Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 29

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 08/09/2008 :  00:10:55  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
(alıntıdır)

İkiz Güneş Teorisi

Çok uzun zamandır, çok eski uygarlıkların bize bıraktıklarına bakılarak, Güneş Sistemi’nde onuncu bir gezegen daha olması gerektiği düşünülmüş ve bu gezegenin bulunabilmesi için, bir çok çalışma yapılmıştır. Bu konuda birden çok ta kuramsal varsayım ortaya atılmıştır. Örneğin, Güneş’in, gökyüzünde gördüğümüz yıldızların %50’sinden fazlasının bir özelliği olan bir çift yıldızın bileşeni olduğu, fakat diğer yıldızın Güneş’e göre küçük ve sönük bir kahverengi cüce yıldız olduğu, bu nedenle de görülemediğini öne süren bir kuram vardır. Bu kuramı Richard Müller ortaya atmıştır ve bu bileşen yıldızın adı da Nemesis’tir. Kurama göre Nemesis, kuyrukluyıldızların kaynağı olarak kabul edilen Oort Bulutu’nun 24 milyon km uzağında bir yörüngede bulunmaktadır ve yaklaşık olarak 32 milyon yıllık bir dönemi vardır. Nemesis, Oort Bulutundaki kuyrukluyıldızları, dönemli bir biçimde tedirginliğe uğratarak, onların Güneş’e yönelmelerine neden olmakta ve böylece de Dünya ve diğer gezegenlerle çarpışmalarına neden olmaktadır. Günümüzde bu kuram, yeterince kanıt olmaması nedeniyle artık kabul görmemektedir.


Varol Keskin
TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi


Ek:Kahverengi cüceler, ilk kez 1995 yılında keşfedilen, ne yıldız ne de gezegen kategorisine konabilen gök cisimleri.


Kasyopya Celselerine Göre Yakın Gelecek
*******************************************************************
16 Ekim, 1994 F___, Laura, V___

S: (L) Merhaba.
C: Merhaba. Müzik güzel.

S: (L) Bize adınızı söyleyebilir misiniz?
C: Sederra.

S: (L) Masonların aslının ne olduğunu bilmek istiyorum.
C: Osiryanlar.

S: (L) Esas Masonların bir topluluk olarak ne zaman oluştuklarını söyleyebilir misiniz?
C: MÖ 5633.

S: (L) Masonluk bugün de aynı şekilde mi uygulanmaktadır?
C: 33'üncü derece, evet.

S: (L) Yani 7 bin yıldır devam eden bir gelenek mi var?
C: Evet.

S: (L) Bu oluşumun dünyayı ele geçirip yönetmek gibi bir planı var mı?
C: Öyle denemez.

S: (L) Odaklandıkları şey nedir?
C: Gözetleyiciler.

S: (L) Neyin gözlemi?
C: Quorum'un durumu.

S: (L) Quorum nedir?
C: Derin bilgi topluluğu. Sizin türünüz için tamamen bilinmeyen birşey. Geleceğiniz açısından çok önemli.

S: (L) Ne bakımdan?
C: Değişimler.

S: (L) Daha spesifik olabilir misiniz? Şahsen bizimle ilgili değişimler mi?
C: Kısmen.

S: (L) Dünya değişimleri?
C: O da dahil.

S: (L) Quroum ile Kasyopyalılar arasındaki ilişki nedir?
C: Bizimle düzenli olarak iletişim kuruyorlar.

S: (L) Bu iletişimi sizin Kasyopyalılar olduğunuzu bilerek mi kuruyorlar?
C: Evet.

S: (L) Quroum ile Kasyopyalılar arasındaki ilişki binlerce yıldır var mı?
C: Epeyce süredir diyelim.

S: (L) Kabala'nın aslı nedir?
C: Sizin terminolojinizi kullanacak olursak, Musa-öncesi Yahudilere tebliğ edilmiş gerçekler.

S: (L) Bu bilgilerin ilk kez yazıya geçirilmesi, Yahudi yorumlayıcıların bunu bir öğreti haline getirmesiyle mi gerçekleşti?
C: Hayır. Yakın bile değil.

S: (L) Bugün kullanılan biçim, asıl forma yakın mı, güvenilebilir mi?
C: Hayır, bozuldu.

S: (L) Enok kitaplarının aslı nedir?
C: Şimdi Hindistan olarak isimlendirilen bölgedeki bir Sankskrit topluluğu.

S: (L) Doğruluk açısından Enok kitapları için nasıl bir değerlendirme yapabiliriz?
C: Aradan geçen sürede bölgenin %50'si nükleer yangınlarla yok edildi.

S: (L) Aradan geçen hangi sürede?
C: Genişleyen şimdide, o zamanla şimdi arasında.

S: (L) Hermes Trismegustus kimdi?
C: Firavun Rana'nın sarayındaki ihanetçi.

S: (L) Firavun Rana kim?
C: Ruhsal anlaşmanın Mısırlı lideri.

S: (L) Hermes ne bakımdan bir ihanetçiydi?
C: Bugün Orta Doğu olarak bilinen bölgedeki tüm insanların ruhsal birlik anlaşmasını bozdu.

S: (L) Hermes kime ihanet etti?
C: Kendine. Güce açtı.

S: (L) Ne yaptı?
C: Anlaşmayı bozdu. Mısırlılar, Eseniler, Ariler, Farslar ve diğerleri arasında bölünmelere neden oldu.

S: (L) Bunu yapmaktaki amacı neydi?
C: Bramley'nin okuduğun kitabında Kardeşlik olarak isimlendirilenlerin felsefesi olan Böl ve Fethet.

S: (L) Hermes birliği reddederek Yılan Kardeşliği'ni mi kurdu?
C: Hermes kurmadı, çok uzun bir zamandan beri mevcuttu.

S: (L) Bramley'nin kitabında tanımlanan Yılan Kardeşliği'ni meydana getiren kimdi?
C: Kertenkele varlıkları.

S: (L) Musa, bilgisini nereden elde etti?
C: Bizden.

S: (L) Pekala. Daha önce bize Musa'nın Kertenkele varlıkları tarafından yaratılan holografik bir projeksiyon gördüğünü veya etkileştiğini söylemiştiniz. Bu Sina Dağı'nda yaşadığı deneyim miydi?
C: Evet.

S: (L) Bilgilerini sizden aldıysa, bu, Kertenkelelerle olan etkileşimi öncesinde miydi?
C: Evet. Gördüğü şeyler bilincini bozdu. Tıpkı Joseph Smith gibi.

S: (L) Mormon Metinleri'nin alıcısı olan Joseph Smith'in de mi Kertenkeleler tarafından yanıltıldığını söylüyorsunuz?
C: Evet. Bunu çok yaparlar.

S: (L) Bu yolla sizinle irtibata geçmemiz neden bu kadar uzun zaman aldı?
C: Kanal bozucularla olan çok sayıda etkileşim.

S: (L) Kanal bozucu olarak tanımladığınız bireyler kim?
C: O şekilde isim vermek bizim tarzımız değil.

S: (L) Bizim yaşamlarımızda yer alan kişileri mi kastediyorsunuz?
C: Evet.

S: (L) Gerçekleştirdiğimiz faaliyetler nedeniyle mi?
C: Hayır.

S: (L) Kanalı engellemek için yaşamlarımıza giren başka varlıklar da oldu mu?
C: Evet.

S: (L) Kertenkeleler mi?
C: Hayır.

S: (L) Bedenlerimizi dördüncü yoğunluğa dönüştürmede yararlanabileceğimiz herhangi bir egzersiz var mı?
C: Gerekli değil. Önemli olan ruh.

S: (L) Yani ruhsal gelişim üzerinde odaklanırsak, dönüşüm zamanı bedenlerimiz otomatik olarak mı dönüşecek?
C: Hayır. Bu doğal bir süreç. Hazırlığa gerek yok.

S: (L) Yani dönüşeceksen dönüşeceksin, dönüşmeyeceksen dönüşmeyeceksin, öyle mi?
C: Evet.

S: (L) Bedenim belirli besinlere tepki gösterdiğinde o besinleri yemeyi bırakmam gerekir mi? Bedenim bana birşey mi söylemeye çalışıyor?
C: Sana bağlı. Hiçbirşeyin sana birşey "söylemesine" gerek yok.

S: (L) Bunu açıklayabilir misiniz?
C: Gerekmeyen bir durumda neden rehberlik arıyorsun?

S: (L) Yani, her gün, her an doğal olarak karşımıza en iyi seçim olarak gelen şeyleri yaparsak doğru yolda mı oluruz?
C: Aynen öyle.

S: (V) Dördüncü boyuta dönüşme ile ilgili bilgiyi çok ilginç ve aynı zamanda doğal buluyorum ve tabii bunun gelecekte deneyimleyeceğim birşey olup olmadığını bilmek istiyorum, tabii ölüm dışında.
C: Belirsiz soru.

S: (L) Eğer bir birey teorik olarak.... Şu anda hissettiğim garip duygunun nedeni nedir?
C: Hızlanan öğrenme ile birlikte gelişen metabolik değişimler.

S: (L) Bu üçümüze de oluyor mu?
C: Evet.

S: (L) Evet, şunu söyleyecektim, teorik olarak eğer bir birey doğru seçimleri yaparak doğal bir şekilde gelişirse ve geçişin yapılacağı zamana ulaşırsa, o bireyin bedeni de fiziksel olarak bu geçişi yaşar mı? Tabii bunu teorik bir soru olarak soruyorum.
C: Elbette.

S: (L) Bu teorik kişinin diğer boyuta geçiş yaptığını düşünelim, o durumda bedeni ne durumda olur? Somutluk bakımından şu anda olduğu gibi mi olurdu? Ne tür bir deneyim olurdu?
C: Buradaki anahtar kavram fizikselliğin değişkenliğidir.

S: (L) Yani herkesin durumu farklı mı olacak, yoksa her birey, bedenin maddesi ve yapısı üzerinde daha büyük bir kontrole mi sahip olacak?
C: İkisi de sayılmaz. Fizikselliğiniz gereksinim ve koşullara göre değişken olacak.

S: (L) Yani bazen ışıktan bir bedenimiz mi olacak?
C: Yakın.

S: (L) Bazen de bedenlerimiz şu andaki kadar somut olacak, öyle mi?
C: Evet.

S: (L) Ortalama yaşam süresi ne kadar olacak?
C: 400 yıl.

S: (L) Bu geçişi 50 yaşındayken deneyimleyecek olanlar da aynı şekilde 400 yıl mı yaşacaklar?
C: Yenilenerek genç bir görünüm elde edecekler.

S: (L) Işığın ve karanlığın süresi bakımından günler şimdikinden farklı mı olacak?
C: Bu önemsiz. Gezegen de 4. yoğunluk olacak.

S: (L) Ama günler ve geceler, yörünge farklı mı olacak? Eksen açısı değişecek mi?
C: 3'üncü seviye yoğunluk açısından düşünüyorsun. Kurallar o kadar farklı olacak ki, fiziksel temelli karşılaştırmalar anlamsız kalıyor.

S: (L) Fakat ben güneşin doğuşunu, kuşların ötüşünü ve rüzgarları seviyorum. Bu şeylerin de aynı kalıp kalmayacağını bilmek istiyorum.
C: Bir şekilde evet.

S: (L) Birkaç ipucu veremez misiniz?
C: Bunu kendinizin görmenize izin vermemiz gerek.

S: (V) Peygamber Devesi varlıklarıyla ilgili bir deneyimim oldu. Onlar hakkında bilgi verir misiniz?
C: Minturyanlar.

S: (L) Nereden geliyorlar?
C: Oryon.

S: (L) Oryonlular kötü adamlar mı?
C: Subjektif.

S: (L) Hangi gruba üyeler?
C: Tıpkı Pleyadesliler gibi, Federasyon'a.

S: (L) Beni kaçırdılar mı veya bu hafızanın kaynağı nedir?
C: Bu, bilinçaltının derin bir seviyesinde tutulmuş bir geçmiş yaşam anısı.

S: (L) Bana ne yaptılar?
C: Öğrenme amacına yönelik geri-programlama.

S: (L) Ne için?
C: Öğrenmen gereken dersleri biz söylemeyiz.

S: (L) Griler V___'yi neden kaçırdı?
C: Kendini yok etmesi için onu programlamaya çalıştılar.

S: (L) Bu programlamanın üstesinden geldi mi?
C: Öyle umalım. Her zaman hata olasılığı vardır. Unutmayın, özgür irade, yaratılıştaki en önemli bilinç yasasıdır.

S: (V) Rüyamda bir öğretmen olduğumu ve küçük çocuklara ışığı ve rengi nasıl kullanacaklarını öğrettiğimi gördüm. Bu bir önbiliş miydi?
C: Muhtemelen.

S: (L) Bu olasılık önümüzdeki on yıl içinde gerçekleşebilir mi?
C: Dinleyin. Açık.

S: (L) Vahiy kitabındaki 666 sayısının anlamı nedir?
C: Visa.

S: (L) Kredi kartında olduğu gibi mi yani?
C: Evet.

S: (L) Kredi kartları, 666'nın temsil ettiği şeyin işi mi?
C: Evet?

S: (L) Tüm kredi kartlarımızdan kurtulalım mı?
C: Size bağlı.

S: (L) Kendimizi kredi kartı sisteminden tamamen koparmamak daha avantajlı mı olur yoksa?
C: Kredi aynı zamanda borç değil midir?

S: (L) Bu olumlayıcı anlamda mı?
C: Bunu nasıl yapacaksınız?

S: (L) Herhangi bir öneriniz var mı?
C: Yakında dünyada kredi ve borçtan başka birşey kalmayacak. Yeni visa borç kartlarını duymadınız mı? Bu, dünya bankacılık sisteminin, yani yılan kardeşliğinin, yani Kertenkelelerin, yani İsa-Düşmanlarının kontrolü altındaki geleceğin para sistemi.

S: (L) Yani kredi kartım yoksa bu sisteme ait olmak zorunda kalmayacak mıyım?
C: Hayır. Tercih hakkın olmayacak: ait ol veya açlıktan öl.

S: (L) Özgür iradeye ne oldu?
C: Yılan Kardeşliği, yani Kertenkeleler, yani İsa-Düşmanları özgür iradeye 309.000 yıldır müdahale ediyorlar. Değişim yaklaştıkça gözleri kararıyor.

S: (V) Kendim için iyi olmadığını hissettiğim şeylere karşı hep isyan etmişimdir. Bu sisteme karşı isyan etmek mümkün mü?
C: Eğer bedenini terk etmek istiyorsan.

S: (L) Yani bunun neticesi ölüm olacaktır...
C: Evet.

S: (L) Eğer taşınmamız gerekirse...
C: Karmaşayı değişimler izleyecek, sabırlı olun.

S: (L) Kırsala taşınmak istiyoruz. O şekilde bir yaşam sürerek bu kredi/borç kartı olmadan yaşayabilir miyiz?
C: Hayır.

S: (L) Nerede olurlarsa olsun herşeyi ve herkesi kontrol etme kapasitesine mi sahipler?
C: Evet.

S: (L) Guyana'ya taşınsak, yağmur ormanında kütükten bir ev yapsak ve kimseyi rahatsız etmesek bile bu şeyden kurtulamaz mıyız?
C: Laura, Kertenkele varlıklarının mutlak kontrole yönelik var güçleriyle yapacakları girişimin etkisinden, nereye gidersen git kurtulamayacaksın.

S: (L) Bu kelimelerle ifade edilemeyecek kadar moral bozucu. Anlıyor musunuz?
C: Neden? Bunu değişim takip edecek.

S: (L) Değişim kısa sürede olacak mı?
C: Konudan sapıyorsun. "Bringers of the Dawn" (Pleiades Öğretileri) kitabını okuyun. Uygun bakış açısıyla bakıldığında, tehlike coşkuya dönüşür. Ama bu bakış açısı, tekrarlıyoruz, üçüncü seviye gerçekliğin bakış açısı değildir.

S: (L) Belirttiğiniz kitapta Jeanne d'Arc, kazıkta yanarken coşku içinde tasvir ediliyor. Bunu mu kastediyorsunuz?
C: Gibi, ama sizin kazıkta yanmanıza gerek yok.

S: (L) Bu az da olsa ferahlatıcı. Ölmenin başka yolları da var.
C: Biz ölmekten bahsetmiyoruz, Laura. Sımsıkı bir şekilde 3'üncü seviyeye yapışmış olanları dinlersen, bilincinin sapması riskiyle karşılaşırsın, niyetin ne kadar iyi olursa olsun; L___.

S: (L) L___ hakkında neyi kastediyorsunuz?
C: Guyana.

S: (L) "Tehlike coşku olur" derken neyi kastediyorsunuz? Ne çeşit bir tehlike?
C: Yaklaşan karmaşada yaşam.

S: (L) Okuduğum çeşitli kitaplar kırsal bölgelere taşınmayı, gruplar oluşturmayı, yiyecek stoklamayı falan tavsiye ediyor.
C: Dezenformasyon (Ç.N.:yanıltıcı bilgi; yalan). Bunlardan hemen ve tamamen kurtul. Bunlar 3'üncü seviye saçmalıkları.

S: (L) İstedikleri zaman gelip bizimle beslenecek olan varlıkların insafında kendimizi oldukça çaresiz hissediyoruz. Bizim tarafımızda olup bize enerji veya başka şeyler verecek birileri yok mu?
C: Kiminle iletişim kurduğunuzu sanıyorsunuz?

S: (L) O karşamada bize yardım edebilir misiniz?
C: Evet.

S: (L) Peki edecek misiniz?
C: Size bağlı.

S: (L) Çağırırsak, yardımınızı alabilir miyiz?
C: Tüm yapmanız gereken istemek.

S: (L) Yardımdan mahrum kalacağımız dönemlerden geçecek miyiz?
C: Bağlantı asla kopmaz.

S: (L) Of, acı çekmek istemiyorum.
C: Acı çekmek zorunda değilsiniz. 3'üncü seviye düşünmeyi bırak.

S: (L) Sevdiğim herhangi birinin de acı çekmesini istemiyorum. Hiçbir acı istemiyorum. Yeterince acı çektim!
C: Bu gece 3'üncü seviyede takılı kaldın.

S: (L) Sadece bu değil. O kadar çok dezenformasyon var ki, kime inanacağını bilemiyorsun... Size güvenebileceğimizi nereden bileceğiz? Etrafta insanı aldatan bir sürü kaynak var ve bunu çok zekice yapıyorlar. İncil'e bak... insanlar 2.000 yıldır buna inanıyorlar...
C: Yalnızca izin verdiğinizde aldatırlar.

S: (L) Evet, bazı şeyleri inançla kabul edeceğiz... ama... Buradaki sorunu anlayabiliyor musunuz?
C: Evet, ama sen anlamıyorsun.

S: (L) Sorunum nedir?
C: Zihinsel blok.

S: (L) Yakın geçmişte Matta'nın 24'üncü bölümünün ve Lukas'nın 21'inci bölümün, uzun uykusundan sonra İsa tarafından verildiğini söylemiştiniz. Bu bölümlerin ikisi de şimdiyi Nuh'un günlerindeki gibi tasvir ediyor. Bu doğru bir değerlendirme mi?
C: Bir anlamda ve bireysel olaylar henüz belirli değil.

S: (L) Nuh'un hikayesinde Nuh'a bir gemi inşa etmesi söyleniyor.
C: Sembolik.

S: (L) Ama Nuh gerçekten bir gemi inşa etti. Belirli bireylerin, her kimseler, gemiler inşa ettikleri ve o korkunç felaketten kurtulmak için birşeyler yaptıkları doğru mu?
C: Hayır. Bu olaya şu şekilde bak. Nuh bir gemi inşa etti çünkü bu ona çok eğlenceli bir iş gibi geldi ve sel geldiğinde de gemi işe yaradı, anlıyor musun?

S: (L) Yani yaptığımız şeyleri eğlenceli geldiği için yaparsak doğru zamanda ve doğru yerde olacağımızı ve her ne olursa olsun doğru şeyi yapıyor olacağımızı söylüyorsunuz, öyle mi?
C: Yakın.

S: (L) Yapmamız gereken şeyi yapmaya ve olmamız gereken yerde olmaya doğru yönlendirileceğimizi mi söylüyorsunuz?
C: Herşey yerini bulacaktır fakat olayları zorlarsanız yolunuzu şaşırma riskiyle karşılaşırsınız.

S: (L) Kanallama yaptıklarını sanan pek çok kişinin aslında sadece dünyevi ruhlarla temas kurduklarını düşünmekte haklı mıyım?
C: Bazen.

S: (L) Işığa gitmiş olan ölülerle iletişim kurmak mümkün mü?
C: Bazen.

S: (L) Sorular sorabilmeleri için başka insanlar buradayken bunu yapmamız mümkün olabilir mi?
C: Evet.

S: (L) S___ başka güçlerin etkisi altında mı?
C: Evet.

S: (L) Kimin?
C: Kim olabilir? Kertenkeleler.

S: (L) İzinlerini almak suretiyle insanlar üzerinde ruh çıkarma yapmak evrensel yasalar dahilinde makul müdür?
C: Bunu izin almadan zaten yapıyorsun.

S: (L) İzin almadan yapmak doğru mudur?
C: Açık.

S: (L) Burnumuzu istenmediğimiz yerlere sokarak kendimizi Karmik yüklerle dolduruyor olmamız mümkün mü?
C: Evet.

S: (L) Rica edilmeden bunu yapmamak daha mı iyi olur?
C: Bunu kendin yanıtlamalısın.

S: (L) Yüksek benlikten izin istendikten sonra biri üzerinde ruh çıkarma yapılabilir mi?
C: Çelişkili düşünce kalıpları.

S: (L) Temizleme yapmak için birinin yüksek benliğinden izin istenebilir mi?
C: Karmik öğrenme ödevlerine müdahale etmeme konusunda dikkatli olun.

S: (L) Bazı insanların yapışık ruhları Karma'larının bir parçası mı?
C: Evet.

S: (L) Canavar ve 666 sayısına dönelim. Kertenkeleler tarafından tüm dünya üzerinde kontrol çabasından sonra değişimlerin meydana geleceğini söylediğiniz, değil mi?
C: Evet.

S: (L) Kontrolün uygulanmasından ne kadar sonra?
C: Açık.

S: (L) Bazı kitaplardaki kehanetler, bu sürenin 6.3 veya 7 yıl süreceğini söylüyor. Bu doğru mu?
C: Açık.

S: (L) Birkaç yıl önce 666'nın manası ile ilgili başka bir yorum dinlemiştim, o yorum da doğru mu?
C: Belki. "VI" Roma rakamlarında 6 demek. "S" eski Mısır'da 6'ydı. "A" Sankskritçe'de 6'ydı. Bak, VISA 666 demek oluyor. Uzun süreli seyahatler için de "VISA"ya (vize) ihtiyaç duyuluyor, öyle değil mi?

S: (L) 13'üncü bölümün diğer bölümleri... Bu ayette diyor ki "Kumlu sahilde durdum ve denizden on boynuzlu ve yedi kafalı bir canavarın çıktığını gördüm. Boynuzlarında on tane krallık tacı ve aşağılayıcı yazılar vadı." Bu ayet ne anlama geliyor?
C: Pek çok anlama. Maddi kontrol. 10, tüm değer birimlerinin evrensel kontrolünü simgeliyor.

S: (L) Yani on boynuz değer birimlerini temsil ediyor ve burada paradan söz ediliyor.
C: "In God we trust" (Ç.N.: Amerikan dolarlarında bulunan, "Tanrı'ya inanıyoruz." manasındaki ibare.)

S: (L) "Ve gördüğüm canavar bir leopara benziyordu..."
C: Yeni Dünya Düzeni.

S: (L) "Ejderha gücünü ve büyük hükümdarlığını ona verdi..." Ejderha kim?
C: Tekrar oku lütfen.

S: (L) "...gördüğüm canavar bir leopara benziyordu..." Leopar neyi simgeliyor?
C: Leopar hızlı hareket eder ve belirgin işaretleri vardır.

S: (L) "Ayakları bir ayınınkiler gibiydi..." Ayaklar neyi simgeliyor?
C: Rusya.

S: (L) Neden ayınınki gibi ayaklar?
C: O coğrafi konumdaki gizli bir güç merkezi.

S: (L) Bu güç merkezinin özelliği nedir?
C: ABD ile aynı. Ayaklar kolay görülmez.

S: (L) Bu, Rusya'yla ABD'nin gizli bir birliği olduğu anlamına mı geliyor?
C: Aynı kontrol altındalar.

S: (L) Kertenkeleler mi?
C: Temelde.

S: (L) "Ağzı bir aslanınki gibiydi..." Ağız neyi simgeliyor ve neden aslınki gibi?
C: Gürültücü ve böbürlenici.

S: (L) Gürültücü ve böbürlenici olan kim ve bu nasıl gerçekleşecek?
C: Ekonomik güç yapısı. Aslan güçlüdür ve kükreyerek dikkatleri üzerinde toplar. Yeni dünya düzeni hakkında yüksek sesle kim konuşuyor?

S: (L) ABD mi?
C: Yakın. ABD'nin unsurları.

S: (L) "Kafalarından biri ölümcül bir yara almış gibi göründü fakat bu ölümcül yara iyileşti ve tüm dünya şaşkınlık ve hayranlık içinde canavarın peşinden gitti..." Başlardan birinin ölümcül bir yara alması ne anlama geliyor?
C: Dünya-dışılar.

S: (L) Dünya-dışılar Canavar'da ölümcül bir yara açmış gibi mi görünecekler?
C: Başlangıçta.

S: (L) "...fakat bu ölümcül yara iyileşti ve tüm dünya şaşkınlık ve hayranlık içinde canavarın peşinden gitti..." Bu ne anlama geliyor?
C: İlk korkunun yerini hayranlık ve tapınma alıyor.

S: (L) "Yere kapandılar ve ejderhaya hürmetlerini gösterdiler çünkü ejderha, tüm hakimiyet ve otoritesini canavara bağışlamıştı..." Kim bu ejderha?
C: Dünya Siyasi İdaresi.

S: (L) Peki canavar kim?
C: Yeni Dünya Düzeni, yani Yılan Kardeşliği, yani Kertenkeleler, yani İsa-Düşmanları.

S: (L) "Canavara konuşma gücü verildi ve böbürlenici ve hakaretengiz şeyler söyledi ve otoritesini 42 ay boyunca uygulama özgürlüğü verildi..."
C: Zamanlama açık. Konuşma gücü, duysal ve görsel medya bakımından kendini açıklıyor.

S: (L) "Ve ağzını açıp Tanrı'ya hakaretler etti, adına ve makamına iftiralarda bulundu, cennette yaşayanlara hakaret etti..." Buna göre bu grup, bu canavar gelecekte...
C: İsa-düşmanlarına tapınmayı, sadakati ve itaati teşvik etmek üzere dezenformasyon yayacak.

S: (L) "Hatta Tanrı'nın kutsal insanlarına karşı savaş açma ve onlara üstün gelme izni aldı ve tüm kablileler, halklar ve her dil ve ırk üzerindeki otoritesini uzatmak için güç verildi..." Bu, itaat etmeye reddedenlerin karşılaşacakları sıkıntı ve belaları mı kastediyor?
C: Hayır. Önceki cevaba bak.

S: (L) "Dünyanın tüm insanları hayranlık içinde yere kapanacak... Dünya kurulduğundan beri kendini feda eden Kuzu'nun Hayat Kitabı'nda adları kaydedilmeyenler..." Hayat Kitabı'nda adları yazılanlar kimler? Hayat Kitabı nedir?
C: Süper Bilgisayar.

S: (L) Kuzu'nun Hayat Kitabı... adları kaydedilmemiş olan herkes... Canavara tapınacak olanların, adları kaydedilmemiş olanlar olduğunu söylüyor. Canavara tapınmayanların adlarını kaydeden bir süper bilgisayar mı var yani?
C: Evet.

S: (L) Peki bu süper bilgisayar kimin?
C: Canavar. Tüm isimler itaatkar olanlar ve olmayanlar olarak kaydedilecek.

S: (L) Bu "Kuzu" kim?
C: Canavar.

S: (L) "Duyabilen kim varsa dinlesin: esarete doğru gidenin kendisi esarete gidecek; kim kılıçla öldürürse, kılıçla öldürülecek... İşte bu, azizlerin (Tanrı'nın insanlarının) sabır ve sadakati için bir çağrıdır..." Tanrı'nın insanları kimler?
C: Herkes.

S: (L) "Esarete doğru giden esir olacak." Bunun anlamı nedir?
C: Lideri izlemek.

S: (L) Eğer lideri izlerlerse esir olacaklar ve eğer liderle savaşırlarsa öldürülecekler mi?
C: Evet.

S: (L) "Sonra topraktan çıkan başka bir Canavar gördüm; kuzu gibi iki boynuzu vardı ve bir ejderha gibi konuşuyordu..." Bu neyi simgeliyor?
C: Aynı varlığın diğer yüzleri.

S: (L) Kuzu gibi iki boynuzu vardı ne demek? Kuzunun boynuzu olmaz. Neden boynuz diyor?
C: Çelişki yoluyla zihin bulandırma.

S: (L) Peki kuzu neyi temsil ediyor?
C: Canavarın aynı yüzü.

S: (L) "...ejderha gibi konuşuyordu" ne anlama geliyor?
C: Aynı.

S: (L) "Tıpkı ilk canavar gibi tüm güç ve kontrolü uyguluyor ve dünyayı ve üzerinde yaşayanları, ölümcül yarası iyileşen ilk canavarı yüceltmeye ve tanrılaştırmaya, ona tapmaya yönlendiriyor." İlk canavardan farklı ikinci bir canavar var gibi anlatıyor ama siz bunun sadece canavarın diğer bir yüzü olduğunu söylüyorsunuz.
C: Evet. Şöyle bak; uzaylılar bir yüz; Tanrı diğer bir yüz; devlet diğer bir yüz vs.

S: (L) Tanrı'nın, canavarın yüzlerinden biri olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Din tarafından tanımlandığı şekliyle.

S: (L) "Büyük işaretler, korkutucu mucizeler gösteriyor, hatta insanların gözü önünde gökten dünyaya ateşler düşürüyor." Bu ne anlama geliyor?
C: Dünya-dışılar "mucizeler" gösteriyor.

S: (L) Peki Canavar'ın "sureti" nedir?
C: Dünya-dışılar.

S: (L) Kılıçla yaralanıp gene de yaşamaya devam etmek ne demek oluyor?
C: Önce korkutucu olarak görülüyor sonra da Tanrı gibi algılanıyorlar.

S: (L) "Ve canavara hayatın nefesini Canavar'ın suretine aktarma izni verildi ki canavarın heykeli gerçekten konuşabilsin ve canavarın suretine eğilip tapınmayanların hepsini öldürebilesin." Bu ne anlama geliyor?
C: Aldatma tamamlandıktan sonraki tam kontrol.

S: (L) "Küçük-büyük, zengin-fakir, özgür-köle herkesin sağ ellerine veya alınlarına bir yazıyla işaret konulmasını sağladı." Bu yazı nedir?
C: VISA kimlik numarası.

S: (L) Bu gerçekten bedenlerimize fiziksel olarak uygulanacak mı?
C: Kodlanacak.

S: (L) Nasıl? Bu Dünya-dışılar'ın insanları kaçırdıklarında yaptıkları şey mi?
C: Hayır.

S: (L) Nasıl yapılacak?
C: Basılacak.

S: (L) Hangi teknikle?
C: Elektronik kodlama. Bir dizi rakam.

S: (L) Bunları derilerimize, kafa veya el derimizin altına mı işleyecekler?
C: Evet.

S: (L) Herhangi bir para işlemi yapmak için elini elektronik bir tarayıcının üzerine koymak zorunda olacaksın gibi mi?
C: Aynen.

S: (L) Tamam, şöyle diyor: "İşte ayırt edilecek yer, işte yorum bilgisi için bir çağrı; yeterince aklı, zekası, sezgisi olan Canavar'ın rakamını hesaplasın. Çünkü bu insanların kullandığı bir rakam, belirli bir adamın rakamı, onun rakamı 666." Bu ne anlama geliyor?
C: Daha önce de açıkladığımız gibi Visa. Herkesin kendi numarassı olacak ve bu bir visa numarası olacak, Canavar'ın numarası.

S: (L) "Sonra bir de baktım ki kuzu Zion Dağı'nda duruyordu ve yanında da onun ve babasının adını alınlarına yazdırmış olan 144.000 adam duruyordu..." Bu ne anlama geliyor?
C: Kimlik. Kuzu, dünya bankasının liderlik konseyi. Pek çok kişi Tanrı tarafından "işaretlendiklerini" sanırken aslında Canavar tarafından işaretlenecek.

S: (L) "Ve sonra cennetten büyük suların sesi gibi ve güçlü bir yıldırım sesi gibi bir ses duydum ve duyduğum ses harplerini çalan harpçilerin müziğine benziyordu.." Cennetten gelen ve büyük suların ve güçlü bir yıldırımın sesine benzeyen ses nedir?
C: İsa'nın dönüşü.

S: (L) "Ve yeni bir şarkı söylüyorlar... Dünyadan fidye olarak alınan 144.000 kişi dışında kimse o şarkıyı söylemeyi öğrenemedi..." 144,000 kişinin dünya bankası liderleri odluğunu söylemiştiniz ve burada da onların İsa'nın gelişi sırasında dünyadan fidye olarak alındıkları söyleniyor. Şöyle diyor: "O 144.000 kişi kendilerini kadınlarla ilişkilerinde kendilerini kirletmediler çünkü onlar bakire kadar saftırlar. Onlar, Kuzu nereye giderse onu takip edenlerdir... Fidye olarak alındılar..."
C: Sembolizm sonradan eklendi ve bu husus tam olarak doğru değil. Semboller karmaşık hale getirilmiş. Seçkinciliği ve bölücülüğü teşvik etkisi yapıyor.

S: (L) 144.000 kişi, bizim deyişimizle iyi adamlar mı, yoksa kötü adamlar mı?
C: Her ikisi. Üst seviye bilgisi olanlar.

S: (L) Bunlar insan mı?
C: Evet.

S: (L) Yani dünya üzerinde üst seviye bilgisi olan 144.000 kişi olacak, öyle mi?
C: Yaklaşık olarak.

S: (L) Peki bu 144,000 kişi arasında biz de var mıyız? Sadece merak ettim.
C: Belki.

S: (L) "Onların dudaklarında hiçbir yalan bulunamaz çünkü onlar masum, lekesiz, kusursuzdurlar. Ve sonra gökyüzünde ebedi kutsal kitapla uçan başka bir melek gördüm. Dünya'daki insanlara, her ırka, her kabileye ve halka güçlü bir sesle şunu söylüyordu: Tanrı'ya saygı gösterin, onu onurlandırın çünkü yargı saati geldi, onun önünde yere kapanın, hürmet gösterin. Dünyayı, cenneti, denizi ve su kaynaklarını yaratan Tanrı'ya tapının." Buradan ne anlamamız gerekiyor?
C: Sorgulanabilir bir kaynak tarafından sonradan eklendi.

S: (L) "Sonra ikinci bir melek geldi ve dedi ki: Düştü, Büyük Babil düştü. Tutkulu iffetsizliğinin şarabıyla bütün milletleri sarhoş etmişti..." Babil kim ve düşmesinden kastedilen şey nedir?
C: Önceki cevapla aynı.

S: (L) "Üçüncü bir melek çıkarak güçlü bir sesle, her kim canavara hürmet gösterir ve onun damgasının alnına veya eline basılmasına izin verirse, o da Tanrı'nın kızgınlık ve gazap şarabından içmek zorunda kalacak ve kutsal meleklerin ve kuzunun huzurunda ateş ve kükürtle işkence görecek..."
C: Dezenformasyon. Korku ve direnç yaratarak dünya-dışıların bu negatif duyguların enerjisiyle beslenebilmeleri amacına hizmet ediyor.

S: (L) "Tekrar baktım ve beyaz bir bulut gördüm ve bulutun üzerinde de altın bir taç giymiş bir insana benzeyen birinin oturduğunu gördüm ve elinde de keskin bir tırpan vardı.." Bu da bir eklenti mi?
C: Evet.

S: (L) "Tapınaktan başka bir melek daha çıktı ve bulutun üzerinde oturana güçlü bir sesle dedi ki: Tırpanını al ve biçmeye başla çünkü dünyanın tarlası hasat için uygun hale geldi.."
C: Yine korku temelli dezenformasyon.

S: (L) Vahiy'in bazı bölümlerini Immanuel Velikovsky'nin eserinde anlatılanlara benzettim, o bölümlerde anlatılanların içeriği doğru muydu?
C: Evet.

S: (L) Kertenkelelerin yapacaklarını yapmasından sonra meydana gelen olaylar, Visa'nın gelmesi... Bu İsa'nın dönmesinden önce mi, yoksa sonra mı?
C: Önce.

S: (L) Yani komet kümesi İsa'nın dönüşünden önce mi gelecek?
C: Evet. Ama dönüş yalnızca tek bir olay, herşey değil.

S: (L) Komet kümesinin dünyayla etkileşimi nedeniyle dünyada büyük bir yıkım olacak ve belki çok sayıda insan ani bir şekilde bedenlerini terk edecek değil mİ?
C: Yakın.

S: (L) İsa bu olaydan hemen sonra mı dönecek?
C: Bütünün bir parçası olarak.

S: (L) Komet kümesi olaylarının bir parçası mı olacak?
C: Sonrasında.

S: (L) İsa dönünce ne yapacak?
C: Öğretecek.

S: (L) Gezegende bu dersleri alacak kaç kişi olacak?
C: Açık.

S: (L) Altı milyar gibi bir varsayımda bulunabilir miyiz?
C: Dilediğiniz gibi varsayımda bulunabilirsiniz.

S: (L) Sürekli olarak İsa'nın dönüşünün bütünün bir parçası olacağını söylüyorsunuz, yani sanki önemli bir noktayı kaçırıyorum. İlgili sorunun sorulduğunu varsayın ve kaçırdığım hususu bana söyleyin lütfen.
C: Eğer dikkat edersen son derece açık.

S: (L) Yani?..
C: 4'üncü yoğunluğa geçiş.

S: (L) Dördüncü yoğunluğa geçiş kometlerden önce mi olacak, yoksa sonra mı?
C: Sonra.

S: (L) Komet kümesiyle dünyanın etkileşimi...
C: Geçişten önce gerçekleşecek.

S: (L) Yoğunluk değişimine neden olacak olan şey bu olaylar mı olacak?
C: Hayır.

S: (L) Yani elektromanyetik etkileşimlerin dünyanın atomik titreşimlerini arttırmasının 4'üncü yoğunluğa geçişle bir ilgisi yok diyorsunuz.
C: Evet.

S: (L) Yani, kometler ortalığı alt-üst edecek ve sonra da İsa'nın gelişiyle birlikte geçiş gerçekleşecek...
C: Daha önce.

S: (L) Geçiş meydana gelecek ve biz şaşkın gözlerle etrafa bakıyor olacağız, ne yapacağımızı bilmez durumda olacağız çünkü kendimizi daha önce hiç bilmediğimiz yepyeni bir ortamda bulacağız ve bunun ardından da İsa gelecek, öyle mi?
C: Kabaca doğru.

S: (L) Peki İsa döndükten ve bilgi vermeye başladıktan sonra ne olacak... Gezegendeki herkes bu bilgileri almak için tek bir yerde mi toplanacak?
C: Hayır.

S: (L) İsa sürekli yolculuk yaparak mı öğretecek?
C: Teknoloji.

S: (L) Medya yoluyla mı öğretecek?
C: Evet.

S: (L) Yani medya, televizyon, radyo ve benzeri şeyler devam mı edecek?
C: Kısmen.

S: (L) O süreçte veya bu geçişten hemen önce bazı insanlar büyük gruplar halinde Kertenkelelerle birlikte dünyadan ayrılmış mı olacak?
C: Evet.

S: (L) Dünyada yalıtılmış şehirlere taşınarak Kertenkelelerle işbirliği halinde yaşayacak büyük insan grupları olacak mı?
C: Yakın.

S: (L) Yani dünyada Kertenkelelerin kontrolü altında ve İsa'nın kontrolü altında bölgeler mi olacak?
C: İsa kontrol altında tutmaz.

S: (L) Kertenkeleler zaman zaman şehirlerinden çıkıp İsa'yı takip edenleri taciz edecek mi?
C: Belki.

S: (L) Yani dünyanın nüfusu büyük ölçüde azalmış olacak, orada burada insanlar olacak ve bunlar birleşmiş durumda olmayacak, öyle mi?
C: İyi geceler.

Edited by - Tiversonus on 08/09/2008 01:11:48
Go to Top of Page

masterphidias
Kehribar

Turkey
36 Posts

Posted - 08/09/2008 :  19:31:47  Show Profile  Visit masterphidias's Homepage  Reply with Quote
"Kasyopya Celselerine Göre Yakın Gelecek"te anlatılanlar özellikle Ramtha'nın Titanların Son Valsi kitabında verdiği bilgilerle %100 aynı.Bu bilgilerin bu şekilde başka kaynaklarca da desteklenmesi geleceğe yönelik umutlarımızın daha da artması için iyi bir temel teşkil ediyor sanırım.Kutsal Kitap'ın Kasyopyalılar tarafından yorumlanması ise gerçekten çok etkileyici bence.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 08/09/2008 :  20:49:30  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar, sevgiler

Kasyopya celselerinde önerilen Pleiades Öğretileri 1 kitabını ve Ra Bilgileri 1,2 kitabını okumamış veya tekrar okumak isteyen arkadaşlar, yahoo nun groups larından Yuvadan Mektuplar bölümüne ücretsiz üye olarak, sol tarafta bulunan files-dosyalardan bu kitapları bilgisayarlarına indirebilirler.

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 09/09/2008 :  17:51:32  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
Herkese selam,



S: (L) 4'üncü yoğunluk bedenlerdeki DNA liflerinin bağlanması da 4'üncü yoğunluktaki imajinal bedenlerde gerçekleşen bir yansıma mı?
C: Astronomik.

S: (L) Tamam, bu yıldızlar ve gezegenlerle ilgili... Başka bir evren anlamında mı astronomik? Yani antimaddeden oluşan alternatif evren?
C: Evet, ve...

S: (L) Ve bu alternatif evren bizim evrenimizle birleşecek...
C: Hayır.

S: (L) Bu alternatif antimadde evreni, bizim evrenimizde meydana gelen veya ortaya çıkan fenomenlerin kaynaklandığı nokta mı?
C: Daha çok geçit gibi veya "kanal."

S: (L) Bu alternatif evren bizim 4'üncü yoğunluğa geçmek için kullanmamız gereken bir araç mı? Bir örtü veya bir boşluk gibi birşey mi?
C: Bir otoyol olarak düşün.

S: (L) Yani 4'üncü yoğunluğa ulaşmak için bu antimadde evreninden mi geçmemiz gerekiyor?
C: Hayır.

S: (L) Geçişi gerçekleştirmek için bu antimadde ile etkileşme anlamında birşeyler mi olacak?
C: Hayır. Yoğunluk Sınırı sürekli seyahat halindeki dalga.

S: (L) Tamam, "seyahat eden dalga" diyorsunuz ve antimaddenin otoyol olduğunu söylüyorsunuz. Yani o dalga veya boyut sınırının etkisi yoluyla antimaddeden geçmek veya bir şekilde antimaddeyle etkileşmek anlamına mı geliyor bu?
C: Antimadde mekan/zamanı büküyor; değişken çekim dalgalarını kullanabileceğiniz nokta bu.

S: (L) Bir elektromanyetik alan yaratarak antimaddeden yararlanmak çekim dalgasını değişken hale getiriyor, antimaddenin maddeyle birleşmesini sağlıyor ve mekan/zamanın eğilip değiştirilebildiği bir portal yaratıyor. Diğer bir deyişle bir EM alanı yaratmak, antimadde girişi sağlamak, mekan/zamanın eğilip bükülmesini, kontrol edilmesini mi sağlıyor?
C: Evet.

S: (V) Herkese yönelik bir portal var mı, büyük tek bir portal?
C: Hayır.

S: (V) Kitleler halinde bir portaldan geçiş?
C: Hayır.

S: (L) Çekim dalgasını destabilize etmek için EM alanları yaratmak... HAARP'ın tasarlanma amacı da bu mu?
C: Hayır.

S: (V) Eğer tek bir kişi için veya insan grupları için kişisel portallar yoksa...
C: Portal nerede istiyorsan oradadır.

S: (V) Yani portal sadece zihinsel bir durum olabilir mi?
C: Hayır. Uygun teknolojiyle istediğiniz yerde bir portal yaratabilirsiniz. Seçenekler sınırsız.

S: (L) Uygun teknoloji. Değişken çekim dalgaları. Bir keresinde Tesla bobinlerini araştırmamızı söylemiştiniz... Antimadde... EM üretme yoluyla çekim dalgalarının destabilizasyonu antimaddenin maddeyle etkileşmesini sağlıyor ve bu da bir portal açıyor... İnsanları kaçıran dünyadışıların zamanda ileri geri gitmesi antimadde evreninde mi oluyor?
C: Yakın. Antimadde evreninde yolculuk yapıyorlar ama çoğu kaçırma 3'üncü veya 4'üncü yoğunlukta gerçekleşiyor.

S: (L) Antimadde evrenindeki bu hareket, insanların kaçırılma deneyimlerinde "ateş duvarı" olarak algıladıkları şey mi? Demolekülerasyon?
C: Hayır. Boyutlararası Atomik Remolekülerizasyon.

S: (L) Tamam, bir kişi antimadde evreninden geçerken bunu nasıl algılar?
C: Algılamaz.

S: (L) Neden?
C: Mekan yok, zaman yok.

S: (L) Antimadde evreninde mekan ve zaman yok... Yani antimadde evreni muhtemelen Flight 19'daki zavallı insanların olduğu yer?
C: Evet.

S: (L) Yani bu yerde takılıp kalınabiliyor mu?
C: Evet. Ve eğer bir zaman sıçraması kozasının içindeysen, hiperbilinç durumunda olursun, yani "sıfır zaman" algısı. Yani döngü bağlandığında veya kapandığında milyonlarca yıl geçmiş gibi hissedebilirsin. Tıpkı "Philadelphia Deneyi"nde olduğu gibi. Ve şimdilik, iyi geceler.”





Az önce Bulut dostumuzun “çekim” hakkındaki incelik ve nicelik dolu açıklamasını okudum,benim bu konu hakkındaki arayışlarımın bir kısmını doldurdu, sağolsun..

Farklı bir konuda ilaveten;

Kasyopyadan aktardığım bölüm ise ,bazı düşüncelerimi açıklamam gerektiği itilimini doğurdu, paylaşmak istiyorum,

Bobin mevzuu uzun zamandır zihnimi kurcalar ,özellikle DNA nın bobin özelliği , bu açıklamlarla bazı neticelere varmaya çalışıyorum;

Bilgide farkındalığa ulaşma,kişinin koparılmış DNA bağlarını tekrar bağlamada etken olan bir uygulama ,

DNA nın spiral bir halde olması ,sadece az yer kaplama değil bunun yanında EM yaratabilecek bir bobin özelliği taşımasından,

Kişi açılmış bilgi farkındalığı ve inancı ile DNA da elektriksel ışıma etkisini arttıran bir durum yaratmakta “EM üretme yoluyla çekim dalgalarının destabilizasyonu antimaddenin maddeyle etkileşmesini sağlıyor ve buda bir portal açıyor”(LAURA 'nın “evet” cevabı aldığı notu)

Koparılmış DNA parçalarının bağlanması yoluyla teşekkül eden DNA görünümü üçüncü boyut algılaması ile farkedilemez ,bu hususta genetik araştırmalar bilimsel sonuçlarında yetersiz kalır. (Kryon bilgilerinden)

Boyutlar arası atomik remolükülerizasyon bir ışınlama olabilir ,
açılmış ,hiperbilinç sahibi olmuş beyin hücreleri ile ortak koordinata girmiş beden kök hücrelerinin ,atomik ölçüde indirgenerek demateryelize ve sonra materyelize olabilmesi (muhtelif kanal bilgilerinden toparladığım)

Bahsi geçen portal oluşturma işini bilinç geride bir halde iken ,yani tam anlamıyla bilinçte bir stabilizasyona ulaşmamışken “Çekim ve elektriklenmede birleşik alan kuramı -Albert Einstein” teorisine dayanarak savaşta görünmezliği sağlamak maksadıyla yapılan Philadelphia Deneyinde olduğu şekliyle dev transformatörlerle yapmaya çalışmak ve habersiz kişileri olaya dahil etmeye mecbur etmek ,zavallı kurbanlar yaratmıştır..

Ancak transformatör (bobin) yoluyla EM dalgası yaratıp, zaman-mekan dalgasını bükebilecek etkilerini incelemek ,bu konuda ilgimizi çekmekte.

Edited by - tgur on 09/09/2008 17:56:42
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 10/09/2008 :  15:40:34  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar, Sevgiler...

Kasyopya celeselerinde ''içgüdünüze güvenin'' veya ''içgüdü'' kelimeleri ile anlatılmak istenen şeyin, kavramın, aslında ''ruhsal'' olanla ilgili olduğunu epeydir düşünüyordum. Bunun ingilizceden(dilbilgisinden) veya çevirmekten kaynaklandığını düşünüyorum veya yanılıyor da olabilirim. Osho'dan bir aktarım yaparak bunu belki daha iyi anlatabilirim diye düşündüm:


******************************************************


Mantığın Ötesini Bilmek


Beden doğal bir tepki verdiği zaman, buna İÇGÜDÜ denir…
Ruh doğal bir tepki verdiği zaman, buna SEZGİ denir.
Bunlar birbirine benzer, ancak çok farklıdır.
İçgüdü bedene aittir ve kabadır.
Sezgi ise ruha aittir ve incedir.
İkisinin arasında ise uzman olan ZİHİN bulunur..
Ve zihin asla doğal tepki vermez. Zihin, BİLGİ demektir. Bilgi doğal olamaz…
İçgüdü akıldan daha derindedir. Sezgi ise akıldan daha üsttedir. İkisi de aklın ötesindedir. Ve ikisi de iyidir…
Sezgi VAROLUŞÇU dur, içgüdü ise DOĞAL…
AKIL, karanlıkta yol bulmaya çalışmak gibidir…
Aklın ötesine ne kadar hızlı geçersen o kadar iyi olur. Ötesinde hiçbir şey olmadığını düşünenler için akıl bir duvar oluşturabilir. Akıl ötesinde bir şey olduğunu anlayanlar için ise çok güzel bir geçiş yolu olabilir..
BİLİM akılda durmuştur.
O yüzden benlik hakkında hiçbir şey ortaya koyamamaktadır. Sezginin uyanık olmadığı bir akıl, dünyanın en tehlikeli şeylerinden biridir.

Ve sen aklın tehlikeleri altında yaşıyorsun. Çünkü, akıl bilime çok büyük bir güç vermiştir. Ancak bu güç çocukların elindedir, bilge insanların elinde değil.

Sezgi, bir insanı bilge yapar.
Buna aydınlanma de, uyanma de, ne dersen de, bunlar sadece bilgelik için verilmiş olan isimlerdir. Ancak bilgeliğin ellerinde olduğu zaman akıl,
güzel bir uşak olarak kullanılabilir…

ZEKA, görme ve kavrama kapasitesidir. Kendi hayatını, doğana uygun yaşamaktır… Zeka budur.
Peki ya APTALLIK nedir? Başkalarını takip etmek. Başkalarını taklit etmek. Başkalarına itaat etmek. Onların gözleriyle görmek. Onların bilgisini, kendi bilgin gibi görmek… Aptallık budur…

Varlık tektir.. Dünya çokludur…
Bu ikisinin arasında ise, BÖLÜNMÜŞ ZİHİN bulunur. İkilemde kalmış bir zihin…
Tıpkı büyük bir meşe ağacı gibi; gövdesi tektir, ama sonra iki ana dala ayrılır, ilk çatallanma. Buradan binlerce farklı çatallanmalara gider ve dallar ortaya çıkar…
VARLIK, tıpkı ağacın gövdesi gibidir. Tektir, bütündür.
ZİHİN, ağacın ikiye ayrıldığı ilk çatallanmadır. Orada ikileşir…
Diyalektik ortaya çıkar..
Tez ve anti-tez…
Kadın ve Erkek…
Yin ve Yang…
Gündüz ve Gece…
Allah ve Şeytan…
Yoga ve Zen…
Bütün bu dünyevi ikilikler, aslında zihinde oluşmuş ikiliklerdir. Bu ikiliğin altında ise varlığın tekliği bulunur. Eğer bu ikiliğin altına ulaşabilirsen, o tekliği bulursun…


OSHO


********************************************************


İşte yukarıda bahsedilen anlamıyla;''içgüdü''kelimesinin, bedensel olandan daha çok ruhsal olana önem veren ve Kasyopya'yı aktarım noktası olarak kullanan 6.Yoğunluk Varlıkları'nın daha çok, ruhsal olan ''SEZGİ'' den bahsettiklerini düşünüyorum...
Selamlar, Sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 10/09/2008 16:48:14
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 17/09/2008 :  11:58:41  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar, Sevgiler...

Kasyopya celselerinde çokça geçen ((C: Yapışık ruh temizliği.))kavramı ile sanırım şimdiye kadar sitede hiç bir bilgi paylaşılmadı.Biliyorum bu konu ile ilgilenen bir arkadaşımız var ama sanırım siteye bir aktarım henüz olmuş değil. Şunu düşündüm, ingilizcesi iyi olan arkadaşlar, Laura'nın kitaplarında var ise bu konu tabii bilmiyorum çevirisini yapabilirler veya Laura'nın dahil olduğu siteden bu öğrenilebilinir mi?..Yani kısaca bu kavram hakkında bilgisi olan arkadaşlar varsa, paylaşmasını isteyecektim, eğer bir sıkıntı yaratmayacaksa.

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 24/09/2008 :  02:27:00  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
selamlar

kasyopya celselerinde sıkça bahsedilen 'zihin programlama' konusunu okuyunca aklıma şöyle bir olasılık geldi...

Çok çeşitli zihin proramlama yöntemlerinin varlığından söz ediliyor aynı zamanda...

Bilgiyi alarak ipnotik uykudan uyanmaya başlayan kişilerin yaşamında olağan üstü sıkıntılı, acı verici deneyimler vs. yaşanıyor
Bu acı dolu deneyimlere dayanabilme becerisi, ve nihayetinde kişinin uyanış yolunda göstereceği kararlılığın zihin programlama ile sabote edilebileceğini düşünüyorum..

Yani uykudan uyanma potansiyeli olan insanın yaşamında KH varlıklar tarafından negatif deneyimlerin yaratılması amacıyla kişinin kendine veya dolaylı olarak uyanan insanın yaşamındaki kişiler (kocası,karısı,dostları vd. kişiler olabilir) zihin programlaması yoluyla kontrol edilip, uyanan kişinin sabote edilmek suretiyle obsesyona kadar varabilecek durumların içine sürüklenmesi sağlanabilirmi???

Böylece uyanışın geriletilmesi amaçlanıyor olabilirmi????

Hepimizin yaşamlarında büyük travmalardan geçtiğimizi veya hala geçiriyor olabileceğimizi tahmin ediyorum...

Yani yaşanılan travmaya isyan etmek, kafayı sıyırtmak, sürekli depresyonda kalmak, hep kurban psikolojisi duygusunda kalmak, bunu bize yaşatan kişilerden bir türlü kurtulamamak vs...vs..

Bilgiyi alıp, bu yolda ilerleyen bir sürü insan tanıdım, birçoğu kanal oluyorum diye kendinin isa olduğunu sananlar oldu bir müddet sonra,
Yani 'zihin programlama' uyanmakta olan insanlara kertişlerin yapmakta oldukları bir uygulamamıdır diye soruyorum sadece !!!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 24/09/2008 :  03:27:37  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Galilei' nin Dinamik Kuramı

Onyedinci yüzyılın bilime katkısı, hareket kavramını getirmiş olmasıdır. Eski Yunanlıların statik nesneler, rigid (katı) geometrik şekiller, veya dengedeki cisimler (yani, tüm etki eden kuvvetler dengede olduğu için hareket etmeyen cisimler) hakkında harikulade bir anlayışı vardı ama cisimlerin hareketine hükmeden ilkeler hakkında bir fikirleri yoktu.

Dinamik kuram, başka bir deyişle Doğanın, cisimlerin bir andan bir diğer ana yer değiştirmesine, bu yer değiştirmeyi kontrol eden o güzel yöntemine ilişkin kuramdan yoksundular. Bunun nedeni kısmen (ama asla tamamen değil), zamanı yeterince doğru gösteren bir aygıtlarının, yani oldukça iyi bir `saat'lerinin bulunmamasıydı. Konum değişikliklerinin doğru zamanlanması ve cisimlerin hızlarının ve ivmelerinin iyi değerlendirilmesi için böyle bir saat gereklidir.
1583'te Galilei'nin, zamanı ölçmek için' güvenilir bir aygıt olarak sarkaçın kullanılabileceğine ilişkin gözlemi, kendisi için (ve bir bütün olarak bilimin gelişmesi için!) son derece önem taşıyordu; çünkü hareketin zamanlaması doğru olarak saptanabilecekti
Ellibeş yıl kadar sonra 1638'de Galilei'nin Discorsi (Söyleşiler) adlı yapıtının yayınlanmasıyla, yeni bir konu olan dinamik gündeme geldi ve böylece eskinin mistisizminden modern bilime geçiş başlamış oldu!

Galilei'nin buluşu olan en önemli fiziksel görüşlerden sadece dördüne değinmek istiyorum.



Birincisi, bir cisme uygulanan kuvvet, `hızı' değil ivmeyi tayin eder. `Ivme' ve `hız' sözcüklerinin gerçekte anlamları nedir? Bir parçacığın, veya bir cismin üzerindeki bir noktanın hızı, bu noktanın konumunun, zamanla değişimi oranıdır.
Hız, normal olarak, bir vektör nicelik olarak kabul edilir, yani değeri kadar yönünün de dikkate alınması gerekir (aksi halde `sürat' terimini kullanırız; İvme ise (yine bir vektör niceliktir), hızının, zamanla değişimi oranıdır. Öyleyse ivme, gerçekte, zamanla konumun değişimi oranının değişimi oranıdır! (Hem `saatler' hem de `değişim oranları' ile ilgili matematiksel görüşler hakkında yeterli bilgileri olmadığı için eski bilim adamlarının bunu değerlendirmeleri zordu.) Galilei, bir cismin üzerine etkiyen kuvvetin (onun örneğinde bu kuvvet çekim kuvvetiydi), bu cismin ivmesini kontrol ettiğini fakat hızını doğrudan kontrol etmediğini buldu: Halbuki Aristoteles gibi eski bilim adamları buna inanmışlardı.
İvme bir vektördür
Özellikle, kuvvet yoksa hız sabittir, buna göre, bir doğru boyunca sabit hızla hareket, kuvvet yokluğundan kaynaklanacaktır (Newton'un ilk yasası). Serbest hareket eden cisimler yollarına düzgün olarak devam ederler ve ilerlemelerini sürdürmek için kuvvet uygulanmasına gereksinimleri yoktur. Gerçekten de, Galilei ve Newton'un geliştirdikleri dinamik yasalarının bir sonucu, düzgün doğrusal hareketin, fızik yönünden, hareketsizlik durumundan hiç bir farkının olmadığıdır: düzgün hareket, hareketsizlik demektir!
Özellikle, kuvvet yoksa hız sabittir , buna göre, bir doğru boyunca sabit hızla hareket, kuvvet yokluğundan kaynaklanacaktır (yasası). Serbest hareket eden cisimler yollarına düzgün olarak devam ederler ve ilerlemelerini sürdürmek için kuvvet uygulanmasına gereksinimleri yoktur
Gerçekten de, Galilei ve Newton 'un geliştirdikleri dinamik yasalarının bir sonucu, düzgün doğrusal hareketin, fızik yönünden, hareketsizlik durumundan hiç bir farkının olmadığıdır: düzgün hareket, hareketsizlik demektir! Galilei bu görüşü açıkça vurgulamış (Newton'dan daha açık şekilde) ve denizde seyreden gemi örneğiyle somutlaştırmıştır:


"Büyük bir geminin güverte-altı kamaralarından birine bir arkadaşınızla yerleşin ve yanınıza bir kaç sinek, kelebek ve buna benzer kanatlı böcekler, ve içinde bir kaç balık bulunan içi su dolu bir çanak alın; altındaki leğene damla damla su damla-an bir şişeyi tavana asın. Gemi seyir halinde değilken, kanatlı böceklerin kamaranın her tarafına aynı hızla uçtuklarını gözlemleyin. Balıklar hangi yöne gittiklerini umursamaksızın çanağın içerisinde her yöne yüzeceklerdir; su damlaları leğene dikine damlamayı sürdürecektir; ...Siz bütün bunları dikkatle gözlemlerken geminin, düzgün ve oraya buraya yalpalamaksızın yol alması koşuluyla istediğiniz bir hızda seyretmesini sağlayın. Dikkatle gözlemlediğiniz hareketlerde hiç bir değişiklik olmadığını göreceksiniz; sözü edilen hareketlere bakarak geminin hareket halinde mi yoksa demir atmış durumda mı olduğuna karar veremezsiniz... Su damlaları, geminin kıç tarafına savrulmadan, alttaki leğene dikine damlamaya devam edecek- tir, oysa damlalar havada iken gemi bir kaç fersah ilerlemiş olacaktır. Balıklar çanağın ön tarafına, arka tarafına yüzdükleri rahatlıkla yüzecekler, çanağın kenarında bir yere yerleştirilmiş lekeye doğru aynı rahatlıkla ilerleyeceklerdir. Sinekler, kelebekler, vb. her yöne uçuşlarını aynı şekilde sürdürecekler, geminin aynı yönde seyretmesinden bıkmış gibi uçuşlarını kıç ta- rafina doğru yoğunlaştırmayacaklardır".



Galilei Görelilik ilkesi olarak adlandırılan bu gerçek, • Copernicus 'un görüşünün dinamik bir anlama sahip olması yönünden çok önemlidir. • Niccolai Copernicus (1473-1543), ve eski Yunan astronomu • Aristarkhos, (İ.Ö. 310-230), (Aristoteles ile karıştırılmamalıdır!), Güneş hareketsiz dururken Dünya'- nın kendi ekseni etrafında dönerken bir taraftan Güneş etrafındaki yörüngesinde döndüğünü ileri sürmüştür. Hızı saatte 100 000 kilometreye varan bu eylemin neden farkına varamıyoruz? Galilei dinamik kuramını sunmadan önce bu soru, Copernicuscu görüş için tam bir bulmacaydı. • Aristoteles 'in, bir sistemin uzaydaki hareketi esnasında gerçek hızının dinamik davranışını etkilediği hakkındaki dinamik kuramı doğru olsaydı, Dünya'nın hareketinden kuşkusuz doğrudan doğruya etkilenmemiz gerekirdi. Galilei'nin göreliliği, Dünya'nın nasıl hareket ettiğini açıklıyor ama bu hareketi biz doğrudan algılayamıyoruz.


Galilei'nin göreliliğinde, `eylemsizlik' kavramına verilebilecek fiziksel bir anlam bulunmadığına dikkat ediniz. Bu, uzay ve zamanın incelenmesi yöntemi ile ilgili önemli bir ipucu vermektedir. Bizim uzay ve zamanı, içgüdüsel olarak çizdiğimiz resminde `uzay', fıziksel olayların yer aldığı bir tür arenadır. Fiziksel bir nesne bir an için bu uzayın herhangi bir noktasındayken, başka bir anda ya aynı noktasında veya başka bir noktasındadır. Bir nesnenin uzaysal konumunu gerçekten değiştirip değiştirmediğini açıklamanın bir anlam taşıması için, uzaydaki noktaların, her nasılsa, bir andan öteki ana varlıklarını sürdürdüklerini düşleriz. Newton'un ilk
Fakat, Galilei'nin görelilik ilkesine göre, `eylemsizliğin' mutlak bir anlamı yoktur, dolayısıyla `iki ayrı zamanda aynı mekanda bulunan nokta'ya verilecek bir anlam da yoktur. Fiziksel deneyimin üç boyutlu Eukleides uzayında bir zamanda yer alan herhangi bir noktası, üç boyutlu Eukleides uzayında bir başka zamanda yer alan aynı nokta mıdır? Bunu yanıtlamanın bir yolu yok. Öyle görünüyor ki zamanın her bir anı için yepyeni bir Eukleides uzayına sahipolmalıyız! Fiziksel gerçekliğin dört boyutlu uzııy-zaman grafiğini ele alalım


Farklı zamanlara karşı gelen üç boyutlu Eukleides uzayları birbirinden ayrı uzaylar olarak kabul edilirler; fakat bu uzayların hepsi birleştiğinde dört boyutlu bir uzay-zaman resmi ortaya çıkar. Düzgün doğrusal hareket eden parçacıkların geçmişleri, uzay-zamanda doğrularla (Dünya çizgileri adı verilir) tanımlanırlar.


Galilei 'nin büyük bilgeliklerinden üçüncüsü, enerjinin korunumu kavramının ilk aşamasını oluşturmuştur.
Galilei, en çok, nesnelerin evrensel kütle çekiminin etkisi altındaki hareketi ile ilgilenmişti. Bir cismin eylemsizlikten kurtulduğu takdirde, ister serbest düşsün, isterse uzunluğu sabit bir sarkacın ucunda sallansın, isterse düzgün bir eğik düzlem üzerinde kaysın, hareketin hızının, daima ve sadece, serbest kaldığı noktadan itibaren ulaştığı düşey uzaklığa bağlı olduğuna dikkat etmiştir. Ayrıca bu hız cismin hareket ettiği noktaya geri dönmesi için daima yeterlidir. Öyleyse, yerden yüksekliğine bağlı olarak depolanan enerji (gravitasyonel potansiyel enerji), cismin hareket enerjisine (onun hızına bağlı kinetik enerjiye) çevrilebilir ve bu enerji tekrar dönüşebilir. Enerji bir bütün olarak ne kaybolur ne de kazanılır .
Enerjinin korunumu yasası çok önemli bir fıziksel ilkedir. Bağımsız bir fiziksel koşul değildir, fakat, biraz sonra tartışacağımız gibi, • Newton 'un dinamik yasalarının bir sonucudur. Bu yasanın giderek kapsamlaşan formülasyonları yüzyıllar boyunca • Descartes, Huygens, Leibniz, Euler ve Kelvin tarafından yapılmıştır.
• Galilei 'nin görelilik ilkesiyle birleştiğinde enerjinin korunumu yasası diğer bazı korunum yasalarına kaynak olmuştur: Kütlenin korunumu ve momentumun korunumu. Bir cismin momentumu, kütlesiyle hızının çarpımına eşittir.
Momentumun korunumu yasasının en iyi örneği bir füze firlatma sürecinde görülür. Bu süreçte füzenin ileriye doğru momentumunun artması, (daha az kütlesel fakat buna karşılık daha hızlı) ekzos gazlarının geri momentumıınu kesin olarak dengeler. Bir silahın geri tepmesi de momentumun korunumu yasasına bir örnektir.
Newton yasalarının bir başka sonucu, bir sistemin kendi ekseni etrafında dönüşünü tanımlayan açısal momentumun korunumudur. Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönmesi ve bir tenis topunun ekseni etrafında dönmesi açısal momentumların korunumu sayesinde süreklidir.
Herhangi bir cismin kendini oluşturan her bir parçacığı bu cismin toplam açısal momentumuna katkıda bulunur; herhangi bir parçacığın katkısının miktarı, momentumu ile merkezden dikey uzaklığının çarpımına eşittir. (Sonuç olarak, serbest dönen bir cismin açısal hızı, bu cismi sıkıştırmak suretiyle artırılabilir. Paten kayanlarda ve trapezcilerde gözlemlediğimiz hız artışı buna en güzel örnektir. Kol ve bacak kaslarının gerilmesi, açısal momentumun korunumu nedeniyle, dönüş hızının artmasına neden olur!) Kütle, enerji, momentum ve açısal momentum gibi kavramların bizim için ne kadar önemli olduklarını daha sonra anlayacağız.



Son olarak • Galilei 'nin kehanet niteliğinde bir öngörüsünden söz etmek istiyorum: Hava sürtünmesi olmaksızın tüm cisimler yerçekiminin etkisiyle aynı hızda düşerler . (Okuyucu, Galilei ile ilgili ünlü öyküyü, çeşitli cisimleri Pisa Kulesinden aynı anda atmasıyla ilgili öyküyü sanırım hatırlayacaktır.)
Üç yüzyıl sonra bu öngörü, • Einstein 'ın, görelilik ilkesini, referans sistemlerinin ivmesini kapsayacak şekilde genişletmesini sağladı ve yerçekimi ile ilgili olağanüstü genel görelilik kuramının temel taşını oluşturdu.



Fiziğin Gizemi- Roger Penrose-TÜBİTAK Yayınları


************************


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 25/09/2008 :  00:27:07  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam,

Realitelerimizdeki payımız üzerinde düşünmeye çalışıyorum ve aslında evrende negatif(pozitife göre) varlıkların faliyetlerini de kabul eden birisi olarak, ilk bakışta ortada bir çelişki varmış gibi görünse de; yani ister negatifler tarafından bir manipülasyona uğrayalım veya isterse işin kolayını seçerek(rahatlığını) bir kurban rolü oynayalım iş yine geliyor özgür irademizi kullanarak ''bilinçli yaratıma'' geçmeye...Burada seçtiğimiz yaratım, küçük 'ben'' in seçtiği oluyor, birde bu seçim büyük 'BEN'in dünya arenasına gelmeden ortaya koyduğu genel planlamaya uygun değilse, örneğin, budalaca tüketmenin dersini veya maddesel açgözlülüğün dersini almak üzere yapılmış bir plana tam ters yönde bir yaratım seçilmişse....İşte buyurun gelinde çıkın işin içerisinden...Yani elbette, realitemizi biz yaratıyoruz, bazende işin kolayına kaçarak 'sorumluluğumuzu' atacak birisine ''suçu'' yüklüyoruz, ne güzel de kendimizi işin içerisinden sıyırıyoruz. Bu demek değildir ki, bizlerin özgür iradelerine karşı manipülasyonlar yapılmıyor veya yapılmayacaklar, belki zihin programlama bile yapılabilecek veya şimdiki dünyada olduğu gibi okullarda (tüketim budalası) olma yolunda işleneceğiz, promosyon adı altında (entellektüel sahtekarlığı) öğretecek okullar ve bu bizim zihnimizi tabi ki etkileyecektir...Sonuçta, kurban rolünü oynadığımız çokça olayları kendi realitelerimize biz çekiyoruz, bu konu ile ilgili açıklamalarınızı takdirle karşılıyorum. Bunun yanında, yaşadığımız dünyayı biçimlendiren zihinlerin,eğitim kurumlarının da kıskacında olduğumuz veya ''kh bedensizlerinin'' telkinlerine maruz kaldığımızda doğru olabilir veya bence doğru...İşte bütün iş geliyor; bilgi ile beslenmiş farkındalık sahibi olmaya ve böylece daha çok özgür irademize sahip olmaya...İnsan kendi içsel arayışına başladığında, rehberlerinin de yardımı ile bir arınma yoluna girer, bilgi akışı başlar, farkındalık artar...Spiritüel aydınlanma arayışına giren insanların, hassasiyetlerinin artacağından dolayı belki de daha fazla negatiflikten ''etkilenmesi'' normaldir, yani bu iş kuvantum fiziğine benzedi (hem o hem bu hem de şu) doğru gibi. Kendini isa zanneden insanları bilmem, ama çevremde bedensizlerle konuştuğunu iddia eden iki tanıdığım insan var, inanıyormusun derseniz bazen inanıyorum ve bazende safsatalı buluyorum...Bu iş çok cevaplı üniversite sınavlarından da daha şıklı cevaplar içeriyor değil mi?

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 25/09/2008 :  14:11:42  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
uykudan uyanmaya çalışan kişilerin hemen hepsinin 4 kh tarafından saptırılmaya çalışılacağından kendi adıma eminim sevgili damdam.

"zihin programlama" çok geniş bir başlık. bebekliğimizden itibaren başta ailemiz tarafından olmak üzere sokakta, okulda, işyerimizde, evde, her yerde zihnimiz sürekli olarak çok çeşitli şekillerde programlanıyor. tabii burada kastettiğim doğrudan kertişler tarafından psişik teknolojilerle programlanma değil. sömürü ve uyutma döngüsünü sürdürmeye yönelik, insanlar üzerinden toplumsal psikoloji ve teknoloji (medya) yoluyla gerçekleştirilen programlamalara çok alışığız.

ama zaman zaman 4 kh'nin psişik yollarla zihin programlamalarına maruz kaldığımızdan da şüphe duymuyorum. karmamıza, öğrenme planımıza, bilinç durumumuza, farkındalığımıza göre çeşitli şekil ve biçimlerde ve çeşitli etkililik seviyeleriyle.

açık veren kendi zayıf yönlerimiz üzerinden, ve yine bununla ilişkili olarak etrafımızdaki insanlar üzerinden uyanma çabamızı zayıflatacak çabalara girişiliyor.

uyanma sürecinde bu faktörlerin de göz önünde bulundurulmasını önemli görüyorum.

bu ortamdaki bilinç arttırma çabalarımızın birbirimizi uyandırmada faydalı olmasını diliyorum. "realitelerimizdeki sorumluluk payımız" başlığı altındaki bilgi ve deneyim paylaşımınız önemli ve değerli.

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 25/09/2008 :  18:59:56  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili bozadi ve tiversonus ve herkeze sevgiler...........

Kendi adıma bu yaşıma kadar evrenin, ve yaşamın gizemleri hakkında merakım hep artarak devam etti, belliki yaşlı bir ruhum...

Fakat daha çok bilgili sandığım, dört elle sarıldığım bir sürü sprütiel insan tanıdım ancak bir müddet sonra sandığım gibi olmadıklarını gördüm..
Çünkü konuşmalarıyla, anlattıklarıyla güncel yaşam içersindeki etkileşimleri, davranışları birbirinin çok zıddı ve sığ insanlar olduklarını gördüm...

Bu baştan beni hayal kırıklığına uğratmasına rağmen kendi yaşam deneyimlerimde aldığım bilgiyi nasıl pratiğe indirebilirime daha çok odaklandım ve şimdi bu bilgilerimi paylaşıyorum burda..

Çünkü uyanmakta olan insana negatif vuruş çok şiddetli geliyor sıradan insana nazaran, dünyasal uyuşturma programı olan medya ve tüketicilik zaten yeterince ağır bir hipnoz uygulaması hepimize...
Bir avuç uyanan bilgiyi alan arkadaşlarımızın denizden geçip,derede boğulmaları gibi pratik hayatlarında yaşadıkları basit dünyasal çekişmelerden yokluk, yoksunluk illizyonlarından ancak belirli uygulanabilir metotlarla kurtulabiliriz diyorum..

Bazen spritüel bazı insanların kişisel gelişim, yada duygusal arınma konularını hafife aldıklarını gözlemliyorum...

Gölgelerimiz ve bunu yansıtan aynalar bu bitiş zamanlarında kertişlerin en gözde yıldırma uygulamaları çünkü içersinde zayıflığımıza dayalı etkiler mevcut diye düşünüyorum...

sevgiler.....

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 25/09/2008 :  20:33:55  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam,
((Bazen spritüel bazı insanların kişisel gelişim, yada duygusal arınma konularını hafife aldıklarını gözlemliyorum...)) doğru söylemişsiniz ve aslında bende bir kaç ya öncesine kadar fazlaca dikkate almıyordum ancak, kasyopya celselerinde bile devamlı (yapışık ruh çıkarma ve reiki uygulamaları) ile ekip belirli bir ieklde korunma yapıyorlar, gözlemim bu yöndeydi ve inanırmısınız 3-4 ay öncesinden beri (yapışık ruh çıkarma) ile nette araştırmış ve bir şey bulamamıştım, reiki ile bilgiler çoktu...Size teşekür ederim, şu açıklamanızı masaüstüne kayıt etmiştim ve günlerdir uyguluyorum ve kuvantum sıçraması mı bilmiyorum ama duygusal olarak kendimi çok rahatlamış hissettim, teşekür ederim:

**********************

**Bulunulan mekanın her türlü düşük enerjisi reiki ile ve başmelek mikailin korunma frekansı davet edilerek negatif enerji temizlenir.
öz benlik, koruyucu melekler davet edilir..Ve uygulama başlatılır..

** '' Allahtan tam koruma isterimki niyetim ve yaratımım herzaman ışığa dır..
Allah beni bana bağlanan tüm olumsuz varlıklardan sevgiyle kurtarsın.
Özgür irademle bunu şimdi istiyorum..''
** '' Benim bütün sevgisiz frekanslarım birdaha açılmamak üzere kapatılsın, ve bütün frekanslarım yeniden sevgiye ve ışığa uyumlansın..''
** '' Bana uygun olan ışık ve sevgi rehberlerimle yeniden enerjim dengelensin..''
** '' Şu anda çıkan tüm olumsuz enerjiler ve düşük titreşimli varlıklar Başmelek Mikaile teslim edildi..''



Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 26/09/2008 :  00:52:42  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tiversonus

çokkkkkkkkkk sevindim....Gerçekten bir önerimin uygulanıp olumlu etkisinin deneyimlenmiş olmasına çok sevindim..

Evet, şimdiye kadar uygulamadığım hiç bir şeyi başkalarına önermedim, çünkü önerebilmem için olumlu sonucunu önce kendimde görmem gerekiyorduki başkalarına aynı inançla aktarabileyim..

Daha huzurlu günler diliyorum bundan sonrasında......






Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 26/09/2008 :  01:36:19  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Selamlar damdam,
Bir saate yakındır düşünüyorum ve anlatayım mı diyorum, neyse (zihnim nasıl yaratmış diyelim) ve anlatayım; işyerinde yukarıdaki mesajı yazdıktan sonra tam yarım saat sonra, vinç ile bir parça kaldırdım ve sadece parçaya bakıyordum ve şunu düşünüyordum (bugün sitede ve msn de kendimi değersiz hissettirecek veya suçlu hissettirecek mesajlar aldım, acaba realitede payım var mı? yok canım, o zaman niye bu psişik bir saldırı mı, olabilir, ne için, kendimi suçlu hissedimde yazmayayım veya aktarım yapmayayım, aman boşver DAHA FAZLA YAZACAĞIII==GÜM..!!!! parça düştü) aman yarabbim, çocuklar koştular ben rahatım ve onlar şaşkın ve ilk defa bu vinçte böyle bir şey oldu....Ama neden çok rahatım ve onuda anlamış değilim...Yarattım mı, saldırı mı vallahi bilmiyorum, ama bakın bugün daha çok aktarım yaptım, yorum varsa, yazınız lütfen..

Selamlar, sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 26/09/2008 :  01:51:05  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Harika ! Sucluluk duygusu ve kendini degersiz hissetme yükünden bu sekilde bir uzaklasma yasamis olabilirsin sevgili Tiversonus.Vincle kaldiiir ve birak gitsin! Bu imajinasyon olarak da ise yarar bir seye benziyor bence. Bize rahatsizlik veren duygu ve olusumlara bunu deneyebiliriz , niye olmasin?

Bence bu saldiri filan degil, gözünü sevdigim yukarisinin görünmez ellerini bize uzatmasindan baska bir sey degil

Eh , hep saldiri olacak degil ya, biraz da oksayacaklar degil mi

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 26/09/2008 :  02:08:06  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Yaşadığın deneyim harika olmuş, şöyleki...

Sitede yazılanlardan suçluluk ve dğersizlik hissetmişssin, ve bunu kendine itirafın tamda vinç le ağırlık kaldırdığın sırada olmuş anlıyabildiğim kadarıyla...

Fakat duygu ve yaratımın çok hızlı gelişmiş, suçluluk duyduğunu farkedip bu duyguya yoğunlaştığın an parçayı düşürmüşssün, ama salise anda 'boşver daha fazla yazacağım' duygusuyla yarattığın yeni olumlu hissin düşen parçanın sana veya birbaşkasına zarar vermesini engellemiş, çünkü suçluluk hissi kendi kendine cezalandırmayı yaratır...
Daha sonra hissettiğin rahatlık hissin o salise anda yaptığın pozitif seçiminle alakalı diye düşünüyorum...

Bu yazdıklarım içinizde yankı buldumu? merak ettim...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 26/09/2008 :  02:44:14  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostlar,
Sadece ne hissettiğimi anlatabilirim, ama iş ciddi idi yani bir parça gidebilirdi, şunu hissettim, (tamam şunu yaparsam rahatsın yerine sadece o an kendimi hiç önemsememek ve önemli olan ışık yaymak kararı gibi ve kararla birlikte, çok rahatlama hissini anlık-saliseyle hissettim GÜM, ve sonunda müthiş şekilde korunduğumu hissettim ve bu korunma hissinden dolayı garip bir sevinçli, neşeli bir durum) , anlatması zor ama bunları hissettim...Bazı şeylerin açıklaması zor değil mi?

Sevgiyle kalın...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 27/09/2008 :  02:18:32  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Selamlar, Sevgiler…

Epeydir dile getirmek istediğim bir konu var , sevgili dostum ivrin’in söylediği sözle (yeni bir din yaratılmaya) çalışıyor ile ilgili…309bin yıldır dünyamızı kontrolüne almış kh uzaylıların taktikleri hep ilgimi çekmiştir.Kasyopyalılar, musa’ya ve isa’ya ‘’bilgi’’ nin kendi yoğunluklarından aktarıldığını söylerler, sonra ne olmuştur, yani hangi taktiklerle bu yozlaştırılmıştır?. İpuçlarının bazılarını pleyades öğretilerinde bulabiliriz, dünyadışı bir uygarlık, dünyanın film sektörü gibi bir teknoloji ile üç boyutlu hologramlarda kullanarak ve daha bir sürü taktikle 6. yoğunluktan gelen bilgileri yozlaştırmışlardır.Bilgiler artık ‘’dinleşerek’’ bir ayırım, kavga aracı haline getirilmiştir.İçerisine korku tohumları ekilerek, tam bir kontrol aracı haline de gelmiştir.Kabir azabı, günah,cehennem gibi kavramlarda cabası…

Şimdi şunu kendime soruyorum; 6. yoğunluktan bilgiler geldikce aynı taktikler ve numaralar yapılmayacak mıdır?

Kendileri için ‘’fazlaca’’ bir zaman olmadan geri dönüşlerini nasıl bir program ile yapmayı planlayacaklar, bu kh uygarlığı ve hemde genetik müdahale ile de oldukça ‘’yakışıklı’’ ve bize benzer gözükeceklerdir , öyle ya dna ile oynayan varlıklar sürpriz şekilde kendilerine benzememizi planlamamış olabilirler mi? Z.Sitchin ve E.V.Danieken bile işte belirli bir tarihte yeniden döneceklerini söylemektedirler, gösteri planları ne olacaktır, yeni bir ‘’din’’ oluşturma çabasına mı girecekler?

6. yoğunluk varlıkları, ışık bedenli olduklarından ve herşeyle Bir olunan 7.yoğunluğa çok yakın olduklarından, bu varlıkların dünyaya ‘’fiziksel’’ inişlerini beklemek bence yanlış olur, ayrıca Sonsuz ve Tek Yaratan fikriyle ‘’içine düştükleri ikiyüzlü’’ duruma bir daha düşmek istemezler, benim fikrim bu yönde, yani (tapınılmak durumu) felsefelerine ters düşer. O zaman, dünya insanlığınına temasları ‘’bilgi’’ özelliğini geçmeyecektir diye düşünüyorum, ayrıca kh in müdahalesi olmasa idi zaten gelişime müdahale de etmezlerdi zaten.

İnsanoğlu bağlı olduğu Bir’den dolayı, kendi medeniyetini, bizzat kendisi kurması gerekecektir, işte 4.yoğunluk değişken fizikselliğinde, yardım olarak enkarne olmuş ‘’ruhlar’’ dan öğrenecektir, zaten epeydir yapılan yardım ve kanal oluşturmada bu gezgin olarak tabir edilen kişilerin girişimi ile olmaktadır, yani benzer şeklde 4. yoğunluğa geçileceğini düşünüyorum.

Bütün yaratılan kaosun sonrasında, (kurtarıcılar) gökten inseler , ((bak biz beceremedik buyurun siz düzeltin)) tuzağına veya kendi özgür irademizi herhangi bir varlık grubuna devretnek son derece yanlış olur.Bazı kanal bilgilerinden ağzımıza yapışan bazı kavramlar/kelimeler bile (bazen ben de kullanıyorum) beni rahatsız ediyor.Dikkatli olmalıyız,yoksa tarih tekrarlanır bir şekilde ve (içine düşülen ikiyüzlü durum) diye Ra Toplumsal Bellek Bileşiminin bahsettiği durum yine tekrarlanır, hemde bu sefer daha düşük yoğunluklu varlıklara karşı…

Selamlar, Sevgilerimle…

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 27/09/2008 :  02:29:11  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Not: Ayrıca şunu eklememek yanlış olur: (Yeni Dünya Düzeni)...Hep bunun üzerinde çalışmalarının nedeni nedir acaba??

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 27/09/2008 :  15:25:42  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
(ALINTIDIR)

BİLDİRİLERDEKİ TUTARSIZLIKLAR
“Ra Bilgileri” adlı kitapta ilk insanların, kızıl gezeğen denilen Merih/Mars’tan bundan 75 bin yıl önce enkarne yoluyla dünyaya geldikleri belirtilmiştir. “Galaktik İnsan” adlı kitapta ise ilk insanların, Vega Sisteminin dördüncü gezeğeninin okyanuslarında yaşayan primatlar üzerinde yapılan genetik değişiklik sonucu meydana geldiği bildirilmiştir. “Vega İnsanı” da denilen ilk insanlar Güneş Sistemimize gelerek, o zamanlar “Hiborniya” adıyla bilinen dünya üzerinde bir milyon yıl süren bir uygarlık kurmuşlardır. Bu uygarlık dinozorumsu ve sürüngenimsi iki ırk tarafından yok edilmiştir. Çok uzun süren bir zamandan sonra galaktik insanlar, insan olmayan bu iki ırkı tamamen ortadan kaldırarak yeniden dünyaya hâkim olmuşlardır. Bundan 900 bin yıl önce gerçekleşen insanın dünya hâkimiyeti, Pasifik okyanusunda bulunan Lamurya Kıtasında başlamış ve Lamurya Uygarlığı geliştikçe insanlar diğer bütün kıtalara dağılmışlardır.
Ra Bilgileri adlı kitaba göre dünya ikinci yoğunluk derecesinde bir yerdi. Önceleri dünyada bitki ve hayvanlardan başka canlı varlık yoktu. Bunlar da son derece gelişmiş varlıklardı. Evrim sonucu insana benzeyen iki ayaklı bir varlık ortaya çıktı. Bunlar şu anda bile insan girmeyen ormanların derinliklerinde yaşamaktadırlar. Parlak gözlere sahip olan bu varlıklar, insanlardan gizlenme konusunda çok ustadırlar. Maldek Gezeğeninden gelen ve insan olmayan iki ayaklı bir varlık daha vardır. Bunlar da yer altının derin geçitlerinde yaşamaktadırlar. Bunlara da “Koca Ayak” denilir.
“Galaktik İnsan” adlı kitaba göre; yeryüzü ikinci yoğunluk derecesinde bulunduğu sırada bundan 18 milyon yıl önce yaratılmış, çok zeki ve akıllı memeliler gurubu yaşardı. Bu memeliler gurubu, ilk tarımla uğraşan, bugünkü balina ve yunusların karada yaşayan ilk ataları idi. Bunlardan başka 26 milyon yıl önce Orion takımyıldızının Bellatriks Sisteminden gelen Dinozor gurubu ile Sagittarius takımyıldızından gelen sürüngen gurubu da dünyada yaşayan çok zeki ve akıllı varlıklardı.


*******************************************

Sheldon Nidle ile ilgili Laura'nın Kasyopyalılara çokça soru sorduğu (değişik zamanlarda) dikkatinimi çekti ve her seferinde, bu kaynak hakkında ''olumlu'' bir şey söylenmemiştir.Bunu geriye dönük celse kayıtlarına bakarak incelemek niyetim var ama şimdilik yukarıdaki alıntıyı aktarmakla yetiniyorum...Ayrıca Hathor2ın bir başka medyumu olan Virginnia ESSİENİ ile Sheldon Nidle birlikte çalışmışlar, bu da dikkatimi çekti, ilginç doğrusu...Kasyopyalılar %63 gibi büyük oranda doğru olduğunu söyledikleri Ra Bilgileri ile Galaktik İnsan kitabının çelişkilerini bir sitede buldum ve sizlerle paylaşıyorum.

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 29/09/2008 :  11:29:56  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
İnsan DNA'sında Dünya dışı Genler

İleri insan varlikların uygarlığı Galakside yayılıyor mu?

John Stokes

Insan Genom Projesinde calisan bir grup arastirmaci, cok sasirtici bilimsel bir kesif yaptiklarini belirtiyor: Insan DNA sindaki % 97 kodlanmamis dizilerin dunyadisi yasam formlarinin genetik kodlarindan daha azi olmadigina inaniyorlar.

Kodlanmamis diziler kuflerden baliklara, insanlara dek Dunyadaki tum canli organizmalarda ortaktir. "Insan DNAsinda, toplam genomun daha buyuk bolumunu olustururlar", diyor grup lideri Prof. Sam Chang. Orijinal olarak "cop/hurda DNA" olarak bilinen kodlanmamis diziler yillar once kesfedildi ve fonksiyonlari gizem olarak kaldi. Insan DNA sinin sasirtici cogunlugunun kokeni "Dunya - disi"dir. Gorunuse gore "dunya disi hurda/cop genler" yalnizca nesilden nesile aktarilan cok calisan aktif genler ile "gezintiden zevk aliyor" Diger bilim adamlarinin, bilgisayar programcilarinin, matematikcilerin ve diger bilgili alimlerin yardimi ile yaptigi kapsamli analizden sonra profesor Chang gorunur "hurda Insan DNA si"nin bir tur "dunya disi programci" tarafindan yaratilip yaratilmadigini merak etti. Profesor Chang, Insan DNA sindaki yabanci parcalarin "kendi damarlarina, atardamarlarina ve tum anti - kanser haplarimiza guclu sekilde direnc gosteren kendi bagisIklik sistemine sahip" oldugunu gozluyor.

Cop/hurda DNA nin kaynaklarini ve anlamini anlamaya calisirken, Prof. Chang oncelikle "cop/hurda"nin tanimina gereksinimi oldugunu kavradi. Cop DNA gercekten hurda mi (faydasiz ve anlamsiz), yoksa hangi nedenle olursa olsun DNA nin kalani tarafindan sahip cikilmayan bazi bilgileri mi iceriyor? Bir keresinde bu sorudan bir tanidigina, Wall Street turev guvenlikleri uzmani genc bir teorik fizikci olan Dr. Lipshutz'a bahsetti. "Kolay" diye yanitladi Lipshutz. "Pazar verilerini analiz etmek icin kullandigim yazilim ile diziyi isletiriz ve dizilerin tamamen copluk mu oldugunu yoksa iclerinde mesaj olup olmadigini goruruz." Matematik, fizik ve istatistikte guclu bir gecmise sahip olan bu yeni nesil analist Wall Street firmalarinda gittikce daha cok populer oluyor.

Aksamlari ve hafta sonlari calisarak, Lipshutz kodlanmamis dizilerin hic de copluk olmadigini, bilgi tasidigini gostermeyi basardi. Tum dunyadaki genetikciler tarafindan gelistirilen binlerce veri dosyasina sahip Insan Genom Projesinin cok buyuk veritabanini birlestirerek, kodlanmamis dizilerin Kolmogorov entropisini hesapladi ve bunu duzenli, aktif genlerin entropisi ile karsilastirdi. Yarim yuzyil once unlu Rus matematikci tarafindan takdim edilen Kolmogorov entropisi, radyo lambalarindaki gurultu zaman siralamalarindan 19 ncu yuzyil Rus siirlerindeki harflerin dizilisine kadar bir cok cesitli dizilislerdeki gelisiguzellik seviyesini belirlemek icin basarili sekilde kullanildi. Genelde, teknik arastirmacilarin cesitli dizilisleri nicel olarak karsilastirmasini ve hangisinin digerinden daha fazla bilgi icerdigi sonucunu cikarmasini saglar. "Sasirtici sekilde, kodlanmis ve kodlanmamis DNA dizilerinin entropisi farkli degildi" diye devam ediyor Lipshutz. "Her ikisinde de gurultu/ses vardi, ancak hic de copluk degildi. Eger pazar verileri bu kadar duzenli olsaydi, coktan emekli olmustum". Lipshutz ile bir yil isbirliginin ardindan, Chang cop/hurda DNA da gizli bilgi oldugu sonucuna vardi. Ancak, asla kullanilmamis olan bilginin ne anlama geldigi nasil anlasilabilirdi? Aktif diziler ile hucreleri gozlemeye ve bilgiyi kullanan hangi proteinlerin yapildigini gormeye calisirsiniz. Bu, uyuyan genlerde islemez. Bir hipotezi test etmek icin deneyler vardir: bu dusuncenin gucune guvenilmelidir. Harfler oldugu icin, bazi eski lisanlar, belki Sumer, Misir, Ibrani vs lisanlari test edilmelidir. Prof. Sam Chang bu alandaki uzmanlardan yardim istedi, ancak hic biri bir cozum bulamadi. Kulturel ipuclari, diger bilinen lisanlara referanslar yoktu, dilbilimciler icin cok yabanciydi.

"Kendime sordum: baska kim gizli bir mesaji desifre edebilir?" diye devam ediyor Chang. "Suphesiz, bir kriptolog! Ilave olarak, Ulusal Guvenlik Ajansindaki arastirmacilar ile konusmaya basladim. Cagrima yanit vermeleri birkac ay surdu. En sonunda, genc bir adam sorularima yanit vermek icin tahsis edildi. Dinledi, sorularimi yazmami istedi, birkac ay sonra yanitladi, mesaji kibardi, ama "Cilgin fikirlerinle cehenneme git. Biz ciddi bir ajansiz, cok mesguluz." Anlamina geliyordu.

Bilgisayar guvenlik danismanlari ile gorusmeye basladim. Samimi sekilde ilgilendiler, bir kaci projem uzerinde calismaya bile basladi, ama bir ay sonra hevesleri kayboldu. En sonunda Prof. Chang eski Sovyet Ermeni cumhuriyetinde yetenekli bir kriptolog olan Dr. Adnan Mussaelian'a muracaat etti. Dr. Adnan ayda 15 $ aylik ile yasamaya calisiyordu. Bu arastirma onun icin bir sansti ve cok calismaya basladi.

Adnan, Lipshutz'un daha onceki calismalarini onayladi. Entropi tonlarca bilgiyi gosteriyordu, cok guclu bir kriptografik sistem degildi, cetin bir problem olarak gorunmuyordu. Adnan farkli kriptoanalizler ve benzer standart kriptografik teknikler uygulamaya basladi. Projenin ikinci ayinda, tum kodlanmamis dizilerin genellikle tek bir kisa DNA dizisinden once geldigini fark etti. Genellikle cop/hurda DNA yi cok benzer bir dizi takip ediyordu. Biyologlarin alu (artithmetic logic unit - aritmetik mantik birimi) olarak bildigi bu parcalar tum insan genomunda idi. Kodlanmamis, hurda dizilerin kendileri olarak alu, tum genlerin en genel olanlarindan biridir.

Kriptograf ve bilgisayar programcisi egitimi alan ve mikrobiyoloji bilgisine sahip olmayan Adnan genetik koda bir bilgisayar kodu olarak yaklasti. 0 ve 1 ikili kodlari yerine 0,1,2,3 (genetik kodun dort bazi) ile ugrasmak bir cesit dertti, ama tum yasami boyunca bilgisayar kodunu analiz ve desifre etmisti. Tanidik sularda idi. Eylemsizlige neden olan koddaki en genel sembolu uyuyan bir kod yigini takip ediyordu. Bu nedir? Sadece analoji ile oynayarak, Adnan programlardan birinin kaynak kodunu yakaladi ve bunu mesajlari desifre etmekte sIkca kullanilan bir arac olan sembollerin ve kisa dizilerin istatistiklerini hesaplayan programa girdi. En genel sembol ne idi? Suphesiz, "/" idi, yorum sembolu! Bir Paskal kodunu aldi ve o {ve} idi ! Suphesiz, C deki iki taksim isareti arasindaki kod asla uygulanamadi/isletilemedi; o kod degildi, kodun yorumu idi!

Analoji ile daha ileri oynamanin cezbediciligine direnemeyen Adnan bilgisayarda ve genetik koddaki yorumlarin istatiksel dagilimlarini karsilastirmaya basladi. Carpici bir fark olmaliydi. Bu, istatistiklerde gorunmeliydi. Bununla birlikte, istatiksel olarak, cop/hurda DNA aktif, kodlanmis dizilerden cok farkli degildi. Emin olmak icin, Adnan analiz ediciye bir program girdi: sasirtici sekilde, kodun ve yorumlarin istatistikleri hemen hemen ayni idi. Kaynak koda bakti ve bunun nedenini anladi: taksim isaretleri arasinda cok az yorum vardi, kodlarin yazari icradan (yurutmeden) en fazla C kodunu cikarmaya karar vermisti, programcilar arasinda genel bir uygulama.

Dine egilimli olan Adnan ilahi el'i dusunuyordu - ama dizilerin icindeki spagetti kodu analiz ettikten sonra, kucuk kodu yazanin Tanri olmadigina ikna oldu. Insan genetik kodunun aktif, kucuk sifrelenmis bolumunu yazan cok iyi organize olmamisti, daha cok ozensiz/dikkatsiz bir programci idi. Sanki Mikrosoft'tan biri gibiydi, ama insan genetik kodunun yazildigi zamanlarda, Dunyada Mikrosoft yoktu.

Dunyada mi? Sanki bir isIk yanmisti. Dunyadaki tum yasamin genetik kodu dunya disi bir programci tarafindan mi yazildi, sonra isletme/uygulama icin bir sekilde buraya mi birakildi? Bu fikir cilginca ve korkutucu idi ve Adnan gunlerce buna direndi. Sonra devam etmeye karar verdi. Eger kodlanmamis diziler yazar tarafindan iskartaya atilan veya terk edilen programin parcalari ise, onlarin calismasinin bir yolu vardir. Yapilmasi gereken tek sey yorum sembollerini cikarmak ve eger /*......*/ sembolleri arasindaki bolum anlamli bir rutin ise, o derlenebilir ve isletilebilir! Bu dusunce cizgisini izleyerek, Adnan sadece aktif genler gibi tam olarak ayni sembol frekans dagilimina sahip olan kodlanmamis dizileri secti. Gercek genlere en cok benzeyen 200 adet kodlanmamis dizi secti, bunlardan /*, //, ve benzerlerini cikardi ve birkac gunluk tereddutten sonra, Amerikali patronuna e - mail gonderdi ve bunlari E - coli veya benzeri bir ev sahibine koymanin ve calistirmanin bir yolunu bulmasini istedi. Chang iki hafta yanit vermedi. "Isten atildigimi dusundum" diye itiraf ediyor Dr. Mussaelian. "Onun her gecen gundeki sessizligi ile fikrimin ne kadar cilgin oldugunu daha cok kavradim. Chang sizofren oldugum sonucuna varmis ve kontrati bitirmis olmaliydi. Chang sonunda cevap verdi ve beni isten atmadi. Dunya disi teorime inanmadi, ama dizilerimi calistirmayi denemeyi kabul etti."

Biyologlar yillardir hurda dizileri aciklamaya calistilar, basaramadilar. Bazen bir sey meydana gelmiyordu; bazen tekrar hurda oluyordu. Bu sasirtici degildi. Cikarilmis bir bilgisayar kodunun rasgele secilmis bir bolumunu alin ve onu derlemeye calisin. Olasi olarak basarisiz olur. Ya da, garip sonuclar uretir. Kodu dikkatle analiz edin, yorumlardan tum fonksiyonu cekip cikarin, calismasini saglayabilirsiniz. Mussaelian'in sectigi 200 diziden 4 unun dikkatli istatistiksel analizi nedeniyle, calismaya basladi, kimyasal bir bilesenin minik miktarlarini uretti.

"Chang'in yanitini endise ile bekliyordum" diyor Dr. Mussaelian. "Asagi yukari normal bir protein mi yoksa sira disi bir sey mi olacakti?" Yanit sok ediciydi: o, insanlarda ve hayvanlarda bircok kan kanseri tipi tarafindan uretildigi bilinen bir madde idi. Sasirtici sekilde, diger uc dizi de kanser ile iliskili kimyasallar uretti. Artik bu bir tesadufe benzemiyordu. Herhangi birisi varligini surdurebilir uyuyan bir geni uyandirdiginda, o kanser ile iliskili proteinler uretir. Arastirmacilar hurda DNA dan izole ettikleri dort gen icin Insan Genom Projesini arastirmaya basladi. En sonunda, dordunden ucu orada bulundu, aktif, hurda - olmayan genler olarak listelenmisti. Bu buyuk bir surpriz degildi: cunku kanser dokulari protein uretir, gende bir yerde bunu sifreleyen bir yer olmaliydi! Surpriz sonra geldi: Sorgulanan gende kodun aktif, hurda - olmayan bolumu ( arastirmacilar bunu hurda insan kan kanseri geni icin "jhlg1" olarak adlandirdi) alu dizisinden once gelmiyordu, ornegin /* sembolu kayipti. Ancak, "jhlg1" in sonundaki kapatma */ sembolu oradaydi. Bu, "jhlg1" in neden hurda DNA nin derinlerinde ifade edilmedigini, ama genomun normal, aktif bolumunde iyi calistigini acikladi. Insanlar icin temel genetik kodu yazan, /*... */'da kapsayarak buyuk kodun parcasini cikardi, ama acilis /* sembolunun bir kismini atladi. Onun derleyicisinin de copluk oldugu gorunuyordu: dunyadaki Mikrosofttan olan iyi bir derleyici bile, boyle bir programi derlemeyi reddederdi.
Prof. Sam Chang ogrencileri ile birlikte cesitli kanserler ile iliskili genleri arastirmaya basladi ve hemen hemen tum orneklerde, o genleri alu dizisinin izledigini (ornegin yorum kapatma sembolu */ olarak protein), ancak asla yorum acilis /* geninden once gelmedigini kesfettiler! Bu, kanserler hucre yeniden uretimini ve buyumesini yonetirken, neden hucre hasarinda ve hucre olumlerinde hastaliklarin sonuclandigini aciklar. Buyuk koddan sadece az sayida parca ifade edildigi icin, asla tutarli buyumeye goturmezler. Kanser ile elde ettigimiz sey, insanlara yabanci olan birkac genin ifadesidir ve mantiksiz, garip ve gorunurde anlamsiz canli hucre yiginlarina neden olan bakteri parazitlerinin bazi genleri ile sembiyozdur (ortak yasamdir). Yiginlarin kendi damarlari, arterleri tum anti - kanser haplarina direnen kendi bagisIklik sistemi vardir.

Profesor Chang "Bizim varsayimimiz su, daha yuksek dunyadisi bir yasam formu yeni yasam yaratmakla ve bu yasami cesitli gezegenlere ekmek ile mesgul" diyor. Dunya bu gezegenlerden sadece bir tanesi. Belki, programlamadan sonra, yaraticilarimiz bizim Petri kaplarinda bakteri yetistirdigimiz gibi bizi yetistiriyor/buyutuyor. Onlarin gudulerini bilemeyiz - bu bilimsel bir deney mi, yoksa kolonilestirmek icin yeni gezegenler hazirlamanin bir yolu mu ya da evrende uzun sure devam eden yasami tohumlama isi/gorevi mi?

Profesor Chang "Eger bunu insan terimleri ile dusunursek, gorunur "dunya disi programcilar" muhtemelen bir cok projeden olusan "tek bir buyuk kod" uzerinde calisiyorlardir ve projeler cesitli gezegenlerde cesitli yasam formlari uretmis olmali" diye belirtiyor. Onlar ayrica cesitli cozumler denemekteler. "Buyuk kodu" yazdilar, uyguladilar, bazi fonksiyonlarini begenmediler, bunlari degistirdiler veya yenilerini eklediler, tekrar uyguladilar, daha cok gelistirdiler, tekrar tekrar denediler."

Profesor Chang'in arastirma ekibi su sonucu cikariyor, "gorunur "dunyadisi programcilar"a "Dunya projesi"nde yogunlastiklari zaman, son teslim tarihini karsilamak icin, gelecek icin tum idealistik planlarini durdurmalari emredilmis olabilir. Cok muhtemel olarak, gorunur bir acele icinde "dunya disi programcilar" buyuk kodda azaltmalar yapmis ve Dunya icin niyet edilen temel programi teslim etmis olabilir." Ancak, o zamanlar daha sonralari buyuk kodun hangi fonksiyonlarinin gerekli olabileceginden (belki) emin degillerdi, boylece hepsini orada biraktilar. Buyuk kodun tum hatlarini silerek temel programi temizlemek yerine, bunlari yorumlara donusturduler ve acele ile, orada burada yorumlarda birkac /* sembolunu unuttular; bu nedenle insanlara kanser olarak bildigimiz hucre kitlelerinin mantiksiz buyumesini sundular."

Problemin uc secenegi var. Ya tum /* sembollerini ve yorumlari silmek ve bu sekilde temel kodu temizlemek veya kayip */ 'i eklemek ve temel kodu buyuk kod ile mantiksiz sekilde karistirmaktan kacinmak. Alternatif olarak, ucuncu secenekte, tum / sembollerini cikarmak ve temel kodu buyuk kod ile tam bir program olarak calistirmak. Maalesef bu seceneklerin hicbirini yapabilecek kapasitede degiliz. Eger canli bir insanin kromozomlarina genler sokabilseydik, yenilikci kesfimiz gelecekteki tum kanser vakalarini aninda tedavi etmek anlamina gelirdi, en azindan programci gorus acisindan. Teorik olarak, bunu laboratuarda yapabiliriz, ancak yasayan bir ozneye onarilmis DNA asilamak icin pratik araclara sahip degiliz. "Hurda DNA"nin gizemi ve kanserin cozulebilecegi goruluyor, ama hizli bir tedavi beklenmemeli. Simdi yapabilecegimiz en iyi sey kademeli olarak kusurlari giderilecek temel genetik koda sahip insanlarin yeni, kansersiz neslini beslemeye calismaktir.
Bu uzun zaman alir.
Bizim icin ve cocuklarimiz icin ufukta umut gorunmuyor. "Ancak, programcinin bakis acisindan, ayrica bunda pozitif bir sonuc vardir. DNA mizda gordugumuz sey iki versiyondan olusan bir programdir, buyuk kod ve temel kod." Bay Chang sonra, "Ilk gercek su ki, komple 'program' kesin olarak Dunyada yazilmadi; bu simdi dogrulanmis bir gercektir. Ikinci gercek ise, genlerin kendileri tekamulu aciklamak icin yeterli degildir; 'oyunda' daha fazla bir seylerin olmasi gereklidir" diye onayliyor. Onun ne oldugunu veya nerede oldugunu bilmiyoruz. Ucunu gercek Marstan veya Mikrosofttan ister bir besteci, muhendis veya programci olsun yeni bir calismanin yaraticisi, calismasini gelistirme veya guncelleme secenegi olmadan birakmaz. Buradaki zeka, guncellemenin onceden icine konulmasidir - "hurda/cop DNA" temel kodumuzun gizli ve uyuyan guncellenmesinden baska bir sey degildir! Bir suredir bazi kozmik isinlarin DNA yi modifiye etme gucune sahip oldugunu biliyoruz. Bunu aklimizda tutarak, makul bir cozum elde edilebilir. Dunyadisi programcilar, tum /*.*/ sembollerini uzaklastirmak, kendisini buyuk kod (Hurda DNA) ile kaynastirmak ve tum DNAmizi calistirmak icin temel koda talimat veren Evrende herhangibir yerden dogru enerjiyi kullanabilirler. Bu bizi ebediyen degistirir, bazilarimizi birkac ayda, bazilarimizi sonraki nesillerde. Degisim cok fazla fiziksel olmayabilir, (artik kanser, hastalik ve kisa omur olmaz), ancak bizi entelektuel olarak firlatir. Aniden, Neanderthaller ile Cromagnonlarin birlikte varolmasi ile karsilastirilan zamanda oluruz. Eski, yeni donguye dogum vererek yer degistirir. Butun program, Evrenin eskimez enerjisi ve bilgeligi ile baglantida olan oldukca ileri biyolojik bir bilgisayar icin zarif, cok akilli kendini - organize edici, oto- icraci, oto - gelistirici ve oto - duzeltici yazilimdir. Icimizdeki yazilim, ya kisa ve hastalikli bir omur veya uzun ve saglikli bir yasama sahip super - zeki super bir varligin potansiyelini tasiyor. Bu sasirtici sorulari tetikliyor - temel kodun indirgenmesi acele icindeki ozensiz/dikkatsiz programcilar tarafindan mi yapildi, yoksa buyuk kodun yetkisizligi, istendiginde "uzaktan kontrol" vasitasi ile iptal edilebilen kasitli bir eylem mi idi?" Profesor Chang Insanliktaki dunya disi kaynaklari kesfeden diger arastirmacilardan sadece bir tanesidir. Profesor Chang ve arastirma arkadaslari, Dunyada insan yasami yaratmak icin acele edilmesi ile olusan DNA daki gorunur "dunya disi programlama" eksIkliklerinin insanliga kanser olarak bildigimiz hucre kitlelerinin mantiga aykiri buyumesini sundugunu gosteriyor.

"Er gec", diyor Profesor Chang "Dunya uzerindeki her yasamin bu dunya disi kuzenlerinin genetik kodunu tasidigi ve tekamulun dusundugumuz sey olmadigi inanilmaz fikri ile ciddi bir sekilde ilgilenmek zorunda olacagiz."

Insan Genom Projesi Kesfinin sakli anlamlari "Insana - benzeyen Dunya disi varliklar" ile iliskili

Bu bilimsel kesiflerin sakli anlamlari, "dunya - disindan" insan gorunuslu dunya disi varliklar ile temasi olan diger bilim adamlari ve gozlemcilerin iddialarini destekleyecektir.
"Dunya - disindan" insana benzeyen dunya disi varliklarin insanin tekamulu icin genetik materyal sagladigi ve bu dunya disi varliklarin cogunun, kendi personelinin Dunyadaki insan ailelerde 'yildiz tohumlari' olarak enkarne olmasina izin verdikleri iddia edilmisti. Bu "yildiz tohumlari", "yildiz cocuklari" veya "yildiz insanlari" Brad ve Francie Steiger tarafindan 'ruhlari' diger yildiz sistemlerinin dunyalarinda bicimsel olarak enkarne olan ve sonra Dunyaya yolculuk yapan ve insanligin spirituel tekamulsel gelisimini "itelemek/desteklemek" icin Dunyada enkarne olmaya karar veren bireyler olarak tanimlandi. Insanligin cogunlugu bu dunya disi varliklar grubunu, George Adamski, Orfeo Angelucci, George Van Tassell, Howard Menger, Paul Villa, Billy Meier ve Alex Collier gibi "dunya disi varliklar ile temas kuranlar" tarafindan tanimlandigi gibi 'yardimsever' olarak dusunuyor. Bu temascilar cogu zaman dunya disi irklarla temaslarina fotograf, film ve/veya taniklarla fiziksel kanitlar sunuyor. En kapsamli dokumante edilen ve arastirilan temasci, arastirmacilari icin cok fazla fiziksel kanitlar sunan Eduard 'Billy' Meier'dir.

'Kadim astronotlar' ile ilgili tasvirler

Gercegi soylemek gerekirse, 'kadim astronot' yazarlari uzak gecmiste zeki dunya disi varliklar irkinin Dunyayi ziyaret ettigine ve/veya kolonilestirdigine inaniyor, burada Homo sapienler olarak bildigimiz insan irkini yaratmak icin genetik muhendislik vasitasi ile ilkel hominid Homo erectusu gelistirdiler.

Bu fikrin kaniti; (a) Ortodoks Darwinizm'in prensiplerine gore Homo sapienlerin bu kadar ani ortaya cikmasinin ihtimal disi olmasinda; ve (b) cennetlerden inen ve insani 'kendi suretlerinde' yaratan insana - benzer tanrilari tanimlayan kadim uygarliklarin mitlerinde, bulundu. Homo sapienlere, Homo erectusun dunyasal genlerinin ve "tanrilar irki"ndan dunya disi genlerin karisimindan olusan melez bir varlik olarak bakilir.

Uzay yolculugu ve genetiklerin modern cagindan once, insanligin kaynagi icin bu teori hayal edilemezdi. Ve simdi 21 nci yuzyilda bile, buna bilim kurgu olarak bakan bir cok insan var. Ancak, insan tekamulunun Ortodoks teorisindeki problemlerin isiginda, (kendileri daha inanilir bir zaman cercevesinde baska bir gezegende tekamul etmis olan) zeki insana - benzer bir turun genetik mudahalesi fikri, gizemin potansiyel cozumu olarak ciddiye almayi gerektirir.

Kadim astronot mudahalesinin en unlu savunuculari Isvicreli yazar Erich von Daniken ve Amerikali yazar Zecharia Sitchin'dir. Ozellikle, Sitchin durumu buyuk ayrintilar ile tartisti.

"Exopolitik" gruplardan akademisyenlerin aciklamasi

Dr. Micheal E. Salla, Evrende sosyal olarak sorumlu varliklar olarak insanligin yasam kalitesi ve "kuresel demokrasi"nin onaylanmasi icin Dunya disi varliklar uzerine ve onlarla acik ve bilgili diyalog isteyen Exopolitik hareketin kurucularindan biridir. Dr. Salla "Su anda Dunya ve insan nufusu ile karsilikli temasta oldugu bilinen [cesitli arastirma enstituleri ve ajanslar tarafindan] buyuk sayida dunya disi irklar var" diyor.

Dr. Salla ayrica 'Exopolitikler: Dunyadisi Mevcudiyetin Politik Mudahaleleri' kitabinin yazaridir. Avustralya Ulusal Universitesinde ve Washington DC, Amerikan Universitesinde ful zamanli akademik gorevlerde/makamlarda bulundu. Avustralya Queensland Universitesinden Ph.D si vardir. Profesyonel akademik kariyeri sirasinda, ABD Baris Enstitusu ve Ford Vakfi tarafindan fon saglanan Dogu Timor catismasi icin bir seri vatandas diplomasisi girisimleri ile tanindi. Ayrica Exopolitikler Enstitusu'nun kurucusudur; ve 'Exopolitics Dergisi'nin Bas editorudur ve 'Dunya disi varliklar ve Dunya Barisi Konferansinin' katilimcisidir.
1998 deki bir gorusmede, ABD ordusuna 22 yil hizmet etmis olan ve yere dusen dunya disi gemilerini ve dunya disi biyolojik varliklari ele gecirme operasyonlarina katilan emekli ABD ordusu cavusu Clifford Stone [cesitli enstituler ve ajanslar] tarafindan bilinen cesitli turde dunya disi irklar oldugunu ortay serdi. Dr. Salla "farkli dunya disi irklar uzerinde en zorlayici tanikliklar Sergeant Stone gibi insanlardan ve ayrica dunya disi varliklarla direkt fiziksel temasi olan ve onlarla iletisim kuranlardan geliyor" diyerek ayrintilara giriyor.
Dr. Salla, Bascavus Bob Dean'in askeriyenin en kidemli alanlarinda yirmi yedi yillik seckin bir kariyere sahip oldugunu not ediyor; bilinen dunya disi varliklarindan bir grup icin "bize o kadar cok benziyorlar ki, ucakta veya restoranda yaniniza oturduklarinda asla farki anlayamazsiniz" diyor.

AsIkar olarak "Dean ve digerlerinin tanimladigi sekilde insansi dunya disi irklar kolayca insan toplumuna entegre olabilir ve diger insanlardan ayirt edilemez." diye ekliyor Dr. Salla.
"Bir temasci" oldugunu iddia eden Alex Collier'e gore, cesitli turdek-i dunya disi irklar 'insan deneyi' icin genetik malzeme sagladilar. Alex Collier "Dunya insanlarinin dunya disi genetik manipulasyon urunu oldugunu ve bu dunya disi varliklar bir cok farkli irka - en az 22 farkli irktan olusan- ait hafiza bankasindan olusan buyuk bir gen havuzunun sahibidirler.

Insan ETlerin dinsel ruhsallik vasitasi ile insanligin birligini gelistirme cabalari

Alex Collier "Insan ETlerin kuresel insanligin hem kendisini hem de bir parcasi oldugu daha buyuk galaktik toplulugu tehlikeye atmadan sorumlu bir sekilde tekamul etmesini saglamaya cabaladigi" iddia ediyor. Exopolitik grup ve bagimsiz temascilar ayrica "Insan ETlerin insan bilincliligini yukseltmeyi ve dinlerin birligini tesvik etmeyi istediklerini" belirtiyorlar.

ETler ile temas kurdugunu iddia eden Alex Collier Hristiyanlik, Judaizm, Islam ve diger lurumsallasmis dinler ve ayrica 'kult' gruplardan gelen koktendinci mesajlarin insanligi manipule ve kontrol etmek icin "dusman unsurlar" tarafindan ozel olarak yerlestirildigini ileri suruyor.

Bir cok grubun "Insan ET" oldugunu iddia ettigi Isa, insanligin sosyal bilincliligini birlige dogru esinlemeye, uyandirmaya calisti, amaci "Hristiyan dinini" yaratmak degildi. Alex Collier ile temas kuran ETler ayrica Isa'nin gercekte yasadigini ve yasaminin kalanini Massada'da gecirdigini belirtiyorlar; ve Isa sadece dini doktrin tarafindan carmiha gerildi. Ornegin "kurtarici senaryosu" ile ilgili olarak, Alex Collier'e ETler tarafindan bunun "bizi gucsuzlestirmek" icin inanc sistemlerimize konuldugunu anlattilar. Kurumsallastirilmis dinlerin dogmasindaki kurtarici senaryolari, kendilerini "ahlakliligin yargilayicilari" olarak tayin eden elit- gudulu ezici guc yapisinin yaratilmasini yasallastirir. Bu dini elitler hukumetten is girisimlerine dek diger elitlerle acgozluluk - yonelimli kendini - buyutme ortak islerini tamamlayan kapsamli bir sosyal kontrol sistemi uygulamak icin kendi tayin ettikleri rolleri tarihsel olarak kullandilar.

"Kapitalistlerin" cabalari, sosyal olarak ilerici Insansi ETlerin spirituel ve diger "temsilciler" vasitasi ile 'Dunya Insanlarinin' yasam kalitesinin kabulunu ilham etme cabalarina zarar verdi.

Insansi ETler, "egitim ve bilincliligin yukselisi vasitasi ile insanligi baskici yapilardan ozgurlestirmeye yardim etmeye cabaliyor"
Dunyada "Insansi ET" karsilasmalarinin iddialari

Dr. Salla'nin Ekim 2006'da yayinlanan "Dunya Disi Varliklar Aramizda" makalesinde, " Belli bir sayidaki bagimsiz kaynaklardan ''insan gorunuslu' dunya disi ziyaretcilerin bizimle butunlestiginin ve son zamanlara dek buyuk nufuslu merkezlerde yasadiklarinin ve bunun bazi enstituler tarafindan bilindiginin cok sasirtici kanitlari var.

Bascavus Robert Dean gibi tanikliklarin yani sira, bir sayida ozel sahsiyet, gezegende buyuk sehirlerde siradan vatandaslar gibi yerlesen dunya disi varliklar ile karsilastiklarini iddia ediyor.

Insan nufusu arasinda gizlice yasayan dunya disi varliklardan bahseden ilk kisi George Adamski idi. Dunya disi varliklar ile karsilasma deneyimlerini anlattigi ikinci kitabinda, "Ucan Dairelerin Icinde", Adamski insana benzeyen dunya disi varliklarin insan nufusu icinde nasil yerlestiklerini anlatiyor. "Bize cok benziyorlar", Dr. Salla not ediyor "ise girebiliyorlar, komsulari oluyor, araba kullaniyorlar ve insan nufusuna kolayca karisabiliyorlar."

Dr. Salla "Adamski dunya disi araclarla unlu ucusuna goturen toplantilari duzenlemek icin onunla nasil temas kurduklarinin yazdi" diyor. Dr. Salla acikliyor "Adamski'nin temas deneyimleri ve inanirligi uzerine tartismalar devam ederken, etkileyici sayida taniklar, fotograflar ve filmler ile desteklenen Adamski'nin UFO karsilasmalarinin aldatmaca olmadigi sonucuna varildi"

Dr. Salla ilave olarak, "Adamski'nin tanikligi, dunya disi varliklarinin nasil kilik degistirerek insan nufusu arasinda yasayabileceginin onemli anlayislarini sunuyor" diyor. Adamski vakasini ve onu destekleyen en guclu kaniti tartistiktan sonra, Dr. Salla makalesinde, siradan vatandaslar gibi davranana dunya disi varliklar ile karsilastiklarini iddia eden diger temascilari tartisiyor. Son olarak, Dr. Salla siradan Dunyaya - bagli bireyler arasinda yasayan dunya disi varliklari ile ilgili resmi tanikliklari inceliyor.

ALINTIDIR


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/09/2008 :  20:35:07  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
HAYAT DERSLERİN ÖĞRENİLMESİNİ ACELECİLİK,SABIRSIZLIK,İNATÇILIK ENGELLEYEBİLİR.

Kasyopya celselerlnde hayatta herşeyin tek bir şey olduğu, yani (dersler) olduğu söylenir. Hayat derslerinin öğrenilmesi kişinin karmasını hafifletecek veya kaldıracaktır. Böylece kişi ruhsal farkındalığını artırabilcektir, bunun sonucunda da üst boyutlara geçmeye hak kazanabilecektir. Benim anladığım olay böyle, işte burada derslerin ve hatta bir dersi bile bazı ruhlerın bir hayatta alamamış olmalarından sözedilir.İnsan yeniden bedenlenerek ruhsal farkındalığı için yaşadığı dünyada hangi hatalı işleri yapar ki; derslerini öğrenemez ve öteki hayatlarına taşır? Bu hatalı davranışların veya dah 'yargısız' bir ifade ile, dersleri öğrenmemizi engelleyici hareketlerin başında da (ACELECİLİK, SABIRSIZLIK ve İNATÇILIK) gelmektedir. İnsanlık tarihinde veya ülkelerin tarihlerinde bu üç ''öğrenmeyi engelleyici' özelliklerin ne kadar büyük hasarlar verdiği, hem insanlara ve hemde ülkelere, bunları tarih kitaplarında veya diğer yazılı kaynaklarda görebiliriz.Ruhumuzun farkındalığını ancak bilgi ile besleyebileceğimiz için bunlar üzerinde öğrenmek bence sınırsız faydalı olacaktır.İşte bu nedeble bu üç 'öğrenmeyi engelleyici' hareket ile ilgili alıntıları aktarıyorum.Umarım hep birlikte öğrenebiliriz.

***********

Aceleciliğin Psikolojik Temelleri

Duygu, düşünce ve davranışlarında sabırsızlık gösteren insanlara her yerde rastlamak mümkündür. Bu kimseler daima acele derler, kendilerine bir şey sorulur sorulmaz hemen cevap vermeye kalkışırlar, düşünmeden kanaatlerini belirtirler ve bu yüzden de çoğu kez hata yaparlar. Bu tip insanlar yaptıkları işleri mümkün olduğu kadar çabuk bitirme eğilimi gösterirler. Örneğin acelecilik, giyinmelerinde, yeme-içmelerinde yürüyüşlerinde, konuşmalarında, yazılarında kendini gösterir.


Aceleci kimseler, bekleyemezler, iyice öğrenmeden kararlarını hemen uygulamaya, anlamadan cevap vermeye, bir işin içyüzü kesin olarak anlaşılmadan yargılamaya kalkışırlar. İşleri yürütme sırasında tercih ve özgürlüğünü acele davranmaktan yana kullanan kimse, sonuçta pişmanlık duyabilir ve başarısız olabilir, gerekli zamanı tanımadığı için çoğu zaman yanlışlar yapar. Acelecinin bu durumu, kanatları yeteri kadar gelişmeden uçmaya kalkışan ve yırtıcı hayvanlara yem olan bir kuşa benzetilir. Aceleci insan bir kerede yapabileceği bir işi birden fazla tekrar etmek zorunda kalabilir. Zamanın doğru kullanımı başarılı olmanın önemli unsurlarından birisidir.

*********************************

Şunu biliyoruz ki, aşırı inat sakıncalı bir durumdur. Fransız düşünür Bernard Barton der ki: ‘’Düşüncelerinde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir.’’

Peki, kimler neden inat ediyorlar?

Değişime Direnenler

Bazı insanlar vardır ki değişimi pek sevmezler. Bu kişiler statükocu olarak da adlandırılırlar. Var olan konumlarını korumak isterler. Çünkü değişim, taşların yerinden oynaması demektir ve bazı belirsizlikleri de beraberinde getirir. İşte bu değişime karşı direnç gösteren insanlar inatçı olarak bilinirler. Var olan durumun değişmemesi için ellerinden geleni yaparlar. Bir odanın düzeninden tutun masaüstündeki eşyalarının yerinin değiştirilmesine bile karşı çıkarlar.

Aşırı Benmerkezciler

Dediğim dedik insanlar hepimizi çevresinde var. Bu insanlara bir şeyi kabul ettirmek çok güçtür. Onlara göre hep kendi fikirleri doğrudur. Başkasının fikrini kabul etmek istemezler. Hatta doğru olduğunu bilseler bile inat uğruna kendi bildiklerinde ısrar ederler. Ve bizler bu kişileri inatçı kişiler olarak tanımlarız. Bu kişilerde gizli veya açık bir enaniyet ve benmerkezcilik vardır. Dünyaya hep kendi pencerelerinden bakarlar. Bu sebeple hep kendi bildiklerini savunurlar. İşte bu kişiler de inatçı kimseler olarak bilinirler.

Üzerine Toz Kondurmak İstemeyenler

Bir kısım insanlar da hatalarını kabullenmekte zorlanırlar. Kendi kusurlarını ve eksiklerini bir kişi açığa çıkarmak istediklerinde buna direnirler. Kendilerini kusursuz olarak gördükleri için karşı tarafın eleştirileri gerçek bile olsa kabullenmekte zorlanırlar ve inat ederler. Çünkü eğer söylenenleri kabul etseler hatalı oldukları ortaya çıkacak ve bu da kendi karizmalarına zarar verecektir. Bu kişiler kişilikleri ile davranışlarının farklı olduğunun farkında değillerdir. Bizlerin bazı davranışları hatalı olabilir. Ve hata her insanın karşılaştığı bir durumdur. Davranışlarımızda görülen bu hatalar bizim kişiliğimizde problem olduğu anlamanı gelmez. Bu gerçeğin farkında olmayan kişiler davranışlarındaki hataları bile kabul edemezler ve inat ederek direnirler.

***********************



Selamlar, Sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 30/09/2008 20:43:50
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 01/10/2008 :  14:11:18  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,
Bu hususlara katılıyorum ,haklısın,dünya ızdırap donelerinin en önemlileri karşımızda..
Özellikle ,
değişime karşı olan yani obsede davranışların verdiği acılar dünyanın tümünü inletmekte..

Bunların yanında bu konuşmanın akabindeki diyalog sanırım düşüncelerimizi bir başka noktaya çekmekte , bence önemli bir nokta,
Hani anne çocuğuna sıcak sobaya elini değme yanarsın der ve çocuk illa da elini değip kendi dersini alır ,biraz onu anımsatıyor gibi;

"S: (L) Annemin insanlar konuşurken sözlerini kesmek gibi kötü bir huyu var. Ne söyleneceğini her zaman bildiğini varsayıyor ama aslında nadiren haklı oluyor. Sessiz olup dinlese ihtiyacı olan tüm bilgileri öğrenecek. Eski deyişte olduğu gibi tek ağzımız iki kulağımız var. Konuştuğumuzun iki katı dinlememiz gerekiyor.
C: Yargılanmak istemiyorsan yargılama.

S: (L) Anlıyorum ama konuyu halletmesine yardımcı olmaya çalışıyorum...
C: Bunu kendi yapmalı."

Demek istediğim ,tepkisel davranışların işe yarayamayacağı ,bazen kendi sinir sistemimizi yıpratmaktan öteye gidemiyeceği vurgulanmakta gibi..

Şahıslar ,toplumlar, derslerini alıp almama hususunda yaşayarak kazanmanın esas düstur olduğu bir kavram genişliği ile olaylara yaklaşırlarsa, şiddet ve zülümun daha alt kademelere gidebileceği ve sonunda yokolabileceği bir mutlu dünyayı yaratırlar diye düşünüyorum..

Selam ve sevgiler..

Edited by - tgur on 01/10/2008 20:06:11
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 02/10/2008 :  11:32:25  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
İlave olarak,
Diğer taraftan bu yorumumuzla tepkisel davranışın tamamen yok olmasını öne çıkaran bir hal tarzının da hatalı olacağı kanaatindeyim,

Zira vaktiyle olan bitene sadece ruhsal dinginlik özelliği ile yani bilgece bakıyorum diye tepkisiz bir hayat süren toplumların aşırı ilkellik saldırıları altında bağımsızlıklarını, bu bilgece yaşam tarzlarını sürdürecek hallerinin silindiği ,silinmeye yakın hale geldiklerini de biliyoruz.
Yani silinme tehditi altında olan toplumlar ,bireysel veya toplumsal tepkilerini göstermelidirler.

Günümüzde ,çok yakınımızda, çeşitli istismarlarla drajelenmiş (mesela din istismarı ile) kötülükler, bu tatlı kabuğu kıran veya eriten tepkileri almazsa alabildiğine genişleyip ortalığı tamamen kaplarlar..

Bu durumda tepkilerin ,çirkinlikleri göz önüne çıkarıp toplumun bilinç muhasebesi yapabileceği ve olumluya
yönelibileceği bir ortamı oluşturacağı gibi faydalı yönünü gözardı edemeyiz..


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 12/10/2008 :  18:27:44  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
AYDINLANMANIN YOLU BİLGİDİR

Şu sıralarda kasyopya celselerini tekrardan okurken, tekrar etmenin bir faydasını gördüm ;sanki bir yolda hızlı bir araba ile giderken, yolun kenarındaki 'altın, elmas' gibi değerli madenlerini tek geçişte (okumada) göremediğimi anladım.

Kasyopyalılar ''Aydınlanma'' nın anahtarının sevgi değil ancak bilgi olduğundan bahsediyorlardı.Evrenin herkesin öğrenmesi için var olduğunu ve herşeyin varoluş sebebinin bu olduğunu, yani evrenin ''okul'' ve bizlerin/herkesin birer ''öğrenci'' olduğumuz gerçeğini söylüyorlar, yaratılış okulunda birer öğrenciyiz hepsi bu, kısaca.

Birde ''sevgi öğretileri'' nin durumundan bahsediliyor, burada sevgi kavramının 3. yoğunluktakiler tarafından ''korkunç bir şekilde karıştırma eğiliminde'' olunduğunu, yani kısaca karıştırıyormuşuz. Sevginin bir duygu olarak deneyimlenecek bir his den ziyade, onun(sevginin) ışığın özü olduğu ve aynı zamanda ışığın sevgi ve ışığın bilgi olduğunu vurgulamaları da ilginç geldi.

Özetle, kısa ama anlaşıldığında, bizi ''aydınlatacak'' bilgiler olduğundan ve ''aydınlanma'' amacını güdenleri de bir çok yanlış anlama ve yapma işinden kurtaracağı için bu bölümü paylaşmak istiyorum:


***********

S: (L)Yani aslında...


C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.


S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?

C: Doğru.


S: (L) Duyguların saptırma için kullanılabileceği de doğru mu, yani çarpıtılmış olan ve tamamen bedensel veya sahte programlamayla yaratılmış duygular?



C: Sınırlandıran duygular ilerlemeye mani olur. Duygu aynı zamanda 3. yoğunlukta ilerlemek için gereklidir. Doğaldır. Varsayımlara dayalı sınırlandırıcı duyguları, kişiyi sınırsız olasılıklara açık olan duygularan ayırmaya başladığınızda, bu, bir sonraki yoğunluğa hazırlanıyorsunuz demektir.



S: (L) Peki ya sevgi?

C: Ne olmuş sevgiye?


S: (L) Anahtarın, cevabın sevgi olduğunu iddia eden pek çok öğreti var. Aydınlanmanın, bilginin, herşeyin sevgiyle gerçekleştirilebileceğini söylüyorlar.



C: Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil, daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir.


Edited by - Tiversonus on 12/10/2008 19:28:41
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 12/10/2008 :  22:23:06  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
C:'' Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil, daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir''

Herekeze ışık dolu zamanlar diliyorum arkadaşlar

Binlerce yıldır ''sevgi'' fenomeninin nasıl olduğu öğretisinin çarpıtılarak bize verilmiş olması içimde tuhaf bir boşluk hissi meydana getirdi...
yeni çağ bilgileriyle pekişen, öncesi zamanlardada yükselmiş üstatların bile bu şekilde tanımlamadığı ''sevgi'' nin bu yeni versiyonuna alışmamız, özümsememiz nasıl olacak...

''sevgi = ışık = bilgi''

Bu tasviri yaşamlarımızda nasıl deneyimlıyeceğimizle ilgili hayal kurmaya çalıştım, beceremedim...
Acaba hala 3.boyut dünyasında olduğumuz içinmidir acep!!!

Sevgi illa duygu olarak deneyimlenebilecek bir şey değilse duygu hissetmeden ışık ve bilgiyi = sevgiyi nasıl deneyimliyeceğiz...

Bu konuda fikirlerinizi merak ediyorum arkadaşlar...

Bilgiye kalın şimdilik


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 12/10/2008 :  22:58:22  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam,
Yıllarca önce Mevlana'dan bize ''iğrenç'' gelen ancak 2. yoğunluğa ''bal, börek'' gelen hikaye üzerinde ne demek istiyor diye bayağı düşünmüştüm, sonralarda bbc belgesellerine(prof. robert winston)buna kafa yormuştum, daha yakın zamanlarda ise yakın çevremde ''arzular'' ı sevgi zanneden trajediler veya ''hormonik duyguları'' sevgi zanneden gözlemlerim oldu...Çok dikkatli ve önyargısız incelenecek bir konu olduğunu düşünüyorum...Ayrıca üzülmeyin ben hala x,y,z(üç boyutlu) bir cismin dördüncü boyutunu (((kendisine 90 derecelik açı ile hareketini))) imgelemeyi tam zihnimde canlandıramadım, yani benzer durumları bende yaşıyorum::))) Şaka bir yana çok trajedi yaşatan bir konu şu (SEVGİ) konusu ve ciddi ve dikkatli ele alınması gerekir diye düşünüyorum, şu an için bu kadar yazmakla beraber, daha sonra daha detaylı yazma hakkımı saklı tutarak, her görüşe gerçeği yansıttığı açıda saygı duyduğumu da belirtmeliyi, yeter ki gerçek çıksın ben hatalı olsam bile özür dileyecek kadar gerçeği seven, sevmek değil karasevda(!) duyabilen bir insanım...

Selamlar, sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 12/10/2008 :  23:52:57  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
sevginin "bir duygu" olarak düşünülmesi epeyce darlaştırıcı görünüyor.

sevgiyle ilişkili deneyimlerden biri de kabul etme, olduğu gibi, koşulsuz benimseyebilme hali. ama tanımadan, bilmeden kabul etme diye birşeyin de pek anlamı olmaz. kabul ettiğiniz şeyi ne kadar bilirseniz (giderek daha fazla biliş), kabullenme de o kadar anlamlı, nitelikli ve onurlandırıcı olur. bu bir süreç elbette. ama bu sürece de niyetlenmek, sürecin farkında olmak gerekir. yani tanıma ve sevme süreci.

neyi mi? herşeyi. bizi ilgilendiren, yani bizi etkileyen, algılarımıza sürekli kendiliğinden isabet eden herşeyi. bununla ilgili bütüncül durumu. ki herşey zaten bütüncül. sadece biz algılayamıyoruz yeterince. o bütüncüllüğü önce parça parça, sonra da o parçaları birleştirerek tanımak, aydınlanma ve dolayısıyla da sevgiye ulaştırıyor.

tanımadan sevemeyiz.

"tanıma" terimi hem birşey hakkında bilgi edinmeyi, hem de kabul etmeyi kapsayabilen bir terim. tanıdıkça severiz, sevgi tanımayı destekler, giderek daha fazla tanır, daha fazla severiz. her ne tanınacaksa.

varolmayı seviyoruz diyebiliyor muyuz rahatlıkla?

doğmadan önce neredeydik bilmiyoruz. öldükten sonra bize ne olacak bilmiyoruz. bu soruların adam gibi sorulması ve adam gibi yanıtlarının aranması karşısında epeyce önlemler alınmış 3 kh dünyasında.

tanımadan, bilmeden, sevdiğinizi iddia edebilir misiniz varolmayı?

bilgi ve bilmekten kasıt, bizi ilgilendiren, önümüze çıkan, etrafımızı çevreleyen, bizi etkileyen koşulları bilmektir. giderek bütüncüllüğünü kavrayarak.

Edited by - bozadi on 12/10/2008 23:54:58
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 13/10/2008 :  18:40:13  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Arkadaşlar

''kırmızı çember şambra'' bilgi kanalında 'güc'ün çöküşü ve yeni dünya düzenine geçişle ilgili çok çarpıcı bilgilere yer verilmiş...
Çok açık olarak yaşanılacaklar, ve birkaç gün önce tartıştığımız 'sınırlılıklar' ile ilgili ayrıca 'çakra'merkezleriyle ilgili bilgiler verilmiş...

Kanal bilgilerini buraya nasıl aktarıldığını bilmiyorum, bilen arkadaşlardan ilgilenmelerini rica ediyorum, çünkü dünyada son olan bitenler hakkında görüşlerimizi paylaşmamız bence uygun olacaktır...

Teşekkürler şimdiden...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 13/10/2008 :  18:46:32  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam,

''Çin olimpiyatları'' olayı söylendi ama bilmiyorum, olimpiyatlar bitti herhalde, kırmızı çemberde sizin bahsettiğiniz tobias mesajları ile ilgili...Tobias veya kırmızı çember e bilmeyenler için bir bilgi; bölünmüş kanaldır yani Kryon'u kanallayan gruptan ayrılanların...

Selamlar, sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 13/10/2008 :  18:52:16  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Evet tobıas mesajlarını kastettim de sevgili tiversonus senin mesajından bir şey anlamadım...

Yani güvenilmez bir kanalmıdır?????

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 13/10/2008 :  18:58:50  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Güvenilmez olan ''kehanetler'' olayı diye bakıyorum, ayrıca bir yargım olmamasına rağmen, ha kasyopya bile birara bölündü sanırım(Frank tarafından sanırım), yanlış biliyorda olabilirim, neyse,,, bazen bende bölünüyorum değil mi bak (ruh çıkarma ritüeli) yaptık ya.Yani bilmiyorum ama,kehanetler kısmı biraz benim düşünceme ters geldi, hepsi bu...

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 13/10/2008 :  19:20:08  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
iyi ya işte, benimde merak ettiğim bunlar...

Hangi bilgi içimizde hangi derecede yankı buluyor olmasıydı...
Kehanetler kısmı deyince aklıma birşey geldi!!!!

Son zamanlarda birçok kanaldan benzeri bilgiler gelmeye başladı, nelerin olup biteceğini zaten ölümü seçmediğimiz sürece göreceğiz..

Acaba Yıkıma, kaosa dayalı kehanet bilgilerinden olumsuz etkilenenler Atlantisin çöküşüne neden olan yaşlı ruhlarmıdır???
Bilinç altı rezonansıyla DNA larında muhtemelen kayıtlı olan o zamanların suçluluk duygusunu mu şimdilerde açığa çıkarıyorlar???

Yani içine bir danış istersen sevgili Tiversonus...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 13/10/2008 :  19:32:31  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili damdam,
Kendime göre oluşturduğum kriterlerim elbette var ve aynı zamanda bu kriterler yıllarca topladığım bilgilerle şekillendi, ama en önemlisi (kişisel beklenti içerisine girilmemmesi) dolayısı ile gerçekleri anlayabilmek için bu gerçeklerin daha çok bilgiye sahip olmamız gerekir, yani Tanrısal parçama aelbette danışırım ancak, akıl, beden ve ruh dengesi ni de herzaman önde tutmaya çalışırım, yaratılışın bir yönü dualitedeir, sonuçta ''taşlanmayan'' ağaca da fazla önem vermemek gerekir, yalnız keşke herşey sizin dediğiniz gibi ''lineer'' olsaydı ama ne yazıkki(!) akışkan/seçimli yani, bu biraz kalıplar içerisinde açıklanması zor, ama sonuçta akıl/beden/ruh olarak aklı da düşünmek gerekir ruhu da bedeni de ve dualiteyide...

Selamlar,Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 13/10/2008 :  19:38:35  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tiversonus

çok çabuk içine danıştın, cevabın hızlı geldi, ama görüşlerine aynen katılıyorum...

ışık bilgi ve sevgiyle kal...

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 22/10/2008 :  21:22:55  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Sevgili arkadaşlar, dikkatimi çeken bir konu var ve sizinle paylaşmaya karar verdim.Celselerde, kertenkelelerin dünya üzeinde hegomanyalarını kurduktan sonra, yine kertenkeleler tarafından dünyanın yoğunluğunun, başkaları tarafından giriş yapılmaması ve uyandırılmamız için, bir set çekildiğinden bahsediliyor.Bazı kanal bilgilerinde ise, özellikle RA 1 de, Satürn konfederasyonu tarafından dünyanın karantinaya alındığından bahsediliyor.Ben bunu anlamadım, hangisi bu yoğunluğu karantina altına almış.Kertenkeleler mi, Konfederasyon mu?Yoksa bunlar aynı mı?Değillerse, niye karşılıklı olarak bizi karantina altına aldılar.Bize yazık değil mi?Bizi düşünen yok mu?Sesimi duyan yok mu?

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/10/2008 :  22:36:58  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby,
Geçen yıl aynı soruyu ben kendime soruyordum, demek başkası da sorabiliyormuş.Kanallar arasında anlatılanlar arasında ''çelişki'' li konuları ayrıca kafamada bir yere kayıt ediyorum,bunun gibi birkaç çelişkili durum daha var bana göre, ama zaten çok fazla ''bilgi'' barındıran bir kanal yok gibi...Ama ben hep manipülasyon lara karşı uyanık olmamız gerektiğini ''herzaman'' düşünüyorum.

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 23/10/2008 :  00:13:06  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus, bazen, dinden başka afyonları keşfeden insanoğlunun, bunları harekete geçirdiğini hissediyorum.Afyona bulanmış bir zihin istemiyorum, insanoğlunun kölesi olmak istemiyorum.Bu nedenle, okuduklarımı süzgecimden geçirmeye ve parçaların birbiri ile olan ilişkilerini irdelemeye çalışıyorum.Bazen de, nerden bulaştım ben bu işlere diye hayıflanıyorum.Nefes almak yetmiyor muydu bana!Herşey mitolojiyle başladı bende.Ne işin var, mitlerle senin yahu!Otur, Gılgamışı oku!Yok onu da okumamalıyım, Gılgamışın da kertlerle bir ilişkisi olabilir.Dede Korkut okusaydım, ama onda da ejderhalar(kert) var.Şizofrene bağladım gene.Bir süre okuyup geçeyim, herşeyi akışına bırakayım ve uyanık olayım.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 23/10/2008 :  12:18:06  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Dünya bir karantina altindaysa, bizler "düzen bozucular" oluyoruz. Eh,kertisler bizle ugrasmayacak da, kimle ugrasacak? Bakin uykuda olan insanlar, sizin yasadiginiz icsel kavgalari, zihinsel saldirilari yasamiyor. Yetmeyen para, elde edilemeyen sevgili, isten kovan patronla ugrasiyor. Ama uyanmis insanin derdi bambaskadir. Bütün bu günlük sorunlar vardir ve ek olarak zihinsel ve cevresel saldirilarla ugrasir. Siz bu saflama uyku halinin disinda isik yakan bir zihinseniz, saldirilari otomatikman cekersiniz. Sizi ekarte etmek isterler. Türkiye'ye bu yaz geldigimde, özellikle Istanbul'da cok degisik bir enerji oldugunu deneyimledim. Bir nevi rüyada gibi ve deli gibi geciyor zaman. Farkinda bir zihin icin ekstra bir caba göstermeniz gerekiyor. Sanki havada bir gaz var ve zihniniz uykuya geciyor.Gece nispeten durum biraz daha farkli. Ama gündüz vahimdi. Bilmiyorum, bunu hisseden oldu mu hic? Türkiyeye özel bir frekans yayini mi var yoksa ben cok mu paranoid oldum bilmiyorum

Neyse...saldirilara benim savunmam, mizah oluyor! Önce yapilan komik geliyor, ardindan saldirinin ardindaki korku duygusu benim sefkat duygumu harekete geciriyor. Sefkat de, mizah da kh'lerin hic hosuna gitmiyor, söyliyeyim. Bu benim tercih ettigim savunma sekli.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 23/10/2008 :  19:08:16  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Yahoo'da binlerce mail grubu var,bunlardan (Yuvadan Mektuplar) bölümünü aratıyoruz ve geçerli bir yahoo mail ile direkt mail grubuna üye oluyoruz.Geçerli bir yahoo uzantılı mail olması ile otomatik olarak bu işlemi yapabiliyoruz, ancak bir şey yayınlamak ister isek moderatör onayı ile yayın yapabiliyoruz.Umarım yardımcı olabilmişimdir.Selamlar, Sevgiler..
(Find a Yahoo! Group) bunu arama motoruna koyarsanız direkt çıkacaktır.

Edited by - Tiversonus on 23/10/2008 19:10:37
Go to Top of Page

mordevrim
Kehribar

Turkey
80 Posts

Posted - 23/10/2008 :  22:58:28  Show Profile  Visit mordevrim's Homepage  Reply with Quote
Teşekkürler Tiversonus. Yazını yazmadan hemen önce nasıl olacağını google'dan öğrenip üye olmuştum. Sonra da gereksiz mesaj kirliliği olmasın diye buradaki mesajımı silmiştim. Senin mesajını şimdi görüyorum. İlgin için tekrar teşekkürler. :)

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 25/10/2008 :  10:17:02  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Karantina konusunda benim düşüncem, negatiflerin yoğun müdahalesi sonrası karantinayı satürn konseyi (pozitif) koymuş. Tabii karantinada özgür irade dengeleyici pencereler var bir miktar geçiş hala olası.

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 26/10/2008 :  12:32:36  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Tiversonus, başka bir başlık altında yazdığın(aktardığın) yazıyı okuyordum.Ses ile ilgili -ses ve mimari-, sesin bir frekansı var, evet, suya söylenen bir takım cümlelerin suda yarattığı etkilerin resimlerini de görmüştüm.Zihnimin bir yerinde, 4. yoğunluğun beslenme şekilleri hala duruyor.Düşünüyorum şimdi, bizler de enerjilerle beslenmiyor muyuz?Bizim mutluluk, üzüntü, sevinç, vb. dediğimiz şeyler aslında karşımızdaki kişi ya da kişilerin bizlere aktardıkları enerjileri değil mi?Kendisini kavga ederek, ortaya koyan insanlar var,(Haritada mars baskısı), bir tartışma, bağrışma olmadığı, korku salmadığı takdirde mutsuz olan insanlar, karşılarındaki kişinin negatif enerjisini ,sömürme biçimi değil midir bu?Ben durduk yerde, ısıran bir hayvan görmedim, ya da parçalayan.Ya açtır, ya da ürkmüştür.Aklıma bir yamyam fıkrası geliyor.Savaş sırasında iki yamyam, insanları izliyor.Biri diğerine soruyor, "bu kadar et bir anda nasıl bitirilir ki?, niye hepsini şimdi öldürüyorlar?" diğeri cevap veriyor" derin dondurucuya koyuyorlardır!"Bizler, orionluları, kertenkeleleri ya da grileri anlamaya çalışıyoruz.Aslında çok uzağa gitmememiz gerektiğini düşünmeye başladım.Sonuçta, orionlular, bizleri kendi görünümlerinde yaratmadılar mı?Kendi nefeslerinden bize ruh üflemediler mi?Ya da üflenen ruhun üzerinde değişiklikler yapmadılar mı?Sevgili arkadaşlar siz ne dersiniz?

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 26/10/2008 :  13:04:00  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Şimdi yaptığını beğendin mi kurby, oruç(susma veya konuşma) tutuyordum ve orucumu bozdun...Cevap: (( HEPİMİZ ORİON YAPIMIYIZ.!!!))

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 27/10/2008 :  22:02:18  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
S: (L) Konuyu değiştiriyorum. Çeşitli diller ve alfabelerdeki ipuçlarını inceliyorum. Runik, Yunan ve Etrüsk alfabelerinden hangisinin önce geldiğini, diğerlerinin hangisinden türediğini öğrenmek istiyorum.
C: Etrüsk.

S: (L) Peki Etrüskler kimdi?
C: Tapınak şövalyeleri taşıyıcıları.

S: (L) Bu ne anlama geliyor?
C: Ara, bulacaksın.

S: (L) Bunu nasıl yapabilirim ki? Etrüskler hakkında hiçbir şey bulamıyorum!
C: Hayır.

S: (L) Nasıl yani "hayır?" Etrüskler hakkında bulabileceğim şeyler olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Evet.

S: (L) Tamam. Tapınak şövalyeleri taşıyıcıları nedir?
C: Tövbekar Hava Lordları.

S: (L) Bu ne demek?
C: Araştırman için. Hepsi daha eski bir formdan türüyor.

S: (L) Tamam bunu şimdilik geçelim. Sanskrit alfabesini incelerken bu alfabenin esas olarak büyük Hindu gramercisi Panani tarafından "icat" edildiğini öğrendim. yani bu alfabe tesadüf eseri oluşmuş olabilir. Ama daha fazla araştırmak istemedim çünkü ilginç görünmedi.
C: Çünkü henüz noktaları birleştirmedin.

S: (L) Yani nihai büyük resmin bir parçası. Tamam. İncelemeye devam edeceğim. Sonraki soru. Büyük Sargon tarihsel olarak bir tür bilinmeyen şahıs. Sümer'in ilk büyük "Akadlı" kralı ama kimse "Akad" teriminin tam olarak ne anlama geldiğini, hatta nerede olduğunu bilmiyor. Kim bu Sargon?
C: Derin seviyeli noktalayıcı.

S: (L) Ne?!? Bu da ne anlama geliyor?
C: Ne gibi görünüyor?

S: (L) Noktalama dille, grammerle ilgili...
C: Başlangıç veya son.

S: (L) Beni tamamen çıldırtıyorsunuz! Tüm bunların ne anlama geldiğini hiç öğrenemeyeceğim!
C: Hepsi kavrayışın dahilinde.

S: (L) Dillerin incelenmesinin BÜYÜK bir anahtar sağlayacağını düşünüyorum...
C: Tüm dillerin kökleri aynı...

S: (L) Nasıl yani?
C: Orijininiz.

S: (L) Atlantis mi demek istiyorsunuz?
C: Orijininiz bu mu?

S: (L) Orion mu demek istiyorsunuz?
C: Kelime kökü benzerliği ilginç, değil mi?
------------------------------------
Bu yazıyı buraya kopyalamak isterdim ancak resimlerle birlikte nasıl yapacağımı bilemiyorum.
"6. ASYA’DAN YAYILAN KÜLTÜRÜN İZİNDE" adıyla taratırsanız, dünya dil kökenleri ile ilgili yazılara ulaşacaksınız, okumanızı öneririm.Ayrıca Orhon'un Orion olabilirliği aklımdan çıkmıyor!:)))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 27/10/2008 :  22:17:17  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby,
Resim eklemek nasıl olur, onu anlatmak istiyorum; öncelikle mantık şu pc mizde olan bir resmi (image) bir hosting sitesine yükleyeceğiz ve oradan bir link (resmimizin link adresini)alacağız.Bu siteler çokça mevcut (yani free olarak)....Sonra yazımızı yazarken açılan mesaj kutusunun üzerinde (insert image) butonuna basacağız ve (( img buraya adres img )) iki img arasına linki kopyalayacağız, hepsi bu kadar...Arama motoruna (image+hosting) yazarsanız free siteler çıkacaktır (ben imageshack i kullanıyorum genelde)...Umarım güzel resimler aktarırsınız :))

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 27/10/2008 22:21:36
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 27/10/2008 :  22:26:08  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tiversonus.:))Ancak, belirttiğim yazıda fazla resim olduğu için, yine de eklemek zor olurdu.(Wordde 66 sayfa tuttu.)Ancak, bundan sonraki, alıntılarda mutlaka anlattığın biçimde resim eklemesi yapacağım.Teşekkür ederim.:))Yine de buraya yazıların bir kısmını ekliyorum.

"İtalya yarım adasındaki Etrüskler daha birkaç yüz yıl, yaklaşık MÖ. 200 yıllarına kadar varlıklarını ve dillerini yaşatmışlar, Roma hakimiyeti altına girdiklerinde hem dinlerini, hem dillerini hem de adet ve geleneklerini terk ederek Latin olmuşlardır. Bu kadar rahat ve savaşmadan teslim olmaları tek bir nedene dayanır. O da Roma kültürü de pek farklı olmayıp, başlangıçta aynı kültürün farklı bir kolu durumunda idi. Güçlenip büyüdükçe kendine has bir dil geliştirdi.

Latince incelendiğinde Türkçe ile gramatik yapı bakımından birçok benzerlikler gösterir. Sözcük düzeyinde de Türkçe anlam ve ses olarak birçok benzerlik bulunur.


Etrüsk Kralı ve Kraliçesi

Etrüskler rahatlarına ve konforlarına düşkün bir halktı. Yönetici olarak kral ve kraliçeleri de eşit yetkilere sahipti. Resimde ilginç bir Etrüsk çifti görülüyor. Bunların ikisi de uzanmış durumda ve kral karısının omzuna kolunu atmış. Kadının saç örgüsüne bakın. Tipik Asya ve Türkmen geleneğine göre örgülü. Erkeğin sakalı ve ince bıyığı var. Saçları ise uzun ve daha da ilginç olanı, başlığında iki adet boynuz var.

Şimdiye kadar defalarca üzerinde durduğum bu boynuz özelliği doğrudan Ön-Türk geleneğidir. Bu konuda artık hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmaması gerekir. Olanlar da lütfen önceki yazılara baksınlar. Bu durumda Etrüsklerin Ön-Türk oldukları şüphe götürmez bir şekilde kanıtlanmıştır sanıyorum.

Etrüskçe konusu henüz kapanmış değildir. Bakın Johannes Friederirich, Kayıp Yazılar ve Diller adlı kitabın da ne diyor: (Arkeoloji ve Sanat yayınları, sayfa 184)

“İtalya eski çağlardaki gelişmişliğini, dillerinin incelenmesi her dönemde Etrüsklere borçludur. Ama elde edilen sonuçlar, bu girişimin tam bir çıkış noktasına ulaşması için harcanmış çabalara tam karşılık gelmemektedir. Etrüskçenin yorumlanmasıyla ilgili olarak yayınlanmış sayısız makale ve kitaba rağmen, bugün hâla bu dilin yorumlanmasının kesin bir sonuca ulaşmış veya ulaşmamış olduğunu söylemek zordur.”

Etrüsk konusu bitmez, çünkü hala çözüm bekleyen pek çok yazıt var. Size burada bir Etrüsk zarından söz edeceğim ve kendi yorumumu sunacağım. Kayıp Yazılar ve Diller adlı kitabında J. Friedrich şöyle diyor:

“Zarlar üzerine işaretlenmiş sözcüklerin okunuşlarındaki 6 rakam, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın birden altıya kadar sıralanmış şifreler içerdiğinden, bu konuda tam bir literatürün doğmasına yol açmıştır. Ama burada, bunların nasıl bir sıra takip edebilecekleriyle ilgili, bugün dahi hâla kesin olarak çözümlenmemiş güç bir sorun ortaya çıkmaktadır.”



Etrüsk zarındaki yazılar

Bu zarlar üzerinde yapılmış iki yorumu yukarıdaki resimde görüyoruz. Solda Larissa Bonfante adlı bir Etrüsk uzmanının yorumu ve ortada Selahi Diker (Türk Dilinin Beş bin Yılı, sayfa 129) adlı Türk dil uzmanının yorumu görülüyor. Sağda ise benim yorumum var.

Öncelikle, ben şu soruyu kendime sordum: Eğer bir zar yapsam sayı kazımak mı daha kolay yoksa sayının adını mı yazmak daha kolay. Örneğin /dört/ mü yazmak kolay, yoksa 4 mü? Elbette ki sayıyı kazımak kolay. Hatta dört adet nokta kazımak daha da kolay. Ayrıca, o dönemde okuma yazma bilenlerin sayısı çok azdı. Sayıyı tanımak elbette ki yazıyı okumaktan kolay olduğuna göre, ne diye yazı kullanmak gereğini duydular?

Bu soruların yanıtını şöyle verdim. Bu zarda yazanlar kesinlikle rakam değil. Bir fiil veya emir olabilir. Türkçe olarak okunuşun sağdan sola olduğu göz önüne alınırsa ilk okunan sözcük. İki harften oluşan Gİ sözcüğü. Çünkü Etrüsk abecesinde ), g harfi olup l düz çizgisi de i harfidir. Genelde Y sesi bir dolgu sesi olup Türkçe’ye sonradan girmiştir. Bugün /giy/ diye yazdığımız sözcüğün aslı Gi’dir.

Zarın tam aksi yüzüne o emrin tam aksi yazılmış olması gerek. Bu sözcük de AÇ sözüdür. Fakat bu sefer soldan sağa yazılmıştır. Çünkü Etrüsk yazıtlarında yön o kadar önemli değildi. Genelde sağdan sola yazsalar da bazen Bustrofedon denen bir tarlayı sürer gibi iki yönlü yazıtlar bulunmuştur.



Zardaki karşıt yüzler resimde karşıt yüzlerdeki yazılar görülüyor. Diğer karşıt yüzlerde şu ikili emirler bulunuyor. Sağdan sola KAL ve soldan sağa KAÇ. Dikkat ederseniz KAÇ sözündeki Ç sesini vere UÇ damgası olup üç kollu bir M harfine benzer.

İtalya'nın kuzeyinde, bugünkü Avusturya Alplerinde bulunmuş olan Ötzi mumyasının omzunda bir UÇ damgası var ve bu damga onun yönetici olduğunu belirtir. İtalya'nın kuzeyi o dönemde tümüyle Etrüsk halkına aitti ve ALP adını da koyan Ön-Türk kökenli Etrüsk milletidir. Dolayısıyla, Ötztal (Ötz tepesi) bir Etrüsk yerleşim bölgesi idi.

Etrüsklerin yazı tarzında K harfi hem ucu aşağı uçları düz bir ok şeklinde#61451;#61451;bakan bir ok şeklinde, hem de görüldüğü gibi yazılmıştır. Bu iki işaret çoğu zaman farklı sanılsa da verdiği ses K sesidir. Diğer iki yüzde Sağdan sola HÜLTH ve soldan sağa ALTH okunuyor. O harfine benzeyen işaret TH olarak okunuyor. Bu işaretin TENGRİ damgasındaki daire ile ilişkisi var. Bu konuda uzunca bir açıklama yapmıştım.

L harfine benzeyen işaret AL veya UL damgasıdır ve TH damgası ile birlikte ALTH yani ALT olur. Bu bir emir olduğuna göre kanımca güreş ile ilişkilidir. Keza karşı yüzdeki HÜLTH de ÜST demek oluyor. Etrüskler Ön-Türk olduklarına göre Asya kökenli güreş sporunu elbette ki yaygın olarak uyguluyorlardı. Güreşçiler yenişemeyince zar atılıyor ve güreş devam ediyordu. Bu bakımdan zardaki emirleri bir kere daha gözden geçirelim.

KAL: Ayakta kal ve güreşe devam et.
KAÇ: Hakem işaret verince kaçmaya başla.
GİY: Güreş kıyafetinle güreşe devam et.
AÇ: Güreş kıyafetini çıkar ve çıplak güreşe devam et.
HÜLTH: Güreşe üstte devam et.
ALTH: Güreşe altta devam et.
Romalıların Greko-Romen adını verdikleri ve bugün dahi belden yukarı yapılan güreş tarzı Etrüsklerden alıntı bir spordur. Bu durumu kanıtlayan resim her şeyi anlatmaktadır. Resimdeki güreşçilerin çıplak olarak güreştiklerini görmekteyiz. Böylece sadece zardaki yazıları okumakla kalmadım, aynı zamanda bu zarın ne zaman ve nerede kullanıldığını da açıklamış oldum."
Alıntı1
"Etrüskler
Yazan Erhan Altunay


Roma tarihinin en gizemli halklı hiç kuşkusuz Etrüsklerdi.

Etrüsklerin tarihi ile ilgili onlar tarafından yazılan metinlerin olmayışı ve Roma döneminde yazılanların da çoğunun kaybolmuş olması Etrüskler hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmamızı engellemektir.

Aslında Etrüsklerle ilgili gizem daha Etrüsklerin adından başlıyor . Etrüsklerin kendilerine “Rasena ” demelerine rağmen Romalılar onları “ Tusci “ ya da “Etrusci” , Grekler de “ Tyrhennes “ diye adlandırıyorlar.

Etrüsklerin yaşadığı ve Etruria adı verilen bölge Orta İtalya’da kuzeyden güneye 250 km. , Doğuda batıya da 150 km tutan bir yerdi.

Etrüsklerin buraya nereden gelip yerleştikleri bilinmiyor. Bu konuda değişik varsayımlar var .

Bunlardan birincisi Etrüsklerin İtalya kökenli ve Villanova kültürünün devamı oldukları . Bu tezin savunucuları , haklı olarak , Etrüsk kültürünün erken dönemleri ile Villanova kültürünün son dönemleri arasındaki benzerliğe dikkat çekiyorlar.

Fakat burada dikkat çekici olan Etrüsk uygarlığının gelişim evrelerini çok hızlı yaşayıp bir anda ortaya çıkması.

En çok kabul gören görüş Etrüsklerin buraya sonradan yerleştikleri. Fakat Etrüsklerin nereden geldikleri konusunda bugüne kadar fikir birliğine varılabilmiş değil. Bu konuda ilk fikir beyan edenlerden biri de Herodotos’tur ve Etrüsklerin aslında kıtlıktan kaçıp yeni yerler bulmak üzere Etruria’ya göç eden Lydia’lılar olduklarını söyler :


“ Kendileri anlatırlar ki , bugün gerek kendi ülkelerinde , gerekse de Yunanlılarda oynanan oyunları türetenler de kendileridir ve bu Etruria’nın koloni haline getirildiği zamana rastlar ; bakınız ne anlatıyorlar bu konuda . Manes oğlu Atys zamanında kıyıcı bir kıtlık sarmıştı bütün Lydia’yı . Bir süre dişlerini sıktılar Lydia’lılar , sonra kıtlık sürüp gittiği için , çareler aradılar , her biri kendince bir çare sürdüler ileriye . Bu oyunlar , zar , aşık (kemiği) ve top oyunları ,tavladan gayri , hepsi o zaman ortaya çıkmıştır; zira Lydia’lılar tavlayı biz bulduk demiyorlar. Bunları bulduktan sonra bakınız ne yapıyorlardı açlıklarını bastırmak için ; yiyecek peşinde koşmayı unutmak için , iki günün birini oyuna veriyorlardı; ertesi gün oyunu bırakıp yemek yiyorlardı. On sekiz yıl boyunca böyle yaşadılar. Ama kötülük , azalacağı yerde kırımını büsbütün arttırınca kral Lydia’lıları ikiye ayırdı , ‘ Kim kalacak , kim gidecek kur’a çekilsin’ dedi , kaderin kalmak üzere ayırdıkları gene kendi hükmü altında bulunacaktı. göç edecek olanlara da oğlunu veriyordu kral olarak , ki adı Tyrsenos’du. Böylece ülkeden çıkmak için üzere ayrılmış olanlar İzmir’e indiler , orada gemiler edindiler , işlerine yarayacak şeyleri yüklediler , bir yurt ve yaşama çaresi peşinde kıyı kıyı dolanıp sonunda Umbria’ya yanaştıkları güne kadar denizlerde gezdiler ; orada kentler kurdular ve torunları bugün de orada oturmaktadırlar. Lydia’lı adını değiştirdiler, kendilerini yola çıkaran kral adını aldılar ; yeni adları olan Tyrsen’ler sözünü onun adına göre üretmişlerdir.“ ( I , 94 )

Herodotos bunları MÖ beşinci yüzyılda yazmıştır. Ondan sonra gelenler için de de bu görüşü benimseyenler çoğunluktadır. Aslında günümüzde de Etrüskler’in Anadolu’dan göçtükleri tezi çok yandaş toplamaktadır.

Etrüsklerin Anadolu’dan göçtükleri tezini savunanların gösterdikleri en önemli kanıt Lemnos ( Limni ) mezar stelidir. Etrüsklerin göçünün Herodotos’un anlattığı gibi olduğunu kabul edersek , aynı kavimden başka toplulukların da Anadolu’da kaldığını da kabul etmemiz gerekir. ( Bunların mutlaka Lydia’lılar olması gerekmez.) Antik kaynaklarda adı geçen Tyrrhen’lerin bu geride kalan topluluk olduğu düşünülmektedir. Tyrrhen’ler Lemnos Adası’nı da zaptetmişlerdir. 1885 yılında Limni adasında , Kaminia köyünde bulunan bir mezar steli bir anda dikkatleri bu teoriye çekmiştir. Stelin üzerinde bir savaşçı resmi ile Etrüsk yazısına çok benzeyen bir yazı bulunuyordu. Bu stel MÖ yedinci yüzyıla tarihleniyordu ve adanın Atina’lılar tarafından MÖ 510 senesindeki zaptından çok önce idi.

Bunun dışında Etrüskler’in ölü gömme adetleri (Örneğin ahşap odalar) , toplumsal hayatları (Örneğin kadına verdikleri önem) ve sanatları Anadolu’daki başka toplulukları hatırlatmaktadır.

Etrüsklerin Kuzey’den geldikleri , Hint-Avrupa’lı bir kavim oldukları yolunda teoriler de olmasına rağmen çok fazla yandaş bulamamışlardır.

Etrüskler hakkında bir ilginç tez de Etrüsklerin Türk oldukları yolundadır. Atatürk’ün tarih tezi doğrultusunda Etrüsklerin de Etiler ve Sümerler gibi Türk kökenli olduklarına inanılmıştır. Atatürk’ün nezaretinde yazılan “Türk Tarihinin Ana Hatları “ adlı kitapta bu konuya da değinilir :

“ Özet şudur : Etrüskler , Türsenler , Türkalar Ege adalarında , Anadolu’da önceden oturmuş kavimlerdir. Bunlara Akalar , Ekeler , Etiler denildiğini biliyoruz.”

Bu kavimlerin Türk kökenli oldukları ise daha önceden belirtilmiştir.

Adile Ayda da babası , Atatürk ‘ün yakın çevresinden Sadri Maksudî ’nin yolundan giderek Etrüskler’in Türk oldukları yolunda pek de yabana atılmayacak deliller sunar. ( Bkz . Kaynakça ) Buna göre Latin dilinde etimolojisi açıklanamayan bir çok sözcük de Türkçe’den gelmektedir.

Bu arada Tyrrhen sözcüğü Yunanca’da Turrhnoi şeklinde yazılır ve h’ nın eskiden “a” sesi verdiğini hesaba katarak Turan adı ile bir ilişki düşünebiliriz."
Alıntı2



Edited by - kurby on 27/10/2008 22:56:36
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/10/2008 :  11:57:11  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Maalesef resimleri ekleyemiyorum, kötü dosya uyarısı veriyor.Bilgisayarımda, yakalayamadığım bir solucan var ve onu hergün biraz daha çökertiyor.:(Sanırım bu nedenle, gönderdiğim dosyayı, kötü olarak nitelendiriyor.Bu konuda çok üzgünüm!:(
-------------------------------------------------------------
(Konun bütünlüğü açısından, başka başlık altındaki sorumu buraya taşımış bulunmaktayım.)
--------------------------------------------------------------
Sevgili tiversonus, derin hipnoz konusunda bilgiye sahipsin sanıyorum.Ben hafif hipnoza girmiştim, sigarayı bırakmak için.Ama pek etkili olmadı, zihnim hipnozdan güçlü çıktı.:))Bu konuda bizi bilgilendirmeni rica etsem, çok şey mi istemiş olurum.

Edited by - kurby on 28/10/2008 13:23:35
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/10/2008 :  13:08:56  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby,

Diğer başlıkta sorduğun soruya cevap vermek isterim öncelikle ve orayı fazla meşgul etmemek için de buraya yazdığımı belirtmeliyim, (hayır derin transı yaşamıyorum), bir saate yakın kasyopya celselerinde geçen (BH kendini hiç düşünmemektir veya kendine hiç odaklanmamaktır) bölümünü arıyorum, önerilen sözlere aktarabilmek için, işte bazen böyle takılıp kalıyorum...Akşam alıntı yaptığınız bölümün web sayfasını inceledim, ''nihai resmin geneli'' açısından (anlamak ve mozaiki birleştirmek) güzel bir örnek, aktarım için teşekür ederim.Ayrıca bunu işyerinde yapıyorum ve bazen kopuyorum, mecburen ilgilenmem gereken durumlar oluyor, malum biz de hala 3. yoğunluk KH ortamında yaşıyoruz, ve bazen derin hipnoz değil ama ''derin bir huzur'' istediğim anlar çok oluyor.

Selamlar, Sevgilerimle..

Edited by - Tiversonus on 28/10/2008 13:13:58
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/10/2008 :  13:43:38  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sigara dedinde, aklıma geldi, film izliyorum adamın elinde kocaman bir silah var, öbür eline baktım görüntünün o bölümü bulanıklaştırılmış, bulanık bölüm adamın eliyle beraber hareket ediyor ve öbür elindeki silahı ateşliyor adam, yüzlerce mermi ortalığı dağıtıyor, ortalık kan gölüne dönüyor, yerde yatanlar kan içinde, adamın diğer eli hale bulandırılmış görüntü içerisinde ,,bulmaca gibi değil mi, soru şu: Adamın diğer elinde ne var?...İkiyüzlü KH ler evet günde iki pakete yakın tütün içiyorum (sosa batırılmış sigara değil), ve gelin doktorlarla performans testine girelim bakalım ne çıkacak, zaten iddia ediyorum, bir kaç yıl içinde prof.lar tv ye çıkacaklar ve (( tereyağ yiyin,kuyruk yağı yiyin bu sizi sağlıklı yapar)) ikiyüzlülüğünü yapacaklar...Ayrıca damdam'ın kanalına şunu sormak isterim, cinsel enerjinin büyük bölümü üst yoğunluk KH lere gidiyorsa ''bakır teli'' sarmalımıyız, saracaksak nereye sarmalıyız?...

Edited by - Tiversonus on 28/10/2008 13:49:10
Go to Top of Page
Page: of 29 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.98 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits