Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 29

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/10/2008 :  14:23:45  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Bu şu anki, ikiyüzlülük.80 lerde, yeni doğana anne sütü bile verdirmediler, yetersiz diye.Bir doğa düşün ki, yeni doğanı besleyemeyen bir süt üretsin.????Mamalarla beslediler çocukları, kaldı ki, bebekleri olanlar bilirler, mama ilk verildiğinde alerjik reaksiyon gösterme olasılığı yüksektir.Anne sütünün ise alerjiye sebep olduğunu hiç duymadım.Bunun gibi bir çok örnek var.Mısır özü, çiçek yağı diye bize kakaladıkları yağlar, ısıya dayanıklı değiller.Isıya maruz kaldıkları zaman, moleküler yapıları değişim gösteriyor ve vücut için zararlı olan trans yağlarını oluşturuyorlar.Onu da geçtim, yıllarca kollestrolsüz diye bitkisel yağları kakaladılar bizlere, oysa bitkisel yağda kollestrol olmaz.:)Elbette ki tüm bunlarda, kendine hizmet politikası görüyorum.Aslında her politika, kendine hizmettir.:)Para olarak adlandırdığımız maddeyi, Kh olarak yaşayabilme potansiyelimizi ateşlemek için kullanıyorlar.Çünkü, bugün para herşey demek.

"BH kendini hiç düşünmemektir veya kendine hiç odaklanmamaktır" arıyorum demişsin.Ben de bir kontrol ettim celseleri, buna yakın bir söz Laura tarafından söyleniyor.
------------------------------------------------------------------
S:(F) Evet, bunu duymuştum. (TR) Her zaman bir sürü insan kayboluyor. (L) Ama bunun o kadar çok olduğunu sanmıyorum... (F) Ama olmuş. (J) Bazen insanlar kayboluyor ve bir daha onlardan hiçbir haber alamıyorsun. (F) Ani bir ışığın gelmesiyle insanların aniden ortadan kaybolması gibi olaylar var; aniden bir ışık ortaya çıkıyor ve puf! (TR) Kendi kendine yanma olayları gibi... (F) Hayır... (J) Kendi kendine yanma gibi değil çünkü o durumda beden kalıntıları duruyor. (F) Bir grup insan birlikte otururken aniden çok şiddetli bir ışık meydana geliyor ve kişilerden biri kayboluyor. (L) Bir daha ortaya çıkmıyor mu? (F) Hiç! (TR) Bunu sormak istiyorum, daha önce sorulduysa biri beni durdursun, tam BH profili nedir? (L) Kendine tamamen ilgisizlik.
C: Evet.
-------------------------------------------------------------------------------

Edited by - kurby on 28/10/2008 14:26:25
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/10/2008 :  16:32:51  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Arkadaşlar kafama bir şey takıldı.Ön türkçede, Orhon kelimesi, OR-H-ON(OR/RA=Yüce, büyük ON=Güneş ya da evren)açılımı Yüce OK Halkı olarak.Bu bilgi ışığında, Orion ya da Orion kelimelerini de, OR-Y/I-ON yani yüce güneş ya da yüce evren olarak açıklanmaz mı?

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 28/10/2008 :  20:04:36  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tiversonus

Eskiden cinsel ilişkide yada hamile kalma olasılığının istendiği durumlarda dualar okurlarmış ve şeytan etkisi olmasın diye, hatta özel dualar da var islam literatüründe bildiğim kadarıyla...

Ancak sanırım bakırın iletkenliği ile topraklanmayı sağlamak amaçlanıyor kertiş gruplarının enerji emilimini durdurmak için, tabi bu arada bakır teli elektronik eşyalara önerilmiş, cinsel ilişki için size islami dualar bölümünü tavsiye ediyorum...

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 29/10/2008 :  17:35:01  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
"Hidrastis kökü(golden seal): Dokularin kronik veya siddetli yangisi(iltihabi) durumunda, örnegin sinüzit, saman nezlesi, allerjiler, gastrit, mide ülseri, kolit, ishal, bogaz agrisi, bademcik iltihabi gibi rahatsizliklarda yangiyi azaltir. Ates düsürür, bagisiklik sistemini güçlendirir. Zehirli oldugu için dikkatli kullanilmalidir."
nette bulabildğim tek bilgi bu.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 29/10/2008 :  18:01:43  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby(üstat kurby),

Ya arkadaşlar, Başkalarına Hizmette(BH'de) hiyerarşi olmaz, bizler sadece aynı aile üyeleriyiz, üstat lafını duyunca bir şeyler yazamaz oldum, yanlış olur diye, lütfen hiyerarşi içeren kelimeler kullanmayalım, sevgili ışık ailesi üyeleri kardeşlerim...Sevgili kurby, semboller2in arkasındaki bilgileri anlamak gerekir, bahsettiğin konuyu anlamak için:

***********************
(Alıntıdır)

Semboller

İnisiyeler tarih boyunca gizli bilgileri aktarmak için sembollere baş vurmuşlardır. Bu şekilde semboller efsanelere, kutsal metinle ve menkıbelere işlenmiştir. Onların anlamını bilenler, onları deşifre ederek gizli anlamlarına kavuşmuşlardır. Ayrıca, harfleri sayılara, sayıları harflere çeviren çeşitli şifreler, çeşitli kavramları ifade eden geometrik şekiller, piktogramlar ve ideogramlar geliştirilmiş, her nesneye ve canlıya çeşitli mecazi anlamlar verilmiştir.

Semboller basit veya karmaşık şekillerden meydana gelebilir. Bunlar, sayı, harf, geometrik bir şekil, doğadaki bir canlı, eşya veya bunların birleşimlerinden oluşabilir. Hepsinin üzerinde bir düşünce gücü yüklüdür ve kesinlikle rastlantısal özellikler taşımazlar. Semboller ilgisizlere fazla bir şey ifade etmezler. Fakat, anlayanlara ifade ettikleri manalar çok derindir.

Semboller, farklı tecrübe düzeylerine ulaşmamızı sağlarlar; ki onlar olmadan bunlar sonsuza dek bizlere kapalı kalırlardı; çünkü onların bilincine bile varamazdık. Sembollerin temel işlevi, farklı şekillerde ulaşılamaz hakikatlerin düzeyine varmaya ve hiç düşünülmemiş bakış açılarını insanların anlayışına sunmayı sağlar. Sembol her zaman beşeri varoluşu yükümlülük altına sokar ve aynı zamanda anlık gerçeği patlatarak bir anlam yükler.

Sembolizm, bir düşüncenin veya olayın sayılar ve şekillerle anlatılmasıdır. Bir açıdan kullandığımız harfler ve rakamlardan tutun, etrafımızda gördüğümüz geometrik şekillerde, doğanın yarattıklarında ve oluşlarda dahi sembolizmi görebiliriz. Fakat bizler genellikle bunları taşıdıkları anlamlardan çok, karşımızdakilere bildiklerimizi aktarmak için kullanırız. Oysa her harfin, rakamın, geometrik şeklin taşıdıkları anlamlar ve enerjiler vardır. Sembolizmin en önemli yanı, bir sembole yüklenen anlamın yıllarca değerini kaybetmeden korunabilmesidir. Fakat bunun bir kötü yanı da aynı sembole gerçek anlamından veya daha doğrusu esas kullanım amacından farklı anlamlar yüklenerek kullanılmasıdır. Bu nedenle semboller ile uğraşırken dikkatli olmak ve gerçeği araştırmak gerekebilir. Fakat sembollerin gerçek anlamları ne kadar saptırılmaya çalışılırsa çalışılsın mutlaka birileri tarafından hep doğru olarak bilinir ve korunur.

Semboller içimizdeki mevcut olan ve ancak sezebildiğimiz hakikatleri somutlaştırabilmemizi sağlar. Gerçekten de sembol insanın içinde hissedip de tam olarak tanımlayamadığı için dile getiremediğinin dışarıya yansımasıdır. Semboller dış dünya ile aramızdaki ilmi aşan hakikatleri, örtülü ince bağları kavramamıza yardımcı olur, ezoterizme nüfus etmemizi sağlar. (Bunu da belirtmekte yarar vardır: Sembolizm doğal olarak ezoteriktir, fakat ezoterizm her zaman sembolik değildir.)

Sembolizm başlangıcı çok eski çağlara uzanmaktadır. Bir takım kavramların başkalarınca da anlaşılabilir olmalarını sağlamak maksadıyla kelimeler, işaretler, sayılar, jestler, yazılar, bazı hareketler ve özel ritüeller bu maksatla hep kullanılmışlardır.

Sırların evrensel dili olan sembolizm; gizleyerek açıklar, açıklayarak gizler. İnsanlar binlerce yıldır, bir düşünceyi izah etmek için birçok yollar denemişlerdir. Bir düşüncenin anlamını, kademeli şekilde insanların anlayışlarına ve olgunluklarına göre birtakım kalıplar içine koyup sunmuşlardır. Özellikle ezoterik, gizli tutulması gereken birçok bilgi sembollerle anlatılmıştır. Yani doğrudan doğruya bir düşünce, bir bilgi izah edilmemiş, üstü adeta örtülerek bohçalandıktan sonra aktarılmıştır. Sembolizmin bilimsel metotlarla işi yoktur. Bilim cevap arar, sembolizm ise soruları arar. Yani sembolizmde sorular önemlidir.




Evren, bir matematik ve geometri düzeni içinde hareket eder. Astronomi, fizik ve bilim dallarıyla ilgilenenler evrenin mükemmel bir ritmik düzen içinde hareket ettiğini, yaşadığını gayet iyi bilirler. Tanrının varlığını bu mükemmel düzen içinde görmek mümkündür. Çünkü O’nun varlığına inanmayan bilim adamları bile, en son teknolojiyi kullanarak elde ettikleri bulgularda, evrenleri yaratan yüce bir gücün varlığını hissetmeye başlamışlardır. Bu güce kimileri Allah, kimileri God, kimileri Dieu, kimileri Evrensel Zeka, kimileri ise başka adlar verebilir. Ama bu mükemmel matematik ve geometrik düzeni kuran güce ne denirse densin varlığı inkar edilemez. Masonlukta bu yaratıcı güce ‘Evrenin Ulu Mimarı veya Geometri Üstad-ı’ denilmektedir. Masonlar evrenleri yaratan ve mükemmel bir şekilde işleten enerjiyi tanımlamak için bazen sembolleri kullanırlar. Bunu, çok daha eski yıllarda yapan bir takım kadim uygarlıkların varlığından da söz edebiliriz.

Semboller bilimi, değişik realite planları arasındaki, görünmez alemle görünür alem arasındaki benzeşime dayanmaktadır. Sembolizme göre, yüksek düzenin realitesi, daha aşağı seviyedeki bir düzenin realitesi, daha aşağı seviyedeki bir düzenin realitesi ile temsil edilir. Ama bunun tersi olamaz, bir sembol daima, en azından bir üst anlamı ifade etmek için mevcuttur, varlık sebebi budur. Tüm evren tam bir ahenk halindedir ve “Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki de yukarıdakine benzer” Dolayısıyla beş duyumuzla algılayabildiklerimizin tümü, aslında görünmez alemin bir sembolü durumundadır. İnisiyeler bu gerçeği gayet iyi kavramışlar ve bir takım ökült prensipleri, yasaları, beş duyunun algılayabileceği bir şekilde ifade etme yöntemini kullanırken de, her varlığın realitesine hitap edebilecek hüneri göstermişlerdir. O işareti, o resmi, o tiyatro oyununu, o şiiri, o edebi eseri, o halk masalını vs. Herkes kendine göre yorumlayacak ve bir anlam çıkaracaktır.

Semboller, sonsuzluğa yönelmemiz hususunda bize sevgiyle yardım ederler. Zira, sonsuzdan geliyoruz ve şu dünyadaki yolculuğumuzu sonsuzluğa doğru yapıyoruz. Ve işte semboller, zamanın ölçüsüzlüğünde yolumuzu kaybetmemize mani olan yol gösterici levhaları, koruyucuları temsil ederler.



··············oOo··············

Kaynakça:
Cihangir Gener, Ezoterik –Batıni Doktrinler Tarihi

Ergün Arıkdal, Gizli Öğreticilik

Fernand Schwarz, Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi

Kemal Menemencioğlu, hermetics.org

Reşat Güner, Ökültizm; Tarih Boyunca Gizli Bilimler


***********************************************


Akıl/beden/ruh bir bütünlük oluşturur, aralarında sadece bir tanesini seçip o parçanın üzerinde çalışmak dengesizlik doğurur, yani fiziksel bedendeki bir sapmayı(hastalığı) tedavi etmek için elbette doğadan, fiziksel olan maddelerden yararlanacağız, ancak bu bütünlüğü her zaman gözönünde tutmalıyız (akıl/beden/ruh) bütünlüğünü...İşte o zaman dengeli bir varlık Bir'in yasasına göre veya Bir'lik Yasası'na göre olabiliriz...

Sevgili damdam sizinle ''atışma'' işim bitmedi, daha ''tri'' hakkında kafakarışıklığı yayan kanallara değinmedik, yani dünyanın girmekte olduğu 4. yoğunluk yerine söylenen ''tri'' kelimesi...Bu hakkımı saklı tutuyorum.

Selamlar, Sevgiler...

Not:Sevgili kurby' nin aliminyum folyo hikayesi aklıma gelince benimde bir ''aliminyum'' hatıram var: Bir tıp doktoru olan kişinin yazdıklarını okuduktan sonra, negatif enerji ile anlattıklarını, bende mutfağa gittim ve tavuk sarılan aliminyom folyodan kestim ve pc başına oturduktan sonra, ayaklarımın altına, fayansa gelecek şekilde (ayaklar çıplak tabii ki), üzerine basar vaziyette oturdum ve bir saate yakın zaman sonra acayip şekilde esnemeye, rahatlamaya başladım ve o gece müthiş, nefis bir uyku uydum:)) Sevgili kurby, folyolarla sadece sen çalışmamışsın bak:)))

Aslında, evin cihazlarını neden topraklıyoruz isek, mantık aynı, modern(!) topraktan uzak toplumda yaşamı şöyle bir düşündüm ,ya biz toprağa hiç temas etmiyoruz.!!!

Edited by - Tiversonus on 29/10/2008 18:39:56
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 29/10/2008 :  18:48:16  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Hhahahahahaha!Farkında mısınız bilmiyorum ama, soru başka yerde, cevap başka.Kendimizi iyice dağıttık biz, yahu!Lauraya döndük!:)))))Bu neye benziyor bilir misiniz?Bir soru sorup, cevabını herhangi bir zamanda yolda yürürken, markette alışveriş yaparken, birine kızıp söylenirken bulursun ya(ampül durumu), hah!işte aynen bunu yaşıyoruz şimdi.Vay, bizi takip edenlerin haline!:))))

Ve evet, üstat kelimesini adımın yanında görmekten hoşlanmıyorum.Küçük bir çocuğa giydirilmiş, tonlarca ağırlıktaki kaftan gibi duruyor.Çokk ağııır!

Ve yine evet!bu tri hakkında benim de şaşkınlığım var, -mono-di-tri-tetra diye gitmiyor mu?Niye tri, ayrıca tridine kim bandı????????

Ayrıca sorum şu idi:Başka bilgilerde, kuş varlıkları üzerine bilgi var mı?Rastladınız mı hiç?(Taşımak zorunda kaldım:)))

Arkadaşım sen de benim gibi yazıp, yazıp ekleme yapıyorsun, arka arkaya mesaj atmamak için de ben de aynı şeyi yapıyorum.Topraklanmadığımız doğrudur, o nedenle vızır vızır titreşiyoruz.:))))Sonra da, kertler yapışıyor doğal olarak.:)))Ama fikir iyi, denemekte fayda var.:)))Bir de damdama uyup
ayakkabımın üztünden sarkan bir bakır tel bağlayacağım ayak bileklerime!
Eyyy!Yüce delilik!Gel gör beni, celseler neyledi!

Edited by - kurby on 29/10/2008 18:56:31
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 29/10/2008 :  19:15:31  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby,

''Kuşlar'' ve ''YILanlar'' enlil ve enkil kardeşlerin hikayesinde var ve tabi ki eski mısırda, anacak bu konulara girersek, zor çıkarız diyorum.

Bak zaten hiç bir ''din'' bizim gibileri içine almadı; sorgulayan, soran, felsefeler bize ''dar'' geldi, bak sonra ''kuş olup uçarsın'' alimallah, benden söylemesi...

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 29/10/2008 :  20:35:31  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Neyse, bu kuş figürünün sebebi de çıkar bir gün karşıma, teşekkürler!

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 29/10/2008 :  23:20:50  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Trialite ile ilgili Üstat Bedri Ruhselman ın celselerinde var diye hatırlıyorum, bu bilgiyi benimde dahil olduğum bir sohbet sırasında bedri beyin oturumunlarına katılmış bir kişi, ismini hatırlıyamıyorum söylemişti, bende bu formda görüşü olan varmı diye yazdım zaten...

Sevgili kurby hiçolmazsa siz nihayet kabloları takacak yeri buldunuz, tiversonusa kalsa hala düşünüyor tavukları çıkartıp ayaklarını alamünyuma koymuş Allah kimseyi böyle meraklı yapmasın derim.....

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 29/10/2008 :  23:54:12  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam, ya sen budur.com da Kasyopya'lılar var onları hiç okumaz mısın, Kasyopya Celselerinde vallahi başka kanallarda olmayan bilgiler var, bak yemin bile ettim...Ayrıca, ''aliminyum'' meselesi tamamen yüksek Kuantum Teknolojileri ve Elektro Manyetik bir mevzu, zaten öneriyi veren doktor da 15 yıllık doktor olduğunu söylüyordu (ama saçları niye bob marley gibiydi pek anlamadım), daha sonra bak icat edilirse şaşma ayağımızın altına kablolu bir alet koyarak ''topraklama'' yapabiliriz, eskiden, 5 yaşında iken sensörlü su musluğunu ben icat etmiştim, ellemeden açılanını diyorum, neyse geceniz mutlu olsun...Selamlar...

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/10/2008 :  00:33:51  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Aslında gırgır şamata yapıyoruz ancak, topraklanmanın bir yolunu bulmak gerek.Parka gidip çıplak ayakla gezmek en güzeli de, onu da yapamıyorum, tembelim biraz.Piyasada tabanında metal aksam olan ayakkabılar var, biliyorum.Topraklayan ayakkabı.:))Ancak benim gibi, yağmurda şemsiye bile kullanmayan biri, bu işleme ne kadar güvenir bilmiyorum, kaldı ki, anahtarlar dahi elimde kırılıyordu bir ara, kapı açarken şimşek çaktırıyordum.:))))Ama aliminyum güzel fikir, enerji tepemde toplanmaya başladığında(kronik baş ağrısı) denenebilir bir yöntem.
Sevgiyle kalın!

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  08:47:50  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Alümiyum veya bakırın özelliği iyi iletken olmaları. İletken deyince sadece elektrik geçiren anlamında düşünmeyin. Örneğin faraday kafesi (veya saatlerimizin arkasındaki çelik kapak) sırf içeri manyetik alan girmesin diye yapılır. Çünkü elektromanyetik akılar da gidebileceği en az dirençli yoldan gitmek ister. Hava onlar için aşırı dirençlidir, bu yüzden gdip metalin içinden akmayı tercih ederler.

Bence topraklanma denen olayın temelinde başka şeyler var. Bedendeki enerjilerin normal akışı genelde yukarı doğrudur. Biz bir şeyi istedikçe, yapmaya çalıştıkça, düşündükçe aşağıdan yukarı enerji çektiğimiz için böyledir bu. Ama bu yukarı akış fazlalaşınca sorun çıkarır, çünkü denge bozulur. Başağrısı ve ateş gibi. Aslında çoğu rahatsızlık sıcaklık/ateşle kendini belli eder. Bunun sebebi ise henüz yeterince açılmamış enerji yollarından fazla enerji geçmeye çalışıp dirençten dolayı ısının artması (tıpkı bir elektrik telinden geçen akımın onu ısıtması gibi. Aslında dünyadaki küresel ısınma da bence bundan. İnsanların olumsuz/uyumsuz düşünceleri dinyanın enerji alanlarını tıkıyor, böylece enerji rahat akamadığı için ısı yaratıyor).

Topraklanma denen şey aslında yukarı doğru olan fazla enerjiyi dengelemek üzere aşağı doğru ayaklardan toprağa çıkan bir akım yaratmak için. Ama bunun için toprağa basmak bence faydasız hatta tam ters etki yaratabilir. Ayaklarını sıcak tut başını serin diye bir laf var bilirsiniz. Ayaklarınız soğuksa oaradan fazla giriş vardır. Toprağa basmak da olasılıkla böyle bir etki yaratabilir. Önemli olan yukarı ve aşağı olan akışları dengelemek.


Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  09:12:51  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bir de şu "hepimiz orion yapımıyız" olayı ile ilgili düşüncemi söyleyeyim. Bu söz fazla abartılmış veya genellenmiş ("hepiniz kh'sınız" örneğindeki gibi).

Neden derseniz, sistemin ana işleyişine ters. Şöyle ki her logos (güneş) kendi galaksisinin yerel şartlarını kendi özgür iradesi ile seçiyor, hatta varlık biçimlerini tasarlıyor vs. Yani bu güneş sistemindeki tüm varlık biçimlerinin ana tasarımı zaten güneşe/logosa ait. Sonrasında oyun başlıyor. Ve logoslar kendi altbenliklerine bu deneyim alanını gene kendi çizdiği sınırlar dahilinde deneyimlemelerine izin veriyor (enerji bedenleri arasındaki ilişkiler, bunların geçirgenlikleri falan hep logosun seçimleri veya kendi koyduğu kısıtlamalar. Bu kısıtlama ve perdeler olmasaydı direkt aydınlanmak da mümkün olabilirdi, veya özgür irade seçeneğinin olmadığı önceki yaratılışlardaki gibi birliğin ve logosun farkında olmak).

Şimdi şuna bakalım. Orion nere bizim güneş sistemimiz nere? Orionlu varlıklar buradaki varlıkları biçimleyecekler öyle mi? Evet müdahale tarzında birşeyleri değiştirmiş olabilirler ama bu asıl tasarımı boşa çıkarmaz, daha da önemlisi bizim logosun/güneşin izin verdiği kadardır. Bizim logos ve onun yüksek derecede gelişmiş alt benlikleri eşşek başı değil ki, oradan buradan uzaklardan bir başka logosun altbenlikleri kafalarına göre at koştursunlar? Bunlar hepsi buna izin verildiği için ve verildiği oranda oluyor. Eğer kafanızdan genel olarak 'korunma' kavramını silmeye çalışan sözlerle karşılaşırsanız bilin ki, aslında 'yaratanın varolmadığını' söylemekle eşdeğerdir bu. Size bakan/koruyan/gözeten bir üst bilinç/bilinçler yok, terkedildiniz, herkes kendi başının çaresine baksın duygusunu oluşturmaya çalışmakla eşdeğerdir bu.

Genelde bu negatif saldırılar mevzu bahis olunca ortalığa bırakılmış kurbanlık koyunlar gibi varsaymamız isteniyor kendimizi. Evet biz ikinci derece varlıkları asıp kesiyoruz, ama biz 2 ve 3. derece olarak perdenin kalkmamış olduğu dereceleriz. Hayvandan çok da farkımız yok aslında (kendi potansiyelimizi keşfedemediğimiz için). Bir hayvan bize saldırıp yok edebilir bile. Ama 3 ve 4 için aynı şeyi söyleyemeyiz, veya daha üst boyutlar için. Aynı şey bizim için de uygun görülseydi karantina diye birşeye gerek kalmazdı ve uygulanıyor olmazdı değil mi?


Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/10/2008 :  09:39:37  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by oe_

Alümiyum veya bakırın özelliği iyi iletken olmaları. İletken deyince sadece elektrik geçiren anlamında düşünmeyin. Örneğin faraday kafesi (veya saatlerimizin arkasındaki çelik kapak) sırf içeri manyetik alan girmesin diye yapılır. Çünkü elektromanyetik akılar da gidebileceği en az dirençli yoldan gitmek ister. Hava onlar için aşırı dirençlidir, bu yüzden gdip metalin içinden akmayı tercih ederler.



Sevgili oe, iletken maddeler,enerjiyi önce kendine çeker ve sonra iter.Bu nedenle, iletkenle kaplı maddenin içerine herhangi bir frekans geçmez.Reich'in orgon akümülatörü de bu bilgi üzerine kurulmuştur.İletken maddenin dışına organik madde ile kaplama yapılır, iletkenin çekip bıraktığı enerji organik madde tarafından tutulur.
Ayrıca, topraklanmada, senin dediğin gibi sadece beden elektriği ile ilgili olsa, amenna!Ama maruz kaldığımız manyetik alanlara, kötü enerjilere bakınca kesinlikle topraklanmamız gerekiyor.Bir yüksek gerilim hattında oturmuyorsanız da, GPRS anteniniz olmasa da, herhangi bir elektrik santralinin yanıbaşında olmasak da doğada serbest olarak dolanan, ve canlı doğasına zarar veren bir çok elektromanyetik alan var.Herşeyden önce, pc, cep telefonu ve televizyon kullanıyoruz.Cep telefonu ile mısır patlatılabiliyor, bizzat denedim.Serin tutmamız gereken başımızı, niye ızgaraya yapıyoruz?
Bir arkadaşımla konuşurken, Çernobilden sonra doğan büyük kafalı bebeklere laf geldi.İşin aslı o değil dedi.Onlar Çernobil patlamasından önce de vardı.Hem de taaa Bulgaristandaki dağ köylerinde.Etki alanını düşünebiliyor musunuz?Kertler, sürüngenler, saldırılar bir yana(ki gerçek sürüngenleri dün Treviosus değil Tiversonus-özür dilerim- belirtmiş), maruz kaldığımız, ve adına ilerleme denen bir enerjinin tam ortasındayız.Dünya şu anki teknoloji ile tam bir yıkıma gidiyor.İnsanlık tam anlamı ile KH.Belki de, BHlerin, bizimle iletişim kurması sadece bu yıkımı önlemek, bizimle bir ilgileri yok.Dünya 4. yoğunluğa geçtiğinde, üzerinde yeni varlıklar yaratmak için önemli!Çünkü, dünya önemli bir yerde imiş.Ben onların yalancısıyım!:)))

Edited by - kurby on 30/10/2008 11:59:59
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/10/2008 :  11:19:31  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Selamlar, Sevgiler...

Sevgili oe, sizin açıklamalarınız veya benim açıklamalarım ''kanal''bilgilerine dayanıyor, dolayısı ile ''hepimiz adem ile havva yapımıyız'' demek gibi bunu doğrulamanın imkanı yok, ama şunu söyleyebilirim Orion bir ''bölge'' olarak KH ve BH bölgesi ve bu bilgiyi Kasyopyalı'lara fikri bağlılığımdan dolayı söylüyorum, yoksa kimse bunları ispat edemez, dolayısı ile tartışmak fazlaca gereksiz, biliyorum siz de Ra Bilgileri' ndeki bilgilere dayalı söylüyorsunuz. Yalnız Venüs gezegeninin güneş sistemine sonradan jüpiter tarafından girdiğini söyleyen eski bilimadamları var, bunu belirtmek isterim, bu ''çağrışım'' yapacak bir iddia.

Ünlü bir firma ''fişe/prize'' takılan yatak üretip satmaya başlamışbile, hem de patentli, ayrıca bir saat satıyor japonlar EM dalgalarını dengelemek için sanırım (pulse) gibi bir şeydi, ayrıca bir çok futbol klubünün kullandığı ''manyetik yatak'' var...Bunlar sadece sonradan aklıma gelenler.Ayrıca dünyada Kanser hücresi taşımayan nadir canlılardan biri ''köpekbalığı'' dır ve asla bir çiftlikte yetiştiremezsiniz.

Bir de ben yıllarca arabayı, cam kısmından kapatmış, bir berberi çarpmış, bir adamdım, sonralarda evde kesinlikle çorap giymeme ile bu sorunu aştım. Fikirlerinizi merak ediyorum.

Size sormak istiyorum,Carla Rueckert Ra 'dan sonra konfederasyon üyeleri ile temasa gir dimi, yani kanalladı mı? Bunun hakkında bilginiz var mı? Bir de siz ''sağlık sektörü'' nde misiniz?

Selamlar, Sevgiler..

Edited by - Tiversonus on 30/10/2008 12:20:07
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:19:35  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Arkadaşlar yazıma dikkat ederseniz, topraklama yapmayın veya bu yararsızdır, denmiyor. Bedende statik elektrik olarak biriken şey de bedendeki enerji türlerinden biri. Toprağa deymek bu yükü boşaltabilir. Ama bu kadar kolay boşalmayan başka enerji türleri de var. Ben genel biçimde arkasındaki prensibe dikkati çektim. Eğer genel olarak bedende yukarı akış değil de aşağı akış olsa idi, topraklama değil de 'göklendirme' yapmak peşinde olacaktık belki de. Söylemek istediğim bu sadece.

Sevgili Tiversonus, haklısınız çeşitli iddialar olabilir. Ama aklın işlevi zaten her çeşit iddiayı süzmek/değerlendirmek ve bütünleştirmek değil mi? Eğer bu iddiaları hep onların belirdiği eşit düzeyde tutarsak bunlar bilgi değil sadece kafamızın içinde boşlukta dönüp duran (doğru olup olmadığını bilmediğimiz) informasyon parçaları olur. Dikkat ederseniz ben sadece "öyle değil böyledir" demedim. Arkasındaki logos prensibi ile ilişkisi açısından bir bütüne oturtmaya çalışıyorum. Bu açıdan Venüs sonradan mı girmiştir girmemiş midir bilemem, ama bildiğimi düşündüğüm şey logosların izni dışında birşey olmayacağıdır. Onlar bu galaksilerin/güneş sistemlerinin lokal tanrıları gibi birşey. Yoğunluk derecelerinin üstünde ve tüm bu yoğunluklara fırsat veren/olanak yaratan şeyler.

Köpekbalığı olayını anlamadım.

Sağlık sektöründe değilim, sadece meraklı biriyim. Carla Ra'dan sonra Quo diye bir grupla çalıştı. Ama transa girmeden. Bana aynı tadı vermediği için takip etmedim pek.


Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:22:32  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Özür dilerin üskat!:)))
Venüs ile ilgili şu bilgiyi verebilirim.Venüs, sistemimizdeki diğer gezegenlerin tersine döner çevresinde.Ve jüpiter mars arasında bir gezegenin tortuları vardır.Astroid kuşağı olarak adlandırılan.:)))Nasıl bir değişim koca bir gezegeni yok eder ki!:))Bu da muamma!

