides yemeyi düşünmemiştim hiç? Güzel olmadığını düşündüren neydi?(görüntüsüydü galiba )
--------
Karides yememeyi düşünmüş olmam yani karides yememeye dair bir "inanca sahip olmam",bir yerde de çevresel bir etken olmalı.

"karides güzel görünmüyor ve öyleyse tadı güzel değildir"...

Burada sözkonusu olan sadece "ben",ben-im "düşüncelerim" değil. Aynı zamanda beni etkileyen çevre var ve o çevreninde etkisi ile,karides yemeden onun güzel olmadığı "kanaatine varıyorum". Tabi zaman illüyonundan bakıldığında,benden ayrı varlıklar, dolayısı ile ben dışında da bir çevre sözkonusu olduğunda.
----------
Niye arkadaşımı bu görüntü rahatsız etmemiş ve yemişti ilkinde düşünmeden?
---------

Arkadaşımın kardies 'i yemeden önce de onun tadının kötü olmadığını düşünmesi,onu ben(den) ayırıyor. Benim karidesin güzel olmadığına dair inancım,onu "etkilemiyor".

-------
Niye karides yediğimde,hiç ummadığım halde onun tadını sevdim?
-------

Eğer herşey sadece "ben-im"inançlarım olsa idi,karides' in güzel olmadığına dair"inancım" dolayısıyla,onu yediğim zaman inancımın kendisini "yaratması"ve yemeği "sevmemem" gerekirdi.

-------
Niye bana tadı güzel değil gibi görünen bir yemeği yediğim an ,tadı güzel geldiği için sevdim?
-------
Neden insanoğlunun biryemeği "sevmesi"için onun tadı "güzel "gelmeli?
--------
.Kediler niye fare yerler?
.İnsanlar niye fare yemezler?
---------
Farenin tadı "güzel" olmadığı için insanlar onu "sevmez"ve yemezler der isek eğer,kediye niye "güzel "gelir de yer?

Uzakdoğuda böcek yiyorlar bir nevi ve onlar insan değil mi?
Yediklerinin tadı "güzel" geliyor ki "seviyorlar" ve yiyorlar.

Filozof Kant ne diyor?

İnsan beyninin ,yalnızca şuurun bir fonksiyonu olduğunu ama asıl bilginin kaynağı olmadığını söylüyor.




Edited by - pandora76 on 14/05/2010 12:18:32
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 14/05/2010 :  14:04:19  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Hawking' i okudum dün bir süre. Gerçekten çılgın bir adam ve onu bu yüzden,sınırsız düşünüşünden ötürü seviyorum. Düşünceleri yeterince doğru olsun ister olmasın.


MTeorisi'ne göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, bran'ların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" beş boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni bran'lar doğu-yor.

Fizikçiler, bu olaylara "kuvantum fluktuasyonu" adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.

Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlar'la ilgili, insanın başını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz?
Hawking'e göre bu soruların yanıtı evet!

Yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız.

Hawking'in teorisiyle, kehanet ve telepati gibi metafizik konular da belki daha doğru yorumlanabilir: Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdığınız ve parçalardan birini ışık altında incelediğiniz zaman, içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin yine tamamını görürsünüz. Çünkü, nesneye ait üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmış bulunuyor.

Dünyamız eğer bir hologram ise, bütün bilgiler, yine Dünya'nın her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalı. Bu açıdan bakıldığında, bu matris bütününün bir parçası olan kişinin, normalde görülemeyen bilgileri bazen fark etmesi çok da olağanüstü sayılmaz. Belki de kâhinler, böyle bilgileri algılayabilen ve okuyabilen insanlardır.

Hawking bu düşüncesinde yalnız değil. Bu varsayımı geliştirirken Hawking'e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, "Uzayda, Al Gore'un ABD başkanı olduğu ya da Elvis Presley'nin hâlâ yaşadığı paralel evrenler olabilir" diyor.

Hawking daha da ileri giderek paralel başka bir evrene geçmeyi hayal ediyor. Fizikçi, bilimkurgu dizisi "Star Trek"e, konuk sanatçı olarak katıldığı bölümünde, Isaac Newton ve Albert Einstein ile poker oynamış, Marylin Monroe da dizinde oturarak ona şans dilemişti. Bilim adamı "Her türlü hikâye gerçek olabilir; bir evrende Marylin Monroe, diğer evrende de Kleopatra ile evli olabilirim. Böyle olduğuna dair elimizde bir kanıt yok. Keşke olsaydı, o zaman poker oyununda çok para kazanabilirdim" diyor.

Sicimler ve branlar'dan oluşan bu fantastik bakış açısı gerçek olabilir mi? Hawking, evrenin varlığını tek bir formülle açıklayacak "Her Şeyin Teorisi" nin henüz tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olacağını belirtiyor. Ancak formül tamamlandığında da Tanrı'nın evren formülüne ulaşmış olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını belirtiyor.

Alıntı.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 21/05/2010 :  20:22:35  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yaratan'kendisini tanıyacakmış. Şimdi 3b zihnim diyorki:"Niye kendisini tanıyacakmış? Tanımaya ihtiyacımı varmış?
Zihin hep bir neden arıyor. Oysa kaynağın nedeni yok.

İç yoksa eğer ,dış da olmaz ve kenarlar da yoksa eğer buna sonsuz diyelim lakin sonsuzu nasıl parçalara ayırabilirim?

Bunu düşünüp duruyorum bir zamandır.
Sonsuzu parçasına ayır-mam için,sonsuzun dışı olmalı. Nereye ayıracağım yoksa parçayı?
Nasıl parça haline getireceğim sınır yoksa eğer? Sınır varsa nasıl sonsuz diyeceğim?
Sayılar arasındaki sonsuzluklar ne peki? Sonsuzun holografisi dersem ama.

-------
Sonsuz alan bir şeyleri kapsayan bir mekan diyelim ama bunun dışında sonsuzluk aslında mekansızlıksa.

--------
Şimdilerde buna daha çok inanıyorum.



Edited by - pandora76 on 21/05/2010 20:37:29
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 23/05/2010 :  04:01:16  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bilimsel determinizme göre,evrendeki tüm parçacıkların konum ve hızlar bilindiği takdirde,geçmiş ve gelecekteki konum ve hızları da bilinebilir.

Ben buna kendi aklımda hiç olasılık vermediğimi, verdiğim örneklerle dile getirdiğimi zannediyordum:
------
Bununla birlikte,zar atışları olayının karmaşık olmasının durumu kurtardığını düşünmüyorum. Herşeyin tek bir nedene bağlı olmadığının göstergesi olduğunu düşünüyorum. Karmaşık olmasının nedeni,hiçbirşeyin tek bir nedene bağlı olmadığının göstergesi olmalı.
Olan şey bir değil de pek çok nedene bağlı bir şey ise eğer,karmaşık bir şey de olabilir.

Bir kelebeğin kanat çırptığı zaman,dünyanın öbür ucunda fırtına kopabileceğini,bir fizikçi olmasam da,mantıklı buluyorum zira hepimiz bir bütün oduğumuza göre,elimizde çıkan bir yara,tüm vücudumuza yayılabiliyorsa,bir kelebeğin kanat çırpması da,tüm dünyayı etkileyebilir zira kelebek ve dünya iki ayrı varlık değil. Belki kelebek dünyanın ta kendisidir.

Ama adamın birinin cinayet işlemesinin tek nedeni de dünyanın öbür ucunda kanat çırpan kelebek olmamalı elbette.

Bir örnek vermiştim.
Kolumu,soru sormak"nedeniyle"kaldırdım.
Sonra kolumu indirdim ve bunun nedeni,kolumu kaldırmam.
Fakat kolumu aşağıya indirmek yerine,öne uzatabilirdim de.
Peki neden kolumu aşağıya indirdim?

1.olasılık:Kolumu kaldırdıktan sonra öğretmen bana söz hakkı tanıyınca,artık kolumu hala yukarıda tutmama gerek olmadığı için aşağıya indirdim.
2.Olasılık: Kolumu yukarıda tutarken çok ağrıdı ve artık yere indirmek istedim.
3.olasılık:Kolumu kaldırdıktan sonra karşıya uzatmak istesemde,aşağıya indirmek daha mantıklı çünkü genelde kolunu kaldıran,sonra da aşağıya indiriyor.
4.olasılık:1, 2 ve 3.olasılığın toplamı
Ve,veya...
----------

Determinizmmi detaylarıyla bilmeden önce de,bu örnekten yola çıkarak,birşeyin(kolumu aşağıya indirmemin)"tek nedeni" olmadığını,olasılıkların var olduğunu düşünmüştüm.

Bununla birlikte,her ne kadar konum ve hızı kesin olarak belirleyemesek bile,"olasılıkları belirleyen bir dalga fonksiyonu" gösterilebiliyor.


Karmaşık bir durum mu?
Sanırım Tanrı gizemleri seviyor. Olaylar yeniden tekrarlanmadığı için,kelebek kanatlarını bir daha çırptığı zaman bile,pek çok etken farklı olacağı için ne olacağını bilemiyoruz.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/05/2010 :  02:02:15  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Sonradan..."Tanrı niye gizemleri sevsin ki" dedim kendime.
Hakikaten.
Niye sevsin gizemleri?


Determinizim "geleceği öngörüyormu -göremiyor mu "gibi birşey ise eğer..Geleceğin nedenlere bağlı olup olmadığıyla ne ilgisi var,geleceği öngördüğü ya da görmediği ile ..demekteyim?

Her geçen gün...Özgür iradenin sadece bir laf olduğuna inanmaktayım.
Ya da en basitinden şu sorunun yanıtını bulur isem eğer,özgür irade hakkında bir şeye ulaşabilirim belki:
"Tanrı kaldıramayacağı bir taşı mı yaratır yoksa taşı kaldıramayacağı zannınımı yaratır?"

Birde şu var tabi...
Ben yaratıldığıma inanır isem eğer,beni yaratan biri olmalı...Dolayısıyla yaratıldığıma dair inancm,beni yaratan bir yaratcıdan geliyor olmalı.
Yaratıcı olmasa di,yaratılan da olmazdı değilmi..
Öyleyse eğer,..Yaratıldığımı düşündüren bir yaratıcıyı yaratanda ben olmalıyım...

Edited by - pandora76 on 24/05/2010 02:06:48
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 24/05/2010 :  06:02:55  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote
quote:
Originally posted by pandora76


Öyleyse eğer,..Yaratıldığımı düşündüren bir yaratıcıyı yaratanda ben olmalıyım...



Bu cümlede ifade etmek istediğini anlayamadım. Belki de bir anda içinden öyle geldiği için yazmışsındır.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 24/05/2010 :  12:18:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ra: Sonsuzluk bilinçlendi,farkındalık başladı.İkinci adım bu idi.

"Sonsuzluk bilinlen-di". İşte buna takıldım Qaan.
Şöyleki:
Sonsuzluk geçmiş bir zamanda bilinçlendiğine göre,sonsuzluğun herşeyin başlangıcı olduğunu düşünebiliriz öyleyse.
Yani kaynak sonsuz. Dolayısıyla sonsuz, "yaratan" oluyor ve sonlularda yaratılan. Peki zamanın olmadığı bir yerde ya da durumda,önce sonsuz var-dı,sonra da sonlular diyebilirmiyim?
Oysa;sonsuz ve sonlular aynı an'da var olmuş olmalılar zamanın olmadığı durumda.

Başlangıcı olmayanın sonu-da olmaz:Yaratan
Başlangıcı olanın son-u olur:Yaratılan

Şimdi biz doğduğumuzu düşünür ise eğer,öleceğimizide düşünürüz dolayısıyla doğduğumuza inandığımız an yaratılan(sonlu) oluruz ama doğduğumuza inanmasaydık,öleceğimizide düşünmezdik dolayısıyla başlangıcı olmadığı için son-u olmayan,sonsuz(yaratan)olurduk.

Şimdi ben yaratılan olduğum için,beni yaratan biri gerekli ve dolayısıyla yaratıldığımı düşündüğüm sürece sürekli olarak beni yarattığına inandığım bir kaynak ve nedenler arıyorum ve dolayısıyla da"beni yarattığına inandığım bir yaratıcıyı yaratan ben oluyorum".
Enel Hak..der isem eğer...
Ben zaten zamanın olmadığı bir yerde zaten hep vardıysam eğer,nasıl yaratılmış olabilirim?

İç yoksa dış ta yok ve kenarlarda yoksa eğer buna sonsuz diyebilirim. Bu gerçekten iyi bir fikir bununla birlikte,
son-suz son-u olmayan/gelmeyen der isem eğer,içi dışı kenarı olmayan birşeyin nasıl son-unun olmadığını/gelmediğini düşüneyim?

İç-dış ve kenarların olmaması tanımı,bir nevi"hiçliği" ifade etmiyor mu? Bir şeyin varolması için,onu tanımlamamız gerekmiyormu? Hiç olanı sonsuz olarak nasıl tanımlayabilirim?

Dilimizden dolayı bu tür tanımlamalar yapmak durumundayız ve zaten herşey dilden ileri geliyor anladığım kadarıyla.

Şu kalem;
"Kırmızı,tahta kalem" diyorum tanımlamak için dili kullanıyorum doğal olarak.
Kaleme kırmızı değilde "mavi"desem,kalem kırmızı yazmayacak mı?
Herkes kaleme kırmızı diyor diye kalem ille de kırmızı kalemmi olacak?
Kalem kırmızı yazsın ama ben birşekilde ömrüm boyunca bu kaleme mavi demiş,böyle bilmiş olayım. Kırmızı rengi mavi diye tanımlayayım. Kalemin tanımı dışında birşey değişecekmi?
O hep kırmızı yazacak ama ben mavi diyeceğim..

Buradan nereye geleceğim.
Biz dil'i kullanarak tanımlıyoruz ama dil ile asla asıl tanıma ulaşamıyoruz!
Maharaj bu nedenle belki de gerçeğin sözcüklerle tanımlanamadığını ve dünyayı "olduğu gibi" göremediğimizi söylemişti.

Sonsuz gibi bir tanımda dilden kaynaklı olsa da,gerçeğin tanımına yetmiyor olabilir o zaman.
-----
0 dan sonra hangi sayı geliyor? 0.1,00.1,000.1,0,0001,0,000....1 mi..
Sayının 0'dan büyük olması durumunda,limit durumunda cevabı 0 deniyor.
---------
Yani sadece limit durumunda ama tam olarak 0 değil! Belkide herşey 0 sayısında gizli.


Uzayda bile bir boşluk enerjisi var diyor bilimadamları. Kuantum kuramı boş uzayda bile kuantum titreşimlerinin var olduğunu söylüyormuş.

Peki uzayın dışında ne var? Karadeliklerde ne oluyor? Ölüme yakın deneyimlerde sözü edilen beyaz ışık kardeliklerden mi geliyor? Yoksa ruhların gittiği yer orasımı? Ra'da karadeliklerden bahsediyordu sanırım bir yerlerde.

İyi-kötü,siyah-beyaz,sonsuz-sonlu,fizik-metafizik...
Sanırım Ra bilgilerinde okuduğum birşeydi: Fizik ve metafizik aslında birbirinden ayrı gibi düşünmeyin gibi bir anlama sahipti.

Takyon fiziği ilginç.

----------

Kuantumun keşfi ile ilgili konuları bir çok yerde okuyabiliriz. Fakat benim size anlatmak istediğim çok daha farklı bir konu var aslında. Kuantumun bizim hayatımızdaki yeri ve önemi. Kuantum elbette klasik Newton fiziğinden farklı. Yani, Newton fiziğine göre “kesinlik” bilgisinin yerini “olasılık-belirsizlik” bilgisi aldı. Newton fiziğine göre, hız sonsuz, zaman ise mutlaktı. Oysa Einstein, bizim evrenimizde ışık hızından daha hızlı bir hızın olmadığını, ve ışık hızında zamanın kısaldığını ortaya koymuş, günümüzde de bu deneylerle ispatlanmıştır. Bizim evrenimiz diyorum çünkü, maddi evrende en yüksek hız ışık hızı, ışık hızından sonra bildiğimiz SOMUT evrenin aksine SOYUT evren olduğu ortaya kondu. Soyut evrenin yapı taşları olan Takyonlar keşfedildi. Bilaniuk, Takyonların ışık hızından milyonlarca kez daha hızlı gittiğini, fakat hızları düşünce ve ışık hızına yaklaştıklarında ise takyonluktan çıkıp kaybolduklarını ortaya koydu.

Maddi evrenimizin yapı taşları kuantlar soyut evrenin de yapı taşları Takyonlardır. Takyonlar kuantların aksine parçacık halinde değil, bütünsel tümel yapıdadırlar. Takyonları oluşturan sonsuz enerji noktasal değil bütünseldir. Zamanda ters yöne hareket ederler. Bizim zaman anlayışımız geçmişten geleceğidir. Takyonlar gelecekten geçmişe doğru hareket ederler. Onların evreninde hız, zaman ile ters orantılıdır. Yani hız arttıkça zaman yavaşlar ve durur.
-----------

Metafizik fizikten önce var-dı gibi düşünürsem eğer,fiziğinde metafizik tarafından yaratıldığını düşünebilirim. Oysa herşey aynı an'da mevcut olmalı!

Ben şu an bu yazıyı yazıyo-rum ama aslında an'da,klavyeye sonsuza dek yazıyor olmalıyım!
Yani senin soruyu sorman "nedeniyle"yazmadım oradan bakılınca. Ve böylece yaratan-yaratılan bir oluyor olmalı; diye düşünmeye başladım bugünlerde.


Belki de fraktallar iyi bir açıklama olabilir. Fraktala bir örnek:"Eğrelti otu".

Fraktalların her parçasından sürekli olarak benzer parçalar oluşuyor ama normal yapılardada benzer parçalar olmasına karşın, parçaları birbirinden oluşmuyor.


Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 29/05/2010 :  13:22:12  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
O hep kırmızı yazacak ama ben mavi diyeceğim..
........

Daha doğrusu kalem ne renk yazıyor ise o ama diğerleri kırmızı, ben mavi dediğim zaman aynı rengi algılıycaz ve sorun olmayacak bu farklı tanımlamalarımız.

Bugünlerde hep bu konuları düşünüyorum. Kafam karışık çünkü.

Mesela,özgür irademizin olmaması özgürlüğüne sahip değiliz.
Meleklere verilmeyen iyi ya da kötüyü seçme şansına sahibiz. Sorun şu ki,bizlere özgür iradeler 'verilmiş'. Verilmeseymiş,özgür olamazmışız.

Yani bizlerden üstün bir irade,özgür olup olmayacağımıza karar verirken,nasıl irademden söz edebilirim tam anlamıyla?

O nun iradesi olmuş,bizim irademiz değil!

Zaten biz dediğimiz kimdir,nedir?

Edited by - pandora76 on 29/05/2010 13:30:36
Go to Top of Page
Page: of 3  Topic Next Topic  
Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.39 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits