Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 29

mika_hakinen
Akik

19 Posts

Posted - 19/06/2008 :  18:53:50  Show Profile  Visit mika_hakinen's Homepage  Reply with Quote
Arkadaşlar karşınızda tamamen negatif yönde ilerliyen , tek amacı bütüne zarar vermek olan bir varlığa / varlıklar gurubuna sevgi göndererek onlara teslim olarak bu etkilerden ne denli korunabiliriz/kurtuluruz.
Evinize giren hırsıza , karşınızda dikilip size silah çekmeye hazırlanan birisi için yapılacak şey sevgi göndermek değil , ona karşılık vermektir.. Bu eylemleri düşünmeye yakın , yada negatife tam sürüklenmemiş varlıklar gurubu için düşünülebilir onları kabul veya pozitif yaklaşım. Her koşulda , her şartta böylesine bir pozitiflik bana ters geliyor. Sınırları aşmış birisi için aşırı şekilde pozitif olmak , onu yolundan alı koymaz sizin bu tavrınızı negatiflik olarak algılayıp daha çok saldırır.

[red]Uzun zamandır negatif etkilerle boğuşan birisi olarak düşüncelerim şunlar;[red]
- Etkiye tam olarak maruz kalıp , kısmen etkisi altında olmak arasında çok fark olduğunu.
(Birinde hem bataklıkla hemde oradan yayılan sineklerle mücadele ediyorsunuz , diğerinde ise sadece sineklerle mücadele ediyorsunuz.) Bataklıklığın kurutulmayıp oradan yayılan sineklerle yapılan sürekli bir mücadele , sineklerin etrafınızdan hiçbir zaman gitmemesine ve hayatınızın sürekli bir mücadele içerisinde geçmesine yol açacaktır. Zaten irade güçlenmesi / piskoterapi / ilaçlar vb.. etkilerle sağlanan kısa süreli iyileşmeler / rahatlamalar sineklere yöneliktir. Bataklık kurumadığı için sinekler sonrasında aynı şiddetinde tekrar gelicektir / geliyor... Buradaki bataklık size aralıksız zarar veren , beyninizi bulandıran varlıktır..)

- Kısmen etki esnasında korunmanın , büyük oranda etki altında kalındığı zamanda ise korunmanın fayda sağlamayıp ruh / beden bileşenine zarar veren varlığın uzaklaştırılıp ondan sonra korunmanın sağlanması gerektiğini düşünüyorum.
(Nasıl fiziksel rahatsızlıklarda virüsü kapmadan önce vurulan panzehir sizi o virüse karşı bağışıklık kazanmanıza yol açıp , panzehir vurulmadan virüsü kapmanız panzehir’in hiçbir işe yaramamasına yol açıyorsa psişik saldırılardada aynısı söz konusu.. Yalnız şuda bir ihtimal, vucut o virüsle infekte olup doğal savunma mekanizmasını kullanıpta virüsü temizleyebiliyor. Bu ağır / sıkıntılı bir süreç ve bana göre ilk öncelik tedaviye verilmeli. Sırtınıza binmiş bir yükü atmak yerine , gücünüzü arttırıp o yükü taşımaya devam edip sıkıntıyı fazla hissetmemek bana ters geliyor.)

- Bu yüzyılda bu rahatsızlıkların / saldırıların bu denli çok artmasının sebebini , sapmalardan ziyade değişen yaşam şartlarına vuruyorum. Daha önceleri duygusal yaşanan hayatın maddesel yöne çekilmesi bizi ruhsal anlamda zayıf bıraktı ve buda bizi ruhsal olarak dış etkilere açık hale getirdi.. Zamanının büyük bir kısmını pc ve tv başında geçiren bireyler olarak , doğumumuzdan itibaren modern ve medeni olmak adına bize öğretilen “bilim herşeydir” lafını çok fazla ciddiye alıp her olayı maddesel anlamda inceleyerek bu hallere geldik.

- Bu tür etkilerden kurtulmanın / tedavisinin olduğuna inanıyorum. Nasıl saldırının belli bir sistematiği / işleyişi / ritüelleri varsa , tedavininde sistematik bir programı olması gerekir. Tabiki kişinin vereceği mücadelede tedavinin sürecinde önemli bir etki yaratacaktır.
-

Sonuç ‘mu : Eğerki duvarları yıkma gücünü kendinde bulabilen birey , bunların gerçek nedenini bulabilir ve şimdiye kadar ne denli kandırılmış olduğu gerçeğine varır. Diğerlerimi , bilim adamlarının onlar için bulacağı yeni ilaçları bekleyip kısmende olsa rahatlama umuduyla yanıp tutuşacaktır.
Ama bilim şu an küfrettiği teknik ve metodları sonra yeni isimler altında tedavi şekli olarak yansıtacak bunada bilimsel duruş diyecektir. Ama önce kapitalizmin bundan yeterince rant etmesi gerekiyor.


Biz ne büyük bir savaş yaşadık , nede kıtlık. Bizim büyük savaşımız , kendi ruhlarımız.

Edited by - mika_hakinen on 19/06/2008 21:12:35
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 19/06/2008 :  19:02:23  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler


***************************
RA: Sizleri Tek Sonsuz Yaratan’ın sevgi ve ışığı ile selamlarım.Şimdi sizinle iletişim kuruyoruz.

SORU: Medyum bu celsenin hemen öncesinde psişik saldırıya maruz kaldı mı?

RA: Evet.

SORU: Medyumu celselerden önce meydana gelen bu gibi saldırılardan korumak üzere yapabileceğimiz bir şey var mı?

RA: Evet.Grubunuz bu celseleri sürdürmekten vazgeçebilir.

SORU: Yapabileceğimiz tek şey bu mu?

RA: Yapabileceğiniz tek şey budur, ancak böyle bir seçime gönlünüzde hiç yer vermediğiniz açıktır.

SORU: Medyumun sormamı istediği iki soru var.Medyum,geçireceği ameliyat için yaptığı hazırlığın daha iyi yapılıp yapılamayacağını öğrenmek istiyor.

RA: Bir şey dışında hepsi çokiyi yapılmıştır.Medyuma, kendi kendini Yaratan olarak düşünerek, bu düşünceye dalarak bir zaman geçirmesi önerilmişti.Daha kararlı bir biçimde yapıldığı takdirde bu, beden bileşiminin yaşadığı şiddetli ağrılar yüzünden akıl bileşiminin zayıfladığı zamanlarda yararlı olur.Şiddetli ağrılar yaşansa da negatif düşünce-formlarına hiç gerek yoktur.Bunların uzaklaştırılması, negatif elemantellerin ve diğer negatif eğilimli varlıkların bu düşünce-formlarını kullanarak akıl bileşimini normal neşe halinden uzaklaştırmalarını önleyecektir.

SORU: İkinci olarak da, medyum birkaç gün önce neden kalp atışlarının dakikada 115’e yükseldiğini ve neden midesinde çok şiddetli bir ağrı olduğunu öğrenmek istiyor.Bu bir Orion saldısı mıydı?

RA: Her ne kadar bu deneyim Orion grubu tarafından güçlendirilmişse de, sözünü ettiğiniz olaylar medyumun aldığı bazı ilaçlardan kaynaklanmıştır.

SORU: Bu ilaçların hangileri olduğunu söyleyebilir misiniz?

RA : Bu sorunuzu Karışıklık Yasası açısından inceledik ve kendimizi sınıra çok yakın bulduk ama yine de yanıt vereceğiz.Kalp çarpıntısına sebep olan maddeye üreticileri Pituitone adını veriyorlar.Alt karın kaslarının şiddetli krampına neden olan madde ise daha organik bir yapıda olup,adı Spleentone’dur.
Medyum karmaşık dengeler içeren bir fiziksel bedene sahiptir.Eğer olaya, sağlıklı bedenlerde bulunması gereken bazı kimyasal maddeler ve fonksiyonların bu bedende bulunmayışı açısından bakarsak, medyumun almaya başladığı birçok ilaç bu bu eysikliği tamamlayacağından, bunu yapması doğru bir davranış gibi görülebilir.Halbuki bu fiziksel beden yaklaşık olrak yirmibeş yıldanberi, ruh,akıl ve iradenin uyum içinde seçtiği hizmet yoluna kendini adaması sayesinde hayatta kalmıştır.Bu nedenle de fiziksel şifa teknikleri değil, zihinsel ve ruhsal şifa teknikleri uygun ve yararlıdır.

SORU: Şu ana kadar kullanmamış olduğumuz ama kullandığımız takdirde bu olayda medyuma yararlı olabilecek bir teknik var mıdır?

RA : İki teknik vardır.İlk olarak, medyumun bu çeşit maddeleri(ilaçları) almaktan vazgeçsin.İkincisi de ,grubunuzun her bir üyesinin daha çok bilincine varsın.Bu konuda size talimat veremeyiz ancak daha öncede yapmış olduğumuz gibi bunun akıl/beden/ruh bileşiminin tekamülündeki can alıcı bir nokta olduğunu işaret edebiliriz.
(Ra Bilgileri 4,Celse
77,Sayfa 23,24)

*************************************************

Ra Bilgilerinde,bir yerde İsa’nın çocukken arkadaşına bir sapması sonucu ölümcül bir yara verdiğini ve İsa’nın böylece gücünün farkına vardığını ve bunu daha sonra şifaya yönelik kullnmaya başladığı anlatılır.Bunu dün okumuştum,(Ra 1 veya Ra 2 kitabında).Kasyopya celselerinde de sıkça,Laura ve arkadaşları,sembol ve reiki den bahsederler.Sevgili ivrin’in deneyimini değerli buluyorum.Yaşadığı deneyime yargı koymak,Karışıklık yasası ve Yaratan kimliği dolayısı ile beni aşar.Ben sadece, akıl/beden/ruh bileşimlerinin çok farklı farklı olduklarını düşünüyorum, dolayısı ile yaşam deneyimindeki dersler,karma v.b şeyler de farklı olabilecektir.Sadece güvendiğim,inandığım bir kaynak olan Ra Bilgileri’nden alıntılar yapmak istedim.Şifa arayışında olanlar bunu da değerlendirsin veya değerlendirmesin,özgür iradeleri buna karar verecektir.Ayrıca bu celseleri yapan gruba ve özelikle,saldırıları kesin bitirecek bir durumu varken bunu seçmeyen Carla Rueckert’e ve tüm diğerlerine sonsuz teşekürlerimi de paylaşmak isterim.


Sonsuz ve Tek Olan Yaratan’ın Işığı Üzerinizde Olsun.

Edited by - Tiversonus on 19/06/2008 19:14:16
Go to Top of Page

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 19/06/2008 :  19:46:16  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
sevgili mika hakinen,

Gayet haklısınız. Evime giren hırsıza sevgi göstererek onu savuşturamam. Yani ben yapamam. Hele elinde silahı varsa. Hatta silahım yok ama garanti altında olayım diye güzel isviçre çakımı alır onunla savaşmayı dilerim. Ben yapamam. Ama şöyle bir hikayeyi gözümde canlandırdıgımda bu bana fantastik, absürd ya da mucizevi gelmiyor :
Yaşlı adam gecenin bir yarısı salondan gelen seslere uyandı, zaten bedensel ağrıları sebebiyle çok derin uykulara dalamıyordu uzun süredir. Evinde bir yabancının oldugunu anladı. Biraz tedirgin olmakla beraber kalktı, salona gitti, ışığı yaktı ve hırsızla karşılaştı. Tam da televizyonu pencere pervazına koymuş oğlunun üç sene önce armağan ettiği mini müzik setini kucaklamıştı. Tabii ki derin bir şaşkınlık. Arada bir iki konuşma geçti, " ne yapıyorsun oğlum", " uzak dur ihtiyar" vs (şimdi konusu değil) Yaşlı adam oğlum paraya ihtiyacın varsa dedi ve bir de 300 ytl koydu hırsızın cebine (bunu yaparken onu da kişisel olarak çok seviyor olması gerekmiyordu) . Şimdi; tabii ki hırsızımız bu olay üzerine hemen ruhsal bir şok yaşayıp ermedi. Ama ya bir ikinci kez aynı olayı yaşasa ? Bir şey değişmez mi ? Ya da şöyle de diyebilir "hmm bu daha kolay oldu, hem eşyaları götürüyorum hem de üstüne ahmak birinden para alıyorum, hırsızlık kolaylaştı" Ama 100 hırsızdan 2 si farklı düşünse ve olayın özünü kavrasa bu bir degişiklik getirmezse. Ben bu olayı tamamen kurguladım ama uydurdugumu düşünmüyorum, kısaca şuna eminim ki 6 küsur milyar içerisinde bu kurguladığımı yapacak soyguna uğrayanlar çıkacaktır (ben değil: ) Bilmem kaç onbin içerisinde budnan ders alacak hırsızlar da çıkacaktır.
Yanlış anlama olmasın, sizin yaşadıklarınızı bilemem bu yüzden ahkam kesemem ama farkında olmanın en iyi aşıdan daha koruyucu oldugunu düşünüyorum (ilk aşama için) ve ne güzel ki siz size zara veren şeyden emin olma şansına sahipsiniz. Bu da demektir ki en iyi kalkan ve silaha sahisniz şimdiden. Benim dilegim ve sizinle ilgili inancım bu.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 19/06/2008 :  21:06:35  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin ve sevgili tgur; yanitlariniza tesekkür ederim. Yazdiklariniza katilmamam olasi degil cünkü yazdiklariniz benim ic sesimle bire bir örtüstü. Hani bazen insan icinden gelen sesle tatmin olamaz ille de somut olarak birilerinden duymak ister ya , iste öyle :)


Edited by - Tsunami on 19/06/2008 21:10:06
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 19/06/2008 :  21:17:35  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler

Işığın savaşından anladığımı genel olarak,belirtmemeyi eysik gördüğüm için bunu belirterek(ne anladığımı),günümü kapamak istiyorum:

1.Işığını söndürmemek,korumak ve artırmak,
2.Işığını, talep edene götürmek.

Selamlar,sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 19/06/2008 21:42:43
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 20/06/2008 :  12:10:32  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Merhaba arkadaşlar,

Bu konu üzerine biraz daha deneyim ve düşüncelerimden bahsetmek isterim.

Öncelikle şu ‘sevgi’nin nasıl koruduğu ya da varlıkları uzaklaştırdığına dair düşüncelerimden bahsedeyim. Negatiflerin varlığını yakınımda hissettiğim her seferinde deyim yerinde ise ödüm patlıyordu. Bu yakında hissediş artık düşünce bazında olmayı aşmış, yatakta yalnız yatarken çok yakınımda hırıltılı bir nefes alış verişi duyma raddesine gelmişti. Kaç kez “bu benim soluk sesim mi” diye kendi nefesimi tuttuğumu bilirim. Birkaç sefer de varlığın odanın karşı köşesinde 'durduğunu' görmesem de açıkça hissediyordum. Yarı hayal meyal görüntüler veya hayalde canlandırmalar da eşlik etmiş olabilir. Ama hiçbirinde uykulu değildim. Bu, aşırı ve alışılmadık bir korku. O korku halinde varlığın sonsuz birliğini huzurla düşünmek falan çok mümkün olmuyor. İşin aslını sorarsanız bu olaylar epey eski ve ben o zamanlar anlayış olarak da bu anlayışa sahip değildim sanırım. Herneyse çaresizdim ve her oluşunda mücadele etmeye çalışıyordum. Ama bu, durumu kurtarmıyordu. Çok fazla sayıda olmadı ama gene de çok kötüydü.

Herneyse. Daha sonraları Ra bilgilerinden olayın özünü anladığımı sanıyorum. Ve bir noktada bu olay tekrar başıma geldiğinde mücadele etmeye çalışmayı bıraktım (zaten faydası yoktu). Ve savunma silahım olarak gördüğüm 'sevgi'yi kullanmaya karar verdim. Bu durum, pasif bir durum değil, gerçekten pratik ve etkili tek yöntem. Yani tıpkı bir hastalığa karşı ilaç kullanmak gibi (pek ilaç kullanmam, ama örnek aşağı yukarı böyle). Bunun işleyiş yöntemi ise anladığım kadarıyla şöyle: Kutuplaşma dediğimiz şey, varlığın kendi yolunda daha fazla güç kazanması ve ilerlemesidir. Pozitif kutuplaşmak için 'kabul', negatif kutuplaşmak için 'kontrol' yöntemi izleniyor. Yani ne kadar çok şeyi 'kabul' edebilirseniz (kendiniz ve başkaları dahil) o derece pozitif kutuplaşıyorsunuz. Veya ne kadar çok şeyi 'kontrol' ederseniz (kendiniz ve başkaları dahil) o derece negatif kutuplaşıyorsunuz.

Olayın işleyişini açıklamaya geçmeden önce, bir temel ilkeyi daha vurgulamam lazım. "Şiddete şiddetle karşılık vermemek" veya "Savaşmamak" denebilir buna. Ra bilgilerinde örneklerle geçen, ama özgür irade prensibinden dolayı açıkça ifade edilemeyen bir ilke olarak görüyorum ben bunu. İsa'nın çarmıha gerilişi sırasında arkadaşlarının yardım önerisi üzerine "kılıçlarınızı kınında tutunuz" sözü. Veya (sanırım) general Patton'un pozitifi korumak için bile olsa kavgacı tutumlara girerek 'temel sevgi ilkesini' es geçmesi. Buradan şöyle birşey çıkıyor; "bir varlık hangi haklı sebeplerle olursa olsun, çatışmaya girdiğinde ister istemez artık oyunu karşı tarafın diliyle oynamaya başlayacak, ve negatif kutuplaşacaktır". Burada yapılabilecek şey çatışma/saldırı/mücadele değil savunma/korunmadır. Yani şiddete şiddetle karşılık vermemek. Herhangi bir saldırıyı yenme/alt etme hissi dahi bir mücadeleyi anlatır.

---

İşte bu noktada bu tip negatif saldırılar sırasında olayın işleyiş şekli bence şu; Negatif varlık saldırıda bulunduğunda onunla mücadele eder, kontrol savaşına girerseniz; tam da onun istediği şeyi yapmış oluyorsunuz. Bu durumda o sırada siz de negatif kutuplaşıyorsunuz, haklarınıza müdahale edildiği için hırs ve nefretle boyanıyorsunuz. O sırada siz birlik (pozitif) değil ayrılık (negatif) tarafındasınız (bu nedenle mücadelenizde yalnızsınız). Ve bu savaş kazanılamaz. Çünkü karşınızda imkanlarını tahmin bile edemeyeceğiniz, en az 4. derece bir varlık var. Her ne kadar bu olay, 'savaş' olarak kazanılamaz ise de 'barış' olarak kazanılabilir. Öncelikle, negatif varlık ancak ‘sizde olan sapmaları’ güçlendirebilir, olmayan sapma yaratamaz. Ve siz o sırada korku/hırs/nefret içinde iseniz, tam da üzerinizde çalışabileceği imkanları sunmuş olursunuz. Bu duygularınız açıkça, onun sizi etkileyebildiğini/kontrol edebildiğini gösterir. Sizi etkileyebildikçe/kontrol edebildikçe de negatif kutuplaşma kazanır negatif varlık. Yani onun güçlenmesini sağlamış, beslemiş olursunuz.

Öte yandan, o sırada, artık refleksif hale gelene kadar geliştirdiğiniz 'sevgi gönderme/sunma' savunma silahınızı devreye sokabilirseniz; o zaman sizden beslenemeyeceği gibi, sunduğunuz sevgi/kabul bu sefer sizin pozitif olarak kutbiyet kazanmanızı güçlenmenizi sağlar. Karşı taraf bu ‘sevgi'den hoşlanmaz. Ona sevgi/kabul sunmanız, hani benzetme yerindeyse, hani şeytan filminde içine şeytan giren (girdiği şeklinde senaryolaştırılan) kızın üstüne kutsal su dökme durumunda verdiği tepkiyi doğurur. Bundan hoşlanmaz, nefret eder. Çünkü o, sevginin birleştirici etkisini değil, ayrılığı seçmiştir. Sevgi sunulduğunda bu onun canını yakar, çünkü kutbiyet/güç kaybetmektedir. Ve böylece 'sizden iş çıkmayacağını, çünkü olayın işleyiş şeklini artık anladığınızı' anlar ve sizinle uğraşmayı bırakır. Çünkü nasıl olsa henüz bu işleyişi sindirmemiş milyarlar vardır, dışarıda. Onlara yönelir.

İşte bu yüzden bu işleyişi anlamak çok önemli. Bunu uygulayabilmek için sonsuz birlik vb. gibi arka plandaki temel anlayışlara ulaşmak veya spiritüel olmak gerekmiyor, onu belirteyim. Hiçbir anlayışa sahip olmasanız da, salt gelen saldırıyı yapan varlığa karşı 'sevgi sunun/gönderin' yeter. Bunun için neyi düşünmeyi seçtiğiniz size kalmış, farketmez.

-- Ben gerçek hayatta negatif davranışta bulunan insanlar için "Eğer bir insan yaşamında mutlu ve doyumlu olursa, negatif olmak/davranmak için hiçbir sebep kalmaz. Demek ki, mutlu/doyumlu/huzurlu değiller." diye düşünürüm zaman zaman. Dilerseniz bunu o varlığa sevgi duymak için kullanabilirsiniz.

-- Sırf sevginin o ‘eriterek birleştiren etkisini’ tatmaktan kendini mahrum etmek bile, bence büyük bir kayıptır. Bunu da düşünebilirsiniz.

-- O anda sunulan kabul de aslında negatif varlıktan çok sonsuz birliğedir. Tabii o negatif varlık da birliğin bir parçası olduğu için, bu yansıma oluşur. Bunu da kullanabilirsiniz, sonsuz tek yaratana olan sevginizin bu varlık üzerindeki yansıması/payı dolayısı ile, ona sevgi sunabilirsiniz. Hepsi de işe yarar.

Bir de sevgi gönderirken insan çatışamıyor ve bu bir üstünlük mücadelesi olmadığı için, aslında pozitif varlıklardan gelebilecek yardım ve korumaya da açık oluyor (sevgide iseniz yalnız değilsinizdir, çünkü sevgi birleştiricidir).