Gelelim topraklanma sorununa, çarpma ve çarpılma, hatta ışık ve ses çıkarma konusunda yalnız olmadığımı bilmek sevindirici.Ama dikkat ettim ki, ben yazın değil, kışın çarpılıyorum.Nedeni ise, yazın yalınayak gezme sevdam.Bugün, bir deney yapacağım.Alüminyum folyoyu yere serip üstüne bir süre uzanmayı deneyimleyeceğim.:))Sizlere sonuçları yazarım, yazmamışsam bilin ki, müthiş bir gevşeme nedeniyle yerden kalkamıyorum.:))))Aklıma geldi, benim hurafe diye nitelediğim bir söz vardır bizim ailede.Çorapla yatılmaz diye, can çıkmazmış(kim ister ki).:))Asıl enerji çıkmaz demek sanırım bu, bunu da şimdi çözdüm.İlahi atalar, siz ömürsünüz!
Sağlık sektöründen değilim, sadece bir zamanlar genetikçi olma hayalleri olan ve bunu doyurmak amacıyla bu tür bilgileri sürekli araştıran biriyim.:)))Babamın rahatsızlığının da etkisi büyük oldu, şimdi saldırıyorum bilgilere.
Dün kaskopyalıların verdiği şu bitkiyi araştırdım, Kendisi zehirli imiş.Bunlar ne yapmaya çalışıyor diye sormadan da edemedim.Ancak Saraçoğlu hocanın kitabında yer alan bir bitki.
Lauranın dil kökeni ile ilgili araştırmalarına katkı olsun diye, dillerin kökü ile ilgili araştıma da yaptım.Güzel bir site buldum.(aslında bunu Lauraya göndermek lazım, ama türkçe olarak:))Prof.Dr.Haluk BERKMEN diller ile ilgili harika bilgiler veriyor.Resim eklemeyi başardığım an, buraya kopyalamayı istiyorum.Bunun için de önce solucanları pcden defetmem gerek.:))))Ön türkçeyi araştırmanızı isterim, bilgiler müthiş.İnsanın aklına, dünya nasıl bir kıta dizilimine sahipti de, ya da ne oldu da insanlar bir noktadan tekrar yayılma ihtiyacı duydular gibi sorular geliyor.Kaskopyalıların verdiği bilgiler, (bilgiler doğru ya da değil, bunun bir önemi yok), bana güzel kapılar açtı, çeviri yapan arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.

Sevgiyle kalın!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:29:00  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe,

Tartışma değil belki, sadece fikirleri ''ortaya dökmek'' biçiminde benimkisi. Ayrıca yeniden fikir belirtiyor olmanız bence bir kazanç, köpekbalığı kanser ile ilgili dünki açıklamalara bir ilaveydi sadece, ayrıca açıklamalarınız için teşekür ederim(dünkü), ama açık yüreklilikle şunu düşünüyorum, sadece ama sadece Ra bilgileri üzerinde fikir yürütmenizi eksik bıluyorum, mesela ((şu kanal da şu verilmiş)) şeklinde bir ifadenizi hatırlamıyorum, yani ya kanal bilgilerine hiç mi hiç itibar etmeyeceksiniz tamam bu olabilir, genel de insanların çoğunluğu böyledir zaten ama bunlardan sadece bir tanesini alıp diğerlerini yok saymayak bana biraz ilginç geliyor, tabi yanılıyor da olabilirim bu benim gözlemim.

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 30/10/2008 12:31:26
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:45:20  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby, sağlık sektöründe misiniz sorusu sevgili ''şişman'' ışık ailesi üyesi oe' yeydi, kendisinin ferkansını alamayıyorum kesik, kesik geliyor, ancak sizinkini alabiliyorum ve sanırım bugün biraz ''sıkkın'' sınız ve sizin ''fotoğrafçılık'' tan hoşlandığınızı sanıyorum ve güzel fotoğraflar paylaşmanızı bekliyorum....Bence iş solucan değil antivirüs varsa kapatın birazcıık, o zaman (host it) yapabilirsiniz :))))

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:53:16  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,

Uzun zaman önce benim için en önemli kavramalardan birinin bütünlük olduğuna karar verdim. Bu yüzden her söylemde öncelikli aradığım şeylerden biri bu.

Ra bilgileri ile ilgili gözleminiz doğru. En çok ona dayanıyorum. Ama bu bence bir eksiklik değil. Bunun böyle oluşunun sebebi orada gördüğüm bütünlük ve derinlik. Burada tartışabildiğimiz kısım yirmide biri bile değil, oradaki toplam bütünlük ve derinliğin. Ki hala çalışmalarımı sürdürüyorum. Yani ona yaptığım atıf sayısı bir kayırma değil. Hepsine eşit gözle bakarak başlıyorum ama kendi bütünlüklerini (ve çalışmalarımda bana verebildiklerini) kendileri inşa ediyorlar. Çelişki, uymazlık, tutarsızlık vs. bütünlüğü onarılmaz şekilde yaralıyor, benim açımdan.

Peki istemez miyim başka aynı bütünlükte kaynaklar olmasını? İsterim elbet.


Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:58:42  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus :)

Şişman değilim. Benim kilomda ve boyumda olan birisi gayet iyi bir formda olduğunu düşünür.
Hergün egzersiz yaparım (hem de diğerlerini beğenmeyip kendi uydurduğum bir egzersiz setini).
Ben sadece biraz daha ince ayar yapıyorum, üçgen vücuduma :) diyeyim...


Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/10/2008 :  12:59:53  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Bunu biraz geç farkettim, özür dilerim, ama yazdığımı da silmek istemedim.Ancak ben Oe'yi de anlayışla karşılıyorum.Onun üslubun sertleşmesinin sorumlusu biraz da benim.Birden, fazla tepki verdim, kırdım onu.Özür dilerim Oe!Sadece kısa süre önce, doktorla yaşadıklarımı henüz üstümden atmadım.Bu nedenle, onlardan gelen bilgilere ateş püskürüyorum.Bu da benim aşil topuğum.Ama bunu da aşacağıma inanıyorum.Bunu farkettirdiğin için de ayrıca teşekkür ederim.

Bilgi çoğaldıkça, birleştirilmesi daha kolay oluyor, bu nedenle sadece okuyan arkadaşlarımızın da, fikirlerini yazmalarını içtenlikle istiyorum.Her bilginin, insanların içinde ışıması farklıdır.Bu ışığı bizimle paylaşmanızı rica ediyorum okuyan arkadaşlar.Yoksa burada birbirimizi yiyeceğiz:)))))))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/10/2008 :  13:07:39  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ''üçgen vucutlu/sportif'' ışık ailesi oe, bak sizin için yeni celse yapacağım, konuşmalar bölümünde, yeterki siz konfederasyonun bizden ellerini çektiklerini düşünmeyin diye ve evrensel bilgiler soracağım, mesela ''taocu seks'' , spor yapmak v.s...Ya biraz neşelenin!!!!

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  13:10:08  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Kurby,

Sana kızmadım. Ve sert konuştum diye algılanıyorsa esas ben özür dilerim. Ben sadece açık ve net konuşmaya çalışıyorum. Net ifadeler kullanmaya çalışmak 'katılık' olarak algılanmasın lütfen. Yazının başına "sevgili", sonuna "sevgiler" demeyi unutabilirim, ama bunu hep yaptığımı varsayabilirsiniz. Bazan çok fazla samimi tümceler kurmuyorum veya buna özen göstermiyorum, sanırım rasyonel çarkların uğultusu diğerini bastırıyor. Neye odaklandımsa onu yazıyorum sadece. Kusura bakmayın.

Bence birbirimizi yemiyoruz; konuşmak/tartışmak/konuyu tartmak bence böyle olur zaten :)


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/10/2008 :  13:13:30  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe, iyi ki hatırlattın, bazen worde yazdığım yazıda (sevgili) kelimesinin fazladan((m)) kelimesi ile yazdığımı farkettim, sakın yanlış anlaşılmasın tamam mı; dikkat ediyorum ama bakarsınız, ne olur ne olmaz :)))

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 30/10/2008 :  13:19:05  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,

İşte insanoğlu herzaman karşısındakini bir kalıba sokmaya uğraşıyor. Şişman, olmadı üçgen. Neşeli neşesiz vb.

Aslını isterseniz fazla bile neşeliyim tanıyanlar için. Biraz durulmam lazım :)
Celseyi bekliyorum. Taocu seks nerden çıktı şimdi?

Neyse şimdilik kaçmam lazım. Görüşmek üzere...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/10/2008 :  22:15:55  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
İrade

''Özgür irade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser­gilediği kararlılık; belli bir durum karşısın­da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksı­zın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle­me neden olan eylemi başlatabilen yetidir.''

(wikipedi)

***********************

''Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.''

(Şeyh Edebâli-Osman Gazi'ye nasihatından)

*************************


İçimizdeki irade, bilincin en son olgusudur.
Henry George


İradesi kuvvetli insanlar, en dayanılmaz şartlar altında dahi başarıya ulaşabilirler.
John Milton


İnsanlığı yükselten, ulvi düşünceleri yanında, işleri ve iradeleridir.
J.G. Sume


Bütün iyiliklerimiz ve kötülüklerimiz irademizin esiridir.
Epiktetos


Gücünü iradesinden alan kimseye düşman yanaşmaz.
Şehabeddin Ahmed


Bedenimiz bizim bahçemizdir, irademiz ise onun bahçevanıdır.
Shakespeare


İnsanı büyük veya küçük, başarılı veya başarısız, mutlu veya bedbaht yapan kendi iradesidir.
Schiller



İradesiz düşünce, zihne arız olan bir derttir, düşünceye gem vurmak zihne gem vurmak demektir; bu ise rüzgarı zaptetmekten de zordur.
Mahatma Gandi



***************************************

Fare Yüreği


Bir Hint masalına göre,kedi korkusundan devamlı hüzün ve endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Sihirbazın biri ona acır ve onu bir kediye çevirir.
Fare kedi olur olmaz ,bu sefer de köpekten korkmaya başlar. Sihirbaz onu bir kaplana dönüştürür. Fakat bu durumda da avcıdan korkmaya başlar.
Sihirbaz bakar ki,onun korkusunu yenmeye imkan yok.
-Tekrar fareye dön der! Sende sadece bir farenin yüreği var.bu sebeple ben sana yardım edemem.


Edited by - Tiversonus on 30/10/2008 23:08:06
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 02/11/2008 :  17:52:03  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar, Sevgiler,

Paylaşım yaparken, genelde zihnimde biriktirdiğimi veya toparladığımı yazarım, yani bir yerlere not yazmam. Sonra buraya aktardığım düşünceler de (kendi aktardıklarımda) çelişkiler, zihnimde ortaya çıkar ve bunlar beni rahatsız eder. Hepimiz öğrenme/öğretme yolcularıyız ve bu nedenle bazı yanlış bulduğum, aktarımlarımdaki yanlışları yazmak istedim:

1. Bir yerde örnek verirken Royal Castle yazmoş olabilirim; doğrusu Coral Castle olacak,
2. Işık hızına yaklaştıkça çekim azalır ve sıfır olur demiştim; doğrusu çekim ışıktan da hızlıdır olacak.Çekim bir şekilde ''temel'' olarak hep varoluyor olacak.

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 02/11/2008 :  18:00:46  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tiversonus

Ne güzel, hatalarımızı telafi ediş şeklimiz keşke şimdi sizin yaptığınız gibi olsa...
Yani bir yanlış yaratım, arkasından farkediş, baş parmağınıza dokunup, realiteyi geriye sardırıp, yeni yaratımı başka bir gerçeklikte yaratıp sonra ilgili herkezin bilinç kaydına gönderilse... diye düşündüm,

Fazla kurgu oldu galiba....


Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 02/11/2008 :  18:42:34  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Arkadaşlar,

Bazı sitelerde 'Küresel Potentiation Günü' yani ücretsiz DNA aktivasyonu 14 Kasım 2008 tarihi toplu uyumlama olarak verilmektedir..

Bu konuda yapılan açıklamalardan aşağıdaki alıntıyı sunuyorum, bu konuda sizlerden daha açıklayıcı bilgi rica ediyorum..

'''Ian Xel Lungold'un Maya Kodeksi, 13 Kasım 2008’inin dolunayının, “kırmızı” bir gün olmaya ilave olarak Timsahın ve 13 rakamının enerjisiyle ilişkili olan doğum günü veya yeniden doğuşun günü anlamına geldiğini belirtiyor. 2008 için Maya Kutsal Takvimine Günlük Rehber’de, Karen Majorowski Timsahı “ilksel yaratıcı kuvvetten mesajlar alan” olarak tanımlar. 13 rakamı Yükseliş ile ilişkilidir, “bir adımdan sonraki yüksek adıma gidiş”. ‘2013 Kehaneti: 2012 Uyanışının Kadim Anahtarları’nda David Carson’un sözleriyle, “On üç, on üç cennete yükselen tüylü yılanın sihirli rakamıdır. Mistik yılan kendi gücüyle tüm yaşamı canlandırarak evrende seyir halindedir.
Daniel Pinchbeck'in 2012: Quetzalcoatl’un Dönüşü kitabının okuyucuları, Carson’un tanımındaki, Mezoamerikan tanrısı Quetzalcoatl’un figürünü fark edeceklerdir; Quetzalcoatl yazarla ikna edici bir şekilde konuşarak, okuyuculara nasihat eder, “Yakında dünyanızda büyük bir değişim olacak. Yüksek benliğiniz için aracı hazırlamanız için sadece birkaç yıl kaldı. Bunları itinayla kullanın. Bilinç teknolojidir – var olan tek teknoloji. Şu andaki geçiş, kaynağa geri dönüştür. Bu yeni dünya realitesinin orijinal matrisi kendi varlığınızın ekstatik sınırsızlığıdır. Benim ‘doktrinim’ aşkın değildir, içkindir (her yerde mevcuttur). O ‘orada bir yerlerde’ değildir. Burada ve şimdidir. '''

......



Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 02/11/2008 :  20:12:09  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
14 kasın 2008 saat 1:00de meditasyonda olup, bu olayı deneyimleyeceğim.:))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/11/2008 :  02:22:00  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Amerika’nın Farklı Tanrı Algılamalarının Ardından

Yazan: David Van Biema (TIME Dergisi, 23 Ekim 2006)


OTORİTER, CÖMERT, ELEŞTİRİSEL ve MESAFELİ.

(The Passion of the Christ) oylamaya katılanların %44.3’ü tarafından seyredilmiştir, fakat ‘’Da Vinci’nin Şifresi’’ kitabı (The Da Vinci Code) sadece %28.5 tarafından okunmuştur. Okuma çalışması ne kadar çok olsa da; bu dine olan saygıyı yansıtmayabilir (‘’Tutku’’ çok dindar, ‘’Da Vinci’nin Şifresi’’ ise bütünüyle şüphecidir). Çok dindar ve çok popüler olan Kalan Kitaplar (The Left Behind Books) yalnızca 19%’a erişmiştir..

TANRI’YI NASIL GÖRÜYORUZ?

1- OTORİTER TANRI:

OTORİTER bir Tanrıya inanıyor. Ayrıca Tanrı asabidir ve dinine bağlı olmayan veya dinsiz olanları cezalandırabilir. Zenci Amerikalıların %53’ü bu görüşü paylaşıyor. Amerikalıların %56’sı kuvvetli bir şekilde Tanrının ‘’erkek’’ olduğuna inanıyor.

Çocuk aldırmak her zaman yanlıştır: %23

Hükümet okulda ibadete izin vermelidir: %91

Hükümet askeri harcamayı arttırmalıdır:%63

Hükümet terörizmle savaşmak için otoriteyi arttırmalıdır: %76

Hükümet çevreyi daha iyi korumalıdır: %76

Hükümet zenginliği daha dengeli bir şekilde yeniden bölüştürmelidir: %57

Irak’taki savaş haklı çıkmıştır: %63

Başkan Bush’a şiddetle güven duyma: %32

2- CÖMERT TANRI:

CÖMERT bir Tanrıya inanıyor. 30 Yaşından daha genç olan insanlar bu Tanrı kavramını düşünmesi en az muhtemel olanlar: Sadece %13.

Çocuk aldırmak her zaman yanlıştır: %17

Hükümet okulda ibadete izin vermelidir: %79

Hükümet askeri harcamayı arttırmalıdır: %55

Hükümet terörizmle savaşmak için otoriteyi arttırmalıdır: %63

Hükümet çevreyi daha iyi korumalıdır: %81

Hükümet zenginliği daha dengeli bir şekilde yeniden bölüştürmelidir: %53

Irak’taki savaş haklı çıkmıştır: %47

Başkan Bush’a şiddetle güven duyma: %23

3- ELEŞTİRİSEL TANRI:


ELEŞTİRİSEL Tanrıya inanıyor. Doğulular bu görüşe yönelmede % 21 iken, Batılılar bu görüşe katılmada en az muhtemel olanlar, %14.

Çocuk aldırmak her zaman yanlıştır: %5

Hükümet okulda ibadete izin vermelidir: % 69

Hükümet askeri harcamayı arttırmalıdır: %46

Hükümet terörizmle savaşmak için otoriteyi arttırmalıdır: %64

Hükümet çevreyi daha iyi korumalıdır: % 89

Hükümet zenginliği daha dengeli bir şekilde yeniden bölüştürmelidir: %59

Irak’taki savaş haklı çıkmıştır: %38

Başkan Bush’a şiddetle güven duyma: %12


4- MESAFELİ TANRI:


MESAFELİ bir Tanrıya inanıyor. Tanrı hareket halinde olan, daha ziyade doğanın kanunlarını düzenleyen kozmik bir güç.

Çocuk aldırmak her zaman yanlıştır: %1.5

Hükümet okulda ibadete izin vermelidir: %47

Hükümet askeri harcamayı arttırmalıdır: %34

Hükümet terörizmle savaşmak için otoriteyi arttırmalıdır: %40

Hükümet çevreyi daha iyi korumalıdır: %87

Hükümet zenginliği daha dengeli bir şekilde yeniden bölüştürmelidir: %63

Irak’taki savaş haklı çıkmıştır: %29

Başkan Bush’a şiddetle güven duyma: %9.3

Çevirmen: Esin Tezer


NoT: ABD başkanlık seçimleri bugün başlıyor ve Başkan Bush'un kendi partisinin ileri gelenlerinden bazıları bile Bush'un rakibine destek veriyorlar...

Edited by - Tiversonus on 04/11/2008 13:05:03
Go to Top of Page

mordevrim
Kehribar

Turkey
80 Posts

Posted - 04/11/2008 :  14:54:58  Show Profile  Visit mordevrim's Homepage  Reply with Quote
13 rakamını içselleştirmiş biri olarak o günü ben de merakla bekliyorum. Bilgi için teşekkürler sevgili damdam.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/11/2008 :  17:49:52  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Din Nedir?


Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isim veya tanımdır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi, bazen de inanç sözcüğü din sözcüğünün yerinde kullanılır. Din tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir.

Dinin Tanımı

Din kavramının farklı tanımları vardır. Mevcut ansiklopedik tanımlardan biri şöyledir:
"Din üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemidir."
Sözcük olarak dinin tanımı ise, Türk Dil Kurumu'na göre:
"Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" ve "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen".
Sözcük anlamı ve ansiklopedik kavramsal izahı aşarak bir kurum olarak dini tanımlamakta bazı güçlükler vardır. Bilim adamlarının dinin temel özelliği olarak kabul ettikleri unsurlara göre din tanımları da farklılık göstermektedir. Din tanımı birçok farklı bilim dalı ve felsefede farklı biçimlerde ele alınmıştır.



• Bergson’a göre din, zekanın dağınıklığı ve çaresizliği karşısında doğanın koruyucu tepkisi ve daha da ileride hayatın bütününe bağlanma, hayat hamlesinin en derinidir.
• Edward Sapir’e göre din, günlük yaşantının anlaşılmaz ve tehlikeli ortamı içinde gönül huzuruna iç huzuruna götürecek bir yolun bulunmasıdır ve çok karmaşık bir yapıya sahiptir, doğa ve toplumla ilgili olguları açıklamada insanlara yardımcı olur.
• Psikologlara göre din bir üst benlik olayıdır. Bireyi topluluğa bağlayan kişisel yapısının projeksiyon aracılığıyla belirlediği ikincil kurumlardır. Sosyologlar ise dini toplumla açıklarlar.
• Sosyoloji dine kutsalın toplum hayatındaki deneyimi olarak bakar.
• Parsons’a göre ise din, kainatta insanın yeri, insanın diğerleriyle ilişkisi, çevresi ve diğer insanlarla ilişkilere bağlı olarak arzu edilir olan ve olmayan şeyler hakkında geliştirilen ve gerçekleştirilen bir anlayıştır.
• Tasavvuf ve din psikologlarına göre din, insan-ı kamil insan olmaya sevkeden bir disiplindir.
• İslam Peygamberi Muhammed'e göre "gittiğiniz yoldur".
• Satanist kilisesinin kurucusu Anton Szandor Lavey'e göre İnsan yaşamını etkileyen her türlü elektriksel alandır.


Farklı din tanımlamaların ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden doğan deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir.
Genel olarak din, doğaüstü bir nitelik taşır, mukaddestir, değişmezdir (dogmatik) ve gönülden bağlanmayı yani teslimiyeti gerektirir. Pek tabii ki din tanımı, özellikle dini bir bakış açısından, her farklı dini grup ve dinde çeşitlilik gösterir. Dinin taşıdığı nitelik ve öğeler de farklı dinlerde büyük bir değişiklik ve çeşitlilik göstermektedir.


Din kavram, anlayış ve türlerinin gelişimi tam olarak bilinemediği gibi tam olarak belirlenememektedir de. Bunun en büyük nedeni, açıkça ayrıştırılabilecek devrelere sahip olmamasıdır. Yine de, özellikle 1800'ler sonrası yapılan arkeolojik kazılar ve dünyanın geri kalanından izole edilmiş kültürlerin antropolojik ve tarihi yapılarına dair elde edilen bilgi ve gözlemler sayesinde, bir kronoloji elde edilememiş olsa da bir tipoloji geliştirilebilmiştir.
Bugün eldeki bulgular ve var olan kültürel çeşitlilik sayesinde, gerek eski gerek yeni farklı din tipleri, formları ve anlayışları tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar akademisyenler arasında çeşitlilik gösterse de belli bir oranda benzeşmektedir.



Bugün: Dinlerin İnananları ve Eğilimleri

1. Hristiyanlık - 2.1 milyar
2. Seküler/Dinsiz/Agnostik/Ateist - 1.4 milyar
3. İslam - 1.1 milyar
4. Hinduizm - 900 milyon
5. Budizm - 708 milyon
6. Çin geleneksel dini - 394 milyon
7. Ana yerli inançlar - 300 milyon
8. Afrika geleneksel ve diasporal - 100 milyon
9. Sihizm - 23 milyon
10. Juche - 19 milyon
11. Tinselcilik - 15 milyon
12. Musevilik - 14 milyon
13. Bahailik -12.5 milyon
14. Mormonizm - 12 milyon
15. Yehova'nın Şahitleri - 6.7 milyon
16. Jainizm - 4.2 milyon
17. Şinto - 4 milyon
18. Cao Dai - 4 milyon
19. Zerdüştlük - 2.6 milyon
20. Tenrikyo - 2 milyon
21. Neopaganizm - 1 milyon
22. Üniteryan Üniversalizm - 800.000
23. Rastafari akımı - 600.000




Dini mezheplerin inananlara göre sıralanmasında ise, Roma Katolik KilisesiSünnilik İslam'da ve Vaişnavizm de Hinduizm'deki en büyük mezheplerdir. Roma Katoliklerin mi yoksa Sünnilerin mi sayısının daha fazla olduğunu kesin bir şekilde belirtmek çok zordur zira sayılar kabaca eşit düzeydedir ve kesin sayımlar yapmak da mümkün değildir. Hristiyanlık'taki en büyük mezhepken,
Şinto dini bu dinlerin arasında inananların sayısı hakkında soruna sahip dinlerdendir. Zira kişisel bildirimin yanı sıra tapınaklar da bağlı bulunan inananların sayısını bildirir. 17. yüzyıldan beri, Japonya'da Şinto tapınaklarına kayıt işlemini zorunlu kılan yasalar vardır. Bu işlem yüzünden, Japonların yaklaşık &75-90'ı tapınak kayıtlarında yer almaktadır. Bu da inananların kesin sayısını büyük oranda tahrif eder. Bazı anketler sonuçları Japonların yaklaşık %3.3'ünün kendisini "Şinto" olarak tanımladığını göstermiştir.



Dinle İlgili Bazı Konu ve Anlayışlar


• Din ve Bilim


Dini bilgi, çoğu dindar insana göre, dini önderler, kutsal metinler ve/veya şahsi ilhamile kazanılır. Bazı dinlere göre bu tür bir bilgi sınırsız bir mahiyettedir ve her türlü soru ve soruna cevap niteliği taşır. Bazı dinlere göre ise dini bilgi hayata özellikle dini ve pratik anlamda etki eder ve gözlem ile elde edilen bilgiyi tamamlayıcı niteliğe sahiptir. Bazı dinler ve dindar grup ve bireylere göre ise bahsedilen yollardan elde edilen dini bilgi kesin, şüphesiz ve asla yanılmaz türdendir. Dini bilginin tanımı, idrak ve tahlil ediliş biçimleri çoğu zaman dinden dine, mezhepten mezhebe ve bireyden bireye değişiklik gösterir. Bilimsel bilgi ve metod ise, tam tersi biçimde, dünya ile birebir temasa dayanır ve sadece fiziksel evren ile ilgili kozmolojik soru ve sorunlara cevap verebilir - cevap arar. Tüm bilimsel bilgi şüphe ihtimali barındırır ve daha sağlam delillere dayanacak gelişim ve değişime açıktır.


• Din, Felsefe ve Metafizik


Dini ve bilimsel doktrinler arasında, metafiziksel kozmolojinin felsefi perspektifi yer almaktadır. Bu yaklaşım, antik çapda evren, insanlık ve Tanrı kavramının doğası üzerine mantıki yargılar çıkarmaya çalışmaktaydı. Din ve Bililm arasındaki anlaşmazlığı çözmek için geliştirilmiş önemli felsefi araçlardan biri de Occam'lı William tarafından dini savunmak için geliştirilmiş, "Occam'ın usturası"dır. Fakat bu argüman sıklıkla bilim felsefesinde bilimi savunmak için kullanılmaktadır.

Bu hususta not edilmesi gereken bir şey de felsefenin epistemoloji dalıdır. Bu dal, bir inancın doğru veya yanlış olduğunu nasıl anlayacağımız veya kabul edeceğimizi sorgular.



• Ezoterizm ve Mistisizm


Mistisizm, felsefe ve metafiziğin aksine, mantığın yücelme ve aydınlanmanın en önemli yolu olmadığını öne sürer. Daha çok çeşitli fiziksel disiplinlerde odaklanır; yoga, açlık, dönme (örneğin sema), çile ve hatta psikoaktif maddelerin kullanımı gibi.

Mistisizm, mutlak gerçek, ilahi olan, ruhani hakikat veya Tanrı ile veya onun varlığının bilinci ile birleşmeye çalışmak, bunun için çeşitli yol ve öğretileri takip etmek, buna rasyonel düşünce ile ulaşılamayacağını bildirmektir. Mistikler, deneysel ve entelektüel kavrayışın ötesinde çeşitli gerçekliklerin varlığına inanır ve bunlara kişisel deneyimlerle (tecrübe) ulaşılabileceğini düşünürler.
egzoterik bilginin tersidir. Özellikle ruhsal (ruhani) uygulamala ve disiplinlere önem verir ve uygulanır. Ezoterizm, inanç yerine entelektüel anlayışa dayanmayı, dinden daha sofistikeezoterik kozmoloji). Ezoterizm, sadece gelişmiş, imtiyazlı kişilere açık olan 'gizli' bilginin varlığından bahseder. Bu kamuya açık olan Antik Yunanistan'ın mistik dinleri ve modern Scientology dini Ezoterizm'in örneklerindendir.


(EK)

Din Tanımları

Dinin tanımı gerek İslâm, gerek hristiyan bilginlerince kolaylıkla yapılamamıştır. Bu da büyük ölçüde mücerret olan bu kavramın kişiden kişiye farklı algılanmasından kaynaklanmaktadır. Öncelikle belirtmeliyiz ki din, insanla birlikte var olmuş, onunla yaşayan ve kıyamete kadar da yine insanla beraber yaşayacak bir olgudur.
Tarih boyunca her toplum "Din" kavramını ifade etmek için birçok tarif ortaya koymuştur. Genel manada bir fikir edinmek için Doğu ve Batı bilginlerince yapılan tanımlardan bazı örnekleri birlikte görelim:


1. Din, akıl sahiplerini, Peygamber'in bildirdiklerini kabule çağıran ilâhî bir kanundur. (Seyyid Şerif Curcani)
2. Din, akıllı kişileri, kendi hür seçimleriyle bizzat hayırlara sevkeden ilâhî bir kanundur. (M. Hamdi Yazır)
3. Din, insanın kutsal saydığı şeylerle olan ilişkisidir. (Rudolf Otto)
4. Din, bir cemaatin meydana gelmesini sağlayan ibadet ve inançlar sistemidir. (E. Durkheim)
5. Din, daimi hayat sahibi bir Tanrı'ya, ilâhî şuur ve iradenin kâinatı yönettiğine ve insanlıkla alâkalı ahlâkî münasebetleri elinde tuttuğuna inanıştır. (J. Martineau)
6. Din, dua, kurban ve inançla kendini gösteren bir arzudur. (Feuerbach)
7. Din, insanın sonsuzu kavramasını sağlayan, akıl ve mantığa tâbi olmayan zihnî bir meleke veya yetenektir. (Max Müller)
8. Din, mutlak itaat duygusundan ibarettir. (Schleiermacher)
9. Din, insan tabiatının en yüksek, en çekici tezahürlerinden ibarettir. (Ernest Renan)
10. Vazifelerimizin ilâhî emirler sıfatı ile kabulü veya ahlâkî kaideler koyana karşı duyulan saygıdır (İmmanuel Kant)
11. Din, en yüksek içtimaî değerlerin şuurudur. (Edward S. Ames)
12. Din, kul ile Allah arasındaki muameledir. (İmam Gazali)



Bir fikir vermek için sıraladığımız bu tarifleri daha da çoğaltmak mümkündür.(1) Dikkat edilirse bu tanımlarda din, ilâhî kanun, Peygamber'in bildirdiklerini kabul, akıl sahibi kişileri muhatap alan, kutsal sayılan şeylerle ilişki, bir cemaatin meydana gelmesini sağlayan, inanış ve ibadet sistemi bulunan, daimî hayat sahibi Tanrı'ya inanma, dua, kurban ve inançla kendini gösteren bir arzu, mutlak itaat duygusu, ilâhî emirleri koyana karşı duyulan saygı, en yüksek içtimaî değerlerin şuuru vb. cümlelerle açıklanmaya çalışılmıştır.



Şu noktayı da önemle belirtmeliyiz ki, herkesin üzerinde görüş birliğine varacağı bir din tarifi yapmak oldukça zor görünmektedir. Bu bakımdan herşeyden önce "Din" tarifinin oluşmasında Yüce Tanrı kavramı, inanç, ibadet, ahlâk, mukaddes kitap, peygamber, vahiy, ilham, cemaat vb. elemanların bulunması gerektiğini Din Bilimleri özellikle vurgulamaktadır.


Tanınmış Din Bilimleri yazarlarından Regis Jolivet dini:

1. Sübjektif olarak din,
2. Objektif olarak din adı altında ikiye ayırmıştır.
1. Sübjektif olarak din, insanın Allah'a karşı içinden gelen aşk ve itimatla bağlanmasıdır.
2. Objektif olarak din ise, sübjektif olarak duyulan din duygusunun harici fiil ve hareketlerle açıklanmasıdır. (2)
(1) Geniş bilgi için,bkz., A. Hamdi Akseki (1877-1951), İslâm, İst., 1966, s. 53 vd.
(2) Osman Pazarlı, (1896-1981), Din Psikolojisi, 1968, s. 24 vd.


((ALINTIDIR))

Edited by - Tiversonus on 04/11/2008 17:57:10
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 04/11/2008 :  20:42:26  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
13.Din, korkularla insanları yönetme sanatıdır.(Kurby)
14.Din, ninnidir, afyondur, nevrozdur.(Kurby)

Din sahte korkular yaratır ve bunlarla başeder.Tam anlamıyla, bir Don Kişotluktur.Dinler sebebiyle, insanlar kafaları karışmış halde gezerler, uyanmak istemedikleri bir rüyanın tam ortasındadırlar.Günahlarla ve sevaplarla doldururlar dört bir yanlarını, oysa ne günah, ne de sevap diye bir kavram yoktur yaşamda.Bir de din, insanların yaptıklarının sorumluluğunu taşımamalarını öğretir.Her zaman şeytan yapmıştır, ya da Allah istediği için olmuştur.Ben istedim ve yaptım diyenine rastlyamassınız.Ayrıca, dinler insanları yaşamdan koparır, çevresindeki insanlara yafta yapıştırmalarını sağlar.Bla, bla, bla....

Sevgiler!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/11/2008 :  20:48:18  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili üstat Kurby,

Gerçekten şu söz çok ama çok büyük bir söz ve sen bunu ifade etmişsin, teşekür ederim:

dinler insanları yaşamdan koparır


15. Gerçek Din ''Yaşam''dır. (Tiversonus)

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 04/11/2008 :  21:47:01  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
dinlerdeki sapmalara ulaşmak için çıkış noktalarındaki diğer dinlere bir göz atın derim.Örneğin islamiyet için, bakınız yezidilik!:))

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 04/11/2008 :  23:04:02  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Benim de çok sevdiğim bir söz var...


'''Arif olana din gerekmez''' diye...

Gerçekten 'bilen' olana kadar gerekiyor demekki...!!!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/11/2008 :  23:47:38  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam,

Ne güzel ifade etmişsiniz, insanlar ''frekans kontrolü'' ile resmen esir edilmişler, ''ayrılık'' ilizyonuna düşürülmüşler ve hemde ''sözde tanrısal'' olanı kullanarak hemde...Sizlerle bunları beraberce konuşuyor olmak benim için mutluluk verici, çünki oynanan ''büyük bir oyun'' var ortada, bunları ortaya koyamazsak, bence esaretimiz devam edecek...Bir söz de ben aktarmak isterim:

''Tanrı yukarıdaki cennetlerde bir yerlerde değildir. O, şimdi burada; ağaçlarda, taşlarda, senin içinde, benim içimde, her şeyin içinde. Tanrı varoluşun ruhudur, görünmez olan, en içteki özdür. ''


Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 05/11/2008 :  00:01:55  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tiversonus,

Ben kendimi bildim bileli herşeye merak duyan birisi oldum, ve daha gençken ruhsal konularda bilgi edinme olanağım yokken dinsel olanda merakım oldu..
Bu yüzden İslama ait, Kurana ait, Hadislere ait ve en sonda Tasavvufa ait bilgilerle kendimi geliştirdim, araştırdım...
Şimdi yeni çağ bilgileri ile taçlandım diyebilirim...

Bize karşı olan belli bir zümre hemen islami bilgilerle belden aşağı vurmaya kalktıkları anda onlara her konuda verecek bilgiye sahibim ELHAMDÜLİLLAH...

Bu yüzden çok fazla trajikomik anılarım olmuştur, başı açık, reankarnasyona inanan birisi olarak belli zümreleri tersyüz etmek egomun olmazsa olmaz hoşlandığı bir haldir vesselam...

Hay Allah kendi kendimi gaza getirdim...)))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 05/11/2008 :  00:11:26  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Tanriyi, aynadaki gözlerinizde ve yaninizda duranin gözlerinde görebilirsiniz. Durun ve bir an düsünün , kendinize ve yaninizdakine yaptiklariniza bir bakin ve ondan sonra "seni seviyorum, tanrim" diye yalan söylemeye devam edin. Kendinize ya da karsinizdakine aci cektirerek "tanri" yi sevmeniz mümkün degildir. Tanri'nin sevilmeye ihtiyaci da yoktur, o bütündür, tamdir. Tanrinin "din"le bir ilgisi yoktur. Din, insanlarin kraldan cok kralci olmalarindan baska bir sey degildir :)

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 05/11/2008 :  00:18:02  Show Profile  Reply with Quote
Bana tanımadığım biri neden oruç tutmuyorsun demişti(Ben su içince tabiki buda otobüste olmuştu:))Hem şaşırmış hemde küstahlığına öfkelenmiştim.Benimde kendime göre bir inancım var sizin inandığınız gibi inanmak zorunda değilim.Israrlı şekilde devam edince 'Ben Allah olsam,sıkıysa kulum en zor şartlarda nefsine hakim olsunda,ibadetini yerine getirsin. ' diye susturdum , ben allah olsam sözünü deyince bazıları birden tövbe tövbe diyorlardı.Dedim günah benim size ne .Ve birde arkadaş sitesinde gırgır olsun diye ben tanrıyım diye dalmıştım.Hele biri nasıl küfür ediyor. Dedim'Yahu sen bana hakaret ederk,allaha yalakalık yaparak sevapmı kazanıyorsun deyince ,Haaaşşşşaaa diye yazıyor.Tabi sonra nakavt ettim:) Madem Allah ruhumuzu kendinden üflemiş o zaman bizde tanrıyız demiştim,epey uzun bir cevap yazmıştım ve her kimse sonunda beni haklı buldu :) Günümüzde dinin ve tanrının anlaşılması böyle ama ya değişecek ya değişecek:))

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 05/11/2008 :  00:24:28  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili damdam sanırım sendeki o zevk alan ego bendede mevcut ne yapalım birazcıkta olsun yani:).Sevgili Tusunami bende hergün baktığım tüm yüzlere seni seviyorum diyorum, Diyorum tanrım bu senin sofu hücren, şu senin kibirli hücren,öteki senin bencil hücren vs. gidiyor.Peki nasıl seveceğim bu yanlarını yara almadan:),egoma kapılmadan.Hatta beş yıllık emektarı olarak bana yıllık zammı 35 ytl gören patronumu bile nasıl sevebilirim:)

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 05/11/2008 :  00:25:24  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tsunami ve zer-zivi,

Fikirlerinize aynen katılıyorum, sevgili kurby ''önemli'' konusunu dile getirsin, bizlerle paylaşsın , bende bu konuyu daha içerikli olarak tartışmaya açmak niyetindeyim zaten...Oynann oyunlar hem ortaya çıksın hemde bu insanın yakın geleceği açısından, yapacağı seöimleri sonucu karşılaşacakları ''durumlar'' ı belirleyecek özellikte bir konu...Şunu sözü de aktarkam isterim:


''Onlar hayata ne verdilerse aynen o olacaklar.''

Hepinize Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 08/11/2008 :  19:19:23  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Bucegi Dağlarındaki Keşif



Ağustos 2003: dünyayı değiştirecek bir keşif yapıldı



Son günlerde, Romanya’da yayınlanan, ismi Radu Cinamar olan biri tarafından yazılmış olan “Death's head future” isimli (Romanca orijinal ismi “Viitor cu cap de mort") bir kitap okudum. Kitapta tüm insanlık için çok önemli olan olağanüstü bir keşifle ilgili ayrıntılı bilgi veriliyor; bu keşfin Ağustos 2003’te Bucegi Dağlarında (Orta Romanya) yapıldığı söyleniyor.



Kitap fantezi roman serilerinde yayınlanmış ve ismi Zero (Sıfır) Departmanı olan Romanya İstihbarat Servisi’nin (SRI) ultra gizli kısmının başkanı ile bir görüşme şeklinde yapılandırılmış. Bu departman, paranormal fenomenler ve diğer benzer vakaları araştırmakla görevli.


Kısaca, Ağustos 2003’te, Zero Departmanı uzmanlarının ve Amerikalı uzmanların oluşturduğu bir ekibin, Bucegi’nin az bilinen bir bölgesinde, yeraltında, yapay bir mağarada çok ileri teknolojiyi ortaya çıkardığını anlatıyor; örneğin Dünya’nın son on binlerce yılının tarihini gösteren hologram gösterici, çok ileri bilimsel veriler, monoatomik altın (beyaz toz altın), Dünya’da doğal koşulları modifiye etmeyi sağlayan bazı diğer özel cihazlar. Ayrıca Bucegi yapısını, Mısır ve Tibet’teki benzer yapılara bağlayan tüneller de vardı.



Örneğin, o hologramda sunulduğu şekliyle tarih (MÖ 50,000 yılına kadar gidiyor), çağdaş tarihçilerin kabul ettiğinden %90 farklı. Bu kitaptaki bilgiler, ana görüş bilim adamları tarafından her zaman reddedilmiş olan popüler efsaneleri ve mitleri destekliyor.



Bunların hepsi, bu kitabı okuyanlar için o kadar inanılmaz ki, bu kitaptakileri reddediyorlar, bunun bilim kurgu olduğunu düşünüyorlar.



Ama astroloji, bu tür iddiaları doğrulayacak araçlara sahiptir, kitabı ayrıntılı olarak inceledim, belirli tarihlere ve diğer faydalı bilgilere baktım.



Kitaba göre, yapay mağaraya ilk kez 2003 Ağustos ortalarından çok kısa sonra girilmişti, bunun muhtemelen 17 Ağustos’ta gerçekleştiğini kabul ettim. Mağaradakilerin bulunması ve içindekilerin anlaşılması birkaç gün sürmüştür ve sonra Romanya ve ABD arasındaki en yüksek seviyede diplomatik görüşmelerden sonra, ABD dünyaya herhangi bir şey açıklamamaya karar verdi.



Aşağıdaki grafik, Jüpiter – Uranüs döngüsünün Ağustos 2003’ün sonunda zirveye ulaştığını gösteriyor. Bu, dünyadaki büyük bir keşif veya büyük bir bilimsel ilerleme ile tutarlıdır.



Jüpiter – Uranüs karşıtlığı 3 ncü – 9 ncu ev ekseninde çakışmış, bilgi ekseni ve Romanya’nın doğum kartındaki düğüm ekseni, bilgide bir tekamül sıçramasını belirliyor:

Bu operasyonun çok – gizli karakteri bile astroloji ile açıkça gösteriliyor, transit yapan Lilith (20 Boğa) ABD’nin doğumundaki Lilith (20 Başak) ile ve Romanya’nın doğumundaki Lilith (20 Oğlak) ile üçlü oluşturuyor – dünya (!) Lilith piramidi oluşturuyor. Ultra – gizli tutulacak bir yer altı keşfi için mükemmel.



Astroloji asla yalan söylemez, bu hikayenin gerçek olduğuna inanıyorum, insanların gerçeğin açıklanmasına hazır olmaları ve hükümetlerin bunu yapmaya istekli olmaları zaman alacaktır.

Çeviri:SAFFET GÜLER










Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 08/11/2008 :  23:31:12  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Yazmassam çatlayacağım!Sevgili 4BH, yazınızı okudum, en sonunda içimde Amin diye bir ses yükseldi.:))İşin ilginç yanı ise, bu üç celseyi okduktan sonra, insanlara onlar(Ra-Pleliler ve Kaskopyalılar) gibi cevap verenin sadece kendim olduğunu sanıyordum, yanılmışım.Çünkü bir süre sonra cümle kurşumuz değişiyor, onlar gibi konuşmaya ve yazmaya başlıyoruz.Yeni celseleri hevesle bekliyorum.

Sevgiyle kalın!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 09/11/2008 :  16:51:17  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Duygular Bastırılmalı mı?


----------------------------------------------------------------


SORU: Size bir sorum var, okuyacağım: "Dünyadaki mistik arayış geleneğinin çoğu, bireyin "nirvana'ya ya da aydınlanmaya ulaşması için bireysel benliğin silinip yok edilmesi ve maddi dünyaya önem verilmemesi, onun yok sayılması gerektiği inancını taşır. Bir insanın Bir'in Yasası doğrultusunda tekâmülünde bireysel benliğin ve onun dünyevi eylemlerinin rolü ve yardımı nedir?"

RA: Bu yoğunluk derecesinde varlığın doğru rolü, istek duyduğu her şeyi deneyimlemek, sonra bu deneyimleri analiz etmek, anlamak ve kabul etmektir. Onların içindeki sevgi/ışığı bulup çıkarmak, süzmektir. Hiçbir şey bastırılmamalıdır. Gereği olmayanlar zaten kendiliklerinden zayıflayacak ve çekip gideceklerdir.

İsteğin analiz edilmesine bağlı olarak uyum gelişecektir. Varlık kendisini, damıtılıp süzülmüş deneyimleriyle donattıkça, bu istekleri de giderek sevgi/ışığın bilinçli uygulamalarına yönelecektir. Biz herhangi bir isteğin bastırılmasını teşvik etmeyi son derece uygunsuz buluyoruz, ancak Bir'in Yasası'na uygun olmayan istekler konusunda, bu isteği fiziksel (madde) katta gerçekleştirmek yerine hayalini kurmayı öneriyoruz, böylece ana sapmaların başında gelen özgür iradeyi korumuş oluyoruz.

Bastırmanın pek akıllıca olmamasının nedeni, bu işlemin dengesiz bir eylem olması ve zaman/uzay sürekliliği sırasında dengelenmesinde zorluklar yaratmasıdır. Aslında bastırma, görünüşte bastırılmış olana daha büyük bir bağımlılık oluşturacak bir ortam yaratır.

Her varlık için, uygun zamanda yapılacak her şey kabul edilebilir. Deneyimlemekle, anlamakla, kabul etmekle ve sonra bunu başkalarıyla paylaşmakla, bir tür sapma, Bir'in Yasasına daha uygun olabilecek başka bir tür sapmaya dönüşebilir.


Herhangi bir arzuyu göz ardı etmek ve bastırmak bir çeşit kestirmeden gitmektir. Kestirmeden gitmek yerine, bu arzu anlaşılmalı ve kabul edilmelidir. Bu da sabır ister ve deneyimlerin kendine ve başkalarına duyulan şefkat ışığında analiz edilmesini gerektirir.


Ra Bilgileri 1 s.238,239

---------------------------------------------------------------------


Buradan çıkan ilginç sonuçları paylaşmak ve tartışmaya açmak istiyorum:

1. İnsan, istek duyduğu herşeyi deneyimlemeli, sonra bu deneyimleri analiz etmeli, anlamalı ve kabul etmelidir.

2. Hiçbir şey bastırılmamalıdır, gereği olmayanlar kendiliklerinden zayıflayacak ve çekip gideceklerdir.

3. Herhangi bir istek bastırılmamalıdır, Bir’in Yasası’na uygun olmayan isteklerin, gerçekleştirilmesi yerine hayali kurulmalıdır, böylece özgür irade korumuş olunur.

4. Aslında bastırma, görünüşte bastırılmış olana daha büyük bir bağımlılık oluşturacak bir ortam yaratır.

5. Herhangi bir arzuyu göz ardı etmek ve bastırmak bir çeşit kestirmeden gitmektir. Kestirmeden gitmek yerine bu arzu anlaşılmalı ve kabul edilmelidir.



Yukarıda beş şıkta verilen bilgileri tartışmayı öneriyorum. Kısaca hep birlikte öğrenmek arzusu ile tüm arkadaşların fikirlerini açıklaması umuduyla paylaşıyorum.


Selamlar, Sevgiler…

Edited by - Tiversonus on 09/11/2008 17:14:05
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 09/11/2008 :  18:42:39  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili Tversonus benimde aslında paylaşmak istediğim yanlış denebilecek deneyimlerimde oldu ancak bu ortamda paylaşmak cesaretinde değilim çünkü herkes kapalı kutu olmayı seçiyor o yüzden paylaştığımda yalnız kalıyorsam bundan büyük rahatsızlık duyacağım velhasıl :) paylaşmak sınırlarımı sınırlı tutacağım:) Hiç birimizin bu spritüelliğe ulaşana kadar pek saf ve masum olduğumuzuda sanmıyorum:)
Ben yaşamımda çok şeyi bastırdım,sisteme göre,topluma göre,aileye göre.Okul hayatım boyunca uslu öğrenci ve uslu evlattım.Kendime göre yaşayarak karar verebilecek özgürlük alanlarımın ne kadarda kısıtlı olduğunu farketmek kabusun başlangıcıydı.negatif olarak yansıyan ne varsa bastırılmış duygu ve düşüncelerden kaynaklanıyor.Şİmdilik bu kadar sevgilerimle....

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 09/11/2008 :  18:56:32  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
İstek duyulan şeyleri bastırmanın, sonuçlarına katlanmak, hem kişiyi hem de çevresindekileri yoruyor.Bunu herdaim çevremde gözlemliyorum.Duyguları bastırmak, tıpkı şişmiş bir balonu, dar ve sığ bir yere sıkıştırmaya benziyor, zorlanan balon büyük bir gürültü ile patlıyor.Zaten dikkat edersek, son yıllardaki duygusal özgürleşme teknikleri, öğretiler bu bastırılan duyguların ve isteklerin ortaya çıkardığı olumsuzlukları bertaraf etme çalışmaları.Hangi yöntem olursa olsun, hepsi duyguların bastırılması nedeniyle psikolojik ya da fiziksel rahatsızlık yaşayan kişilerin temel çözümlenmelerine odaklanmış durumda.
Bir'in Yasası gereği, ilk yaratıcı bizler yoluyla kendini deneyimliyor ise, bizlerin deneyimlememek adına yaptığımız tüm kestirmeler onun da canını bir hayli sıkacaktır diye düşünüyorum.Aslında farkında olmadan, ona kul olacağız diye, onu deneyimden yoksun bırakıyoruz.En kötüsü, kutsal kitaplardan, gelenek-görenek, örf ve adetlerimize dek, bu tür bastırma, yok sayma, erteleme türü davranışlar bizlere küçücük yaşımızdan itibaren çevresel bombardıman eşliğinde empoze ediliyor.Oysa öğretilmesi gereken, karşıkarşıya kalınan duygu ve istek doğrultusunda onu kabul edip, deneyimlemek ve gereken dersleri çıkarmak olmalı, çünkü bastırılan istek bir gün mutlaka çok güçlü bir şekilde deneyimlenmek durmunda kalıyor.Korkmadan, sorumluluğunu alarak, yaratılışa güvenerek yaşamak gerekiyor, işte özgür irade yasası da budur.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 09/11/2008 :  20:30:26  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar,
Sevgili zer-zivi, insan ilahi "özü" taşıdığı için kutsal bir varlıktır. İnsan doğduğunda "saf ve temiz" olarak doğar. Sözüm ona toplumsal kurallar, dinsel tabular, her türlü duygusal bastırmalar sonucu - bu dayatmalar ve kurallar insanı söz de kutsal ve mutlu yapacağını iddia ederler- insanlığın ne mutsuz ve aciz duruma düştüğünü gözlemliyoruz. Toplumumuzda sözde kuralların "savunucusu rolüne soyunmuş" bir kişinin güncel rezaletini hatırlatmak isterim. Bu ne ilk ti ne de son olacak. Hayatta herşeyin/tek şeyin derslerden oluştuğunu söylerken, evrenin en önemli yasası olan "özgür irade" yasasına saygıyı gözardı ediyor değiliz. Bilakis, her insan özgürce kendini ifade özgürlüğünü kullanırsa, bu tür "nahoş" olaylar zaten bir hayli azalacaktır. Bizleri "ahlaksızlıkla ve kuralsızlıkla" suçlayabileceklere sormak istiyorum: Yıllardır, hatta yüzyıllardır uyguladığınız "dayatmalar" ın sonucunda toplumun geldiği noktayı beğeniyor musunuz? Hala daha fazla ahlak ve yasaklama isteyenlere bunu soruyorum. Bazı insanlar "dini kurallardan uzaklaşıldığı için" bu ahlaksızlıkların yaşandığını söylüyorlar. Bence en büyük ahlaksızlık hem de "evrensel ahlaksızlık" insanın özgür iradesine müdahale edilmesidir.

Sevgili kurby, tek kelime ile harika yazmışsın, aynen yazdıklarına katılıyorum.

Benim kafama takılan, çözümünü henüz yapamadığım bir konu ortaya çıktı bu alıntı ile. O da Bir'in yasasına aykırı bir durum/deneyim yaşanmak isteniyor ise; deneyimlemek yerine "hayalinin kurulması" nın önerilmesi. Bu özgür iradelere aykırı olmayacak mı? "Hayalinin kurulması" olayı üzerinde biraz araştırmalıyım, bu bana biraz ilginç geldi.

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page
Page: of 29 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.39 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits