| Author |
Topic  |
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 04/07/2008 : 14:25:18
|
tahminimce sizin de çok iyi bir şekilde sezdiğiniz gibi, sevgi/pozitiflik denen şeyle gerçekçilik arasında uyumlu bir ilişki var. negatif denen şey karanlıkla, pozitif denen şey ise aydınlıkla ilişkili. elbette her tür bilgi mutlaka aydınlıkla eşdeğer değildir veya aydınlığa götüreceği iddia edilemez. örneğin sadece maddenin doğasına yönelik, teknolojiye ve bunlar yoluyla çevre üzerinde ve diğer varlıklar üzerinde denetim kazanmaya dair bilgiler, negatif varlıkların uzman olduğu bir alan/yönelimidir.
pozitif nitelikte veya pozitife dönük bilgi ise, varoluşun sade ve bütüncül doğasını keşfetmeye ve onurlandırmaya dönük bilgileri/farkındalıkları kapsıyor gibi görünüyor ve gerçekten öyle olduğuna inanıyorum. sade ve bütüncül gerçekler-gerçeklikler ile sevgi arasında doğrudan bir ilişki olduğu sezilebiliyor.
"gerçek" ile "sevgi" arasında doğrudan bir ilişki var.
gerçek aynı zamanda çok boyutlu, çok zengin bir kavram. ama gerçeğin tüm zengin boyutları ve unsurları arasında çok uyumlu ve sade bir ilişki var. bu pozitif ve sade gerçeğin hangi ucundan yakalarsanız yakalayın, onu takip ettiğinizde gerçeğin tüm zenginliklerine (o andaki kavrayış potansiyelinize göre) erişme olanağı doğuyor.
evrenin / varoluşun holografik yapısından bahsedilirken, parçanın bütünle aynı oluşu ifade edilirken kastedilen şey başka birşey olmasa gerek.
bizim uyanmamız gereken gerçeklerden biri, mevcut yaşam koşullarımızda, sevgiyle de doğrudan ilişkili olan o sade ve bütüncül pozitif gerçekçilik anlayışından ziyade, kontrol, denetim ve onurlandırmadan kullanıma dönük negatif (yani varlığın sade ve holografik/bütüncül gerçeğini, birliğini ret ve inkar eden, veya buna karşı körleşmiş) bir anlayışın -veya anlayışsızlığın- baskın oluşudur.
bizlerin de bu dayatılan anlayışın önemli ölçüde tesirine maruz olduğumuzu ve bu anlayışın halen akıl ve his dünyamız üzerinde önemli oranda etkisi olduğunu kabul etmemiz gerek. vaktimizin çoğu boyunca olumludan ziyade olumsuz haller içinde kalmamızın nedeni, özümüzde asıl gerçekliğe (yani pozitifliğe) meylettiğimiz halde, bu dünyanın aslında bilinçli bir şekilde tasarlanmış olan malum olağan hayat koşulları içinde o meylimizin ısrarlı bir şekilde sürekli olarak doğrudan veya dolaylı engellerle karşılaşıyor olmasıdır. bu çok bezdirici birşey. ve gerçekliği reddedilmemesi gereken birşey.
biz, yaşam koşullarımızdaki baskın olan ve özelliği gereği kendini ifşa ettirmemek için herşeyi yapan negatifliğin (kendilerini gizleyen aktörlerinin) baskın mevcudiyetini açıkça itiraf etmekte çok zorlanıyoruz. bunu söylersek sanki tanrıyı eleştirmiş olacakmışız gibi örtülü bir kompleks duyuyoruz. çünkü bize bu anlayış aşılandı. hayatın içindeki bir negatif tasarımı, planı, projeyi ilan etmemiz durumunda, sanki varoluş anlamına gelen hayatı da kötülemiş olacağız gibi bir şüpheye düşüyoruz, ki bu da tesirinde olduğumuz negatifliklerin bir neticesidir. tanrı ile gerçek aslında eş anlamlıdır ve gerçeğin söylenmesi tanrıyı asla gıcık edemez!
yaşadığımız hayatın niteliği, aynı zamanda varlığımızdan, varoluşumuzdan ne anladığımızın, varlığımızın ne durumda olduğunun aynasıdır.
sevgiye, evrene, tanrıya, bütüne giden en etkili yol gerçekçilikten, bilinçlilikten geçer. potansiyelimizin ve gönlümüzden geçenin bundan çok daha fazlası olduğunu bildiğimiz halde şu hayatta inanılmaz düşük potansiyellerle varlığımızı sürdürmemizin nedeni, özümüzdeki eğilime hiç uymayan bir tasarım içinde bulunuyor olmamızdır. dünya üzerindeki yaşam koşulları, binlerce yıldır itinayla uygulanan çok özel bir projenin, tasarımın başarılı neticeleridir. işte yaşam hikayelerimizi şekillendiren en temel etkenlerden biri budur. bunu hesaba katmadan hayatımızı anlamlandırmaya çalışmak pek verimli olmayacaktır.
benim gerçekçilikten kastettiğim şey, özde pozitife eğilimli olduğumuz halde yaşam koşullarımızda varlığını açıkça itiraf etmekte zorlandığımız baskıcı ve çok etkili bir negatifliğin hakim olduğunun kavranmasından ibaret değildir, olamaz da. benim asıl ilgimi çeken şeylerden belki de başta geleni, bu gerçeğin farkındalığı yoluyla, kendimizin, aile bireylerimizin, arkadaşlarımızın, etrafımızdaki diğer insanların yaşamının neden "öyle" olduğunu anlamamız, ve ayrıca bunun sağlayacağı nispi anlayış, hoşgörü, merhamet ve iyileşmedir.
hayatlarımızda pek çok zaman o kadar kaldırılmaz şeyler olabiliyor ki, insan gerçekten tüm varoluşa yıkıcı enerjiler gönderebiliyor veya kendini mahvedebiliyor. gerçek korur! kendini sürekli güncelleyen bir gerçeklilik ve farkındalıkla donanmamış bir sevgi kendini çok uzun süre sürdüremez. sevgi, dilediğimiz zaman dilediğimiz gibi kullanabildiğimiz birşey değildir. çünkü mevcut yaşam koşullarımızın, realitemizin, gerçeğimizin durumu bunu engeller.
aslında sahici sevgi duyguları ve tutumları gösteren kişiler, mutlaka bu gerçekleri bilinçaltında bir ölçüde seziyorlar ve o sayede içlerinin derinliklerinden o sevginin dışarı çıkması talimatını etkili bir şekilde verebiliyorlar. yaşadıkları acılar, sıkıntılar, ızdıraplar neticesinde oluyor biraz da bu.
gerçeği, sadece gerçeği, gerçeğimizi keşfederek kalıcı ve etkili bir şekilde sevgiyle bağlantı kurabiliriz. bizim gerçeğimiz, sadece etkisi altında olduğumuz negatif dayatmadan ibaret değil elbette. ama ifşaya en çok ihtiyaç duyan yönlerden biri bu olabilir.
sorulmasını tavsiye ettiğim sorularla ilgili olarak, böyle negatif bir dayatma ile karşı karşıya olduğumuz şeklinde bir varsayımla yola çıkmak yoktu tabii. ama içimden bir ses, eğer o soruları gerçekten samimi bir şekilde sormaya başlarsak, kanal bilgilerine de ihtiyaç duyulmaksızın böyle birşeyin varlığını ortaya çıkaracaktır diye tahmin ediyorum. buna rağmen bile, o temel sorguları yapmamız durumunda bu varsayımla hareket etmeyeceğimden emin olabilirsiniz. ama o sorgulamaları yapmayacaksak, benim fikrim budur ve bunu savunmaya devam edeceğimi tahmin ediyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 04/07/2008 : 15:04:15
|
benim fikrim budur derken, özellikle sevgi-bilinç tartışmaları yaptığımız oe tamamen zıt şeyleri savunuyormuş, veya bu fikirler arasında oe'nin de savunduğu veya makul bulduğu hiçbir fikir veya yaklaşım yokmuş gibi salakça bir imaya neden olmuş olabilirim.
öyle bir iddiam olmadığı gibi, fikirlerimi geliştirmede, sevgiyi denklemlerimde düzgün bir yere oturtma konusunda oe'nin eleştirilerinden çok önemli yararlar sağladığımı sevinerek ifade ediyorum. üstelik ikimizin de, ve hepimizin de birbirimizin daha pek çok eleştirisine ihtiyaç duyacağının da keyifle farkına varıyorum. |
Edited by - bozadi on 04/07/2008 15:06:47 |
 |
|
|
budala
Kehribar
  
62 Posts |
Posted - 04/07/2008 : 23:59:11
|
Selamlar, Sevgili bozadi Sevgi,gerçeklik ve bilinçle ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim.
Sevgi tek başına afyondur ve gözleri perdeli insanlara yolda ilerlemek yerine yoldan çıkarabilir diye düşünüyorum. Sevginin başına Saygı koyarsak gidilen yol kolaylaşır ve güzelleşir.Sevgi ise gidilen bu yolda hararet alıcı, şifalandırıcıdır. Saygıdan zararsızdır hatta faydalıdır.
Ger-mek --- Çek-mek = Gerçek Gerçek görecelidir diyebiliyorsak, gerçekliğin sevgiyle arasındaki uyuma katılamıyorum sevgili bozadi. pozitif ve negatif varlıklar durağan olan olayı veya olguyu çekip çekiştirir ve kendine benzetir. Nötr bir varlık ise durağan olanı olduğu gibi kabullenir. Taraf olmaz veya onu dönüştürmeye çalışmaz. Gidilen yolda sevgiyi ve gerçekliği hedef alırsak yakıtımız tükenebilir. SAYGI,SABIR ve HAK-İ-KAT ulaşma arzusu hepimizin tekamül yolunda heybesinde olması gerekenlerdir diye düşünüyorum. Bi de Sevgi olursa OHH Bee der insan heralde:) Bu çoğunlukla az rastlanır bi durum sanki. Yemek sonrası güzel bi tatlı gibi.:)
Ger-çek-lik bulunulan şartlara uygunluk sağlar ve bulunduğumuz katta bizim baskı altında olan bilinçlerimize narkoz etkisi yaratır. Bizleri koruyan ve kollayan ise HAK-İ-KAT 'tir. Ger-çek-liğin ulaşabileceği en son kat ve hakkının verildği noktadır ve verilen bilgilere göre bu katta bizlerin buna ulaşma imkanı yok. Gerçeklikler sayesinde ilerler, onları çürütür ve yerine yenilerini koyarız veya koyarlar ve onları kabulleniriz.
Bilinç = Bil-mek -- inç inç= 2,54 cm uzunluğundaki uzunluk ölçüsü birimi. Yani Bilgi edinme yolunda kat edilen yol ve varılan nokta.
Bu sabah uykudan uyandığımda dilimde bi cümle dönüp duruyordu. "Bilinç Özgürlüktür" Tüm gün bunu düşündüm ve sizin yazınıza okurken bi noktaya takıldım;
"sevgiye, evrene, tanrıya, bütüne giden en etkili yol gerçekçilikten, bilinçlilikten geçer." diyozunuz. Gerçeklik ve bilinç arasında aynılıktan çok bi ayrılık var.
"sevgiye, evrene, tanrıya, bütüne giden en etkili yol bilinçlilikten geçer ve bizleri özgürleştirir." diyerek değiştirmek hadimme değil, saygızıslık etmek istemem ama dilimde dolaşan o cümlenin açılımıydı sanki "Bilinç Özgürlüktür". Çok mutlu ettiniz beni. Tanrının dili olduğunuz için şükranlar sevgili Bozadi. Sanki sizi eleştiriyo gibi bi görüntü oldu ama kusuruma bakma asla zıtlık yaratma niyetinde değilim, aksine görüşlerinizden nemalandığımı bildirmek isterim. Kafamı toparlamakta güçlük çekiyorum, şu kadar yazıyı pek çok defa silip tekrar yazdım. Hatalarım varsa lütfen düzeltin. Saygılar Sevgiler.. |
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 05/07/2008 : 13:30:51
|
Sevgili bozadi,
Söylediğiniz sıfırdan başlayan ve kaynak kanal bilgilerini dikkate almayan araştırmayı yapmak zor. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi bu araştırma zaten yapıldı. Kimse bu bilgilerle doğmadı. Varoluşun doğasını sorgularken yeterince düşündük ve acı çektik. Hatta şöyle söyleyeyim, benim açımdan olay şöyle gözüküyor. Bu konular üstüne yeterince düşünüp çözüm aradığı içindir ki insan, bulmacayı çözen bazı kanal bilgileri karşısında onlara yakınlık duyuyor. Bunlar kişinin kendi içinde bazı yerlere oturan bulmaca (puzzle) parçaları gibi. Eğer kişi kendi bulmacasını hiç araştırmamışsa, okuduğu hiçbirşey de kendinde yansıma bulmuyor. Yani bu açıdan kanal bilgileri benim zaten eninde sonunda ulaşacağım (belki 20 yıl meditasyon yapıp küçük bir kısmına ulaşabileceğim) şeyleri bana çok daha hızlı kazandıran bir kaynaktan başka birşey değil. Yani hızlı gelmiş durumdalar, ama bu hazmedilmedikleri anlamına gelmiyor. Kişi bunları bütünleyebildiği ölçüde kendisine katabiliyor zaten.
Bu açıdan bunları, 'dışarıdan gelmiş, sindirilmemiş şeyler' olarak değil, zaten bir şekilde yolumun çıkacağı şeyler olarak görüyorum. Onları kaale almadan sıfırdan başlamak demek, yeniden evreni/kendimi anlamlandıramadığım, kaotik/karamsar bakış açısına dönmek demek. Elinde harita varken yırtmak veya gözleri açıkken bağlayıp, sonra yönünü bulmaya çalışmak gibi birşey. Zaten artık belli bir oranda emin olduğum bütünlüğü bir kenara koyacaksam, ona ulaşmaya çalışırken harcadığım fiziksel/duygusal/zihinsel çabanın ne anlamı var?
Ha evet, bazan herşeyi bir kenara bırakıp tekrar sıfırdan herşeyi ele almak yaratıcıdır. Ama bu elinizdeki çözümden memnun olmadığınız zaman beliren bir seçenektir. Bu, düşündüğünüz sistemin bütünlüğünün sizi tatmin derecesiyle ilgili bence. Bu denemeler ve sorgular zaman içerisinde belki yüzlerce kez yapılmıştır. Ama olay da giderek daha sağlam/bütüncül bir çözüme doğru gidiyor aynı zamanda. Yani sürekli başladığımız noktada olamayız. Süreçte hem esnek kalan, alternatiflere açık kısımlar olduğu gibi; giderek sistemin omurgası haline gelen kavramlar da var. Öyle olmasaydı, omurgasız/kemiksiz bir canlının hareket edemezliği/verimsizliği ile karşı karşıya kalmaz mıydık?
Tabii ki hiçbirşey yüzde yüz eminlik düzeyinde değildir. Herşeyde bir olasılık vardır. Çünkü kemikler bile bir yandan yapılıp bir yandan yıkılan şeyler. Ama onların olasılık yüzdelerinin diğer bazı parçalara göre çok daha sağlam/yüksek olduğunu söylemek olası.
|
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 05/07/2008 : 16:51:43
|
evet oe, gerçekten kanal bilgilerini bir kenara koymak söylendiği kadar kolay değil ve makul de olmayabilir. bazen sadece bir ilham fırtınasında bu en temel sorulara kadar inen sorgulamalar da yaşıyorum ama bu, kanal bilgilerini rafa kaldırmama neden olmuyor, olması da gerekmiyor. sadece kendi bakış açımı zeginleştirici veriler üretiyor. bunları sormaya ve bazen paylaşmaya devam ederim muhtemelen ama, gerçekten kanal bilgilerini rafa kaldırabileceğimi ben de hiç sanmıyorum.
sevgili budala, sevgi-bilinçlilikle ilgili tartışmaya katkını sunmakla ne iyi ettin.
hakikat... gerçek... sevgi... bilinçlilik... bilgi... bu kavramlar arasında sonunda bir sağlıklı ilişki kurabileceğimizi umuyorum. inan benim de kafam çok karışık. mesajının sonunda beni eleştirmiş görünmek istemediğini, fark edersem hatalarını düzeltmemi söylemişsin. beni neden eleştirmeyecekmişsin? hatalarını düzeltmek... sevgili budala, burada hiçbirimizin, tartışmakta olduğumuz konuların "uzmanı" olmadığını anla. biz sadece bir hareket, bir canlılık olsun diye zaman zaman hafif sataşma ölçeğinde beynimizi ve kalbimizi tahrik etmeye, harekete geçmeye zorluyoruz. çok bilmiş bir şekilde kendi çapımda kestiğim ahkamlarda kimbilir ne kadar çok yanlış, saçma ve anlamsız şeyler de sıralamışımdır, anlıyorsun değil mi? ve bunlara devam da edeceğim. bu şekilde eyleme geçmek şu anda bana kolay geldiği için böyle yapıyorum. neticede gerçeği bildiğimiz için değil, bilmediğimiz için tartışıyoruz tüm bunları.
hakikatin şimdi ve burada olmadığı düşüncesi bence yanlış, ama mevcut halimizin etkileri nedeniyle "bir anlamda" doğru bir yönü de var.
hakikat (güneş'in kesintisiz devam eden ışınları gibi) her an her yerde, ve doğal olarak "şimdi ve burada". 7. yoğunluk bir anlamda her an her yerde. şimdi ve burada. ama biz 3. yoğunluğuz. yani 7. yoğunluğun ışığını, sevgisini ancak 3. seviye kapasitesiyle algılayabilir ve değerlendirebiliriz. hele ki ciddi kh etkisinde de olduğumuzu düşündüğüm için, o yüzden oradan süzülen sevgi ve ışığa şimdi ve burada, sürekli bir erişimimiz olmadığı sonucuna varıyorum.
kendi içinde değerlendirilecek olursa, sevgiye dayalı bir hayat yaşamadığımız ortada. yani pozitif bir hayat değil. yani aydınlık değil. "kendi içinde değerlendirmek" derken, mutlak hakikatin gözüyle herhalde bu hayat bile sevgide bir parça.
kısa ama bizim için bilinmeyenlerle dolu korkutucu bir deneyim yaşadığımızı düşünelim. hatta o bilinmeyenlere bildiğimiz en kötü olasılıkları yüklemiş olalım. o anda o kısa ve çok olumsuz deneyim tüm varlığımıza bakışımızı değiştirir ve sonsuzluk olarak algılanabilir. ama o kısa ve etkili travma geçtiğinde ve o bilinmeyenlerin ne olduğunu öğrendiğimizde, bilmediğimiz için olayı gözümüzde aşırı derecede fazla büyüttüğümüzü anladığımızda, o travmanın etkileri kalıcı olmaz, kısa sürede atlatılır. deneyimin bilinçaltındaki anısındaki yanlış izlenimler de düzeltilir. adeta geçmiş de değiştirilir. ama bizi ciddi şekilde etkileyen bilinmeyenler bilinmediği sürece, o kısacık travmanın etkileri daha epeyce sürece bilinçaltında bir yerlerde kalır. geçmişi çözülmemiş olarak yanımızda taşımaya devam ederiz.
şu andaki yaşam koşullarımızın korkutucu bilinmeyenlerle dolu travmatik özellikleri olduğunu anlamamız gerekiyor. pozitife eğilimli olduğumuz halde bu kadar negatifliğe maruz kaldığımız için hepimiz ruhen gerçekten kasvetli, rahatsız bir durumdayız. hatta hastalığımızı sürekli narkoz alarak sürdürüyoruz. bizi gerçekte ilgilendirmeyen şeylerle vaktimizin büyük bölümünü geçirip (geçirmek zorunda kalıp) asıl anlamamız, öğrenmemiz, çözümlememiz gereken şeylerden sürekli uzak kalıyoruz, tutuluyoruz. bunun farkına bile varmakta çok zorlanıyoruz.
bu hayatın normal olmadığını itiraf etmemiz gerek. sağlıklı bir durumda olmadığımızı itiraf etmemiz gerek. çünkü bu gerçek. çünkü şimdi ve buradaki hakikatimizin en önemli yönlerinden biri bu. ancak gerçek yoluyla özgürleşebiliriz. bir takım güçler gerçeğin yolunu korkutucu karanlıklarla gölgeliyor diye o yolu sürmezsek, sonunda çok daha karanlık kavşaklardan geçmek zorunda kalabiliriz.
5. yoğunlukta olduğunu varsaydığım üst benliğimiz açısından 3. yoğunluktaki bu deneyimlerimiz belki bir rüyadan ibaret. ama bu rüyanın, rüyanın içindeki bizler için son derece gerçek olduğunu ve ona sürekli rüya muamelesi yapamayacağımız ortada. evet ölüyoruz, ama sonra dönüyoruz! bu hayatın gerçekleriyle yüzleşmemiz gerekiyor. ve bu yüzleşme sırasında elbette varlığın sonsuz gerçeklerinden güç, moral ve destek almakta hiçbir sakınca yok!
aldığımız sevgi ve türevi olan ilhamları, içine girip kendimizi mevcut hayat gerçeklerimizden saklamak için değil, o hayat gerçekleriyle yüzleşmek için kullanmamız gerekiyor. ama o gerçeklerin ne kadar farkındayız? yüzleşmeye ne kadar hazırız?
durup etrafınıza ve kendinize bakın, hatırlayın, düşünün ve tanımlayın. iyi mi, değil mi? |
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 05/07/2008 : 20:55:54
|
herkese merhabalar, forum biraz canlanmış, ben de bir çok kişi hasat edildi, meydan biz yenilere kaldı sanıyordum, sevindim şimdi : ) sevgili bozadi, ben gerçeği bildiğimizi, gördüğümüzü düşünüyorum ;yani herkesin ve herşeyin kendi bilinçlilik seviyesine göre tam da kendi gerçeğini bildiğini düşünüyorum. Birden fazla gerçeklik vardır ve herkes kendi gerçekliğini yaratır anlamında söylemiyorum bunu. Gerçeğin devasal, kilometrelerce kare büyüklükte bir harita oldugunu düşübelim sembolik olarak,buna ne kadar yukarıdan bakabiliyorsak gerçeğimiz odur diye düşünüyorum. Çok kabataslak bir örnek olacak ama bir kedim var. Şimdi; ola ki öyle bir cihaz icat etmiş olayım, bir tür regülatör, şekerin başına bir şeyler bağlayayım, sonra kablolar vs ve kendimce tüm bildigim gerçekleri, varoluşu, Dünya da olan biteni ona aktarayım, sanırım yine de bu kedim için gerçek olmazdı ya da kedimin in gerçeği olmazdı, olamazdı. Söyledigim gibi kaba bir örnek ama ne düşündüğümü anlatabildigimi umuyorum. Tabii ki akla hemen bir kaç önemli soru ya da karşı önerme geliyor. Örneğin negatif güçler tarafından gerçeğin çarpıtılması ve ilüzyon yaratılması. Öyleyse tamamen doğru bir haritadan bahsedebilir miyiz ? Elbette hayır ama yükseldikçe gerçeği algılayışımız artar ve bu ilüzyonlar gerçeğimiz olmaktan çıkar. Kanal bilgilerine gelince; gerçekten, görüp, yaşayarak bilmekle yüreğin bir yerinde inanmak arasında fark var tabii ki. Her ne kadar bu kanal bilgileri bizler için bir anlamda tabiri caizse teorik bilgiler teşkil etseler de, sevgili oe ye katılıyorum (hoşbuldum bu arada) yani kendi içimizde, yüreğimizde, zihnimizde, bilinçliliğimizde bulgulaya geldigimiz gerçeklerle parçalar halinde örtüşmeye başlıyorlar ve o zaman daha fazla anlam kazanıyorlar. Doğru olmalarına rağmen henüz bilinç seviyemiz sebebiyle teorik bilgi olarak kalacak parçalar da zaman içerisinde bu şekilde kendi gerçekliğimize yüzde yüz demirleyeceklerdir diye düşünüyorum. Uyandırma çanından çok daha çok uyandırma katalizörleri gibi. Gerçeğin ne olup ne olmadığı, içinde yaşadıgımız realite, abanan negatiflikler karşısında pozitif kalma direnci vb. gibi konularda yaşadıgın gel-gitleri, sorgulamaları anlıyorum, çünkü ben de böyleyim ve sanırım (ahkam kesmek istemem ama) bir çok kişi böyle. Bu yüzden buraya birşey yazarken de bir kaç kez daha süzgecimden geçirmeye çalışıyorum; gerçekten “içimde” böyle mi biliyorum diye. Ama başıma gelen hoş bir olayı aktarayım. Buraya üye olmadan önceydi, sanırım 1-1.5 ay kadar önce. Başıma gelen ciddi anlamda bir kaç negatif durum sonrası kendi başıma geçirdiğim arka arkaya 5-6 gün. Ama huzurlu ve sakindim. Çok fazla okuyor ve düşünüyordum (üye olmadan buraya girip senin çevirdigin kasyopya celseleri de dahil olmak üzere) İki gece üst üste saat 3-4 arasında bir şeylerin etkisinde uyandım. Bahsetmeme gerek yok, farklı bir uyanıştı. Yalnız olmadıgımı düşünüyordum ama tabii bu psikolojik etkilenme de olabilir diye düşündüm, hala da öyle bir ihtimali düşünüyorum kuvvetle (belki de degildir). Ama her iki gecenin sabahında neden üzerine gitmedim, uykuya daldım yeniden diye hayıflandım biraz ve üçüncü gece yatarken ne olursa olsun gerçekten “uyanmaya” niyetlenerek yattım ve bana gerçege ilişkin bir im gösterilmesi için dilekte bulundum. O gece , sanırım yine aynı saatlerde uyandım, bu kez ilginç bir şey oldu (ya da ilginç degildir) ve içimdeki bir ses gidip yazılar karaladıgım mavi deftere bakmamı söyledi. Bu kez rüya-uyku halini yenip üşenmeden kalktım ve deftere gittim -1-2 haftadır elime almamıştım – açtım , ve gözüme hemen ne zaman yazdıgımı hatılamadıgım (sonradan hatırladım 1 hafta kadar önce biraz da içkili oldugum bir akşam not düşmüştüm ama unutmuştum) bir not çakıldı , hatta parlıyordu (sembolik anlamda söylüyorum ama onun kastedildigini ya da belki de kendime bilinçaltımda onu işaret ettigimi biliyordum). Yazmış oldugum şuydu :”Zamanın içinde bir balık yaşadı, o balık yüzmeyi öğrenmedi, sadece unutmuş oldugunu hatırladı.” Öyle olağan üstü bir akıştan filan bahsetmiyorum zaten yazı yazarım çok sık ve buda edebi bir not zaten ama bana işaret edilmesi (ya da kendime işaret etmem) önemliydi. Sanırım gittikçe unutmuş olduklarımızı hatırlıyoruz, bunların illa da, paranormal ya da anlamakta güçlük çekecegimiz gerçeklikler olması gerekmiyor. Duru sevgi de bunlardan biri, yani unutup hatırlamaya başladıklarımızdan. Son olarak negatifliklerin ve bu yönde saldırıların artması ile ilgili nacizane varsayımım : belki de yükseldikçe ve gerçeğin haritasının daha büyük bir kısmını bilmeye eriştikçe ya yerçekimi artıyor (aslında sabittir ama) ve zorluklar yaratıyor veya aynı zaman da bulundugumuz ortamın yapısı yoğunlaşıyor ve sürtünme kuvvetleri artıp canımızı yakıyor ama eminim pürüzsüz yüzeylere sahip oldukça bu daha az etkieleyecek bizleri. sevgilerle
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 00:26:24
|
Selamlar,sevgiler... Öncelikle foruma yeni üye olanlara ''hoşgeldiniz'' demediğimi farkettiğimden dolayı,HOŞGELDİNİZ demek istiyorum.Güncel olan konularla ilgili düşüncelerimi açıklamak istiyorum.Öncelikle Kanal bilgilerini bir tarafa bırakmak üzerine düşününce, dinlerin de birer Kanal bilgileri olduğunu anladım, daha sonra aklıma dinlerin hakim olmadığı alan olarak veya nisbeten etkilenmemiş alan olarak bilim alemi olduğunu düşünüyorum.Tarihte bilimadamları birçok engellerle karşılaşmalarına rağmen, işin içinde (para/kar/güç) gören girişimcilerin ve kralların,yöneticilerin hoşgörüleri(!) ile bilimadamları, kontrollü olarak serbestçe çalışmalarını yapmışlar, ancak çıkan sonuçların kullanımı ve kontrolü bu yöneticilerin ellerinde kalmışlardır.Nicola Tesla,A.Einstein,Galilei,Edison vb kişilerin hayatların da bunu görebiliriz.Bilgi bizi özgürleştirir mi?Önce şunu incelemek gerekir, bilgiyi kullanarak insanlar köleleştiriliyorlar mı?Bilgi insanlardan uzak tutuluyor mu?...Kanal bilgilerine birkaç yıl önce tanışmış bir insan olarak hep bilimsel penceren bakmış biriydim.Eski sümer tabletlerini sadece/sadece bilimsel bir metodla inceleyen Sitchin, MÖ yıllarda güneş sistemini,güneş merkezde olmak üzere ve bazı gezegenlerin yetmişli yıllarda keşfinide(!) gözönüne alırsak, sümerlerin sistemi bildiklerini ispatlamıştır.Hem de bilimsel yollardan,delilleriyle..Daha sonra Galilei bin yıldan fazla bir zaman sonra; güneşin merkezde olduğu sistemi kabul eden Kopernik ekolünü benimseyen yayınları nedeniyle, kilise tarafından cezalandırılmıştır...Şöyle düşünelim bin yıl içinde ne oldu da bilinen şeyler,kavramlar; bilinmez olmuştular ve yeniden keşfi gerekecekti.Üzerin de düşünmeye değer bence...Mısır piramitlerinin birisinde, üzeri kapatılarak gizlenen resimler ise ilginçtir:Bir helikopter,bir uçak resmi ve denizaltı resmi...Bunların ne olduğunu beş yaşındaki bir çocuk bile anlayabilir netlikte resimler.Neden bbunların üzerleri örtülmüştü acaba?...Güney amerikada bir kolleksiyoncunun satın alarak batıya getirdiği ica taşlarının üzerinde ise (sezaryen ameliyatı) resmedilmişti, ve daha fazlası da....Daha bir sürü olay,bilimsel delil....Ben hep şunu sordum :Neden bin yıl sonra bunlar yeniden keşfedilmek zorundaydı?Kim bunları saklamıştı ve neden?...Hep bir şeyler saklanıyordu... Bilgisayarımın arka planında bir kaçgündür bir resim var:Spiral çizen samanyolu gökadasının resmi.İkiyüz ila ikiyüzelli milyar yıldızdan oluşuyor ve merkezden bayağı dışarıda ise bizim güneşimiz toz tanesi kadar küçük gözüküyor.Ne anlamı var diyeceksiniz, olaya geniş bakacağız ya onun için anlamlı ve bu galaksilerden de milyonlarcası var,buna bilim var diyor ve resmini çekebiliyorlar.Dünya haricinde olanları hiçbir fonksiyonu yok mudur diyeceğiz...Sonuç olarak ,bilgi özgürlüktür,kölelikten kurtuluştur diye düşünüyorum yaksa bilgiler, güç sahipleri tarfından saklanmazlardı veya neden bilgiler insanlardan saklanırlar? |
Edited by - on |
 |
|
|
livand
Akik
 
Turkey
21 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 01:15:28
|
Merhabalar ,
Bir süre önce kanal bilgileri ile işaret edilen yeri değil gösteren parmağa odaklandığımı farkettim,çok uzun süre bu bilgilerle yaşadım ama bir an geliyor ki bu bilgilerde yeterli gelmiyor.Tamam bilgiler doğru ama GERÇEK ne diye sormaya başlıyorsun.Ve gerçekler olduğunu öğreniyorsun herkesin kendi gerçeği algısı ölçüsünde.Algı arttıkça gerçeklerde değişiyor.
Bir kanal bilgisinde (adlar konusunda çok zayıfım)süzgeç gibisiniz aldığınız enerjiyi kendinize hiç saklamıyor hepsini harcıyorsunuz gibi bir bilgi vardı bu bende çok kalıcı bir açılım yaptı ve o günden sonra gereksiz hiç bir enerji sarfiyatı yapmamaya çalıştım,gereksiz olanları ayıkladım dışa yönelik enerji harcamamı asgari düzeyde tuttum bu da bana içe dönüşü getirdi ve yüzleşme başladı.Bu konuda ulaşabildiğim tüm yayınları okudum uygulayabileceklerimi uyguladım.
Tabiki sistemin teknik yönü de var evrensel kuralları da var henüz kendimle uğraşmaktan bu yönü araştıramadım ama temizlenecek çok şeyim var temizliği bitirdikten sonra sıra ona gelecek,bu gidişle zor biter görünüyor bu temizlik.
Bence gerçek çok basit ama onu unutmak için çok kalın perdeler çekmişiz önüne bize gelen ışık o yüzden çok loş hatta kırıntı şeklinde önce perdelerin farkına varalım ve onları açalım.Açtıkça ışığa/gerçeğe biraz daha yakınlaşırız gibi geliyor bana.
Sevgiyle
|
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 02:20:29
|
Tüm can dostlara merhaba, Ne harika bir paylaşım var bugün.Herkesin sevgi ve ışığı birbirine yansıyor ve herbirimizde saklı gerçeklik bir diğerimizinkiyle bütünleşiyor ve de zihnimiz-yüreğimiz gerçeğe yelken açıyor.Puzzle örneğini verecekken sevgili dostumuz oe bu örneği çoktan vermiş çok güzel.Madem öyle bende bir kitap örneğiyle destekleyeyim istedim gerçekliği.Hepimiz farklı seslerden varolmuş harfleriz.Ve harfler bir araya gelerek heceleri,heceler kelimeleri,kelimeler cümleleri,cümleler paragrafları, paragraflar bölümleri,bölümler bir bütün olarak gerçekliğin kitabını meydana getiriyor.İşte o kitabı bütün varoluş birlikte yazıyoruz ne güzel:) Ayrıca herbir oluşum meydana gelirken tamamlayıcı unsurları sevgi,bilgi, saygı,bilinç,cesaret,özgürlük vs. duyguların hepsini içinde barındırıyor. bunlardan biri eksik olsa örneğin sevgi olmadan bilgiyle yol almak doğru tavrın yıkıcı uygulanmasına, bilgi olmadan sevgiyle yol almak uygulanması gereken doğru tavrın gecikmesine yol açıyor ve her ikisindede sonuçlar negatif eğilimimiz olarak ortaya çıkıyor.Sonuçta negatif yada pozitif eğilimlerimiz sevgi ve bilginin yeterliliğiyle ilintili.Bir gerçeğe ulaştığımı nötür olduğumda anlıyorum.Bu nötürlükte yargı, huzursuzluk, kızgınlık,nefret,acıma vs. gibi egosal duygular yok.Kendimi tepkisiz hissediyorum.Öyleki başkasını kızdırack hakaretler bana bu gün söylenmesine rağmen üzerime almadığım gibi negatif duygular uyandırmadı.Ve net kararlar almakta zorlanmadım, aldığım kararda beni hiç bir şekilde rahatsız etmedi.Anladım ki tek mutlak gerçeği oluşturan pekçok parçalardan birinin gerçekliğine ulaştım.Aksi takdirde gerçeğe ulaşmamış olmak bana acı verirdi ve negatif duygularla hareket ediyor olurdum. Kalbime,zihnime,vijdanıma tekrar tekrar sordum cevap nötürdü.Ne nefret vardı ne sevgi.Üstelik karşımdakinin negatif niyetine rağmen kendimi savunmamış ve enerjimi boşa harcamamış oldum.Hepinize tekrar teşekkürler dostlar....... |
Edited by - on |
 |
|
|
budala
Kehribar
  
62 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 03:04:44
|
Selamlar; Hoşgeldin gregorsamsa,
Sevgili Bozadi;her yazıyı çekinerek yazıyorum, senin bana erdiğin cevaplar beni daha da cesaretlendiriyo. Beni biraz daha yüreklendirirsen susamıycam ona göre:) Kanal bilgilerinden bir ara bıkkınlık gelmişti. Ayıklaya ayıklaya içinden ya bi kaç cümle ya da bi kaç kelime cımbızlayıp, bilgi edindim deyip havalara uçuyodum. Işık, Sevgi, Enerji, Işıkişçileri, Sevgililer, Üstatlar, Geçtik, Yükseldik, Uçtuk, Kaçtık vs. yi o kanal bilgisinden çıkardığımızda pek bişey kalmıyo. Sevgili Tiversonus dinlerinde kanal bilgisi olduğunu söylüyo, evet öledir demek bana düşmez ama katılıyorum. Cebrail'in kanalını Üstat Bedri Ruhselman ve Grubu Mustafa Molla olarak adlandırıyor. Bülent Çorak'ta aynı şekilde kendisine yazdırılan kanal kitabını olan Bilgi Kitabını aynı kanalla yazdırıldığını söylüyo.
Kısıtlı şartlarda ve illüzyonlar deryasında ne kadar gerçekliğe sahip olabiliriz. Bunu sürekli düşünüyorum. BH./pozitif yolunu seçen varlıklar acıyla evrimi tabi tutuluyor ve ruhsal varlıklar hem kendilerine hem de etraflarına zarar verebiliyorlar. Geçen hafta Gabriel(Cebrail) filmini serettim ve orda Başmeleklerin bile insan formuna büründüklerinde ne hale düşebilceklerini gördüm.(İzlemeyen varsa tavsiye ederim). Bizlere tüm kanallıklar dengede kalın, korkularınızı yenin, bizler sizi koruyoruz diyorlar ama bu bilgisayar başındaki operatörün(ister yüksek benlik deyin ister yüksek boyutlardan herhani bir rehber) Mario'yu ben seni koruyorum demesi kadar saçma. Benim isteğim dışında çukura düşmeme sebep olacak, onun isteğine bağlı olarak beni kurtaracak. Biz de burda farkınavarma, gerçeği bulma, yükselme gibi daha pekçok şey için çırpınıp durcaz. Biriyle hal hatır sorma durumunda bile 'iyiyim çok şükür' demeye korkar hale geldim. Ne zaman böle desem şu meşhur Çekim Yasası devreye giriyo heralde:), anında bi şokla, olumsuz bi durumla karşılaşıyorum.
Aklıma gelen bi cümle vardı Bilgi Kitabın'dan; Uçan Kartalları Aşağı çekeriz, Uçamayanları da uçururuz gibi bi cümleydi. Net olarak böle değildi belki ama hatrımda kalan bu. Kendimi bi halt zanlettiğimden değil kabımın dışana çıkmamam gerekiyor diye düşünüyorum her defasında. Evrimin bi sınırı yok ama bu durumlar bazen bünyemi aşırı zorluyo. Derinlemesine düşünmek, meditasyon yapmak, müzikten haz duymak benim için geçmişte kaldı, nefes almaya bile korkar hale geldim. Her ne kadar illüzyon olduğunu bilsemde korkabiliyorum, canım acıyabiliyor; belkide Yaradanın isyankar kuluyumdur.:) The Group'un bi celsesinden aklımda kalan şuydu; Salonun başındaki birinin kulağana söylenen bi cümle salonun sonunda kulaktan kulağa ulaştığında tamamen farklı bir cümleyle karşılaşılabileceğini belirtiyor. İnsandır beşer şaşar diyebiliriz fakat kanal bilgilerinin verildiği ortam daha güvensiz bence. Çünkü Negatif varlıkların tesir alanında bilgi alışı gerçekleştiriliyor ve kanallık olarak seçilen insanın da bilgi ve blinç seviyesinin önemide vurgulanıyor. İş yine insana düşüyor. E tabi armut piş azıma düş yok ama bu kadarı da fazla karmaşık bence. Ya bana zor geliyor ya da kolay yollar var ben bulamıyorum.
Dikkatinizi çektimi bilmem ama çoğu kanal kapanıyor artık, Mesela Türkiye'den *Ceylan Kanalı, *Onlar'dan(pek emin değilim kapandığına ama 5. Kitpata Aton, Orgon, Alyon, Alton, ve Amon Ra'nın son mesajları yayınlandı) Dünyadan *Lord Kuthumi, (2009'da kanallığına son vereceğini açıklamıştı) *Kasyopya Celselerinde de böyle bi durum vardı, *Diğer pek çok kanalda 2007'den sonra pek mesaj yayınlamadı. Yayınlıyorlar fakat biz ulaşamıyoruz belkide.
Bi de Kehanetler, Kıyamet Alametleri, 2012, Foton Kuşağı, Küresel felaketler, Dünya Savaşı Senaryoları, Schuman Rezonansı, 3B den 5B ye geçiş vs. Bu konuların takipçisim ve zaman konusunda beklenilmedik bi anda olması geriyor bazı olayların bence, İllaki tüm bu olayların 2012'de olabilme ihtimali bana hiç mantıklı gelmio. 2012 baz alarak, tüm kanal bilgilerini, din kitaplarını, komplo teorilerini bir araya toplayıp bi sentez yaptığımda, geri sayımın başladığını varsayarak önümüzdeki günlerde daha belirgin durumlar yaşayabileceğimizi, yıl ay değil gün sayıyor olacağımızı bekliyorum.Gün saymaya başladım bile:)Sizleride beklerim. Bi olasılık da tüm bunların olmama ihimali, vay halime ve benim gibi düşünen varsa vay halimize. Hakkımızda hayırlısı, umarım beklediğim gibi gerçekleşirse, bugüne kadar edindiğimiz bilgiler bizi yanıltmazsa TAM SÜPER OLACAK!!!:))) Saygılar Sevgiler.
|
Edited by - on |
 |
|
|
budala
Kehribar
  
62 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 03:14:36
|
Allah dedim okurken Sevgili zer-zivi. İmrendim Vallahi. Gecemizi Aydınlattınız. Bu ne güzellik, duruluk ve nicesi.. Tek solukta okudum ve içim rahatladı. Gönülden şükranlarımı sunar ve her daim böyle olmanızı diler, bu yoldaki her varlığın böyle olabilmesini yürekten arzularım.
|
Edited by - on |
 |
|
|
elek
Kehribar
  
62 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 12:15:42
|
| - |
Edited by - elek on 06/07/2008 12:29:37 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 13:45:50
|
sevgili gregorsamsa, gerçeği bildiğimizi, gördüğümüzü, herkesin kendi gerçeğini bildiğini ifade ettin. ve birden fazla gerçeklik olduğunu.
gerçeklik tek boyutlu değil elbette. ama gerçeğin tüm boyutları ve yönleri arasında uyumlu bir bağlantı var. gerçeğin en temel niteliklerinden biri, ne kadar büyürse büyüsün kendi içinde çelişmemesidir. çelişki, gözleyenin kendi sınırlamalarından ve algılarından kaynaklanır. çok boyutlu olduğu için gerçeği etkili bir şekilde kavramaya kalkışamayacağımızı düşünmek veya herkesin sadece kendi gerçekliğiyle ilgilenmesi gerektiğini düşünmek bana çekici gelmiyor.
4. yoğunluk bireysel gerçeklikten ziyade, grupsal-kitlesel gerçeklik algısı ve deneyimiyle ilgili.
dünya tarihinin son dönemlerinde insanların ortak bir bilinçte buluşmak, haklarını korumak için kurageldiği çeşitli türde, ölçekte ve nitelikteki dayanışma örgütlerinin 4. yoğunluğun artan etkisiyle yakından ilgisi vardır. mevcut durumumuzda bireysellik üzerinden gelişim senaryolarına yönelmek, geri adım atmak gibi birşey.
herkes var olmaktan doğan hakları sezebilir. önemli olan o hakları kullanabilmemizdir. ve negatif güçler, o haklarımızın farkındalığına ve etkin kullanımına yönelmememiz, sorgulayıp özgürleşmememiz için çok büyük bir çaba harcıyor ve epeyce de başarılılar. tüm gününüzü gözden geçirin. gününüzün ve dolayısıyla hayatınızın ne kadarı "gerçekten" sizin kontrolünüzde? anlıyor musunuz? nasıl bir hapishanede olduğumuzu anlıyor musunuz? elbette bu gerçeği de büyük oranda kendimiz yaratıyoruz. daha doğrusu bizim adımıza yaratılan gerçekliğe "çeşitli nedenlerle" boyun eğiyoruz.
bize dayatılan negatiflikler 4. yoğunluk kökenli olduğu için, 3. yoğunluk yöntemleriyle, yani bireysellik temelli yöntemlerle buna karşı kendimizi koruyamayız. elbette meditasyon ve diğer her türlü pozitiflik aracı ile birey kendini yükseltmelidir ama "hayat" dediğimiz ortamda "uygulamalı" olarak varoluşsal haklarınızın bilincine iyice varıp bunları kullanabilmeniz için bireysellik kesinlikle çok etkisiz ve edilgen kalır. zaten pozitiflik denen yol, bireysel değil, her zaman grupsal ve kitlesele dönüktür. örgütlenme ve dayanışma esastır. herhangi bir siyasi görüşü ve hatta siyasetin kendisini kastederek söylemiyorum bunu. her türlüsü ve her anlamda olanı. tüm yaşamı kastediyorum. bu bakımdan aile kurumunun anlamı ve önemi büyük. ama hapishane koşulları nedeniyle o da çok pasif ve ezik kalıyor.
bu durumu kaldırılamaz bir karamsarlık olarak algılamak elbette hiçbir fayda getirmez. bunu hayatımızın bir gerçeği, bir ders, bir yolculuk, bir macera ve keyif ve hatta coşku sebebi olarak görmek gerekir. bunu yapmak için 4. yoğunluk kh varlıklarıyla savaşmak da gerekmiyor. ama savaşılması gereken birşey var: yalanlar, uyutmalar, uyumalar, dezenformasyon, gerçekle yüzleşmenin sürekli ertelenmesi...
olan biten herşeyi açıklayan bu sade ve "gerçek" tabloyu ve o tablo içindeki yerimiz konusunda bilinç oluşturmak, o bilinci muhafaza etmek, arttırmak için dayanışmaya ihtiyacımız var.
tüm katılımcı ve üyelere saygılar. |
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 17:52:14
|
sevgili bozadi, yanlış anlaşılmışım sanırım. Aslında yanlış anlaşılma ihtimaline karşın "Birden fazla gerçeklik vardır ve herkes kendi gerçekliğini yaratır anlamında söylemiyorum bunu" gibi bir cümleyi özellikle eklemiştim ama gözden kaçmış sanırım.
Algı ve bilinçliliğimiz geliştikçe gerçeğin daha fazlasını bilmeye başlarız ve dolayısıyla aslında orada olan gerçek bizim için daha fazla görünmeye başlar ya da gelişir dolayısıyla gerçekliğimiz şekil degiştirir, ya da daha doğrusu gelişir anlamında söylemiştim. Sadece ona götüren yolculaklarımız benzerlikler içerse de farklı olabilir ki bu da sadece kendimiz yoluyla degil başkaları yoluyla da öğrenmek (ve gerçeği öğrenmeyi pekiştirmek) faydalı ve mantıklı. Kanımca buradaki paylaşımlar da bu açıdan önemli örneğin.
Bu anlamda söyledigine yüzde yüz katılıyorum; bireysel gerçeklik arayışları bir yere kadar "bilgi" ve "sevgi" yolunda ivmelendirme saglasa da kitlesel paylaşım ve edimlerin bir noktadan sonra şaşırtıcı bir şekilde bu ivmeyi artıracağını düşünüyorum. Ve ben bunu kendi adıma bunu keşfettikçe şaşırtıcı bir şekilde heyecan verici buluyorum durumu. Zaten sanırım en iyi öğrenme yolu bildigini etkileşimli bir şekilde paylaşmak. not: kendi adıma, hoşgeldin dileklerini (sözlü ya da içinden ) paylaşan tüm dostlara teşekkürler. |
Edited by - on |
 |
|
|
masterphidias
Kehribar
  
Turkey
36 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 18:43:50
|
Gregorsamsa demiş ki:
quote: Originally posted by gregorsamsa
sevgili bozadi, yanlış anlaşılmışım sanırım. Aslında yanlış anlaşılma ihtimaline karşın "Birden fazla gerçeklik vardır ve herkes kendi gerçekliğini yaratır anlamında söylemiyorum bunu" gibi bir cümleyi özellikle eklemiştim ama gözden kaçmış sanırım.
Merhaba Gregorsamsa,yukarıdaki cümlende "söylemiyorum" dediğin şeyi söylemiş olsaydın tam da bu anlamda gerçeğe parmak basmış olacaktın diye düşünüyorum.Çünkü özellikle Ramtha'nın müthiş bir biçimde açıkladığı üzere bu gezegen herkesin kendi gerçekliğini yaratıp içinde yeraldığı bir oyun alanıdır.insan bedenindeki bilinçsiz Tanrılar bilinçaltlarıyla kendi gerçekliklerini yaratırlar ve aynı hislere/bakış açılarına/düşüncelere sahip olanlar aynı gerçeklik sahnesini paylaşırlar.Evet birden fazla gerçeklik vardır,daha doğrusu varolan insan sayısı kadar gerçeklik vardır ve bunlar dünya denilen platformda yaşanırlar.Burası müthiş bir varoluş alanı ve bizler olağanüstü zamanlarda yaşıyoruz ama genelde illuzyonun yoğunluğundan bu muhteşemliği farkedemiyoruz.
Bu noktada gezegende özneye göre bakıldığında iki esas durumun varolduğunu hemen söyleyebiliriz:
1.Her insan şu anda her zaman olduğundan çok daha fazla özgürleşme ve kendi istediklerini tezahür ettirerek dünyada cennette yaşama hakkına ve imkanına sahiptir ve bu tüm tarihte olmadığı kadar büyük dalgalarla gelen dış dünya yardımlarıyla daha da güçlü ve hızlı bir biçimde olabilmektedir.Bu anlamda kişinin kendi Tanrılığını gerçekleştirmesi olasılığı son derece güçlüdür.
2.Yukarıdaki durumla bağlantılı olarak,dünya üzerinde insanın kendi tanrılığını görmesini engelleyen ve onu köleleştirerek esir alan negatif güçlerin planına karşı insana yardım eden Büyük Beyaz Kardeşlik'in uyguladığı plan son aşamasına doğru yürümektedir.Bu noktada bir insanın kendi iç ışığını yakarak gezegen üstüne Tanrısal enerjisini yayması ve üst alemlerin enerjilerini bir güç kablosu gibi gezegene çekerek topraklaması bu noktada yapılabilecek en muhteşem görevlerden biridir.Bu muhteşem olayın doruğu elbette insanın Yaradan'dan bir parça olduğunu bilmesi daha doğrusu "Tanrı Benim" bilincine ulaşması yani Yaradan'la dolup taşmasıdır.Böylece gezegen saf Tanrı ışığı ve sevgisiyle dolacağından negatif güçler için burada bir sofra kurulu olmaktan çıkacaktır.
Kryon'un ve büyük üstatların sıklıkla belirttikleri gibi,artık kritik dönem geride kalmış bulunuyor,gezegendeki savaşı ışık kazandı.Şimdi geride mümkün olduğunca kimse bırakılmamaya çalışılıyor. |
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 19:23:16
|
merhaba masterphidias, şimdi ortada bir ateş olsa ve hepimiz elimizi bu ateşe soksak, hepimizin canı yanacaktır ver tabii her birimizin o acıyı nasıl duyumsadğını ya da herhangi bir diger kişinin acıyı kendimiz gibi hissedip hissetmediğini bilemeyiz ama yine de ortak bir gerçeği paylaşırız diye düşünüyorum : o da elimizin yanmış olduğu ve hücerelerimizin biyokimyasal bir değişiklik geçirdiği. Kastettiğim ve düşündüğüm tastamam buydu. Tabii ki bu negatif bir örnek oldu, pozitif versiyonları da aynı şeye işaret eder.
|
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 19:44:01
|
sevgili gregorsamsa, son mesajımı sanki senin ilgili mesajındaki tüm görüşlerine cephe açmış bir havadaki bir girişle yazdım. kötü bir fırsatçılık yaptım. özür diliyorum. zaman zaman bu tür durumlar yaşayabilmemizin mümkün olduğunu hatırla. bunları sakın fazla ciddiye alma. ortak bir realiteyi deneyimliyoruz, aynıyız. zaman zaman hebirimizin içine çekildiği doğruluk-yanlışlık, haklılık-haksızlık kavramları, "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" gerçeğini aşamaz. her zaman bunun rahatlığı ve güveni içinde olalım.
şu andaki sorgulamamın ürettiği farkındalık potansiyeli nedeniyle "gerçeğimizi bildiğimiz, gördüğümüz" düşüncesini eleştirmeye çok eğilimliyim.
elbette gerçek çok boyutlu, çok yönlü. pek çok zorlu tartışmalarımızın nedeni farklı gerçeklik boyutları veya yönlerinden bahsediyor oluşumuz olabilir. ama neticede gerçeğin farklı boyutları ve yanları da birbiriyle çelişmez bana göre.
örneğin ben bir yandan hepimizin tanrının bir parçası olduğunu, asli varlığımızın sonsuz olduğunu ve hiçbir tehdit veya tehlike altında olmadığını, birliğin, bütünlüğün, buna dair sevginin, sevincin, bilincin en temel ve sonsuz gerçek olduğunu da savunurum, kendi gerçekliğimizi kendimiz yarattığımızı da, ama şu anda 3. yoğunluk kh'de bulunduğumuzu ve binlerce yıldır 4. yoğunluk kh varlıkları tarafından tasarlanmış bir dünya hayatı içinde çoğu zaman bilinçsiz, uyku halinde, bir sömürü ve esaret döngüsünde dersler almakta olduğumuzu da savunurum. bu ve diğer realitelerden sadece tek biri üzerinde odaklanılmaması gerektiğini de savunuyorum.
tüm bunları bütünleştirmemiz gerekiyor sanırım.
yaşam deneyimlerimiz üzerindeki güçlü belirleyiciliği olan negatif koşullardan kurtulmak için negatifi görmemek, duymamak, söylememek gerektiği düşüncesini gerçekten "tehlikeli" buluyorum. iç dünyada yaşanan pozitif uyanıştan güç alarak, onun verdiği moral ve cesaretle negatifin tespiti ve yaşam koşullarımızdan defi sağlanmalı. korku ve endişe içinde olunan durumlarda elbette negatifin derinliklerinin sorgulanması veya incelenmesi elverişli olmayabilir.
ama 3. yoğunluktaki deneyimlerimizdeki belirgin negatifliğin ele alınmasını "korku ve endişe verici" olarak gördüğümüz sürece, korku ve endişelerimizle yüzleşmeyi erteleyecek ve giderek zorlaştıracağız demektir. bu da pek pozitif bir tutum olmaz.
sevgili gregorsamsa, mesajdaki yorum ve eleştirilerim kesinlikle şahsına yönelik değildir, bu konuda anlaşalım. sadece herhangi bir tartışmayı bahane edip genel görüşlerimi ifade ediyorum.
herkese selam ve saygılar. |
Edited by - bozadi on 06/07/2008 19:45:34 |
 |
|
|
masterphidias
Kehribar
  
Turkey
36 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 20:34:54
|
Üstat Gregorsamsa,
Ateş örneğini vermenizdeki sebebi net olarak algılayamadıysam da az önceki mesajımda ne demek istediğimi biraz daha açmama izin verin lütfen.Demek istiyorum ki bir inancın yarattığı sonuçlar bir gerçeklik olarak algılanır ve feedbacklerle yaratılmaya devam ettikçe daha da pekiştirilir.Bu duruma inananların sayısının miktarı önemli değildir.Şu andaki genel geçer ideoloji ateşin insanı yaktığına inananların çokluğu nedeniyle yaygındır ve kendi gerçeğini yaratır.Oysa tek bir insanın ateşte yanmaması bile karşı tezi doğurur ve bu kez ortaya sadece sayısal bir karşılaştırma durumu çıkar.Yani ateşte yananların sayısı çok ama yanmayanların sayısı azdır.NLP eğitimlerinde ve Afrikada akkor halindeki kömürlerin üstünde yürüyenlerin durumu önemle incelenmesi gereken birşeydir.Ateş bu insanları yakmamaktadır.Hipnoz edilen insanların avucuna konulan buz kişiye ateş olarak tanıtılırsa buzun olduğu yer yanıp kabarmakta,sigara söndürülen yer ise buz olarak tanıtıldığında hiç birşey olmamaktadır.Birçok örnek verilebilir,ben hala bilinçte ve bilinçaltında ateşin yaktığına inanan çoğunluktan olduğum için yanmam kaçınılmazdır.Fakat benim de çoğunluğa dahil olmam varlığı başka biçimde algılayarak dünyalarını değiştirmiş olanları görmemizi engellememelidir.Ateş onları yakmıyorsa sebebine bakmamız lazım değil midir? sonuç olarak şuna bir kez daha işaret etmek isterim,evet ateşin yanma ve yanmama olasılığı olan bir varoluş imkanı vardır (dünya) ama ateşin yakıp yakmaması algıya bağlıdır. |
Edited by - on |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 22:06:20
|
Herkese selamlar,
Madem herkes Gerçeğe gerçekler diyor biz de öyle diyelim. Aslında bunlar sadece kelimeler ve ifade ettikleri anlamlar önemli. Hatırlıyorum da Laura bir celsede 3. yoğunluk dünyasından sıkıldığını söylüyor, Kasyopyalılar da cevap olarak "3. yoğunluğun sınırlarını, sınırlandırmalarını görmeye başladığınızda 4. yoğunluğa yaklaştınız demektir" diyor. Şimdi ben yukarıdayım siz burda kalın demiyorum ama bu tartışmalar gerçekten bu yoğunluğun yetersizliğini gösteriyor. Tartışan arkadaşlar açısından değil tabii ki, çoğu benden daha fazla yol almış, ama tam olarak anlatma açısından sözcükler yetersiz kalıyor, kavramlar farklı yorumlanıyor. Bence gerçekler olmasının sebebi de bu farklı yorumlamalar. 4. yoğunlukta telepati ile anlaşılacak ve sanırım birinin ne kastetttiğini diğeri anında anlayabilecek.
Gerçekler mevzusuna dönersek denildiği gibi herkesin bir gerçeği var ama bir de Evren'in Gerçeği var. Kasyopyalıların BH'ın doğası hakkında verdiği en önemli ve uygulaması en zor olan nitelik Evren'in Gerçeği'ne saygıdır.Kasyopyalılara göre herkes bu dünyayı Matrix(evet aynen filmdeki gibi) kontrol sisteminin arkasından görür. Bu bakımdan herkesin bilgisi kişiye özgü olur, herkesin ayrı bir gerçeği olur. BH'ın temel özelliği kendi gerçeğini bir kenara atıp evrensel gerçeğe ulaşma kabiliyetidir. Buna kontrol sistemini kırma da denir, laf aramızda simyacıların felsefe taşı da budur(çok mu emin konuştum ne?).
Yani hepimizin bir gerçeği var derken KH olarak yarattığımız bir gerçek var ve hiçbir şeye olduğu gibi bakmıyor,canımızın istediği gibi bakıyoruz. Kasyopyalılar bir ara şöyle demişlerdi: "Savaşı kazanacağız çünkü bunu görüyoruz, biz BH olarak herşeyi görürüz ama KH'lar kendi istediklerini görürler." Zer-zivi'nin anlattığı gibiduygulardan arınmış olarak varlığımızı ve çevremizi gözleyebilirsek gerçeğe ulaşabiliriz.
The Secret ve Çekim yasası benim sevdiğim şeyler değil. Bozadi'nin dediği gibi bir çekim yasası mevcut ama bizim bu an kullandığımız şekliyle Kertenekele hizmetinden başka bir işe yaramıyor. Bu anda bu kadar çok tutulmasını da ben buna bağlıyorum açıkçası. Gezegendeki insanlar KH'ın düşünce tarzına alıştırılıyor bu sayede. Bunu düşündüğüm için çeşitli öğretilere ve kanal bilgilerine biraz mesafeliyim çünkü kendi gerçekliğinizi yaratırsınız sözü başta mükemmel gelse de bence arkasında sinsi bir şeyler taşıyor. Tabii yine bozadi'nin dediği gibi yüksek benlik evrenle uyum içinde çekim yasasını uyguluyor ve dünyada bize gönderiyor. O halde bir BH adayının yapacağı en değerli hizmet akışı bekleyip kendisine gelen her olayı elinden geldiğince-tabii bir de bu konuda bilgisini artırarak- BH nitelikli davranışlarla karşılaması.
Bir de oe_'ye bir şey söylemek istiyorum. Bugüne kadar sevgi mi bilgi mi tartışmalarımız oldu, ben cahilce sözler ettim, o anlayışla cevap verdi. Onun dediği gibi görüşlerimiz çok farklı değil. Ben bilmediğimiz şeyi sevemeyiz düşüncesindeyim hala ama oe_ derse ki "benim yüksek benliğim tüm bunları biliyor, bana sevmek kalıyor" o zaman kim itiraz edebilir ki? oe_'nin öyle yapmadığını bilmeme rağmen bir konuda genel bir uyarı yapmak istiyorum. Eğer sevgi saf bir niyeti içermiyorsa o sevgi tehlikelidir çünkü siz ona kendi gerçekliğinizde sevgi deseniz bile aslında Evrensel sevgi değildir. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 06/07/2008 : 23:10:24
|
Herkese selamlar,sevgiler... Songünlerde kafama takılan bir konuyu paylaşmak istiyorum; çeşitli kanal bilgilerini takip ederken aklıma şu takıldı; özellikle Kasyopya'yı okuduktan sonra,diğer kanallarda negatiflerden ve maniplasyonlardan bahsedilmemesi konusu..Gerçi Ra bilgilerinde negatif saldırıdan bahsediliyordu,ancak çok detaylı değildi,sonra Pleiades bilgileri nde uyarılar vardı,yani negatif tanrılara karşı.Bana bu konu ilginç geliyor ve aklımda defalarca kasyopya celselerindeki şu aktarım geldi:
********************* S: (L) Herhangi bir KH varlıklığının, bizimle doğrudan temas haline olmadığı halde bizde fiziksel veya zihinsel veya duygusal sorunlara neden olma yeteneği var mı? C: Elbette **** S: (L) Bu çok yüksek ses frekanslarındaki ses dalgaları ne yapıyor? C: Beyin dahil olmak üzere bireyin bedenindeki kimyasal dengeleri değiştirebilir. Bu kimyasal dengesizlikler yoluyla sıkıntı yaratılır. **** C: Aynen açıklandığı gibi. Sizin algılayamadığınız bir yöntem daha var. Bunu bu şekilde belirtmek mümkün değil mi? **** S: (L) Şimdi sorumuz şu: Diğer yöntem nedir? C: Sizin için algılanabilir değil. ************************************* Bizim için algılanamaz olanı neden bize (okuyuculara) böylece bildirin demişlerdir.Burada algılanamaz olduğu için üzerinde algılamaya çalışmadım ancak neden bunu bildirdiler diye hala düşünüyorum...Diğer kanalların (çoğunluğunda)neden negatifler yokmuş gibi davranılıyor veya uyarılmıyoruz, herşey toz pembe sunuluyor, birşeyler mi kaçırıyoruz diye şüpheci tarafım hep sorguluyor... Ayrıca halk diliyle sevgi ile bilgi arasında şöyle düşünürüm:Faizci bile sever (parayı) veya çocuğunu v.s ancak Hak adı gibi daha öncedir benim için hak-ölçü faizcide olmaz, veya kh sevebilir (gücü vs.9 ancak yaratılışın gerçeğinden dolayı doğan diğer parçaların hakkını hiç düşünmez...Ra bilgilerinde ki kullanılan sevginin ise evrensel olan olduğunu,yaratılıştan gelen hak olarak sevgi olduğunu düşünüyorum, aslında çokça kullanılan bazı kelimelerin içeriklerinin herkes tarafından farklı algılandığını da hissediyorum örneğin sevginin tanımı genel olarak ortak mı?Sevgi nedir acaba?Basit gibi ama zor cevabı var gibi geliyor bana...
Selamlar, sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 07/07/2008 : 16:21:05
|
Sevgili Dostlarım,
Hasretini çektiğim güzelim yazılarınızı okuyunca eksik olan birşeyler tamamlanır gibi oldu.
Ben de düşüncelerimi paylaşayım istedim. Düşündüm, Yunus'u,Mevlana'yı,Hallac-ıMansur'u,Halil Cibran'ı farklı yapan ne?Genlerindeki özel kod'lar mı,yaşam deneyimlerinin hakedilmiş sonucu mu? Yanıt ne olursa olsun kendilerini bilme yolunda edndikleri yılmaz amacı gözardı edemeyiz.Zamanlarında bizim düşündüğümüz anlamda kanal bilgileri var mı bilemiyorum ama,onları şekillendirecek belli bir kalıba sokacak inanç sistemleri ve kişiler fazlasıyla vardı.Ama onlar gerçek ya da değil,ordan burdan bilgileri özümleyerek bildiğimiz hallerine geldiler. Bizler de bilgi ve buna bağlı olarak çeşitli etkiler altındayız.Ama bana göre kendini bilme yolunda edindiğimiz deneyim tortusunu kazanmamız için çeşitli bilgilerin öğrenilmesi,değerlendirilmesi ve unutulması gerekiyordu.Bu nedenle her kaynağı ve platformu önemsiyor ve teşekkür ediyorum.Hatta belli bir oranda negatif etkileri bile.Popomla kalbimi gerçek anlamda nasıl farklı görürüm. Ayağımın başparmağını zihinsel olarak kaşımak benim için bir gerçeklik,ama hakikati statik olarak düşünmeyi şimdilik gerekli görmüyorum.Zihnim çok hareketli,adeta uçuyor özgürlüğünü sınırlamak istemiyorum. Arasıra öfkelenmek hoşuma gidiyor.Kendi hislerime hakim olmayı da seviyorum.Sevmek ve saygı duymayı koşul olduğu için değil o an içimden geldiği için seviyorum.
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 07/07/2008 : 19:08:24
|
Arkadaşlar, haddim olmayarak yine konunun içerisinden ama biraz konu dışına taşarak bir kaç soru yönelteceğim. Hep merak ettiğim bir şeyler var bu konudaki tecrübelerinizi paylaşır mısınız?
Şimdi, çok küçük yaşlarda, yani ilk kendini bilme yaşlarında (kişiye göre değişir 6-7 yaş, 3-4 yaş v.s.) bir çocuk hiç bir dışsal bilgi ya da kanal bilgisini tanımadan ne olduğunun farkına varıyorsa, bu çocukların özelliği nedir? Bir de bu çocuklar dünyaya geldiğinde aileler genelde durumun farkına varınca onları spirütüel alemlerinden uzaklaştırıp, mental boyuta çekmeye çalışıyorlar ve bir çoğu da başarıyor, ya da çocuğun iki alem arasında sıkışıp gerçeğiyle 3. boyut illüzyonları arasında gidip gelmesine ve daha minicik yaşlarda çok ciddi sağlık sorunları yaşamasına neden oluyorlar.. bu durum doğru mu? Benim böyle bir çocuğum olduğunda yapmak istediğim şey ona özelliğini farkettirip ama 3. boyut kavramlarına ve kurallarına göre yaşamanın bir oyun olduğunu ve bu oyunun kendi seçimi olduğunu, bu oyunu oynaması gerektiğini ona sevgi ile anlatmak olurdu diye düşünüyorum. Ailelerin bu konuda kendilerini eğitmelerinin şiddetle ihtiyaç olduğunu da düşünüyorum ayrıca.
Böyle bir çocuk tanıyorum ve kanal mesajlarını okudukça onun anlattıklarıyla karşılaştırıyorum, o ne olduğunu bilmeden bunları aktarırken bu kanal mesajlarına dair hiç bir bilgiye sahip değildim.. ama şimdi okudukça ve geçmişteki o çocuğun mesajlarını karşılaştırdıkça, bugünkü geldiği boyutta ailesinin ona verdiği zararı düşünüyorum da, içler acısı:(
Özgür bırakılsaydı doğru olur muydu acaba ya da bu yaşadıkları kendi seçimi ise (ki öyle hepimiz seçimlerimizi deneyimlemeye geldik) neden özünü terk etmek istesin bir ruh diye düşünüyorum. Ve asıl soruya geliyorum hiç bir bilgi ile donanmamış bu farkındalığa ne deniyor bir bileniniz var mı.. varsa, üzerine ilave edilecek bilgiler ile bu çocuğun kanalları zihinsel aktivitesi arttığı için kapanır mı.. ve neden eğitimsiz insanların (atıyorum, dağdaki çoban bir prof. ile kıyaslandığında) doğal spiritüel açılımları hiç bir çaba sarfetmedikleri halde daha hızlı ve yoğun olur? Bu konularda fikirlerinizi ve bilgilerinizi merak ediyorum.
Bulut arkadaşım, bir metapsikolojik danışman olarak ve ben ötesi piskolojisini düşünerek yapacağınız yorumların vereceğiniz cevapların çok kıymetli olacağını düşünüyorum ve diğer arkadaşlarımın da öyle tabii ki.
Sevgiyle kalın.. |
Edited by - ivrin on 07/07/2008 19:29:04 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 07/07/2008 : 23:40:38
|
Sevgili ivrin, Yazını çokça okuduktan sonra aklıma Boriska adlı rus çocuk geldi.''Mars'tan gelen çocuk Boriska'' adıyla gündeme gelen çocuk, daha önce Mars'ta yaşadığını ve insanlara geçirecekleri zorlu günlerde yardım amaçlı çokça ruhun enkarne olduğunu söylüyor.İndigo çocuklar olarak adlandırılıyor bu çocuklar, hatta birçoğu delikanlı olmuşlardır belki de.Bu çocuğun uzunca videosunu google-video da birkaç kez seyrettim.Annesi (çocuk doktoru) evinde gazetecileri ağırlıyor, bir rus professör (ingilizcesi pek iyi değil), arada tercümanla konuşuyorlar, Borisko elinde tebeşir ile güneş sistemini çiziyor.Google-video dan Boriska yazarsan hemen çıkıyor....Benim gözlemim şu ki,bu dönemde ,dünyamızda enkarne olan indigolar, unutma örtüsü ile örtülmeyecekler, daha önceki dönemlerde bu çocuklar, çevrenin baskısıyla unutturulmuş veya illüzyona yenilmişlerdir diye düşünüyoru...Uri Geller ile ilgili bir kitapta Hoover gezegeninden bahsedilir, Geller'in çocukken yüklenilmiş özelliğinden bahseder, sanırım Geller işi ''dengelemek'' uğruna bundan bahsetmiyor.Yani daha önceleri bu hatırlama ile enkarne olanların bir çoğu hayatlarını ''dengelemek'' üzere unutmak istemişlerdir, böyle düşünüyorum...Ayrıca, Dolares Cannon'un kitabı (Ölümün Ötesi) aklıma geliyor,çocuklar beşinci boyuttan yeni geldikleri için daha hatırlayıcı oluyorlar diye, ayrıca bu kitapta da (dünyanın üst yoğunluğa geçişinin zamanı geldiği) söylenmekte ve bayağı açıklayıcı bilgiler var.Örneğin çocukların çok uyumalarına, ruhun kısıtlı bedende sıkılması gibi bir kavram da yüklenmektedir.Kitapta yüksek boyutlardan gelen ancak üçüncü boyut realitesinin illüzyonunda (unutma) ya uğrayan ,bir enkarnenin de akıl hastanesinde tutultuğundan bahseder, yani üçüncü boyutumuzun illüzyonunda avatar olabilecek iken (kaybolanlardan) bahsedilir.Dolayısı ile unutma süreci burada çok kuvvetli görünüyor.Ancak yine benim fikrim, olağanüstü dönemde olduğumuz için bu indigo çocuk, pozitif ışık ailesinin yardımı ile görevini yapacaktır, unutmayacaktır diye düşünüyorum...Kendimi bu konuda EKSİK görmeme rağmen benim fikirlerim bunlar...
Selamlar, sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 07/07/2008 23:51:16 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 00:14:51
|
boriska ile ilgili videoyu "project camelot" (kamelot projesi) olarak adlandırılan bir grubun sitesinde görmüştüm.
ama bu grubun en önemli parçasının, röportajının veya videosunun, david wilcock ile yapılan olduğundan eminim.
david wilcock'un edgar cayce'nin reenkarnasyonu olduğu kesin görünüyor.
wilcock, ra bilgileri ile de yakından ilgili bir şahsiyet ve görüşlerinin temel dayanaklarından biri bu. olumlu bir kılavuz şahsiyet olduğuna inanıyorum.
türkçe dublajlı veya altyazılı herhangi bir videosu olup olmadığını bilmiyorum. yoksa belki bir süre sonra kamelot projesine verdiği röportaj videosunun altyazısını çevirebilirim. araştırıp bir ara size bilgi vereceğim.
sevgili ivrin'in sorusuna binaen açılan konuyu bölmek istemiyorum kesinlikle. sadece bir ara not. |
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 00:31:22
|
Şu, bu yaşamında bilgiyle donatılmadığı halde farkındalığa sahip olan bireylerle ilgili Gurdjieff'in bazı açıklamaları vardı.
O, olayı 'varlık' ve 'bilgi' olarak ayırıyordu. Sanırım bu kısımlar aynı sırayla 'öz' ve 'kişiliğe' katkıda bulunuyordu/denk düşüyordu. Öz, yaşamlar boyu biriktirilen esas kısım, esas ben; kişilik ise bu yaşamdaki giysimiz imiş. Ve hatta Gurdjieff'in dediğine göre bu iki kısım birbirinden habersizmiş ve yaptığı deneyde de bir kimyasal kullanarak öz'ün konuşmasını sağlamıştı. Normalde hep kişilik konuşuyor/ortada. Öz ise arkaplanda.
Yaptığı deneyde grubundan iki kişi seçiyor. Biri sıkça savaş aleyhtarı görüşlerini aktif olarak dile getiren, grupta saygın konumda biri. Diğeri ise daha çok 'çok ve boş konuşur' addedilen/görülen biri. Daha sonra bu kimyasalı veriyor ve deney başlıyor. Bu çok konuşan kişi, aniden alışılmadık bir farkındalıkla ve kendinden eminlikle konuşmaya başlıyor. Söyledikleri tutarlı ve bütüncül bir bakışa sahip. Diğeri ise susup dinliyor sadece. Bir süre sonra ondan da birşeyler duymak istiyorlar, savaş hakkındaki görüşlerini soruyorlar, birşey demiyor. Diğeri "görmüyor musunuz kendinde değil" falan diyor. En son, sırf herhangi birşey söylesin diye, "istediği birşey var mı, ne isterdi" diye soruyorlar. "Biraz ahududu reçeli iyi olurdu" diyor :)
Gurdjieff'in söylediğine göre toplumda saygın konumda olan birçok kişinin öz'ünün yaşı; çocuk yaşta kalmış, önü kesilmiş/gelişememiş durumda imiş. Öz ancak kendine katılmış bilgi/deneyimle gelişebiliyor. Ve bir hayattan öbürüne aktarabildiğimiz de, yıllar boyu eğitim diye bize öğretilen şeyler değil, sadece bu hazmedilmiş/deneyimlenmiş bilgi.
Bu açıdan, görünüşte o kişinin ne kadar bilgili veya önemli bir konumda olduğu çok fazla birşey söylemiyor. Önemli olan bu hayat bittiğinde yanına kar kalacak olan, özüne katabildikleri.
Söylediğine göre, direkt doğadan deneyim yoluyla öğrenenlerin özü genelde gelişmiş olurmuş, ama kişiliği yeterince gelişmemiş olduğundan toplum içinde garip/kaba saba görülürlermiş. Örneğin ormanda yaşayan biri bu tipe giriyor. Bunun tersine sırf kültür ortamlarıyla temas edip yaşamın sorunlarını salt modern çağın gereçleri ile aşmış, ve her sorunu onunla ilgili yetkinlik kazanmış tamirciye/ustaya bırakmış olan kişi ise kişiliği gelişmesine rağmen özü çok gelişmemiş kalabiliyormuş.
Şimdi anlatımıma baktım da 'kişilik' değersiz gibi olmuş. Ama sanırım ikisinin de geliştirilmesinin gerekliliği ile sonlanıyordu deney.
|
Edited by - oe_ on 08/07/2008 00:41:50 |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 03:35:00
|
sevgili bozadi, özür dilemeni gerektirecek herhangi bir şey yok ki ben herhangi bir cepheleşme y ada fırsatçılık görmemiştim mesajında , tekrar okuduğumda da görmedim.
sevgili masterphidias "Ateş örneğini vermenizdeki sebebi net olarak algılayamadıysam" da deyip aynı örnek üzerinden bir karşı sav oluşturmuşsunuz, bunu da olumlu karşılıyorum ancak ben yine de "gerçek" ve "öz" bilginin (ve bilgilerin) onu "algılama" ya da "bakış açısı" farklarından bağımsız, değişmez ve benzersiz (unique) oldugunu düşünüyorum ya da düşünmek istiyorum belki de. Çünkü öyle veya böyle 3 yılda , 3000 yılda ya da 3 milyon yılda ulaşacağım değişmez ve herkes için bir bir gerçeklik ya da bilgi (örneğin yaratıcının sevgisi) olmasaydı burada olmamın da anlamı kalmazdı kendi adıma(ulaşacağım derken herkes için olduğuna göre başkalarının da ulaştığı ve ulaştığımda başkalarının da ulaşmış olduğuna şahit olacağım). Ateş örneğinde verdiğiniz fenomenlerin bir kısmını ben de biliyorum ama ben yine de bu durmu bilgiyi algılama (acıyı duyumsama ya da duyumsama) ve bilgi (elin yanması) arasındaki fark olarak düşünüyorum. Bir başka deyişle örn. 10 dk boyunca elimizi ateşe soktuğumuzda acıyı farklı farklı hissetme durumumuza karşın (ya da verdiginiz örneklere göre hiç hisetmeme) elimizin geçirecegi biyokimyasal reaksiyonlarda bir farklılık olmayacağını düşünüyorum (gen yapısından kaynaklanan minör farklılıklar hariç). Ama ola ki böyle bir durum var bu beni şaşırtır.
sevgili bozadi , ben de david wilcock un bir kaç sunumunu ve röportajını izledim, yazılarını okudum ve olumlu bir kişilik olduğunu düşünüyorum. Bu yılın nisan ya da mayıs ayında gerçekleştirdiği bir konferansta özellikle beyindeki epifiz bezi-ing. pineal gland (olası 3. göz) ile ilgili oldukça çarpıcı bulguları çevirip buraya aktarmayı düşündüm ama mesajlara nasıl resim ekleneceğini kestiremediğim için (çünkü konunun dikkat çekiciliği için bu gerekli) bunu erteledim. herkese sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 09:54:29
|
Sevgili Tiversonus, bahsettiğim çocuk unutmak zorunda idi en azından unutmaya çaba sarfetti! Ailesi ve dahi tüm dış etkenler ve 3. boyut yaşam biçimi, yasaları gelenekleri herşey unutmasını emrediyordu. Unutup gelenlere engel koymak kapatmak istedi, bir kısmına engel koydu kendince ama sonra onlar birer birer hastalığa dönüşmeye başladı, mesajlarını paylaştığında dışlandı paylaşmadığında bedensel ve ruhsal hastalıklar olarak kendisinde tezahür edenleri taşımaya mahkum oldu:(
Sevgili Bozadi, çevirinizi sabırsızlıkla bekleyeceğim, diğer cümlenize yorum dahi yapmıyorum:)
Sevgili oe- evet dostum ikisinin de geliştirilmesi bir zorunluluk halinde.. 3. boyut yaşamda sadece özden geleni toplumun taşıması ve kabulü zor görünüyor. Sizinle aynı durumda olmayanlar bilgide sıkışıp kalıyorlar ve şiddetle bu olmadan özün de gelişmeyeceğini iddia ediyorlar ve sizi yanlızlığa mahkum ediyorlar. Yaşadıklarınızı ifade etmeniz için bile bilgiye ihtiyacınız olduğu gerçeği yatsınamaz ama, her bilginin katmanlarının da özü perdelediği, ve saf sek bir iletişim yerine bilginin şekillendirdiği bir öz farkındalığı söz konusu olmuyor mu??? Bilgi kavramını yeniden gündeme getirmek değil amacım onu defalarca konuştuk ama, uyum için gerekliliğini öz için gereklilik ile aynı kefede tutmamak lazım diye düşünüyorum. Öz bilendir, bilgi ile geleni ise bileni uykusundan uyandırmak diye algılıyorum.. O yüzden daha hiç bir bilgiyle donanmamış bir çocuktan örnek vermek istedim. Yani istediğimiz kadar donanalım o cevherde bir değişim söz konusu olmuyor, değişim zihinsel perdelerden arınıp öze doğru yolculuğun artmasında oluyor (belki) yani farkındalık derinleşiyor (mu acaba?). Veee farkındalık derinleştikçe gördüğünüz, zaten bilen koskocaman bir gerçekle karşılaşmak oluyor. Camları kirli bir gözlükle bakarken gördüklerimizden çıplak bir gözle bakarken gördüklerimizin arasındaki fark gibi yani. Pekii bu kadar öz ile bütün ve gelen mesajları kanal mesajlarıyla kıyaslanabilecek durumda birinin, bilgi ile elde edebileceği ne olabilir ki?... Zaten öz ile bir olanı kendisine bilgi ile isbatlamaya gerek var mı? O halde bir şüphe olduğunu mu hisseder kişi, çelişir mi yoksa gerçeğiyle ve bilgi ile ulaşmak ister:S (3. boyuta hizmetin dışında) ya da tam oladığını mı düşünür, neyi tamamlamaktadır dışsal bir kaynaktan, en yakını en derini zaten kendisinde yok mudur? Bunu merak ediyorum. Evet 3, boyut varlıklar olarak uyum söz konusu ve bilgi şart, bilgi olmadan aktarım gerçekleşemez, hatta lisan bile aynı olamaz (bir de bu handikap var "lisan bir olmalı(!)" ) o halde bilgiye tamam! Lakin bilene bilginin katkısını hala kavramış değilim! Onun yerine deneyimleme ortamları yaratmak, illüzyonlardan uzaklaştırmak ve dahi sessizliğ sağlamak daha etkin ve direkt bir yol değil midir bu sorulara cevap bulamıyorum:S Bunları sorgularken derdim, çevremde farkındalığının gelişmesini istediğim insanlara uygulamam gereken yöntemler ile alakalı. Sizi yoruyorum, yanıt istiyorum buna ne kadar hakkım var bilmiyorum. Yani gördüğünüz gibi ben de bilgi arayışı içerisindeyim çünkü uyum sorunum var anlatabiliyor muyum. Evet bilenin bunu da bilmesi lazım;) doğrudur lakin; bilen özünün iradesinin büyüklüğü yanısıra kendi cüz-i iradesi sınırları içerisindeki öz farkındalığı ile varolacaktır, diğer cüz-i iradenin sınırlarına göre bütünün bilgisini bir bilen olarak birleştiremeyecektir, bu boyutta mümkün görünmüyor "istisnalar haric". Hiç bir şeye karşı değilim, her varolanın gerekliliğinin bilincindeyim ama, gereklilik ölçülerinin özden uzaklık ve yakınlığı sağladığını düşünmeden de de kendimi alamıyorum. Diğer yandan böyle birinin mesajlarını paylaşması ne kadar doğru olabilir, (tek başına) bunu yapmak Hallac-ı Mansur'un akıbetine götürür mü(!) belki amacı saklı tutmak ta olmayabilir, sadece gelen kanal mesajlarıyla kendi mesajlarının örtüşmesi bile yeterli neden olabilir, o halde her özden gelen mesajı ben o cüz-i iradeye ait olan olarak algılıyorum ama hepsinin aynı ve tek olduğunu düşünüyorum. Yani sezsizleşildiğinde zaten herkes de gelenelerin aynı olduğunu düşünüyorum, genele ait yegane varolan bilgiler, değişen ya da farklılık olmayan. Aktarımlarda kelimeler farklı olabilir ama anlatılan hep aynı! Bu durumda herkesin sadece öz ile birleşmesini sağlamak yeterli gibi geliyor.
Sevgili gregorsamsa, resim eklemek için " imageshack.us/ " sayfasına gidiniz, "Gözat" a basarak bilgisayarınızdaki resmi sayfaya çağırınız ve "host it!" butonuyla link oluşturunuz. Oluşan linklerin arasında en sonda yer alan "Direct link to image" deki linki copy yapınız, ve aldığınız bu linki mesaj yazdığınız bölümün üst kısımlarında bulunan "Insert Image" butonuna basarak açılan sembolünün ikisi arasındaki boşluğa yapıştırınız. Böylece resminizi yapıştırmış olursunuz.
Sevgiler..
|
Edited by - ivrin on 08/07/2008 10:34:32 |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 10:37:47
|
Sevgili İvrin,
Sorularına işe yarar yanıtlar vermeyi ben de çok istiyorum.
Örneğinizdeki çocuk arkadaşların belirttiği gibi indigo ya da kristal çocuk olabilir.İnsan mantalitesi henüz hazır olmadığı için bu çocuklar olumsuz etlilenebilirler.Aileleri,genel kabullere uygun olmadığı için,bu çocukların söylediklerini ve yaptıklarını gizleyebilirler.
Farklı davranma istekleri de var,sizin belirttiğiniz gibi.Ayrıca ben de öyle davranırdım diye düşünüyorum.
Bu çocuklar, sonra bizler,bilincin insan varlığı tarafının sonuçlarıyız.Bazı özel odakların mağduriyeti, neredeyse, ne yaptıysak biz yaptık,yapacaklarımızdan da biz sorumluyuz görüşünün canlı kanıtlarıdır.Hazıra konmayı,gerekirse kulağımızın çekilmesini beklemekten vazgeçmeliyiz.Bence sürmesine izin vermezsek,bir dönemde çekilen sıkıntıların bir işlevi vardır.Sevgilerimle. |
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 10:58:20
|
quote: Originally posted by bulut
Sevgili İvrin,
Sorularına işe yarar yanıtlar vermeyi ben de çok istiyorum.
Örneğinizdeki çocuk arkadaşların belirttiği gibi indigo ya da kristal çocuk olabilir.İnsan mantalitesi henüz hazır olmadığı için bu çocuklar olumsuz etlilenebilirler.Aileleri,genel kabullere uygun olmadığı için,bu çocukların söylediklerini ve yaptıklarını gizleyebilirler.
Farklı davranma istekleri de var,sizin belirttiğiniz gibi.Ayrıca "ben de öyle davranırdım diye düşünüyorum.
Bu çocuklar, sonra bizler,bilincin insan varlığı tarafının sonuçlarıyız.Bazı özel odakların mağduriyeti, neredeyse, ne yaptıysak biz yaptık,yapacaklarımızdan da biz sorumluyuz görüşünün canlı kanıtlarıdır.Hazıra konmayı,gerekirse kulağımızın çekilmesini beklemekten vazgeçmeliyiz.Bence sürmesine izin vermezsek,bir dönemde çekilen sıkıntıların bir işlevi vardır.Sevgilerimle.
Evet sevgili Bulut göze almak gerekir, dayanmak ve sonucu görmek gerekir.. dayanamamak ise işte o, 3. boyut varlığın kişilik giysisi içerisinde sıkışıp kalmak gibi bir şey, uyum sorunu.. sevgili oe_ nin dediği gibi "duvarlarımız var" onları yıkabilecek gücümüz de var ama diğer duvarları kim yıkacak? İşte sorun diğer duvarları yıkarken kanal mesajlarıyla insanlara gidemiyor oluşumuz! Sanırım geriye onlara sessizleşmeyi mi öğretmek kalıyor bütünün hayrına bunu sorguluyorum. Varsa bu bende, seçmişsem bunu bir yöntem de geliştirmek zorundayım. Bu platformun dışındaki seslenişlerin yöntemini! Biz bize bir şey anlatmıyoruz haşa öğretmiyoruz, biz "bir" lik adına uyanışın görevlileri olmayı seçtikse yöntemini bulmak zorundayız. Bu bir öğreti ya da bilgi alışverişinden ziyade çok daha büyük bir şey, bir bütünün hareketi, daha yarım ama bütüne ait bir bütünün hareketi. Biz bu platformda tek bir hareketiz ve senkronize olmamız gerekiyor bütünün hayrına işte yöntem arıyorum derken bu harekete bir adım katmak amacındayım, bir adım da kutbun bu yönünden. Diyorum ya seçimime itirazım yok sadece uyum sorunu, acıtan da o yarım bıraktıran da.. sonra bir yerde yeniden başlıyor çünkü bıraktığında yaşadığın acıların büyüklüğü uyum sorunu yaşadığındakinden daha fazla! Hareket büyüdükçe, genişledikçe bizden sonrakiler bu acıları yaşamayacak.. genişletmek için yönteme ihtiyacım var. Bunun sanki sessizleşmeyi öğreterek mümkün olabileceğini hissetmeye başladım son zamanlarda, yani kanal bilgileriyle ulaşamadığım kişilerin sessizleşme ile kendi deryalarına dalmaları kaçınılmaz gibi geliyor. Bunun yöntemlerini cazip hale getirmenin yollarını arıyorum, sanki sterste kalmış birinin ruh halini malzeme olarak kullanmak her nekadar dürüstçe olmasa da doğru yöntemmiş gibi geliyor bana. İşte bu yüzden yorumlarınızı dikkatle özümseyerek değerlendiriyorum. Bilgi yeterli olmuyor, bilgiye gülüp geçenler var ama ruhu güzel bütünümün bu diğer parçası artık içsel seyahatine çıkmalı bunu da biliyorum!
Sevgiyle.. |
Edited by - ivrin on 10/07/2008 01:19:48 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 08/07/2008 : 22:39:23
|
Herkese selamlar, sevgiler...
Bir kaç gündür tartıştığımız konular hakkındaki düşüncelerimi ve zaman zaman benim de içine düştüğün sapmaları vurgulamak istiyorum:Birincisi ,ilahi benliğimiz yuvadan, zamana bağlı olmayan, örtünün kalktığı yuvadan, bu aleme/yaşama/bedene, kendisininde katıldığı bir karar ile gelmektedir.Yani buraya gelmeyi, bu şartlarla gelmeyi,topluma ve aileye gelmeyi ilahi olan benliğimiz seçti.Bu zorlu olan yaşama gelmeyi bizler seçtik.Böylece tekamülümüzü, şartların ağırlığı altında, ödülün de büyüklüğünü gözönüne alarak, başarabileceğimizi, dersleri başarabileceğimize inanarak geldik...Unutma perdesine yenik düşerek, (benimde) çokça yaptığımız gibi, şartların kötülüğü, zorlayıcılığına hayıflandığımız, bazen de ayrılık illüzyonuna düştüğümüz durumları çokça yaşıyoruz.Hayır, ben düşündüğümü söylemeye ,diğer insanlarla paylaşmaya kararlıyım, ben reenkarnasyona inanıyorum demeye, ben fizik-ölümün bir nefes gibi normal olduğunu söylemeye, ruhların tekamül ettiklerini söylemeye, ailemden, çevremden, toplumdan tepki alacağımı bile bile söylemeye karar verdim.Gizli kapaklı olmamaya, duygularımı açıkça ortaya koymaya karar verdim, ben bütün bunların illüzyon olduğunu söylemeye karar verdim; en fazla ne yaşarım; yükselir miyim, garipsenirmiyim, olsun, ne olursa..Benim seçimim budur, seçimime saygı duymayan toplumu da kendi haline bırakıyorum...Herkes seçimini yapsın, derim naçizane...
İkinci olarak, algılayamadığımız maniplosyon hakkında düşüncem şudur:Kendimizi iyi hissettiğimiz anda ki maniplosyona dikkat..!Kendimizi iyi hissettiğimiz anda, negatif etkiyi düşünmediğimiz anda, en büyük maniplosyonu yeriz, diğerinde (hissettiğimiz de sorun yok zaten..).
Sevgili bozadi'nin bahsettiği, (edgar cayce'nin reenkarnasyonu) çevirisini de merakla beklediğimi söylemeliyim...
Selamlar, sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
mika_hakinen
Akik
 
19 Posts |
Posted - 09/07/2008 : 00:15:24
|
Sevgili @Tiversonus ben insanların seçimlerini son yüzyılda yaşanan siyasi rejim kutuplaşmalarında verdiğine inanıyorum , en azından çoğunluğun.. Bir tarafta yanlızca kendini düşünen (her koyun kendi bacağından asılır) düşüncesine sahip kapitalist sistem.. (Kendine hizmet-kh) Diğer taraftan benden ziyade toplumu düşünen , kendisinden daha fazla başkasına hizmet'i düşünen sosyalist sistem.. (Başkasına hizmet-bh)
Ama gelin görünki kapitalist sistem sözde özgürlüğü , modernliği, demokrasiyi temsil ederken , diğer uç baskıyı temsil etti. İşte manipülasyon budur.. Seçimini yapan dünyanın ne hale geldiğide ortada.. Her iki kutbunda uzay araştırmalarıyla / ufolarla / çok fazla haşır neşir olmasıda ilginç tabiki.
|
Edited by - on |
 |
|
|
budala
Kehribar
  
62 Posts |
Posted - 09/07/2008 : 00:50:26
|
Sevgili İvrin,
Bahsettiğiniz çocuğun yerinde olmayı hiç kimse istemezdi(en azından öyle bir ailenin yanında),bu dünya gözüyle en azından. Daha önce olsaydı onu korumak, yanında her türlü olumsuzluklarına göğüs germeyi gönülden isterdim ve kendimi parçalardım ama bazen bunun önüne geçilemiyor malesef. Bilemediğimiz hangi sebeplerden dolayı o aileyi seçti ya da seçtirildi, bizim algılayamadığımız bin türlü sebebi vardır mutlaka.
(Tüm bunları kendi adıma da sorgularken Matrix'ten bi replik aklıma gelir sürekli 'ANOMALİ'...)Herneyse dalmayım çıkamıycam.:S
İyi niyetimizle, vicdanımızla, seçimimizin sorumluluğu ve görevi çerçevesinde makul çerçevede elimiz,gözümüz,kulağımız yakınımızda bu çocuk gibi zorda olan varlıkların üzerinde olmalı bence. Sizin elinizden geleni yaptığınızdan hç şüphem yok, ama fazlasınada sistem izin vermeyebilir.
Bir de hepimiz kendimize bakalım; hangimiz deneyimlediklerimizi, edindiğimiz bu evrensel bilgileri Biyolajik Ailelerimizle ve yakın çevremizle paylaşabiliyoruz? Şahsen aileme yaşadıklarımın çok az bi bölümünü anlatmamda hepsi eline bir hançer aldı ve 'sen yanlışsın biz doğruyuz bir sen mi doğrusun baksana etafına senden başka var mı?' demeye başladılar ve kabuğuma çekildim ve aramızda koca bir set oluştu. Elbette paylaştığım birkaç kişi ve sizler varsınız(Çok Şükür).:) Eğer özgür irade yasasına göre biz 3.Boyut realitesine gelmeden önce yukarki katlarda seçim yaptıysak, öncelik bireysel engellemeleri kaldırmalı, ardındanda kollektif paylaşımlarla birbirimizi desteklemeliyiz diye düşünüyorum. İkincisini bizler burda sağlamaya çalışıyoruz ama bahsettiğiniz çocuğun bizlere katıldığı günlerinde uzak olmadığını hissediyorum(belkide inanmak istiyorum).
------------ Sevgili Tiversonus'a Hz. İsa'dan şu sözü söylemek isterim 'İncileri(bilgiler) domuzların(anlayışsız,kapalı bilinç insanlar) önüne sermeyiniz' en azıdan kendinize kriter koyarsanız, mesela Ruh ve Maddevi, Reenkarnasyonu, Evreni bilmeyen ya da anlamak istemeyen insanlara onların alışık omadığı bişey söylerseniz başka bir tabirle ya kazanda kaynatırlar sizi ya da cadı diye yakarlar allah muhafaza:S (en azından tariten örnekleri var bugün bunu çok daha farklı ve sinsi bir şekilde duyguları ve davranışlarıyla gerçekleştiriyorlar.) Edindiklerinizi kıymetini bilenlerle paylaşırsınız hem hedef olmazsınız hem siz hem karşınızdaki yarar sağlar. Bırakın onlar size gelsin, akış içinde kendiliğinden oluşa ortamlarda arayış içinde olanlar sizi bulur zaten. [çok bilmiş konuştum yahu:( yaşadıklarım da bana bunu öğretti.Paylaşmak istedim.] ------------
'Kurtla Kuzunun Ayrıldığı Vakit'teyiz. Belli mi olur belki sizin ruh ailenizdendir (yakınınızda olduğuna göre) ve gerçek ailesine kavuştuğunda kanallıyla sizlere ve bizlere yol gösterir.
Burada bizlerle bu çocuğun özel durumunu paylaştığınız iyi oldu ve grup bilinciyle yeni destekler edindirdiniz. Vicdanlarmızda bir kıpırdanma oldu ve zincirimize dahil ettiniz o varlığı.:) İnşallah fiziksel olarakta yeteneğine uygun bir ortamda gelişimini daha kolay yollardan yapar:) Size duyarlılığınızdan dolayı minnettarım ve şükranlarımı sunuyorum Sevgili İvrin... Herkese Candan Saygılar Sevgiler.. |
Edited by - budala on 09/07/2008 00:52:21 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 09/07/2008 : 09:18:00
|
quote: Originally posted by budala
Sevgili İvrin,
Bahsettiğiniz çocuğun yerinde olmayı hiç kimse istemezdi(en azından öyle bir ailenin yanında),bu dünya gözüyle en azından. Daha önce olsaydı onu korumak, yanında her türlü olumsuzluklarına göğüs germeyi gönülden isterdim ve kendimi parçalardım ama bazen bunun önüne geçilemiyor malesef. Bilemediğimiz hangi sebeplerden dolayı o aileyi seçti ya da seçtirildi, bizim algılayamadığımız bin türlü sebebi vardır mutlaka.
(Tüm bunları kendi adıma da sorgularken Matrix'ten bi replik aklıma gelir sürekli 'ANOMALİ'...)Herneyse dalmayım çıkamıycam.:S
İyi niyetimizle, vicdanımızla, seçimimizin sorumluluğu ve görevi çerçevesinde makul çerçevede elimiz,gözümüz,kulağımız yakınımızda bu çocuk gibi zorda olan varlıkların üzerinde olmalı bence. Sizin elinizden geleni yaptığınızdan hç şüphem yok, ama fazlasınada sistem izin vermeyebilir.
Bir de hepimiz kendimize bakalım; hangimiz deneyimlediklerimizi, edindiğimiz bu evrensel bilgileri Biyolajik Ailelerimizle ve yakın çevremizle paylaşabiliyoruz? Şahsen aileme yaşadıklarımın çok az bi bölümünü anlatmamda hepsi eline bir hançer aldı ve 'sen yanlışsın biz doğruyuz bir sen mi doğrusun baksana etafına senden başka var mı?' demeye başladılar ve kabuğuma çekildim ve aramızda koca bir set oluştu. Elbette paylaştığım birkaç kişi ve sizler varsınız(Çok Şükür).:) Eğer özgür irade yasasına göre biz 3.Boyut realitesine gelmeden önce yukarki katlarda seçim yaptıysak, öncelik bireysel engellemeleri kaldırmalı, ardındanda kollektif paylaşımlarla birbirimizi desteklemeliyiz diye düşünüyorum. İkincisini bizler burda sağlamaya çalışıyoruz ama bahsettiğiniz çocuğun bizlere katıldığı günlerinde uzak olmadığını hissediyorum(belkide inanmak istiyorum).
------------ Sevgili Tiversonus'a Hz. İsa'dan şu sözü söylemek isterim 'İncileri(bilgiler) domuzların(anlayışsız,kapalı bilinç insanlar) önüne sermeyiniz' en azıdan kendinize kriter koyarsanız, mesela Ruh ve Maddevi, Reenkarnasyonu, Evreni bilmeyen ya da anlamak istemeyen insanlara onların alışık omadığı bişey söylerseniz başka bir tabirle ya kazanda kaynatırlar sizi ya da cadı diye yakarlar allah muhafaza:S (en azından tariten örnekleri var bugün bunu çok daha farklı ve sinsi bir şekilde duyguları ve davranışlarıyla gerçekleştiriyorlar.) Edindiklerinizi kıymetini bilenlerle paylaşırsınız hem hedef olmazsınız hem siz hem karşınızdaki yarar sağlar. Bırakın onlar size gelsin, akış içinde kendiliğinden oluşa ortamlarda arayış içinde olanlar sizi bulur zaten. [çok bilmiş konuştum yahu:( yaşadıklarım da bana bunu öğretti.Paylaşmak istedim.] ------------
'Kurtla Kuzunun Ayrıldığı Vakit'teyiz. Belli mi olur belki sizin ruh ailenizdendir (yakınınızda olduğuna göre) ve gerçek ailesine kavuştuğunda kanallıyla sizlere ve bizlere yol gösterir.
Burada bizlerle bu çocuğun özel durumunu paylaştığınız iyi oldu ve grup bilinciyle yeni destekler edindirdiniz. Vicdanlarmızda bir kıpırdanma oldu ve zincirimize dahil ettiniz o varlığı.:) İnşallah fiziksel olarakta yeteneğine uygun bir ortamda gelişimini daha kolay yollardan yapar:) Size duyarlılığınızdan dolayı minnettarım ve şükranlarımı sunuyorum Sevgili İvrin... Herkese Candan Saygılar Sevgiler..
O çocuk aramızda sevgili Budala, o bizimle.. sadece eski yöntemlerini geri getiremiyor, ama dönüştürmüş ve hizmetine devam diyor. Tabii ki daha farklı olabilirdi ama sonuç itibariyle vazgeçmemesi uykuya yatırdıklarının yerine yeni yöntemler geliştirmesi bence çok önemli:) O ilk sıçramalarında acı ile baş edemeyeceğini anlayınca sonraki sıçramalarında biraz da dürüst olmayan, dünyasal egosal zihinlerin algısına indirgeyerek ama bütünün hayrına görevine devam etmekte. Ve sizler zaten onunla omuz omuza ona destek vermektesiniz:) ve sanırım seçimlerinin ağır olma nedeni bugün burada olabilmekti. Hakkım var mı bilmiyorum ama Hz. Mevlana ile Hallac-ı Mansuru hep kıyaslarım, kıyaslarken hep şöyle düşünmüşümdür, biri yeterince anlaşılamadı ama diğeri bütün dünya ya hitap etti, çünkü o dünya dilini de biliyordu:) ve bu lisan gerekliydi. Bunun için vazgeçmesi gereken çok şey olmuştur ama bugün bütün dünyaya sesini duyurmuştur. Bu belki uykuya yatmak kaçmak değildir kim bilir, acılar da çiçek bahçesine dönüşmüştür. Lakin bizim kavramamız gereken başka bir şey var, hepimizin hayatında fedakârlık zannettiklerimizin aslında olmadığı gerçeğidir, sevgili Tiversonus arkadaşımın da dediği gibi sonuçtaki ödülünün de çok büyük olduğundan eminim:) O yüce ruh Mevlana nasılda süzülüyor ruhlarımızın arasında büyük bir ihtişamla. Şimdi O, kalıplar içrisinde kalıpsız olanı, şekil içerisine bürünerek şekilsiz olanı anlatırken onun vazgeçtikleri fedakârlık mıydı? Eminim dürüst olmayı çok isterdi, edebiyatın sahte yüzünü bu kadar güzel bir hale getirmek ancak çok büyük bir farkındalık sahibi ruha ait olabilir. Ben biraz da bu durumu şöyle yorumluyorum bu çocuk seçimini yaptığında kendisinde acı-bedeni yaratarak önce kendisini dünyasal olana terbiye etti, bir lisan öğrenmesi gerekiyordu. Sonra belki ilerde en doğru lisanı bulduğunda yani, artık edebiyatın o süslü sayfalarında da dolaşmayacaktı:)
Sevgimle kalın canlarım, benim gerçek dostlarım.. |
Edited by - ivrin on 09/07/2008 14:41:43 |
 |
|
|
budala
Kehribar
  
62 Posts |
Posted - 09/07/2008 : 22:39:24
|
Sevgili İvrin, O çocuğun aramızda olduğunu bilmek ne güzel:) Yeteneklerini kapatma sebeplerini o kadar iyi anlıyorum ki, kendim yaşamasamda yakınlarımdan biri bahsettiğiniz durumla karşı karşıyaydı, desteği olmasına rağmen ne kadar zorluklar yaşadığını ve sonuç olarak kendini tüm bu yetilere kapatmasını anlayışla karşılıyorum. Bu kendini koruma adına kendini dinlenme havuzuna almıştır. Sadece onun isteğine bağlı değildir, izin gelmiştir üst plandan. Yüreğiniz serin olsun, o kadar yeteneğim olmasada eskisi gibi değilim ve kızağa çekildiğimi hissediyorum. Ne zaman başımı kaldırsam eziliyor ve tekrar inime geri çekiliyorum. Derinden istediğim veya hissetiğim bir durum var ki ZAMANI YAKIN... |
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 09/07/2008 : 23:55:58
|
Arkadaşlar,
Yazılanları okurken neredeyse söylemek istediğim herşey farklı ağızlardan söylenmiş. Ben gene de aklıma esenlerden bahsedeyim.
Olmuş olanlara bilmek ne işe yarar? Buna ilişkin düşüncem ne olmak ne de bilmenin sonlu bir süreç olmaması. Bitmez bence bunlar. Bu yüzden ne "tam oldum, artık bilmeye ihtiyacım yok" demek mümkün ne de tersi. Öte yandan ilginç birşey de var. Ra bir yerde "biz size öğretiyoruz, sizden öğreniyoruz" diyordu. Düşünüyorum altıncı derece bir varlık bizden ne öğrenebilir? Bu sırf mütevazilikten söylenmiş bir söz müydü? Sonra anladım ki, nasıl daha verimli öğretebileceğini öğrenmek de, bir öğrenme idi. Yani 'bir miktar oldum artık' diyenin de öğreneceği çok şey vardı hala.
Düşündüklerimi çevreme anlatma konusunda gene Ra'dan bir örnek vereyim. Tekrar gelseler ne yapacakları soruluyor. Gene hizmet ederdik, diyor. Ama bakış açılarında birşey değişmiş. Uyumak isteyenlere yapılabilecek hizmet; daha konforlu yatak, yastıklar sunmaktan öteye gitmez, diyor. Yani her durumda kime hangi oranda hizmet edilebileceğini belirlemek esastır.
Eğer ki birisi gerçekten bu konularla ilgili (ve açık görüşlü) ise, o zaman ona o sırada sindirebileceği oranda anlatmak gerek diye düşünüyorum. Çünkü herşeyin dozajda olanı fayda sağlar. Bir de etrafa tüm düşüncelerinizi yaymayı düşünürseniz, çevrenizin sadece yüzde 3-5'i bunu sizin ağzınızdan sizin kelimeleriniz ve düşüncelerinizle öğrenecek. Geri kalan %95'i kulaktan kulağa oynar gibi giderek kendi sapmış düşünceleri eklemlenerek bunları öğrenecek (Gerçeği söylemek üzere yola çıktınız, peki öğrendikleri şey gerçek mi olmuş oldu, yoksa kendi gerçeklerinin sizin üzerinizden tekrarı mı? Sizin söyledikleriniz dünyada ilk keşfedilmiş şeyler değildi ki, merak eden/ilgilenen açar okur/öğrenirdi). Böyle olunca ne size ne de onlara fayda sağlamamış olacaksınız. Buna, her durumda, hizmet edebilip edememeniz açısından bakmak gerek. Size olan bakışta 'oturmuş kalıplar ve duvarlar' oluşursa bu sizin hizmet edebilirliğinizi arttırır mı azaltır mı?
Öte yandan ne yapmalı da daha fazla hizmet etmeliyim, sorusunun bir de genel bir yanıtı var. Pozitif eğilimli, ruhsal yapıdaki varlıklar 'hiçbirşey yapmasalar dahi' etrafa kendi titreşimlerini yaymaktalar (herkes gibi). Nasıl ki, şu an ki birçok fikirle kısıtlanmış 3. yoğunluk ortamına dahil olan herkes, neredeyse otomatik olarak bu kısıtlayıcı düşünce/duyguları ediniyorsa, aynı şekilde ortama daha yüksek titreşimlerin yayılması ortamı yavaş da olsa değiştirmektedir. Duygu da düşünce de bulaşıcı, yayılıcıdır. Tabii bu, uygun hizmet imkanları çıktığında bunu değerlendirmeyin anlamına gelmiyor.
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 01:07:10
|
quote: Originally posted by oe_
(Gerçeği söylemek üzere yola çıktınız, peki öğrendikleri şey gerçek mi olmuş oldu, yoksa kendi gerçeklerinin sizin üzerinizden tekrarı mı? Sizin söyledikleriniz dünyada ilk keşfedilmiş şeyler değildi
Evet sevgili oe_ o yüzden hep diyorum ya, yapılması gereken vermek değil sadece almaktır, almak "ol"mak ama olduğu kadar. Hizmetse kime hizmet yine kendimize hizmet.. bunun için de yapılması gereken, bir şeyler vermek değil ya da kaynak göstermek "doğrusu budur" demek değil, sadece sessizleşmelerini sağlamak yeter bir şey vemeye gerek yok ki! Farettirmek mi, işte o sessizlik içerisinde onların karşılaşması kaçınılmaz olan bir duruma bizim ya da her hangi bir kaynağın zaten katacak bir şeyi olmaz demek istiyorum. Bu hizmet değil hizmetten öte bir şey, seninde ait olduğun bütüne yani kendine kattıklarındır.
Buradaki hep beraber hizmet olarak algıladığımız sadece olduğumuz şeyi genişletmek, bu kime hizmet, bize bana.. almaya "ol"maya geldiğimiz bu yerde kendimize hizmet. O kendimiz "bir" olan biz, hepimizin her bir hücresinden aynı mesajlar zeten gelmekte. Sessizlik, sadece sessizlik.. işte bu! Sezsizliği sağlamak, ama eğitim sisteminde reformla ama aile içi eğitimle, ama görsel imajlarla sessizleşmeye yönlenmek (yönlendirmek demeyeyim)
Kısacası ben diyorum ki, kanallarımız açık, her birimizin.. ve en doğru mesajların geldiği bu en yakın kanal için, sessizlik yeter! Rehber ise, ruhumuzun huzur yaratımıyla orantısı, çünkü ruh beden doğasına aykırı davranamıyor. O zihin bilince beden bilince rağmen doğasına ihanet edemiyor.. öyle ki, sen durmadığında ona kulak asmadığında o duygular ve hastalıklarla tepkisini vermeye zaten devam ediyor. Yapılması gereken sessizlik ile ruh bedene daha fazla alan yaratmak, gerisine karışmamak. O halde bunu yaptığımızda zaten cüz-i iradeye müdahele etmiş ya da eğitim, bilgi v.s. vermiş olmuyoruz ki!
Ben biraz zor türkçeyle kendimi ifade etmekte biraz zorlanıyorum bunun farkındayım, sizleri de yoruyorum.. ama sessizliği deneyimleyen dostlarıma bir şey öğretmeme gerek kalmadı bunu da ben deneyimledim onu aktarmaya çalışıyorum nacizane. Üstad Eckhart Tolle "Şimdi'nin Gücü" adlı kitabında aslında hiç bir şey öğretmiyor, o sadece kendi deneyimlerini sunarken sessizleşmeyi tarif ediyor ve bir kerecik deneyimlediğinizde dahi değişimin farkına varmamak mümkün olmuyor. Yani ne verirsek verelim sevgili dostum oe_'nin de dediği gibi gerçeği veremiyorsunuz, ama kişi sessizleşip ruhuna yer açtığında zaten bir şey vermemize gereke kalmıyor. Bunu deneyimleyip sonra da gelen tüm kanal mesajlarıyla kendi mesajlarınızı kıyaslayın, hiç bilgi olarak almadıklarınıza bakınız özellikle.. lütfen deneyiniz! Üstad Tolle'ün tarif ettiği gibi sadece size ait olanla tanışmak, bu bir ütopya değil ya da bir öğreti, bir bilgi dayatması asla değil. Bu zaten varola yer açmak.
Sevgiyle dostlarım.. |
Edited by - ivrin on 10/07/2008 01:53:23 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 12:56:15
|
Sevgili İvrin,
Ra Bilgileri'nde verilen oranlara dayanarak düşündüğümüzde, kendine hizmet yolunda başarı sağlamak için %95 gibi bir oran gerekiyor. Kendimize hizmet etmeyi seçersek, sadece sessiz kalmak bu oranı tutturmak için yeterli olur mu? Ya da bu yolu seçenler için mi bu önerdikleriniz? Veya değil mi? Diğer yönden bakacak olursak, vermeden hep almaya yönelerek, başkalarına hizmet yönünde mesafe katetmek olası olur mu? (Yazdıklarınızı yanlış yorumlamış ya da tam anlayamamış olabilirim. Belki de Ra Bilgileri hiç ilgi alanınızda değil.)
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 13:51:57
|
Sevgili Qaan, aldığımız şey bütüne kattığımız şeydir bu vermektir zaten! İnsan düzelince dünya düzelir, dünya düzelince evren düzelir ve bu düzelme kişinin kendisinde başlar.. almaya başladığınızda sizde gelişen iyileşen her şey vermektir zaten. Kendimizle alakalı sorumluluklarımızı bir kere aldığımızda ve yerine getirmeye başladığımızda bütüne de vermeye başlarız. Sezsiz kalmaya gelince, bu sessizlikten kastim; kendi içsel sessizliğimizdi! Sanırım yine türkçe sorunu, ve ifade edemedim özür dilerim. Yani zihin bilinç ve beden bilincin taleplerinden arınmak.. ama bu, mecazda "beden acıktı yemek yemek istiyor, yememeliyiz" anlamında değil, sağlıklı şeyler yemeliyiz anlamında! Ya da hiç düşünmemeliyiz ot gibi yaşamalıyız anlamında bir sessizlik değil! Bu; düşünceleri kontrol altında tutarak, içinde bulunduğumuz anın realitesiyle o zihin önermelerini takip ve kontrol ederek, dikkate almak ama, genel anlamda içsel sessizlik hakim olarak ve zihin bilinç, beden bilinç, ruh bilinç üçlüsünü ruh bedenin uyarılarına kulak vererek yönetmek. Sessizlikten kastim şöyle mi anlaşıldı yoksa "susmalıyız, konuşmamalıyız, anlatmamalıyız, paylaşmamalıyız v.s. " hayır hayır dostum tam tersine her deneyimimizi aktarmalıyız ama bunu öğreti şeklinde değil de deneyimlerimiz olarak tarif etmeliyiz. Yani kişiler sizden öğüt almamalı sizi örnek almalı. Tıpkı çocuklarımızı eğitirken yaptığımız gibi onlara bir şey öğretmek sakıncalıdır ama biz uyguladığımızda uygulanması gerektiğini ve nedenlerini bilirler.
Sadece deneyimleri paylaşmak ve tarifini doğru yapmak işte bu!
Sessizliği tarif ederken de böyle benim gibi eksik tariflerle değil tabii ki:)) işte o zaman böyle birdaha bir daha anlatmak zorunda kalıyoruz:)) valla bağışlayın ne yapayım dedim ya lisan çok önemli. Daha doğru, daha net ifade edebilmek, Üstad Eckhart'ın yaptığı gibi;) (aslında bu üstat lafına da çok kızarım çünkü, üstat yoktur arkadaşlar.. hepimiz aynı cevhere sahibiz aynı değerdeyiz) O kitabı ile sessizliği uygulayabilmeyi gerçekten doğru anladığımı düşünüyorum adam yaşamışm ve tarifini yapmış.. sorumluluğunu iyi bilen, akıl ruh beden üçlüsünü doğru kullanabilen.. hem spirütüel hem 3. boyut kavramlarıyla iç içe ama doğru şekilde, dozunu ölçüsünü bilerek sorumluluklarını yerine getiren bir insan, bir insanın kendini en yararlı şekilde kullanması bu olsa gerek.
Her neyse efendim neredeyse reklam gibi oldu ama onun tarifi benim sessizliğimi sağlamamda gerçekten çok faydalı oldu. Şimdi bizlerde, çevremize bu tarifleri verirken kendimize dair sorumluluklarımızı alarak doğru şekilde varolursak, zaten vermiş olacağız. Ben bir felsefe uzmanı değilim, ben hoca değilim, psikiyatr değilim nasıl verebilirim diye düşünmeden sadece uygulamak, sonra da bu deneyimleri aktarmak, paylaşmak ve zaten bunu yaşamak, böyle yaşamak bile yeteri değerdedir.
Sessizliği tekrar ediyorum; bu sessizlik içsel sessizlik... yani ruh bedenin alanını genişletmek... böylece gelen mesajları temiz ve gürültüsüz bir iç ortam sayesinde almak. Yani bilen olanla bir bütün olduğunu özümsemek ve bileni kavramak. O bilenle mevcut halde iken zaten mesajlar hepimizde akmaya devam ediyor. Arkadaşlar küçücük bir mide rahatsızlığı dahi bir mesajdır! Sadece iyi dinlemek, ruh beden neye tepki veriyor bilmek. Sonra da kişilerin gözlerine o sessizlikle baktığınızda, o konuşmasa da size ne dediğini bilmek. Bunlar hepimizde mevcut arkadaşlar, tüm insanlarda ve dahi hayvanlarda ve varolan her şeyde.. her şey bilen olandan, kendi haliyle tezahür etmekte, bizim handikapımız ise insan olmamız. Bakın doğaya onların dengesini kendilerinin bozduğunu göreniniz var mı nedense o dengeleri bozan hep biz insanlar oluyoruz, çünkü susturmayı bilmiyoruz, sessizli ve doğamızı dinlemeyi bilmniyoruz. Sessiz değiliz ve onu duyamıyoruz, onun söylemlerini sürekli bilgi formları ve zihinsel bedensel taleplerle perdeliyoruz.
Neden ibadet?... Hiç düşündünüz mü! Neden namaz, neden sema ya da cem ayinleri, neden haccı tavaf, Buda'nın sessizliği neden?
Umarım ifade edebilmişimdir. Çünkü zaten gelen olana açmamız gereken kapılar gürültümüz sona ermeden açılmayacaktır.
Sadece sessiz kaldığımızdaki oran ise "bir" ile otomatik olarak bütün olmaktır. O ruh bedenin, huzur ölçeği ile ne kadar bütün olduğunun farkına varmaman mümkün değildir. Bütün halde iken yanındaki her hangi bir canlının gözlerine bak dostum, bak orada açılan kapıda neler göreceksin:)
Sadece bir kere deneyimle!
Hatta belki boşverin benim tariflerimi ve Eckhart'ın tarifini dikkate alın, o sessizliğe ulaştığınızda göreceksiniz ki bilen olanın bilgisi hiç bir bilgiden daha değersiz değildir. O zaten bilendir ve size durmadan seslenmektedir ta derinlerinizden. O size bütünün hayrına, gün içerisindeki tüm doğru davranışlarınızı bile söyleyecek olandır. O yanılmaz lütfen deneyimleyin. Siz onunla bir bütün halde iken ego devreden çıkmaz ama önemini yitirir çünkü onun gerçeğe sağlama yaptığı huzur ölçeği egonun hiç bir haz duygusu ile eş değerde değildir!
Sevgiyle dostlarım.. |
Edited by - ivrin on 10/07/2008 14:30:41 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 15:04:42
|
Bu arada, sizlerden önce içsel alanıyla temas edip çok küçük yaşlarda mesajlar alabilen insanlar, sizlerden özellikli ya da ayrıcalıklı değil!
Sadece onlar zorlu olan seçimleri tercih ettikleri için şartları gereği içsel alanlarına erken yaşlarda yolculuk yapmak zorunda kaldılar. Şimdi mutlu bir ailede büyüyen bir çocuk ile kötü şartlarda şiddet gören bir çocuğun içsel buluşması arasında fark olacak tabi ki! Bu onun özellikli olduğu anlamına gelmez bu onun şartlarının ağırlığı nedeniyle yaptığı içsel yolculuğun sonucudur. Onlarda varolan yeti sizde eksik değil, aynısı sizde de var. O şartları gereği daha erken tanışmakta sadece. Şimdi bir baba zulmü, ya da şiddet sebebiyle gidecek bir yeri olmayan bir çocuğun acılarının sayesinde erken elde ettiği farkındalık sadece seçimiyle alakalı bu siden özellikli olduğunun anlamı değil. Şimdi diyeceksiniz ki; peki ama mutlu ve bir sorunu olmayan ama bu yeteneğe sahip olan çocuklar var:) onların kimyasal dengelerinin onlara verdiği acıbedenine hiç birimiz sahip değiliz. Bir zihin diğerinden kimyası sebebiyle hızlı veya yavaş olabilir. Hızlı zihin sahibi yavaş zihin sahibine göre akıllı demektir, ama onun uyum sorunu sebebiyle yarattığı acı bedeni de onun içsel temasını hızlandırmaktadır. Akıllı olduğu için değil! Bunun ne farklı doğal zeka ile (ki doğal zekada fark yoktur) ne de farklı çalışan zihin aktivitesiyle değeri biçilmez. Bu sadece daha akıllı görünenin, uyum sorunuyla yaşadığı ıstırtabının, kurtuluş kapılarının anahtarını erken bulmasıyla alakalıdır. Ayrıcalık illüzyonundan kurtulmakda birinci şartımızdır. Eckhart Tolle ölümü düşündüğü an'da uyanış yaşadı! Yani karanlığın en derin noktası ışığa en yakın zamandır. O sebeple doğal gelişen farkındalıklar mevcuttur ama bu durum onların yetisinin sizde varolmadığı anlamına gelmez. Eğer sizler bunu normal şartlarda deneyimlemesenizde dibe vurduğunuz en karanlık anınınzda içinize çekkilmek zorunda kalacaksınız zaten. Peki ya buna gerek var mı?... Hayır yok! Siz zaten sahip olduğunuz şeye ulaşmak için acı bedenine ihtiyaç duymadan da ulaşabilirsiniz. O içsel sessizliği, o bütünle teması kendi isteğiniz ve emeğinizle keşfedebilirsiniz. Ayrılık yok, farklılık yok, üstatlık yok! Üstat olanlar olduğu söylenenler daha doğrusu, üstat olduklarını kabul etmezler ve bundan rahatsızlık duyarlar.. çünkü, onlar üstat olmadıklarını bilirler. Tembel olup özelliklerini kullanmayanlar üstatlar yaratırlar, özelliklerini kullananları üstat ilan edip kendi sorumluluklarını almk yerine tüm sorumluluğu üstatlarına devrederler ve habire de öğrendiklerini söylerler hep yerlerinde sayarlar(!) bir üstadı olan hiç bir zaman hiç bir şeyi özümseyemez sadece öğrenir, neyi? Bir başkasının çözüm önerilerini! Artık herşeyin açığa çıktığı ve ben-ötesi psikolojisinin hakim olmaya başladığı bu çağda ne olduğumuzu bileceğiz ve ne olmadığımızla da egomuzu/egolarını ödüllendirmeyeceğiz. Biliyorum bu sözden sonra vurulmam gerek ama birisi kendisini veya bir başkasını üstat ilan ediyorsa çok büyük bir yanılgıyla ayrıcalık illüzyonu yaratarak insanlığa ve kendisine zarar veriyor. Kendin bilmek ne ola ki!
Sevgiyle dostlarım..
"Sevgili talebeler, artik suphelenmeye veya sorgulamaya gerek yok: "Otorite BEN'im." Gidin, ve herseyin "BEN'im" varliginda ifade bulan Tanri Otoritesini kullanmaya curet edin. Neden tamamen korkusuz olmayasiniz? Ne zamandan beri Buyuk Yukselmis Ustadlarin varligini istiyorsunuz: "Burada benim onumde gorunmesini ve yardimini istedigim sevgili Yukselmis Ustadlarin Gozle Gorulebilir Varligi BEN'im." "
Veee Pleyades bilgilerinde de der ki; Buradayız. Bir kez daha sizin gerçekliğinizde olmak bizim için bir zevk, özellikle bu son derece elverişli koşullarda... Bundan memnunuz. Işık frekansında olanlarınızın bizi buraya çektiğini biliyoruz. Zekanızdan dolayı kendinizi kutlayın. Aracımızı (Barbara Marciniak) gezdirmek, çeşitli yerlere gitmesini sağlamak kolay değil, çünkü kendi zihni var. Zaten olması gereken de bu, olan da bu, olacak olan da bu. Her birinizin kendi zihinlerinize sahip olmaya, kendi hayatlarınızla temasa geçmeye ve kendi hayatınızın sorumluluğunu almaya ihtiyacınız olduğunu anlayın. |
Edited by - ivrin on 10/07/2008 22:19:07 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 15:24:56
|
Herkese selamlar, sevgiler…
Kanal bilgilerini okumaya başladıkça, kafamda sorular açığa çıkmaya başladı, bu bilgilerle ne yapmalıyım diye.Önceleri kendi içerimde sorgulamalarım başladı ve derin düşünme ile karakterimin bir değişime girdiğini hissettim, insanlara bakışım, hayata bakışım değişmeye başladı özellikle Bir’in yasası beni çok etkilemişti, her anda sevgiyi aramak, karşıdakine bakarak Tanrı’yı görmek, kendinin Tanrı olduğunu düşünmek, içinden yaşam geçen her şeye saygılı olmak v.s…Yaşadığım topluma ve dünyaya baktığım zaman ise hakim olanın bu olmadığını gördüm ve soru şu idi Bir’in hayrına ne yapabilirim. Kanal bilgilerinin büyük çoğunluğunda ‘’Dünyanın kaçınılmaz şekilde dördüncü yoğunluğa geçeceği zamanın ‘’ -tarih çok açıkça verilmese de- yaklaştığının bilgisi veriliyordu.Biz genel de bu tarihi hep 2012 olarak algılıyorsak ta ; bazı kanallar açıkça bir tarihin verilemeyeceğini söylüyorlar ancak olası yanlış algılama içerisinde de olmadığımızı söylemiyorlardı, yani 2012 tarihine bir itirazı direkt göremedim, enazından ben göremedim.Eric von Daniken bile 23 aralık 2012 te (ziyaretçilerin) avrupada bir yere ineceğini düşündüğünü açıklamış ve Z.Sitchin de 2012 tarihini açıklamıştı.Aklıma gelen ilk soru ‘’ben kendim dördüncü yoğunluk hasatını geçebilecekmiyim?’’ oldu.Kendi kendimi teraziye koyup tartmaya ve cevabı bulmaya çalıştım.Dördüncü yoğunlağa geçiş için (kriterleri) daha dikkatli araştırmaya başladım ve varsa yapılacak birşeyler açıkçası yapmaya hazırdım..Çocukça ,gerekirse Hindistana, Mısıra gitmek ve gerekiyorsa bir çiftlik gibi yerde yaşamayı bile imgeledim…Böyle bir çözüm,yapılacaklar listesi verilmiyordu.Ne yapabilirim?Ne yapabilir dim?Bu düşüncelerle kanal bilgilerini izlemeye, takip etmeye devam ettim ve bugüne kadar geldim…Kanal bilgilerini ;yaşadığımız fiziksel,sevgi temelli olmayan,bireyselciliğin aile kurumunu dahi ele geçridği bir ortamda uygulamanın zorluğunu görmeye başladım…Kasyopya celselerinin takip etmeyen forum üyeleri olmadığını düşünüyorum, bu bilgilerde (korku temelli kontrol) ü uygulayan ve 300bin yıldır uygulayan kh lerin bazı taktiklerini görünce afalladım, korktum.Aman Tanrım ne taktikler vardı..İlk basit sorum şu oldu (bu bana uygulanmış mıdır?), ve sonra (ne yapabilirim?nasıl korunabilirim?) sorularını kendime sordum.(Bilgi korur) cevabı pek de beni tatmin etmiyordu açıkçası, üçünyü yoğunluk bakış açısıyla (savaşmaya bile) hazırdım…Aman Tanrım (bilgi beni koruyacaktı ama ben yine birşeyler yapmalıyım) diye düşünüyordum ve hala soruyorum…
Her yoğunluğun kendine has özellikleri, fiziksel kanunları, ortamın oluşturduğu şartlar; benim fikrime göere; derslerin neler olduğunu belirleyen bir zemin oluşturuyor.Düşünsenize bu yoğunlukta yandaki komşuya ( hey çek şu altın küfelerini , bahçemdeki çimleri eziyor) diyebilir miyiz.Dördüncü yoğunlukta ,sevgi boyutunda; buna uyumlu olabileceklerin sadece/sadece, bulunabilecekleri bir ortamın yaratacağı dersleri ; ben nasıl bu yoğunlukta uygulayabilirim?Her yoğunluğun kendi evrensel özellikleri derslerin özelliğini tayin edecektir.
Aklıma bu yoğunlukta (sevgi ve Bir’in) yasası ile aydınlaşmış kişiler geldi, tarihte Mevlana, günümüzde belli başlı kanallara medyumluk yapanlar.Bunlar ellerine üçüncü yoğunluk silahlarını almış savaşmamışlardı:Bilgileri insanlara, daha fazla insanlara ulaştırma koşullarını zorlamışlardı ve bir çoğu da hayatlarını tehlikeye atarak.Evet bilgi/ışık gezegene getirilmeli ve yayılmalıydı, bu arada kendi akıl/beden/ruh sapmaları ise nisbeten dengelenmeliydi bu yetmezdi diğer insanların da (toplumsal bellek bileşimi) yolunda ilerleyebilmemiz için, diğer insanlara da ışık götürülmeliydi?Kafam daki soru şu (yapabileceğimizin en iyisini yapıyor muyuz?)Yoksa bırakalım her koyun kendi bacağından mı (yükselsin)?...
Selamlar, sevgiler…
Not:Aklıma çokça geliyor ama yazmayi; hep unutuyorum.Sanat dalında hizmette bulunan bir (SANATÇI) Aziz Nesin aklıma geliyor...Sanatını; (toplumculuk) frekansında yapan bir sanatçı; ve tam bir BH örneği...(Sokak Çocuklarından Professör Yaratma Projesi) olarak algıladım hep..Kazandığı; parayı;, serveti git sen toplum için harca, vay be ,,hem devlete model olacak hemde para denilen enerjiyi bolca kazananlara bir örnek alın size BH 'in alası; bir örnek... |
Edited by - Tiversonus on 10/07/2008 15:40:46 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 15:41:58
|
Her koyunun kendi bacağından yükselme şansı var mı dostum önce bunu sormalıyız sanki! Bir bütünün içerisinde yaptığımız en ufak hareketten veya söylediğimiz sözden bile yarattığımız etkileri ve değişimleri düşünürsek, nasıl her koyun kendi bacağından yükseliyor olabilir ki??? Biz alırken, olurken olduruyoruz! Bu bırakmak değil bu oluşumu kendinde başlatmaktır. Bu kendi bacağından yükselmek değildir yükselişi kendinde başlatmaktır. Bunu herkes yaptığında yapamayanlar/yapmayanlar bir mıknatısa takılır gibi peşisıra takılıp gelmek durumunda kalacaktır, hani o sorumluluk almayanlar. Ancak fark nedir, onların tekamülleri sona ermeyecektir. Takılıp gidenlerden değil içimizden yükselenlerden olmak nasip olur inşallah diyorum.
"Dördüncü yoğunlukta ,sevgi boyutunda; buna uyumlu olabileceklerin sadece/sadece, bulunabilecekleri bir ortamın yaratacağı dersleri ; ben nasıl bu yoğunlukta uygulayabilirim?Her yoğunluğun kendi evrensel özellikleri derslerin özelliğini tayin edecektir."
Demişsiniz dostum; Ve ben "bilgiye dayalı şekillenen özle buluşmak" tan bu soruların doğumunu da kastedmiştim.
Nacizane affınıza sığınarak..
"Not:Aklıma çokça geliyor ama yazmayi; hep unutuyorum.Sanat dalında hizmette bulunan bir (SANATÇI) Aziz Nesin aklıma geliyor...Sanatını; (toplumculuk) frekansında yapan bir sanatçı; ve tam bir BH örneği...(Sokak Çocuklarından Professör Yaratma Projesi) olarak algıladım hep..Kazandığı; parayı;, serveti git sen toplum için harca, vay be ,,hem devlete model olacak hemde para denilen enerjiyi bolca kazananlara bir örnek alın size BH 'in alası; bir örnek..."
"Toplum için harcıyor" tabiri doğru mu:S sevgili dostum, kendinin ait olduğu bir bütüne harcıyor, toplum ondan ayrı bir şey mi ki. O "bir" olmanın 3. boyut ayrılığında fiziksel olarak ta mümkün olduğunun en büyük isbatını gerçekleştirmiş. İşte bence o, ruh bedeninin rehberliğiyle evrenin eşitlik yasasını kavramış, yine ruh bedenin huzur ölçeğiyle yaşamını şekillendirmiş gerçek bir BH ve aynı zamanda KH örneğini sergiliyor:). Cennet tabir edileni yaratmak için zaten her birimizin bu bilinçle varolması ve evrenin eşitlik yasasının ne olduğunu kavraması meselesi. Bu yardım ya da bağış değil ki, bu bilincin bağış ile alakası yok! Kimse kimseye bir şey bağışlayamaz, ve eğer evrenin eşitlik yasasını özüyle birleşip kavrarsa insanoğlu, (işte o zaman zaten doğasına aykırı davranamayan ruh bedeninin duygu ve hastalık tepkileri de ortadan kalkar.. vee işte ölümsüzlük denilen şey!) Sonsuzluğun içindeki cennet vaadi:) gerçekleşir. İyelik duygusunun olmadığı, herşeyin paylaşılması gerekliliği v.s. tüm "bir" olduğumuzu ortaya koyan gerçeğimize dayalı yaşam biçimi.
S:(T)BH olarak KH olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu doğru mu? C:Evet. Zaten yanıtlandı
S:(T)Yani giden şey dolanıp geri mi geliyor? C:Evet
S:(T)BH ,KH'nın amacına mı hizmet ediyor? C:Hayır,BH dengedir,KH dengesizliktir.
S:(T)Eğer KH dengesizlikse BH olma yoluyla nasıl KH olabiliyorsunuz? C: BH dışa doğru akar ve kök noktası dahil tüm noktalara dokunur,KH ise içe doğru akar ve yalnızca kök noktasına dokunur.
BH ile KH zaten gerçekleşiyor! |
Edited by - ivrin on 10/07/2008 21:29:47 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 22:43:11
|
Sevgili dostum ivrin, Kelimeleri yerli yerince kullnamadığımı itiraf etmeliyim, şiir yazamadığım zaman bunu anlamıştım zaten.Öncelikle şunu belirtmeliyim; düşünce kalıplarına eleştiri yapıyorum, bu da algımın ve frekansımın dahilinde/sınırların da olabiliyor ancak.Daha önce bir cevap yazmıştım ancak giriş yapmadığım için kayboldu gitti ve şimdi yazıyorum.Dostum yazdığım size yönelik veya aklımda (özne) olarak siz yoktunuz.Bunu belirtmek isterim.
Daha önce (toplumculuk tartışmaları yaparken -o zamanlar kanal bilgilerini tanımıyordum- şunu söylerdim:(hamaset) yapıyorunuz diye eleştiriliyordum ve şunu söylüyordum,hayır bunun ,toplumun yükselerek, yüksek refaha ulaşarak, benimde toplumun bir parçası olduğumdan dolayı buradaki refahtan, yükselişten bende payımı alacağım sözkonusudur.Dolayısı ile toplumculuk bana dönüş-fayda sağlayacak kadar, matematiksel/nicel dir diyordum.Yani Kasyopya celseleri yapılmadan önce bir zamanlarda, bunu söylüyordum.Sizin eklediğiniz celse yazısında bunu hatırladım...Nitel olarak fikirlerimi açıklamaya çalışayım:Herşey Bir'in parçasıdır, tüm yaratılışın veçheleri.Yolomuz tekrar Bir'de buluşmak olsun.Bir'in parçası olarak ,birey bütünlüğü sağlarken iki çalışma yapabilsin, bir tanesi kh, diğeri bh olsun.Kh altıncı durakta bize yetişecek, biz kendimize bakalım ve Bh ne yapacak..Bh varlığı önce Bir'in felsefesini genel olarak idrak edecek yani Bir2liğe gidebilemek için BH yolunda sevgiyi/ışığı/bilgi yi kullanacak, ancak Bh özelliğini unutmayacak.Önce frekanssal olarak kendine en yakın frekanstaki varlıklarla Bir'leşmeye çalışma yapacak, bu da kendi toplumundan(insanlardan) başlayacak, burda başka bh lerden yardım almayacak anlamı çıkmasın, nisbeten belli frekanstaki insanlar birleştikten sonra, bulundukları boyutun kendilerine sunduğu şartlara göre, frekanslar arasındaki zıtlık giderilecek ve toplumsal bellek bileşimi olunacak, sonra daha alt frekans varlıklarından gelen çağrılar beklenecek ve onlarınn da Bir'in yasasını idrak etmelerine yardım edilecek ve böylece yukarıdaki boyuttakinin hem Bir'e hizmeti sağlanmış olacak ve hemde aşağıdaki varlıkların nisbeten toplumsal bellek olmaları sağlanacak, burada (çağrı, istek önemli)...Zaten toplumsal bellek olmuş varlık grubunun kendi içlerinde yüklü çalışma (hizmet çalışması) ihtimali azalacaktır, sahip oldukları frekanstan dolayı.Zaman kavramının olmadığı bir boyutta, yukarı çıkabilmenin koşulu artık aşağıya bakmaktan genel olarak ibaret olacaktır:Böylece, altıncı durakta da bayağı azalmış olrak kh ler, aslında artık kh özelliklerini bayağı yitirmiş olarak Bir'liğe katılacaklar ve bunlarla frekans farklılığının giderilmesi işlemi yani yedide herşey Bir olacaklar.Belki de yeniden yukarıdan aşağıya bir işlemle bu sonsuza kadar sürecek yeni bir boyut açılacak...Bundan sonrası beni aşıyor ve aslında dersim de değil...
Yani dostum, BH ederek, bütüne hizmet ederek aslında kh etmek demek sonuç olarak doğrudur da yöntem,araçlar,taktikler,uygulamalar bakımından kutupluluk/dualite yaratacak kadar birbirlerine zıttır...
Selamlar,sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 23:15:57
|
quote: Originally posted by Tiversonus
Sevgili dostum ivrin, Kelimeleri yerli yerince kullnamadığımı itiraf etmeliyim, şiir yazamadığım zaman bunu anlamıştım zaten.Öncelikle şunu belirtmeliyim; düşünce kalıplarına eleştiri yapıyorum, bu da algımın ve frekansımın dahilinde/sınırların da olabiliyor ancak.Daha önce bir cevap yazmıştım ancak giriş yapmadığım için kayboldu gitti ve şimdi yazıyorum.Dostum yazdığım size yönelik veya aklımda (özne) olarak siz yoktunuz.Bunu belirtmek isterim.
Dostum, bana hitaben yazıdığınız anlamında bir cevap vermemiştim aslında, genele hitabınıza benim görüşümü yansıttım. Ama bu bölmek ise sizi, afedersiniz daha dikkatli olurum. Lakin, bütünün içerisindeki yerimi bilmekteyim.. ve sessiz kalmamam gerektiğine inandığım satırları değerlendirmem, sadece buradaki varlığımı ortaya koymak adına gibi mi algılanıyor acaba?! Oysa ki ben bu değerlendirmeyi yapaken ben ivrin olarak değil bizden biri olarak yapmaktayım. Bireysel kendi üzerime aldığım bir hiç şey yoktur, hiç bir zaman da böyle olduğu fikrine kapılmadım müsterih olunuz.
"Yani dostum, BH ederek, bütüne hizmet ederek aslında kh etmek demek sonuç olarak doğrudur da yöntem,araçlar,taktikler,uygulamalar bakımından kutupluluk/dualite yaratacak kadar birbirlerine zıttır..."
söyleminizi de, bireysel almadan tamamen bu konudaki fikrimi beyan etme adına, aynı şekilde düşündüğümü zaten defahaten belirtmişim. Birliği oluşturan tüm zıtlıklarda olduğu gibi pozitif-negatif v.s.
Sevgiler.. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 10/07/2008 : 23:33:12
|
Sevgili ivrin, Kendimi bir hiyerşide hissettirdiniz şimdi.Bu beni üzer,hiyerarşi kh de olur ancak.Sadece size cevaben yazmadım derken, sizi değil genel olanı-düşünceyi eleştirmiştim dedim...Gerçi dün gittiğin geçmiş yaşam regresyonisti (kendini sev) demişti ama hala bunu yapamayan birisiyim, haberiniz olsun.Ha birde şunu merak ediyorum, dördüncü boyut a yükselseydik acaba orada da acaba (şu 3b)ta kalanlara nasıl yardım edelim diye tartışırmıydık acaba...Tartışmalar nasıl olur du acaba?
Selamlar,sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 10/07/2008 23:34:02 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 11/07/2008 : 12:26:37
|
quote: Originally posted by Tiversonus
Sevgili ivrin, Kendimi bir hiyerşide hissettirdiniz şimdi.Bu beni üzer,hiyerarşi kh de olur ancak.
:)) ilahi dostum, siz çok yaşayın iyi mi:)) Yüzde yüz size ait bir şeyi ben nasıl harekete geçirebilirim:) duygularınızdan siz sorumlusunuz;)
Hani bunu bizim aramızdan biri söyleyince, şaka da olsa, insan bir afallıyor doğrusu.. çok yaşayın.
quote: Originally posted by Tiversonus
Gerçi dün gittiğin geçmiş yaşam regresyonisti (kendini sev) demişti ama hala bunu yapamayan birisiyim, haberiniz olsun.
Haklısın sevgili dostum ara ara nedense kendimizi zihnimize salıveriyoruz ve oda bize değerimizi unutturmayı başarıyor.. diyorum ya bazen, göya tatil yapıyoruz onu takip etmeyi yorgunluk sandığımız illüzyonla, oysa asıl yorgunluğu o devrede olunca yaşıyoruz. Haklısınız
quote: Originally posted by Tiversonus
Ha birde şunu merak ediyorum, dördüncü boyut a yükselseydik acaba orada da acaba (şu 3b)ta kalanlara nasıl yardım edelim diye tartışırmıydık acaba...Tartışmalar nasıl olur du acaba?
Aslında bunu bende zaman zaman düşünmüyor değilim, ve bazen ışıkların geçişini görür gibi oluyorum, ince çizgiler halinde ve rengarenk yani yine şimdi olduğu gibi. Tek farkı oradan görmemiz daha kolay olur sanki;) Oturur hep beraber seçim yaparız "bu vatandaş benim görevim olsun dost, al bu da seninkisi" ehhi..
Sevgiyle kal dostum |
Edited by - ivrin on 11/07/2008 12:34:33 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 11/07/2008 : 12:59:57
|
Sevgili ivrin, Birinci ( :)) ) olayında siz çıtayı aşağıya çektiğiniz için benim çıtam yukarıda gözüktü veya bana öyle hissettirdiniz, yani sizin etkinizle böyle hissettim; lütfen çıtanızı yüksek tutunuz ki ben eysikliğimi görebileyim, öğrenme sürecini yaşayabileyim...
--------------------------------------- Nacizane affınıza sığınarak.. --------------------------------------- ve sessiz kalmamam gerektiğine inandığım satırları değerlendirmem, ------------------------------- :)) ilahi dostum, siz çok yaşayın iyi mi:)) Yüzde yüz size ait bir şeyi ben nasıl harekete geçirebilirim:) duygularınızdan siz sorumlusunuz;)
Hani bunu bizim aramızdan biri söyleyince, şaka da olsa, insan bir afallıyor doğrusu.. çok yaşayın. -------------------------------
İkinci olarak, bu ( :)) ) olan; sizlerle birlikte olmaktan, konuşmaktan dolayı (budur.com un tamamı ile) çok mutluyum...Bu kadar..
Selamlar, sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 11/07/2008 13:07:56 |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 11/07/2008 : 14:12:09
|
quote: Originally posted by Tiversonus
Sevgili ivrin, Birinci ( :)) ) olayında siz çıtayı aşağıya çektiğiniz için benim çıtam yukarıda gözüktü veya bana öyle hissettirdiniz, yani sizin etkinizle böyle hissettim; lütfen çıtanızı yüksek tutunuz ki ben eysikliğimi görebileyim, öğrenme sürecini yaşayabileyim...
Estağfurullah, demek ki hala kendimi doğru ifade edemiyorum, çıtalarımız mı vardı yoksa?!.. Benim yok sevgili dostum. O yüzden eksikliğiniz varsa da ben göremem ve dahi gösteremem, bu sizin tesbitiniz ile mümkündür ben öyle bir şey görmemekteyim. Bana göre puzle'ın parçalarıyız sadece iyi oynayıp, iç içe geçerken doğru yerlerde olmamıza dikkat etmek, başka bir şey değil. Size her hangi bir duygu hissettirme şansım yok sevgili dostum, bu da bir illüzyon! Duygu bir formdur ve form olup olmadığını deneyimlemeden bilme şansımız yoktur. Bunu ben söylüyorum ama söylemem bunu bilmenizi sağlamaz! Bunu bilmek için deneyimlemeniz gerekir.
quote: Originally posted by Tiversonus
--------------------------------------- Nacizane affınıza sığınarak.. ---------------------------------------
Evet sevgili dostum "affınıza sığınarak" cüz-i iradenizin kabulu dışında mıyım içinde miyim meselesi.. dolayısıyla "affınıza sığınarak". Şartlarımız gereği değişik lisanlara sahip olabiliyoruz, niyetimiz ne olursa olsun sözlerimizin o iradeye uyumluluğunu tesbit edemeyebiliriz.
quote: Originally posted by Tiversonus
Sevgili ivrin, --------------------------------------- ve sessiz kalmamam gerektiğine inandığım satırları değerlendirmem sadece buradaki varlığımı ortaya koymak adına gibi mi algılanıyor acaba?! --------------------------------------
Bu bir endişe; kusursuz olmadığımıza dair geliştirdiğimiz zihinsel illüzyonlardan birisi. Bunlardan arınabilmek için sanırım daha fazla egzersiz yapmam gerekli:) Dolayısıyla anlaşılmamın önüne geçen hatalı ifadelerimi tesbit etme arzum bu endişeye bağlıdır. İfade eksikliği korkusu, hep diyorum ya lisan! Gayettabi büyük bir illüzyon, ancak sanal ortamda bu illüzyona oldukça hizmet ediyor. Burada bu duruma hizmet eden sizin beni anlayışınız değil, benim kendi ifademe inancımın yetersizliği ve sorumluluğu bendedir. Ancak bir yetersizlik gerçekten varsa ihtimali sizin beyanatınızla düzeltmeme yardımcı olabilir bu da yine kendi sorumluluğumda gibi görünse de sizin yardımınıza ihtiyacım olduğu gerçeğidir.
quote: Originally posted by Tiversonus
------------------------------------------- :)) ilahi dostum, siz çok yaşayın iyi mi:)) Yüzde yüz size ait bir şeyi ben nasıl harekete geçirebilirim:) duygularınızdan siz sorumlusunuz;) -------------------------------------------
Yukarıda da dediğim gibi bunu başarabilme şansım yok!
quote: Originally posted by Tiversonus
------------------------------------------- Hani bunu bizim aramızdan biri söyleyince, şaka da olsa, insan bir afallıyor doğrusu.. çok yaşayın. -------------------------------------------
Çünkü bu dersleri her gün görüyoruz ve ezbere biliyoruz.. evet duygularımız var nasıl inkar edebiliriz ki, ama unutmamaya çalıştığım en ayrıntılı detay onlar "duygularımız" duygular değil. Yaşadığımız her duyguyu kendim dahi yaşadığımda afallıyorum. Ve bunu çokça yapıyorum, yaptığımda da hemen orada ifade etmek tamiri açısından işime geliyor. Bu BH mı KH mı siz karar verin:)
quote: Originally posted by Tiversonus
İkinci olarak, bu ( :)) ) olan; sizlerle birlikte olmaktan, konuşmaktan dolayı (budur.com un tamamı ile) çok mutluyum...Bu kadar..
Selamlar, sevgiler...
Sevgili dostum sanırım yegane gerçek bu! Hatta mutlulukta bir duygu olduğu için huzurun yanındaki sığlığını kıyasladığımızda, bu tarifinize "HUZUR" adı ile ben de eşlik ediyorum. Sevgiyle.. |
Edited by - ivrin on 11/07/2008 14:21:08 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 11/07/2008 : 19:56:32
|
Herkese selamlar, sevgiler..
Kasyopya celselerini takip edenler korkuya dayalı kontrolün yaklaşık üçyüzbinyıldır uygulandığını söylediklerini bilirler.Bu konuda uzunca bir yazı yazdım ve ilginç şekilde gönderdim zannerken, siteye ulaşmadığını gördüm.Kısaca başlıkları yazmak ve sonra-uygun bir zamanda detayları aktarmak isterim: --‘’Kendini İyi hissetme illüzyonuna’’ dikkat edelim. --Kasyopya celselerini takip edenler arasında, buradaki işlemlerin, taktiklerin kendilerine uygulanmadığını düşünenlerin sayısı fazlaca, bu bir çelişki değil mi? --Laura ve arkadaşlarının BM binasının bir katında celse yapabilecekleri ihtimalini düşünebiliyor musunuz?Neden yapamazlar, yoksa yaptırmazlar mı? --Kanallar kullanılarak, maniplasyon ihtimaline inancınız var mı?Var ise aklınıza gelenler hangileri olabilir, yaygınlık/izlenebilirlilk oranları bir gösterge olabilir mi? ---Kasyopya celselerine inanmayanlar için sorun yok, ancak inanan ancak (kendini iyi hissedenler) buradaki aktarılanlarla çelişmezler mi? --Kanalların bazıları neden negatif/kh kutbundan ve faliyetlerinden bahsetmezler? Amaçları ne olabilir, yoksa kutupluluk yok mu? --Kendini iyi hissetme illüzyonu olabilir mi?
Selamlar, sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 12/07/2008 : 11:37:54
|
Herkese selamlar,saygılar (Alıntıdır) İnternette detaylı yöntemlerin anlatıldığı bir siteden kısa kısa alıntılar aktarmak istiyorum (zihinkontrol.blogcu):
((İbadet eden kişilerin beyinlerinin ilahi bölümünün salgıladığı kendini iyi hissetme kimyasalları salgılatılarak bir keyif hali yaşadıkları kanıtlanmıştır. Bir insanı bu frekans dalga boyuna maruz bırakırsanız o kişide yapay bir dindarlık ve derin bir mutluluk hissi uyandırabilirsiniz. Ayrıca hükmedilen rüyalar, görüntüler ve kısa süreli hafıza silmeyle bir kişiye UFO deneyimi yaşamış biri gibi yapabilirsiniz.))
((Frekans silahları 6.6 hz ile depresyona yol açabilir. 7.83 Hz (Schumann Rezonansı[12] , yeryüzünün doğal titreşimi) kendini iyi hissettirir. 10.80 Hz panik hali oluşturur. 16-25 Hzlik ölümcül ELF ise hayata kasteder. (ELF: Fazladan Düşük Frekans, ULF: Aşırı Düşük Frekans). Titreşimi hafifletilmiş mikrodalgalar doğal beyin frekanslarını taklit eder. Mesela frekans dalga boylarına maruz bırakarak uyuşturucu kullanmayan bir kişiye ketamin[13] kullanmış etkisi verilebilir.))
((İçten geçen düşüncelerin oluşumları gözlemlenebilir ve çözümlenebilir. Düşünceler ve fikirler aklınıza sokulabilir. Artık ne düşünüp hissedeceğimize kendimiz karar veremeyebiliriz. Bu işlemler oldukça karışıktır. Sadist birileri akılları kontrol etmek için bilgisayarın başına geçebilir ve bilgisayarlarıyla her şeyi belirli bir yöne yönlendirebilir.
Bilgisayar düşüncelerinizi size geri iletebilir ve tekrar tekrar düşünmenizi sağlayabilirler. Hatta bu anlamsız bir tekrarlamaya dönüşebilir. Ultrasonların iletilmesiyle bir kişiyi, sesler duyarak çılgına çevirene kadar bunu tekrarlayabilirsiniz. Bununla bitkinliğe, uykuya veya bir uyanıkla sebep olunabilir. Duyulan yüksek frekanslarla hırsızlığın azaltılabildiği bilinmektedir.
Voodoo rahipleri, psikokinezi[14] (telekinezi) veya uzaktan telkin yapalar, insanların ve nesnelerin enerji yardımıyla etkilenebileceğinin farkında olan kişilerdir. Ama bilgisayar, beyinden daha kuvvetlidir. Daha güçlü etkiler oluşturabilir. Bu etkilerden birkaçı tecrübeleri tekrar oluşturmak ve imrendirmek, algılarla oynamak, işitilmeyen bilinçaltı etkileri, telkin ve hipnotize etmek olarak sıralanabilir.))
((Zihin kontolü veya beyin yıkamak mümkün mü? Hadi canım sende mi diyorsunuz? Günümüzde sıkça yaşanmaya başlanan psikolojik savaşta; olmazsa olmaz bir savaş tekniği ve kullanılması elzem yöntemlerin başında mı gelecek, zihin kontrolü? Bilmiyoruz! Düşünüyoruz!! Tahmin ediyoruz!!! Gizli kapılar ardındaki nice laboratuvarlarda, milyonlarca dolar ayrılmış çalışmalar niçin yapılıyor merak ediyoruz?! İnsanın amacı, insanı kontrol altına almak ise; diktatör ruhlar, zihinleri neden kontrol altına almak için çalışmalar yapmasın?! Belki de yapılıyor? Şu an, şimdi, yeni bir teknik bulunmuş bile olabilir! "Kanımda hiçbir duygu yoktu. Hiç bir öfke yoktu. Hiçbir şey yoktu. Beynimde ölü bir sessizlik hakimdi. Ölüm, soğuk sessizlik kalkıp yürüyene kadar devam etti. O bana baktı. Beni geçerek ilerledi ve sonra kafamda onu duydum. O bana tekrar ve tekrar "onu yap,onu yap,onu yap" diye tekrar etti."(M. D. Chapman J. Lennon' un katili) Zihin kontrolü sağlayabilmek için, kimlerin nasıl bir mefaati olabilir? Toplum üzerinde, gerçek olmayan birtakım yanlış bilgileri, gerçekmiş gibi göstermeye ve inandırmaya çalıştırmak için neler kullanılır? Hedef, savaş, kazanım içinde; bilgi kirlenmesini sağlayabilmek için, neler yapılır? Toplumsal zihin kontrolü; istenilen doğrultuya toplumu yönlendirmek için, kültürü değişime uğratarak çökertmek veya istenilen amaç doğrultusuna getirebilmek amacı ile yapılır. Bunun için; telkin, inanç dengelerini sarsmak, egoyu zayıflatmak, gizemcilik-mistisizm gibi güçleri kullanmak, medya ve modayla etki altında bırakmak, kimyasal maddelerle dengeyi bozmak...vs teknikler kullanılır.))
Selamlar, sevgiler...
|
Edited by - on |
 |
|
|
ivrin
Elmas
    
Turkey
492 Posts |
Posted - 12/07/2008 : 12:48:05
|
Bunların hepsinin mümkünlüğü kontrol altında olmayan zihinlerde olası gibi geliyor bana, ama sadece öyle geliyor dedim.. hemen sabit fikirli bir ivrin yaratılmasını istemem. Neden böyle geldiğini anlatayım; topiclerden birinde ret edilen hayata salınmış bir evlat olduğumdan bahsetmiştim, o ret edilme hikayesi öyle kolay gerçekleşmiş bir şey değildi.. sizin yukarıda sunduğunuz bu ve benzeri imajinasyonlar sayesinde oluşturulan inançlar sebebiyle, evladını ret etmiş bir babanın hikayesiydi. Bir cemaatin içerisinde yer almanın bedeli idi, peki ya o bu bedelin farkında mıydı??? Hayır hiç sanmıyorum! O sadece inandığı şey uğruna canını dahi verebilecek hale getirilmiş, hiç bir şeyin farkında olmadan yaşayan bir zavallı idi. Şimdi o cemaatin içine bu babanın kızı olarak dünya ya gelen küçük çocuğu ele alalım, aynı imajinasyonlar, psikolojik yaptırımlar ve dahi sunulan tüm konforlar. Ve çözüm bulunamadığında 5 yıl süren kesintisiz şiddet, işkence. HİÇ BİR İŞE YARAMADI!.. Nedense?! Tüm bu alternatif uygulamaların hepsi değilse de bir çoğundan geçirilmiş.. ve hatta yorgun düştüğünde, özgürlüğünü ilan edene kadar onlara "başardınız ben size tabiyim" diyen yeni bir mensuba cemaati inandıran ikinci bir kişilik sergileyecek kadar...........
Ben her zaman şunu söylerim, inanç oluşturmadan önce inancın ne olduğunu bilmek gerekir. Ve derim ki insan gerçekten çok güçlü ve akıllı bir varlık, çünkü bunun en büyük isbatı "BEN'im". Şimdi hala küçük yaşlarımda ve genç yaşlarımda olduğum kadar kuvvetli miyim (hem fizyolozik hem psikolojik açıdan) tartışılır, yorgunluğumun farkındayım (istersem yorgun olamayacağımın da!). Ama diyorum ki, eğer o zaman ki güce ve tazeliğe sahip olsaydım ((isteseydim!)ki, ruh yaşlanmaz!) iddialı olurdum ve derdim ki "hadi bunların hepsini benim üzerimde deneyin, bunları bana yaşatın, sonra tekrar bu bilincime döndürün ve bana gösterin ne kadar aciz olduğumu göreyim:)Ama denek olamayacak kadar bana sunulan armağanı sevdiğim ve kim olduğumu bildiğim için, ben şu halde boş konuşuyorum öyle değil mi.
Ne kötü:( insan yanlızca kendi deneyimlerinden yola çıkabiliyor öyle değil mi.. ne kadar objektif olursanız olun söylemler, dayatmalar ve dahi profesyonelce sunumlar kendi deneyimlerinizin önüne geçemiyor. Belki de; hadi bir cesaret bunları da mı deneyimlemek lazım (!) kimbilir savunduğum doğru çıkar ve insanlık adına muhteşem bir ışık yanar sonsuza dek sürecek:)
Ama bu deneyi bir şartla kabul ederim o da, yine özgür yaşatıma devam edeceğim;) yani bir odaya tıkılıp zorla bağlanarak ya da uyuşturucu verilerek falan değil. Yani özgür irademle savaşacaklar ve ayrıca tanrısallığımla ve ayrıca doğal zekamla ve ayrıca ruhumun tüm özgür tepkileriyle (duygularımla).
Hayret.. şu an gerçekten duygulandım ve uzun zamandır geçmiş için ağlamıyordum. Özellikle son zamanlarda artık gözyaşlarım güzel heyecanlar için akmakta, zihnimin mutluluk illüzyonlarına izin veririm "geldimse, buradaysam bunları denemeliyim, tatmalıyım" çünkü varlar ve kullanbilme hakkım da sınırsız;) onlar da armağanların, en yetenekli elemanın zihnimin sayesinde elde ettiğim armağanlarım. Sevgiyle.. |
Edited by - ivrin on 12/07/2008 13:18:29 |
 |
|
Topic  |
|
|
|