Bu sürecin sonunda "hah işte yaptım/başardım, onu tek başıma geri gönderdim" hissi değil, tüm yardımlara (birliğin mükemmel dengesine) ve negatif varlığa da sizin pozitif kutuplaşmanıza yardım ettiği için (ona sevgi/kabul sunabildiğinizde siz pozitif kutuplaşıyorsunuz) sevgi ve şükranla, teşekkürlerinizi sunar halde oluyorsunuz. Süreç böylece noktalanıyor. Negatif saldırılar da, hem kendi kutbiyetlerini azaltmamak hem de sizinkini arttırmamak adına, bitiyor.

Tek yapmanız gereken bu çok güçlü savunma silahını 'refleksif'/otomatik hale gelene kadar uygulamayı seçmek. Daha ilk uyguladığınızda bile saldırının ne kadar çabuk (neredeyse anında) kesildiğini görünce sürece olan güveniniz hemen artmaya başlıyor zaten. Bir sonrakinde çok daha güvenli oluyorsunuz kendinize. En fazla 3-4 sefer sonra artık uğraşmaya değmeyecek bir aday oluyorsunuz, bu konuda.

---

Lütfen arkaplanını incelemeyi bırakın ve deneyin. Tabii ki, bunun anlamlı olmadığı, işe yaramayacağı gibi telkinlerin de, negatifler tarafından bolca yapıldığını hatırlayın. Bu yöntem zor veya işe yaramaz bir yöntem değil. Aksine çok kolay ve son derece etkili bir yöntem. Bunu denemiş olup da, en kısa zamanda kurtulamayan tek bir kişi bile olamaz kanaatimce. Ama bu kadar güçlü ve etkili bir yöntemin bilinmemesi/denenmemesi/saptırılması/ayrıntılarla boğulması/karıştırılması için ve insanların bunu çok zor veya işe yaramaz görmeleri için negatiflerin ne kadar çaba harcayacağını da tahmin edin.

Benim tavsiyem, önce işe yaradığını görün; sonra olayın arka planını incelemeyi ve olayı anlamayı, istediğiniz kadar sürdürebilirsiniz.

Işık ve sevgiyle...



Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 20/06/2008 :  12:29:24  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Bir de şunu söyleyeyim. Bu 'sevgi savunmasına' ilişkin anlatıları çok önemli ve/veya özel bir bilgi olarak görmeyin. Herhangi bir bilgiyi 'özel olarak görmek' negatiflerin ekstra ilgisini çeken bir durum kanımca. Bunlar faydalı ve doğal bilgilerdir, ama özel veya ayrıcalıklı değillerdir. Bunları uygulamakta, ve etkili olduklarını görmekte de özel/alışılmadık bir durum yoktur. Siz de yöntemin işe yaradığını görseniz de; bunu, doğal/olması gereken/basit birşey olarak kabul edin gitsin.

Diyebilirsiniz ki, madem bilgiler işe yarıyor, neden negatiflerin ilgisini çekmekten korkalım ki. Bence sebebi şu; eğer özel bir şekilde ilgiyi kendinize çekerseniz, bu bir 'meydan okuma' olur. Meydan okumada ise sevgi yoktur, mücadele/çatışma vardır. O zaman sevgide olmazsınız, ayrılıkta ve yalnız olursunuz. Dolayısı ile pozitif yardım/koruma alabilmenizin kapısını kendiniz kapatmış olursunuz.


Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 20/06/2008 :  13:03:44  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe_, İşte Ol'mak ve tam Ol'mamak ya da Ol'maya yakın olmak arasındaki fark budur. Sizin kavrayış şekliniz ve bu kavrayışı ifade ediş biçiminiz itibariyle kendi adıma daha kat edecek ne kadar yolum olduğunu farkettim üstadım. Daha güzel nasıl ifade edilebilirdi ki diye düşündüm şimdi!
Bu bir idrak meselesi ve ben idrakiniz ve bunu sunumunuzun karşısında daha olgunlaşmaya dair öğrenecek çok şeyimin olduğunu fark ettim. İdrak etmek kadar üslubun önemini de bir kez daha burada tüm ihtişamı ile görebiliyorum ve size minnnet duyuyorum. Minnet duygum asla özellikli bir durum sezerek yüceltme adına değil, minnet duygum sadece kendimde fark etmem gerekeni farkettirmeniz adınadır. Çünkü, sizin söyledikleriniz dediğiniz gibi özel bir durum ya da bilgi değil zaten olması gerekendir, ancak bu olması gerekeni idrak edişin de boyutları vardır, işte ben bu yolculukta sizlerin arasında nasıl büyüdüğümün isbatını gördüm yazınızda. Şükürler olsun, bugün biraz daha büyüdüm.. ve anladım ki açılımımın her safhasında "bir"liğimizin sevgi bütünlüğü içerisinde korkusuzca ilerlerken, idrakimiz de sonsuzluğa doğru hacim kazanarak devam edecek. Şükürler olsun sevgiye, şükürler olsun sevgi birliğine ve şükürler olsun her gün büyüyen idrakimize. İşte bu sebeple daima anlatmalıyız, paylaşmalıyız.

Sonsuz sevgiler hepimize..

Edited by - ivrin on 20/06/2008 13:04:54
Go to Top of Page

bulut
Elmas

565 Posts

Posted - 20/06/2008 :  13:51:39  Show Profile  Visit bulut's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Dostlar,

Çok önceleri psişik saldırı nasıl olur diye merak etmiştim.Yeterince mi odaklandım,yoksa negatif bir varliğın dikkatini mi çektim bilinmez.Rüya ya da gerçek ayırdında olamayacağım,sevgili oe'nin tanımına benzer yabancı bir varlık izlenimi aldım.Yatakta oturma durumundayım,varlık bana saldırmak için çevremde açığımı kolluyor.Sanki hırıltı çıkarıyor ve ellerimi kollarımı tutuyor.Yani gücünü bizzat hissediyorum.

Önceden yazdığım gibi önce çok korktum,sonra bu varlığın diğer boyut sakinlerinin somut bir kanıtı olarak düşündüm.Birlik duygusu aklıma geldi.Bu düşünceyle birlikte kollarımdaki tutulma hissinin zayıfladığını duyumsadım.Bilgilerimi yaşantısal olarak deneyimlemenin verdiği güven sorunu çözdü.Kötü dostum gitmişti.

Bu yaşantı sırasında genel durumum salt sevgi duygusu olmasa da içim gülümsüyordu.Olanlar komikti ve biz bu komediden korkuyorduk.Gerçekten panoramik olarak bakılırsa şaka gibi.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 20/06/2008 :  14:07:35  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Bulut, yüzümdeki tebessümü bir görseniz bakış açınızın sevimliliğini ve bunu ifade edişinizi tane tane dışardan görme fırsatınız olurdu. "salt sevgi duygusu olmasa da içim gülümsüyordu" işte salt sevgi hali sevgili dostum:))

"Olanlar komikti ve biz bu komediden korkuyorduk.Gerçekten panoramik olarak bakılırsa şaka gibi." Sevgili Bulut, burada koptum diyebilirim bu sevimli anlatım ve sevgi ile karşılama karşısında. Gerçekten komik olan komediden korkuşumuzdur evet haklısınız, bir bütünün sağ yanının sol yanından korkması meselesi bazen trajik görünse de aslında kocaman bir komedi değil mi:)

Bu neye benziyor sol serçe parmağımla sağ baş parmağıma işkence etmeye:))

Ne olur kimse yanlış anlamasın, inanın küçümsemiyorum o korkuları ve gerilimleri, sadece bir zamanlar benimde yaşadığımı bilerek ve o durumdan kurtulmanın da rahatlığıyla, bunun aslında ne kadar da kolay olduğunu belki de vurgulamaya çalışıyorum. Ve bunun sadece salt sevgi ile mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Belki de ilk adım bir kez deneyimlemek, evet sadece deneyimlemek. Ne kaybedilir ki, deneyimle ve gör işte bütün ihtişamıyla sevgi burada:)

Sevgiyle aydınlıkla kalın dostlarım..

Edited by - on
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 20/06/2008 :  15:10:03  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,
Boyutlar ,bizi oldukça meşgul eden ,anlaşılması için bol bol üzerinde fikirler sergilenen bir konu,

Ama ondan evvel bu negatif saldırılar ve karşılığında yapılması gereken savunma tedbirlerini v.s. inceleyen kıymetli dostların açıklamalarının yoğunluğunu görünce ,negatif saldırıların altında bir ay geçirdiğimi itiraf etmeliyim, ama sağlık konusunda bu hareketli ayın geçişinin sonucunda veya ortalarında diyelim ,özellikle eşim hastalığı yoluyla gelen bu halleri birşeylerin düzelmesi için olduğu bakış açısına geçirince ,(vizyonla beslenen bilgi aktarımlarının da yardımı ile) olacakları başka bir gözle değerlendirmeye aldım ve hadise salah ile sonuçlandı .(salah=sıhhat)
Söylemek istediğim ,üzerimize bu saldırılar yatağımızda üzerimize kabus şeklinde bastırır bir şekilde dahi olsa ,etkileri bizim bakış açımızın değişimi ile sıfır olur ,yani oe dostumuzun belirttiği gibi onu bir sevgili gibi görürsek herşey biter..Abarttım mı..

Şaka bir yana, bu zaman boyutunda başlamış olan herşeyin mutlak bir bitişi var..

Boyutlar grifttir ,
Dile getirilen bir bilginin, kristallendiren /yoğunlaştıran/oluşan unsurlarını açıklamazsak ve buna karşı olanları irdelemezsek ,bilginin inanç sistemi haline gelmesi zorlaşır, diğer yandan inanç haline gelmiş şeklinde de israrcı olursak ,dayattırmacı, o yorum şeyhlerinin yanlışına düşeriz.. Bu ironi ,döngünün helezoni ,ucu yeniliklere açık özelliği yüzünden devrededir.

Şimdi de acaba bu döngü meselesine fazla mı takıldım şeklinde öz eleştriye giriyorum,
Netice yanlış değil , döngü derken değişmeyi söze getirmiş oluyorum , bilinçlenmenin asli karakteridir.

Boyutlar 1,2,3,4,5,6,7 ve henüz belirlenememiş boyut üstü kavram (yedi üstü )
şu anda dünyada birbirine geçmiş grifttir derken neyi ,nasıl anlatmaya çalışmaktayız;
Yedi üstü derken muhtemel itirazları işitiyor gibiyim ,ondan sonra boyut v.s yok ,birin tezahürünün sonsuz kavramını bile eriten başka birşeyler var şeklinde sesleri duyar gibiyim,olsun ,benim kapım kapalı kalamaz..

Her boyutu birer eldiven olarak düşünün ,ve bu eldivenlerin birbiri üzerine bir ele giydirilmiş farz edin küçükten büyüğe doğru.Ve el ,siz olun yani üçüncü boyut kesin farkındalığında olan bölüm o olsun .(bir,iki ve üçüncü boyut ,zira fizik dünya bu üç boyut karışımı)

Diğer dört ve dörtten sonrakiler madde özelliği dışında olanların farkına varılması ,ancak ruhsal bilgilenme ile olmaktadır , bu yükseliş mevcut değilse , maddeye kilitli ve herşeyi onda bitiren bir bilinç yapısı içindeyiz demektir.

El üşümedikçe ,eldivene ihtiyaç duymaz,

Yani mutlu insan bireyseldir ,
üst boyut farkındalığına uzanan davranış onun için gereksizdir ,her şeye ,zevk getiren (maddesel zevk) şeylere sahip,durumunu neden bozsun,sorgulama sıkıntısını, uğraşıyı, niçin yaratsın..

Siz ,evrenselle uğraşanlar dudak büktüğü ,burun kıvırdığı, başını çevirdiği uzaklaşmak için her yolu denediği bir tip olursunuz, bildikleri yeterdir onlara ,daha fazlasına ihtiyaç duymazlar.

Ancak bu tatminle dolu hayatı pürüzlerle karşılaşınca ,yani biraz acılarla karşılaşınca kıpırdanma başlar,

İşte mutsuz insan evrensele kolayca kapılır ifadesi ,sıkıntıdan bunalan ,bulunduğu ortamdan başını çıkarıp etraftan yardım arayanı tarif eder hale gelmiştir ,şimdi bu noktada ,ben kendimi tanımaya başladığım zamandan beri evrensele zaten düşkündüm diyenler olacaktır ,olabilir, o kişinin bu ortam zaten özünün redettiği ,sıkıntılı ,bunalım hissettiği ortamdır yaşamın çarpıklığı ,basitliği yetersiz gelmekte ve arayışla bu halden çıkmak istemektedir.

Yatay bir helozoni davranışla yani arayışlarla bir zaman içerisinde veya dikey hızlı bir yükselişle fazla zaman geçirmeden üstteki kılfların farkına varmaya ,diğer boyut gerçekleri ile temas etmeye başlar .

Diğer boyutların süptilliği ,maddenin hantal yapısından uzak kolayca akan özelliği ,varlığı kısa zamanda, evrensel gerçekleri ile, madde üstü o muhteşem farkındalık aurası içine alır .
Dönüşü yoktur bu yolun..

Bu anlattıklarımı bir masal ,bu sözleri ele alanın bir uydurması, benzetmesi şeklinde ele alalım;
Eldiven kılıfları da neymiş ,diğer boyutların farkındalığına ancak bu boyutu bitirdiğimizde , her boyutun gerçeklerini sindirdikten sonra ulaşabiliriz , şimdi burada bu dünyada olacak şey değil , diyenlere;

Bu ruhsal aktarımlar, görülen türlü vizyonlar, rüyalar, kanal açılımları ,sezgisel süptil algılamalar,beyinlerdeki kurcalamalar , kulaktaki vızıltılar ,fenomen aktarımlara çekilişler , alternatif tıbba doğru açılımlar ,budur com. ve ona benzerlerin devreye alınışı ve sorgulamalar, izahların, mistik masalların aktarılması ,bu konularda tatminsiz anlatımlardan şikayet edip sızlanmalar, ayrılmalar, yoğun katılımlar ,hücresel titreyiş gibi algılanıp bazen ağlayacak gibi olmalar, hatta ağlamalar ,bunu gizlemeyenler, gizleyenler, ben şimdilik gezginim demeler ,kendime bir muhatap bulamıyorum diyenler, acaba benim hissettiklerimi, karşılaştıklarımı anlayan var mı demeler ,yani aynı şeylere maruz kalanları arayışlar, ve daha aklıma gelemeyen bir çok davranışı neyle izah edeceğiz..

Bu arada kendini isa, musa, muhammed ,aziz gibi hissedenler ,geldiği planetin kabiliyet ve özelliklerini ,teknolojik fenomen diyeceğimiz eliyle fleurosansları yakmalar ,tv kameralarını enerjisel özellikler ile tamir edenler ,sol bacaktaki ağrıyı sağ bacağa dokunma ile aktaranlar (bizzat bunların bir kısmına şahidim) olduğunu da hatırlamışken aktaralım..

Bütün bu davranışları gösterenlere alayla bakıp ,evrensel konulardan başkası ile ilgilenemeyenler de var bu arada,

Deliler planeti mi olduk..

Yoksa olanları üçüncü boyut lineer görüş ve doneleriyle mi algılayıp tarif edeceğiz..

Eldiven kılıfının sembolize ettikleri boyutların özelliklerini kapsadığını kabul edelim ,kişi bilgi aldıkça yükselişe geçer ve bu üst boyut tesir noktalarının etkilerini alır ,dikine yükseliştir,döngünün geniş çembere atlaması da diyebiliriz.

Ve üst boyut farkındalığında iken , yaşadıklarını değerlendirmeye geçer ,

Lineer bakış bu tip yükselmeyi kabul etmeyen bakıştır ve üçüncü boyut kademeli gidişten başka türlü yükseliş olmaz yorumu ile bu altın çağ oluşumunu şiddetle reddeder ,galileyi zindana kapatan görüşün tekrar tekrar belirişidir ve bu dünyadaki insanların ızdırap şarkılarının yoğunluğunu arttırır..Yani kişi bilinç yükselişi için mutlaka sırayla sınıf geçme şeklinde bilgi almalı ve mutlaka dersini gördüğü sınıfın bütün derslerini teker teker hazmetmeli ve ondan sonra sınıf atlamalı bu anlayışa göre.

Oysa kozmik kıyametini yaşayan dünya ,evvelki enkarnelerinde bu sınıfların eğitimini yoğun derslerle veya yoğun olmayan farkındalık yolları ile almış insan formunda varlıklar ile doludur,
Bunların bir kısmı kaderi planlarına dünya yaşamında şiddetle sarsılıp uyanmayı koymuşlardır,

Veya olağan üstü yetkilerini kuşanmış olarak gelip ,bunları sergileyip ,bu hallerinin sebebini idrak ve sonra gerçeğe ulaşmayı seçmişlerdir.

Palyaço olmaya ,gösteriş yapmaya ,medyum falcı olmaya gelinmedi çünkü..Başka maksatlar var.
Üstün yetenekleri ortaya döküp bir hayran kitlesini toparlayıp ,bir hayrani tarikatı lideri olmaya da gelmediler, .
Dışa sergilenmelere değil, içe yolculuk için bu özellikler kuşanıldı.

Bir kısmı ise bir uyanış senaryosu koymadan sakin ,bilgi dolu bilge halleri ile bu çağda bedenlenmeyi seçmişlerdir, ve en uygun insanlar ,bilgeler ,bu özellikte olanlardır.
Ancak başlangıçta olağanüstü halleri sergileyenleri görüp kendilerinde bir eksiklik arayışı içine girerler.Bu kişilerin neyi neden ,nasıl yaptıklarını anlıyorum da bende niye bu davranışlar, kabiliyetler yok ,derler. Tabidir ki bilgece anlayış farkı, farkındalığa ulaşma ,zamanla bu yanlış düşünce tarzını da bertaraf eder ,zihinden siler, olan herşeyi kabul eden olgunluğa geçer.

Yüksek boyut bilgilerine ulaşım kimilerine göre çok kolaydır ,açılmış bilinci ile boyutlar arası katman eğitimini kısaca yapar ,obsede batağına bulaşmadan üst boyut bilgisi ve idraki ile doluşur,artık göstereceği faaliyet ,alt bilinç karmaşası ile dolu olan ortamda kendisini zedelemeden ve etrafındakilerin acaip diye nitelendirdiği duygu ve davranışları göstermeden yaşayabilmektir,yani yaşama rolü yapmalıdır.
Misal ;
Bir cenazede ağlayıp ,sızlayanların yanında ,
”ölen yeni bir hayata doğmuştur, kurtulmuştur o “denirse ne olur..Düşünün..

Bazı programlar ve kitaplar ise o üst boyut noktalarına , harikulade diyeceğimiz özel enerjileri ile kişiyi adeta bir spirale kapılmışcasına süratle ulaştırır, şaşkınlık vericidir ,ama gerçektir..

“Önce arınılır, sonra sarılınır ,ve sonra varılır” Burada sarılınır ;bilgiyle dolmaktır.

Kimi, o döngünün zamanla uzayan hatlarında ,çabalayarak ulaşmak yolunu seçer.
Bazen duyguları bazen öz itilimlerinin etkisi ve birinin diğerine galebe çaldığı karmaşık duygular yoğunluğu ile bu noktaların etkilerini anlayıp sindirmeye çalışır..

Şu evrede ise ,astrolojik döngünün sonlanacağı kuvvetle bilinen zamanda ,kozmik kıyametin yaşandığı bu çağda ,insanlık ,hızlı evrim programındadır ,adeta her nefeste tekamülünü yapmakta ve ulaştığını yaymaktadır, bu da boyutların eldiven gibi birbiri üzerinde olup etkileme işini çok kolaylaştırmakta ,yatay ve dikine etkileme ,etkilenme faaaliyetlerini ivmelemektedir.

Ve negatif ,pozitif meselesine gelelim,
Bir ara bir denklemden bahsetmiştim, +1(pozitif)-1(negatif)=O ,bu denklemde bütün fonksiyonlar devrededir ve O =nötr bilinçtir .

Nötr bilinç, farkındalık konusunu çözmüşlerin bilinç yapısıdır ve biraz duygusuz denecek davranışları devreye alır, zira duygusallık, artı ve eksilerin alabildiğine sergilendiği ,çatıştığı iniş çıkışlar sendromudur, bu dünya hayatına kilitlenmişlerin olağan yaşam hali olarak kabul ettiği davranışların tümüdür.
Nötr bilinçle yaşamayı seçmek ,her babayiğidin harcı değildir bu dünyada.

Mesela aklıma hemen gelen birini ele alalım;
Birine düştüğü durumlardan ötürü acıma duygusu sergiledik ,o kişi bu hayatında acınma evrimi konusu koymuş ise başlangıçta onun bu evrimi geçirmesine yardım etmiş gibi oluruz ama bilinç evriminin tamamlanması ,yaşanılan hallerin idraki ile mümkün olur ,bu da şahsın kendi karmaları ve idrak için geçireceği özel yaşam programı iledir, bizim göstereceğimiz acıma belirtileri onun beklentileri doğrusunda bir olgudur ,pek idraki sağlamaz,
Ama bu belirtiyi göstermeyen ,acınılacak durumuna aldırmayan nötr bir davranış gösterirsek ,belki bu beklenen davranışı göstermediğimiz için kişi düşünce motorunu çalıştıracak ,iç sorgulamalarına geçecektir ,bu da idrake giden motive bir unsur olur..

Bir başka misali ,hırsızlık yapmış ve yakalanmış hapishaneye kapatılana göstereceğimiz acıma veya affetme duygusu üzerine de gösterebiliriz;
Hırsızlık ,pişmanlık duyulana kadar kişiye zevk veren bir davranıştır ,pişmanlık için bir ceza veya kişinin yanlışlığının idraki için başka birşeylere maruz kalması lazım ,mesela kendi malının başka bir hırsız tarafından çalınması gibi.
Burada nötr bilinci bu kişinin çekeceği ceza üzerinde sergilersek ,pişmanlığına doğru giden idrak yolunu kısaltmış oluruz.
Tabii ki yaptığı hırsızlığa nötr bilinç geliştirme de var bu esnada ,yani hırsızlığına aldırmama ,bu durumdada “aklın disipline etmediği iyi niyet,faydadan çok zarar getirir” kuralının aksini uygulamış oluruz ,yani zarar doğururuz.
Şimdi bu noktada fayda ve zarar kavramına da nötr bilinçle bakmak devreye giriyor ,zira fayda ve zarar da bu dünya yaşam kutuplarını oluşturuyor, o zaman ruhsalda yüksek ,bilinçte düşük Tibet yaşamına dönmemiz lazım, dünyanın tümü ruhsalda yüksek değil çünkü ,düşük ruhsal bilinçlilerin içinde yaşanıyor ,bilinç te bu yüksekliği tutturamaz isek ,Çinin istilası altında ızdırap çeken Tibetlilerden farkımız olmaz..Etkiye tepkiyi yok olma tehdidine karşı kullanmak gerekli,icap ettiğinde..
Mevzubahis olan farkında ,ama dengede yaşamayı tutturabilmek.


Neticede ,
Bu hassas çağda ,dünyada bütün boyutlar burada sahnededir, ve kişinin benliğine yapacağı yolculuk
sonunda o kıymetli noktaya ulaşması ,dokunması için bütün özelliklerini sergilemektedirler.
O noktaya dokunulunca ,eşsiz okyanus ortaya çıkacak ve olan her şeyi kaplayan suları ile zerreden zümreye olan farkındalığı kişide belirtecektir..
Bu noktaya dokunmak bir anda da olur binlerce sene sonunda da..
İsteğimiz ,anda dokunanların oldukça çok olması.

Bütünle bütünleşmekten başka yol yok ,
Birlik bilincinden başka yükseliş hedefi gözükmüyor, şimdilik..






Edited by - tgur on 20/06/2008 16:33:11
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 20/06/2008 :  16:27:24  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin, üstad olmasam da güzel sözlerin için teşekkür ederim.

Aslında sadece, senin de yazdıklarının bendeki yansımalarını dile getirmeye çalıştım.

Sevgili dostlar hepinizin yazdıklarında kendimden parçalar buluyorum. Hatta sevgili bulut'un belirttiği içsel gülümseme hissini bir şekilde aktarmayı isterdim. Ama kifayetsiz kaldım. Fakat bunu yazan birini görünce hemen "işte bu!" diyor içimizdeki ses. Teşekkür ediyorum aktarımlar için.


Edited by - oe_ on 20/06/2008 16:29:26
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 20/06/2008 :  17:10:12  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by oe_

Sevgili ivrin, üstad olmasam da güzel sözlerin için teşekkür ederim.

Aslında sadece, senin de yazdıklarının bendeki yansımalarını dile getirmeye çalıştım.

Sevgili dostlar hepinizin yazdıklarında kendimden parçalar buluyorum. Hatta sevgili bulut'un belirttiği içsel gülümseme hissini bir şekilde aktarmayı isterdim. Ama kifayetsiz kaldım. Fakat bunu yazan birini görünce hemen "işte bu!" diyor içimizdeki ses. Teşekkür ediyorum aktarımlar için.





Çünkü, güzel insan; yarışın bittiği yerde iletişim başlar:)
Bizler verme değil alma gayretinde olduğumuz için bu kadar "bir"den ve "Öz"den paylaşım içerisindeyiz. Vermeye çalışsaydık işte bunu yakalayamazdık. Eksik olanın daima biz olduğunu bilerek, öğretmek gayretiyle değil öğrenmek ve paylaşım aşkıyla almak çabası içerisindeyiz.. ancak alarak donanabiliriz. Alma oranımız ise kapımızın aralığı kadardır dilerim ardına kadar açmak nasip olur. Açık kapıları hayranlıkla izlemekteyim, onların tevazusu ise beni daha da hayran etmekte.

Sevgi ve muhabbetle deneyimlerimizi aktarırken her birimizin, karşımızdaki dostumuzun yorumlarını okurken merakla "bugün aynaya baktığımda bana dair ne var acaba" diye sorguladığımızı her satırımızda görebiliyorum:)

Sevgiyle dostum..

Edited by - ivrin on 20/06/2008 17:18:20
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 20/06/2008 :  18:59:41  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler
Bir'in yasasını nisbeten idrak etmiş ve dengeli akıl/beden/ruh durumunda olanlar için,psişik saldırılara yine Bir'in yasası gereği ışık/sevgi ile ve yasaya göre eysik olan,kusurlu olan hiçbirşey yokturdan hareketle, bu saldırılar savuşturuldu ve sapmalardan kurtunuldu.Ancak, eysiktir.Burada yapılan hizmet kendi varlığımız sınırları içerisinde kalmıştır,BH yönünden bahsedilemez.Nisbeten Bir'in yasaı ile dengeli bir durumda olmayan akıl/beden/ruh bileşimi ne yapacaktır?.Böyle birinde ağırlaştırılmış sapmalardan nasıl kurtulmasını önereceğiz?Bir'in yasasını nisbeten idrak zorluğu içerisin de bulunan kişiye,olgunlaş başının çaresine bak mı diyeceğiz?Yoksa, nisbeten Bir'in yasası ile dengeli bir şifacı nın kanal olması mı gerekecek?BH nerede başlar?

Not,kanımdaki radyasyolu ilçtan dolayı bir saattir okumaya çaluştığım,anlamaya çalıştığım ve değerli sonuçlara vardığını gördüğüm den dolayı da;eysik(ancak doğru)aktarılan bilgilere de teşekür ederim...

Sevgilerimle...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 20/06/2008 :  19:35:10  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus, bu gibi durumlarda benim ilk yaklaşımım önce kişinin zihinsel temizliğini sağlaması ile alakalı öneriler olur.. eğer kişi bunu algılayacak durumda değil ise ve benim önermelerime kapalı ve önyargılı ise o halde profesyonel yardıma yönlendirebilirim. Bu da ilk etapta zihinsel temizliği yapabilecek duruma gelecek kadar alması gereken piskolojik yardım ama bu bir kimyasal tedavi şeklinde değil tabii ki, sadece işleyişi kavramasını sağlayacak profesyonel sözlü terapi yardımından bahsediyorum. Bu süreç yaşandıktan ve kişi zihinsel arınmayı gerçekleştirdikten, yani işleyişini kavradıktan sonra, spiritüel saldırılara sevgi formülünü nasıl özgüven geliştirerek kullanabileceğini anlatmaya çalışırım. Ancak ilk etapta dediğim gibi henüz işleyişinin farkında olmayan birine gel sevgi ile mücadele et dediğimde bunu algılamayışını da anlayarak yaklaşmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu boyutun tehlikelerini kendi yaşadıklarımdan dolayı biliyorum. Eğer kişi işleyişi bilmiyor ise zihinsel temizliği de gerçekleştiremez, ben bunu yaşadım ve o dönemde profesyonel yardım alarak önce kendi işletim sistemimi öğrenip idrak etmem gerekti.. ve ancak ondan sonra ben gerçek mücadeleme başlayabilmiştim.

Yani eğer ben yardım etmek istediğimde kişi verdiğim detaylara önyargılı yaklaşmıyor ve almaya hazırsa ancak o zaman direkt sevgi kullanımından bahsedebilirim ya da şifasına kanal olabilirim. Aksi takdirde hiç birimizin bu alt yapı oluşmadan yardım edebileceğini düşünmüyorum. Şifa aktarımının da bu durumda etkisiz kalabileceğini ya da ancak geçici bir fayda sağlayabileceğini, eğer zihinsel temizliğini gerçekleştirmeden bu işlemi yaptırıyorsa sıkıntılarının tekrarlanacağını düşünüyorum.

Çünkü inanç geliştirmiş önyargıya sahip birinin duvarlarını yıkmaya çalışmak, ya da dışardan enerji ile arındırmaya çalışmak sadece olanı ortadan kaldırır. Kişi zihinsel alanında yaratacağı yeni inanaçları ve önyargıları ile yeni gelecek saldırıları ve sıkıntılarını yinelenecektir. Ne kadar dışardan arındırılırsa arınsın o yine öncelikle kendi zihinsel alanını kullanamadığı için, yeni saldırı ve inanışlara ortam hazırlayacaktır. Dediğim gibi inanç geliştirmiş önyargıya sahip birinin duvarlarını yıkmaya çalışmak, ya da dışarıdan şifasına kanal olmak o insanın hayatını alt-üst etmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü her tekrar da umudunu yitirmekten başka bir şey yaşayamaz. Böyle durumda inatla ben hala yardım edebilirim demek ego tatmininden öteye gitmez. Ben bu konuda dikkatli olmayı tercih ederim.

Örneğin, buradaki tüm şifacı arkadaşlarımla birlikte toplu bir yardım seansına girelim, ve sıkıntıda olan arkadaşımızı tüm saldırı ve sıkıntılarından arındıralım, sıfırlayalım, tertemiz hayatına gönderelim. Ancak o aynı zihinsel yapıya sahiptir, inançları ve önyargıları vardır, en önemlisi de hala üç bilincin zihinsel boyutuyla varolmaktadır. Hala düşünüşle kimlik oluşturmaktadır ve hala sevgi ve birliğin gücünü keşfedecek kadar üç bilincin ötesine geçememiştir. O durumda sıkıntıları tekrarladığında büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktır. Bu bence o kişiye iyilik değil sadece kendi egomuza hizmet olur.

Ama biz şunu yapabiliriz önce onun üç-bilinçle tanışmasına yardımcı olacak bir profesyonele bir rehbere yönlendirip aynı zamanda şifa gönderebiliriz, işte o zaman muhteşem bir durum ortaya çıkar o zihinsel olanın ötesine geçerken bir yandan da şifa enerjisiyle şu anki durumundan arınmış olur böylece her ikisi birlikte gerçekleşen bir iyileşme durumuyla gelecekte bir daha tekrarlanmamak üzere sıkıntılarındsan kurtulmuş olur. Tabi bunu biz söylüyoruz bakalım sıkıntı içerisinde olan arkadaşımız bu durumu kabul eder mi yoksa yine inanç kalıplarıyla "ne rehberi ne yardımı ben deli miyim" gibi yaklaşımlar mı sergiler bilemeyiz. Ki bu durumda cüz-i irade devreye girmekte ve kişi hem yardım almak isterken diğer yandan da kendi kararıyla gelebilecek yardımlara engel olmakta.

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 20/06/2008 23:57:53
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 21/06/2008 :  00:14:21  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin,
Daha önce bu bölümde şunları belitmiştim:

-------------------------
---------------------------------------------------------------------
RA: Bir'in Yasası, sözcüklerin sınırlamasını çok aşar ama
yaklaşık olarak şöyle tarif edilebilir: Her şey "bir'dir, kutup­
luluk yoktur, doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, uyum­
suzluk yoktur, sadece tek bir kimlik vardır. Her şey "bir"dir,
o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır.
Bir'in Yasası'nın başlıca sapmalarından biri şifadır. Bir
insan, varlığının derinliklerinde Bir'in Yasası'nı hissettiğin­
de ve idrak ettiğinde; yani uyumsuzluğun, kusurun olmadığı­
nı, her şeyin tamam, bütün ve mükemmel olduğunu idrak et­
tiğinde şifa gerçekleşir. Böylece, bu varlığın içindeki sonsuz
zekâ; beden, akıl ya da ruha ait illüzyonu (yani içinde bulun­
duğunu sandığı şekli-biçimi) yeniden düzenleyerek onu Bir­
'in Yasası'yla uyumlu hale getirir.

--- Her şey "bir'dir
---- doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur
--- kutupluluk yoktur,(ayrılık,farklılık, illüzyondur)
---,uyumsuzluk yoktur (herşey uyumludur)
--- sadece tek bir kimlik vardır
--- Her şey "bir"dir,
--- o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır.

---Bir insan yukarıdaki gibi HİSSETİĞİNDE, (ama tüm varlığı ile), yani uyumsuzluğun, kusurun olmadığı­ nı, her şeyin tamam, bütün ve mükemmel olduğunu idrak ettiğinde;

Enerjiye nasıl bir hareket/oluş verdiğini düşününce sevginin /ışığın gücünü ,mucizevi(!) gücünü hissediyorum.İçinde bulunduğumuz sancılı geçiş günlerini de atlatmaını ve tekamül etmenin 4 BH veya daha üst, felsefenin içerisinde Bir’de bulunduğunu ve KH olarak karşımıza çıkan ,hiyerarjik/örgütlü sinsi güçle de ancak bu şekilde ;Bir’in felsefesi içerisinde başedebiliriz diye düşünüyorum.Yoksa,KH in kurallarına göre savaşmaya başlarsak, CENNETLERDEKI SAVAS TA olduğugibi Başmelek Mikailin durumuna düşeriz..

Selamlar,sevgiler…


--------------------------------------------------------------------------------
Edited by - Tiversonus on 09/05/2008 18:22


-------------------------------------------------------
Burada başmelek Mikailin durumuna düşeriz derken,sevgili oe ve sizin bugun aktardığınız saptamaları kastetmiştim zaten...Ancak adam diyor ki, (ben kurşunu yedim), yani saldırıları defedecek kadar,Bir'in yasasını anlamadım, ne yapacağız, önce (kurşunu çıkaracağız), yani sapmaları tedavi edeceğiz,buradan sonra da akıl/beden/ruhun nisbeten dengeli duruma getirilmesi üzerine spiritüel(ruhsal) çalışma yapılacak ki,benzer saldırılara bağışıklık kazanılsın.Bu nereye kadar sürebilir denilirse, aklıma şu geliyor,Ra bilgilerinde,Ra toplumsal bellek bileşimi,tekamüllerinde,beşinci boyutta,(acıma) üzerinde çalıştıklarını söyledikleri geliyor.Biz ise daha acımayı bu boyutta(!),yerli yerince yaptık mı sorusu geliyor veya hiyerarşi içerisinde(boyutların) çalışmalarında hiyerarşisi var mıdır?Bunları düşünüyorum.Bir de şunu düşünüyorum;(ihtimal de olsa),işgalciler dünyaya indiklerinde,nasıl bir sevgi göndereceğiz?Çalışmamız nasıl olacak?

----------------
((Dördüncü yoğunluk derecesinde kazandığımız yoğun
merhameti dengelemek için beşinci yoğunluk derecesinde
çok zaman harcamamız gerekti. Bu yoğunluk derecesinden
de uyum içinde mezun olduk ve dördüncü yoğunluk derece­
sinde çok sağlam bir şekilde oluşturulmuş olan toplumsal
bellek bileşimimiz de çok güçlü ve yararlı bir yapıda sürdü.
))
(Ra Bilgileri 2,sayfa 129)
Selamlar,sevgiler....

Edited by - Tiversonus on 21/06/2008 00:42:27
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/06/2008 :  00:52:38  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,

Benim yazdığım açılımlar, söylediğin gibi nispeten birin yasasını idrak etmiş veya nispeten dengeli bireyler için yazılmış değil. Hiçbir önşart ileri sürmemiş ve hiçbir anlayışa sahip olmanın gerekmediğini belirtmiştim. Zaten ben de bunları uygularken (çok zaman oldu), ne birin yasasını idrak etmiş ne de dengeli sayılmazdım pek. Hatta işe yarayıp yaramayacağını, deneyene kadar bilmeyen biriydim. Evet birşeyler okumuştum ama, okuduğuma kafamda bunları bütünledikçe ve deneyimsel hayatta doğrulayabildikçe inanabilirim. Bu anlatılar için olan inanç da bana deneyimden geldi. Denedikçe işe yaradığını görüyor ve olaya inanmaya başlıyorsunuz. Yani teorikten pratiğe gitmedim, pratikten teoriğe gittim. O yüzden belli bir anlayışa ulaşmaya gerek olmadığını söylüyorum.

Aslında bunu sağlayan şeyin ne olduğunu daha da düşününce 'sevginin henüz anlamadığımız karşı konulamaz bir birleştirici etkisi' denebilir. Tutkal nedir bilmeseniz ve nasıl tutkal üretildiğini veya arkasında hangi prensiplerin olduğunu bilmeseniz de, tutkalı bir yerlere sürmeye başladığınızda onun yapıştırdığını görebilirsiniz. Ben bu işleyişi buna benzetiyorum. Sevgi özgür iradeden sonra en güçlü sapma. İkinci temel sapma. Bu açıdan kendimizdeki inanç kalıplarından bile daha güçlü ve onları değiştirici olabiliyor (Zaten inançlar düşüncelerden de daha bağlayıcı olduğuna göre, başka nasıl inançları değiştirmek mümkün olurdu. Birşekilde onların da üstünde çalışabilir, değiştirebilir olmalıyız). Yeter ki önyargısız şekilde, başka şeylerin gerektiğini düşünmeden, yetersiz/eksik kalacağımızı düşünmeden denensin.

Benim düşüncem o ki, belirttiğim gibi, negatif telkinlerden etkilenmeye müsait rasyonel zihin bunu denemeden tam olarak anlayamaz, ne kadar güçlü bir yöntem olduğunu. Çünkü bu konu üzerinde, yüzyılların birikmiş tortullanmış etkisi var negatiflerin, bu yolu tıkamak üzere.

Bence, biz bu sevgi savunmasını yapmaya giriştiğimizde, bu savunmayı başaran biz değiliz. Asıl işi yapan gelen yüksek pozitif varlıkların yardım ve korumasıdır (ya da bunu sağlayacak şekilde bir evren düzeni kuran sonsuz bir'in mükemmel dengesidir). Bu yardım/koruma da bu konuda alabileceğimiz en profesyonel yardımdır. Bunun üstüne inşa edeceğimiz birlik/denge vb. kavramlar zamanla/deneyimle gelir/gelişir, diye düşünüyorum. Ama ilk ve acil olan, o varlığın negatif etkilerden özgür kalmasıdır. Bu kadar acil bir şey varken, bu derece önşartsız ve güçlü bir araç (sevgi) gerekli. Yani işleyişin bu şekilde olması da özellikle seçilmiştir sanırım.

Onun için yazımda özellikle vurgulamaya çalıştığım nokta şu idi;
"Bana inanmayın (sözlerimi boşverin),
kendinize de inanmayın (kendi rasyonel zihninizin ne dediğini de boşverin);
sadece yönteme biraz şans verin; deneyin, sonuçlarını görün ve kendi deneyiminize inanın", diyorum.

Sevgiler


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 21/06/2008 :  01:18:00  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Selamlar,sevgiler oe,
Sanırım siz daha önce vurgulamıştınız,(Ra, herzaman varolan bilgileri aktaracağız) demişti:
--- Her şey "bir'dir
--- o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır.

Dolayısı ile,holografik evrende zaten biz bilgiye sahibiz.

Benim üzerinde durduğum ve düşündüğün şu (sizin fikirlerinizi de merak ediyorum):
1.Üçüncü yoğunluğun dersi nedir(Işık ailesi üyesi kalarak yükselmek için) ?
2.Dördüncü yoğunluk ta yoğun olarak merhamet kazanma üzerine mi çalışacağız?(hasatı geçebilirsek)
3.O zaman bu yoğunlıkta merhamet pek gelişmemiştir diyebilir miyiz?
4.Hasatı geçebilmek için çalışmamız 8şimdi) ne olmalıdır?

Selamlar,sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 21/06/2008 :  02:23:56  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Şimdi sevgili Tiversonus; öncelikle şunu anlamaya çalışıyorum
"Nispeten Bir'in yasası ile dengeli bir durumda olmayan akıl/beden/ruh bileşimi ne yapacaktır?.Böyle birinde ağırlaştırılmış sapmalardan nasıl kurtulmasını önereceğiz? Bir'in yasasını nispeten idrak zorluğu içerisin de bulunan kişiye, "olgunlaş başının çaresine bak" mı diyeceğiz? Yoksa nispeten Bir'in yasası ile dengeli bir şifacının kanal olması mı gerekecek? BH nerede başlar?"

Sorunuzdan mı yola çıkalım? Ben yukarıda sadece bunun cevabını verdiğimi sanıyorum.


Yoksa.. son mesajınızdaki "Bir"in yasasını kavramış

"--- Her şey "bir'dir
--- doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur
--- kutupluluk yoktur,(ayrılık,farklılık, illüzyondur)
--- uyumsuzluk yoktur (herşey uyumludur)
--- sadece tek bir kimlik vardır
--- Her şey "bir"dir,
--- o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır."

İlkelerine hakim bireyler üzerine mi yanıtlarımızı sunalım?

İkisi birbirinden çok ayrı kavramlar. Birinde Bir'in yasası ile dengeli durumda olmayan akıl/beden/ruh bileşimi var. Diğerinde ise "Bir"in yasasını kavramış "beden, akıl ya da ruha ait illüzyonu yeniden düzenleyen Bir­'in Yasası'yla uyumlu bir bilinç var.

Ama eğer bu ikisi arasında bir denge kurulması gerekiyorsa o zaman da arz talep oluşumuyla bu dengeyi kurmak gerekiyor. O da, RA bilgileriyle uyumlu olan akışta geleni doğal haliyle karşılamakla ilintili oluyor. O halde ihtimalde olsa işgalciler dünyaya indiklerinde(!) ben oe_ arkadaşımın yönteme şans verme konusuna katılıyorum.

Öyle ya, eğer --- Her şey "bir'dir --- doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur --- kutupluluk yoktur --- uyumsuzluk yoktur --- sadece tek bir kimlik vardır --- o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır diyerek "Bir" in yasasını kabul edip kusurun olmadığı¬nı, her şeyin tamam, bütün ve mükemmel olduğunu idrak edip kabul ediyorsak. O halde İşgalciler nereden iniyorlar iniyorlarsa uyumsuzluk yoktur! Sevgili Tiversonus

Edited by - ivrin on 21/06/2008 02:31:28
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 21/06/2008 :  02:56:37  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Tiversonus


1.Üçüncü yoğunluğun dersi nedir(Işık ailesi üyesi kalarak yükselmek için) ?

Yanıt; üçüncü yoğunluğun dersi egodan tümden arınarak, sevgide ve bütünde salt öz ile birleşmek adına, bedenselden ruhsala, ruhsaldan ışınsala hazırlanmak! Kelime oyunlarını bir tarafa bırakalım konuşmaya dahi ihtiyacımızın olmayacağı bir boyuta hazırlanalım

2.Dördüncü yoğunluk ta yoğun olarak merhamet kazanma üzerine mi çalışacağız?(hasatı geçebilirsek)

Yanıt: Merhamet değil "Bir" in yasası içerisindeki adalet kavramı!
Bu merhamet değildir bütünün içerisindeki eşitlik bilincidir. Eşitlik bilinci hakim olduğunda merhamet ortadan kalkar.


3.O zaman bu yoğunlukta merhamet pek gelişmemiştir diyebilir miyiz?

Yanıt: Bu yoğunlukta henüz farkedilemeyen "bir"in yasasındaki eşitlik kavramıdır. Daha ego giysisinden arınmadan alıştırmalarımızı o eşitlik kavramıyla donatmamız gerekir. Ki acıma duygusunu geliştiren egosal düşünüşlere ruh bedenin tepkisini çoktan tanımış ve özümsemiş olalım.

4.Hasatı geçebilmek için çalışmamız şimdi ne olmalıdır?

Yanıt: Egonun önermeleriyle uzaklaştığımız ruh bedenimizin tanıdığı bildiği tüm durumlara, yüksek konsantrasyon ile vakıf olup, onun tepkilerini (duygular) takip ile yönlendirmelerine riayet etmek. Böylece Birin yasasındaki eşitlik kavramında merhameti doğurmayacak boyutta gelişmek.

"Bu yüzden merhamet üzerine çalışılacak denmektedir!"


Nacizane.. Selamlar sevgiler...




Edited by - ivrin on 21/06/2008 03:07:02
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 21/06/2008 :  11:34:09  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin,

Sözlerime,dolandırmadan aklıma ilk gelen sözlerle başlayayım:

((Sadece tek bir din vardır, sevgi dini. Sadece tek bir kast vardır, insanlık kastı. Sadece tek bir dil vardır, kalbin dili.

İki günlük sosyal hizmet, iki aylık meditasyondan daha hayırlıdır.

Nefsin ortadan kaldırılması için hizmetten daha iyi bir disiplin yoktur.))

Konu dağıldı,muğlak alanlara taştı, buradaki payım üzerinde düşünmeye başladım,derslerimi alabilmek için.

Bu bir yarışma veya alt etme yeri değil dolayısıile belki bilinçteki sıçramalar için de gereklidir.Kastım sevgidir.

Lafı dolandırmadan aklımdan geçeni söyleyeyim: ((Yav, iyiki ivrin ve onun gibi düşünenler altıncı boyutta olsalardı, vay halimize.Araçlarla dünyaya inip,Mısır'a ve başka bir grup ta G.Amerika' ya inmezlerdi,buralarda şifa çalışmaları yapmazlardı...Nasıl olsa Bir 'de denge vardır vesaire, bir pramidimiz bile olmazdı))

Eysik olan BH olayıdır,böyle düşünüyorum.Sen ne yapıyorsun dersen o iş ayrı, oda tartışılır.
Herkezi seviyorum,

Selamlar,sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 21/06/2008 :  13:14:23  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Tiversonus

Sevgili ivrin,

Sözlerime,dolandırmadan aklıma ilk gelen sözlerle başlayayım:

((Sadece tek bir din vardır, sevgi dini. Sadece tek bir kast vardır, insanlık kastı. Sadece tek bir dil vardır, kalbin dili.

İki günlük sosyal hizmet, iki aylık meditasyondan daha hayırlıdır.

Nefsin ortadan kaldırılması için hizmetten daha iyi bir disiplin yoktur.))

Konu dağıldı,muğlak alanlara taştı, buradaki payım üzerinde düşünmeye başladım,derslerimi alabilmek için.

Bu bir yarışma veya alt etme yeri değil dolayısıile belki bilinçteki sıçramalar için de gereklidir.Kastım sevgidir.

Lafı dolandırmadan aklımdan geçeni söyleyeyim: ((Yav, iyiki ivrin ve onun gibi düşünenler altıncı boyutta olsalardı, vay halimize.Araçlarla dünyaya inip,Mısır'a ve başka bir grup ta G.Amerika' ya inmezlerdi,buralarda şifa çalışmaları yapmazlardı...Nasıl olsa Bir 'de denge vardır vesaire, bir pramidimiz bile olmazdı))

Eysik olan BH olayıdır,böyle düşünüyorum.Sen ne yapıyorsun dersen o iş ayrı, oda tartışılır.
Herkezi seviyorum,

Selamlar,sevgiler...




Sevgili dostum, gerçekten böyle düşünmenize sebep olduğum için özür dilerim elbette bir yarış ve alt etme söz konusu değildir.. dikkat çekmeye çalıştığım şey kanal mesajlarında gelen bilgilerin sağlaması kendi içerisinde mevcuttur ve biz bunu idrak ederiz ama aktaramayız. oe_ arkadaşımızın da dikkat çektiği gibi idrak ettiğine lisanın yetmez. Yoksa zannettiğiniz gibi tam tersini savundaydım, neden hala şifa çekip dağıtmaya devem edeyim ki! Hali hazırda şu an şifa ve sevgi ile korunduğumu bile bile bunun aksini nasıl iddia edebilirim.
Uç örnekler verdiğim için kaderci bir zihniyetle her şeyi saliverelim, boşverelim kendi dengesi içerisinde çözülür mantığıyla gitmiyorum, sadece kanal bilgileri içerisindeki sağlamaya dikkat çekmeye çalışıyorum, sevgide kalmak ile boşvermek aynı şey değil. Eğer öyle olsa idi sevgide kalalım bu bir çözümdür demeye de gerek kalmazdı. Zorlandığım şey kanal bilgilerini okuduğumda kavradığım yöntemi uygularken zorluk çekmediğim halde anladığımı aktarmak istediğimde lisanımın yetmeyişidir. Sevgide kal bunu sadece deneyimle demekle yetinmeyi istemediğimi anlamış olmalısınız. Ben sevgiyi ne bir din, ne bir savunma aleti, ne de bir silah olarak görmüyorum aslında, kanal bilgilerinden de anladığım üzere sevgiyi asıl kaynak olarak görüyorum.

O halde deneyimleme konusunda ısrarcılığım için de herkesten özür dilerim. Konuyu mecrasından taşırdığım için de beni bağışlayın arkadaşlar. En basit örnekleme ile ta ki çekirdekten yedinci boyuta kadar her farkındalık ve uyumlanmanın, bir zincrin halkalarından ibaret olduğunu ve en ilkel olan ile gelişimin başladığını ifade etmeye çalışırken, sanırım anlaşılmama engel olduğum noktada aslında zincirin halkasını koparmış oldum. Tepkinizi çok haklı buluyorum üslup sorunu yaşadığımı kabul ediyor doğru lisanı bulduğumda demek istediğimi aktarmak üzere şimdilik hoşçakalın arkadaşlar diyorum.

Sevgide kalın..

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 21/06/2008 :  19:28:35  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,

Son sorduğun sorular ile daha önceki 'sevgi savunması' konusu biraz farklı bana göre. 'Sevgi savunması' olayı benim adıma 'deneyimlenmiş bilgidir'. Bu bir akıl yürütme ya da tahmin değil. Diğer soruların ise sadece aklımda bütünleyebildiklerimden anladığım kadarıyla cevaplar üretebileceğim sorular. Fakat gene de düşüncelerimi sunayım.

- Kertenkele türevi yaratıkların toplu halde inişi sonrasında 'sevgi savunması' ne derece etkili olur veya ne yapılmalıdır?
-- Böyle bir inişin olacağına emin değilim. Büyük olasılıkla olmayacak, çünkü eğer fetih, varlıkları buna gönüllü hale getirerek başarılamazsa, özgür irade ihlalinden dolayı kutuplaşma kaybederler. Bu yüzden onlar için çok riskli. Bunun yerine (açık açık çalışmak yerine) gizli/sinsi kazançların peşinde koşmaları daha muhtemel. Diyelim ki böyle bir iniş oldu. O zaman da onlar açıktan açığa gelirse, pozitif olan konfederasyonun da açıktan açığa gelerek yardım etmelerinin önü açılmış olur. Onlar nasılsa bizi kendimizi nasıl savunacağımıza dair bilgilendirirler. Karşı karşıya gelince uygulanacak korunma yolları ile, benim söylediğim duygu/düşünce yollarıyla rahatsız etme arasında fark var. Uygulanacak yöntemler de farklı olabilir.

-- Ra bilgileriyle ilgili grupta olan durum da, bir açıdan farklı. Aslında "yapılabilecek tek şey celseleri bırakmaktır" sözü ilk verilen cevap değil. Daha önceleri, gelen varlığı 'sevgiyle selamlayabilme' yeteneğini yavaş yavaş grubun kazandığından falan da sözediliyordu. Ve yüksek pozitif varlıklar yoluyla aldıkları yardımlardan. Bu cevap ise bir açıdan farklı, yani tümüyle hiç rahatsız edilmeden ve korunma ya da savunmaya da ihtiyaç duymayacak şekilde normal/sıradan bir hayat yaşamak istiyorsanız, isterseniz celseleri bırakabilirisiniz, deniyor. Hizmet etmenin (ve böylece pozitif kutuplaşma kazanmanın) bir bedeli var. Dikkat çekiyorsunuz ve her zaman sevgide olma, korunma, yardım isteme gibi konulara sıkça başvurmanız ve tetikte olmanız gerekiyor. Ama bu ‘tetikte olmak’ durumundan sıkılırsanız, hizmet etmeyi de bırakabilirsiniz. Bu cevap artık "Bir yol daha var, o da ölmek mi dersin" diye bir şarkı var ya, onun gibi bir cevap işte. Yani son yol olarak bunu da yapabilirsiniz deniyor, çünkü daha önce neler yapılabileceğine ilişkin çözümler verilmiş artık. Bir de şöyle birşey var ki, orada varlık ‘hizmet ettiği için’ bununla karşılaşıyor. Halbuki herhangi bir hizmet çabası göstermeyen de gene bu tehditle karşılaşabilir. O zaman bunu savuşturmak tabii daha da kolay. Ya da belki aynı kolaylıktadır, çünkü hizmet çabası aynı zamanda bilinçlenmesini de sağlıyor kişinin, ve pozitif yardımlar da artıyor. "Ver ki, sana verilsin".

1.Üçüncü yoğunluğun dersi nedir(Işık ailesi üyesi kalarak yükselmek için) ?
2.Dördüncü yoğunluk ta yoğun olarak merhamet kazanma üzerine mi çalışacağız?(hasatı geçebilirsek)
3.O zaman bu yoğunlıkta merhamet pek gelişmemiştir diyebilir miyiz?
4.Hasatı geçebilmek için çalışmamız (şimdi) ne olmalıdır?

Şimdi, 3. yoğunluk bir güç ve statü/kontrol arenası. Dünyaya bakarsanız sevgi ilişkilerinden çok güç ilişkileri ağını görebilirsiniz. 4. yoğunlukta ise temel vurgu sevgiye. 4. yoğunluğa geçmeye hak kazanmış varlıklar “güç'ün kendilerini doyuracak şey olmadığını” anlamış olan varlıklar. Güç tek başına anlamsızdır, ‘sevgi’ yaşama anlam katan tek şeydir (bilgi dahi sevgi olmaksızın anlamsız ve amaçsızdır). Bu 4'e geçmeye hak kazanma diyoruz, ama işin aslı sanırım şöyle; “bir varlığın temel yönelimi hangi yoğunlukla uyum içinde ise ona gider”. Yani herkesi uyumlu olduğu yere gönderen bir sistem bu. Kazanılacak veya hakedilecek birşey yok. Sadece en verimli olacağınız yerde olmanızı istiyor sistem.

Her yoğunluk, bir üst yoğunluğun gerektirdiği şeyi gerçekleştirebilecek kadar o şeyle uyumlu olduğu, onu geliştirdiği zaman; (hasatta) o dereceye geçiyor. Yani burada, 3. yoğunlukta iken sevgi'yi hayata geçirebilirseniz 4. yoğunluğa geçiyorsunuz. 4'te iken ise bilgeliği hayata geçirmeniz gerekiyor. Ra'nın anlattığı durumdan benim anladığım şu; Kendileri 4. yoğunlukta iken sevgi ve merhameti çok geliştirmişler. Öyle ki bazı hallerde başkalarına hizmet için kendi canını hiçe saymaya kadar gidiyormuş olay. Bu durum onlar beşinci yoğunluğa geçince sorun yaratmış. Çünkü ortaya koydukları sevginin, bilgelikle donatılmamış/dengelenmemiş olduğunu görebilmişler. Çünkü pozitif bir varlık, (örneğin pek de iyi niyetli olmayan bir varlığa) sırf hizmet edeceğim diye canını hiçe sayarsa, kendi ‘daha fazla hizmet imkanının’ da önünü tıkıyormuş. Böylece her durumda, ne kadar hizmet etme imkanının olduğunun görülmesinin daha önemli olduğuna karar vermişler. Fakat bu aşamalar olması gerektiği gibiymiş. 3'ten çıkışın yolu gene sevgi, ve 4'te gene sevgi/merhamet son noktasına kadar geliştirilecek ve 5'te dengelenecek. Olayın doğası bu. Yani “biz birşeyleri yanlış yaptık” demek istemiyor, bu olay bu şekilde oluyor/işliyor demek istiyor bence. Her basamakda bir sonraki basamak için hazırlık yapılıyor, iki sonrası için değil.

Evet bu 3. yoğunluk derecesinde ne sevgi ne de merhamet pek de gelişmiş düzeyde değil. Zaten yeterli düzeyde geliştirebilenler sonraki derecede yaşayabilmek için uyumlu hale gelmiş oluyorlar.

Hasatı geçebilmek üzere çalışma ne olmalıdır sorusu için iki alıntı aklıma geliyor;

-------------------------------------------

Ra Bilgileri
Cilt 1, Celse 13, sf.149

SORU: Bu kitabın okuyucularının genel gelişmeleri için, Bir'in Yasası'na doğru tekâmülü hızlandırmak için yapılması gereken alıştırmaların ya da uygulamaların bazılarını bildirebilir misiniz?

RA: Birinci alıştırma: Bu sizin illüzyonunuz için en kullanışlı ve en gerekli olandır. Bunun içeriği sevgidir. Yaşanan an sevgi taşır. Bu illüzyonun ya da bu yoğunluk katının dersi/hedefi budur. Alıştırma ise bu sevgiyi bilinçli olarak, farkındalık içinde görebilmek ve sapmaları idrak etmektir. Bu ilk çaba işin temel taşını oluşturur. Bir varlığın yaşam-deneyiminin geri kalan kısmı ise bu seçimin üzerine inşa edilir, bu seçime dayanır. İkinci adım ise her yaşanmakta olan anda sevgiyi aramaktan geçer, bu suretle eklenme başlar. Üçüncü arayış ikinciyi güçlendirir, dördüncü ise üçüncüyü güçlendirir ya da ikiye katlar. Daha önce söz edilen güçlendirme çeşidinde olduğu gibi, bu arayış içinde de samimiyetsizlik sapmasının yarattığı çatlaklar yüzünden güç kaybı olabilir. Ama benliğin benliğe bilinçli olarak sevgiyi aradığını bildirmesi öylesine belirgin ve merkezi bir irade tezahürüdür ki, bu sürtünmenin yarattığı güç kaybı önem taşımaz.

İkinci alıştırma: Evren tek bir varlıktır. Bir varlık başka bir varlığa baktığında Yaratan'ı görmelidir. Bu çok yararlı bir alıştırmadır.

Üçüncü alıştırma: Bir aynaya bakın, Yaratan'ı görün.

Dördüncü alıştırma: Çevrenizdeki yaratılmış şeylere bakın, Yaratan'ı görün.

Bu alıştırmaların ön koşulu ya da temeli, Meditasyon diyebileceğimiz bir olaya ya da dua etmeye olan yatkınlıktır. Böyle bir tutum alınırsa bu alıştırmalar sürdürülebilir. Eğer bu tutum yoksa, bilgiler akıl ağacının köklerine erişip içine işleyemez ve bu suretle bedeni etkili kılıp yüceltemez ve ruhunuza dokunamaz.


-------------------------------

Bu çalışmayı biz bir haftalık uygulama olarak da yapmaya çalışmıştık, işte o sayfa;
Çalışma: 4. Hafta: "Sevgiyi Aramak"
http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=742

İkinci alıntı ise farklı bir konuyu işliyor gibi, ama vurgulamak istediğim bir yer var;

--------------------------------

Ra Bilgileri
Cilt 2, Celse 50, sf.183


SORU: Bir varlığın bizim bildiğimiz şekliyle madde aleminde
enkarne olması sırasında kutuplaşması ya da diğer varlıklarla
uygun biçimde karşılıklı ilişki ve etkileşimde bulunması
gereklidir. Bunun, enkarnasyonlar arasında (madde
ötesi alemde), varlık ne yapmak istediğinin bilincinde bulunduğu
sırada neden mümkün olmadığını açıklar ve bu kavram
üzerinde biraz daha geniş bilgi verebilir misiniz? Neden
varlık, mutlaka enkarne olarak, ne yapmak istediğini unutmak
(unutma sürecinden geçmek), sonra da davranmak istediği
biçimde davranacağını umarak yaşamak zorundadır?

RA: Pokerde herkesin elini görebilen bir adamı örnek olarak
verelim. O zaman oyunun nasıl olacağını da bilir. O takdirde
kumar oynamak çocuk oyuncağıdır onun için, hiçbir riski
yoktur. Öteki elleri bilmektedir. Olasılıkları bilmektedir.
Oyunu doğru olarak oynar ama hiç ilgi duymaz.

Zaman/uzay'da ve gerçek yeşil ışın yoğunluk derecesinde
bütün eller herkese açıktır. Düşünceler, duygular, sıkıntı
ve dertler, hepsi görülebilir. Aldatma yoktur, aldatma isteği
de yoktur. Bu yolla birçok şey uyum içinde başarılabilir ama
varlık böyle bir ilişki ve etkileşimden kutuplaşma açısından
çok az şey elde eder.

Şimdi bu mecazı yeniden ele alalım ve bunu bir yaşam
boyu süren bir poker oyunu olarak düşünelim. Bu oyunda
kartlar sevgi, hoşlanmama, sınırlanma, mutsuzluk, haz vs.
dir. Bu kartlar sürekli olarak damıtılır, yeniden ve yeniden
dağıtılırlar. Bu enkarnasyonunuz sırasında siz de -bu noktayı
özellikle vurguluyoruz- kendi kartlarınızı tanımaya başlayabilirsiniz.
İçinizde var olan sevgiyi bulmaya başlayabilirsiniz.
Zevklerinizi, nazlarınızı, sınırlamalarınızı vs. dengelemeye
başlayabilirsiniz. Ancak, diğer varlıkların kartlarının
tek belirtisi, bu kartların ne olduğunu anlayabilmenin tek
yolu, onların gözlerinin içine bakmaktır.

Kendi elinizi, onların ellerini, belki oyunun kurallarını
bile anımsamayabilirsiniz. Bu oyunu sadece, kartlarını sevginin
eritici etkisinde kaybedenler; hazlarını, sınırlamalarını
ve her şeylerini masaya açıp, içlerinden, "Hepinizi, bütün
oyuncuları, tüm diğer-benlikleri, elinde ne olursa olsun seviyorum"
diyebilenler kazanır. Oyun şudur: Bilmek, kabul etmek,
bağışlamak, dengelemek ve kendini sevgi ile açmak...
Bunlar, unutma sürecinden geçmemişseniz yapılamaz. Çünkü,
unutmamışsanız, türn bunlar, akıl/beden/ruh varlığının
bütünlüğü'nün yaşamında hiçbir anlam ve önem taşımayacaktır.

Dostlarım, sizi Sonsuz Yaratan'ın sevgi ve ışığı ile bırakıyorum.
O'nun gücü ve huzuru ile mutlu olun. Adonai.


--------------------------------

Vurgulamak istediğim kısım ise;
“Bu oyunu sadece,
kartlarını sevginin eritici etkisinde kaybedenler;
hazlarını, sınırlamalarını ve her şeylerini masaya açıp, içlerinden,
"Hepinizi, bütün oyuncuları, tüm diğer-benlikleri, elinde ne olursa olsun seviyorum"
diyebilenler kazanır.”


Sanırım burada da 4. yoğunluğa nasıl geçileceği (oyunun nasıl kazanılacağı) anlatılmış.

Olayın hizmet yönü ise zaten sevgi ve anlayış geliştikten sonra ‘geri kalacak’, endişe edilecek bir husus değil. Tabii ki, anlayışına uygun şekilde davranıp, kendine uygun gördüğü hizmet alanlarında hizmet sunma fırsatlarını değerlendirecektir o varlık, diye düşünüyorum.

Sevgiler



Edited by - oe_ on 21/06/2008 20:41:08
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 21/06/2008 :  19:46:32  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Aktarımlar için teşekür ederim.

Selamlar,sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 21/06/2008 19:47:05
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 21/06/2008 :  22:30:49  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin,
Sevgiyle selamlarım.Aylar önce (Kh in araçları ile mücadele edemeyiz) derken,aslında baba Gandi'nin pasif direnişini defalarca zihnimde simüle etmiştim ve onun gibi düşünmeye ve onu anlamaya çalışmıştım.Bu derin tefekkür sonucu mücadele aracımızın (sevgi)olması gerktiğini anlamıştım ve yazımda belirtmiştim.Sonra Bir'in yasasını idrakı için verilen alıştırmayı yapmaya çalışmıştım:(Karşıdakine bak Yaratan'ı gör) ve o sırada kardeşim beni kızdıran bir söz söylediğinde (söyle Buda) demiştim,çünki kardeşimin kilosunun onlarcası ''dara'' gibi...Sonra kendime gülmüştüm.Yargılamayı bırakmıştım,değişiyordum...Sonuç olarak bir saat önce üzerime gönderilen (sapma)olduğunu düşündüğün kişiye,sevgi ile yaklaştım,sohbet ettim ban şunu dedi (ne diye daha önce sohbet etmedik,dayı) dedi,biraz maddiyata mal oldu ancak,yine de sizin (sevgiyle karşılama) formülünüzü kullandığımı söylemeliyim.Sonrası ne olur bilmiyorum..Sonuç olarak,farklı algılamalar içerisinde bulunsak bile(benim eysik görmem gibi), herkes herkesin öğrenme/öğretme işlevini görüyor.Zaman zaman gene farklı düşünebiliriz,ama tekrar ediyorum kastım sevgidir.Son günlerde tartışılan konularda geri beslemeye-özeleştiri yapmak üzere birkaç gün düşünceye dalmayı düşünüyorum.Sevgili oe'ye selamlarımı,sevgilerimi sunarım.Ayrıca bizim (tgur) amca yazlığa mı gitti derken,sağolsun geridöndü, onada selamlarımı,sevgileri mi sunarım...Ayrıca Bozadi dostumu da merak etmeye başldım, umarım kısa zamanda armızda olur...

Herkese selamlar,sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 22/06/2008 :  12:41:07  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
"Sonuç olarak,farklı algılamalar içerisinde bulunsak bile(benim eysik görmem gibi), herkes herkesin öğrenme/öğretme işlevini görüyor."

Gayettabi sevgili Tiversonus, hatta öyle ki kendi yazdıklarımız ve söylediklerimizle bile!.. Tekrar tekrar.

"Zaman zaman gene farklı düşünebiliriz,ama tekrar ediyorum kastım sevgidir."

Hepimizin öyle sevgili dostum hepimizin, ne mutlu:) Elbette Dediğiniz eysik olmayan derecelere de vakıf olacağımız zamanlar gelecek, ama o zamana kadar sevgide kalmak formülü yoldaşları birleştiren yegane kaynak diyorum sizinde belirttiğiniz gibi.

Sevgiler..

Edited by - ivrin on 22/06/2008 12:42:47
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 22/06/2008 :  20:01:53  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
selam millet.

sevgi... merhamet... bu gibi kavramlar, bunları bizim için anlamlı hale getiren zıt, olumsuz koşullarla birlikte değerlendirilmeli. o zaman çoğunluk için en yüksek faydayı sağlarlar. yüksek pozitif değerler hemen her zaman çok büyük sıkıntılar karşısında verilen mücadeleler neticesinde kazanılır, değer görür, korunur.

hepimiz zaman zaman sevgiyi, çok derin merhameti, sıcaklığı, ruhsal kavrayışı duyumsarız. o zaman hemen herşey hakkında normalde olduğundan çok farklı ve yüksek bakış açıları yakalarız. sevgimizi daha kolay ortaya çıkaran yanlarımız, alt karakterlerimiz, alt-yapılarımız var. ama sevginin etkisinden çok uzak görünen, karamsar, korkulu, pasif taraflarımız da var ve hatta yaşam koşullarımızla uyumlu olarak genelde negatiflikler çoğunlukta. affınıza sığınarak ve kendimi de katarak şöyle bir gözlemimi dile getirmek istiyorum: varlıklarımız son derece parçalı durumda. bireysel varlıklarımız bütüncüllükten uzak. bazı parçalarımız o veya bu derecede sevginin akışına müsait bir nitelikteyken, bundan çok farklı olan parçalarımız, yanlarımız, yönlerimiz de var. 3. yoğunluğun etkileri bunlar. bireysel varlığımızın sevgiyi ortaya çıkarmaya daha yakın olan tarafları etkinleştiği zamanlarda, sevgiden uzak olan diğer daha az gelişmiş yanlarımızın acı verici özelliklerinden kaçıp kurtulma gibi bir isteğimiz oluyor. ortaya çıkan sevginin içine girip kaybolmak, sorunları yanlarımızın kaybolup gitmesini arzuluyoruz ama çoğu durumda sonuçlar öyle olmuyor, o veya bu derecede acıtıcı, hayal kırıklığına uğratıcı uyanışlar, yüzleşmeler yaşamak zorunda kalıyoruz. burada astrolojik ifadeyle çeşitli dönemsel transit etkileri sonsuza kadar sürecekmiş gibi algılama eğilimi olabilir ama bir bakıyorsunuz ki, sizi kanatlandıran güzel deneyimler yaratan enerji dağılmış. aynı şey negatif deneyim potansiyelleri için de geçerlidir ve bu transit dönemlerin kısa, orta ve uzunvadeli olanları var elbette.

herneyse, forumda ortak yaşam koşullarımızın gerçekliklerini ve bu koşullar karşısındaki bireysel deneyimlerimizin belirgin niteliklerini tespit etmeye ve ele almaya hala uzak denebilecek bir noktada olduğumuzu ama bu durumun değişimine yönelik önemli potansiyeller olduğunu, bu konuda giderek devrimsel değişiklikler olacağını seziyorum. gerçeklik algımız giderek artacak, gerçek durumumuza uyanacağız aşamalı olarak.

uyanmamız gereken gerçeklerden biri, 3. yoğunluk kh koşulları itibariyle tüm dünyada mevcut yaşam koşullarının, insanların ruhlarıyla bağlantı kurmalarını, dış koşullar itibariyle karşı karşıya oldukları durumları sağlıklı bir şekilde değerlendirmelerini zorlaştırıcı, saptırıcı, zorlayıcı, kandırıcı ve bazen örtülü bazen ise açık bir şekilde baskıcı bir düzenle karşı karşıya olma durumudur. öyle bir yaşam var ki, kendimizi gerçekten iyi hissetmediğimiz halde durumumuzu normal kabul etmeye alıştırıldık. kendini iyi hissetme kavramının içi boşaltıldı, anlamı saptırıldı.

"kendini iyi hissetmek" nedir? elbette bu, kişinin bireysel ve toplumsal yaşam koşullarına göre de belirlenen birşeydir ama netice itibariyle içseldir ve asla görmezden gelinmemesi gereken birşeydir. ama dikkatinizi çekiyorsa, hemen herkesin yaşamında bireylerin kendilerini gerçekten iyi hissedip hissetmedikleri durumunun incelenmesine, değerlendirilmesine, ele alınmasına, buna göre bazı kararlar alınmasına yönelik bir organizasyon yoktur. aile örgütlenmesinde çoğu zaman etkin bir şekilde mevcut değildir. okul-iş-komşu vs arkadaşlığı yapılarında da öyle. dinsel örgütlenmelerde mevcut değildir. sosyal ve özellikle siyasi örgütlenmelerde ise hiç mevcut değildir. insanlar sorunların çözümünde en birincil şeyin, bireyin kendisini iyi hissetmesi olduğu gerçeğine karşı akıl almaz bir körlük ve duyarsızlık içinde. bu durum adeta normal gerçeklik haline gelmiştir. tartışma konusu bile olmaz. öylesine adi, saçma sapan, yalanlarla, maskelerle dolu bir hayat formatı bizlere dayatılıyor. bizlerin de çok masum olmadığımızı düşünüyorum ama zaten bildiğimiz bu gerçekliğin giderek farkına vardıkça ve neyle karşı karşıya olduğumuza iyice uyandıkça, her birimizin gönlünde fırtınalar kopacağını o kadar iyi biliyorum ki, burada tek önemli olan şey artık bu saçmalığı masaya yatırmaya başlamaktır.

günümüzün ve dolayısıyla da hayatımızın çok büyük bir bölümünü kendimizi gerçekten iyi hissetmiyor bir halde geçiriyoruz. aile bireylerimizin ve tanıdıklarımızın hemen hepsi de öyle. ama her şeyi tartışmaya çok hazır ve istekli olduğumuz halde, kendimizi çoğu zaman iyi hissetmiyor (rahatsız) oluşumuzu ne kadar çok gözardı etmeye sevk edildiğimiz ve bunun ne kadar büyük anlamları olduğu basit gerçeğini ele almakta büyük zorluklar ortaya çıkıyor.

öyle bir hayat yaşıyoruz ki, örneğin evimizde ailemizle oturup halimizi konuşurken (ki bu da sık yapılan birşey değildir), konuşulan konular çoğu zaman ailenin her bir bireyinin psikolojik/ruhsal durumlarının incelenmesi ve bununla ilgili olumsuzlukların öncelikli ve nitelikli bir şekilde ele alınması değildir. çoğu durumda maddi konuların, mesleki-sosyal konuların önceliği vardır. ama nedense her bir bireyin ruhsal durumu, halinden samimi bir şekilde memnuniyeti, bununla ilgili sorunların incelenerek halledilmesine yönelik bilinçli ve organize bir çaba harcanmaz. aslında herkes en önemli olan şeyin bu olduğunu bir şekilde bilir, ama...

ruhsal kanalların bize verdiği bilgiye göre içinde bulunduğumuz 3. yoğunluk yalıtık bir bireysellikle yakından ilgili ama 3. yoğunluk denen sınıfın başında veya ortasında değil, sonundayız. ve 4. yoğunluğun anlamı ise 3. yoğunluk boyunca önemli ölçüde ayrık-kopuk-aşırı mantıksal-soğuk-duygusuz (yüzeysel duygulu) vasıflara sahip bireyselleşme dersleri (elbette bir sürü önemli, faydalı, gerekli özellikleri de vardır bu derslerin) yerini hissedişe, bağlantıya, destekleşmeye, birleşmeye, anlayışa, şu andakinden çok daha geniş açılı bir kavrayışa bırakması gerekiyor.

bu yönde evrimleşmeyi isteyenler ve buna gerçekten istekli olanlar 4. yoğunluğa geçmeye karar verebilir, diğer durumda ise 3. yoğunluğa ilişkin ders döngüsüne geri dönmeye karar verilmesi gerekecektir.

her birimizin hayatında, tüm üst yoğunluk seviyelerine ilişkin deneyimlerin yaşandığından hiç şüphe duymuyorum. hissettiğiniz en yüce sevgi ve biliş deneyiminde 7. yoğunluğun mutlaka eli vardır. hepimiz o veya bu vakitte 6. yoğunluk varlıklarından (melekler) yardım almışızdır. ölüm molalarında asıl ruhsal evimiz olan 5. yoğunluğu deneyimliyoruz. 4. yoğunluk ise, dünyanın halinden tiksindiğimizde ve aslında dünyanın, insan ilişkilerinin, hayatın nasıl olması gerektiğiyle ilgili gerçekçi ve yüce umutlarımızın seviyesidir. yani 4. yoğunluk kavramsal olarak çok yabancısı olduğumuz birşey değildir. tersi absürt olurdu.

4. yoğunluktan kastedilen sıcaklık, insancıllık, merhamet, yardımseverlik, birleşme, destekleşme, "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" anlayışı her birimizde o veya bu seviyede mevcut. bununla ilgili hazırlık deneyimleri yaşadık ve öyle görünmese de giderek daha fazla yaşıyoruz.

peki hepimizde bu özelliklerin ortaya çıkmasına, gelişmesine neden olan şey nedir? tamamen yabancısı olduğumuz bir deneyim seviyesi değil içine gireceğimiz. bizzat mevcut deneyimlerimizin bizi sevk ettiği yer. eğer 3. yoğunluk ortamında hangi belirgin deneyimlerin bizi 4. yoğunluğa ittiğinin bilinçli bir şekilde farkına varırsak, o zaman bu süreçte birbirimize yardımımız çok daha nitelikli ve etkili olur. yok eğer çoğumuz 3'ü tekrarlamaya karar vereceksek bile, bu farkındalık arttırma çabamız zararlı değil, yine son derece faydalı olacaktır.

bilmenin/farkındalığın/anlayışın/kavrayışın gerekliliği ve faydaları hiçbir yoğunlukta kesintiye uğramaz. bu varoluşun doğasına aykırıdır. sevgi ve bilgi aynı gerçeğin iki yarısıdır ve 7. yoğunluktan kaynaklanır ve tüm yoğunlukların varlık sebebidir. burada bilgi kelimesi farkındalık/anlayış/kavrayış anlamındadır. ra, 4. yoğunluk için "sevgi yoğunluğu" dediği kadar, idrak ve anlayış yoğunluğu ifadelerini de kullanmıştır. ayrıca 4. yoğunluktan kastedilen "sevgi" mutlak ifadesini bulmuş bir sevgi değil, 3. yoğunluğun koparıcı, ayrıcı, soğuk etkilerinden sonra tekrar birleşmeye, destekleşmeye, merhamete yönelik olarak kazanılan güçlü ivmenin ifadesidir. sevginin de bilginin de mutlak ifadesi 7. yoğunluktur.

3. yoğunluk kh'nin ayırıcı, saptırıcı, dezenformatif etkilerinden, yaşamlarımız üzerindeki dayatmalardan, ağır ama örtülü psikolojik baskılardan dolayı deneyimlerimiz arasındaki bağlantıları kurmakta, bütüncülleşmekte zorlanıyoruz. bize sanki normal bir hayat yaşıyormuşuz gibi hissettirilmeye çalışılıyor ama bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu hepimiz biliyoruz. birbirimize yapabileceğimiz en büyük yardımlardan biri, maruz kaldığımız dezenformasyonların, baskıların, dayatmaların etkilerinden kurtulmak için gerçeğimizi birbirimize hatırlatmak ve bu farkındalığın sağladığı duygusal devinimle asıl istediğimiz yere yönlenmemizdir. 4. yoğunluk çok güçlü duyguların yoğunluğudur. insanın içindeki en güçlü duyguları ortaya çıkarmasını sağlayan şey, özellikle bizim durumumuzda, yaşanan zorlayıcı, olumsuz bazı süreçler ve deneyimlerdir. ra, dünya insanlığının aslında pozitif temelli olduğu halde negatifliğin bu derece etkin ve yaygın hale gelmesinin başlıca nedeninin, insanların olan bitene karşı duyarsız kalması olduğunu söylemişti. 4. yoğunluk varlığı etrafında olan biten hiçbirşeye karşı duyarsız değildir. bu 3. yoğunluk varlıklarına özgü bir tutumdur. bizim, yaşamlarımızdaki olumsuz dayatmalara "yeter" deme şeklindeki güçlü duygumuz, bunun değiştirilebilecek bir durum olduğuna dair sevgi dolu inancımız, bu saçmalıklara son vermedeki en büyük gücümüzdür. dünyamızda olan bitenlere karşı duyarsız kalmak kesinlikle pozitif bir tutum değildir, 4. yoğunluğun anlam ve önemine de hiç uymamaktadır.

sadece biz değil, tüm dünya 4. yoğunluğa giriyor. yani sadece iç dünyamız değil, o meşhur dış dünya da 4. yoğunluğa giriyor. yaşanan olayların hepsi çok büyük anlamlara sahip. sadece sevgi kavramı üzerinde yoğunlaşarak, dış dünyada olan bitene sırt dönülerek, hayatlarımızın en içlerine kadar girmiş 3 kh niteliklerini incelemeyi, bunları sorgulamayı ve bunları istemediğimize dair güçlü duygularımızı ortaya çıkarmayı reddederek, sadece iç dünyaya dönük bir sevgi duygusu üzerinde odaklanmak büyük ölçüde eksik ve anlamsızdır.

ayrıca bizzat ra, 3. yoğunluk dışında, negatif dayatmalara karşı savaşın ve mücadelenin faziletine inanan tek yoğunluğun 4. yoğunluk olduğunu söylemişti. hayat boşuna yaşanmıyor. hayatta olanlar boşu boşuna olmuyor. bizim için oluyor. bakmamız, görmemiz, anlamamız için oluyor. hergün paşa paşa dahil olmak zorunda olduğumuz bu berbat 3. yoğunluk kh dünya hayatı deneyimlerinin niteliklerine, bununla ilgili büyük resme, dünyada yaşanan olayların anlamına, önemine sırtımızı dönerek, görmezden gelerek 4. yoğunluk anlamında birbirimize gerçekten yardımcı olamayız. bu son derece pasif ve hayata sırtını dönmüş bir tutum olur.


tüm bunları söyleyişimde bir kızgınlık olduğunun farkındayım. bunları sıralayaşımda oe'yle olan fikir mütalalarımız bağlamında bir ölçüde egomun etkisi olduğunun farkındayım. ama durumun bundan ibaret olmadığını anlamanız gerekiyor.

Edited by - bozadi on 22/06/2008 20:11:29
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 22/06/2008 :  20:30:25  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
sevgili oe, senin görüşlerinden ve eleştirilerinden çok fayda gördüm. fikirlerimdeki bazı eksikliklerin, yanlışlıkların farkına vardım. ve dediğim gibi seninle olan tartışmalarımızda mutlaka egomun bir ölçüde devreye girmesine rağmen, bunun asla ilişkimizin nihai durumunu belirlemesine müsaade etmem. kısacası tartışmalarımızda zaman zaman ne kadar sertlik, kızgınlık ve bir ölçüde saldırı olursa olsun, bunların uzunvadede "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" anlayışında birleşmemize engel olmasına müsaade etmeyelim. varsın tartışmalarımız alsın yürüsün, ben bu tartışmaları kendim için geliştirici, uyandırıcı buluyorum. umarım sen de faydalı buluyorsundur. ikimizin de hem önemli doğruları, hem de önemli yanlışları mutlaka vardır.

bu bağlamda sabırlı olalım, ve tartışmalarımızı devam ettireceğimiz halde sonunda aynı noktaya varacağımıza inanalım. en içten saygılarımla.

Edited by - bozadi on 22/06/2008 20:30:58
Go to Top of Page

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 22/06/2008 :  21:27:10  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Bozadi,
Affına sığınarak; tüm bunları söyleşinde bir kızgınlık yok. Bu hissedilebiliyor. Diğer şeyler gibi bilginin de lineer olması gerekliliğinin ilüzyonu içerisindeyiz çoğu zaman. Teknik detaya girmek istemiyorum ama ben bu forumun çok yeni bir üyesiyim. Kendi açımdan bu bile bir devrim: ) Pek forum-insanı filan olmadığımı düşünüyor olmamdan gerek: ) Gerçi bilginin paylaşılması oldum olası (ya da bildim bilesi) duuymsadığım en güzel deneyim, sevgi ile birlikte ama bunun biraz da rastlantısallığına inanırdım, ya da böyle deneyimlerdim.
Yeniyim dedim ama 2-3 aydır epey bir başlığı ve ona yazılanları okuma fırsatım oldu, bazı başlıkları ve yazılanları bir kaç kez hatta. Ve okurken de oldukça rahattım. Sonra üye olmaya karar verdim. Bunun olası gerekçelerini Qaan' ın ülkeye giriş vize formunda da kendimce açıklamıştım (eyvahmazur gör Qaan,şakaydı). Nedense, itiraf ediyorum ki; adlandıramadığım sebeplerden biri senin kasyopya celselerinin aktarımına ilişkin hevesinin biraz kırılmış olduğunu hissetmemdi (belki yanlış bir kanıdır)ve belki kendimce bu konuda sağlayabileceğim bir katkının olup olamayacağıydı. Bu anlamda da benim gözlemlediğim en önemli fikir ayrışması yaşadığın sevgili oe idi. Aslında kendi anlayışıma göre fikir ayrışması da sayılmaz, sen doğrudan tercümeleri yapıp ara tartışmalarda da kendi inandığın, yorumladığın ya da bildiğin "bilme"leri ortaya koyuyordun. Aynı şekilde sevgili oe de (veya diğer arkadaşlar). Ben şuna inanıyorum , hatta biliyorum ve buraya üye olurken biliyordum, senin, oe nin ve diğer çoğunluk arkadaşın yazdığı mesajların "iyi" ve "doğru" niyet içerdiğini düşünüyorum. İyi ve doğru niyetten ve tabii ki emekten kaynaklanan fikir ayrılıklarının bütünün bilmecesine birer taş daha eklediğini düşünüyorum, biliyorum (çok bilmediğim şey var ama bunu biliyorum). Burada bahsettiğim eski moda bir demokrasi ya da fikir zenginliği meselesi değil.
"Gerçek" gerçeği bilmekte hangimiz yüzde yüz olabiliriz ki ? Bu bizim bu boyutta deneyimlediğimiz lanetimiz ve aynı zaman da tacımız. Etten kemikten ruhtan akıldan insan olmanın güzel yanı. Şüpheleriyle , aklıyla ve inançlarıyla birlikte.
Sözü uzattım, kısaca oe nin de senin de taşıyııcı olduğunuz bilgilerin aslında karmaşık olmayan ve çelişmeyen ama zaman zaman bunu algılamkta zorluk çektiğimiiz öz, iyi niyetli ve bütünün bilgisini oluşturan parçalar olduğunu ben biliyorum.
sevgilerle.

Edited by - on
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 22/06/2008 :  23:19:40  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
merhaba gregorsamsa, hoşgeldin.

kasyopya celselerinin duraksamasının en temel nedenlerinden biri, bu celselerde geçen pek çok bilginin çok ileri düzey olması ve bizim bu ortamda, kendi ortak gerçekliğimizin farkındalığı bakımından en öncelikli olarak ele almamız gereken şeylerin bunlar olmadığı şeklindeki düşünceydi. hatta bu celselerdeki şok edici bilgiler, öncelikli olarak konuşulması gereken, kendi idrak gücümüzle kendi gerçekliğimizi tanımlama çabamızı engelliyor olabilir diye bir endişeye kapıldım. zhouenali'ye bu endişelerimi bildirdim ve onun da bu konuyla ilgili bir sıkıntı yaşadığını tahmin ettim. kesin bir söz veremeyecek olmakla birlikte kasyopya celselerine nispeten kısa bir süre içinde devam edeceğimizi tahmin ediyorum.

celseler şok edici bilgilerle dolu olmakla birlikte, biraz da doğal olarak hemen hepimizin üzerinde birkaç kat ölü toprağı serili gibi bir hal olduğu için, bu tür şoklara biraz da ihtiyaç duyduğumuza inanıyorum.

evet, her birimiz gerçeğe dair bazı parçalar taşıyoruz. bunların uygun şekilde birleştirilmesi gerek.

gerçek gerçeği bilmenin bir sonu yok gibi görünüyor. ama şimdi ve burada deneyimleneni mümkün olduğu kadar objektif bir şekilde tespit etmeye yönelik bir çabada bulunma gerekliliği yadsınamaz. yaşadığımız hayat ve bu hayat içinde olan bitenler yadsınamaz. herşey birbirini etkiliyor. acıtıcı gerçekleri sorgulamamanın bedelleri çok ağır olabilir. bunları söyleyen ben pek çok zaman örtülü veya açık korku ve endişe duyguları deneyimliyorum. ima ettiğim kadar cesur değilim. ayrıca çoğu insanın kaldıramayacağı kadar da çelişkilerle doluyum, tutarlı değilim. paramparçayım. bu halde olmamda neredeyse yarı yarıya pay sahibi olduğuna inandığım dünyasal düzenin farkına varınca, ve bunun o veya bu şekilde herkesi ve herşeyi fena şekilde etkilediğinin farkına varınca, üzerimden büyük bir yük kalktı. sorunun sadece benimle ilgili olmadığını anladım. ayrıca bu düzen karşısındaki acizliğimize karşı duyduğum kızgınlığın beni toparladığının, parçalarımı bir araya getirdiğinin ve hatta ironik bir şekilde merhamet duygusuyla birleşen bir sevgi patlaması yarattığının farkına vardım.

içinde bulunduğumuz koşullarda bilgiden kasıt, şimdi ve buradamızı belirleyen başlıca bileşenlerin keşfiyle ilgilidir. kitlesel olarak ciddi şekilde uyutulduğumuz bu kadar barizken, buna güçlü bir duygusal tepki göstermenin, göstermemekten daha sağlıklı olduğuna inanmaya başladım. ve 4. yoğunluğun da bununla ne kadar yakından ilişkili olduğunu fark ettiğimde bu da coşkumu arttırdı.

destekleyici yorumların için teşekkür ediyorum.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 24/06/2008 :  11:44:17  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Bir kızılderili atasözünü de burada paylaşmak istiyorum affınıza ve hoşgörünüze sığınarak;

Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal (Lumbee Kabilesi)

Evet bundan daha güzel anlatılamazdı herbirimizin bir değer olduğu gerçeği. Bilgi bizi bir öncekine ait kılar, an'daki gerçeklerle kendi hikmetimizden yola çıktığımızda ise bize ait olanı üretir ve yaşatır, böylece herbirimizin varlığının anlamını ortaya koyarız. Yoksa "Bir"in bu kadar bölünmeye niye ihtiyacı olsun ki.. Ya da gelen her mesaj niye bu kadar yoruma açık olsun ki ve her birimizin özgür iradesiyle kendi idrakine bağlı olsun?! Eğer öyle olmasaydı net kararlar ile emirler olurdu mesajlarda ve bizler o emirleri uygulamakla yükümlü kullar olurduk. Lakin biz kul değiliz!

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 24/06/2008 11:50:23
Go to Top of Page

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 24/06/2008 :  20:44:20  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Bozadi, teşekkürler, hoşbuldum.
İyi ki paramparçayız. Böylece hatırlayacak daha çok parçamız var ve daha çok ve coşkulu hatırlamalarımız var.
Sevgili ivrin, ne doğru söylemişsin.
Bir aktarım da buradan. Kryon' un Lee Carrol aracılığıyla aktardığı Yuvaya Dönüş adlı uzun öyküsünden.
Menekşe Melek öykünün kahramanı Mike’ a diyor ki: “ Onur arayıştadır, neyi doğru olarak elde ettiğinde değil. Bunun için de gezegeninizin kutsallığı, üzerinde yürüyen kişilerde yatar; o sivri kuleli, yüksek binalarda değil.” (kilise, cami ve diğer tüm mabedleri kastediyor)
Tabii ki öncesi ve sonrasını okumak gerekiyor, bu yalın haliyle az biraz tartışmaya açık olabilir. Ama kendimce ben de öğretenin yolculuk sonrası varılan hedef değil de yolculuğun kendisi olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden farklı yolculuklarla aynı doğruya gidebiliriz (elbette saf niyet ve sevgi içeren yolculuktan bahsediyorum) Sonra o bilgi (doğru) neye mi benzer ? Her birimizin yolcuğu sonucu birer taş eklediği çok parçalı ama ahenkli ve bütünsel bir mozağiğe.

Sevgiler,

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 24/06/2008 :  21:43:16  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler
Evrenin yaratılışının içerisinde alt-logosumuzda(güneş ve sistemi),dünya denilen areneda,defalarca,defalarca bedenlenerek yapılan bir yolculuk.Dünya dersane,ruhlsr ise öğrenci...Öğrenme yolculuğunda,ruhları tıpkı bir ''damıtma'' işlemi ile saf hale getirme çabası, taki özüne,kaynağına kadar,sonsuza kadar gidebilecek bir arıtma işlemi...Bir hayatta öldürdüğün bir insan tarafından,yuvadan bakarak diyorsun ki,yeniden enkarne olayım (ya o beni öldürerek) ya da ben ona yakınında kalarak,hizmet ederek borcumu,karmamı ödeyeyim veya DERSLERİMİ alayım...Derslerimize devam...Ancak, (Toplumsal Bellek) olabilme aşamasına geçmek demek bizim,bireysel olarak alacağımız derslerin, üstünde bir derstir.Yoksa nasıl,tek tek yürüyerek,Birlik(sevgi) şarkısını söyleyebiliriz veya titreşebiliriz.Nasıl 6B Toplumsal bellek bileşimi olabiliriz?

Edited by - on
Go to Top of Page

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 24/06/2008 :  22:14:14  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
Merhaba Tiversonus,
İçerisinde bulunduğumuz 3. boyutta (ya da her ne durumsa) bırakın kollektif olarak, birey olarak dahi birbirimizi sevmeyi ve tamamen kabul etmeyi özümsedik mi ki? Ben hala bu konuda bir çok hatamı görüyorum ya da cahillimi, eminim bir çoğumuz böyledir, ne büyük şans ki. Bu da bulunduğumuz boyutu ya da bilinci daha kötü ya da daha aşağıda yapan bir şey değil bana göre. 3,4,5,6..kim bilebilir. "6" "3" ün 2 katıdır ama "3" de "bir" e daha yakındır.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 24/06/2008 :  22:30:26  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Merhaba gregorsamsa,
Yaratılışın rakamların ötesindeki özelliğinden bahsetmek isterim.Çalar saatin kurulduğu gibi,belirli zamanlarda,vakit gelince, ''yükselmak'' ya da aynı cehennemi durumu,kendi yarattığımız durumu, tekrar ve yeniden tekrar etmek, bu bana cehennemi geliyor.O tekrarlarla büyümemek te özgür olan ruhlar,kendi cehennemi durumlarını uzatmış oluyorlar ve Bir'e bir okadar uzak kalıyorlar ki hep 1'e yakın kalıyorlar...Büyümüyorlar.Ama yargımız yok bu durumlarına...Ancak onlar la ayrılık zamanı,yani hasat zamanı yaklaşıyor...Yine söylüyorum,yargı yok,ilebet onlarda büyüyecekler,şartlar bunu onlara dayatacak...

Selamlar,sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 24/06/2008 :  23:25:53  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Önceki gece büyük bir şifa çalışması toplantısından sonra yaşadığım bir deneyimimi burada aktarmak istiyorum arkadaşlar. Şifa çalışmamız genel bir çalışmaydı, çeşitli guruplarla sık sık bir araya gelip en büyük hayrına evrene gönderdiğimiz şifa çalışmalarından biriydi. O gece çalışma sonrası portalımın biraz daha büyüdüğünü deneyimledim. Bu algı, tıpkı enerji girişini bir süre sonra edindiğimiz alışkanlıktan dolayı hissetmeyiz de, sonra bi açılım daha olur ve yeni bir enerji deneyimleriz ya işte onun gibi bir algı idi hssettiğim, ama her seferinkinden biraz daha şiddetli idi. Her neyse efendim çalışma bitti biraz nette takıldım arkadaşlarla sohbet v.s. derken yatma zamanı geldi, baya da uykum vardı. Korunma talebimi de gerçekleştirdikten sonra yattım. Şu günlerde hava oldukça sıcak terasta yatıyorum uyumak üzereydim ki, esintiyle birlikte sol omuzumun hizasında bir his belirdi, başımı çevirip bakmadım. Genelde böyle durumlarda yalnız olmadığımın bilinciyle korunma telebime güvenir hiç başımı dahi çevirmeden geleni sevgiyle gönderirim, bazı büyük şifa çalışmaları sonrası çok güçlü olur bu durum. Fakat bu kez inatçı arkadaş gitmek bilmedi bir türlü "peki" dedim ve başımı ona çevirdim, eğer ayakta olsa idim 3. boyut algılamaya göre diz seviyeme gelecek boyutta fiziksel bir görüntüyü tarif edebilirdim size, ancak o bu realitenin dışında çok çok daha büyük bir şey idi onu farkettim.. ve tıpkı dünyadan aya 23 milyon kez gidip gelindiğinde kat edilen yol kadar uzaklıktaki, baş ve omuz silüetine benzeyen "Cone Nebula" yıldızının formunda bir varlıktı ama karanlıktı. Omuzdan aşağısını göremiyordum ama pelerin gibi bir şeyi savura savura bir sağa bir sola kızgınlıkla gidip geldiğini çok net algılıyordum. Aramızda içsel bir çatışma başladığını hissettim ve ben bu çatışmayı durdurup sevgiyle onu göndermeye karar verdim. Ama bu geçek bir sevgiydi çünkü varlık muhteşemdi, anlam veremediğim kızgınlığı ise oldukça negatifti. Sadece benim kalkanımı delip geçemiyordu bunun kızgınlığı da olabilirdi diye düşündüm bir ara. kalkanımı kaldırmadan sordum "nedir öfken?" diye. Anlaşılır bir lisan konuşmuyordu ama onu anlıyordum hatta konuşmuyordu ama anlaşıyorduk. Dedi ki "sevgi birliğiniz bizi yakıyor bir erime yaşıyoruz, bu kızgınlık değil bir acı reaksiyonu size kızmıyoruz, acımızı durdurma eylemindeyiz" size acıyamam dedim ve sevgi benim kaynağım ondan kopamam "hayır" dedi "bu birinizle alakalı değil, hepinizle alkalı bir şey" evet dedim "hepimizin kaynağı sevgi" ama sevginin tarifi onlarda başka idi, bizim sevgi dediğimiz şeye onlar "yakıcı ölüm" gibi bir şey diyorlardı. "Ölümüyorsunuz ki!" dedim "sadece dönüşüyorsunuz." "Hayır bu bir ölüm" dedi. "Ama nasıl olur, ölüm yoktur." dedim. "Dönüştükten sonra geriye dönüşü yoktur dolayısıyla bu bir ölümdür" dedi. Neden deneyimlemek istemediklerini sordum ilginç bir yanıt aldım, tanımadıkları bir şey olduğunu ifade etti ve korktuklarını söyledi! Yani onların da bizler gibi formları olduğunu farkettim "korku" bir formdu ve onlar da bu ıstıraba sahipti. Ortak bir yanımız vardı bunu farkettim ve ona kendi korku formumu nasıl yendiğimi anlattım, onun bir illüzyon olduğunu korkması için hiç bir neden bulunmadığını, aynı illüzyonu bizimde yarattığımızı ve onların da bizim korkularımızdan nasıl beslendiğini, aslında bizim korktuğumuzda onların bizim korkumuzun korkulacak bir şey olmadığını bildikleri ve onu bize karşı kulllandıkları gibi, kendi korku formlarının da aslında korkulacak bir şey olmadığını anlattım. Tuhaf bir iletişimdi:) bir negatife korkusundan arınmanın yollarını öğretiyordum.. sanırım telkin 45 dakika sürdü ve rahatlamış bir şekilde süzülerek benden ayrıldığını hatırlıyorum. Etrafıma baktım yıldızlar pırıl pırıldı, içimde tarif edilemez bir huzur duygusu vardı, sadece 45 dakika nedense hareketsiz kalmışım ve bedenim ellerim uyuşmuştu. Ağaya kalktım ellerimi ve uyuşan bedenimi hareket ettirerek açmaya çalıştım. Üzerimde müthiş bir rahatlama vardı o dönüştümü dönüşecek mi bilmiyordum ama, ben ona sevgiyle illüzyonlarından kurtulmasının prospektüsünü vermiştim. Lisanımızı hatırlamıyorum, daha doğrusu bir lisanımız var mıydı bilmiyorum, ama kurduğumuz iletişimde ben bir negatife pozitif olmayı ve bundan korkmaması gerektiğini, sadece deneyimlemekten bir şey kaybetmeyeceğini, aslında "Bir" olduğumuzu ve ayrılığın illüzyon olduğunu, dönüşüm ile "bir" liğimize katılacağını ve "bir"liğimizin muhteşemliğini, barış için aramızdaki ve içimizdeki savaşların bitmesi gerektiğini öğretiyordum. Ne tür bir arkadaşlıktı bu, ne cesaretti anlamadan, hatta bunu hiç sorgulamadan, onların da bizim gibi acizlikleri olabildiğini ve bizler gibi tanımadıkları şeylerden nasılda korktuğunu anladım.

Biraz uzun sürdü arkadaşlar afedersiniz ama hiç bir detayı kaçırmadan anlatmak, sizlerle paylaşmak istedim bu deneyimimi. Çünkü daha önce hiç yaşamadığım bir boyutta yaşadığım bir deneyimdi bu. Daha önceleri sadece sevgiyle bütünün birliğine sığınırdım ama bu kez bir negatife korkularından arınması gerektiğini, dönüşmenin bir ölüm veya yokoluş olmadığını, olduğundan çok daha güzel bir şeye dönüşmek olduğunu öğretiyordum. Ve bunu benim ölüm deneyimlerimden yola çıkarak anlatıyordum ve diyordum ki, bizim ölüm sandığımız şey de harika bir dönüşümden başka bir şey değil. Bir negatif için pozitife dönüşmek te tıpkı bizlerin boyut değiştirirken yaşadığı beden giydsisini terk etmek gibi bir şey olduğunu algıladım, ve korkularına takılı kaldıkları ve çaresiz oldukları için de saldırdıklarını anladım. Ayrıca bizlerinde korku formu ile gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizin ne kadar acı dolu ama anlamsız olduğunu da. Ona öğretirken, korku formuna dair kendime öğrettiklerimi de farkettim.

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 25/06/2008 00:02:42
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 25/06/2008 :  00:00:13  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin,
Bugün aklımda şöyle bir musabak yapıyordum:Bir ring ve kara fanilalı ve beyaz fanilalı bir tarafta.Beyaz fanilalı ,kara olanın araçları ile karşılık verince kazanan karafanilalı oluyor,yani karanlık kazanıyor...Sonra tersini kurguladım,bu sefer beyaz fanilalı kazanıyordu...Sonrası koptu...Paralel evrenler ve Pleiades Öğretileri'nde söylenen; öyle boyutlar var ki(görseniz küçük dilinizi yutarsınız) gibisinden laflar söyleniyordu...Neyse sevgi/ışığımızın üzerinizde olduğunu bilin...Ha, birde bu gidişle ,bir mabed,bir merkez gibi ortak bir mekanda,barınma ve yatma zamanları da gelebilir diye düşünüyorum...Her olasılığa açık olalım...Düşünsenize, budur tatil sitesi..

Selamlar,sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 25/06/2008 00:05:11
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 25/06/2008 :  00:16:06  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus, size masal gibi gelen bu deneyimim sizi eğlendirmişe benziyor:)) çok yaşayın dostum. Keşke efendim keşke, artık o mabet kurulsa ve içsel dışsal tüm savaşlar bitse ama zamanı var henüz eğitim devam etmekte. Kaldı ki ulaşmak için mücadele ettiğimiz birliğimizin tarifi ne ola ki:) Bu bir olasılık değil tüm renkler mora ulaştığında yegane mabet olan Vahdaniyete ulaşmanın ta kendisi.

Sevgiyle dostum..

Edited by - ivrin on 25/06/2008 00:18:42
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 27/06/2008 :  00:18:00  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Selamlar,sevgiler...
Dünyamızın titreşimini yükselterek,sadece titreşimlerini,farkındalıklarını yükseltmiş ruhların barındırabileceği bir yer halini almasından önceki,son zamanları yaşıyoruz.Bazı kanallar bu duruma ''Hasat'' zamanı diyorlar,yani ruhların hastının geldiği zaman.Göklerin dünyaya yeni bir dispenzasyon (takdir-i ilahi)'yi serbest bıraktığını söyleyenler de var.İşte tam da bu dönemin ortasında bulunuyoruz.Cehennemi andıran bir dönem yaşıyoruz,eski enerjilerin-düzenin yıkılışını,yıkılmasına taraf olarak izlerken, yeni düzenin henüz ortalıkta veroluşunun izlerini göremediğimiz için,merakla,sabırla yeni enerjileri bekliyoruz,bundan daha cehennem olabilir mi?Yani farkındalığı ertmış olsun,geri olsun aynı ortamı yaşıyoruz, ancak farkındalığı düşük olanlara göre daha çok ızdırap çekiyoruz...Biran önce olacak olan olsa da katlanmış cehennemi durumumuz,umutla beklediğimiz yeni düzenle son bulsa...Allah hepimizin yardımcısı olsun...

Son günlerdeki tartışmalarla bağlantılı gördüğüm,şu alıntıyı aktarmak isterim:

*************************************************
SORULMAYAN SORU

Her insan bir durumla karşılaştığı zaman, “Bundan benim kazancım nedir?” diye sorar. Bu sorunun yanıtı sorunun kendisi kadar sınırlayıcıdır. Oysa sorulması gereken ama sorulmayan soru şudur: “Bu durumda bütünün hayrı için ne yapabilirim?” Kendi ihtiyaç ve arzularınızla ilgili farkındalığınızı bu soruya yönelttiğinizde bilinciniz gelişir ve çerçeve çarpıcı biçimde değişir. Çünkü sadece ihtiyaçlarınıza odaklanmak yerine hayatın birçok formunu kapsayacak şekilde farkındalığınızı genişletmişsinizdir. Hayatınızı hayata hizmet ederek yaşamak, hayatınızı sadece kendiniz için yaşamaktan farklı bir çerçevedir. Hayatınızı sizin ve diğerlerinin içinden akan hayat için, hayatı ifade etmek için yaşamak sizi diğer varlıkları aziz tutan seçimler yapmaya zorlayacaktır. Bilinç sarmal boyunca yukarı tırmanmaya devam ettikçe bütünün hayrını algılayışınız da değişecektir, çünkü yaşadığınız evrende hiçbir şey bağlayıcı değildir, her şey görecedir. Mutlak ve değişmez olan tek şey bilincinizin en derin, en hareketsiz merkezidir.
Bir başka insana ya da hayvana iyi davranma fırsatı çıktığında bırakın iyiliğiniz kendini göstersin! Bir başka insana şefkat gösterme fırsatı çıktığında bırakın şefkatiniz ortaya çıksın. Bir insanı dinleme fırsatı çıktığında bu erdemi gösterip onu dinleyin. Sizi kurtuluşa, aydınlanmaya götüren anahtarları elinizde tutuyorsunuz. Farkındalığınızı artırın, seçimler yapma yeteneğinizi geliştirin ve titreşiminizi yükseltin. Unutmayın ki neyle rezonansa girerseniz size gösterilecek olan da odur!

******************************************************
((HATHOR BİLGİLERİ
AKAŞA YAYINLARI))




Herkese selamlar,sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 27/06/2008 :  12:42:36  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,
Arayış ve bulduktan sonra bize bir an evvel iletebilmek için yaptığın çabaları hayranlıkla ,takdir ile izliyorum ,BH nin anlatımı bu uygulama dışında nasıl tarif edilebilir ki.. Baştan teşekkürler.

Bir ara şu dizeleri sıralamaştım;

Maximalde sonsuzluk varsa minimalde de vardır
Düzen, bunu ortada bağlayandır
Dengede olmak ise ,
Maximaldekini alkışladığımız gibi
Minimaldekini yargılamamaktır.

Anlıyacağınız, minimal yaşam yani bu dünya hayatı ,her nekadar yırtıktan düşme gibi söylense de
esasta ,maksimalin sonsuzluğuna ulaşabilmek ,ne olup olmadığını anlayabilmek için bir ivmeleme harekatıdır.
Bu deneme mutlaka yapılacaktı ,yoksa eski halindeki varolma ,veya zamansızlık özelliğindeki varoluş ,yavan bir uygulamayla , kendi döngüsü içerisinde hapsolmaya, yani fasit dairemsi bir uygulamada durgun halde kalacaktı.
Kutuplaşmanın en acımasızının uygulandığı dünya yaşamını ve baş aktörü burada bedenlenen insanı ,bir zamanlar şu şekilde tarif ederdim ,bilip bilmeden;
İnsan akla gelen ve akla gelemeyecek her şeyi yapabilir.
İşte minimalde sonsuza uzanan noktalara dokunmaya aday bu güzide varlık, bu parça deneyim sahasında yaptığı ağır deneyimin ızdırap veren bölümlerine de aday olmakta,
Zira kutuplaşmanın doğal ve matematiksel özelliğinde denge kanunları var , yapılan dengelenecektir..

Çekilenlerin benim tarafımdan algılanışı ve tarifi bu.

Sonsuz sevgi..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 27/06/2008 :  13:15:41  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Tiversonus


SORULMAYAN SORU

Her insan bir durumla karşılaştığı zaman, "Bundan benim kazancım nedir?" diye sorar. Bu sorunun yanıtı sorunun kendisi kadar sınırlayıcıdır. Oysa sorulması gereken ama sorulmayan soru şudur: "Bu durumda bütünün hayrı için ne yapabilirim?" Kendi ihtiyaç ve arzularınızla ilgili farkındalığınızı bu soruya yönelttiğinizde bilinciniz gelişir ve çerçeve çarpıcı biçimde değişir. Çünkü sadece ihtiyaçlarınıza odaklanmak yerine hayatın birçok formunu kapsayacak şekilde farkındalığınızı genişletmişsinizdir. Hayatınızı hayata hizmet ederek yaşamak, hayatınızı sadece kendiniz için yaşamaktan farklı bir çerçevedir. Hayatınızı sizin ve diğerlerinin içinden akan hayat için, hayatı ifade etmek için yaşamak sizi diğer varlıkları aziz tutan seçimler yapmaya zorlayacaktır. Bilinç sarmal boyunca yukarı tırmanmaya devam ettikçe bütünün hayrını algılayışınız da değişecektir, çünkü yaşadığınız evrende hiçbir şey bağlayıcı değildir, her şey görecedir. Mutlak ve değişmez olan tek şey bilincinizin en derin, en hareketsiz merkezidir.
Bir başka insana ya da hayvana iyi davranma fırsatı çıktığında bırakın iyiliğiniz kendini göstersin! Bir başka insana şefkat gösterme fırsatı çıktığında bırakın şefkatiniz ortaya çıksın. Bir insanı dinleme fırsatı çıktığında bu erdemi gösterip onu dinleyin. Sizi kurtuluşa, aydınlanmaya götüren anahtarları elinizde tutuyorsunuz. Farkındalığınızı artırın, seçimler yapma yeteneğinizi geliştirin ve titreşiminizi yükseltin. Unutmayın ki neyle rezonansa girerseniz size gösterilecek olan da odur!

******************************************************
((HATHOR BİLGİLERİ
AKAŞA YAYINLARI))

Herkese selamlar,sevgiler...



Sevgili Tiversonus; yüreğinize klavyenize sağlık, ne güzel bir alıntı, ortak bir lisan ile, olan ve olması gereken durumu net bir biçimde ortaya koymuş. Rezonansa girerken iyi hal içerisinde olmak, tam manasıyla arınmak belki de, ya da"nötr" kalabilmek, bütünün hayrına görev bilinci ile ama üstesinden gelebildiğin kadarıyle.

Dün gece tam da bunları düşünüyordum, gecenin bir yarısında bir negatif saldırıya en sevdiğim kişilerden biri tarafından uğradım, bu kuzenim idi.. hem de öyle bir an da uğradım ki önce bir şaşkınlık duygusu sergiledim kontrolsüzce, tam da ona olan sevgimi alabildiğine aktarırken yaşadım bu durumu. Neyse ki şaşkınlık duygumu hemen kontrol altına aldım ve duruma baktım "ne fırsatı doğmuştu benim cephemden bütünün hayrına acaba" diye sorguladım. Ve içimden gelen ilk mesaj "nötr ol, herhangi bir hale bürünme, bir düşünce bir duygu geliştirme, sadece izle" idi. Bir kaç dakika öylece izlediğimde kendiliğinden kaybolan durumun şefkatime bile ihtiyacı yoktu! "Nötr" dü her şey, derin bir sessizlik sonrası hiç bir şey olmamış gibi akış devam etti. Sanki iyi hal içinde olmaya bile gerek yoktu. Bu bir anahtardı.. onun içinde bulunduğu durumu anlamak, sevgiye karşılık verdiğini anlamak mümkün değildi, o halde salıvermek gerekti. Ortaya bir değer koymam gerekmiyordu, ayrıştırmam gerekmiyordu o ihtiyacı olanı yaşarken ben bu anahtar ile bir kapıyı aralıyordum. Benimle alakalı olmayanın bütünün hayrına benimle alakasını görmek ve yaşananları acı bedenine dönüştürmemek gerekiyordu. O an kontrolsüz olsa idim ihtiyaç hissedeceğim şey kesinlikle bir karşılık verme durumu olurdu. Ama şimdi dün geceki durumda benim ihtiyacımın bütüne ne hayrı olurdu diye düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor.

Ayrıca son zamanlarda bunun üzerine bir hayli çalışmayı kendime prensip edinmiştim ve gözlemlerimde şunu farkettim; gün içerisinde o kadar çok kendi arzularımın bütünün hayrına olup olmayacağını songulamam gereken durum ortaya çıkıyor ki, ve kendi içinde bulunduğun durumu değerlendirirken bir çiçeğin yaprağına bile etkisinin ne olacağını düşünmeye başlıyorsun. Bir süre sonra bu durum istem dışı, otomatik bir biçimde işlemeye başlıyor ve hatta giderek artıyor, ve anlıyorum ki farkındalık geri dönüşü mümkün olmayan bir yola girmekmiş, her adım bir sonrasını getiriyormuş. Daha da ilginç olanı işlediğim konu ne ise etrafımdaki her şey o konuya hizmet etmeye başlıyor, örneğin bu alıntınız! İçine girdiğim konuyu iredelemeye başladığım an kendiliğinden cevaplar akmaya başlıyor; içimden, evrenden, arkadaşlarımdan, eşim dostum herkesten akmaya başlıyor. Sanırım sadece istemek gerekiyor, istediğinizde akışta hepsinin çözümü teker teker geliyor.

Sevgiler..

Edited by - ivrin on 27/06/2008 13:47:00
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/06/2008 :  13:34:24  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Gözleyenin Gözleme Etkisi
Modern(!) zamanlarda fizikçilerimiz, atomaltı parçacıklarını incelemeye başladıkların da ilginç bir olayla karşılaşırlar: Elektronlar, her değişik gözlemde farklı farklı yerlerde(uzay/zamanda) tesbit edilirler, hatta aynı gözlemci deneyi tekrarladığında bile konum aynı değildir.Ayrıca plank sabiti kadar bir zaman aralığında, elektronlar gözden kaybolmaktadır.Al başına belayı; elektronlar gözlenemediği zaman aralığın da nerede dirler?Bilimadamlarımız bu duruma (gözleyenin gözleme/deneye etkisi) adını vermişlerdir.Gözlemi yapan kişi, bir şekilde gözlemlenen objeye veya olaya etki etmektedir.Böylece (olasılık)'lardan bahsedilnesi sözkonusu oldu.Yeni kuvantum fiziği, (olasılıklar fiziği) olarak adlandırıldı.

Bu alayın ‘’günlük hayatımızda ki yansıması nedir?’’ sorusu karşımıza çıkıyor.Bunu kendim den örneklerle ver meye çalışayım: On onbeş gün önce ‘’ben’’ büyümesi nedeniyle bir hastaneye gittim, lokal olarak ben’in iki mm etrafından deri parçası alındı ve burası dikildi.Alınan parça da patolojiye gönderildi, on gün sonra gelen patoloji raporunda (malign melonom) tesbiti konulmuştu.Bir çeşit cilt’’kanseri’ idi bu. Rapora imza atan Prof.’un labaravatuarında buldum kendimi, biraz beklemeden sonra ayakta bizi karşıladı ve odasına girdik, masanın üzerinde sanki mücevher koyulan kat-kat olan birkaç tahta cisim ve bir mikroskop vardı.Sanırım doktor ‘numune’’ lere görsel olarak bakıyor ve diğer odada bulunan , modern makinalarla da bir işlem yaparak, raporunu oluşturuyordu.Dalında saygın bir kişi olarak anılan doktor şu kelimeyi söyledi (pozitif bilim ne diyorsa o yapıl malıdır), bizi kapıya kadar ağırlayarak, babacan bir şekilde bizleri yolcu etti.Kafama takıldı (pozitif olmayan bilim) neydi? , ‘’hurafalerimiz’’ neydi, insanoğlu olarak:Eski kadimlerin davullar ile ateş düşürmeleri miydi acaba? Daha sonra ‘’Pozitron emisyon tetkiki’’ için (Araştırma) hastanesine gittim ve (yarı-felç) durumuna getirilerek, filmi çektirdim.Film (tertemizdir) diyordu ve radyoterapst olan Doçent hanıma gösterdim.Bana ‘’Professör olan bile(!) geliyor buraya ve kendini bir doktora TESLİM ediyor, sen de bunu yapmalısın’’ dedi.Aslında kongrelerde tartışılan bir konuydu, (yayılım ortaya çıkmamışsa cerrahi müdahale yapılsın veya yapıl masın) konusu ve bunları tartışanlar ise saygın kişilerdi.Burada da (teslimiyet) karşıma çıkmıştı…Gözlemim şuydu; ilaç firmalarının temsilcileri veya tıbbı caihazların mümessilleri, ortalıkta cirit atıyorlar,benim arabamdan lüks arabalarını park yerlerinde kolayca görebiliyorsunuz ve hatta muayene yapılırken bile (ayrıcalıkları) nedeniyle ,telefonla doktorlarla görüşebiliyorlardı.Tam bir ayrıcalıkları vardı, hastalardan bile fazla…Sonra kendini (hizmete vakfetmiş) bir doktor bulmalıyım dedim, buldum ancak o da cerrahiye gönderdi…Beni REİKİ’ye yollayan yoktu.

İşlerini, (bütünün faydasına) ne yapabilirim den daha çok; ( NE KADAR ÇOK ÇALIŞMA YAPARIM VE BÖYLECE Kendi mevkimi nasıl artırabilirim ve saygın olabi
lirim düşüncesi, yani (bireysel ego) nun tatminini gördüm, bolca.Gözlemi yapanın, gözleme etkisiydi bu durum.Gözlemi yapan, önyargılarını (egoyu) bir tarafa bırakarak; ancak doğru gözlem yapabilir, buradaki doğru ise hala görecelidir.Ben ise; bu durum beni nereden buldu yerine, (bu durumu nasıl ve neden yarattım) diye düşünüyorum…Bu da, benim (gözleme/deneye) etkimdir diyorum.

Selamlar, sevgiler…

Edited by - Tiversonus on 28/06/2008 18:36:54
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 03/07/2008 :  09:21:02  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili bozadi,

Aslında yazdıklarınla yazdıklarım arasında gerçek bir çelişki görmediğim için bir cevap yazmadım bir süre. Sonra cevap yazmamam yanlış anlaşılabilir niyetiyle birşeyler yazayım dedim.

Temelde ben sevgiyi vurguladım, sen de bilgeliği. Aslında benim bu ikisi arasında denge olması gerektiğini söyleyen birçok yazım da var bilindiği üzere. Fakat bu noktada şöyle birşey var; 3. yoğunluktaki biri için amaç sevgi, araç ise bilgelik olabilir, denebilir bir bağlamda. Çünkü 4. yoğunluk sevgi/idrak yoğunluğu. Burada sevgi/idrak derken şunu düşünüyorum "anlamak için sevmek, sevmek için anlamak gerek". Tarotta 4. kartlar "deneyim"dir. Dolayısıyla buradaki 'anlamak' deneyimleyerek özümsemek anlamı taşıyor.

4. yoğunlukta olan biri için ise amaç bilgelik (çünkü ulaşılmak istenen sonraki aşama o), sevgi ise araç olacaktı belki de. Bunu söylerken tereddütteyim çünkü sevginin bilgelikten farklı bir doğası var. Şöyle ki, bilgelik bir tümleşik demet olarak, kendi içinde amacı taşıyamıyor. Kendinden gelen bir doğası yok. Sevgi başlangıcı yapabilir. Nasıl anlatayım. Örneğin yaratanı düşünün. Ve daha henüz hiçbirşey yaratılmamış olsun. Bu durumda tüm bilgeliğe sahiptir. Böyle bir varlık düşünün; tüm bilgeliğe sahip. Ama bu tüm bilgelik (bu bir güçtür aynı zamanda, çünkü bilmek yapabilirliğin yollarını açar) ne işe yarar? Böyle bir varlık neden birşey yaratmak istesin? Bunun cevabını bilgelik veremez. Olası tek cevabı; "yaratmak istemesi, yaratmayı sevmesidir". Yani bilgelik nihai sebebe varamaz. Çünkü bilgelik ikilikler dünyasının göreceli kavramıdır. Bilgi farklara dairdir ve görecelidir hep.

Öte yandan 5. kart "Gösterge"; akıl, beden veya ruhun "gerçeğini" (veya kendisini) temsil ediyor. Olasılıkla yukarıda yazdığımdan daha derin anlamları olması gerek. Fakat değişmeyen bir gerçek var ki; 6. kart olan "dönüşüm" (işte yapmaya çalıştığımız şey) 4 ve 5 in birlikte dengesini gerektiriyor; sevgi/bilgelik veya bilgelik/sevgi.

Bunun dışında yazındaki birkaç noktaya daha temas etmek istiyorum izninle.

"Kendimizi iyi hissetmemek" konusundaki bakış açının, bir realite olduğuna fazla kesin inandığını düşündüğümü vurgulamak isterim. Evet görüntü bu. Ama bizler ruhsal insanlar (olma yolunda) olarak görüntünün arkasına bakma çabası içerisinde değil miyiz? Dış koşulları (ve görüntüleri) düzelterek birşeyleri daha iyi hale getirmeye çalışmak yüzyılların gerçekleştirilemeyen (gerçekleşse de işe yaramayacak) ideali olmadı mı? Ruhsal yolda başlangıç noktası kendimizdir, genel değil. Herşeyin, önce kendimizdeki izlerini arayıp bulmamız gerekir.

Şöyle birşey söylemek istiyorum. Dışarıya baktığımda ne gördüğüm artık beni çok etkilemez hale geldiğinde, o görüntüden bağımsızlaştığımı hissettiğimde, hatta belli bir amaca/hedefe/yoğunluğa ulaşma isteğim tarafından rahatsız edilmediğimde, kendimden en memnun hallerimi yaşıyorum denebilir. Dışarıdaki görüntü "görmemizi istedikleri şey" ve hepimizin iyi bildiği birşey, pozitifler bize birşey empoze etmiyor. Eğer bu görüntüyü görmemizi istiyorlarsa bu negatiflerin işidir.

Ben bu görüntünün de, sadece 'perdedeki bir yansıma' olduğunu görecek/hissedecek şanslı anlarımı da yaşadığımı düşünüyorum. "Kendimi iyi hissetmemek" benim daha önceleri sıkça düştüğüm bir tuzaktı. Daha sonra nasıl oldu birgün bundan vazgeçtim. Çünkü (malesef :) bu da gerçek değil. Hem de hiç değil. Ardında o kadar büyük ve farklı/garip birşey var ki, anlatmak zor. Bana çok ilginç gelen şöyle bir örnekle anlatmaya çalışayım. Ra bilgilerinin bir yerinde, üst yoğunluklar için daha 'iyi' gibi bir terim kullanılıyor. Ra da buna karşı çıkıyor, üst yoğunlukların 'daha iyi olmadığı' sadece 'farklı deneyim alanları' olduğu şeklinde. Peki düşünün şimdi. 'Daha iyi' bile değillerse nedir bunlar ve neden bunlara ulaşmaya çalışıyoruz? Bunların hepsi kendi bulunduğun çerçeveden olan bakış açıları, nihai gerçeklik değil. Her yoğunluğa, o yoğunluğun içinden olan bakış ile başka yoğunluklardan olan bakış farklı.

---

Yoğunluklar arası kesinti ve geçirgenlik konusu ise, en iyi kuantum basamakları olarak düşünülebilir/anlatılabilir. Bu basamaklar arası, belli bir noktaya kadar geçirgenlik ve iletişim olsa da bunlar keskin kuantum sıçramalarıdır. Basamak kavramını biraz daha netleştireyim. En iyi ışığın doğasında görebiliriz bunu. Tayftaki 7 renge bakarsanız, "neden bu renkler" diye sorabilirsiniz. Gökkuşağı bir merdivendir. Kırmızı ile mor arasında sonsuz ton vardır. Fakat bu 7 renk, merdivenin 'üstüne basılacak' yataydaki 7 yüzeyini oluştururlar. Şöyle düşünün kırmızı turuncuya geçiyor. Peki kırmızı turuncuya yavaş yavaş mı dönüşüyor? Hayır. Kırmızı, basamağın yatay yüzeyi boyunca hep aynı ton kırmızı. Ve sonra turuncuya geçtiği noktada dikey yüzey boyunca kırmızı-turuncu arası sonsuz tondan 'bir anda' geçiyor ve turuncu oluyor. Turuncu olduğu noktada da artık gene 'tam/saf turuncu'. Yani geçiş ani sıçramalar şeklinde. Bu ise yoğunlukları/titreşimleri/enerjileri birbirinden ayıran şey zaten. Bu keskin sıçrama noktaları, birer duvar/engel (geçilmesi gereken). Bu açıdan her yoğunluk kendi amaç ve araçlarına tabii. İki sonraki basamağa geçmek gibi bir durum yok. Fakat her ne kadar titreşimler bir bıçak gibi birbirinden ayrılmış olsa da, bir o kadar da içiçe, varlığın/evrenin hologramik doğasından (sonsuz birlikten kaynaklanan) dolayı. Bu yüzden herşeyin küçük kopyaları içimizde de aynı zamanda. Böylece biz hem 4'e hem 5'e yatırım yapabiliyoruz. Fakat "geçilecek yoğunluk nedir" diye bakarsak gene aynı keskin sıçrama ile karşılaşıyoruz.

---

Bir de düzeltmek istediğim bir nokta var. "ra, 3. yoğunluk dışında, negatif dayatmalara karşı savaşın ve mücadelenin faziletine inanan tek yoğunluğun 4. yoğunluk olduğunu" söylemedi. Söylediği şey üçüncü yoğunluğun üstünde savaş ve çatışmadan kaçınmanın bilgeliğine sahip olmayan tek yoğunluğun 4 olduğunu, bu yüzden negatifle savaşta bu yoğunluğun kullanıldığını söyledi. Yani bir 'faziletine inanma' durumu yok, 'kaçınacak bilgeliğe erişememiş olma' durumu var. Tabii bu gene nereden bakıldığına göre değişiyor. Dördüncü derece bu bilgeliğe erişememiş olduğu için savaş/çatışma onlara 'gerekli veya kaçınılmaz' gibi gözüküyor. Daha üst derecedekilere ise gereksiz gözüküyor.

---

Sevgili bozadi, bunları yazışında bir kızgınlık algılamıyorum. Sadece düşüncelerini dile getiriyorsun, bu da iyi birşey. Evet bir tepki var, ama bunu kişisel değil düşünsel buluyorum. Bu da doğal, düşünceler ve karşı düşüncelerin dansı içinde, bunların birbirine etkileri/tepkileri olacak elbet. Her ne kadar 'düşünce ve karşı düşünceler' dedimse de bu lafın gelişi. Dediğim gibi yazdıklarını yazdıklarımla çatışıyordan çok bütünlüyor olarak gördüm. İnsan herzaman her konunun iki yönünden de bahsedemiyor. Bazan sadece bir noktayı ele alıyor gibi gözüküyoruz. Bu diğer şeylerin ihmal edilebilir olduğu anlamına gelmiyor.

Sevgili gregorsamsa yapıcı yaklaşımın için teşekkürler (gerçi yapıcı olmayan bir taraf da sözkonusu değil ya :). Ben de söylediğin gibi, bunun bütünün bilmecesinde birer taş olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan aykırılıktan ziyade bütünlüğe odaklı olduğunu hissediyorum. Hoşgeldin bu arada.

Sevgiler


Edited by - on
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 03/07/2008 :  16:28:30  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
merhaba oe, yanıt yazmakla iyi ettin.

amacımız sevgiye ulaşmak mı, yoksa gerçeğe ulaşmak mı olmalı?

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 03/07/2008 :  18:45:04  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Fazla kestirme ve kısa bir cevabı varmış gibi sorulan bir soru gibi gözüktü bana bu.

Buna çok uzun cevaplar da yazılabilir, çok kısa da. Uzun olanları uzun vadede yeterince konuştuğumuz için şu an kısa olanları seçeceğim.

Mesela bir cevap şu olabilir;

- Geçmeye çalıştığımız bir sonraki yoğunluğun gerçeği 'sevgi' olabilir.

- Gerçeğe giden yoldaki bir adım olabilir sevgi. Yani gerçeğin bir parçası olabilir.

- Veya 'sevgiyi çıkarınca' geriye gerçek adına pek gerçek birşey kalmıyor da olabilir. Çünkü sistemin temelinde vardır. Ve ayrılığı yaratan 'özgür irade' sapmasından hemen sonraki önemli sapmadır. Zorunlu olarak özgür irade önce gelir (yoksa ayrılık ve deneyim ortaya çıkamazdı). Ama ondan sonraki en önemli şey olarak düşünülebilir bu durumda.

- Işık/bilgelik sevgi'den sonra gelen üçüncü sapmadır. Aslına bakarsan gerçek dediğimiz şey temelde 'birliktir', 'sonsuz birlik'. Bundan daha öte bir gerçek yok (ve bildiğimiz herşey (ve kendimiz bile) bu gerçeğe göre sapma konumunda). Çünkü herşeyin (ve tüm gerçeklerin) birleştiği, ötesi olmayan nokta bu. Şimdi bu üç sapmaya bakarsak, özgür irade kaçınılmazdır ama birlikten çok ayrılık yaratma potansiyeline/olasılığına sahiptir. Işık/Bilgelik de bilgiye dayanır, bilgi göreceli farklara ve ayrılığa dayanır. Sonuçta bu üç temel sapma içerisinde en birleştirici dolayısıyla 'sonsuz birliği' ifade etmede en temel noktaya sahip tek sapma 'sevgi'dir. O da olmasaydı, kanımca sistem en sağlam temeline sahip olmamış olacaktı.


Edited by - on
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 03/07/2008 :  21:25:08  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
evet, çok baltalama sordum. bağışla. aslında uzun ve daha farklı nitelikte bir mesaj hazırlamıştım. ama o mesajın bir yerinde "gerçek" kavramıyla ilgili öyle yoğun bir farkındalık içine girdim ki, eksikliğinden en çok sıkıntı duyduğumuzun bu olduğu yönünde bir düşünce doğdu bütün varlığıma.

sevgili oe, birlikte sormamızı istediğim soruda, sadece şimdi ve burada gördüğümüz, duyduğumuz, sezdiğimiz hayatı esas almaya çalışalım. soru fazla yalıtık, yeterince bağlamını bulmamış bir soru olabilir. senden hemen mutlaka cevap beklediğim bir soru değil bu. yalnızca herbirlikte sormamızı, sadece mümkün olduğunca samimi bir şekilde sormamızı istediğim bir soru. cevabına zamanla ermemizi umduğum bir soru.

bizim şimdi ve buradaki gerçeğimiz/hikayemiz nedir?

kanal bilgileri bağlamında değil, sadece hergün yaşamakta olduğumuz hayatın sürekli şahitlik ettiğimiz niteliği/nitelikleri bağlamında.

bizim gerçeğimiz nedir? yaşamakta olduğumuz hayatın gerçeği nedir? ne durumdayız, neyi yaşıyoruz?

kimsenin değil, sadece kendi perspektifimizle ve sadece kendimiz için.

Edited by - bozadi on 03/07/2008 21:28:33
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 03/07/2008 :  22:14:38  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar,Sevgiler

Çakralar ve HASAT

Işık prizması üzerine beyaz ışık gönderilerek ışık kırılır ve yedi renk ışık elde edilir.Bunlar; kırmızı,turuncu,sarı,yeşil,mavi,lacivert,mor ışıklardır.Bu renk demetine beyaz ışığın tayfı(spektrum) denir.Bu yedi renk ışığın hem bir insanda ve de hemde içinde bulunduğumuz evrende birer karşılığının bulunması ilginçtir.Ra Bilgileri’nde şu bölüm geçer:

********************************************************
SORU: Bir birey kendini nasıl dengeleyebilir? İlk adım nedir?

RA: Sadece tek bir adım vardır:

Akıl/beden/ruh bileşimini oluşturan enerji merkezlerini anlamak. Bu anlayış kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir. İlk dengeleme Malkuth ya da

(1) Dünya'nın kırmızı-ışın bileşimi denen titreşimsel enerji bileşimine aittir. Bu enerjiyi anlamak ve kabul etmek temeli oluşturur.

(2)Tıkanabilecek ikinci enerji bileşimi turuncu-ışın bileşimi de denen duygusal ya da kişisel bileşimdir. Bu tıkanma kendini çoğunlukla kişisel gariplikler, yabansılıklar ya da benliğin utangaç bir biçimde anlaşılması ve kabul edilmesiyle ilgili olarak beliren sapmalar şeklinde gösterir.

(3)Üçüncü tıkanma sizin ego (benlik) adını verdiğiniz şeye çok benzer. Bu sarı-ışın ya da güneş sinirağı (karın boşluğu) merkezidir. Bu merkezdeki tıkanıklıklar çok kez insanın gücünü kullanma, güç kullanarak başkalarını yönetme ve ya­
kınları ve ilişkide olduğu diğer insanlarla ilgili sosyal davranış bozuklukları şeklinde ortaya çıkar. Bu ilk üç enerji merkezinde ya da giriş kapılarında tıkanıklık olanlar, Birin Yasası'nı arayabilme yeteneği açısından sürekli zorluklarla karşılaşırlar.

(4)Kalp merkezi ya da yeşil-ışın merkezi, üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının sonsuz zekâya doğru atlama yapabilecekleri bir başlangıç noktasıdır. Bu bölgedeki tıkanıklıklar, evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme konusunda güçlükler olarak tezahür eder.

(5)Mavi-ışın enerji merkezi ise hem içeri hem de dışarı doğru enerji akımı olabilen ilk merkezdir. Bu bölgede tıkanıklık varsa, kişi kendi varlığının ruh/akıl bileşimini anlamakta ve kendisiyle ilgili böylesi anlayışları ifade etmekte güçlük çeker. Bu bölgede tıkanıklık yaşayan varlıklar başka varlıklardan gelecek iletişimi de kabul etmekte zorlanırlar.

(6)Bir sonraki merkez epifiz ya da çivit rengi-ışın merkezidir. Bu merkezi tıkalı olanlar, değersizlik şeklinde ortaya çıkan tezahürler yüzünden zeki enerji akımının azalmasıyla karşı karşıya kalırlar. Bu sizin söz ettiğiniz şeydir. Gördüğü nüz gibi akıl/beden/ruh bileşimine birçok noktadan enerji akışı olduğu için, yukarıda belirtilen ve sizin söz ettiğiniz bozukluk bu bozukluklardan sadece bir tanesidir. Çivit rengiışın dengelemesi, ruhsal bileşimle ilgili çalışmalar için çok önemlidir. Bu merkez, zeki enerjiden gelen en az saptırılmış sevgi/ışık akımını alan enerji merkezi olduğu için üçüncü yoğunluk derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine doğru değişime uğramak için gerekli kendi akımını meydana getirir; aynı zamanda da sonsuz zekâya ulaştıracak kapıları açan anahtara sahip olabilme potansiyelini de kendinde taşır.

(7)Enerji akımının son merkezi ise bir varlığın akıl/beden/ ruh titreşimsel bileşiminin bir bütün olarak, tam ifade edilişinden ibarettir. Bu enerji düzeyinde artık "dengeli" ya da "dengesiz" tanımı bir anlam taşımaz, çünkü bu merkez kendi dengesini kurar. Buradaki sapma her ne olursa olsun, bu merkez diğer merkezler gibi işlem göremez, yönetilemez, dolayısıyla varlığın dengesinin gözden geçirilmesinde bir önem
taşımaz.


SORU: Dün, "Hasat başlamıştır. Artık uzun yaşama konusunda çaba sarf etmeye neden kalmamıştır. Artık insanın, kalbini arama yönündeki çabalan teşvik edilmelidir. Mor ışın enerji alanında bulunan şey varlıkların haşatını tayin edecektir," dediniz. İnsanın kalbini aramasının en iyi yolunu söyleyebilir misiniz?

RA: Size bu bilgileri birçok şekilde ifade ettik. Ama şunu söyleyebiliriz ki idrake varmanız için en iyi bilgi kendinizsiniz; akıl/beden/ruh bileşimi olan sizsiniz. Şifa konusunda size
bilgi verildi. Bu bilgiler de, daha genel bir açıdan bakıldığında, kendini tanıma yolları olarak görülebilirler. İşte insanın kendi kendini anlaması, yaşaması, kabul etmesi ve kendi tüm varlığıyla, başka varlıklarla ve giderek Yaratan'la karışıp birleşmesi, onu kendi kalbini bulmaya götüren yoldur. Benliğinizin en küçük parçasında bile bütün gücüyle Bir vardır. Bundan dolayı da, arama sürecini geliştirmek için önerebileceğimiz tek şey bu konuda derin düşünme (tefekkür) ya da dua yoludur. Bunu öznel/nesnel olarak çeşitli anlayış ve idrak biçimlerini birleştirmek için kullanınız, insan, çözümsel (analitik) süreci tersine çevirmekten ibaret böyle bir yöntem uygulamadan, bu arayış sırasında kazandığı değişik anlayış ve idrakleri birleştirip bütünleştiremez.

**************************************************
Bu pasajlardan ve gerekse diğer aktarılan bilgilerden anlaşılan şudur ki; o da insan faliyetlerinin bir çakrada karşılık bulduğudur.Çakraların belirli renklerle ifadesi de sözkonusudur.Genel olarak ise, ideal olanın tüm çakraların çalışabilir durumda olmasıdır, yani birinin atlanarak diğerinin faliyette olmasından ziyade, tümünün birlikte çalışması ideal olanıdır.Evrenimizdeki spektumun(boyutların) da yedi tane ifade edilmesi ilginçtir.Boyutların özellikleri bir yana evren için ideal olanın da bu tüm boyutların hepsinin faliyette olması durumu, aynı bedendeki dengeli bir duruma benzer.Yani, evren için de ideal olan durum, tüm boyutların birlikte çalışmasıdır.Boyutlar arasında etkileşim olma beraber, boyutlardan birinin diğerine üstünlüğünden bahsedilemez.Boyutlardan mezun olan bir üst boyuta geçer.Bir benzetme yapmak gerekirse; yedi aşamalı bir eğitim kurumunun, her aşamasında bir sınıf-dersler olsun, sözkonusu okulun altıncı sınıfına giden yol sırasıyla beşinci sınıfından mezun olmak olur.Dersler ve sınıflar sırası ile geçilmelidir, dördüncü sınıftaki dersler gereğince işlenmedikçe(yaşanmadıkça) beşinci sınıftaki derlerin idraki ve uygulanmasında sorun çıkar.Üçüncü sınıfa giden birisinin aynı zamanda beşinci sınıf veya altıncı sınıf derslerine çalışmasında problem olur.

((‘’ Çivit rengiışın dengelemesi, ruhsal bileşimle ilgili çalışmalar için çok önemlidir. Bu merkez, zeki enerjiden gelen en az saptırılmış sevgi/ışık akımını alan enerji merkezi olduğu için üçüncü yoğunluk derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine doğru değişime uğramak için gerekli kendi akımını meydana getirir; aynı zamanda da sonsuz zekâya ulaştıracak kapıları açan anahtara sahip olabilme potansiyelini de kendinde taşır.’’))

Burada, üçüncü yoğunluk derecesinden, dördüncü yoğunluk derecesine doğru, değişime uğramak için gerekli akımı meydana getirenin ; çivit rengi ışının dengelenmesidir denilir.
Bununla beraber,üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının, sonsuz zekaya doğru atlama yapabilecekleri bir başlangıç noktası olarak yeşil ışın merkezi/kalp merkezi olduğu söylenmektedir.Bu bölgedeki tıkanıklığın evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme konusunda güçlükler olarak gösterilmesi üzerinde düşünülmelidir.

Özetlemek gerekirse; Bir’in Yasası’nı anlayabilmenin koşulu, ilk üç ışın merkezinin dengelenmesinden geçer.Yani kırmızı(1.), turuncu(2.) ve sarı ışın(3.) merkezlerinin.Bu üç ışın merkezi dengelendikten sonra, ancak üçüncü boyutun üstü için varlık kendine yol açabilir.Evrensel sevgi, merhamet veya şevkat tezahür ettirilmeli(4), sonra da varlık kendini anlamalı ve düğer varlıklardan gelecek iletişimi kabul etmeli(5), daha sonra da ruhsal olanın dengelenmesini ifade eden ve dördüncü yoğunluğa geçiş için son dengelenecek olan bu ışın merkezidir.(6).Değişim için gerekli akımı yaratan bu merkezdir.Sonsuz zekaya ulaştıracak kapıyı açan anahtar özelliği taşıyan da bu ışın merkezidir.Dengeli veya dengesiz olmasından bahsedilemiyecek olan ve akıl/beden/ruh bileşiminin bir bütün olarak tam ifade edilişinden ibaret olan ışın merkezi ise(7) mor ışın merkezidir.İşte insanın hasatını belirleyecek olan ,mor ışın alanında bulunanlar olacaktır. ‘’İnsanın kendi kendini anlaması, yaşaması, kabul etmesi ve kendi tüm varlığıyla, başka varlıklarla ve giderek Yaratan'la karışıp birleşmesi, onu kendi kalbini bulmaya götüren yoldur.’’ .’’ Benliğinizin en küçük parçasında bile bütün gücüyle Bir vardır.’’

Sonuç olarak, içten dışa ve dıştan içe doğru bir işleyiş ile dengelenebiliriz.Burada, iletişim var(başka varlıklarla ve sonsuz zeka ile), derin düşünme var,sevginin ifadesi olarak şifa var,kısaca akıl/beden/ruh bileşiminin üç temel yapısında yapılan faliyetler vardır.Bunlardan bir tanesinin yapılması veya yapılmaması ,mor ışın merkezinde olanı etkileyecektir, bu da hasat edilebilirliliği etkileyecektir.

Selamlar,sevgiler..

Edited by - Tiversonus on 09/07/2008 12:50:23
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 04/07/2008 :  00:16:55  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,
Öncelike teşekkürler,bu günlerde çakralarımın, geçmiş yaşamlarımdan getirdiğim karmalarımdan arınma çalışmalarına başladım.Çakraların temizlenmesi çalışmalarımın beşincisine geldim ve sabırsızlıkla devamını tamamlamayı bekliyorum.Önce bir inanıyor bir inanmıyordum ama sonrasındaki süreç çok olumlu gelişmelerle dolu.Hücrelerimizin kendisini yenilemesi gibi kendimi ruhen yenilenmiş hissediyorum ve bu duygu harikaaa.Durugörü şeklinde geçmiş karmalardan kesitler beliriyor, bana hala inandırıcı gelmesede o kısımlar sonuç şaşırtıcı bir şekilde gerçek.Üzerimden yükler kalkıyor ve hafifliyorum üstelik bu sıcaklar benim enerjimi kesemiyor, olabildiğince canlı,hareketli ,neşeli,mizah dolu,hoşgörlü,daha sevgidolu hissediyorum.Olayları anında tahlil edip ona göre sevgi ve bilgiyle yönlendirmeler yapıyorum sanki pozitif otomatik pilota bağlanmış gibiyim ve ben bile buna şaşıyorum.Dostlarım ha bire beni arıyor bu kadar ilgi alakaya sahip olmak harika ama yetişemiyorum,çevrem çok geniş ve kendime 'dost yelpazesinin bu kadar geniş olması geçmiş olumsuz karmalarımdan kaynaklı olabilir'diyorum.Henüz spiritüel konularda bilgim olmadığı zamanlarda bir dilek dilemiştim'yaşamım boyunca bana bir şekilde zarar verip incitmiş olan herkesle beni güçlü olduğum bir zamanda tekrar karşılaştır ey tanrım.Ve bana zarar vereni kapıma pişmanlıkla getirki ben onu merhametimle kucaklayayım'demiştim ve şimdi anlıyorum ki o akit yerine getiriliyor.Ama içinde sadece bana zararı dokunmuş insanlar yok benimde zarar verdiğim insanlarda bu akde hiç hesapta yokken dahil oluverdi.Tabiki ilahi adalet bu sevgili tanrım bana 'kusura bakma ey kulum sadece alacağına gelince istiyorsun ya borçların , onu hiç ödemeyi düşünmüyorsun galiba' diyor ,haklı ne diyebilirim ki :). Çok zevkli zamanlar geçirdim ve zaman yetmiyor.Ve sanırım alaccaklarımdan vazgeçerken borçlarımdanda kurtuluyorum bu huzur verici bir duygu.Sevgilerimle tüm dostları yüreklerinden öpüyorum.....

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/07/2008 :  09:33:08  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar,Sevgiler...
Sevgili zer-zivi deneyimlerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekür
ederim, herhalde bende yakında reiki masterına gideceğim.
Sevgili Bozadi ile oe'in tartışmalarına dün daldığım için biraz rahatsızlık duyduğumu itiraf etmeliyim.Sevgili Bozadi, şu anda yaşadığımız hayatın, sürekli olarak gözlemlediğimiz niteliği ve niceliği nedir diye feryat ederken ne demek istediğini anlıyorum ve bunları itiraf etmekten de çekinmiyorum....Bir haftadır şunu düşünüyordum:(Hayat bana devamlı çimdik atarken nasıl Meditasyon yaparım?)...Evet hayat bana her yönden çimdik atıyor duruyor ve bu durumda ben (yükselmeye) çalışacağım.Yaşadığım ülkede (belki de bana özeldir),tapu dairesinin babama verdiği elli yıllık tapuyu,hazine nin başvurusu ile mahkeme iptal edip, hazineye yazıyor, elektriğe ortalama yüzde 25 zam gelmiş,sisteme bakım yok, avrupa birliği yasaları ile bir sürü zorlayıcı standart getirilmiş,sağlık güzel bir SEKTÖR olmuş, gençler askerden gelmiş ve işyerimde pişen bir bardak çay için elime bir tornavida alsam üç-dört kişi yardıma geliyor,işsizlik patlamış, diğer gençler uyuşturucu satıcısı olmuş, içmek için satmak zorunda kalmışlar,eski tüfek asan kesen sosyalist geçenlerde hastanade karısına şu matiki al para çek dediğinde,devlet protokolünde olanın danışmanı olmuş('), beş gün önce bir pazarcı 3,5 mr(eski para) ceza yiyince, memura saldırmak için silah aramaya-cenazeye gitmiş,müşterilerim kilolardan grama düşmüş,bir cep telofonu kontörüne çocuk yaşta kızlarımız fuhuşa başlamış, add üyelerinden okula masa sıra yardımları mailleri,......, ve (ben mutluyum dediğim zaman) hayret nasıl bir insan bu güzel manzaralar karşısında (MUTLU) almayabilir diyen veya mutlu ol çağrısını yapan doktorlar....Yahu ben de bir şey yok, ben sağlıklı olduğum için ;mutsuzum diye haykırasım geliyor...Kıbrıs gibi Çanakkale gibi bir cephe olsa gidip gelmeyesim geliyor, öyle (idealist) yerlerde yok;(derslerden vazgeçmek karmayı çoğaltır) fikri de beni korkutuyor, böyle cehennemi bir daha yaşamak istemem doğrusu...İşin garibi bol param olsa da ben bu durumda (mutlu) olamayacak kadar, sağlıklıyım....Vel hasıl, 2012 yerine 2050 yi duysam yıkılacağım gibi geliyor...Ve bunları yazarken,sinirli değilim,sakinim ve kahvemi içtikten sonra, kaosa devam edeceğim, ne kadar sağlıklıyım/sağlıksızım (hangisi) değil mi?
Sevgili Bozadi, aslında ikiyüzlü gibi gözüken buradaki durumumuz, burada konuştuklarımızın dayanabilme gücümüze katkısından dolayıdır, yoksa diğer günlük ızdıraplarımız (yok) değildir, dostum hepimiz öğreniyoruz, biraz daha ayakta kalabilmeyi...

Selamlar,sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 04/07/2008 :  12:42:33  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
herkese merhaba.

sevgili Tiversonus, konu başlığıyla daha doğrudan ilgili paylaşımlarda bulunuyor olduğun için asıl ben kendimi araya girmiş gibi hissettim. birbirimize karşı niyetimiz konusunda hepimizin azımsanamayacak bir farkındalığa sahip olduğunu bildiğim için bu tür durumların aramızda sorun yaratmayacağını da biliyorum. : )

çeşitli mesajlarında deneyimlerini, gözlemlerini üşenmeden sıralıyor olman gerçekten çok değerli Tiversonus.

gerçekliğimizin sadece son derece etkin olan negatif yönlerini vurgulamakla kalmayacağız elbette. ne senin, ne de benim bu gerçekleri karamsarlık olsun dile getirmediğimiz ortada. o negatiflikleri vurgulayıp bunları dengeleyebilecek pozitif potansiyellerimizi nasıl ortaya çıkarabileceğimizi anlamalıyız.

hani köşeye sıkıştırılan kedi normalde yapamayacağını sandığımız tepki ve manevraları yapabilir hale gelir ya, işte biz de gerçekliğimizdeki negatifliklerin, olumsuzlukların, tehlikelerin yeterince ciddiyetinde olabilirsek, içimizde olduğunu bildiğimiz halde neden ortaya çıkaramadığımızı anlamakta zorlandığımız üst seviye pozitif potansiyellerimizi konuşturabilecek duruma geliriz. ama durumumuzda bir anormallik sezmediğimiz sürece özel potansiyellerimiz de pasif kalacaktır.

kendi gerçekliğimizi yaratma gücüne sahip olduğumuzu biliyorum. zaten o yüzden yazıyorum bunları. birbirimizi uyandırmamız gerekiyor. uyanmamız gereken bir çeşit uykuda olduğumuzu anlamamız, itiraf etmemiz gerekiyor.

itiraf etmemiz gereken en önemli şeylerden biri, uykuda olduğumuz gerçeğiyle de gayet uyumlu olarak, gerçeğimizi bilmiyor oluşumuz, bu konuda tatmin edici bir resim çizemiyor oluşumuzdur. biz neyiz? burada ne işimiz var? hayat nedir? hayat dediğimiz süreçte olan biten nedir? şimdiye kadar öğrendiğimiz herşeyi geçici olarak rafa koymalıyız bu soruları sorarken.


bu soruları sizinle birlikte karanlığın içinden soruyorum. cevapları bilmediğimi ve hayat boyu zihnime yüklediğim veya yüklenen verilerin tamamından şüphe ederek soruyorum bunları. bir tarafım kanal bilgilerine meylediyor ama kanal bilgilerini bile hazırdan bulup kabul ettiğim için, temel soruları sorarken onların etkisinde kalmamam gerektiğini çok iyi anlayabiliyorum. o temel soruları bütün çıplaklığıyla sormaktan ve cevapların benim için yepyeni ve çok özel olacağını sezmekten ne kadar büyük bir haz duyduğumu anlatamam. zaten daha önceden öğrendiğimiz, bildiğimiz veya sezdiğimiz cevaplara ulaşacak olsak bile, o cevaplara kendi akıl gücümüzle ulaşmanın vereceği olağanüstü keyfi ve ilhamı düşünün! kanal bilgilerinden daha büyük bir haz. çünkü ne kadar ilkel olursa olsun, üreteceğimiz bilgileri kendi akıl gücümüzle üreteceğiz! ne tür bilgiler üretebileceğimize bir bakmamız gerekiyor. ama dediğim gibi, bunu yaparken tüm bildiklerimizi bir süreliğine rafa kaldırmamız gerekir en iyi neticeleri almak için.


gerçeğimizi baştan sorgulayalım. gerçeğimiz nedir? mutlaka "gerçeğimiz şudur" diye bir kaygımız da olmamalı. belki de cevapları bulamadığımızı bulacağız. o bile bir cevap ve bir ilham olacaktır. yeter ki kendi çabamızla olsun. herşeyi sıfırdan sorma cesaretini göstermeliyiz. işe yaramazsa bildiğimiz (!) şekilde devam ederiz.

Edited by - bozadi on 04/07/2008 12:49:02
Go to Top of Page
Page: of 29 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.84 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits