| Author |
Topic  |
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 12/07/2008 : 13:17:34
|
Selamlar ivrin, Düşünmek düşündüğünü dile getirmek hiç bir zaman ''boş'' olamaz; bu bizi özgür kılar, enazından zihinsel olarak.Şu dünyada kurulmuş medeniyete bakıyorum, bu beni mutlu etmiyor, insanların büyük çoğunluğunu da (anti depreson kullanma veya uyuşturucu kullanım oranları belki bir gösterge olabilir, belki..); ama büyük çoğunluğun istemediği de dimdik ayakta; ne oluyor, nasıl oluyor, nasıl yapıyorlar, hani düşüncelerimizle yaratırdık, acaba düşünmeyi mi bilmiyoruz? Hep soruyorum, illüzyonu yaratan kim? Ben özgürlüğümü istiyorum, bırakın mutlu olmak-bende olmasın ancak özgür olayım.Bazı insanlar dokunmadan kaşık bükebiliyorlar, ben bunu yapamıyorum ancak elimle yine de kaşığı bükebiliyorum, bana bu yetiyor, bükün şu dünyayı, kurun şu dünya barışını diyesim geliyor, herkes bir rol oynuyor, şu yaşadığı dünyada, olduğundan farklı görünüyorlar.Dünyanın bütün pisliklerini bana , bedenime verselerde diğer bütünde bu olmasa buna bile razıyım, ama olmuyor işte, sanırım (birlik, bütünlük) içinde bir şeyler yapılabilir, çoğunluk memnun değil yine de tersi hüküm sürüyor, neler oluyor bizlere(insanlara) diye soruyorum, acaba sanal dünyalar mı yarattık kendimize, siz bu dünyada bılunmaktan mutlu musunuz? Selamlar, sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 12/07/2008 : 13:22:36
|
quote: Originally posted by Tiversonus
Selamlar ivrin, Düşünmek düşündüğünü dile getirmek hiç bir zaman ''boş'' olamaz; bu bizi özgür kılar, enazından zihinsel olarak.Şu dünyada kurulmuş medeniyete bakıyorum, bu beni mutlu etmiyor, insanların büyük çoğunluğunu da (anti depreson kullanma veya uyuşturucu kullanım oranları belki bir gösterge olabilir, belki..); ama büyük çoğunluğun istemediği de dimdik ayakta; ne oluyor, nasıl oluyor, nasıl yapıyorlar, hani düşüncelerimizle yaratırdık, acaba düşünmeyi mi bilmiyoruz? Hep soruyorum, illüzyonu yaratan kim? Ben özgürlüğümü istiyorum, bırakın mutlu olmak-bende olmasın ancak özgür olayım.Bazı insanlar dokunmadan kaşık bükebiliyorlar, ben bunu yapamıyorum ancak elimle yine de kaşığı bükebiliyorum, bana bu yetiyor, bükün şu dünyayı, kurun şu dünya barışını diyesim geliyor, herkes bir rol oynuyor, şu yaşadığı dünyada, olduğundan farklı görünüyorlar.Dünyanın bütün pisliklerini bana , bedenime verselerde diğer bütünde bu olmasa buna bile razıyım, ama olmuyor işte, sanırım (birlik, bütünlük) içinde bir şeyler yapılabilir, çoğunluk memnun değil yine de tersi hüküm sürüyor, neler oluyor bizlere(insanlara) diye soruyorum, acaba sanal dünyalar mı yarattık kendimize, siz bu dünyada bılunmaktan mutlu musunuz? Selamlar, sevgiler...
Sevgili Tiversonus, kendi adıma; hikayemi dinlediniz dolayısıyla sorunuz "benim için" çok garip geldi. Ama şükür ki mutluluğun bir form olduğunu biliyorum ve sadece andaki realitemin içerisindeki huzur ölçeğimle yaşama gayretindeyim. Ve eğer işe yarayacaksa, bu bir örnek olacaksa, çevreme de böyle örnek olmaktayım "En Büyük Hayrına!". Çünkü biliyorum ki hiç bir şey öğretemem sadece yaşayabilirim:(
Ama eğer birgün dayanamazda tarif ettiğiniz akan sele karışacak kadar şuurumu yitirirsem, işte o zaman biri çıkıp "gördün mü kontrolü, hadi bakalım şimdi konuş" desin bana (ki yitirmek gibi bir şansım ancak illüzyonlara kapılırsam mümkün olabilir).
Diğer insanların ise, negatif veya pozitif mutlu olduklarından eminim, zaten sorun da burada; huzur ile tanışmamış, doğasından uzak insanların zihinsel hazları ve mutlulukları değil mi bu dünyayı bu hale getiren. Evet mutlular, çünkü mutlu olmak istiyorlar sorun bu! Bütün gayeleri mutlu olmak:(
Siz, mutsuz olmaktan mı şikayetçisiniz?... Hayır hiç sanmıyorum! Aradığınız şey mutluluk değil, çünkü o "AN"larımızda geçmiş ve gelecek illüzyonuyla dahi oluşan hazlarımızla, daima elde edebileceğimiz çok ucuz ve sığ bir şeydir.
Aradığınız şey derin bir huzur dostum! O, doğal olanın, O bütün olanın, O özünden gelen akışkan ve etrafına da sirayet edecek kadar kuvvetli huzur yayan ruhunun rehberliğinde.
Sevgimle kal güzel insan.. |
Edited by - ivrin on 13/07/2008 10:46:11 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 13/07/2008 : 17:32:57
|
Selamlar sevgili ivrin, Öyle renkli şeyler yazmışsınızki ve kendimi siyah beyaz hissettim.Aslında bir kaç gün öncesine kadar, sizi benim gibi renksiz biri olarak algılıyordum vegeçmiş mesajlarınıza gözattım öyle değilmiş.Sevgili Bozadi'nin dediği gibi (hepimiz birimiz; birimiz hepimiz) olma yolunda ilerliyoruz galiba, birbirlerimizden öğreniyoruz, üzerinde düşünülecek çok şey aktarmışsınız, teşekür ederim...
Selamlar, sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 13/07/2008 17:37:48 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 13/07/2008 : 19:56:44
|
O ben de gördüğün renkler senin aynadaki aksin dostum, kendine aynasız baktığında gördüğün monoton renk ise "Bir" in rengi. Hiç uzaktan monotan hareketsiz tek renkmiş gibi görünen ve bir bütün halde duran ebruli bir top gördün mü, işte o bütünün içerisindeki o tek rengi o ebruliyi oluşturan yine herbirimizin ayrı ayrı rekleridir dostum. Üzerine düşünülecek şeyler değil yazdıklarım üzerine düşünme, sadece deneyimle.. düşünerek bulabileceğimiz hiç bir şey olmadığını gördüm inan, ancak deneyimlersem ardı arkası kesilmeyen keşiflere çıkma şansımın olacağını da! Bu benim tarifim dostum her yiğidin yoğurda ayrı maya çalışından örnekle;)ama neticede hepimizin ki lezzetine doyulmayan aynı yoğurdun tadında:)
Einstein'ın kuantumu mantığa sığdıramamasıyla yarışamayız, o dahi sığdıramamış bizim düşüncelerimiz nasıl yetsin ki(!) ya Nietzsche'i düşün, üst-insanı yaratmış ama olamamış:( demek ki bilmek değil bilen olmak lazım gelir o halde de sadece bilenle tanışmayı deneyimlemek:)
Şu aralar işlerim yine yoğunlaştı belki kısa bir süre daha aranıza uğrayamayabilirim, ara ara böyle yoğun dönemler oluyor, okuyorum takip ediyorum ama yazamıyorum ama buradayım hep sizinleyim ve dahi ruhunuzla bir su yolunda sizlerle akıp gidiyorum yoldaşlarım. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle iyi akşamlar.
Sevgiyle ve tüm evrenin yollarını aydınlatan "Bir"lik ışığıyla dostça kalın.. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 16/07/2008 : 15:52:20
|
Selamlar, Sevgiler...
Okumakta olduğum kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum ve soruyorum ((''gerçek eylemlerin adamı'' mıyız?)), Dünya üzerinde kurduğumuz bugün ki medeniyetten memnun muyuz?, üst boyutlardan kurtarılma durumuna neden düştük/düşürüldük?
**************************************
Bir Uzaylıdan ‘’Hayat’’ ın Tanımı:
SORU: Hayatın amacı nedir LYA?
LYA: Hayat, manyetik enerji olan kendisinin, antitezini açıklamakta karşılaştığımız karışıklığı yenmektir. Ama, ölesiye bir savaş değildir, belki de savaştır… söylemek istediğim, sizin dünyada alışık olduğunuz türden bir savaş olmadığı. Bu savaş insanın içindedir. Yanlışları, kusurları düzeltmek, meziyetler yaratmak için yapılır bu savaş. Size daha öncede söyledim: Hayat, prensip olarak elektromanyetik bir anımsama fazıdır.Yani siz doğduğunuzda, her şeyi yoğunlaştırılmış bir biçimde belleğinize yerleştirilmiş olarak doğuyorsunuz. Zaman içinde de ataletiniz sayesinde bunları yeniden keşfediyorsunus. Hayatınızı dengeli bir biçimde sürdürebilmek için mücadele veriyorsunuz. Zekanınızı öyle bir düzeye yükseltmelisiniz ki, belleğiniz, varolabileceğiniz süreyi uzatmaya yardımcı olsun…bu da bazı duygular ve özelliklere karşı savaşmakla mümkün olur. Böylece, içinizde gerçek bir savaş başlar.
SORU: Buna pozitifizm diyebiliriz belki?
LYA: Hayır , daha sakin bir ruh halidir. Buna eriştiğinizde , kendinizde ilginç fenomenler keşfedeceksiniz. Gerçek huzura erişmiş bir insan, huzursuz bir insana göre farklı bir enerji alanına sahiptir. Bazıları, içlerinde büyüyen bu canavarın kendilerine hükmetmesine izin verirler, bazıları teslim olur ve mahvolurlar, bazıları ise karşı çıkar ve kazanırlar. Bu, sizin belleğinizde şimdiden, sonsuza dek programlanmıştır. Böylece başkalarının üzerinde bir düzeye erişebilirsiniz. Enerji akışı, sizde bazı değişiklikler yapar ve sizi, rehinden kurtarılacak bir mücevhere dönüştürür.Ama ancak, lider özelliklerine sahipseniz, gerçek eylemlerin adamı iseniz kurtarılmaya değersiniz. Üstün uygarlıklar tarafından kurtarılmaya layık görülmeniz, bu konuda göstereceğiniz başarılara bağlıdır…
Andromeda'dan Gelen AKAŞA Yayınları (s 63-64) ************************************************* SORU: Hepsi bu kadar mı? LYA: Hyır, hepsi bu kadar değil. Kendilerine XHUMZ’lar dediğimiz bu ırk, daha önce de dünyanıza gelip giderdi.Bu geliş gidişlerinde, iyonosfer, stratsfer ve atmosferi, havada bulunan gazların yoğunluk ve türlerini iyice incelediler; ama asıl kötü olanaı, gezegeni sessizce ve yavaş yavaş ele geçirebilmek için , bazı keşiflerini uygulamaya koydular.
SORU: Gelip bize saldıracaklar mı?
LYA: Dünyaya barışçıl niyetlerle gelmeyecekleri kesin.***********************************************************
Meksikalı Prof.Herhandez'e ima yollu Lyra onunda (kendilerinden) olduğunu ve insanlara yardımcı olmak üzere enkarne olduğunu söyler.Benim dikkatimi çeken Ra bilgilerinden de bayağı önce (Kasyopya daha sonra zaten); 1973-1974 yıllarında verilen bilgilerde; evrende barışçı olmayan bir grubun planlarından bahsedilir ve bunun diğer insanlara iletilmesi söylenir.Kaçırılmalardan, atmosferden gaz çalınmasından v.b. den bahsedilir.Ayrıca birara toplantı için Pleyades lilerle buluştuklarından bahsedilir...Kasyopya celselerinin önemi daha da fazla ortaya çıkıyor kanımca...Kasyopya celselerini türkçeye çevirenlere şükranlarımı bir kez daha vurgulamak isterim...
Selamlar, sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 16/07/2008 18:43:47 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 17/07/2008 : 18:49:14
|
Selamlar,Sevgiler..
Kasyopya celselerinide(bugün ki) geçen (Sami) ırkını yahudi ırkı olarak önce algılamıştım, sonra nette biraz araştırınca yanılgıya düşmüşüm sanırım, paylaşmak istedim.
******************* Alm. Semite (m), Semitin (f), Fr. Sémite (m), İng. Semites (pl.). Sâmın soyundan, Sâm dilini konuşan kavimler. Hazret-i Nûhun, Tufandan sonra Ham, Sâm ve Yâfes adında üç oğlu vardı. Tufandan sonra bütün insanlar bu üç oğlundan türeyip, her tarafa dağıldılar. Sâmdan Araplar, Âsûrîler, Finikeliler, İbrâniler, Rumlar ve Süryâniler türeyip, bütün Orta Doğu ve Doğu Akdeniz ülkelerine yayıldılar. Mezopotamya ve Doğu Akdenize hâkim olup, devlet kurdular. Sâmdan türeyen kavimlere Sâmi ırkları, dillerine de Sâmi dilleri denir. Sâmi dilleri, Akkatça, Âramice, Arapça, Habeşçe ve İbrânicedir
*******************
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 18/07/2008 : 12:45:23
|
Selamlar, Sevgiler…
Her şey frekanslardan ibarettir, elektomanyetik frekanslardan. Aydınlanma ise bir ‘’bilinç’’ halidir.Bunlar hakkındaki düşüncelerimi eleştiriye açık olmak üzere paylaşmak istiyorum.İnsan bedeninin üzerinde yedi adet enerji merkezi(çakra) bulunur, her bir enerji merkezi belirli bir ‘’bilinç’’ haline karşılık gelir, örneğin ‘’güç kullanarak başkalarını yönetme’’ ve ‘ilişkide olduğu diğer insanlarla ilgili sosyal davranış bozuklukları’’ olarak kendini gösteren durumun çakralardaki karşılığı , üçüncü çakradaki (sarı-solar pleksus) tıkanıklık olarak ifade edilir.Söylemek istediğim içerisinde bulunduğumuz bilinç halinin bir yansımasının elektro manyetik bir frekansta kendisini göstermesidir.Neye rezonanslanırsanız(uyumlanırsanız) size o gösterilir sözüne değinmek istiyorum.Elektro manyetik bir frekans olarak, sevgi (her şeyin Bir olduğu ve O’nun bir parçası olduğunun) algısıyla bir bilinç haline gelinirse , insan frekansal olarak bilinç artırmış olur ve sahip olduğu bu bilinç seviyesiyle uyumlu bir boyut içerisine girer ve yeni algılara kapı açar.Akıl/beden/ruh un bileşim olarak insanı oluşturduğunu düşünürsek, bilinç seviyesini yukarılara çekebilmek için bu üç alanda da çalışma yapılması gerekir, daha doğrusu birbirleriyle içiçe geçmiş tek bir süreç de denilebilir.Benim aklıma takılan soru şu aslında , bir insan veya bir çocuk, normal insanlardan farklı algılamalar (garip yaratıklar görmek v.s.) içerisinde ise; bir de akıl yönünden bunu kaldırabilecek bir bilinç seviyesin de değil ise ; neden bu frekansta algılamalar içerisinde bulunur?Bedendeki, DNA yapısındaki fazladan aktif olan bölümler sebebiy le mi? Veya dışarıdan (negatif kutuptan) gelen saldırılardan mı dolayı bu durumu yaşar?Yardımlarınızı bekliyorum…
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 20/07/2008 : 17:08:54
|
Selamlar,Sevgiler...
Dünyamızda hakim olan negatifliğin sanırım herkes farkındadır, kanal bilgilerini takip edenler veya hiçbir şekilde bu tür bilgilerle tanışmamış olanlar sanırım bu konuda hemfikirdirler.Bununla beraber, dünyadaki bu negatif durumun arkasında, insan olmayan başka dünyadışı grupların olabileceği fikri; gerek kanal bilgilerini takip eden ve gerek se takip etmeyenler arasında pek rağbet görmez. Özellikle son iki Kasyopya celselerinde aktarılan bilginin yoğunluğu beni şaşkına çevirdi ve ne kadar sinsi bir durumla karşı karşıya kaldığımız bir defa daha ortaya çıktı...Buna ekleme olarak şu alıntıyı sizlerle paylaşmak isterim:
**************************************************
‘’Evren’de dünyanızla çok ilgilenen ırklar var. Kendi aranızda çatışmanızı sağlayıp, bu suretle dünyaya ve üzerinde yaşayanlara sahip olmayı tasarlıyorlar. Zayıf kalplare ve akıllara ,her türlü öldürme duygusunu aşılıyorlar… Güçlü olanlar ise, bilinç ve dengenin, ahenk ve saygının egemen olduğu bir sisteme doğru ilerlemeye çalışıyorlar. Siz güçlüsünüz profesör… ama, hala. Kurtulmanın oldukça zor olduğu bir çevrede bulunuyorsunuz. Gezegenizin geleceği hiç de çekici değil, profesör. Çok zor, gerçek bir dram olan zamanlar geliyor. Dünyanız ve geleceğiniz bizi çok endişelendiriyor; bu yüzden geliyoruz buraya. Biz, karışamayız. Size uygun gelir de kabul edebilirsiniz düşüncesiyle , önerilerde bulunabiliriz yalnızca.’’(Sayfa 219,220) Andromeda'dan Gelen AKAŞA Yayınları
*************************************************************** |
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 21/07/2008 : 14:18:13
|
Kasyopya kanal bilgilerini tercüme eden arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.Dünya insanının orijini,bugünü ve geleceği hakkında diğer kanal bilgilerinde göremediğimiz gerçekleri ifade ediyorlar.Bu bilgilerdeki nüans farkını bilmemiz, geleceğimizi örgülememiz açısından bence çok yararlı. Tekamüldeki boyut farklılıkları varlıkların diğerleri tarafından tasarruf edilmesine neden oluyor.Hayvanları kesmemiz,kuyruklarına teneke bağlamamız bunun bize en yakın örneği.Tabi bizim boyutumuzun üstündeki bazı varlıkların bizi kaçırmaları,üstümüzde deneme yapmaları,beden parçalarımızı kullanmaları,hatta ruhumuzu klonlanmış bedenlere koymaları bizimkilere göre daha ince.
Anadoluda, geceleri bazı insanların tanıdığı kişilerin seslenmesi ve görünmesi ile kaçırıldığı,sabah ezanı olmadan getirildikleri söylenir.Sakın bu kanal bilgilerinde ifade edilenlerin yerli versiyonu olmasın? Zaten sorun bizim maddeyi aşan,doğa üstü olarak ifade edilen olaylar hakkındaki kabullerimizi irdelemememizden kaynaklanıyor.Bu konuda aklımız ermediği için bütün sorumluluğu tanrıya yükleyip ipi boynumuza geçiriyoruz. Stefan Havkingin,Mevlananın,Niçenin,Hacı bektaşın üzerinde tasarruf edilememesinin nedeni o muhteremlerin aşkın bilgi ve kişilikleriyse,aynı dirayet bize düşüyor.Başımızı kaldıralım ve donanalım.Buna hem kendimiz hem de gezegenimiz için gerek var. Şunu da açıkyüreklilikle yazmalıyım.Son kanal tercümesini okuyup sinirlenmiştim.Birbakıma bazılarına meydan okudum.Şöyle çıkıp hava alayım hem de forumumuza ne yazayım düşüneyim demiştim.Çünkü kendimce göksel kayıtlarda mavi kopyalardaki yazılarımı bazen eleştiriyorum.Sonra,o malum süreçte,gözüme sokulmasın diye. Çevrede diğer insanların da oturduğu banklardan birine oturdum.Kafamda yeraltında olduğu ifade edilen istasyonlar ve kanal ile ilintili dostların barda tip biri tarafından test edilmeleri.Pimpirik sayılmam bu konuda hep kendimi denetlerim.Neyse banka her iki yanıma tip insanlar oturdu.Yani uygunsuzluk paçalarından akıyor.Hallerinden iyi niyetli olmadıkları belli oluyor.Pes dedim kendimce sanırım restim görüldü,hem de acilen.Ben o şahıslara öyle bir baktım ki,hemen toz oldular.Tabi onlar zavallı insanlar,soyacak birilerini arıyorlar,tesadüf bana rastladılar.Ya da birileri ufak bir manipilasyonla bana yönlendirdi,veya ben bizzat onları çektim kim bilir? |
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 21/07/2008 : 16:11:05
|
Bence bir korku aurasının içine girdik, İstenen de bu zaten ,besinleri arttırmak, Ancak bu sitedekilerin ürettikleri biraz daha kaliteli besin olur ,ruhsalla garnitülenmiş..
Durun biraz dostlar, kendinizi irdeleyin; Davranışlarınız ,hayata bakış ve uygulamalarınız KH mi
İnandıklarınız, bildikleriniz sabun köpüğü mü ,mesela reenkarnasyona inanıyor musunuz katiyetle, O zaman ölüm korkusu niye ,bol öldük ve ölüm bir frekans değişimi,eğer buna inanç tamamsa ,o gerçekleştiği zaman şu sıfır zaman frekansında değişimlere açık olmayın,bu ne demek,
Önünüzde beliren tünele ,ışıkla çağrılınılan o horizantal geçide tereddütsüz dalın yani ölüm şoku ile fazla uğraşmayın az çok neler olduğunu öğrendik.
Klonlama ,ruh kopyalamada eğer siz kendi ruh gerçekliğinizle kazandığınız boyuta yol almışsanız kimse sizin ruhsal potansiyelinizin yolunuzu kesemez ,kalan beden ve aktarılacak ruh sizle alakalı olmaz, yanlış mı düşünüyorum..
Bence kişi, kendini ,vicdanının merceği ile derinliğine tararsa ve bilgilerinin sağlamlığından ,inancından emin ise bu saldırılardan azadedir, bir enerji paneli ile zaten donanmıştır .
Ve sonra ,hatırıma geldi bir kanal öğretisindeki teşkilatlanmada, müeyyide olarak şunları yapar veya yapmazsanız taş olursunuz gibi primitif davranışlar duymuştum ,güldüm;
Taş olsanız ne yazar, Her zerrede varsınız ya..
Alelacele yazabildiklerim, Hepinize selam..
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 21/07/2008 : 16:53:05
|
Herkese Selamlar, Sevgiler.. Son kasyopya celselerinde geçen yeraltı üsleri ile ilgili şu alıntıyı aktarmak istedim:
Alıntıdır
***********************
Bu arkadaşımız Kapadokya´ya gider ve Derinkuyu´ya iner. Olayın geçtiği zaman öğle vaktidir ve turizm mevsimi olduğu için çevre oldukça kalabalıktır. Beraber olmadığı kalabalık bir turist gurubuna karışır ve beşinci kata kadar iner. Burada biraz oyalanır. Turistler aşağıya doğru devam ederler ve arkadaşımız yalnız kalır. Birden bire çevrenin karardığını görür. Dehşet verici bir yalnızlık hissine kapılır. Geri dönmek ister fakat çevreye bakınınca ne elektirik ampüllerini ne de giriş çıkışı gösteren okları görebilir. Bulunduğu yerin çevresinde, kayalara oyulmuş hücre gibi girintiler vardır. Bunlardan birisinde kara cüppeli ve kapşonlu bir tipin durduğunu görür. Cüppeli tipin yüzü karanlıktır ve görülmez fakat gözleri kıpkırmızı yanmaktadır. Arkadaşımız paniğe kapılır ve kaçmak ister fakat bacakları kendisine itaat etmemektedir. Cüppeli tip bulunduğu yerden çıkıp, kayar gibi ona doğru ilerler ve onun içinden geçer. Bu anda arkadaşımız yere yığılır. Tüm bu anda da yukardan ikinci bir turist gurubu iner. Onların gelmesiyle birlikte her şey normale döner. Arkadaşımız bir anda çıkışı gösteren oku görüp, kendisi de bir ok gibi dışarıya fırlar. Bir daha da Derinkuyu´ya inmez. Bu olaydan çok zaman sonra bile oraya gitmeyi, daha doğrusu Derinkuyu´yü inmeyi reddetmektedir. Onunla birlikte gitmeyi çok istedik fakat daima, ya açık açık ya da bir takım sudan bahaneler uydurarak kaçtı.
**************************
|
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 21/07/2008 : 17:32:07
|
Sevgili Dostlar,
İster istemez korku ögeleriyle karşılaşırız.Yoksa yürekli olmanın gerçeğini kavrayamazdık.Kapadokyadaki kukuletalının kırmızı gözlerini anlıyorum.Beni,onun delici bakışlarının açtığı yol ışığa ulaştıracak. |
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 21/07/2008 : 21:48:54
|
selam.
kasyopya celselerinde çok ilginç ve bize epeyce uç görünen çeşitli gerçeklik olasılıkları veriliyor. kendini kasyopyalılar olarak tanıtanlar her kimse, verdikleri bilgileri olasılık diye değil, "gerçek" diye veriyorlar ama elbette bu bizim de bunları mutlak gerçek olarak kabul etmemizi gerektirmez.
bu forumda bu celselerin paylaşımındaki başlıca motivasyon "spiritüalizm, ufoloji ve hayatlarımızın niteliği konularında, dünyada azımsanamayacak kadar insan tarafından bunlar da konuşuluyor, paylaşılıyor tartışılıyor. dileyenlerle birlikte bakalım, inceleyelim, eleştirelim, yorumlayalım. alabileceğimiz neler var bakalım." şeklindedir.
kasyopyalılar, üst seviye kh/negatif varlıklarının ancak yine kh'ye meyleden varlıklar üzerinde şiddetli bir manipülasyon uygulayabildiğini, bh'ye yani pozitife yönelenlerin ise aşırı manipülasyona karşı korumaları olduğunu söylüyor.
ve kasyopyalılar, dünya insanlığı üzerinde binlerce yıldır korkutucu plan ve uygulamalarda bulunduğunu betimledikleri varlıkların tüm bu girişimlerinin nihayette başarısızlıkla sonuçlanacağını çok kesin bir dille ifade ediyor.
benim 4 kh'nin varlığı ve insanlık üzerindeki tasvir edilen faaliyetlerini nispeten kapsamlı bir şekilde bilmeye karşı duyduğum ilginin en büyük nedenlerinden biri, şu hayattaki "tüm" korku ve endişelerimizin doğrudan ve dolaylı olarak bu varlıklardan ve onların faaliyetlerinden kaynaklandığını anlamamdır. düşünebiliyor musunuz? tüm korku ve endişelerimizi doğrudan veya dolaylı olarak yaratan ve besleyen kaynağı tespit etmek ne demek?
ve onlar karşısında aciz olmadığımızı bilmek. yüksek benliğimizin onların faaliyet düzlemlerinden de yukarıda olduğunu sezebilmek. yani en büyük korkularımız karşısında aciz olmadığımızı bilmek. korkunun sınırlarını bilmek!!!! stratejisini bilmek!!!! kim tarafından ve neden uygulandığını bilmek!!!!! sadece gerçekten istemek koşuluyla uzunvadede ne korkuya ne de başka herhangi birşeye "yenilmemizin" sözkonusu olmadığını bilmek.... bu çok, çok, çok büyük bir şey!!!
ve tabii ki üst seviye bh varlıklarının varlığı ve faaliyetlerini öğrenmek... celselerdeki çeşitli bilgilerden, 4 kh karşısında aciz olmadığımız gibi, yalnız da olmadığımızı anlayabiliyoruz. üst seviyelerde bh güçlerinin kh güçleriyle savaştığını ve insanlık için koşulları önemli ölçüde dengelediğini öğreniyoruz.
azımsanamayacak ölçüde ve çok rahatsız edici bir şekilde karanlıkların gölgesi altında yaşanan bir hayatta karanlığı konu almamayı düşünemiyorum. hele ki kendimizi ışıkla özdeşleştiriyorsak... |
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 22/07/2008 : 10:24:22
|
Sevgili Bozadi, Yaptığınız tercümeleri şahsen çok takdir ediyorum.Yapılmamış ya da ilgi alanımıza girmemiş olsaydı önemli bir eksiklik olurdu kanımca. Ayrıca birşey düşünülmüş ve ifade edilmişsse belli oranda gerçeklik alanımıza girmiştir.Bundan sonrası birleşik insanlık bilincimizi arzuladığımız kritik kütleye yönlendirip,arzulamadıklarımızı elemine etmektir.Sevgiler. |
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 22/07/2008 : 12:28:16
|
Sevgili Bulut, takdirinize ve temenninize katılmamak mümkün değil, sevgili Bozadi'ye bu vasıta ile ben de şükranlarımı sunmak istiyorum. Ayrıca son cümleniz bana 2002 yılında izlediğim bir filmin sonucunda elde ettiğim bir prensibi hatırlattı, işte o prensip sizin de ifade ettiğiniz "birleşik insanlık bilincimizi arzuladığımız kritik kütleye yönlendirip,arzulamadıklarımızı elemine etmek" idi. Yoksa bir gün, yok ettiğimiz dünyamız ve tahribat verdiğimiz tüm kontrolsüzlüğümüzle oluşan sonuçlara, yüksek bilinçlerin çözüm amaçlı gayri insani ve gayri vicdani uygulamalar üretmek zorunda kalmalarına mı bırakacaktık dünyamızı ve geleceğimizi diye de düşünmüştüm o zamanlar. Bugün burada, aranızda, dostlarımla aynı bilince sahip olmanın güvenini duyuyorum. Bu arada izlediğim o film "Equilibrium (2002)" idi izleyenlerinizin benimle aynı duygular içerisinde olacağını düşünüyorum.
Sevgiler.. |
Edited by - ivrin on 22/07/2008 12:31:14 |
 |
|
|
indigo kubi
Elmas
    
Turkey
346 Posts |
Posted - 22/07/2008 : 14:43:51
|
quote: Originally posted by tgur
Bence bir korku aurasının içine girdik, İstenen de bu zaten ,besinleri arttırmak, Ancak bu sitedekilerin ürettikleri biraz daha kaliteli besin olur ,ruhsalla garnitülenmiş..
Durun biraz dostlar, kendinizi irdeleyin; Davranışlarınız ,hayata bakış ve uygulamalarınız KH mi
İnandıklarınız, bildikleriniz sabun köpüğü mü ,mesela reenkarnasyona inanıyor musunuz katiyetle, O zaman ölüm korkusu niye ,bol öldük ve ölüm bir frekans değişimi,eğer buna inanç tamamsa ,o gerçekleştiği zaman şu sıfır zaman frekansında değişimlere açık olmayın,bu ne demek,
Önünüzde beliren tünele ,ışıkla çağrılınılan o horizantal geçide tereddütsüz dalın yani ölüm şoku ile fazla uğraşmayın az çok neler olduğunu öğrendik.
Klonlama ,ruh kopyalamada eğer siz kendi ruh gerçekliğinizle kazandığınız boyuta yol almışsanız kimse sizin ruhsal potansiyelinizin yolunuzu kesemez ,kalan beden ve aktarılacak ruh sizle alakalı olmaz, yanlış mı düşünüyorum..
Bence kişi, kendini ,vicdanının merceği ile derinliğine tararsa ve bilgilerinin sağlamlığından ,inancından emin ise bu saldırılardan azadedir, bir enerji paneli ile zaten donanmıştır .
Ve sonra ,hatırıma geldi bir kanal öğretisindeki teşkilatlanmada, müeyyide olarak şunları yapar veya yapmazsanız taş olursunuz gibi primitif davranışlar duymuştum ,güldüm;
Taş olsanız ne yazar, Her zerrede varsınız ya..
Alelacele yazabildiklerim, Hepinize selam..
Sevgili tgur alelacele yazdıkların buysa acele yazmadıklarını çok merak ediyorum.
Bende senin gibi düşünüyorum,belli bir seviyeye gelirsek,bi açık vermezsek,yani sırhımızı iyi kuşanırsak negatif saldırılardan pek etkilenmeyiz gibime geliyor.negatif varlıklar ve saldırları hakkında fazla yazı okuyamıyorum,içim sıkılıyor.ama gerçekten güzel ve gerekli bilgiler veriyolar ara sıra okuyorum işte.
taş olsanız ne yazar her zerre de varsınız yaa...
tanrının bir parçası olmak güzel,ben ne olursam olayım,bu hayatımın ya da ruhumun sonu ne olursa olsun pek farketmez,lakin burada bu bedende oldukça bize verilen görevide sürdürebilmek lazım.ne görevi...hayatı yaşamak görevi
sevgilerle... |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/07/2008 : 17:45:00
|
Selamlar, Sevgiler… Korkunun illüzyon olduğu hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.Son yıllarda yapılan ‘’foton telapatisi’’ adı da verilen deneylerde, atomu oluşturan parçalardan daha küçük parçacıkların; aralarındaki mesafe önemli olmaksızın, birbirleri ile ‘’iletişim’’ içerisinde oldukları ispatlanmıştır.Bu iki küçük atomaltı parçacık ,aralarında ister bir kilometre isterse bin kilometre olsun, belirli özdeş ritmik hareketi yapmaktadırlar, yani mesafenin bir önemi yok gibi gözüküyor.İki parçacığın aralarındaki haberleşme hızları ise (ışık hızından bile daha büyük) gözükmektedir.Işık hızı duvarı geçilemez gözükürken böyle bir sonucun görülmesi, ve bunun üzerinde fazla bir yayın-aktüel olmaması da ilginçtir.Bu durum üzerinde düşünen bilimadamları yeni düşünceler ortaya sürmeye başladılar ve bunlardan enönemlisi de şudur: (aslında mesafe yoktur) ,yani üç boyutlu dünyamız bir illüzyondan ibarettir.
Hologram ile ilgili bilgileri tekrarlamak gerekirse, hologram üç boyutlu bir resimdir.Şöyle ki, elimizi uzatınca içerisinden geçecek kadar, sahici gözüken bir resimdir.Hologramik resmin basıldığı metal plaka veya film (bunlar ışığa aşırı duyarlıdırlar), yarıya bölündüğünde bölünen yarım tekrar laser önüne konulduğunda objenin tamamının görüntüsünü yansıtır.Yarım olan filmi veya plakayı yeniden yarıma böldüğümüzde yine aynı objenin tam görüntüsü (ebat küçük olsa da) elde edilir.Ve hologramik evrenden bahsedilir.
Şimdi bir akvaryum ve içerisinde bir balık düşünelim.Ayrıca iki adet ayrı ayrı yerlere yerleştirilmiş kameralar ve bunlara bağlı tv ler düşünelim ve bu tvleri diğelim ki yandaki odaya yerleştirelim ve balıkları iki ayrı tv de izleyelim: Tv den kameranın gönderdiği sinyal ile balığın hareketlerini görürüz.Diğer kamerada seyre başladığımız zaman –kameraların açıları ve konum farklılıklarından dolayı- sanki başka bir balığı seyrediyormuşuz algısı oluşur.Örneğin tvde bir tanesini akvaryumun üstünden ve zoom yapılmış olarak görürken, diğer tv de balığı daha geniş açıdan ve/veya kuyruğundan gördüğümüzü hayal edelim…..İki tv yi beraberce izlemeye başlayınca iki ayrı görüntüdeki balığın (ilişkili) olduğunu algılarız, daha dikkatle baktığımız da ikisinin de tek/aynı balık olduğunu anlarız: Tıpkı , ışık -hızı duvarını aştığını düşündüğümüz- atomaltı parçacıkların aralarında (ilişki) durumun da olduğu gibi….
Uzayımızdaki bütün parçacıklar BİR iseler zaten ilşkili olacaklardır, bunların ayrı ayrı bir bütün gibi düşünmemizi veya algılamamızın bir İLLÜZYON olduğunu anlayacağız.Yani içerisinde bulunduğumuzu sandığımız maddesel dünyanın ve kanunlarının gerçekte var olmadığını ve bunu sadece bir illüzyon olduğunu anlayacağız…
Evrenimizdeki bütün enerji olsun olmasın tüm parçacıklar, her şey, sadece Bir iseler, ozaman bizler sadece illüzyonda bunları ayrı görüyor olabiliriz.Bir’i oluşturan herhangi bir parçadaki bir olay diğer parçayı da direkt etkileyecektir, böylece tüm parçalar arasında bir matrix oluşur.
Zihnimizde oluşturduğumuz bir illüzyon mu doğru olcaktır, illüzyonun ötesindeki ‘’gerçeklik’’ mi?.En küçük parçadan en büyük parçaya kadar her şeyin bir bütün olduğu ‘’BİLİNCİNE’’ uyandığımız zaman, korkunun bir illüzyon olduğunu anlayabileceğiz,böylece ihnimizin oluşturduğu değil bilincimizin oluşturacağı bir gerçekliğe uyanırız.
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 22/07/2008 : 17:56:19
|
Canımsın sevgili dostum, gerçekten daha güzel açıklanamazdı, yüreğine emeğine klavyene sağlık sevgili Tiversonus. Keyifle izliyorum yakaladığınız her detayı bizimle paylaşışınızı. Evet korku illüzyonu nu hepimiz yer yer vurguluyoruz ama sizin araştırmacı kimliğinizin bize sunduğu deliller sayesinde deneyimlerimizin ötesindeki gerçekliğe de ulaşıyoruz.
Sevgiyle.. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/07/2008 : 19:29:44
|
Sevgili ivrin, Açıkca itiraf etmeliyim ki,''yalpaladığım'' dönemler çokça oluyor ve budur daki tüm arkadaşlar ve tabi ki sizin, bana verdiğiniz dengeleyici enerjinin, sevginin yanında bunların sözü dahi olamaz.Bazen kimden enerji geldi diye de düşünüyorum.Her şeyin sonsuz olarak birbirine bağlantılı olduğu evrende,bir kişinin kafasındaki bilginin başka bir noktadaki kişinin kafasına telepatik olarak nasıl geldiğini, sizin durumunuzu düşünerek anlamaya çalışıyorum, ama hemen aklıma bir söz giriyor:( anlamaya çalışma deneyimle!!!) diye...Yani bir enerji bağımız ve giderek te ortak bilinç oluşturma noktasında, sevgili Bozadi'nin dediği gibi, (hepimiz birimiz, birimiz hepimiz) olma yolunda birleşiyoruz, enazından bana öyle geliyor.Hepinizi seviyorum.
Selamlar, Sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/07/2008 : 13:02:58
|
Selamlar, Sevgiler…
Varolalan her şeyin Bir olduğu ile ilgili yazıya devam etmek istiyorum, bu öylesine derin ki, günlerce değinilse bile, ancak idrak seviyemiz kadarı ile ilerleyebiliriz, ancak öylesine gerekli dir ki, başka türlüde içinde bulunduğumuz durumdan veya durumlardan kurtulmamız mümkün gözükmemektedir…Londra üniversitesinden fizikçi David Bohm (atomdan küçük parçacıkların birbirlerini ayıran uzaklık her ne olursa olsun birbirleriyle kontakt halinde bulunmalarının, ileri- geri gizemli bir çeşit sinyal göndermelerinden değil; onların ayrı olmalarının bir ilüzyon olması sebebiyle, kontakt halinde bulunduklarını) söylemektedir.Genel olarak modern(!) bilimadanlarının genelinin yaklaşımı ise, bütünün parçalarından bir tanesini alıp, daha mikro düzeyde-parçanın içerisinde olan daha alt parçacığa bir tüm gibi(!) yaklaşıp, onun özelliklerini, yapısını anlamaya çalışmalarıdır.Dün siteye aktardığım bir yazıda Hudson’ın da dediği gbi, örneğin bilimadamları kanser hücrelerini labaravatuar ortamında uzun süre yaşatarak, onunla savaşmaya(!) çalışmaktadırlar, oysa canlı hücreler labaravatuar ortamında uzun süre yaşatılamamakta böylece bir bütünlük içerisinde olayın özellikleri çözülememektedir, veya bir doktora gidiyorsunuz ve şu soruyu sorsanız (ruha inanıyor musunuz, doktor?) genelde alacağınız cevap kendi konuları olmadığı gibi bir cevaptır….Hathor Bilgilerini okuyorum bu sıralar, orada şöyle derler, ( bütün bir gökyüzünün bir kavanoza konulduğunu) ve bunun aslında komik/neşeli olduğunu söylerler.Biz size baktığımızda , her atomunuzu sanki güneş sisteminiz gibi, merkezde güneş ve onun etrafında gezegenler(elektronlar), görüyoruz derler…Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır…Herbir parça (büyüklük önemli değil), bütünün yani Bir’in bir modelidir…Öyle ise, şu kutbiyet meselesine ve negatiflerin korku (korku) uygulamalarına, genel(Bir’den) bakmak gerekir diye düşünüyorum…İşin komik yanı şu; tiversonus1 tiversonus2 ye saldırıyor onu korkutuyor, sonra tiversonus2 sonra buradan aldığı dersle (öğrenme ile) sürece devam ediyor…Aslında benim iç düşüncem şurada dolaşıyor, -üzerinde hala düşünüyorum- ,her bir parça sağdan sola ve yukarıdan aşağıya birbirleri ile bir matrix oluşturuyor iseler; bize saldıran bizi korkutan kh leri biz BH olanların bir enerjisi onları besliyor veya var ediyorlar…Yoksa içimizdeki karanlık yönümüzle aydınlık yönümüz birbirleri ile mücadele mi ediyorlar, bu savaş bizim içimizde (Bir’in modeliyiz ya) mi oluyor?....Buradan çıkacak önemli sonuç şu olabilir, bilgi korur ya , bilginin içerimize, varlığımıza yerleşmesini sağlamak, kısaca bilinçlenmek bizi koruyacaktır, bu da iç bir durum değil midir?....Daha önce söylenen (düşünme, sadece deneyimle!!!) üzerine şunu düşünüyorum; (bilgi bilincin yakıtıdır), bir verinin bilgi olabilmesi için derin düşünme ile akıl ağacının dallarından ta ki köklerine kadar inebilsin ve bu veri ruha dokunabilsin ve o şimdi (bilgi) olsun…Bilgi ise bilincimizi beslesin ve hayat denilen öğrenme (herşey derslerden ibarettir) sürecinde yerini alsın yani deneyimlensin…Zaten veri toplamak için deneyimlemek, bu gerekli değil midir..Sanırım hepsinin bir bütünlük içerisinde yapılması maksimum verimi sağlayacaktır…Sonuç ta farkındalık seviyemizi artırarak, korkutmanın bataklığında boğulmadan, korkunun (eğitici,sorgulayıcı,çabaya getirici fonksiyonunu yerine getirerek) yeni üst boyutlarda (4B BH)* de kendimize bir deneyim fırsatı açabilmek için, bilinçlenme sürecine devam derim…
Selamlar, Sevgiler..
(*) Burada BH yerine kh yazmışım,aman tanrım, şimdi düzelttim, doğrusu BH olarak... |
Edited by - Tiversonus on 23/07/2008 17:44:33 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 23/07/2008 : 15:49:27
|
Sevgili Tiversonus; ta yüreğimden bir yerlerden özden gelen ama duyuramadığım sesim yükseliyor bu sayfada şu an.. ve ben artık susuyorum, seni dinliyorum sevgili dostum. Öyle bir frekansta buluştuk ki artık sadece gözlerim dolabiliyor.. her satırında, her cümlende ve dahi kelimende içimden feryad ederek yükselenlerin sesini duyuyorum. Ve bütün kalbimle bu yazıya devam etmeni bir dizi haline getirmeni temenni ediyorum. Ve hani diyordum ya hep sızlanıyordum "lisanım yetmiyor" diye, işte dilim oldun, yüreğimin sesisin yankilanıyorsun. Hani renk demiştin, hani siyah-beyazdın bence sen bütün renklerin ışığıyla odamı aydınlatıyorsun.
Işığın üzerimizden eksik olmasın.. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/07/2008 : 18:53:07
|
Sevgili ivrin,
Güzel sözlerin için teşekür ederim, fakat budur.com da başlayan tüm diğer arkadaşlarla ve sonradan katılacak arkadaşlarla oluşan/genişleyecek sanki bir orkestra gibi olan birlikteliğimiz, sonucu, herbirimizde zaten varolan bilgilerdir bunlar…..Bir gün özelden bir dosta mail attım ve dedim ki; (onlarca kitap evine başvurdum ve tükendi, satışa kapalı, bitti denilen Pleiades Öğretileri kitabını, kitabın fotokopisini bana yollarmısın dedim?) sonrasında birkaç günde elle, daktilo ile yazılmış notları bana yollamaya başldı…Şaşırmıştım açıkçası, bu verilen yoğun emeğe.Budur com üyeleri böyledir işte….Bu dostuma tekrar, huzurlarınızda teşekür ederim….Budur da biz bir orkestra isek söyleyebileceğimiz, daha güzel ‘’bilinç senfonileri’’ olacaktır buna gönülden inanıyorum, çün ki bir orkestrada çalan her müzisyen birbirlerinin performansına direkt etki ederler, birbirlerini desteklerler…
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
masterphidias
Kehribar
  
Turkey
36 Posts |
Posted - 23/07/2008 : 19:35:03
|
quote: Originally posted by Tiversonus
(onlarca kitap evine başvurdum ve tükendi, satışa kapalı, bitti denilen Pleiades Öğretileri kitabını, kitabın fotokopisini bana yollarmısın dedim?)
İlgilenenler icin; "Ptaah-Pleiades Mesajları 1.ve 2." kitapları piyasada kolaylıkla bulunabilir. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/07/2008 : 19:55:26
|
Sevgili masterphidias, Sağ tarafıma baktım ve yazarın adına,bi dakika...avustralyalı-yeni zellandalı yazar jani king kitabından bahsetmiyorum, barbara marchinak ın kitabından ve birinci kitaptan bahsediyorum...Sanırım dikkatinizden kaçmıştır, neyse önemli değil, olu böyle şeyler...
Selamlar, Sevgiler...
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/07/2008 : 21:52:43
|
(Alıntıdır)
ABD hükümetine ait yeraltında birçok tünel ve yer altı tesisleri bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlileri; New Mexico’daki Dulce, Sunspot, Datil, Corona, Taos Pueblo, Albuquerque, Arizona’da Santa Catalin dağlarında, Colarado’da Delta, Grand Mesa ve Colarado Springs’de, Kaliforniya’da Needles, Edwards AFB, Tehachapi Dağları, Ft. Irwin, Norton AFB ve Morongo Vadisi, Nevada’da Blue Diamond, Kellis AFB, Groom Lake ve Papoose Lake bölgeleri, Quartzite Dağı ve Tonopah’dır.
Bu yer altı üslerinin, bir “Armegeddon” (Kıyamet Günü) geldiğinde Amerikan gizli örgütlerine mensup askeri ve sivil elitler için birer sığınak olacağı muhakkaktır.
ABD’nin en gizli Askeri Üssü, 51. Bölge (Area 51):
1953’de Washington D.C’nin kontrolü dışındaki gölge hükümetin içinde (Bakınız “Amerikan Gölge Hükümeti”) “Majestic-12 Komitesi” kurulmuştu. (Bu komitenin başkanlığını o zamanlar Başkan Truman yapıyordu.) Los Alamos, New Mexico’da bulunan örgüt, Başkan-yardımcısı Nixon zamanında yeniden faaliyete geçirildi.
MJ-12, DDBV’lerle (Dünya-Dışı Biyolojik Varlıklar) sınırlı işbirliği ile gizli bir program yürütüyordu. Zeta Reuculi yıldız sisteminden geldiği iddia edilen, büyük siyah gözlü ve kocaman kafalı, akıllı sürüngenimsi yaratıkların (Gri’lerin)(1) acilen “Bor” elementine ihtiyaçları vardı. Bu element de Amerika’nın güneybatısında bulunuyordu. İlginç bir tesadüftür ki, ülkenin çok gizli askeri tesisleri de yoğun olarak bu bölgede bulunuyordu.
UFO’ların buralarda sık sık görülmesi, “ziyaretçiler”le ABD hükümet yetkilileri arasında bir işbirliği olduğu iddialarının ortaya atılmasına sebep olmuştu. İddialara göre, uzaylıların vaat ettikleri ileri teknoloji transferine karşılık, onlara “Bor” verilecekti.
ABD’de UFO’lar tarafından kaçırılan çocukların yeraltındaki laboratuarlarda tıbbi denemelere tabi tutuldukları iddia edilmektedir.
Bazı kaynaklara göre, 51. bölgedeki üs’de 22 yer altı seviyesi bulunmaktadır. Bu tesisin güneybatıdaki diğer tesislerle, yer altı tünelleri vasıtasıyla bağlantıları vardır.
Bu üs’te “Zihin Kontrol Işın Silahları” da geliştirilmekteydi. Üs, Kongre’nin, Başkan’ın ve ABD Hava Kuvvetleri’nin denetimi dışındadır.
Bilderberg/CFR/Trilateral Komisyon/Tek Dünya Hükümeti/Yeni Dünya Düzeni gibi farklı isimlerle anılan gizli bir çete (Illuminati), askeri-endüstriyel kompleks içinde faaliyet göstermekte ve yer altı üslerini kontrol etmektedir. Bu güçlerin hedefi dünya çapında egemenlik kurmaktır. (Yani, TEK DÜNYA HÜKÜMETİ)
William P. Lear, CIA için bütün dünyada gizli misyonlar gerçekleştirmiş bir pilottu. 1986 yılında Lear, bir UFO’nun İngiltere’de askeri üsse indiğine şahit olan bir ABD Hava Kuvvetleri mensubu ile tanıştı. Lear, onun anlattıklarına göre, DDBV’larla ABD hükümet arasında bir anlaşma yapıldığına inanmaya başladı. Lear’e göre, 1969-71 yılları arasında “uzaylı ziyaretçiler” ile Majestic-12 Komitesi arasında bir anlaşma yapılmıştı. İleri teknoloji transferi karşı ışığında, hükümet süregelen “insan kaçırmalar”a göz yumuyordu. “Kaçırmalar” insan/uzaylı melezi yaratmak için yürütülüyordu. Uzaylılar kurbanlarının vücuduna yerleştirdiklerini yapay cisimlerle (Mikro-çip mi?) onları kontrol ediyorlar, bazen de insanların organlarını çıkararak, kendi bozuk sistemlerini yenilemek için kullanıyorlardı. İstenilen etki, kaçırılanlardan alınan enzim veya hormonun, hidrojen peroksitle karıştırılmasıyla elde edilen solüsyonun, uzaylıların bedenlerine enjekte edilmesiyle sağlanıyordu.
Lear’e göre, 1956 yılında Çavuş Jonathan P. Louette, White Sands Füze Deneme alanından disk şeklindeki bir araç tarafından kaçırıldıktan üç gün sonra bedeni –aynı sığırlar gibi- parçalanmış bir vaziyette bulunmuştu.
Bu operasyonlar yeraltındaki laboratuarlarda (Bunlardan biri Groom Lake-51. Bölgede bulunuyordu.) ve kurban daha canlı iken gerçekleştiriliyordu. 1979-1983 yılları arasında MJ-12, olayların planlandığı gibi gitmediği fark etti. 1979’da durumu araştıran bir grup, New Mexico Dulce’deki CIA/Uzaylı yer altı kompleksinde, uzaylılar tarafından tuzağa düşürüldü. Rehineleri kurtarmak için özel bir birlik yollandıysa da çıkan çatışmada 66 asker öldü.
Bu felaketten sonra, MJ-12’nin günümüzdeki üyeleri (Üyeler arasında o zamanki Dışişleri Bakanı Henry Kissinger(1), eski CIA direktörü Richard Helms ve eski Donanma İstihbarat ve Mili Güvenlik Ajansı Başkanı Bobby Ray Inman bulunuyordu.) durumu kamuoyuna açıklamak istediler. Fakat üyelerin çoğu böyle bir açıklamanın kitlesel paniğe yol açacağını düşünerek, onun yerine DDBV’a karşı etkin bir silah geliştirmeye başladılar.
“Stategic Defense Initiative” (SDI) denilen “Yıldız Savaşları Projesi”, bu amaçla geliştirilmişti. Gerçekte bu projenin Rus füzelerine engel olmak gibi bir amacı yoktu!..
İlginçtir ki, Başkan Kennedy de uzaylılarla yapılan anlaşmayı halka açıklamak isterken (Şoförü tarafından) vurularak öldürülmüştü. CFR tarafından kontrol edilen “Gölge Hüküme” Kennedy’in ölümünden sorumlu idi.
İddialara göre, “Raptiye Operasyonu” ile II. Dünya Savaşı sonunda Almanya’dan Amerika’ya getirilen doktorlar ve bilim adamları “Zihin Kontrol”, “Genetik Mühendisliği” ve anti-gravitasyonel uçan disklerin yapımıyla uğraşmışlardı. 51. Bölgede bir “Frankestein” fabrikası kurulmuş ve genetik mühendisliğinin ürettiği yaratıklar ortaya çıkarılmıştı. Bunlardan “Chupacabra” denilen vampir yaratık, Porto Rico’dan Mexico’ya, Oregon’dan Florida’ya her yerde görülmüştü. (Son yıllarda Şili’de ortaya çıkmıştır.) Bu yaratığa “Created Reptilian Alien Vampire Engineered Species” (CRAVES)” “Genetik değişime uğratılmış sürüngen/uzaylı vampir türü” deniyordu. “Chupacabra” insanları uzaylı istilası “senaryolarına”(3) hazırlamak için ortaya çıkartılmıştı. Aslında amaç, halkın Tanrıya ve egemenliğe olan inancını yok etmek ve global bir hükümete yol açmaktı.
ABD’nin yeraltındaki gizli Dulce üssü:
Dulce, New Mexico’nun kuzeyinde 900 nüfuslu küçük bir kasabadır. Dulce’nin en önemli özelliği Archuletta Mesa’nın altında derin bir sır saklıyor olmasıdır. Söylentilere göre bu sır; Hükümet-uzaylı ortak biogenetik laboratuarlarında insanların ve hayvanların üzerinde korkunç deneyler yapılıyor olmasıdır.
Bu üs civarında sık sık parçalanmış sığırlara rastlanmaktadır. Bazı araştırmacılar, paraçlanmış sığırlar fenomeninin UFO’larla bağlantılı olduğu söylemektedirler. Gerçekten de Dulce civarında sık sık UFO’lar, acayip ışıklar ve diğer hava fenomenleri rapor edilmektedir.
UFO’ların görüldüğü bölgelerde parçalanmış sığırlara da rastlanmaktadır.
Aşağıda okuyacağınız Amerikalı araştırmacı Paul Bennwitz’in Dulce üssü ile ilgili açıklamalarının bir dezinformasyon kampanyasının sonucu olup olmadığı açıkça belli değildir. Paul’un Dulce tesisiyle ilgili tek şahidinin açıklamaları için, onu yalancılıkla suçlamak taktik bir manevra olabilirdi ama gerçek dezinformasyon kampanyası, kamuoyuna Dulce hikayesinde inanılacak hiçbirşey olmadığını söylemek olurdu.
Paul Benewitz, bir UFO tarafından kaçırılan New Mexico’lu Mynra Hansen vakasını incelemişti. Hansen, 1980 yılında bir yer altı tesisineg*türülmüştü.
Christa Tilton, Temmuz 1987’de bir uzay gemisiyle gelen iki küçük gri-uzaylı tarafından kaçırıldıktan sonra, “kayıp zaman” tecrübesini yaşamıştı.
Tilton, kaçırıldıktan sonra güvenlik kameraları ve bilgisayarlı kontrol noktalarının bulunduğu yeraltında bir tüneleg*türüldü. O, bir transit araçla yüz taraması yapılan bir bilgisayar ekranının karşısına getirildi. Bilgisayar ona bir kimlik kartı çıkarttıktan sonra, rehberi tarafından yedi kat yeraltında bulunan bir tesisin birinci seviyesine geldiği söylenti. Christa’nın iddiasına göre, o yeraltındaki 5. kata kadar indirilmiş ve burada uzaylı araçlarının ve küçük gri yabancı varlıkların olduğunu görmüştü.
Daha sonrag*türüldüğü geniş bir odada, bilgisayarlar tarafından kontrol edilen, geniş tanklara asılmış göstergeler ve bazı boru hatlarından çıkarak tankın içine giren geniş kollar görmüştü. Onun dikkatini bir uğultu sesi ve formaldehit kokusu çekti. Tilton bu sıvının tanklarda karıştırıldığı izlenimini edinmişti. Ona tankın muhtevası gösterilmedi. Christa, kaçırıldığı zaman şahit olduğu şeylerin çoğunun sonradan resmini çizmişti.
Bu esrarengiz tanklarla ilgili bilgiler, “Dulce Kağıtları” adlı tartışmalı bir dosyada yine ele alınmıştı. Bu dosyada ayrıca Dulce yer altı tesislerinin 30 adet siyah-beyaz fotoğrafı ve bir de video-bant bulunuyordu.
İddialara göre, bu kağıtları dışarıya 1979’a kadar Dulce’de güvenlik görevlisi olarak çalışan bir memur çıkartmıştı.
1979’un sonunda güvenlik memuru Thomas C., karşılaştığı korkunç gerçekler karşısında daha fazla suskun kalamayacağını anlamıştı.
Dulce yakınlarındaki Amerikan Hükümeti/uzaylılar ortak yer altı üssünde rahatsız edici çok şey duymuş ve görmüştü. Çetin bir iç hesaplaşmadan sonra, tesisten ayrıldı ve birçok belgeyi de beraberindeg*türdü. Küçük bir fotoğraf makinası ile, yeraltındaki çok katlı kompleksin 30’dan fazla fotoğrafını çekti. Ayrıca birçok belgeyi ve kontrol merkezindeki bir güvenlik video-bandını beraberindeg*türmüştü. Bu bantta laboratuarlar, uzaylılar ve ABD hükümetinin yetkili personeli görünüyordu. Alarmı ve kamera sistemini kapatan Thomas, dışarı açılan 100 çıkıştan birinden yüzeye çıkmıştı.
Thomas, orijinal belgeleri çok iyi sakladıktan sonra her birinden beşer kopya çıkardı.
Thomas saklanmaya karar vermişti ve bu amaçla karısını ve çocuğunu evinden almaya niyetlenmişti ki, evinin önünde hükümet ajanlarına ait bir minibüsü beklerken gördü.
Thomas yakın bir arkadaşının ihanetine uğramıştı. Ajanlar, Thomas’ın karısını ve çocuğunu, tesislerden aldıklarını geri vermesi şartıyla, serbest bırakabileceklerini söylediler.
Thomas, ailesinin biyolojik denemelerde kullanılacağını anlayınca, ortadan kaybolmaya karar verdi. Bu 10 yıl önceydi. Thomas böyle bir gizli entrikaya nasıl karışmıştı?
Şimdi 50’li yaşlarda olan Tomas, 20’li yaşlarının ortasında Batı Virginia’da bir yer altı tesisinde, çok gizli fotoğrafçılık eğitimi almıştı. O, 7 yıl Hava Kuvvetleri için çok gizli fotoğrafçılık yaptı. 1971’de Santa Monica/Kaliforniya’da Rand Corporation için çalışmaya başladı. 1977’de Dulce tesislerine transfer oldu. Yeraltındaki görevine, derin yer altı tüp-mekik sistemiyle gidiyordu.
Bu zaman içinde Santa Fe/New Mexico’daki bir güvenlik görevlisi, özel olarak UFO görüntüleri, hayvan parçalanması fenomenini ve bölgedeki Mason-Wicca gruplarının faaliyetlerini araştırıyordu .Thomas’ın ve araştırmacının ortak arkadaşı olan bir şahıs, 1979’da Santa Fe’ye gelerek her ikisini de ziyaret etti. Ziyaretçi fotoğraflara, video banda ve Dulce üssünden alınan belgelere de göz attı. Buradan bazı resimler çizildi ve böylece UFO araştırmacısı toplulukların “Dulce Papers” (Dulce Kağıtları) diye bildikleri bilgiler ortaya çıktı.
Thomas’ın iddiasına göre, Dulce tesislerinde 18.000 kısa “gri” vardı; ayrıca o, sürüngenimsi-humanoid’ler (İnsanımsılar) de görmüştü. Thomas’ın bir iş arkadaşı evinde, materyalizme olan 6 foot (1.83 m) boyunda bir sürüngenimsi(4) ile yüzyüze gelmişti. Reptoid (Sürügenimsi) duvardaki New Mexico ve Colarado haritaları ile çok ilgilenmişti. Haritalardaki renkli toplu iğneler ve işaretler, sığırların parçalandığı bölgeleri, kaçırılma olaylarının yoğun olarak yaşandığı yerleri, eski harabeleri ve şüpheli yer altı uzaylı üslerini gösteriyordu.
Çok katlı Dulce yer altı üssü, üs güvenliği tarafından devamlı kontrol edilen merkezi bir sisteme sahiptir. Üssün güvenlik seviyesi aşağı inildikçe artıyordu. Thomas, gizlilik kategorisinde güvenlik derecesi “ULTRA-7”ye sahipti. Thomas’ın bildiği 7 aşağı kat vardı ama daha da fazlasının olması mümkündü. Bir çok uzaylı yeraltındaki 5,6 ve 7. katlarda bulunuyordu. Dulce’den Page’ye (Arizona’daki yer altı tesisleri) daha sonra Nevada’daki 51. Bölge’nin altındaki bir üsle bağlantılar vardı. Dulce’den kalkan tüp-mekik, Taos, NM, Colarado Springs, Colarado, Creed, Colarado Sandia gibi yer altı üslerinden geçtikten sonra, Carlsbad, NM’ye varıyordu.
ABD altındaki tüneller ve yer altı şebekesinin birbirleriyle tüp-mekik bağlantıları vardır. Dulce üssünde, kapılar ve koridorlar üzerindeki çoğu işaretler, uzaylı sembol dilinde yazılmıştır. Bu evrensel sistemi burada insanlar ve uzaylılar tarafından rahatlıkla anlaşılmaktaydı.
Thomas’ın anlattığına göre, yeraltındaki 2. kattan sonra, herkes çıplak olarak tartıldıktan sonra, üniformaları veriliyordu. Ziyaretçilere kapalı beyaz üniformalar veriliyordu. Herkesin ağırlığı güncel olarak, bilgisayar kimlik kartının üzerine işleniyordu. Ağırlıktaki herhangi bir değişiklik anında kaydediliyor, şayet 3 pound (1.360 Kg)’un üzerinde ise, fiziksel bir inceleme ve röntgenden (X-Ray) geçmesi isteniyordu.
Bütün hassas bölgelerin ön tarafında göstergeler vardı. Kapı kontrol panellerinde ve döşemeyle kapı arasında da göstergeler vardı. Her şahıs bilgisayar kimlik kartını kapının yanındaki yarığa sokuyor ve nümerik kodunu anahtar tuşuna giriyordu. İşlemler sırasında meydana gelebilecek en ufak bir aksaklık bile, oraya bütün güvenlik memurlarının toplanmasına yetiyordu. Hassa bölgelerde kimsenin bir şey taşımasına izin verilmiyordu. Bütün malzemeler, bir taşıma bandına konuyor ve röntgen cihazından geçiriliyordu. Aynı işlem hassas bölge terk edilirken de tekrarlanıyordu.
Bütün asansörler manyetik olarak çalışıyordu ve asansör kabloları mevcut değildi. Işıklar dahil her şey ileri manyetik bir sistem tarafından kontrol ediliyordu. Buralarda alışılmış ampuller yoktu. Tüneller fosforlu birimler ve şekilsiz emisyon şeritleri vasıtasıyla aydınlatılıyordu. Bazı derin tünellerde, bölgeye geçici olarak aydınlatmak için bir çeşit fosfor pentaoksit kullanılıyordu. Bilinmeyen sebeplerden dolayı uzaylılar bu bölgelere yaklaşmıyorlardı.
Yeraltındaki 1. kat yol bakımı için garaj ihtiva ediyordu. 2 katta trenler, mekikler, tünel delgi makinaları ve disk bakımı için garaj bulunuyordu. 4. katta, insan-aura’sı(5) telepati, hipnoz ve rüyalar üzerinde araştırmalar yapılıyordu. Thomas’ın dediğine göre, onlar insanların bio-plazmik bedenini, fiziksel bedenden ayırıp, bunun yerine uzaylı varlığın “hayat-güç-matrix”ini yerleştiriyorlardı. Bu şekilde insanın “can” hayat gücü matrix’ini ortadan kaldırıyorlardı.
6. kat “Kabus Salonu” olarak biliniyordu. Burada balıklar, kuşlar, fareler vb. hayvanların orijinal şekillerinin değiştirildiği genetik laboratuarlarda bulunmaktaydı. Bu katta ayrıca çok kollu ve çok bacaklı insanlar, kafeslerde tutulan 7 feet (2,13 m) uzunluğunda humandoid-yarasa benzeri yaratıklar vardı. Uzaylılar insanlara genetik hakkında hem faydalı, hem de çok tehlikeli birçok şey öğretmişlerdi.
Gri’ler ve reptoid’ler analitik zekaya sahip, teknolojiye yatkın yaratıklardı. Diğer bir uzaylı grup olan Nordik insanlarla(6) çatışma halindeydiler. Belki de gelecekte vukubulacak büyük savaşa burada hazırlanıyorlardı.
Bu “sürüngenimsi”lerin bir özelliği de diğer canlı varlıklara karşı etik ve insani hiçbir duygu ve düşünceye sahip olamamalarıydı. Bu nedenle her türlü deneyi rahatlıkla yapabiliyorlardı.
İnsan genetik haritasının çıkarılması (Genome projesi) için Amerikan Enerji Bakanlığının (DOE) içinde şu kuruluşlar bulunuyordu; “Ulusal Sağlık Ensitüsü”, “National Science Foundation” (Ulusal Bilim Vaktfı), “Howard Huges Medical Institue” ve tabii ki, DOE tarafından yürütülen Dulce yer altı laboratuarları.
Thomas’a göre, uzaylılar androjinal’dı (Hem erkek hem dişi, çifte cinsiyetli) ve ortaya çıkan canlı, partenogenez’le (Yani kendiliğinden üremeyle) çoğalıyordu. Dulce’de çok geçerli form veya üreme poliembriyoni idi. Her embriyo 6 veya 9 birey ortaya çıkaracak şekilde bölünüyordu.
Uzaylı ve insan Bio-Tekniği insanlığa hizmet etmek için mi, yoksa bizleri kontrol etmek ve egemen olmak için mi kullanılacak? Niçin UFO’lar tarafından kaçırılanlar genetik deneylerde kullanılıyorlar?
Thomas’ın Dulce’den ayrılmasına neden olan şey, 7. kattaki kafeslerde gördüğü ve ondan yardım isteyen insanlar olmuştu. Thomas’a göre, sıra sıra binlerce insan ve insan-uzaylı melezleri ve humanoid embriyolar soğuk hava depolarında tutuluyordu.
Uzaylılar ne toprak, ne altın, ne madenler, ne su, ne de insanların sahip olduğu şeyleri istemiyorlardı. İstedikleri tek şey, dünyanın manyetik gücüydü. Uzaylılar bu gücü bizim bilmediğimiz bir şekilde kullanıyorlardı.
Evet, Thomas’ın hikayesi inanılmaz gibi görünüyor ama, anlatılanlar gerçekte yaşanan bir kabusun sadece bir kısmını oluşturuyor olabilir. Dulce’de garip şeyler olduğuna dair birçok delil vardır. Thomas’ın bunlara da cevabı var mıydı?
UFO görüntüleri, kaçırılma ve hayvan parçalama olaylarının arkasında daha korkunç hakikatler gizleniyor olabilir.
Yakın zamanlarda Archuleta Mesa’da sondaj ve bilgisayar analizi yapan bir grup bilim adamı, Mesa’nın altında derin mağaralar olduğunu tespit ettiler.
(1) Griler, eski Mısır ve Sümer yer altı mitolojilerinde de insanları kaçıran yaratıklar olarak biliniyorlardı. Sümer mitolojisinde bunlara “GALATUR”, Mısır mitolojisinde ise “USHABTİU” deniyordu. (2) X-Files (Gizli Dosyalar) dizisinde, FBI ajanı Mulder’e her türlü bilgi veren ve yardım eden eski CIA ajanı Henry Kissinger’ı hatırlarsınız. (3) Bu sürüngenimsi canavar ile halk arasında bir panik yaratmak ve onların “Yeni Dünya Düzeni”ni daha kolay kabul etmeleri isteniyordu. (4) Sürüngenimsi ırk, büyük çoğunluğu Dördüncü Boyut’ta bulunan ve dünya üzerindeki en güçlü ve en kötü insan zihinlerini kontrolü altında bulundurup beyinleri yıkayan genellikle ruhsal varlıklardır. (Fazla bilgi için bakınız, Ömer Özkaya, “CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları.) (5) Aura(Psişik hale, halka da denir): İnsan vücudunu (hayvan ve bitkileri de) bir zarf gibi saran ışıklı haleler, emanasyonlar topluluğudur. Şekli ovaler yakın bir tarzdadır. Erkek ve kadınlarda farklı durumdadır. (6) Nordik insanlar ise Reich Almanlar’ın müttefiki Aldebaranlı dünya dışı varlıklardı.
• David Darlington, “Area 51 The Dreamland Chronicles” (The Legend of America’s most secret Military Base) Henry Holt and Comp. Inc. 1997 • Dulce & Other UNderground Bases and Tunnels. (Internet) • Turgut GÜRSAN, Yeraltındaki Gizli Dünyalar. s. 195- 204
|
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 24/07/2008 : 23:55:14
|
Peki sevgili dostlar, tüm bunların gerçek olduğunu nereden bileceğiz, içimizdeki sevgiyle, sezgiyle mi ? Yanlış anlaşılmasın; sözüm sevgili Tiversonus' un aktardıklarına yönelik değil. Ya da kasyopya celselerine. Bunları ve bunlardan daha korku dolu olanlarının onlarcasını her gün izlemekte ve/veya okumaktayım. En azından, yani en azından bir kısmının da gerçek olduğunu düşünmekteyim (düşünmekte... bilmekte değil). Evet bilgi korur, buna yürekten inanıyorum. Bilgi; bilmek; biliş. Peki, şöylece basite indirgeyelim : Tüm bu bilgiler; kasyopya celselerinde gördüğümüz ya da hergün internette bulabileceğimiz diğer yüzlercesi a) tamamen, %100 gerçek, hiç bozulmamış b) bir kısmı gerçek bir kısmı değil c)tamamen gerçekdışı olsa... (ki elbette Yaradanın verdiğiği bir aklımız var ama sonuna dek nereden, nasıl bileceğiz hangi şıkkın doğru olduğunu) Her 3 şık için de : korkunun ecele faydası var mı ? (Atasözlerinin önemli bir bölümünü bozulmuş ve çarpıtılmış bilgi oluşturucu (dezenformasyon) bulurum ama bu sözü seviyorum). Öyleyse ne değişiyor sevgili dostlar? Korku ya da korkulacak şeyler değiştirmiyor ama sevgi ya da sevilecek şeyler değiştiriyor. ve ama sadece kanımca. Ola ki yanlış anlaşılmasın, bu bir eleştiri mesajı değil sadece aynı çelişkili sorgulamayı başkalarının da hissedip hissetmediği sorgulaması. Dediğim gibi bu bilgilerin çoğuna belki büyük bir çoğunluktan daha fazla ulaşmış ve inanmış durumdayım. (bu arada sevgili 4BH kasyopya celse çevirilerine seve seve yardımcı olabilerim).
sevgiler, saygılar |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/07/2008 : 23:57:06
|
Herkese Selamlar, Sevgiler…
************************************************** Korkmak.. İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için..
[blue]W. Shakespeare[/blue] ************************************************** Korku tanımı zor olan bir kavram ve hatta kişiden kişiye farklılık gösteren bir kavramdır, ancak genel olarak, irade ve mantıkla kontrol edilemeyen, ve akıl/beden/ruh bileşiminin bir davranışıdır.Kasyopya dan yayın yaptıklarını söyleyen varlıklar, bilginin biz koruyacağını söylerler ancak hiçbir celse de de direkt olarak, formüle edilmiş bir davranış veya formül önermezler. Ben bu durumu şuna benzetiyorum; ufak bir çocuk okula gitmektedir ve öğretmeninin verdiği ev ödevlerini eve geldiği zaman ebebeynleri yapmaktadır…Düşünebiliyormusunuz bu çocuk nasıl öğrenecektir? Ebebeynler aslında çocuğa bir yardım değil; bilakis çocuğun gelişimine sekte vuracak bir davranış sergilemiş olcaklardır…Dolayısı ile, negatif saldırılara karşı bu kanal bilgilerinden direkt olarak formule edilmiş bir ‘’koruyucu bilgi’’ beklentisine girilmemesi gerktiğine inanıyorum. Ancak ‘’verilen bilgiler nasıl bizleri koruyacaktır’’ ve ‘’direkt verilmeyecektir’’ bu iki durumu nasıl açıklayabiliriz?…Aslında olayın neden böyle olduğunu anlayabilmek için üst boyu bakış açısı ile (6B BH) olaya bakmaya çalışmalıyız diyorum. Şöyle ki, 6B BH için ; KH elemanları dualiteden dolayı çok önemli işlev görmektedirler ve onların da yaptıkları seçimle Bir’e hizmet ettiklerini düşünmektedirler, buradan hareketle Bir’in diğer –kutupsal da olsa - parçasının faliyetine engel olamazlar/olmak istemezler…Evet çözümün anahtarı biz 3B insanlarında diyorum ve ayrıca her akıl/beden/ruh bileşiminin yapacağı seçimlerdedir diyorum, ayrıca bize direkt olarak verecekleri ‘’çözümler’’ ile bizlere ZARAR vermek te istemezler…Evrenimiz özgür irade bölgesidir diyorlar ve bunun ihlali dışında müdahale etmek demek, ilk yaratıcının kuralına karşı gelmek demek olur ki bunu da istemezler diye düşünüyorum, ancak BH olarak, Özgür İrade yasasını ihlal etmeden de bizim de çabamızla ve isteğimizle(!) belli bir bilgi yardımı da kesilmeyecektir ve ben bu bilgi yardımını gerçekten de çok önemsiyorum, bunları bulmacanın bir parçasını birleştirir gibi ve ancak birlikte birbirimize tamamlıyıcı/destekleyici yardımlarda bulunarak ki o zaman bile yine özgür seçimlerimizle BH veya Kh kutuplaşmasını yapacağız…Korkudan kurtulmak ta, Bir’in yasasında zaten mevcut duruyor diye düşünüyorum, özgür irade yasasını ihlal etmeden buna ulaşılabileceğini düşünüyorum…
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - Tiversonus on 24/07/2008 23:59:20 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 25/07/2008 : 00:03:15
|
Merhaba gregorsamsa,
Yazını sonradan gördüm, özür dilerim okumadan ben yazımı girdim...Ezbere cevap vernek istemiyorum, önce okumak isterim...
Selamlar, Sevgilerimle...
|
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 25/07/2008 : 10:59:04
|
Sevgili Tiversonus,
İki noktadan bahsetmişsiniz. Ben de düşüncelerimi açıklamak isterim. Ancak öncelikle bu yanıtınız her ne kadar başka başlık altında olsa da aşağıda verdiğim linkteki konunun devamı gibi olduğu için o bağlantıyı veriyorum; Kasyopyalılar ve Ra http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=1626
Belki her konu başlığında kendi ilgili konusunu paylaşmak önemlidir ama, bir konunun anlamsal bütünlüğü/bölünmemesi biçimsel olarak kendi başlığında olmasından daha önemlidir diye düşünüyorum. Forumu aylar sonra okumaya başlayan biri için başlıklar arasında takibi imkansız bir bulmaca sunmamalıyız bence. Bu yüzden konusu uygun olmasa da bir tartışma başladığı yerde bitirilmeli bence.
---
Birinci nokta. Sizce "negatiflerin bizi ancak bizdeki varolan sapmaları bir ölçüde şiddetlendirip/zayıflatarak etkileyebileceği bilgisi" sizce özgür iradeyi ihlal eden bir bilgi midir?
Bence bu tip kaynakları okurken neden ilgimizi çektiğini ve ondan ne aldığımızı, aldığımızın ne kadar işlevsel olduğunu vb. sürekli düşünmek gerekiyor.
Korku konusu, burada benim veya (buradaki birkaç kişinin) bunları okurken korkması bu yüzden bunları tepkiyle yaklaşması mevzusu değildir. Ben yeterince inanmadığım için korkmuyorum zaten. Dezenformasyon olasılığına karşı burada her olasılıktan bahsettiğimiz için de, buradaki çoğu okuyucu bundan epey azade. Yani bu korku olayı kendimize ilişkin bir korku değil. Esas sorun olan kasyopya bilgilerini ra bilgileriyle bağlantılı görüp buna inanmaya eğilimli olan bizim hiç tanımadığımız büyük kitleler, dünya üzerindeki ruhsal eğilimli konularla ilgilenen insanlar. Mevzu (büyük oranda) 'burası' değil yani. Bu insanlar elbette kendi özgür iradeleriyle neyi okuyacağını, nasıl ele alacağını ve neye inanacağını seçmekte özgür. Ama bunun kitlesel dönüşü toplamda frekans düşmesi olduğu için, bu hepimizi ilgilendiriyor. Çünkü her ne kadar bireyselsek de, bir anlamda da "hepimiz aynı gemideyiz".
---
İkinci yazdığınız, 6B bakış açısı. Bu konuyu aslında epey detaylı daha önce de tartışmıştık. 6B nötr müdür, negatife karşı nasıl bir tutum takınmıştır, negatifin varlığını ve eylemlerini 'gerekli bulmakta' (bir açısından) mıdır, diye.
Öncelikle şunu söylemeliyim. Her ne kadar KH'ın olmadığı zamanlara göre daha renkli/çeşitli bir deneyimler dizisi yaşıyor olsak da, bence temel amaç bu değildi. Amaç basitçe bunu seçen logosların/güneşlerin kendi diğer benliklerine (alt logoslarına, bizlere) 'daha fazla özgürlük' vermek istekleriydi. Onlar bizlere 'kötü olma şansını' sunamadıklarını farkettiler. Yoksa renklilik/çeşitlilik için kötünün de olması gerektiğinin ihtiyacına varmadılar. Onlar sadece bizi daha özgür kılmak istediler. Sebebi de eğer kötüyü seçemiyorsak/seçme olasılığımız yoksa, o zaman iyi olmamızın da 'bir anlamının olmaması' sebebiyle. Ancak gerçekten özgür olan birinin seçimi gerçek bir seçimdir. Siz eğer alt-benliklerin sürekli yaratanı ve tüm birliği her an hissetmelerinden ötürü, 'ayrılık fikrinin (KH'ın)' doğmasına imkan veremiyorsanız, o zaman onları yeterince özgür kılamadınız, anlamında düşünebilirsiniz bunu. İşte bu yüzden bilinç ve biliçaltı arasına 'unutma perdesi' ortaya çıktı.
6B bunu nasıl görüyor. Demin anlattığım nokta 6B'nin de üstü, logosun kendi bakış açısı idi (benim anladığım kadarıyla). Öncelikle 6B herzaman, yüksek benlik olarak her varlığa 'pozitif yolu' önermektedir. Eğer negatifin varlığını da takdir edip gereksese idi, bunların bir kısmı da negatif yolu önermesi gerekmez miydi? Yani onlar açısından herkesin ve herşeyin pozitif yolu seçmesinde bir sorun yoktur. Yeter ki, bu seçimi onlara gerçekten tersini de seçme imkanının verildiği bir ortamda gerçeklesinler. Yani bu seçim 'gerçek bir seçim' olsun.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 25/07/2008 : 11:12:06
|
Sevgili oe,
Öncelikle şunu açıkyüreklilikle belirtmeliyim ki; gece yazdığım yazıyı girdim ve sadece ona odaklanmıştım, sonra burada (gregorsamsa) nın yazısını gördüm ve ona durumu açıkladım, forumdan çıkmak üzereyken bir bakalım dedim ve sizin yazınızı ilgili yerde gördüm...Durum budur, ancak yazınızı okudum fakat ben (cevap/yorum/elştiri)' mi yazdıktan sonra, okumuş oldum...Şimdi buradaki yazınızı okuyacağım...
Selamlar, Sevgiler.. Not:Şunu da belirtmeliyim ki, sevgili bozadi nin başlıkla ilgili uyarısı nedeniyle bu başlığa yazma gereğini duymuştum, bu karışıklıktan dolayı özür dilerim, ancak yine de inandığım fikirlerimi açıkladığımı da belirtmeliyim ve aynı gemideyiz tabii ki, ancak açıkça sizin fikirlerinizi çok az görebildiğimizi de söylemak istiyorum...Tekrar özür dilerim...
Açıkçası bu durum beni bayağı üzdü ve yeminetmeyi sevmeyen birisi olarak şunu eklemek ihtiyacı duydum: Daha önce sitede, bir yazı yazarken cevabı olabilecek veye aynı konuyu işleyen bir yazının bir saat önce girildiği olayı yaşadınız mı? Bunu sormak isterim ve herşeyin dürüstlükle tartışılması gerektiğine inanırım ve ben biraz geri çekilme ihtiyacı hissettim...
Selamlar, Sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 25/07/2008 11:45:16 |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 25/07/2008 : 12:47:51
|
Sevgili Tiversonus,
Cevabın ilgili yazıdan bir saat önce atılması derken neyi kastettiğinizi anlamadım.
Ben "Kasyopya ve Ra" başlığında korku konusu sürerken benim oradaki 24/07/2008 tarih ve saat 23:11:05 deki iletimden sonra ona cevap olabilecek ve bazı bilgilerin neden verilmediği ile ilgiyi de kapsayan 24/07/2008 tarih ve saat 23:57:06 iletinizin buraya atılmasından sözediyorum. (O sırada sevgili gregorsamsa'nın iletisi de henüz yokmuş siz yazarken) Benim iletimi okumamış olabilirsiniz, ben yanlış anlamış olabilirim. Ama bahsettiğim düşünce genel bir düşüncedir, sizi suçlayan bir düşünce değil. (Olasılıkla yazınızı da yazıyor olabilirsiniz. Sanırım saatlere çok dikkat etmemişim. Oldukça yakınmış ve benim yazımı okumamış olmanız doğal olur. Ancak benim son yazımı okuyup okumamanızdan çok, konunun gene de, orada devam ediyor olmasından sözedilebilir.)
Bu o kadar da darılacak bir konu değil. Ben sizin yazınızdan çok, genel olarak belirttim. Yazıyı buraya yollamanızın sebebinin, sevgili bozadi ve zhoenali'nin oradaki konu başlığına ilişkin serzenişlerinden (uygun yere yollanmadığı şeklindeki) dolayı olduğunu biliyorum/düşünüyorum. Kasti yaptığınızı düşünmedim. Ama gene de; konuların anlamsal olarak bölünmemesinin, biçimsel olarak doğru yerde olmamasından daha önemli olduğunu düşündüğümü belirtmek için yazdım. Size değil genele yazılmış bir görüş bildirme idi.
|
Edited by - oe_ on 25/07/2008 12:53:23 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 02/08/2008 : 09:51:47
|
Selamlar, Sevgiler...
İnsanı Ne Mutlu Eder?
İnsan yaşam yolculuğunu, ruhların tıpkı bir taşıta binmiş şöförler gibi, bir bedene içerisinde sürdürmektedir.Bir birey olarak insan bu bedenle ‘’neyi’’ aramaktadır veya ‘’nereye’’ varmak istemektedir, yani yaşam yolculuğunun amacı nedir? İçine bindiğimiz bu beden denilen vasıtaların ihtiyaçlarını karşılamak mıdır? Bedenlerimize yemek, sex, barınma, sağlık(bedensel) gibi şeyler fazlası ile sunulsa bile yine de bir şeyler aranacak mıdır? Gelir seviyesi yüksek kişilere baktığımız da bunların insanlara yeterli gelmediğini görebiliriz? İnsanı neler mutlu eder? Dünyanın gelir dağılımı pastasından fazlaca alan ülkelere baktığımız da , bu ülkelerde fiziksel ihtiyaçların yeterince karşılanmasın rağmen, insanların genel olarak yine de ‘’mutlu’’ olmadıklarını birçok verilerden görebiliriz. Belki de ömrün 120 yıl olması ve yiyecek, içecek ve diğer tüm maddesl ihtiyaçların olması durumunda mutlu olacaklarını söyleyenler çıkacaktır, ama durumun yaşanılması durumunda dahi bunun böyle olmayacağını düşünüyorum, çünki ihtiyaçların karşılanması yeni ihtiyaçların ortaya çıkmasını tetikleyecektir.Bu hep böyle olmuştur.
İnsan akıl/beden/ruh bileşiminden oluştuğundan dolayı bu bütünlüğe hitap edecek ihtiyaçlardan ve bunların giderilmesinden bahsetmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.Bedensel ihtiyaçlar çoğu zaman en kolay ihtiyacı giderilen parçamızdır.Tabii dünya ölçeğinde bunun bile insanların geneli için büyük bir problem olduğunu söylemeliyiz.Diğer iki bileşen akıl ve ruh ne gibi ihtiyaçlar duyar.İşte modern(!) dünyanın ve teknolojisinin üstesinden gelemeyeceği budur, bununiçin insanoğlu dünyadaki sistemi ve yapıyı sorgulamalı ve beni (ne mutlu eder?) sorusunu sormalıdır.İşin bireysel olarak halledilecek içsel bir yönü olmasına rağmen ve hatta başlangıcın buradan olması gerekmesine rağmen; bir toplumsal varlık olduğumuzdan dolayıdır ki, bu değişimi diğer insanlarla birlikte yapamadığımız zaman değişim sadece marjinal sayıda olacaktır ve marjinallık ise genel tarafından saldırıya uğrayacaktır, yok edilmeye çalışılacaktır....İnsanın yolculuğunun (evriminin) terse dödürülmüş yaratılış, kaynağına geri dönüş olduğunu düşünüyorum ve insanoğlu gün gelecek galaksiler arası yolculuklar yapacak ve tıpkı tarımsal bir üretim yapar gibi, yaşam tohumlarını ekecektir, yeri geldiğizaman bunu da tartışırız...
Selamlar, Sevgiler...
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 03/08/2008 : 05:16:08
|
Beynimiz Hologramik Prensiplere Göre mi Çalışır?
Aşağıda oniki burcu öğrenmek için daha önce kullndığım bir yöntemi metin olarak aktarmak istiyorum:
**************************************
Kurban bayramlarında kestiğimiz bir KOÇ büyükbabamızın evinin önünde yemyeşil çimlerde otlanıyor ve bizim koçun boynuzları arkaya doğru kıvrılmış ve rengini siz seçin(renkli hayal etmeye bakın hepsini), yan komşunun bahçesinden bir BOĞA ispanyol boğası gibi (yine renkli hayal ediniz lütfen) geliyor bizim bahçeye ve buna bizim koç sinirleniyor ve gidiyor boğaya bir tos atıyor.Boğa kıçına yediği tosla toprak yola doğru kaçıyor ve yolda bizim sülaleden İKİZLER elele tutuşmuşlar yolda yürürlerken üzerlerine gelen boğayı görünce yolun yanındaki suya kendilerini atıyorlar ve ikizlerden bir tanesinin ayağını YENGEÇ ısırıyor, kırmızı kan akıyor ve ikiz bu yengeçi alıyor ve dışarıya doğru atıyor ve yoldan geçen ASLAN ın yelesine geliyor, neye uğradığını şaşıran aslan BAŞAK otlarının arasına dalıyor ve biraz saklanıyor ve sinirlenerek bir pençe ile başak otlarına vuruyor ve bir tutam başak fırlıyor ve TERAZİ kefesinin bir kefesine düşüyor ve terazinin öbür kefesinde bulunan AKREP kefeden fırlıyor ve YAY ını germiş avcının koluna geliyor ve yayını germiş avcının kolunu sokuyor, yayını germiş avcının yayından fırlayan ok gidiyor ve keçiye benzeyen OĞLAK ın arkasına saplanıyor, oğlak can havliyle koşuyor ve tarlanın ortasında bulunan süt KOVA sına çarpıyor ve kova devriliyor kovanın içerisindeki BALIK çimlere düşüyor.
********************************************* Birkaç renkli imajinasyonlu tekrarla 12 burcu sırasıyla kolayca öğrenmiş oluruz.Şimdi sorun şu bu bilgileri hafızamızdan çağırdığımız zaman, hafıza bunu nasıl bulmaktadır? Bence her parça bilgi , birden fazla bilginin çapraz olarak hafızada tutulmaktadır.İşte bu da kanımca hologramik olarak işleyen hafızamıza bir kanıt olacaktır.
Screet filminde batılı gemilerin amerika kıtasına geldikleri zaman hafıza kayıtlarında gemi resmi olmadığından dolayı, yerlilerin gemiyi göremediklerini ancak denizdeki dalgalardan şüphelenen büyücünün defalarca baktıktan sonra gemiyi gördüğünü ve diğer yerlilere var olduğunu söyledikten sonra diğer yerlilerde görmeye başladıkları bir anlatım vardır.Tabi bu işin batılı versiyonu…Ancak benim burada dikkat çekmek istediğim nokta, bilincin bilgi ve kavramlarla beslendikten sonra bu bilinçlenmeye bağlı olarak başkalarının göremediği bazı şeylerin görülebileceğidir.Yeni boyut deneyimlelerinin de buna benzer bir süreçle başlayabileceğini düşünüyorum. Sonsuz hologramik evrende hologram seçiminin bu farkındalık seviyesine gelmekle ilgili olduğu düşünüyorum…
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - Tiversonus on 03/08/2008 05:20:24 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 03/08/2008 : 10:08:26
|
Sevgili Tiversonus, o halde bu doğrultuda bilgilerimizi farkındalık boyutuna taşınabilmemiz için imajlar haline sokmamız gerekiyor. Yarattığımız en doğru imaj bizi doğru sonuca götürecek. Aslına bakarsan hepsini de yaratmış gibiyiz tanrının ışın hallini bile, hatta Saint Germen bize "gümüş mor alevden bir varlığız" meditasyonu ile bunu uygulanabilir kılmış ama bizce hala eksik-eysik:) Biz sadece meditasyon sırasında gümüşten mor aleviz, o halde bu imajda eksik olan bunun bir meditasyon olmadığı imajını mı yaratmak gibi yani? Tarifinden bunları anlıyorum.
Diğer yandan çocukluk arkadaşımın bir imajı yoktu, ama o geldiğinde ben onu tanıyordum biliyordum ve görüyordum ama ailem görmüyordu! Onların da görebilmesi için yaratmamız gereken imacinasyon neydi? Ailem kalıpları yüzünden bu konuda yarattığımız ve yaratacağımız her türlü imajinasyona kapalıydı, benimse henüz kalıplarım yoktu bakın bu da çok önemli, imajinasyonlarımızın kalıplarımıza da hitap etmesi gerekiyor. Depodaki tüm bilgilerimizi toparlayalım ve onların en olabilir biçimlerini tasarlayalım.. bunlar, akıllıca kalıplarımıza da hitap edecek şekilde tasarlanmalı! sonra sunalım ve sonucuna bakalım, herhangi biriyle bir deneme yapabiliriz. Şaka değil gerçekten diyorum, hepimiz bir öneride bulunalım ve konumuzu seçelim ve tasarımımızı da gerçekleştirelim ve sonuca bakalım. Bence tarifiniz kayda değer nitelikte ve uygulama için de Melik Duyar'ın tekniklerini kılavuz olarak kullanabiliriz. Ama doğru imajinasyon tasarımını gerçekleştirmek lazım sanırım, işte en dikkat edilmesi gereken aşama da bu gibi. Çünkü binlerce kalıp var ve hepsine hitap eden bir tasarım olmak zorunda.
Sevgiler saygılar.. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 03/08/2008 : 11:10:34
|
Sevgili ivrin,
Aslında sizi ve deneyiminizi düşünerek bunu yazmamıştım.Şöyle düşünüyorum, zihinlerde de blokaj veya konulan sınırlar olabilir ve biz var olan evrenin sadece görme aletimizin(gözün) sınırları kadar değil ve artı olarak işte bu blokaj ve sınırların izn verdiği kadar da görmek değil, evrenin var-olan diğer hologramik parçalarını deneyimleyebiliriz...Tersi de olabilir, yani yeni holgramlarda yaratabiliriz, yani blokaj ve sınırlarımız daki kıstlayıcıları kaldırarak...Blokajlarımıza şöyle birkaç örnek verelim, örneğin gece saatlerinde odamızda çok korkarak ve her bir karanlıkta ki bir ağacın veya bir eşyanın gölgesinden hareket eden bir şekil mi var, hareket mi var diye ürpererek yatarken, sabah olur ve o güzelim güneş odamızdan içeriye girdiğinde ,her yer aydınlanır ve gece ki tepkilerimiz, hiç olmaz, sonra şunu sorarım, ışık miktarının değişmesi ile acaba kavramlarımız mı veya korkularımız mı değişiyor?Veya güvendiğimiz bir insanla birlikte yatarken rahat yatarız ama tek olunca?şimdi burada arkasını dönmüş yatmış olan arkadaşımız bizim için bir savunma mı oluşturur acaba ondan dolayıdır mı korkmayız?...Bir tvde hipnoz edilen kişiler ,komik şekilde hareketler yapmaya başlarlar ve boşlukla seks yapmaya başlarlar ve onlarca seyirci, olayın o kadar gerçekliğindedirler ki, garip garip te sesler çıkarırlar, acaba içerisinde bulunduğumuz 3b illüzyonu da böyle olmasın?..Tekrar ediyorum bunu yeni boyutları neden deneyimleye miyoruz veya yaratımlarımızı engelleyen blokojlar nelerdir diye kendimden yola çıkarak anlamaya çalıştığım kavramlar...Yeni doğmuş bir çocuk ormanda hayvanlarla yaşamak zorunda kalsa ve ergenliğe gelse acaba bu çocuk normel bir insan hayatında yaşamış bir ergen gibi aynı yazılıma/blokajlara mı sahip olack diye düşününür, işte hologramik resmin ortaya çıkmasına neden olanın tıpkı belirli bir frekanstaki laser örneğinde olduğu gib, bizim içerisine gireceğimiz bilinçsel frekansın da algılanamayanın algılanmasına mı neden olacağı nı düşünüyorum ve bunlar üzerinde fikir jimnastiği yapıyorum, olmayan bir şeyi görmekten bahset miyorum, olanı niye görememekten bahsediyorum...Ayrıca içerisinde bulunduğumuz toplumun ve aileninde yüklediği blokajlar ve sınırların da insanların çok daha mutlu veya altarnatif hologramların önünü kestiğini düşünüyorum...Garip hareketler yaparak illüzyon içersisinde bulunan seyirci topluluğunun uyandığı 3b dünyasının da aslında hipnozdayken kapıldığı, benzer bir illüzyon olabileceği üzerinde düşünüyorum ,tıpkı matrix filmin de olduğu gibi...
Selamlar, Sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 03/08/2008 11:30:17 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 03/08/2008 : 12:06:10
|
İyi ya aynı şeyden bahsediyoruz sevgili dostum, sadece siz olaya sizin deneyimselliğinizden bende benim deneyimselliğimden yola çıkarak bakıyorum. Elebette beni veya tek bir kişiyi düşünerek yazmadınız ormanda doğmuş çocuk örneğinizi düşünün, sonra da benim çocukluk arkadaşım örneğini düşünün. Hani diyorum ya bir başka topicte "sonra beni terk ettiler" hayır kimse terk etmedi onlar hala var ama ben artık görmüyorum! Anlatabiliyor muyum? Benim örneğim genelinkinden soyut değil! "Neden ben şimdi çocukluk arkadaşımı görmüyorum?"u açıklıyor sizin sorgulamanız. Ve başlangıçta da ailemin neden onu görmediğini de! Ben olmayanı görmüyordum olanı görüyordum ama ailem blokajları yüzünden göremiiyordu, sonra büyük mücadelelerle aynı blokajları bende yaratmayı başardılar. Yani ben çocukluk arkadaşım tarafından terk edilmedim ben blokajlarım sayesinde artık görmüyorum. Dako;) Ve sizin bu mesaj ile dikkat çektiklerinize katılıyorum, evet tıpkı matrixteki gibi. Sizin yaptığınız beyin jimlastiği bende bir uyanışa neden oluyor ve diyorum ki, ben bunu yeni tasarımlar icad ederek o bilincime geri dönebilirim, hatta diğer bilinçlere yolculuk yapabilirim, ancak bana konulan blokajlara eş değerde bir tasarım icad etmem gerekiyor. Nedir bu tasarım; gerçekliğe en yakın olan imajinasyonların tasarımı, neye göre tasarlanacak beynimizin işleyiş sistemine göre. Bu bana bir kapı araladı, ben kendi adıma bunu gerçekleştirebilirim ve ailemin çabalarıyla oluşan hipnoz esnasında elde ettiğim blokajlarımı kaldırabilirim. Yani ben bir hayalden bahsetmiyorum elimle tutup gözümle gördüğüm şeylere geri dönebilmekten bahsediyorum, zaten eğer geri dönmeyi başarırsam tüm hologramların gerçeğine yakınını tasarlanmasını da sağlayabilirim (kendi dünyamda) böylece o hologramın içine girebilirim. Tabi bu benim algım;) Kısacası sizin bu içsel-dışsal her neyse sorgulamalarınız beraberinde bana bir çözüm önerisi sunuyor.
Sevgiler.. |
Edited by - ivrin on 03/08/2008 12:13:28 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 05/08/2008 : 06:33:20
|
SEVGİ ÜZERİNE
Bir’in felfesefinin frekansı olduğunu düşündüğüm ‘’sevgi’’ kavramını, felsefenin (Bir) içerisinde kullanıldığı anlamında kavrayabilmek için Ra Bilgileri’den bazı bölümleri aktarmak istiyorum:
****************************************************************
[b]RA: Sizleri Sonsuz Yaratan'ın sevgi ve ışığı ile selâmlıyorum. Şimdi sizinle iletişim kuruyorum.
SORU: Şimdiki devrenin son 3000 yılına geldik; bu son 3000 yılda, acaba Bir'in Yasası bütünüyle yazıya veya söze dökülerek şimdi yaptığımız gibi kullanıma sunulmuş mudur, merak ediyorum? Başka bir kaynaktan da bu yasa öğrenilebilir mi?
RA: Bu yoğunluk derecesinde, yasanın bütününü alabileceğiniz bir kaynak olması mümkün değildir. Ancak, size kutsal kitaplar olarak sunulmuş bazı kaynaklar bu yasayı içeren bölümlere sahiptirler.
SORU: (Soruyu soran kişi teypten çok uzakta oturduğu için bu soru kaydedilemedi.)
RA: İsterseniz şöyle düşünün: Evren sonsuzdur. Bunun doğru olup olmadığı henüz kanıtlanmadı ama sizi temin ederiz ki, benliklerinizin, idrakinizin, arayış yolculuğu adını verdiğiniz şeyin ya da yaratılışı algılayışınızın sonu yoktur. Sonsuz olan çok sayıda olamaz, çünkü çokluk sonlu bir kavramdır. Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir, yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olamaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir. Gerçekte doğru ya da yanlış yoktur. Şu zaman diliminde, çeşitli şekillerde çarpıtarak kendi kendinizi eğlendirdiğiniz, akıl/beden/ruh bileşiminiz vasıtasıyla yaptığınız dansın bir noktasında uyum içine girilerek kutbiyetler kaybolacaktır. Bu çarpıtma, bu saptırma da aslında hiç gerekli değildir. Her biriniz, her şeyi birbirine bağlayan mutlak düşünce birliğini anlamak yerine, bunlardan birini alternatif olarak seçiyorsunuz. Birbirinin aynı ya da en azından benzeri varlıklar gibi dahi konuşmuyorsunuz. Oysa, her türlü varlık, duygu, olay, durum sizsiniz. Siz her şeysiniz. Siz birliksiniz. Siz sonsuzluksunuz. Siz sevgi/ışık, ışık/sevgi'siniz. İşte Bir'in Yasası budur. Daha fazla ayrıntıya girelim mi?
SORU: Benim asıl amacım, Bir'in Yasası hakkında daha çok bilgi edinmektir, bunun için şifa tekniklerini keşfetmemiz çok yararlı olacak. Sizin özgür iradeyle ilgili sorununuzun farkındayım. Bana Bir'in Yasası'nı ve şifa yasalarını bildirebilir misiniz?
RA: Bir'in Yasası, sözcüklerin sınırlamasını çok aşar ama yaklaşık olarak şöyle tarif edilebilir: Her şey "bir'dir, kutupluluk yoktur, doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, uyum suzluk yoktur, sadece tek bir kimlik vardır. Her şey "bir"dir, o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır.[/b]
********************************************************
Günümüzde sevgi kavramı insanlar arasında farklı anlamlar ifade edecek şekilde kullanılmaktadır, bu da sevgiye çeşitlilik kazandırmaktan daha çok onu anlaşılamaz hale getirmektedir.Doğru ve yanlış, iyi ve kötü gibi gibi dualiteyi(kutupluluğu) oluşturan kavramları eriten, kaldıran, yok eden bu frekansa ‘’SEVGİ’’ denir.
Her şeyi ‘’Bir’’ yapan sevgi günlük hayatımızda ne kadar yer tutmaktadır? Eğer bu kavramı yeterince hayatımızda bulunduramaz isek veya uygulayamaz isek, nasıl ‘’Bir’’ olma yolunda ilerleyeceğiz? Yukarıda ki alıntıda söylendiği üzere dinlerde, Bir’in felsefesinden bazı bölümler olduğu söylenmekte, ancak bu yoğunluk derecesinin özelliği nedeni ile bu yasanın bütününün bir kaynakta olamayacığına vurgu yapılmaktadır.
Sevginin kutupluluğu kaldıracak eritici etkisini, biz günümüz insanları arasında bunun kısıtlı/blokajlı/engelli/duvarlı uygulaması nedeniyle, görememekteyiz veya çok nadir şekilde görmekteyiz. Günümüzde belli bir dine mensup sıradan bir insan da bu hemen hemen hiç görülmez, ve işin ilginç tarafı ‘’ateist-izm’’i seçmiş insanlar arasında da aynı durum geçerlidir. Aslında ateizm de karşıdan dine altarnatif olmaya çalışarak, dinin alnına girdiğinden (mücadele alanına) dolayı onun da bir ‘’inanç’’ olduğu söylenebilinir. O zaman şu soru sorulabilir; (inanç olmayan düşünce var mıdır?).Din ile ateizm arasında yalpalayanları( gidip gelenleri) de katarsak, sorunun cevabı (yoktur) olacaktır. İşte Bir’in felsefesi de bir inançtır, ancak diğer ikisinden büyük farkı vardır. Bir’in yasası (koşulsuz-kutupsuz) SEVGİ üzerine kuruludur; bütün dualiteyi eritecek, birleştirecek güç olarak sevgiyi kullanır…Bazıları itiraz edecektir, bilgi, ışık diye, ancak sevgi(Bir’lik frekansı/koşulsuz sevgi) olmaksızın bilgi ve ışık belli bir noktaya kadar birliği sağlayabilir…Günümüzde biz insanlar neler yapıyoruz buna bakalım: Belli bir felsefe deki, kendimize yakın bulduğumuz insanları seviyoruz: Kemlistler, belli tarikatlar, müslümanlar, hırıstiyanlar, ateistler, sosyalistler, ırklar v.b. Kendi dünyamızda bazen şunu söyleriz, (şu arkadaşı seviyorum çün ki beni seviyor veya bana zararı yok), işte bu durumda sevginin birleştirici gücüne kısıtlam getirmiş oluruz.
Dünyamızda yüzlerce düşünür, kendi yollarını yaratarak, düşünce akımlarını çıkarmışlardır. İşte gerek dinlerde, gerek ateizm gibi bütün ‘’izm’’ li akımlarda ve gerek se de felsefi düşüncelerde, bunların tümünde, önce burada ‘’sevgi’’ kavramı var mı buna bakacağız ve sonra bu sevgi kavramının sınırına bakacağız, eğer burada bir sınır var ise bu yol bizi kutupluluktan/dualiteden çıkarak yol değildir.aha sonra özgür irademizle seçeceğiz, ancak dikkat edelim ne seçtiğimize.Ra’ nın da söylediği gibi; yasanın ancak bölümlerinin dinlerde bulunduğunu unutmayalım.
Bir zaman önce gri-insan melezinin otopsisini seyrederken aklıma şu gelmişti; herhangi bir canlıya eziyetin yanlış olacağı gibi bir düşünce, açıkçası acıma duygusu…İnsanın sevgi merkezi olan kalbinin etrafında hareket, canlılık,burkulma,durgunluk getiren tüm doktrinlerden çekinmişimdir, anne olanlar belki daha iyi anlayacaklar, yavrusunu kucağına aldıklarında veya yavrularının kılına zarar geldiğinde ne hissediyorlar, kalp lerin de bir durgunluk mu? Ben baba olmadığım için bilmiyorum ancak, babalar için de bunu düşünmelerini öneriyorum. Hepsinin de ötesinde, farklı düşünen veya düşünceye sahip olana bu sevgiyi gösterebilecek miyiz? Hadi karşı kutupa sevgiyi üst boyut derslerine bırakalım.
Bir’in yasasının omurgası olan sevgiyi forumda kullanıyormuyuz? Bana ne Bir’den diyenlere bir sözümüz yok.İçerisinde bulunduğumuz aile, toplum, dünya düşünce sistemi devamlı olarak zihinlerimiz vasıtası ile bizlere blokajlar/duvarlar örmektedir, işte yine bu duvarların yıkılması sevgi sayesinde olabilecektir.Blokajlar hemen yerleşiyor, bozadi arkadaşımız aklımıza gelince kasyopya kelimesi ve oe ile diyaloglar, oe aklımıza gelince Ra bilgileri ve Kasyopya celselerine eleştirisi, pandora aklımıza gelince astroloji,tgur arkadaşımız aklımıza gelince şiirler, qaan gelince yönetici kavramları aklımıza geliyor.Her farklı kıymetli arkadaşlarımız belirli blokajlar la aklımıza geliyor veya herkezin kendi zihinsel blokajları kadarı ile, işet bu farklılık içerisinde bile, farklı düşünceler savunsak bile, dinli, dinsiz olsa bile her arkadaşımızı, düşüncesi bizimkine yakın olmasa bile SEVEBİLİYOR MUYUZ? Ben iki üç yıl ateist olarak yaşadım, sosyalist oldum, kuran meallerini okudum ve inanın şu Bir’in felsefesindeki kadar büyük sevgiyi görmedim…Geçenlerde bilgisayarımda Bir’in amblemi olan yukarıya üçgen, altaüçgen ve dairelerden oluşan geometrik şekli gören bir arkadaşım (bu yahudilerin değil mi?) dedi, düşünsenize geometrik şekilleri, aylar, hilaller, artılar, eksiler, dinler, dinsziler aklımızda nasıl da blokajlar kurmuşlar? Nazım’ın lafı aklıma geldi :(Mutluluğun resmini yapabilir misin?Abidin)…İşte tüm felsefelere yakın olmamı sağlayan Bir’in felsefesidir, o bir şeyi dışarı atmaz, aforoz etmez, parça parça edip saldırmaz,iyi kötü diye sınırlar, kutuplar, dualite yapmaz, o herşeyi SEVGİ ile birleştirir…Kalbinizden sevgi eksik olmasın…
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 07/08/2008 : 04:24:48
|
25 Kasım 1995 F___, Laura, SV
S: (L) Pekala, bu gece sormak istediğimiz bazı sorular var... C: Ne, selamlama yok mu?
S: (L) Merhaba, nasılsınız? C: İyiyiz, teşekkürler, siz nasılsınız? ______________________________________
2 Aralık 1995
S: (L) Merhaba, kimse var mı? Bizi hala seviyor musunuz? C: Aptalca! ........ S: (L) Her ikisi de AB ile birlikte başka bir kanallama grubunu başlatma planlarından bahsediyordu ve hatta taşındıktan sonra başka bir tane daha. Tallahassee'ye taşınmaktan bahsediyorlar. Görünüşe göre şu anda taşınmıyorlar. Ve açıkça görülüyor ki baştan beri bu grubun sürekli birer üyesi olma niyetleri yoktu. Öyle değil mi? C: Açıkça görülüyor.
S: (L) Böyle düşünmelerine üzüldüm. Tüm hayatım boyunca temel olarak bunu yapmaya hazırlandım ve F___ de öyle. Bize çok yardımcı oldular. C: Grupta çok fazla şef olacaktı ama yeterince kızılderili olmayacaktı.
____________________________
12 Aralık 1995 F___, Laura
S: (L) Tamam, bu iyi, bunu anladım. Ama “misyon” tam olarak nedir ? C: Tam olarak ona doğru uyanmaktasın, teşekkürler! _______________
7 Ocak 1996 F___, Laura, PZ
S: (L) Neden Pat'i fiziksel olarak kaçıracak kadar çok istiyorlar? C: Herhangi bir fikrin var mı?
S: (L) Evet var. Belki Pat'in bu varlıklara karşı kullanabileceği düşünce ve bilgilere ulaşma yeteneği vardır? C: Ama gerçek neden çok daha önemli.
S: (L) Pat'i kuluçka için mi kaçırıyorlardı? C: Hayır.
S: (L) Enerji toplamak için mi? C: Öğrenmek mi istersin "20 soru" oynamak mı?
S: (L) Öğrenmek ve olayın temeline inmek istiyorum. C: Daha önceden kendi soruna cevap verdin. ___________
kasyopyalıların en sevdiğim yanlarından biri bu..mizah. aslında bu kendimce kavradığım "1"liği ve bütünü sevmenin bir yansıması. Don Juan'da da olduğunu düşündüğüm bir şey. Varoluşun bütün nedenselliğini kavrayıp, kucaklayan (ya da olduğunca), seven ve bunu yaparken de ince ince alay edebilen (içerisine düştüğümüz tüm tuzaklarla-çünkü bunlar doğal-) ama incitmeyen ve çok yerinde olan (bir alay)..Ve nötr bir tutum içerisinde sevmeleri..bunu çok gerçekçi ve doğru buluyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 11/08/2008 : 17:27:58
|
Gregorsamsa'ya aynen katılıyorum. Bizi güçlü yapan biraz da en kötü durumlarda bile mizahı dışarı çıkartabilmemiz. Bu KH'ları küçümsediğimiz anlamına gelmiyor, değerli rakipler, ama hem kendimize hem onlara gülmeyip herşeyi fazla ciddiye alırsak en güzel özelliğimizi kaybediyoruz demektir. Geçenlerde bir celse okuyordum:
4 Temmuz 1998
S: (L) Paradan konu açılmışken, durumumuz düzelecek mi? C: Bekle ve gör. S: (L) Siz bunu söylemekten özellikle zevk alıyorsunuz. Eğer bir tane "bekle ve gör" cevabı almazsam gecem tamamlanmamış demektir. Şimdi tek ihtiyacımız olan bir tane "açık" bir tane de "sana bağlı." C: Tamam, açık ve sana bağlı. S: (L) Şimdi gecem tamamlandı.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 14:03:32
|
BİLGİ VARLIĞI AŞARSA/ YARARSIZ BİLGİ
Bu bölümde hem kendim için bir özeleştiri ve hem de sitedeki deneyimlerim için gözlemlerimden okuşan fikirlerimi özet olarak szilerle paylaşmak istiyorum. Bunun yani özeleştirinin, insanın kendisi için enazından yapması gerektiğine inanıyorum, bu bir tesbit imkanı tanıyacaktır kişi için ve böylece farkındalık artırmı için şans artacaktır.
Öncelikle şu alıntıyı aktarmak istiyorum, bu konu sanırım 2006 yıllarında sitede (Gurdjieff ve Dördüncü Yol) bölümünde işlenmiş veya aktarılmış:
**************************************************
Bilgi ve varlık seviyeleri dengeli olmalıdır; insanın gelişmesinin üzerinde cereyan ettiği iki çizgi vardır: "bilgi" ve "varlık" çizgileri. Doğru tekâmülde her iki çizgi birbirlerine paralel olarak, birbirlerine yardımcı olarak gelişirler. Bunlardan biri daha uzun olursa insanın gelişmesi yanlış olur; er ya da geç gelişme durur. Eğer bilgi varlığı aşarsa, o insan bilir ama yapma gücüne sahip değildir. Bu yararsız bilgidir. Varlık bilgiyi aşarsa, o insanın yapma gücü vardır ama neyi yapacağını bilemez. Kazandığı varlık gayesiz hale gelir ve onu kazanmak için gösterdiği çabaların yararsız olduğu görülür.
****************************************************
Yukarıdaki alıntıda sözü geçen ((Bilgi ve Varlık Çizgileri) arasındaki ilşkiye inandığımı belirtmeliyim. Burada olası iki durum (üç olasılıktan) üzerine dikkat çekmek istiyorum:
1. Bilgi’nin Varlığı Aşması Durumu : Yararsız/Faydasız Bilgi Durumu 2. Varlığın Bilgi’yi Aşması Durumu : Ne Yapacağını Bilememe Durumu 3. Varlık ve Bilgi DENGELİ Olma Durumu
Kendi durumumuzu bu üç olasılıktan hangisine daha yakın buluyoruz? Benn ancak bunu kendi açımdan analize tutabilirm ve isteyen de kendini bu analize/eleştiriye tutabilir ve bu sizlerin tercihi olcaktır. Kendi kendime soruyorum ve kendi cevaplarımı bir yere (ilerleyebilmem için) not alıyorum:
1.) Meditasyona haftada kaç dakika zaman harcıyorum? 2.) Meditasyon yapmanın faydalı olduğu bilgisine uygun bir varlık davranışı için; bu süre uygun mudur? 3.) Bilgi sahibi olmak için hangi eylemlerde bulunuyorum? Bu eylemler için haftada ne kadar zaman harcıyorum? 4.) Bilgi sahibi olmak için harcadığım süre, diğer saçma sapan olaylara harcadığım süreye kıyasla, yeterli midir? 5.) Benim sahip olduğumu düşündüğüm bilginin ne kadarını hayatımda olmak/ deneyimlemek adına kullanıyorum?
Tabi listeyi uzatmak mümkün.Bu konuda düşünceleri olan arkadaşlarımı yardıma çağırıyorum, eleştiriye açık bir insan olduğumu belirtmek isterim veya sadece okuyunuz ve fikrinizi kendinize saklayınız, bu seçime de saygılıyım.
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 15:29:41
|
Sevgili Tiversonus,
Kişisel bilgiler başlığı altında,Yeni Yaşam Düzeni,adı altında önerdiğiniz özeleştiriyi yapmaya çalışmıştım.Gerçekten bilgi varlığı geçiyor gibi.Bu durumda bilginin geçersizliği yanında zamanı gelmeden alınan bilgilerin zararı da sözkonusu olabilir.
Haddim olmayarak kendimin de hissettiğim zorlanmaları değerli kardeşlerimin de hissettiklerini yineleyeceğim.
O zaman bilginin bizim için derecesini nasıl bileceğiz,yeni bilgiden korkarsak nasıl gelişeceğiz,sorusu akla gelebilir.
Bana göre bir bilgi varlığımızı genişletiyorsa,kendimizi olumlu hissetmemizi sağlıyorsa faydalı bilgidir. Ayrıca o bilgiyi günlük yaşantımızda uygulayabiliyor ve katkılarını görüyorsak varlık ve bilgi hizalanması sözkonusudur.Çok darda kalırsak içgörümüze sorabiliriz.
Ben programlı yaşayamıyorum.Bir eylem ve ritüele önceden tasarlanmış zamanı ayıramıyorum.Hatta anlayış ve kabullerimi bile özgür bırakıyorum.Günüm günüme uymuyor.Yaşam ırmağına kendimi bıraktım diyemeyeceğim,çünkü çevredeki uyaranlara gerekenden çabuk sarılıyorum.
Ancak psişik,metapsişik,ruhsal bilgi ve anlayışların yaşantıma kattıklarına,kariyerime kattıklarına şükürler olsun.Bu eğilime neden olan kaynağı ve görevimi tam açıklıkla bilemiyorum.Ama iyi ki eğilmişim başka görünecek ne var ki?Sevgiler. |
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 18:00:12
|
selam.
bir parçası olduğumuz varoluş temel olarak tekil ve bütüncül bir yapıya sahip görünüyor ama özellikle bizim bulunduğumuz aşama, yani 3'üncü bilinç yoğunluğu seviyesi itibariyle düalite bizim için çok geçerli. ve 6'ıncı yoğunluğa kadar bu durumun o veya bu şekilde devam edeceğini anlıyorum kasyopya celselerinden.
bizim bilgi konusundaki en temel düalitelerimizden biri şu sanırım:
1- varlığın temel ve sonsuz nitelikleriyle ilgili genel bilgiler.
ve
2- statüko bilgileri. yani özel/yerel bilgiler.
bu ikisi mutlaka ilişkili.
bilgi kavramını, "gerçek" kavramından bağımsız bir şekilde ele almak imkansız veya belki de anlamsız. gerçek kavramını da genel gerçeklik ve yerel gerçeklik olarak ayırmak, çeşitli derecelerde katmanlandırmak mümkün görünüyor ve aralarında da her zaman bir bütünlük vardır. "bir" kavramı bununla doğrudan ilgili sanırım.
gerçek çok ilginç bir kavram, öyle değil mi? bilgi yoluyla ulaşılacak hedef olarak görünüyor. yani bir gerçeğin farkındalığı, o gerçekle ilgili belki de tüm bilgilerin toplandığını ve o bilgi parçalarının bir araya getirilerek kapsamlı, bütüncül farkındalığa ulaşıldığını ima ediyor.
dünya üzerindeki insanların durumunun da bir gerçeği var. bu gerçek çok boyutlu ama boyutlarından herhangi birini doğru bir şekilde kavradığında bu gerçeğin diğer boyutlarına da kapılar aralanıyor ve diğer boyutları da keşfetmek mümkün oluyor. bir bütüncüllük var yani. nihayetinde her gerçeğin tüm boyutlarına hakim olunacaktır.
bizim özel durumumuzda, dünya insanlığının genel durumunda olduğu gibi, gerçek kavramı son derece bastırılmış, çok büyük riskler yaratan bir kavramdır.
dünya üzerindeki insanın genel yaşam koşullarını en çok etkileyen, şekillendiren ve belirleyen şey, "devlet" kavramının "resmiyet"ini kullanan bir takım güçlerin, çok garip bir şekilde bu gücü hem kendi ülkelerindeki, hem de diğer ülkelerdeki insanların hayat koşullarını "berbat hale getirmeye" yönelik olarak kullanmasıdır. kendi ülkemizde son zamanlardaki çeşitli kısmi "ifşalar"ın gösterdiği gibi, bu güçler aslında dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir halka veya insan grubuna o veya bu şekilde işkence eden güçlerden ayrı ve gayrı değillerdir. bir bütündürler. tüm dünyada tek bir karanlık güç, yani bir ahtapot, karanlık kollarını tüm ülkelerin içine sokmakta, kutsal (!) bir resmiyetin karanlık gücüyle, kendini sorgulatmadan, sorgulayanlara yapabildiği tüm baskıyı yaparak (diğerlerini mümnkün olduğu kadar uyandırmayacak şekilde) insanların hayatlarını karartmaktadır.
başta ekonomi olmak üzere, aklınıza gelebilecek her alanda her yolla insanların düşünce ve hareket serbestisini giderek daha fazla sınırlandıran ve onları aşamalı olarak köleleştiren güçlerin faaliyetlerinin binlerce yıldır hepimizin "şimdi ve buradaki" yaşam koşullarını ne ölçüde kontrol altına almış olduğunu halihazırda yeteri kadar kavramamız mümkün görünmemektedir. faşist bir güç bariz şekilde tüm dünyayı bir korku ve esaret ve kölelik mekanı haline getirmek için çalışmıştır ve çalışmalarını güçlü bir şekilde sürdürmektedir. ve şu anda ben bu yazıyı yazarken ve siz de okurken, bu gücün binlerce yıldır tüm dünyada devam eden faaliyetlerinin neticesi olan hipnotik esaret deneyimi içinde bulunmayı sürdürüyoruz.
şahsi gerçekliğinizi ve hayat deneyiminizi, insanlığın statükodaki kitlesel gerçekliğinden ve deneyiminden yalıtarak ele alabilir misiniz? daha doğrusu bu ne kadar anlamlıdır? ne kadar sağlıklıdır?
acaba bizim şahsi, ailesel vb kitlesel "hikayemiz" yani gerçeğimizin hikayesi, ve faaliyetlerimiz ve sorgularımız, dünya denen gezegen üzerinde karanlık faaliyetleriyle binlerce yıldır insana hayatı dar etmiş güçlerin yarattığı ve şu an itibariyle hala tesiri altında olduğumuz etkilerden bağımsız olarak ele alınabilir mi?
dünya üzerindeki insan hayatının bir parçası olmamızla ilgili olarak, statükodaki yerel gerçeklik, yerel bilgiler, netice itibariyle son derece karanlık bir resim ortaya koymaktadır. gerçeğin bir yanı bu. ama gerçeğin tek boyutu bu değil. tüm bunlar varoluşun sonsuz parçaları, oyuncuları olarak içinden geçtiğimiz bir deneyimden başka birşey değil. tüm bunlar bir "öğreniş" deneyiminin parçaları. neyi öğreniyoruz acaba, değil mi? dünya denen okulda, veya evren okulunun dünya sınıfında görmekte, bizzat yaşamakta, deneyimlemekte olduğumuz bu dersler bize neyi öğretiyor acaba? tüm bu olan bitenden ne öğreniyoruz?
bilgi ile ilgili tüm tartışmaları, "gerçek" kavramı bağlamında netliğe kavuşturabileceğimize inanıyorum. şunu samimi bir şekilde soralım ve birlikte yanıtlamaya çalışalım. 6. yoğunluk varlıklarının bakış açısıyla değil, bizzat kendi bakış açımızla, mevcut hayatımızın yapısı, niteliği, koşullarıyla ilgili olarak, kendi anladığımız şekilde bütüncül bir gerçek resmi çizebiliyor muyuz? neredeyse istisnasız olarak tüm sorgularımızda, hayatımızın mevcut halleriyle, durumuyla ilgili bütüncül bir tespit ve farkındalık eksikliği yok mu?
bu bilgi "alakalı" bir bilgi değil midir? bizi "ilgilendiren" bir bilgi değil midir? bizi gerçeğe ulaştıracak ve özgürleştirecek bilgi bu değil midir? bilgiyle ilgili tüm sorgularımızı, kafakarışıklıklarımızı da yanıtlayabilecek bir konu değil midir? |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 18:47:03
|
Herkese Selamlar Sevgiler,
Sitede bir arkadaşımızın önerdiği Zeitgeist filmini netten indirerek ve bayağı uğraşarak, zaman harcayarak indirdim ve gece geç saatlere kadar izledim. Filmde görsel olarak hafızamda yereden görüntü, dünyamızın bir hapishane misali demir parmaklıklarla gösterilen animasyonuydu. Dünya derin devletinin, faşistçe tüm hakların gaspının ve işin ilginç yanıda robotlaşmış insanların onayı ile nasıl kendi onayları ile alındığını anlatıyordu. Şöyle bir düşündüm; kasyopyalıların bir farkı vardı; bütün bu olayların arkasında dünyadışı kendine hizmet unsurunu da ortaya koymalarıydı…Uydurulmuş dinler meselesi, tek dünya devleti ve insanlara takılması planlanan chip ler meselesi , işte bunların hiçbirisi bu siteyi takip edenler için yabancı veya şaşırtıcı konular değiller.Asıl dikkatimi çeken son yıllardaki amerikan toplumunun robotlaşma durumunun seviyesiydi, korkunç bir durum gördüm. Sonra şunu düşündüm, içerisinde bulunduğumuz ülke de yaşayan bizlerin, robotluk seviyesi ne olabilir di?
İşte dünyanın bir demir parmaklı hapishaneye çevirildiği bir ortamda, burada sitede yapılan tartışmalar aklıma geliyor ve değişik düşüncelere dalıyorum: ‘’Olmak ve deneyimlemek’’ tarafını tutanlar, ‘’bilmek yetmez, deneyimlemek gerekir’’ derlerken, dünyada robotlaştırılmış insanlar oldukarını hiç hesaba katıyorlar mı? Bu dünya ortamında bizler öncelikle bilmek bağlamında yani bilgi konusunda (nelere mağruz) kaldığımızın farkında mıyız? Bu ortamın etkilerinden azaltacak şekilde kendimizi nasıl koruyoruz? İşte bir fikir adamı (anın gücünden) bir diğeri (zihinsizlikten) bahsediyor ve oh daha ne güzel bilgilerimiz tam ,geriye ne kaldı bir de bunu uygulamak….Peki yaşadığımız ortamda kirletildiğimiz, manüple edil diğimiz gerçeğini ne yapacağız, canım sende (ana odaklan veya zihinsizliğe geç) her şeyi çözersin, ne olacak ki(!)..Canım işte (çokça negatif etkilerin dile getirilmesi, bozulmuş kanalı çağrıştırıyor veya negatiflerin bir oyunu) sözleri kulağımı çınlatıyor, yahu dünya güllük gülüstanlık bir durumday dı da , üst boyutlarla açılan bir kanal (uydurmalar içerisinbde mi bulunuyor, yani yalan mı söylüyor?)..Bırakalım kanal bilgilerini (ki daha önce ben bu araştırmalardan geliyorum), kanal bilgileri olmadan da (DÜNYAMIZ da insanlar Robotlaştırıldı, uygulamalar şunlar..) diyebilen insanın hangi kanalı bozulmuştur, mantık kanalı mı? Bir insan işkence çektiğini nasıl anlar, insan acı çektiği zaman, ama ya insan uyuşturulmuşsa ve kendi beyni kendine yediriliyorsa, işte ozaman hiçbir şey hissetmez, mutlu şekilde ‘’yemeğini’’ yer, afiyetle…
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 18:59:40
|
"bizzat kendi bakış açımızla, mevcut hayatımızın yapısı, niteliği, koşullarıyla ilgili olarak, kendi anladığımız şekilde bütüncül bir gerçek resmi çizebiliyor muyuz? neredeyse istisnasız olarak tüm sorgularımızda, hayatımızın mevcut halleriyle, durumuyla ilgili bütüncül bir tespit ve farkındalık eksikliği yok mu?
bu bilgi "alakalı" bir bilgi değil midir? bizi "ilgilendiren" bir bilgi değil midir? bizi gerçeğe ulaştıracak ve özgürleştirecek bilgi bu değil midir? bilgiyle ilgili tüm sorgularımızı, kafakarışıklıklarımızı da yanıtlayabilecek bir konu değil midir?"
Evet sevgili Bozadi, en can alıcı yerinden konuya değindiniz ve kilit noktayı ortaya koydunuz. Kalbimiz birmiş:) sevgili Tiversonus arkadaşımın yazısını okuduktan sonra burada dile getirmek istediğim konu bu idi ve tam da bunu nasıl en uygun uslupla buraya aktarırımı düşünürken siz bu yazıyı yazdınız. Diğer yandan da farzedelim ki, böyle bir resim oluşturduk ve kendi anladığımız şekilde bütüncül bir gerçekliği içeren bu resmimizi de aktardık, aktaracağımızın kaçta kaçı diğer oluşan resimlerle uyuşacak ve ortaya çıkan sonsuuuz bütüncüllük resimleri bizi nasıl.. hangi bilgide.. veya hangi doğruda.. sabitleyecek? O halde yine kendimize döneceğiz ve bu ölçütü kendi gerçekliğimiz içerisinde ve sadece kendimize koyacağız. Ama ne olursa olsun, hangi ölçütte kalırsak kalalım gerçekliğin sadece kendimizde hayatiyet kazanmış kısmını görme şansımız olacak. O halde yine o uçsuz bucaksız sahip olduğumuz derinliğimize sığınıp yüksek içgörü ile ölçülerimizi ortaya koyacağız. En önemlisi de ortaya koyduklarımızla çelişmemeyi belkide prensip edineceğiz ki öncelikle kendimizi eğitebilelim.
Eğer dediğimiz gibi öncelikle kendi anladığımız şekilde bütüncül bir gerçek resmi çizebiliyor olsa idik, sorgularımız ve dahi çelişkilerimiz olur muydu? Çelişkiler yaşadığımda kendimi sorguladığım zaman karşıma çıkan tek sorun sizin de dediğiniz bu bütüncüllük tablosunu ortaya koyamayışımdır ve dahi çevreme baktığımda uzak değil kendi felsefeme en yakın olan dostlarımda dahi bunu görünce bütün ölçütlerim hükmünü yitiriyor ve hatta kısır bir biçimde bütünün sadece kendimden ibaret olduğuna sığınmak zorunda kalabiliyorum. Öyle ki bu kısa kaçışlarla bile ne kadar gerçeğimizden uzaklaştığımın da bilinciyle. Nedir bu uzaklaştığım gerçekliğim, bakıyorum ve gördüğüm şey sadece deneyimlerimden geçmiş olan net gördüklerime dair gerçekliğim. O halde bunun bütüncüllüğü konusu sadece benim gerçekliğimden ibaret değil. Hepimizin sunduğu bütüncüllük tabloları net ve şeffaf ortaya konulduğu gün belki de artık hiç bir bilginin yerini tutamayacağı bir gerçeklik tablosuna sahip olacağız. İşte orada artık herhangi bir karşılaştırma ya da ölçü söz konusu olmayacak! Umud ediyorum ki o perdelerin kalktığı cesur yürekli "bir"in işçilerinin tüm şeffaflıklarıyla kendilerini ortaya koymaları çok yakındır.
Sevgiyle..
|
Edited by - ivrin on 23/08/2008 19:04:08 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 19:43:41
|
Sevgili ivrin;
Fotoğrafın genelini nasıl anladığımı net, açık sözlerle kullanarak anlatmak isterim, tabi bu benim kendi algılamam;
1.Dünya berbat, acımasız bir güce tapan bir grup tarafından köleleştirilmiş ve bunu artırarak devam ediyorlar.Burada diğer boyutlaardan etki var diyorum, olduğuna inanmayanlar için de sonuç değişmiyor.
2.Bilgi küpü olmak (ben buna kütüphaneci olmak) diyorum veya olmak/deneyimlemek arasındaki atrtışmaları saçma buluyorum. Robotluktan kurtulmak gerekir önce.
3.Birey robot olduğunu anlasa bile içerisinde yaşadığı toplumun robot olma durumu devem ettiği sürece, robot olduğunun farkına varan insan deneyimleyecek ortam bulamaz, vermezler. (üst boyut olursa bunu bilemem, yani orada deneyimleyebilirsin)
4.En uyanıklık haline gelsen ve osho gibi yaşam alanları oluşturursan, yok edilme şansın çok fazla, en azından bu boyutta.
5.Gerçek olmayan bilgi, bilgi olamz ve bu gerçeklikte; hertürlü güç uygulaması varsa, insan çiftlikleri,yenmeleri için, bedenleri için kullanma var ise, bu insanları korkutuyor diye gerçekten uzak kalamaz sın, eğer kalıyorsan, bu gerçeklerden uzak bir bilgiye gidiş olur.
6.Gerçekleri, korkutucu bahanesiyle çöpe atmak, bu korkutmayı yapanları çöpe atmktan daha kolay bir dırumdur ve bu yapılırsa, robotluğa devam edersin.
7.Robotluktan uyananların bir kısmı, saldırılardan kurtulabilirse, üst boyutu görebilir, kurtulamayanlar ise yine üst boyutu(5 yoğunluk) görürler.
8.Bu boyutta rahatsan robotsun dur.
Aslında zaman zaman tartışmalarda savunulan fikirlere göre , bir insanın fikrinin anlaşıl ması zordur.Bu nedenle genel düşüncelerimi özetliyorum, yanlış anlaşılma olmasın diye..
Selamlar, Sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 20:13:01
|
Peki sevgili dostum, bu karanlık ve umutsuz tablodan sonra ve diğer boyutlardan gelen etkinin varlığına da inanarak, şöyle bir soruyla karşı karşıya kalıyorum; bizler tüm iyi niyetimiz, sevgimiz, bütünlüğümüz adına bunca sıkıntlarla geçişimiz için emek verirken ve hasattan geçme adına bu kadar titizlikle seçimler yapılırken, nasıl oluyor da üst boyutlardan bize saldıran varlıklar, nasıl üst boyutlara geçip saldırılarına devam edebiliyorlar??? Onlar bu hasatlardan nasıl geçebiliyorlar? Onların da geçebilmelerini sağlayan kriterlere dayalı ayrı hasatları mı var?
Diğer yandan "Bu boyutta rahatsan robotsun dur." tesbitinden yola çıkarak neden o halde izole olmak için çabalar içerisindeyiz ve meditasyon halleriyle sevgide kalma adıma mücadele etmekteyiz, ve bu sevgide kalma halini ancak kendi içselliğimize çekilerek ve olabilecek en yakınımızdan bile gelenlerden izole halde taşıyabilmekteyiz?
Ben gerçekten bunları anlamakta zorlanıyorum ve edindiğim tüm bilgileri yeniden yeniden sayfa sayfa çeviriyor ve neden anlayamadığımı tarıyorum.. ama dostum sanırım bu sadece benim veya senin idrakinle söz konusu olabilecek bir durum değildir. Biz seninde önerinde olduğu gibi bilgi ve olmak arasında dengede kalalım ancak dengede olduğumuzda da eğer yapabilecek bir şeyimiz yoksa ve eğer hasattan üst yoğunluklara bize saldıran o varlıklar da geçebiliyorsa bu sonsuza kadar karanlığın hüküm sürdüğü ve zafere ulaştığı bir sonsuzluğa gebe demektir. O halde biz neyin savaşındayız? Taraf belirlemenin mi? Daha doğrusu biz savaşçı mıyız? :(
Sevgiyle.. |
Edited by - ivrin on 23/08/2008 20:25:24 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 23/08/2008 : 20:39:32
|
gerçeğimize uyanmamız gerekiyor. ama önce örneğin bunu yapmaya çalışırken karşılaştığımız zorlukları ele almamız faydalı olabilir.
sanırım en önemli hususlardan biri şu: ömrümüz boyunca o veya bu şekilde çeşitli derecelerde negatif programlamalara maruz kaldık. hatta dünya üzerindeki tüm enkarnasyonlarımız boyunca bu etkilere maruz kaldığımızı da göz önünde bulundurmak gerekir. ama sadece bu hayatımızı bile hesaba katsak, durumun ciddiyeti kendini belli eder. yaşımız kadar yıl boyunca o veya bu şekilde negatif tesirler içinde bulunduk. zaman zaman şiddetli negatiflikler deneyimledik. çoğu zaman kurban rolünde, bazen de kurban eden rolünde. bu oyun içinde kurban eden rolünden tamamen uzak kalmanın mümkün olduğunu sanmıyorum ve netice itibariyle eden ile olan arasında çok büyük bir fark olduğunu da sanmıyorum.
kısacası içinde bulunduğumuz gaflet uykusundan uyanma isteğimizi değerlendirirken, bunun hemen ve basit bir şekilde mümkün olmayacağını anlamak esas sanırım. bu konuda acıtıcı ve uyandırıcı bazı deneyimler yaşadım. önce gerçekten ömrümüz boyunca bir çeşit hastalığın içinde varolmuş olduğumuzu anlamamız gerekiyor. biz, ailemiz, yakınlarımız, herkes.
aslında bu farkındalık kendimize ve etrafımızdakilere karşı önemli bir hoşgörü de yaratmaktadır. ayrıca gerçeğin kendisi de bu zaten. yani hepimiz ömrümüz boyunca hastaydık aslında ve hala da hastayız. yani pozitifliğe bir şekilde eğilimimiz olduğu halde, sürekli olarak negatif koşullar yaratan ve bizi o koşullara mahkum eden bir sistemde yaşıyoruz ve bu üzücü gerçeği tartışacak bir platform da bulamıyoruz. bir psikolog ve psikiyatrist ile bile bunu adam gibi tartışamazsınız, konuşamazsınız. onun görevi ve başarısı sizi sistemin çarkları içinde bulunduğunuz yere dönüp mevcut koşulları kabullenmenizi sağlamaktır.
şu anda bu ortamda bunları kendi aramızda konuşabiliyor, tartışabiliyor olmayı gerçekten bir nimet olarak görüyorum.
sanırım hayatımız boyunca bir hastalığın içinde bulunduğumuzu birbirimize hatırlatıyor olmamız, birbirimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biri. tüm yaşananların yalnızca öğrenme amacına yönelik derslerden ibaret olduğunu, koşulsuz sevgiyi işte bunu tartışırken kullanmak gerekir. çünkü "işe yaradığı" yer burası.
psikolojik bir bataklık içinde olduk hep. ve bu bataklık içinde "temiz olma" iddiasının veya kısavadede böyle bir çaba içinde olmanın da iyileşme çabasında verimli bir netice üretmeyeceğini anlamamız gerekiyor. psikolojik olarak, ruhsal olarak hepimiz azımsanamayacak ölçüde "kirliyiz." bu gerçek. bu koşullarda başka türlüsü düşünülemez zaten. birbirimize bundan daha büyük bir müjde verebilir miyiz? kirli durumdayız ama bunun kitlesel bir oyunun parçası olduğunu hatırlıyoruz, hiçbir şahsın bu bataklıkta temiz olamayacağını hatırlıyoruz. kirli olmaktan dolayı kompleks duymamamız gerektiğini hatırlıyoruz.
bence yaşadığımız toplumsal hayatın en berbat taraflarından biri sürekli olarak normal ve sağlıklı rolünü oynamak zorunda kalmamızdır.
ha, yine bütün bunları tartışırken akılda bulundurmamız gereken en önemli şeylerden biri de şu: tüm bunları düşünüp konuştuktan sonra "normal" (!) hayata dönünce, lüzumsuz bir sıkıntı çekmemek için eski "kalıbımıza" dönmek zorunda kalacağımızın bilincinde olmak gerekiyor. çünkü öncelikle daha kendimiz bile ciddi bir uyanma deneyimi yaşamız değiliz, etrafımızdakilerden bunu beklemek de biraz haksızlık olabiliyor çoğu durumda. o yüzden kendi düştüğüm bir hatayı sizin yapmamanızı tavsiye ediyorum; tüm bunları düşünüp belirli bir uyanış heyecanı yaşadıktan sonra kendinizden ve özellikle de etrafınızdakilerden buna uygun hareket etmelerini veya bunu desteklemelerini bekler durumda olmayın. bu heyecanın biteceğini bilmek gerek. ama ona eninde sonunda yine ulaşacağınıza da güvenmek.
hepbirlikte devam etmek dileğimle. |
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 06/09/2008 : 10:10:05
|
Herkese bol bol selam,
Kasyopya gittikçe daha tatlılaşıyor ,aktarımda olan dostlara tekrar tekrar teşekkürler, Buradaki tekrar olgusunu lütfen zamansızlık algısı ile kabul ediniz, yani bulunduğu yerde gücü alabildiğine artmış bir takdir ve teşekkür olarak akla getiriniz..
Ben, acizane,şu zaman üzerinde aktarılanlarla ilgili düşüncelerimi açmak istiyorum;
“: (L) 3'üncü yoğunluk farkındalığı, zaman algısına sahip tek yoğunluk mu? C: Hayır.
S: (L) Zaman algısı başka hangi yoğunluklarda var? C: 4, 5, 6, 7.
S: (L) Ama zaman algısının bir ilüzyon olduğunu sanıyordum? C: SİZİN zaman algınız bir ilüzyon. Arabada giden köpekler ve kediler örneğini hatırlıyor musun?
S: (L) Evet. Ouspensky ve at. Yani temel bir kavram olarak zaman MEVCUT mu? C: Ama sizin bildiğiniz şekilde değil. Biz zamansızlığa atıfta bulunduğumuzda, yalnızca sizin aşinalık açınızdan konuşuyoruz.
S: (L) O halde zaman mevcut mu ve uzayın bir sınırı var mı? C: Kafan karışıyor çünkü kalıtsal lineer algın, yoğun bir çabayla oluşturmaya çalıştığın resim üzerinde gölge yapıyor.”
Buradaki “arabada giden köpekler ve kediler” ayrıca “Ouspenksy ve at” öyküleri hakkında bir şey bilmiyorum ,bilen varsa ve açıklarsa sevinirim, konu daha anlaşılır olabilir,
Bizim aşina olduğumuz zaman ,onların atıfta bulunduğu zaman, sanırım ışık hızı ile ilgili,Ancak 4,5,6,7 deki zaman özellikleri nasıl olabilir ,herhalde bizim zaman ölçüleri dışındaki zaman kesitleri diyebileceğimiz özel zamanlardan bahsediliyor .
Biz, zamanımızı ,kendi gerçekliklerimizle ,mesela dünyanın kendi etrafındaki dönüşü veya güneşin etrafındaki dönü tamamlanması ve rakamla kayıt altına almış özellikleri ile tanımlıyoruz .Ve bu haliyle onların bakış ve zamanı kavradıkları, tanımladıkları zaman olgusuna ters düşüyor ,veya değişik düşüyor diyelim.Neticede zaman izafidir kavramı ortaya çıkıyor.Bizim boyutumuzdaki 60-100 senelik bir ömür, mesela 4. boyutta bir iki gün olabilir.
Diğer yandan zaman ve zamansızlığı bir kutuplar kapsamı içinde düşünürsek bunun dışındaki bir kavramı da akla getirmemiz lazım derim.Şu anda açıklayamayacağımız ama var olan bir olgu , ve bunu bahsi geçen 7 boyutluk kavram dışında bir yerlerde tutmamız lazım, mesela son alıntılarda geçen “çekim” içinde düşünebiliriz .Zira ,7 boyutluk evrenin içinde bizim zaman anlayışımıza uymayan başka zaman algıları olduğunu söylediklerini hatıra getirirsek zamansızlık kavramı başka yönlere doğru çekilmekte diyebiliriz..
Daha açıkçası , zamansızlık kavramını bizim lineer ölçülerimizde sınırladığımız zaman dışındaki başka zaman ölçütleri olarak dile getiriyorlarsa ,bildiğimiz zamanın konu olamadığı ama onu başka bir şekilde tanımlayan bir olgu da olabilir demek istiyorum..
Karıştırdığım zihinlerden özür dilerim.. Zamanın hükmedemediği sevgiyle..
|
Edited by - tgur on 07/09/2008 08:47:25 |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 06/09/2008 : 10:29:20
|
Son kasyopya aktarımında söylediklerimi biraz daha netleştiren bir alıntı daha ilave ediyorum,(Gerçek üç:)
"S: (L) Ve Yoğunluk Sınır Geçişi'nin tezahürlerine dayalı olarak bazı insanlar 4'üncü yoğunluğa mezun oluyor veya geçiş yapıyor, farkındalıkları değişiyor, herşey değişiyor, oyun sahası dengeleniyor. Demek Almanya'da olan şey bir provaydı ama asıl olacak olan şey oyun sahasının eşdüzeyli hale gelmesi... yani aslında tam olarak aynı senaryo olmayacak. Bu doğru bir değerlendirme mi? C: Belki. Tamam canım, gerçekleri istiyorsun ve biz de vereceğiz ve kavramanızı ümit ediyoruz. Şimdi değilse bile belki gerekli olduğu zaman... Gerçek bir: Varolan herşey / tek şey derslerdir. Gerçek iki: Varoluş büyük bir okul. Gerçek üç: Sizin algıladığınız şekliyle zamanlama ASLA kesin değildir. Gerçek dört: Olacak olan şey, senin deyişinle, öğrenme döngünde o noktaya ulaşana kadar gerçekleşmeyecek ve şu anda henüz yakın bile değilsiniz. Daha fazla gerçek verilmeden önce bunlar üzerinde düşünün!!”
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 06/09/2008 : 16:00:41
|
Işık Hızı Ve Zaman Algısı
Işık nedir ve ölçülebilmiş hızı nedir ? Işık elektromanyetik bir dalgadır ancak ışığın temel parçacığı olan ‘’foton’’ lar, ışık ölçüm yöntemlerine göre hem parçacık ve hemde dalgacık özellik gösterebilirler.Foton hem dalga özelliğini taşır hemde parçacık özelliğini taşır. Işık bilimin hala üzerinde keşifler yapmak üzere çalıştığı bir olgudur, tam anlamıyla kavranamamıştır: Maddesel yanı ile maddesel olmayan yanı(dalgacık) halen arştırma konusudur.Bir cisim belirli miktarda ısıtıldığında veya gazlar enerji ile uyarıldığında ışık yayarlar, evet gözle görülebilen ve görülemeyen ışık yayarlar. Işık; frekans, polarite ve şiddet ile formüle edilir. Frekansı insan gözü renkler olarak algılar. Şiddeti insan gözü parlaklık olarak algılar. Birde polarite vardır ve insan gözü bunu algılayamaz. Polarite titreşim açısıdır.
Işığın birde hızı vardır. Vakum ortamındaki hızı ile yoğunluk ortamındaki hızı farklıdır. Vakum ortamında ölçülmüş hızı yaklaşık olarak 300.000.000 metre/ sn ‘dir. Herhangi bir maddenin içerisnden geçerken ise hızı bundan daha düşüktür.
Yukarıdaki anlatılanlar herhangi bir ansiklopediden bulunabilir bilgilerdir. Peki bunlar doğru mudur? Doğru iseler hangi şartlarda, koşullarda doğrudurlar? Vakum ortamı olarak anlatılan ‘’boşluk’’ mudur? Boşluk gerçekte var mıdır? Boşluk olarak kabul edilen şey bir zemin midir?Boşluk neden çökmez? İnsanın algısı nasıl oluşur? Algılyamadıklarımız ‘’yok’’ mudur? Zaman algısı nedir? Algılayamadıklarımız ‘’yok’’ mudur? Sadece algılayabildiklerimiz var mıdır?....İşte insan denilen ruh varlığının aklına ne garip sorular gelebiliyor değil mi? Ben bunları bildiğimi söyleyemem, ancak bunlar üzerinde ki anlayışımı paylaşabilirim ancak, bunu da yaparken, bilinç merceğimin sınırları kadar ve lisanımın yettiği kadarını yapabilirim ancak.
Son günlerde sitede yayınlanan kasyopya celselerinde bahsedilen (Çekim) üzerine düşünür ken aklıma E.Tolle aklıma geldi, (tezahür etmemiş) olandan bahsediyordu ve aralarında bir ilişki var mı diye düşünüyorum son günlerde. Tezahir etmemiş Olan ile Çekim acaba aynı şeyler midir? Anti madde ile madde yanyana geldiklerinde birbirlerini yok ettikleri söylenir. O zaman maddesel olarak gözlemlenen maddenin de anti maddesi ile birlikte yok olmadan durmasını sağlayan bir kuvvetin olması gerekir. Bu kuvvet ‘’çekim’’ midir caba?
Zhni olmayan insanın zaman algısı olabilir mi acaba? Zihnimiz 2008 yılından bahsederken, 2007 yılı ile ilgili bir geçmiş ve 2009 yılı için bir gelecek algısı içerisne girer veya gelecek ancak geçmiş ile anlaşılabir zihin tarafından.Zihin doğrusal şekilde bir zaman cetveli kullanır, tıpkı teknik resim çizenlerin kullndığı ‘’T’’ cetveli gibi.Bu algı doğrusal bir algıdır.
Değişken fizikselliğin olduğu söylenen 4. yoğunluk ta acaba zaman algısı nasıl olacaktır? Fizikselliğin belirli kurallara-yoğunluk kurallarına bağlı olduğu yoğunluğumuzun(3.) algısı ile fizikselliğin ‘’değişken’’ olduğu döylenen bir üst yoğunlukta algılar da değişecektir.Bunun olması çok normaldir….Esas üzerinde düşündüğün kavram şu: Bunu yapan değişen fizik kuralları mıdır yok sa değişen ‘’biliçlerimiz’’ midir?
Herşeyin TEK bir noktada bulunduğu Bir’lik safhasına gelene kadar aşağıdan yukarı doğru imgeleyebileceğimiz yoğunluk anlayışına göre; üçgenin yukarı yoğunluklarında da bir ‘’zaman!! Algısı olacaktır, benim düşüncem bu yönde anack bu zaman algısı bence ışık hızı ile değil şu son günlerde herşeyi birbirine bağlayan (çekim) ile ilgili olmalı diyorum veya herşeyin zemini olan bilinçli Ruh ile. Ancak şöyle simgelemeye çalışayım; aynı anda 10 adet veya daha fazla televizyonu veya kitabı okur gibi ve hepsini de anlayacak şekilde seyreder ve okur gibi bir durum ve bunun bir ileri noktası geçmiş ve geleceğe bakarken aynı bu durumun uygulanması gibi bir durum olduğunu düşünüyorum. Bu sadece bir imge ile anlamaya çalışma durumu. Her şeyin Bir olduğu durumda ise, algı sadece herşeyin TEK olduğu bir noktadan bakış ile zaman algısının olacağıdır ve işte buradan bakışla (zaman yoktur)…İşte bu noktaya varıncaya kadar, değişen zaman algısı olmasının muhtemel olduğunu düşünüyorum. Bunu şöylede tarif edebiliriz, çok hızlı giden birisi için çok çok yavaş gidenin ‘’duruyor’’ gözükmesi gibi…Bilinç spiralimizin genişlemesi ile açılan algılarımız, farklı algılamalar içersinde bulunacaktır, her şeyin Bir liği algısı ise kanımca hep varolan gerçekliktir, sadece algılayabilmek için bilinçlerimizin açılması gerekecektir.
Selamlar, Sevgiler…
Not: İlave olarak, imge olarak şunu düşünüyorum, konuyu daha iyi anlayabilmek için ama bununda dar olacağını anlayarak; ÇEKİM i yani varolan herşeyi birleştiren çekimi; bir ressamın resim çizdiği BOŞ BİR TUAL olarak alttaki zemin olarak imgeliyorum ve resmin her bir parçası bu alttaki TUAL in bir dışa vurumu olduğununu imgeliyorum: HER ŞEY TUAL dir yani ÇEKİM dir diğer tüm algılamalar bu çekimin dışa vurumudur ve bu Tual olan zemin durgundur(statik tir), ışık ise yine çekimin dışa vurumudur her algı gibi, algının sonu ve başlangıcı ise sadece ÇEKİM dir...Diğer her algılanan bir yansıma dır, hatta 4. yoğunluk bile veya 6. yoğunluk bile ama azalmış bir yanılsama... |
Edited by - Tiversonus on 06/09/2008 16:28:10 |
 |
|
Topic  |
|
|
|