Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 29

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 02/06/2008 :  18:06:04  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler

Duygularımız ‘’Besin’ mi dirler?

Klasik anlamda canlı şu demektir :Çevreye uyum sağlama,üreme,kalıtım gibi ortak özelliklere sahip doğal varlıklara canlı denir ve yaşamın temel ögeleridirler.Canlıların ortak özellikleri ise, hücresel yapı, organizasyon,uyarılma, uyarıya tepki verme,ENERJİ KULLANIMI, soyunu sürdürme ve çevreye uyumdur.Yakın tarihimizde canlılık sınıflandırılırken dört bölüme ayrılmıştı, yani bitkiler,hayvanlar,insanlar ve mikro-organizmalar olarak…Bilimsel gelişmeler ve özellikle Einstein,Planck,Bohr,Heisenberg’in temellerini attığı kuvantum fiziğindeki gelişmeler, canlılık tanımına yeni bir bakış açısı ile bakmamız sonucunu doğurmuştur.Klasik anlamdaki canlılık tanımından neredeyse (herşey canlıdır)’a doğru yol alınmaya devam edilmektedir.Bunu şu bakımdan söylüyorum; genel kabul gören tanımların hala eğitim sistemimizdeki hakimiyeti ve bazu tanımların ‘’marjinal’’ olarak kabul edilmesi sözkonusudur.

Canlıların temel özelliklerinden biri olan ‘’Enerji Kullanımı’’ ndan bahsetmek istiyorum.Üçüncü yoğunluk olarak nitelendirilen insanoğlu, yaşamı için gerekli enerjiyi genel olarak ‘’yiyecek,gıda’’ olarak tanımlanan, birinci ve ikinci yoğunluk aleminden temin etmektedir ve bu enerjiyi kullanırken ‘’hava’’ yı yani gazları da kullandığını ilave etmeliyiz.Burada dikkate değer olan husu şudur; yoğunluklar yukarıya doğru yükselirken, belirli bir metobolizmaya sahip bilinçli organizmalar, amaçlarını ve yaşamlarını sürdürebilmek için bir –tabir doğru olursa- ‘’dışarıdan’’ yani organizmanın dışarısından bir ‘’enerji’’ ye veya enerji kaynağına ihtiyaç duymalarıdır.Atomlar,moleküller,mineraller ise canlı olmalarına rağmen, boyutları veya yoğunlukları gereği benzer özelliği göstermezler.

Dördüncü yoğunluğun bir şekilde eterik de olsa bir bedene ihtiyaç duyulan ortam olduğunu kabul ediyorum/ediyoruz.Çünkü dördüncü yoğunluk hala saf enerjiye/Bir’e/Birliğe ulaşılamamış bir alt yoğunluktur.Altıncı yoğunluk varlıklarının kendilerini bir ‘’Toplumsal Bellek Bileşimi’’ olarak tanıttıklarını düşünerek (hala herşeyle Bir olunamamıştır), daha alt olan yoğunluğun ‘’Toplumsal Bellek Bileşimi’’ haline dahi gelemediklerini söyleyebiliriz.Dördüncü yoğunluk varlıkları bir beden (bizimkisi kadar da yoğun olmayan) taşıyorlarsa; soru şu: Bu bedensel organizmayı neyle besliyorlar?...Sadece ‘’prana veya chi’’ gibi adlandırılan yaşam enerjisini kullnmaları sözkonusu olamaz, çünki 6.yoğunluk varlıkları ancak böyle beslenebilirler.Dördüncü yoğunlukvarlıklarının aynı zamanda, üçüncü yoğunluk varlığı olan insanlar gibi de ‘’beslenme’’ diklerini söylemek doğru olur.

Dördüncü yoğunluk varlıkları,yaşaması için hangi enerji kaynağını kullanıyor sorusuna, 6. yoğunluk olduklarını söyleyen Pleiadesli’ler (insanların duyguları ile) beslendikleri cevabını vermektedirler.Bu şu anlama, yani sadece ve sadece ,insanların duyguları ile beslendikleri-yani enerji olarak tükettikleri anlamına gelmez diye düşünüyorum.Başka enerji kaynaklarını da kullanabilirler.

Taşın canlı olma kavramını birçok insan bilimadamlarının birçoğunun kabul etmeyeceğini düşünürsek, insanın yaydığı, ortaya çıkardığı;öfke,nefret,acı,ızdırap,hüzün gibi duyguların da bir ‘’enerji’’ kaynağı veya simge anlamıyla ‘’besin’’ olarak kabul edilmemesi normaldir.Yaratımın arkasındaki şeyin ‘’düşünce’’ olduğunu kabul edenlar nasıl üçüncü yoğunluk bakış açısıyla yaratıma yaklaşmıyorlarsa,üst yoğunluk bakış açısıyla yaklaşıyorlarsa; bu olayada yine üst yoğunluk bakış açısıyla bakmalıdırlar diyorum.Ben böyle düşünmüyorum demek ise (arkasındaki dayanağı belirtmeden) en hafif ifade ile ; üçüncü yoğunluk bakış açısıdır diyorum.

Selamlar,sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

zhouenali
Kehribar

Turkey
55 Posts

Posted - 02/06/2008 :  18:49:01  Show Profile  Visit zhouenali's Homepage  Reply with Quote
sevgili oe_

"KH araçları özgür iradeye müdahele ederek BH olmayı öğrenemez" sözü bizim konumuzla direkt ilgili olmayan bir söz. Yanlış hatırlamıyorsam grup üyelerinden biri bir insanın seçimlerine müdahele etmeye çalışıyor ve onu kendi istediği seçimleri yapması için manipüle ediyor. Burada KH araçları grup üyeleri yani dünyamızdaki insanların direkt KH değil KH yoğunluklu kontrol altında olduğunu ima eden bir söz. Bir KH aracı olmaktan kurtulmak için özgür iradeye müdahele etmememiz gerektiğini anlatan bir söz sadece. Yüce bir anlamı falan yok sadece gerçekliğe işaret ediyor, tabii benim inandığım gerçekliğe :)

Sizin yazınızı okurken beni rahatsız eden diyebileceğim bir şeyle karşılaştım. Beynin sağ ve sol lobu KH-BH savaşında etkili olabilir ama bu ruhsal bir savaştır. Yani rasyonel bir insan nasıl KH değilse mistik bir insan da BH olmayabilir. Hatta bizim asıl belirtmek istediğimiz şey insanın iki farklı lob değil bir bütün olarak anılması gerektiği. Bilgi edinme sürecinin sonu KH diyorsanız şu an niye konuştuğumuzu, sizin 5 cilt Ra bilgilerini neden büyük bir dikkatle okuyup analiz ettiğinizi merak ediyorum. Bilgi edinme sürecinin sonu KH değildir, sevginin, kabullenmenin sonu da BH değildir. Bu iki lobun birlikte çalışması ise insanın herşeyi yapabileceği noktaya çıkmasını sağlar. Kimseyi dışlamayalım derken sol lobunuzu dışlayıverdiniz.

Benim değişen BH-KH tanımıma beklediğim karşı çıkışı yapıp bunun sağlanabileceğini söylediniz. Bir itirazım yok, pekala öyle de yapılmış olabilir, mümkündür ama benim gibi perdeye inanmayan bir insan için de bir hatası bulunmamasına rağmen her iki türlü de olabileceğinden ben oyumu kendi açıklamamdan yana kullandım. Ne de olsa bu bir ikna etme yarışı değil ortak bir gerçeklik bulma çabası.

Matematiğe girmek istemiyorum. Okurken de o kısımları atladım çünkü herşey taşa yazılıymış gibi konuşuluyor. Seçimleri, hayatları basitleştiriyormuşuz gibi. %6 da bir rakamdır ve bir psikopatla yüz yüze gelince o artık bir rakam olmaktan çıkar. Sizin deyiminizle %72'den birini ruhsallığa itmeye çalışırken yaşadığınız gibi. O artık bir rakam değil önünüzde duran bir gerçektir. Stalin'in çok meşhur bir sözü vardır: "Bir kişinin ölümü trajedidir, milyonlarcasının ölümü istatistiktir." Ne zaman yüzde verilse ben olaydan soğurum çünkü orada bir insan hayatı var. Bu insanın verdiği kararlarla çizdiği bir yol var. Ra bile bunları hesaplayacak nitelikte olamaz. Buna ek olarak bu rakamlar 1980 gibi yıllara ait yani şu an geçerliymiş gibi kullanmak yanlış bence. Bir celse yapalım, Ra'yı bulup yeni rakamlar aldıktan sonra tartışalım derseniz kabul ederim ama bu şartlar altında ne psikopatlığın ne de cennetten düşmüş veya 2. yoğunluktan yükselmiş kişilerin oranlarını ben kendi adıma tartışmayacağım, siz isterseniz devam edebilirsiniz.

Son paragraf şu demek: Tavuk(2. yoğunluk) özgür iradesiyle tabağınıza gelmedi, siz onu kestiniz-kestirdiniz ve onun yaşamıyla besleniyorsunuz. Celselere göre BH nitelikli insan birşeyi tüketerek beslenmez. BH varlıkları birbirleriyle enerjilerini paylaşırlar ve birbirlerini tüketmezler. Her biri paylaştıkça güçlenir dolayısıyla kendilerinden alt yoğunlukları tüketmeden(onların özgür iradelerine müdahele etmeden) yaşamlarını sürdürürler. İster 3. ister 4. yoğunluk olalım sonunda BH olacaksak, yaşamımızı sürdürmek için alt yoğunluktaki canlıları yok etmeyeceksek bu benim gözümde cennettir ki Kasyopyalıların kastettiği cennet de budur.

Sevgili Tsunami,

Tavuk örneği bence çok güzel bir örnek(Benim değil Tiversonus'un düşüncesi) çünkü ben kanal bilgilerinde çok özel olduğumuzu söyleyenlere inanmıyorum. Yaptığımız iş önemli deniyor ama ortam onların dediği gibi güllük gülistanlıksa buradaki önem, zorluk, bize duyulan saygının sebebi ne? Ortamda bir zorluk olmalı ki bize saygı duyulsun. Hem süpersiniz, özelsiniz hem de hiç kimse zorlanmayacak hepimiz rahatız keyfinize bakın demek mantıklı değil. Bir insan gerçekten bazı şeyler üzerinde çok büyük etkilere sahip olabilir ama onun işi zamanı geldiğinde bunu anlamaktır. Sen istediğine inanabilirsin ben de başkasının gerçekliğini yıkmak istemem zaten.

Sevgili Qui,

Pleiadeslilere göre yaratım 7. yoğunluktan başlar. Burada İlk yaratıcı farklı varlıklar yaratır ve bu varlıklar kendi güçleriyle bir hiyerarşi oluşturur. Bildiğimiz gibi 5. yoğunluk ve sonrası fiziksel değil ve bence fiziksellik seçimi de düşüşle alakalı olabilir. Hatta celselerde buna benzer birkonuşma hatırlıyorum. Kertenkeleler-altın küp-KH seçimi gibi bir konuydu. Sanırım direkt bir karar vermeden önce onu tekrar okumamız lazım ama o kısımda da BH'tan KH'a geçiş söz konusuydu. Benim kafamı karıştıran orada fizikselliği bizim için çekici kılıp onu seçtirmeye çalışmaları ama 3. yoğunluk BH ve KH etkisi altında daima fizikseldir diye de bir şeyler hatırlıyorum. Geri dönüp kontrol etmekte fayda var.

Sevgili Qaan'ın BH-KH ayrımının bu başlıkta tartışılmayacak kadar geniş bir konu olduğunu düşünüyorum. Onların üstünde pekçok fikir söylenebilir ve bence bu tarz konuların artık Kanal Bilgileri bölümünden diğer bölümlere yayılma zamanları geldi. Ben burada görüş belirtmek istemiyorum.

Bu arada genel bir kanıyı düzeltelim. Ben kendi adıma-eminim başkaları da öyledir- KH'ı negatif, BH'ı pozitif görmüyorum ama ağız alışkanlığı derler ya negatif, KH birbirine karışıyor. KH'a negatif diyeceğimize KH desek daha kolay olur ama dediğim gibi alışkanlık yakamızı bırakmıyor.ekamül

Sevgili FRAN'ın para yorumu çok güzel ve yerinde ama tekamül süreciyle ilgili farklı düşünüyorum. Tekamül(aslında yükseliş desek daha doğru olur) sürecinde şu an içinde bulunduğumuz yıllar bütün dersleri alma yılları değil, hatırlama yılları. 3-4 yıldır değil 300.000 yıldır farklı yaşamlar deneyimledik ve herbirinden pekçok ders aldık. Bazıları acıydı, bazıları zorlu ve yükseliş gerçekleşeceği zaman bu derslerin hepsi hatırlanacak. Bunun anlamı şu an ders almayacağız demek değil tabii. Şu an aldığımız dersler hatırlamammıza yardım edecek ve ders alma sürecinin devam eden elementleri. Dalganın fonksiyonu yeterince ders alanları yükseltmek ve dalga gelirken bizim hatırlama kabiliyetimizi de artırdığı için şu anki 3-4 yıl yükselmek için yeterli bir süre.

Edited by - on
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 02/06/2008 :  19:57:09  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Merhaba

Sevgili Qaan, yaz dediniz yazdık ama kimse takmıyor anlaşılan.:)

Sevgili Bozadi ve Diğer arkadaşlar, forumda "Cennetten düşüş" kelimesinin geçtiği önceki mesajlara baktım ve gördüm ki hepiniz bu sembolü, insanlığın başına gelen olayla özleştirmektesiniz.Acaba sadece bir ben mi başka şekilde düşünmekteyim, bilemiyorum.Sevgili Qaan çok akla yatkın diyordu ama diğerleri için pek akla yatkın değil galiba.Olsun ben gene inadına savunayım.:) Çünkü, asıl içimdeki ses inadına gerçekten böyle olduğunu söylemekte.

Efendim, sizin bahsettiğiniz düşüş "Luciferin düşüşü" sembolizmasıyla anlatılan olaydır.Cennetten düşüş sembolü ise, önceki mesajımda bahsettiğim apayrı bir olaydır.Ne diyim başka bu konuda.Tekrardan aynı şeyleri yazmayayım şimdi.

Sevgili Bozadi, şu sözü yazdığınızda;

"peki şu anda böyle birşeyden tamamen uzak bir dünya hayatı realitesi yaşarken, birkaç sayılı yıl sonra nasıl olacak da böyle bir realiteye giriş yapacağız? inanılmaz görünüyor değil mi? hiç makul gelmiyor çoğu insana."

Aklıma benimde şarkı sözleri geldi;

"Beş dakkada değişir bütün işler..." :)

Sevgili Fran'da şöyle demiş;

"Şimdi birden bire insanlığın KH'den BH'ya geçebileceği ve BH olarak hasat edilebilmesi pek mantıklı gelmiyor bana."


Sevgili Fran, kasyopya celselerine bakarsanız, tüm insanlıktan bahsetmediklerini görürsünüz.Kasyopyalılar bu süreçte, tüm nüfuzun %94'ü tüketilecek demektedir.O kısmı alıtılayım hemen;
--------------------------------------------------------------------------------
S: (L) Bob Lazar uzaylıların insanları taşıyıcı olarak tanımladıklarını iddia etti. Bu ne anlama geliyor?
C: Sonra kullanmak üzere saklama.
S: (L) Ne için kullanma?
C: %94'ü.
S: (L) Neyin %94'ü?
C: Tüm nüfusun.
S: (L) Ne demek istiyorsunuz?
C: Hepsi taşıyıcı; %94'ü kullanılacak.
S: (L) Ne için kullanılacak?
C: Tüketim.
S: (L) Yani yemek için mi?
C: Tamamen tüketim.
S: (L) Tüketim derken neyi kastediyorsunuz? Sindirilme mi?
C: İçerikleri için tüketim.
C: Yeni ırk. Önemli. Proje yaklaşık 13 yıl içinde tamamlanmış olacak.
S: (L) İnsanlar neden tüketiliyor?
C: Beden parçaları için kullanılıyorlar.
S: (L) Anlamıyoruz. İnsanlar parçaları için nasıl kullanılabilirler?
C: Reprototip. O fıçılar gerçek. Kayıp kişiler çoğunlukla oraya gidiyor, özellikle kayıp çocuklar.
--------------------------------------------------------------------------------
Ha diyebilirsiniz ki, benimde aklıma geldi.Burda tüm nüfusun derken, kaçırılıp saklananların oluşturduğu tüm nüfusun %94'ü mü, yoksa genel nüfusun %94'ü mü? İki seçenekten biri olabilir yada İkiside olabilir.Ben şayet ilk seçenek doğru olsa bile, ikinci seçenekte olduğu gibi, tüm nüfusun %90 küsür bölümünün kullanılacağını düşünüyorum.Çünkü ilerki celselerde aktarılanlarda bahsettikleri gibi, "Son zamanlar" geldiğinde, en azından tüketmek için olmasa bile, başka amaçlarla insanların kullanılacağı (Aldatılacağıda diyebiliriz), ve bu süreçte %90 küsür oranında insan nüfusunun kertişlerin yanında, yani KH tarafında olacağı söyleniyor.Ki kasyopyalılarda bundan çekinilmemesini, aksine tabir ettikleri "Kaosta yaşam"ım fırsatlarını, güzelliğini, eğlencesini vs.sini görmemiz gerektiğini söylüyorlar.Şimdi bahsettiğim hususlarının bazılarına dair, celselerden bir örnek bölüm aktarmassam olmaz.:) uzun olacak gibi ama lütfen kusura bakmayınız, bence önemli çünkü.Şu bölüm mesala;
--------------------------------------------------------------------------------
S: (L) Kertenkelelerin yapacaklarını yapmasından sonra meydana gelen olaylar, Visa'nın gelmesi... Bu İsa'nın dönmesinden önce mi, yoksa sonra mı?
C: Önce.
S: (L) Yani komet kümesi İsa'nın dönüşünden önce mi gelecek?
C: Evet. Ama dönüş yalnızca tek bir olay, herşey değil.
S: (L) Komet kümesinin dünyayla etkileşimi nedeniyle dünyada büyük bir yıkım olacak ve belki çok sayıda insan ani bir şekilde bedenlerini terk edecek değil mİ?
C: Yakın.
S: (L) İsa bu olaydan hemen sonra mı dönecek?
C: Bütünün bir parçası olarak.
S: (L) Komet kümesi olaylarının bir parçası mı olacak?
C: Sonrasında.
S: (L) İsa dönünce ne yapacak?
C: Öğretecek.
S: (L) Gezegende bu dersleri alacak kaç kişi olacak?
C: Açık.
S: (L) Altı milyar gibi bir varsayımda bulunabilir miyiz?
C: Dilediğiniz gibi varsayımda bulunabilirsiniz.
S: (L) Sürekli olarak İsa'nın dönüşünün bütünün bir parçası olacağını söylüyorsunuz, yani sanki önemli bir noktayı kaçırıyorum. İlgili sorunun sorulduğunu varsayın ve kaçırdığım hususu bana söyleyin lütfen.
C: Eğer dikkat edersen son derece açık.
S: (L) Yani?..
C: 4'üncü yoğunluğa geçiş.
S: (L) Dördüncü yoğunluğa geçiş kometlerden önce mi olacak, yoksa sonra mı?
C: Sonra.
S: (L) Komet kümesiyle dünyanın etkileşimi...
C: Geçişten önce gerçekleşecek.
S: (L) Yoğunluk değişimine neden olacak olan şey bu olaylar mı olacak?
C: Hayır.
S: (L) Yani elektromanyetik etkileşimlerin dünyanın atomik titreşimlerini arttırmasının 4'üncü yoğunluğa geçişle bir ilgisi yok diyorsunuz.
C: Evet.
S: (L) Yani, kometler ortalığı alt-üst edecek ve sonra da İsa'nın gelişiyle birlikte geçiş gerçekleşecek...
C: Daha önce.
S: (L) Geçiş meydana gelecek ve biz şaşkın gözlerle etrafa bakıyor olacağız, ne yapacağımızı bilmez durumda olacağız çünkü kendimizi daha önce hiç bilmediğimiz yepyeni bir ortamda bulacağız ve bunun ardından da İsa gelecek, öyle mi?
C: Kabaca doğru.
S: (L) Peki İsa döndükten ve bilgi vermeye başladıktan sonra ne olacak... Gezegendeki herkes bu bilgileri almak için tek bir yerde mi toplanacak?
C: Hayır.
S: (L) İsa sürekli yolculuk yaparak mı öğretecek?
C: Teknoloji.
S: (L) Medya yoluyla mı öğretecek?
C: Evet.
S: (L) Yani medya, televizyon, radyo ve benzeri şeyler devam mı edecek?
C: Kısmen.
S: (L) O süreçte veya bu geçişten hemen önce bazı insanlar büyük gruplar halinde Kertenkelelerle birlikte dünyadan ayrılmış mı olacak?
C: Evet.
S: (L) Dünyada yalıtılmış şehirlere taşınarak Kertenkelelerle işbirliği halinde yaşayacak büyük insan grupları olacak mı?
C: Yakın.
S: (L) Yani dünyada Kertenkelelerin kontrolü altında ve İsa'nın kontrolü altında bölgeler mi olacak?
C: İsa kontrol altında tutmaz.
S: (L) Kertenkeleler zaman zaman şehirlerinden çıkıp İsa'yı takip edenleri taciz edecek mi?
C: Belki.
S: (L) Yani dünyanın nüfusu büyük ölçüde azalmış olacak, orada burada insanlar olacak ve bunlar birleşmiş durumda olmayacak, öyle mi?
C: İyi geceler.
--------------------------------------------------------------------------------

Çok değinilmesi gereken konu var burda ama uzatmamak adına belirtmek istediğim bazı noktalarıda belirtip bitireceğim.Sevgili Fran şöyle demişsiniz;

"Bir de şu husus var, KH kötüdür BH iyidir diye nitelememek gerekir. Bunların ikisi de tekamül yollarıdır. Nasıl ki pilin (+) kutbu iyidir (-) kutbu kötüdür diyemezsek ve elektriği kullanabilmemiz için her iki kutuba da ihtiyacımız varsa, iyi yol kötü yol diye birşey yok sadece iki yol var diye bakmak gerekir. Tekamül içinde bu iki yoldan birine ihtiyaç vardır varlık hangi yolu kendine uygun görürse yolu seçip tekamülünü yapar hepsi bu."

Çoğunlukla katılmakla beraber, büyük oranda benzer şeylerin anlatıldığı bir bölümüde alıntılamazsam olmaz şimdi dimi.:) bu son alıntım söz.Efendim şöyledir o bölüm;
--------------------------------------------------------------------------------
S: (L) Çeşitli noktalarda Quorum ve İlüminati'den bahsettik. Sanırım her ikisi de en üst seviye birer gizli masonik örgüt. Birbirleriyle olan ilişkileri nedir?
C: Lütfen başka bir müzik koyun; bu biraz zorlaştırıcı.
(Atladım o kısımları)
S: (L) Quorum ve İlüminati'ye dönecek olursak'
C: Quorum çoğunlukla dünyadışı; İlüminati çoğunlukla insan.
S: (L) Quorum'u daha önce'
C: Birleştir; bütünün iki yarısı.
S: (L) Daha önce Quorum'un Kasyopyalılarla, yani sizinle, yani iyi varlıklarla bağlantı halinde olduğunu söylemiştiniz. Bu doğru mu?
C: Yakın.
S: (L) İlüminati ise Kertenkele varlıklarıyla bağlantılı olarak tanımlanan Yılan Kardeşliği ile ilişkili, değil mi?
C: Yakın. Ama o kadar basit değil.
S: (L) Eğer Quorum iyi adamlar ve İlüminati de kötü adamlarsa ve her ikisi de masonluğun en üst seviyesini temsil ediyorsa, buradaki hikaye nedir?
C: Şimdi önce bir daire veya döngü hayal et ve devam etmeden önce bunun üzerinde biraz düşün.
S: (L) Tamam, şu anda dönen bir daireyi düşünüyorum.
C: Dairedeki iki yarı, pozitif ve negatifi temsil ediyor. İki yarı.
S: (L) Bundan çıkardığım şey, her iki tarafın da insanlıkla oynadığı şeklinde. Öyle mi?
C: Hayır. Bu karmaşık ama öğrenebilir ve anlayabilirsin; büyük bir keşif ve ilham olacak.
S: (L) Tamam, açıklayın o zaman.
C: Adım adım sor.
S: (L) Neden sorularımızı sürekli olarak adım adım sormamı istiyorsunuz?
C: Bilgileri hazmetmen için.
S: (L) Quorum iyi adamlar olarak tanımlandı. İlüminati de kötü adamlar olarak tanımlandı. Ama her ikisi de Masonik. Masonik bir örgütteki bir kişi en üst seviyelere ulaştığında onları bir tarafa veya diğer tarafa dağıtan kişiler mi var?
C: Tam olarak bir taraf veya diğer taraf denemez.
S: (L) Burada gerçekten anlayamadığım birşey var çünkü eğer Kertişler...
C: Zihinsel bloğu kaldır.
S: (L) Bloğum falan yok. Eğer Yılan Kardeşliği, yani İlüminati, yani Kertişler, yani Canavar bu gezegene kötü şeyler yapacak olanlarsa, iyi tarafla bağlantılı olan Quorum'la nasıl...
C: Bunu açıklamak zaman alacak. Sabırlı ol, buna değecek.
S: (L) Hemen şimdi açıklayacak mısınız?
C: Adım adım sor.
S: (L) Tamam. Kötünün özelliği nedir?
C: Birleştir.
S: (L) Kertişler bizim kötü olarak tanımladığımız varlıklar mı?
C: Evet.
S: (L) Kasyopyalılar bizim iyi olarak tanımladığımız varlıklar mı?
C: Evet.
S: (L) Peki Kasyopyalılar Kertişleri kullanıyor veya onlara belirli şeyler yaptırıyor mu?
C: Hayır.
S: (L) Kertişler bağımsız olarak ve Kasyopyalılar'a karşı olarak mı çalışıyor?
C: Karşı olarak değil, bağımsız olarak.
S: (L) Tüm bu projenin tepesinde biri var mı?
C: Biz başkalarına hizmet ediyoruz, bu yüzden karşıtlık yok. Şimdi dikkatli düşün. Adım adım. Eğer cevabı tam olarak anlamazsan başka soru sor.
S: (L) Bütünün bir parçası. Bir dairenin parçası.
C: Harmanla.
S: (L) Bu şu anlama mı...
C: Renkleri karışan, dönen bir resim düşün.
S: (L) Bazı seviyelerde iki yarı birleşiyor mu?
C: Yakın.
S: (L) Söylediğiniz şey şu mu; Quorum'un bir kısmı iyi adamlar ve bir kısmı da kötü adamlar ve aynı şey İlüminati için de geçerli... çünkü bu ikisi dairenin karşıt yanlarında ama dönüşteki karışım noktasında birbirleriyle etkileşiyorlar, öyle mi? Bu kuruluşlar da zıtlar arasındaki etkileşimlerin meydana geldiği yerler mi?
C: Daha yakın.
S: (L) Şimdilik bu konuyu bırakalım.
C: Hayır. Şimdi lütfen.
S: (L) Tamam. Yani bu bir karışım. Bunun şeyle ilgisi var mı... Sizin durumunuzda başkalarına hizmet, kendine hizmet edenlere hizmeti de kapsıyor, doğru mu?
C: Evet; biz size hizmet ediyoruz; Kertenkeleler ise sizin ırkınızı kendine hizmete programladı.
S: (L) Anlayamadığım birkaç husus var. Ben hala bir ölçüde kendine hizmet eden bir varlığım, doğru mu?
C: Ama yavaşça başkalarına hizmete doğru ilerliyorsun. Ama bütün insanlar değil.
S: (L) Yani Quorum'un veya İlüminati'nin üyeleri olan kişiler bilgi veya yardım istediklerinde siz, başkalarına hizmet yöneliminizden dolayı kim olursa olsun yanıt vermek zorundasınız, öyle mi?
C: Evet ve hayır.
S: (L) 'Hayır' kısmı nedir?
C: Eğer titreşim frekansları düzensizse bağlantı kurmuyoruz.
S: (L) Kertişlerin yaptıkları şeyler daha büyük bir plan veya tasarımın bir parçası mı?
C: Herşey öyle.
S: (L) Geçelim. Moralim bozuldu çünkü bana kötü bir insan olduğumu söylediniz.
C: Kötü bir insan değilsin.
S: (L) Şu anda kendimi çok sefil hissediyorum.
C: Kertenkele telkini.
S: (L) Buhranlı berbat hisler Kertenkelelerin telkinleri mi?
C: Her zaman olduğu gibi.
S: (L) Kendimi berbat hissediyorum çünkü benim bu sefil gezegendeki sersemlerle aynı batan gemide olduğumu söylüyorsunuz. O gemiden çıkmak için çok sıkı çalışıyordum.
C: Saçmalık; sen kendi gemindesin.
S: (L) Dr. Usui'nin reiki sembollerini nereden aldığını öğrenmek istiyorum.
C: Soruyu yanıtlaman gerekiyor.
S: (L) Hangi soru? Quorum ve İlüminati sorusu mu?
C: Cevapladığında büyük bir coşku duyacaksın.
S: (L) Pekala. Bir karışım. Ama iki yarı.
C: Bir dairenin.
S: (L) Bu daireyi kim tasarladı?
C: Doğal frekans dalgası. Kavuşuma/birleşime yakın olan bazıları, mükemmel bir denge yaratmak için bu iki hizmet kalıbını, bu iki 'kampı' harmanlıyor.
S: (L) Pekala. Yani İlüminati'dekiler kendine hizmet yolunun üst seviyesindeler ve bir şekilde bu üst seviyelere erişmiş olmaları, konumlarında bir değişim veya harmanlama meydana getirerek onların başkalarına hizmete dair bazı farkındalıklara veya frekanslara erişmelerini sağlıyor, doğru mu?
C: Devat et.
S: (L) Tamam, Quorum'dakiler başkalarına hizmete odaklanıyorlar ve onlar da başkalarına hizmet ederken bazı kendine hizmetlerin başkalarına hizmet olduğunu anlıyorlar.
C: Yakın.
S: (L) Yani buradaki fikir, oraya hangi yönden ulaşmış olursan ol, her iki yolu harmanlamak, öyle mi?
C: Başkalarına hizmet, bu iki gerçekliğin mükemmel bir dengesini sağlıyor. Tam karşısındaki kendine hizmet ise büyük döngünün mükemmel bir dengede kapanmasını sağlıyor.
S: (L) Yani başkalarına hizmet yolunun varolabilmesi için kendine hizmet yolunun da olması şart, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve Quorum ve İlüminati'dekiler de...
C: Ortada harmanlanıyorlar.
S: (L) Işığın olabilmesi için karanlığın da olması gerekiyor, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve Kasyopyalıların olabilmesi için Kertişlerin de olması gerekiyor...
C: Yakın.
S: (L) Ve her iki grup da Masonik örgütlenmeler yoluyla gelişiyorlar...
C: Özgür-Masonluk, bu süreçlerin fizik düzlemdeki insan yansımaları.
S: (L) Pekala, çok teşekkür ediyoruz. Sanırım bu gecelik bu kadar.
C: İyi geceler.
--------------------------------------------------------------------------------
Uzun alıntılar oldu bilyorum ama özellikle son alıntıladığım bölüm bence çok önemli, birçok sorunuza yanıt olabileceğini düşündüğüm bilgiler içeriyor.Kendim adına şiddetle üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum.Kasyopyallılarda çözdüğünüzde büyük bir çoşku duyacaksınız diyor ve gerçekten öyleymiş.;)

Efendim, şimdi celseler hakkında genelde sadece alıntı yapıp durmaktayım.Kendi düşüncelerimi pek aktarmamaktayım.Aslında pek değil, çoğu zamanla hiç aktaramamaktayım.Lakin celseler hakkında şunu söyleyeyim, uzun bir çalışma yapmaktayım, kendimce tabii.Bitirdiğim zaman, belki ancak o zaman haklarındaki görüş ve düşünceleri mi ortaya koyabileceğim.O yüzden kusura bakmayınız, şimdi sadece bazı sözleri aktarıp duruyorum.Seninde bir fikrin yok mu? diye düşünmeyiniz.Lakin bunları ortaya koymak için, taktir edersiniz ki sevgili Bozadi'nin yayınlamadığı celselerede ihtiyacım var.Burdan kendisine, yine merakla beklemekte olduğumuzu belirtmek istiyorum.:) Şimdilik sadece celselerdeki bilgileri ayırmaya ve katagorize etmeye çabalıyorum.Mübarekler herşeyi parça parça sormuşlar.Hepsi ayrı yerlerde, tıpkı Kuran gibi.Birleştirmek çok zaman alıyor.Benimde bu ara tüm çalışmalarım bu yönde, sadece celselerle uğraşmaktayım.Efendim ne diyim başka.Uzun ve gereksiz bir mesaj olmuş olabilir.Tekrar kusura bakmayınız.Sadece dikkatimi çeken üç paragrafa değinmiştim, diğer söylediklerinize ait şeylerde var ama onlara da değinmeye kalksam bitmezdi bu mesaj heralde.:) tekrar kusura bakmayınız ve son olarak tabiki hepinize,

Ebedi Sevgi ve Işık ve Bilgi ve Neşe diliyorum yeniden...

NOT:Diğer mesajları, metin belgeside yazdığım için ancak şimdi gördüm.Söylediklerinize ait fikirlerimi, şimdilik sonraya bırakıyorum.Lütfen kusuruma bakmayınız...

Edited by - Qui-gon jinn on 02/06/2008 20:19:49
Go to Top of Page

bozadi
Elmas

307 Posts

Posted - 02/06/2008 :  21:24:42  Show Profile  Visit bozadi's Homepage  Reply with Quote
Tiversonus, ben de 4. yoğunluktaki olağan besin işlevinin büyük ölçüde doğrudan enerjiyle karşılandığı şekilde bir anlayışa sahibim. 4. yoğunlukta belirli bir süreçten sonra belki de bildiğimiz manada sindirim sistemi işlevsiz kalacaktır. ama 4. yoğunluğa alışma sürecinde belli bir müddet şu anda bildiğimize yakın tarzda beslenme devam edebilir diye düşünüyorum. pleiades öğretileri ve kasyopya celselerinde duygunun enerji olduğu ve bunların aynı zamanda besin olduğu yönündeki ifade ve açıklamaları çok makul buluyorum. düşüncenin tanrısal yaratıcılık erki olduğunu anlayacağız.

sevgili Qui-gon jinn, tekrar hoşgeldiniz efem. : ) evet, ben kasyopya celselerinde değinilen "lusiferin düşüşü" ile "cennetten düşüş" olayını aynı olay olarak algılıyorum. kasyopya celselerine göre varolan herşey, varoluşu şu iki yoldan birinde deneyimleyebilir: uzundalga döngüsü ve kısadalga döngüsü. uzundalga döngüsü denen şey 1. yoğunluktan 7. yoğunluğa kadar bütün yoğunlukların tamamen eterik ortamda, maddiyatla tamamen ilişkisiz olarak deneyimlenmesi oluyor. kısadalga döngüsü ise 1'den 5'e kadar olan yoğunluklarda maddesel bir bedenin kullanıldığı, enkarnasyonlu varoluş deneyimi oluyor. işte lusifer denen, sonradan dünya insanlığı haline gelen varlık grubu da uzundalga döngüsünde, yani tamamen eterik ortamda 3. yoğunluğu deneyimlemekteymiş bir zaman ve 4. yoğunluğa geçmeye yaklaştığı bir süreçte, kısadalga döngüsü 4. yoğunluğundan kh güçlerinin de etkisiyle uzundalga döngüsünden kısadalga döngüsüne geçiş yapmış. uzundalga döngüsündeki 3. yoğunluk deneyiminden (ki uzundalga döngüsü doğası gereği bh oluyor anladığım kadrıyla) kısadalga döngüsünde geçiyor ve seçim sürecinin özellikleri ve seçimden hemen sonra uğratıldığı şok ve genetik vs manipülasyonlar neticesinde aktif değilse de pasif bir tür kh uygarlığı haline geliyor. kasyopya celselerinde cennetten kastedilen şeyin uzundalga döngüsü, yani tamamen eterik varoluş olduğu görülüyor. evet, bu deneyimi tek yaşayanın biz olmadığımız söyleniyor ama bu durum bence lusiferin düşüşü ile cennetten düşüşün birbirinden bağımsız iki olay olduğu anlamına gelmiyor diye düşünüyorum. kasyopyalılar "düşenler zor yolu öğrenmek zorunda" diyor. uzundalga döngüsündeki varlıkların enkarnasyonel sürece girme gibi bir zorunlulukları yok, ama bir şekilde girebiliyorlar da. ve dünya insanlığı girmiş bu işe. ve cennetten düşmüş olmuş. fiziksel beden ve reenkarnasyon süreci tüm varoluş için zorunlu birşey değil. yani cennetten düşmek zorunlu bir şey değil bence.

bu arada yaptığın kasyopya alıntıları benim de çok dikkatimi çeken bölümler. kasyopya celselerindeki puzzle'ın parçalarını bir araya getirme çabanı büyük bir taktirle karşılıyorum. zhouenali'yle birlikte biz de bunu yapmaya çalışacağız. bir süre içinde çevirilere başlarız. : )

kasyopya celselerine devam etmeden önce, pleiades öğretileri'ni kısa bir süreliğine de olsa işlememiz gerektiğini düşünüyorum. yoksa bazı bilgi olasılıklarına hazır olmayan kişiler için daha fazla gerilim yaratmak istemeyiz.

sevgili zhouenali, şu an yazdıklarınla ilgili yorumda bulunmuyor olmamı ilgisizlik veya takip etmiyor olduğuma yorma n'olursun. takip ediliyorsun. daha birlikte çok işimiz olacak dostum. : )

Edited by - on
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 02/06/2008 :  22:02:47  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus,

Değindiğiniz noktalara ilişkin fikirlerimi, bu başlıkta bulunan, size yazdığım mesajda bende değinmiştim.Tekrardan yazmayalım.İki mesaj büyük paralellikler taşımakta.Benimde dikkatimi çekti bu nokta.Bunu söylemek istedim sadece.Sevgiler...

Sevgili Zhouenali,

Bazı noktaların gerçekten aydınlatılması gerek, bakarsanız kasyopyalılarda bahsettiğiniz olaya ilşkin anlatım için "Cennetten düşme"yi kullanıyor.Ama ayrım iyi yapılmalı, o kısımlarda bahsedilen "Cennetten düşme", kutsal kitapta öyle söylediği için gelişiyor.Diğer bölümlerde göreceğiniz gibi, asıl "Cennetten düşme" olayı başka ve bunun değindiğim meseledeki gibi olduğu söyleniyor.Nasıl anlatmalı, burda aynı sembolle iki farklı mesele anlatılıyor.Bu birazda soranların bu şekilde sorduğu ve incil o yönde kullandığı için oluyor.Yani şöyle demek daha doğru sanki, incil'de bahsedilen "Cennetten düşme" ile, asıl bahsedilen (Diğer kaynaklarda da diyebiliriz) "Cennetten düşme" ayrı olaylar.İncil'in bahsettiği düşüş, asılda "Luciferin düşüşü" sembolüyle anlatılan olay.Off tam bir kavramlar karmaşası var.Çıkamıyacaz bu işin içinden böyle galiba.Burda kertişlerin çok iyi kafa karıştırma yöntemleri uyguladıkları görülüyor.Baktığın zaman hepsi birbiriyle çelişkili duruyor ve bu gerçekten çok kafa karıştırıcı olabiliyor.Gerçekten iyi çalışmışlar, tam bir dezenformasyon.Bence daha fazla kafamızı karıştırmamak için bırakalım bu konuyu, daha önemli noktalar var üzerlerinde durulması gereken.Onlara değinilmeli bence.Lakin şunlarıda belirteyim hadi.Bahsettiğiniz "Altın küp" olayındaki mevzu ile "İyi ve Kötü Bilgisi Ağacı" mevzusu aynıdır.Şöyle demişler o kısımda;

S: (L) Kertenkeleler geldiğinde Adem ve Havva birine esir miydiler?
C: Hayır. Özgürdüler. Adem ve Havva'nın sembolik hikkayesi yanlış bilgiye cezbolma hikayesidir. İyi ve kötünün bilgisinin ağacı, odaklanmış, sınırlandırılmış bilgiydi

Evet altın küp olayıda bu mevzu ile aynıdır.Fizikselliğe giriş değildir.Bahsettiğiniz düşüş "Luciferin düşüşü"dür asıl, ve dünyada meydana gelen bir olayda değildir zaten.Lakin dediğim gibi kavramlar inanılmaz çarptırılmış ve karıştırılmış.İşin içinden çıkmak çok zor.İsteyen devam edebilir ama acıkçası ben bu konuya daha fazla devam etmek istemiyorum.Kim neye inanıyorsa ve hangi konuda konuşmak istiyorsa, o yönde devam etsin bence.Lakin ben bu konudan vazgeçtim, aman beni tekrar bulaştırmayınız.:) Üstatların dediği gibi, herkez bunları kendi kavrayışıyla kavramalı.Başkasının söylediklerine çok takılmamalı.Kasyopyalıların şu sözlerinide aktarmadanda olmaz şimdi, ne diyorlar;

-----
C: Bir anlamda tüm öğretiler gerçektir.
-----
S: (L) Çocuklar periler hakkında soru sormamı istediler. Böyle şeyler var mı?
C: Bir realitede veya bir diğerinde o şey ve herşey vardır.
-----
S: (L) Tamam, ona ne söyleyeceksiniz? Sizin gerçek bir kaynak olmadığınızı ve onu oyaladığınızı düşünüyor, bu suçlamaya cevap olarak ne söyleyeceksiniz?
C: Yalan diye birşey yoktur.

S: (L) Tamam, olabilir ama o sizin söylediklerinizin doğru çıkmadığını, Güney Karolina'daki iki küçük çocukla ilgili herşeyi bütün ayrıntılarıyla tanımlayamadığınızı söylüyor ve tanımladığınız birkaç şeyi de yalan olarak yorumluyor.
C: Yalan diye birşey yok, sadece yorumlar var.

S: (L) Bu kanaldan bilgi alması onun için önemli mi?
C: Önemli olan, dünyadaki herkesin kendi adımlarıyla ilerlemesi.
----

Bu arada KH, BH meselesi içinde şu sözü alıntılayım;

C: Kendine hizmet eden her varlık fizikselliğe güçlü bir arzu duyar

Efendim ben şimdi kendi çöplüğüme dönüp, bu ve diğer konulardaki görüşlerimi oluşturmaya devam ediyorum.Lütfen siz benim sözlerime fazla takılmadan devam ediniz.Biz aralara, gene atlarız elbet.:) Şimdilik hepinize;

Ebedi Sevgi ve Işık ve Bilgi ve Neşe diliyorum...

Edited by - Qui-gon jinn on 03/06/2008 01:19:07
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 02/06/2008 :  22:29:10  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Bir yandan yazarken bir yandan mesaj geliyor...:)

Sevgili Bozadi,

Hoşbulduk efem.:) Efendim, dediğim gibi "lusiferin düşüşü" ile "cennetten düşüş" olayı ayrı ama bazı yerlerde iki mesele birbirine giydirilmiş.Dediğim gibi tam bir kavram karmaşası, helal olsun kertişlere.:) Velasıl dediğiniz gibide mevcut, benim dediğim gibide mevcut.Kasyopyalıların dediği gibi "Yalan yok" yani.Valla ben vazgeçtim bu konulardan, kim nasıl düşünüyorsa öyle olsun.Ne diyim başka.Ben bıraktım...:)


Sevgili Bozadi, çevirilere başlayacağınıza dair müjdeniz beni sevindirdi efendim.Beni korkutan hiç başlamayabilecek olmanız.:) Neyse biz beklemeye razıyız.Lakin şu konuyu da belirteyim.Evet bence de pleiades öğretileri işlenmeli.İşlenmeli lakin benim söylemek istediğim şudur, siz pleiades öğretileri aktarmaya girmemelisiniz bence.Çünkü pleiades öğretileri zaten bulunmakta ve başkaları tarafından aktarılabilir.Temennim şudur ki, siz bir vazife olarak gördüğüm kasyopya celselerini aktarma işine daha fazla eğilmelisiniz.Lütfen yanlış anlamayınız, istediğiniz şeye değinebilirsiniz elbette.Benimkisi pleiades öğretilerine girip, kasyopya celselerini aktarma vazifenizin aksaması yönündeki endişemdir sadece.Tekrar beni yanlış anlamamanızı rica ediyorum.Siz elbette istediğiniz yönde hareket edip, istediğiniz şeyi seçmekte özgürsünüz.Benim tek maksadın kasyopya celselerinin aktarılmasının devam etmesidir.Bahsettiğim olay, benim bu yönde küçücük, nacizane bir tememnimdir sadece.Ah ihsallah yanlış anlaşılmam.Efendim,

Ebedi Saygı ve Sevgilerimi sunuyorum size ve hepinize...

Edited by - Qui-gon jinn on 02/06/2008 22:37:04
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 03/06/2008 :  15:05:24  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese Selamlar, Sevgiler

Hasatı BH Olarak Geçebilmek

Dünya gezegeninde, ekonomik, siyasi,sosyal bir sistem olarak hakim olan liberal-kapitalist sistemin, KH niteliğini vurgulamak ve bu sistemin insanlığı ve dünya gezegenini getirdiği durumun resmini vurgulamak istiyorum.Eğer liberal-kapitalist sistem;eğitim sistemi vasıtası ile kendini var edecek veya geliştirecek kavramları, buralardan geçen insanların kafasına sokuyorsa,bunu yapabiliyorsa, dünyada yaşayan insanların genelinde ‘’liberal-kapitalist’’ bir düşünce vardır demek mümkündür.Enazından, sistem, liberal-kapitalist bir düşünceye sahip olunmasa bile,ancak bu şekilde insanlara yaşama olanağı sunarak, kendinin bir parçası haline getirmektedir.Yani bir şekilde sisteme entegrasyon ya da sistemsden dışlanma uygulanmaktadır: ‘’Ya Uygula Ya da Yok ol!’’ .

***********************************************************
Liberal-kapitalist sistemin dünyada çizdiği resime ait birkaç rakam vermek istiyorum:

1.)Dünyada üretilen üretimin %21 ‘i ABD (nufus payı % 4,7)
%15,7‘i AB (nufus payı % 5)
% 7,1‘i Japonya (nufus payı %2,1)

ABD,Avrupa ve Japonya’nın dünya nufusu oranları toplamı % 11,8 iken üretimden aldıkları pay toplamı ise % 43,8 ‘dir.Afrika’nın ise (51 ülke) % 3,2 ‘dir.(bknzç Radikal Gazetesi 8.5.2008 M.Eğilmez)

2.) Dünya nüfusunun altıda biri, yani 1,3 Milyar insan, içecek su, doyacak kadar yemek bulamıyor, sağlık ve okul hizmetlerinden büyük ölçüde yoksun bulunuyor. Her gün 26. binden fazla çocuk yeterince beslenemediği için açlıktan ölüyor.
3.) 1960 yılında en fakir 46 ülkenin dünya ticareti içindeki payı yüzde 1.4'tür. Küreselleşme yoksul ülkelere fayda sağlasaydı, ticaret hacmi içindeki paylarının yükselmesi gerekirdi. 1990 yılların başında dünya ticaretindeki payları yüzde 0.6'ya düştü.

4.) ABD'de dağılım Türkiye'den bozuk. ABD 40.8 olan Gini katsayısıyla gelir dağılımı Türkiye'den daha bozuk ülkeler arasında yer alıyor. ABD'de nüfusun en yoksul yüzde 10'u gelirden yüzde 1.9, en zengin yüzde 10'u ise yüzde 29.9 oranında pay alıyor.
5.)2007 yılında Aids’ten ölen Afrikalı insan sayısı 2.9 milyon (üç milyona yakın).Bu rakamların BM kaynaklı olduğunu düşünürsek gerçek durumun daha da kötü olduğunu söyleyebiliriz
6.) Irak'taki Mustasiriye Üniversitesi'nden 10 doktorun yürüttüğü çalışma, işgal sonrası can kaybını 655 bin ölü olarak hesapladı.

************************************************************

Uygulanan sistemin KH nitelikli olduğunu,sistem içerisinde genel olarak insanların BH nitelikli isteklerinin olmasın rağmen; genel yaşam biçiminin KH nitelikli olduğunu söylemek yanlış olmaz.Buradan BH nitelikli HASAT’ın ne denli zor olduğunu görmekteyiz.Ancak bu zorluğu aşanlar mutlak suretle olacaktır fakat KH nitelikli yaşayanlardan Hasatı BH nitelikli geçmek isteyenlerin bu olanağa kavuşabilmeleri için ; mevcut ekonomik , siyasal sistemin yeniden düzenlenmek üzere bir kaosa girmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.Bu durum, KH nitelikli yaşamaya mahkum edilmiş ancak hasatı BH nitelikli geçmek isteyenler için bir şans yaratacaktır.Dünya ölçeğinde bir kaos ise ancak sistemin dümengemisi olan ABD,AB ve Japonya gibi ülkelerden ,özellikle ABD’de olacağını söylemek yanlış olmaz.Küresel ölçekte bir krizi tetikleyecek,ağırlaştıracak olanın da ‘’bir doğal felaket’’ olabileceğini düşünüyorum.ABD’de yaşanacak,bütün dünya ekonomik sistemini alt-üst edecek bir ‘’doğa olayı’’ ;Hasat öncesi KH sisteminde yaşamaya mahkum edilmiş,zorlanmış insanlar için büyük bir ‘’şans’’ kapısı olacaktır.

İnsanlığın büyükçe bir bölümü için;dünya gezegeninde olmakta olan ve olması yakın olan değişimler üzerine farkındalık geliştirememiş,bilgi sahibi olamamış insanların bunalım yaşayacaklarını ve bu bunalımı aşamayacaklarını söylemek yanlış olmaz.Bu bir sorun hem de büyük bir sorun.

Dünyanın kutupdeğişimi öncesi yaşayacağı bir ‘’durma’’ durumunu, daha önce dünya ekonomisinde yaşayacağını söylemek yanlış olmaz.Bu durumun ‘’sistemin çökmesi’’ sonucunu doğuracak kadar da artacak olayları beklememiz yanlış olmaz diye düşünüyorum.Birsi çıkıp;(sen ne hazırlık yaptın?) dese ; yapılacak hazırlığın maddi birikimleri bankalardan çekmek,yiyecek stok etmek, malını veya mülkünü satmak olmayacağını ; yaşanacak durumu kaldırabilecek psikolojik duruma gelmek şeklinde ‘’bilgilenmek’’ olduğunu söylerim.Ayrıca bu birlikte çalışma koşullarını da gerekli kılar.

Selamlar,sevgiler…



Edited by - Tiversonus on 03/06/2008 15:14:36
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 03/06/2008 :  18:20:45  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Merhaba,

OECD'nin geçenlerde şöyle bir açıklaması olmuştu; "Küresel mali sisten çöktü".Dikkat ediniz "Çöküyor" değil, "Çöktü".Bu haberi bir altyazıda görmüştüm ve başkada hakkında bir açıklama duyamadım TV'de, gördüğümle kaldı.Bu ve buna benzer, bence çok önemli haberleri, ancak altyazılarda görebiliyorum.Sonra bekliyorum, ayrıntıları nedir diye ama tek bir medya kuruluşu bunlardan bahsetmiyor.Medyanın nelerden bahsettiği ortada zaten.Dünya bankası başkanıda, geçenlerdeki bir basın toplantısına, elinde ekmek ve pirinç ile çıkıp, "Ey insanlar uyanın, küresel açlık krizi kapıda" dedi ama bu da malum medyamız tarafında üzerinde pek durulmadan geçildi.Olanlar oluyor galiba da, bize yasıtılan bir şey yok veya doğru tabirle gizleniyor sürekli.Anca birkaç kırıntı bize gelen.Gerçekte neler olup bittiğini, tabiri caizse bir Allah biliyor.Neyse fazlada devam etmeyeyim, sonra demesin haKAANımız, "Din ve Siyaset yasak" diye, aman dimi...:)

Ebedi Işık...

Edited by - on
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 04/06/2008 :  05:33:51  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Merhabalar Qui-gon jinn

Yazınızda değindiğiniz medya meselesine takıldım bende.Bu gece haberlere baktım tekrardan, özellikle alt yazılara.Gerçekten önemli haberler üste değil, alt yazılarda yeralmakta galiba.Bu gece dikkatimi çeken birkaç haber gördüm onlarıda kısaca yazmak istiyorum.

"Türkiye kyoto protokolünü imzalıyacakmış"
(Sür eşşeğini Nigde'ye diyorum.Benim bildiğim kadarıyla, geri dönülmez noktayı çoktan geçmiştik.Hükümetler ise imza atmaktan başka birşey yapmamakta zaten.)

"Dünya liderleri, açlık sorunu için bir araya gelecekmiş"
(..........., anladınız siz onu)

"Amazon ormanlarındaki tahribat, inanılmaz boyutlara varmış"
(Ahh ahh! O ağaçları katledenler, asıl kendilerini katletmekteler.Lakin pirin dediği gibi "Yok görücek göz sizlerde, yoksa görürdünüz" diyorum ancak bende)

"Güneş sisteminin dışında, en kücük gezegen keşfedildi"
(??? Bu sakın gezegen X veya kometlerin bir parçası olmasın.Habire pluton'nun ötesinde birşeyler keşfediyorlar.)

"Dev mürekkep balığı bulunmuş"
(Bu acaba kasyopyalıların 20000 tane var dediklerinden mi? Henüz daha tam gelişmemiş bir tanesi yakalanmış olabilir mi acaba.Çünkü kaspiler yetişkinleri, yanılmıyorsam 750 metre boyunda diyorlardı.Bu 18 metre miydi ne.)

Neyse efendim, birde meksika da çekilen son UFO görüntülerini seyrettim TV'de.Bakınca dedim ki; "Ya bu benim (Malum video sitesinde) seyrettiğim UFO'yla aynı.Aynı cisim ve aynı hareketler sanki.Yanılmıyorsan o da, italya'da ki bir nehir üstünde görüntülenmişti.Hakkaten aynı cisimler bence.Çünkü iki uzak yer ve zamanda çekilmiş, aynı veya aynı gruptan cisimler.Bu nedenle, sahte olma olasılığı bana uzak geldi biraz.Lakin şu da olmuş olabilir.Önceki çekimdeki görüntü montajlanıp, buraya aktarılmış olabilir.Bana pek o ilk görüntüden alınmış ve montajlanmış gibi durmadığınıda belirteyim.Haitideki UFo çekimleri gibi sahte çıkmasında, konuyada leke düşüyor sonra.Yanlız bu son görüntüde, ilki gibi bir tane yok, arka fonda birkaç tane daha var.Haraket tarzlarıda çarpıcı geldi.Gerçekten etkileyici görüntülerdi yani.Seyrederken dedim "Ne bu ya, yıldız savaşları gibi." ürpertim biraz. Öncekilerinide düşündüm ve dedim sahiden açık işgale uğruyoruz galiba...

Genelde böyle etkileyici görüntülerde hep meksika'da çekilmekte.O malüm video sitesinde ne görüntüler vardı.Hele Guadalahara'da(Yanlış yazıyor olabilirim) çekilen bir görüntü vardı ki.Gökyüzünü yüzlerce UFO kaplamış vaziyette.UFO filosu yani, hatta ne UFO filosu, armadası mı desek daha doğru, belki daha da ötesi.Sığmıyorlar görüntülere, kamera hangisini çekiceğini şaşırmış vaziyette.Dedim bunlar böyle geldiyse, Guadalahara'yı aldılar heralde, bizim haberimiz yok.Belki o da alt yazıda geçmiştir."Guadalahara'yı uzaylılar işgal etti" diye.:) Birde, arkadaşın biri bu ve bazı UFO filosu görüntülerini, "Galaktik federasyon" adı altında birleştirip yayınlamış.Altada "Star Wars"un müziğini döşememiş mi, koptum seyrederken.İşte dedim sana arkadaş, senin kafada.:)Aklıma "Meksika UFO dalgası" isimli bir yazı geldi şimdi.Orda bu meksika ve çevresinde neden bu olayların bu kadar yoğunlaştığına dair bazı açıklamalar vardı.İlginç noktalardı gerçekten.Kasyopyalıların bir kehanetinde de, şöyle bir söz geçiyordu "Meksika düşüyor".Şimdi bu ve daha önce seyretiğim bazı görüntüler geliyor aklıma da.Hele artık bir tanesinde güpe gündüz, bir alışveriş merkezinin çatısında dolanan uzaylılar varki, ben şok.Daha ne görüntüler var.Sokakta top oynayan çocukların yanına gelenler mi, bir polis paskınında karşılaşılan ve hemen diğer odaya kaçmaya çalışanlar mı, neler neler.Hepsi meksikadan.Sanırsın orda nereye gitsen, uzaylılarla karşılacaksın.Artık çekinmiyorlarda, gündüz gece hep civardalar.Şimdi tüm bunları görünce diyorum ki "Sevgili kaspiler siz haklısınız sanırım.Meksika düştü veya düşmekte".Hayırlar olsun.Yanlız polisin bastığı bir evde ne yaptıklarınıda çok merak ediyorum, söyleyeyim.:))

Efendim, meksika medyasında da pek geçmiyor bunlar, aynı bizim medyamız gibi.Biz başımıza gelmeden uyanamayacağız galiba, dünyayı yöneten gizli ve karanlık örgütler sağolsun.Bu gizlilik asıl kendi başlarını yakacak, farkında değiller.Keşke herkez bunları görse ve halkları olan bitenler hakkında bilgilendirselerdi.O zaman bir çıkış yolu bulabilirlerdi, çünkü bilgi korur.Bilgisizlik ve özellikle nerdeyse insanlığın tamamının bilgisizleştirilmesi, büyük tehlike yaratmakta.Olaylar açık olarak vuku bulduğunda, ellerinde şaşkın bir kalabalıktan başka bir şey bulabilirlerdi belki.Zaten sonrasındaki değişimde, insanların olup biten hakkında bilgilenmesiyle ve doğrusu "Bilmesi" ile gerçekleşicek.Lakin sırf bu insanların (Tabi kertişlerin yoğun kontrol ve etkilemelerini unutmuyoruz.) bu tutumu yüzünden, belki çok insan ve çok şey yok yere kaybedilecek.Laura'da benzer bir konuşmadan sonra demişti ki "Bizi yönetenler, gerçekten göründükleri kadar aptal mı?" Olabilir galiba, ne diyim...:)

Efendim sadece meksika'da değil tabi, heryer bu şekilde olmakta.Tabi görmek isteyene.Ben bile son bir yıldır, 20 küsür gözlem yaptım.Evimizin üstünde sorti yapanlar mı, arkadaşın arabasında giderken, eşlik edenler mi istersin, çeşit çeşit.Bi de ortaya çıktıktan 5-10 dakkika sonra, bizim yiğit fantom pilotlarımız geliyor ya, ne oluyor burda gibisinden.Güleyim mi, acıyım mı hallerine bilemiyorum.Yav siz gelene kadar, onlar bilmem kaçıncı boyuta çoktan çıktılar zaten.:) UFO, Fantom dalaşı.:) İkisi üstüste çakışınca, bizde balkondan film izler gibi izlemekteyiz olanları, çok ilginç gerçekten.o sırada da hep aynı şeyi söylüyorum "Star Wars gibi ya, harika":) Bu "Star Wars"u, kasyopyalılara sormak isterdim, arkasında bir şey var bunun ama ne? Acaba bizim "En karizmatik jedi şovalyesi" olamızdan dolayı mı bu kadar takılmaktayım, bilemedim şimdi.:)

Efendim bu gözlemlerin yanında, bide kız kardeşimin kaçırılma mevzu var.Onu şimdi burda aktarmayayım pek.Ama gerçek olduğuna kanaat getirdim.Sabahları nedensiz burun kanamalarıyla uyanması ve bana anlattığı rüyalarından, bunların vuku bulmuş olabileceğini düşünüyorum.Zaten rüyasıda, rüya gibi değil yaşanmış bir olay gibi.Evin camından dışarı çekilip, bir gemiye alınıyormuş.Orda bir masaya yatırılıp, burnundan içeri bir şey soktuklarını söylüyor ve "Sanki beynimi dışarı çıkarıyorlardı" diyor.Ahh be, ne diyim ki şimdi.Yanlız koridorun sonundaki küçük ve karanlık bir oda da yatmakta olana hiç uğramamaktalar.İçimdeki seste "Onunla başka bir güç ilgilenmekte" diyor şu an.;) Neyse, yaklaşık iki yıldır kardeşim böyle şeyler yaşamamakta artık.İmplant takıp gittiler heralde.:) Bende o zamanlar kardeşime demiştim zaten, "Artık olmayacak, takma kafana, ben gerekli mercilere bildirdim, sen rahat ol" diye.Hayyytt...:))

Neyse efendim.Medya diyorduk.Lakin şunu da söyleyeyim bırakın bizim medyayı, ismi lazım olmayan ufo derneğine, kaç kere bunları bildirmeme rağmen.Bir Allah'ın kuluda çıkıp aralarından sormadı nedir diye.Dedim nasıl UFO araştırmacısı bunlar, kaçıncı ihbarımız takan yok.Bu konularla ilgilendiğini söyleyenler, böyle ilgisizse varın siz medyamızı düşünün.Medyamızın en önemli mazemesi, şu ara milli takım gibi.Sayelerinde marşıda ezberledim yani.Eee bende ne söyleyeyim o zaman;


"OOOOO TÜRKİYEE TÜRKİYEE, HAYDİİİ ZAFERE TÜRKİYEE TÜRKİYEE, YER GÖK İNLESİN BU SESİ DİNLESİN TÜRKİYEEE TÜRKİYEEE.....:)))

Qui-gon jinn, Türk Milli Takımına Başarılar diler.

ve hepinizede Edbedi Sevgi ve Işık ve Bilgi ve Neşe...:))))

Edited by - Qui-gon jinn on 04/06/2008 05:59:24
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 04/06/2008 :  06:01:53  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Tekrar merhaba,

Yav kendi kendime mesaj atmışım, dur bir tane daha atayımda, zümrütü anka kuşu olayım o zaman, nefret ettim bu kehribardan...:))

Biz gelince herkez kaçıyor mu gene nedir.Saatler geçmiş bir mesaj atılmamış, bende dedim, OE gibi kendi mesajını kendin cevapla bari.Hazır yıldızımız da bizim gibi gökyüzünde tek kalmış, parlamakta...;)

Sevgili haKAANımız, heralde bu üç mesajdan sonra, ne siz istesenizde, ne ben istesemde kalamam artık gibi geliyor.:) Dur bide racon kesiyim tam olsun.:)

"Beni bu siteden çıkarabilirsiniz, lakin beni kendi aklımın içinden nasıl çıkaracaksınız.Asıl ben ve hepiniz sonsuza kadar aklımın içindesiniz...;)"

Eğer kalırsak :) yaşadığım ve bana üç gündür çoşkudan başka birşey vermeyen bu olayı uzunca paylaşmak isterim.Şimdi pirin neden "Kendi düşü içinde düş gören" dediğini anladım.Görünce anlıyormuş insan.Herşeyde bir hayır varmış bakın, üç gün ayrıldık siteden, şimdi ne KH kaldı, ne BH, nede başka bir şey.Kasyopyalılar "Eğer doğru açıdan bakarsan, herşey eğlencelidir" diyorlardı.Acaba o açıdan mı bakmaya başladım nedir, herşey eğlence gibi geliyor şu an.İçimdeki nedensiz çoşku inanılmaz boyutlarda.Gene kaspilerin dediği gibi kozmik anlamda zafer şarkıları çalınmakta sanki şu an ve çoştukça çoşuyorum.Yada aklımı yitirdim sonunda, lakin kendi aklımın içindeyim nasıl yitireyim.Efendim siz yazdıklarımı bu çoşkuma veriniz artık.Zaten zor yazıyorum şu an, buldum netten marşıda, ikide bir ellerimi kaldırıp marş söylüyorum bu saatte.İyi saate olsunlar bana.:) Sevgili Qaan sizinle aramızdaki mevzularda havada kaldı, kalsın bee, boşverin hepsini gitsin bence, benden çoktan gitti.Tüm arkadaşlara da nacizane tavsiyem, hiçbir şeyi o kadar aklınıza takmamanız, herşey sizin aklınızda takılı durmakta zaten ama siz onlara takılmayın.;) Bari öyleyse gider ayak şu çalıp durmakta olan marşın sözlerini, kendimize uydurup gideyim...:)

GÖĞSÜMÜZDEEE SEVGİ VEE IŞIKK...SEN OLDUKK BİZZ...GELİYORUZZZZZ...GÖĞÜÜ TİTRETİR BUU ŞARKIMIZZ...MİLYOONN SÖYLÜYORUZZZ...OOOOOOOOO İNSANLIKKK İNSANNLIKK...HAYYDİİ ZAFEREE İNSANLIKK İNSANLIKK...OOOO...OOOOOOOOO...YER GÖK İNLEESİNN...BU SESİİ DİNLEESİNN...HEPP SENİNNLEYİZZ RABBİMİZ...YER GÖK İNLEESİNN...BU SESİİMİİ DİNLEESİNN...HEPP SENİNNLEYİMM RABBİMİZ...OOOOOOOOOOOOOOO...OOOO OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO........HEPP SEEENİİNNLEYİMM RABİMMİİİZZZZ.....................


Tüm varoluş Qui-gon jinn'e bundan sonrası için başarılar diler...

(Gitti genç yaşta, yazık :)))

...

Edited by - Qui-gon jinn on 04/06/2008 06:28:42
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/06/2008 :  12:00:06  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Qui-gon jinn,
Öyle insanlar vardır ki,gözüyle görmese bir şeye inanmazlar,inanamazlar;ufo olaylarında görüyoruz ki,gözüyle görenler bırak (inanmıyorlar) kelimesini bırak;inanıp inanmama faslına dahi girmiyorlar ;düşünmüyorlar bile,aynı devekuşunun kuma başını sokması gibi...Ayrıca ,küresel kriz den mi DNA aktivasyonundan mı ,bilmiyorum,hangisi öncelikli,budur.com un nöbetçi takipçisi olmuşa benziyoruz,ama benim matematiksel hesabıma göre,(ah ip noları görebilsem-yönetimde büyük olasılıkla vardır),forumun hafta içi takipçisi bayağı düşmüş durumda (matematiksel tahmin)...Ayrıca,basını eleştirin(mizahla) inan beni ağlatacak kadar üzdü (eleştirinin dokunduğu nokta).Nasıl sen ağlanacak hali,mizahlaştırmışsan ben de gülünecek olaya çok üzüldüm.Basında,şeref,haysiyet,toplumculuk işten kovulmuş,yerine ne aldıklarını burada söylemek istemiyorum.Neyse hayat dersler ya,bu olayda alcağım derslerin peşindeyim ben,ancak şunu söylemek isterim, (bu aralar fazla tv) seyredilMESİ,seyredilmemesine göre daha zararlı insanlara...Neyse ,tekrar görüşmek üzere.

Selamlar,sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 04/06/2008 12:01:58
Go to Top of Page

Qui-gon jinn
Zümrüt

Turkey
101 Posts

Posted - 05/06/2008 :  04:43:46  Show Profile  Visit Qui-gon jinn's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus Merhaba,

Anlaşıldığı kadarıyla, hakkaten nöbetçi olmuşuz buraya.Yanlız ben, sabaha karşı mesaj yazdığım için, siriusyenlerin dediği "Görkemli sabahın bekçisi" olsam olur mu? Lütfen lütfen...:)

Sevgili Tiversonus, küresel kriz ve DNA aktivasyonlarının yanında, ben bazı olasılıkları daha getiriyorum aklıma.Mesela diğerleri bunca bilgilerinden sonra, acaba dünyayı kurtarmaya falan gitmiş olabilirler mi?.Öyleyse şayet, hadi gazaları mübarek ola o zaman...:)

Peki şu olasılık nasıldır acaba.Bir üstat şöyle diyordu;

"Eğer spiritual olmayı yaşam içinde uygulayamıyorsanız, spiritual olmaktan bahsedemezsiniz.Gökleri günlük yaşamınızda yere indiremiyorsanız, bulutlarda dolaşmanın hiçbir anlamı yoktur."

Düşündüm, acaba diğerleri yere mi indiler yoksa diye.Ve biz ikimizde gözyüzünde dolaşıp durmaktayız işte.Vah zavallı biz...:)

Neyse işleri güçleri vardır canım insanların.Nasıl olsa Qui-gon jinn ile Tiversonus, bol lakırtı etmekteler zaten.Dimi yani.:) Velasıl ben artık haKAANımızın bile, forumunu takip etmeyi bıraktığını düşünüyorum.Kendimi bir an çırılçıplak kalmış gibi hissettim şimdi...:)

(Sevgili Tiversonus, bol bol zarf atıyım bakıyım, kimler okumaktaymış bizi.Öldüler mi, yaşıyorlar mı hala, ne oldu.)

Neyse öyle yazdım ama okusa da kimse cevap vermez bence, nede olsa biz daha o kadar gelişmemiş varlıklarız.Tenezzül etmeyebilirler...;)

Eee biz gördüğümü ve bildiğimizi hiç yazmassak, anca bol neşeyle doldurursak yazılarımızı, tenezzül etmezler tabi, hata bizde.Lakin bu yönlerden hiç bakılmamakta olaylara, ben napıyım.Bari o kısımları da ben doldurayım diyorum adeta.Sanki şöyle geliyor bana.Tabiri caizse herkez birinci sınıfa gitmekte, ama anlamadığım bir şekilde, diğerlerini okumaya gerek duymayıp, üniversite bitirilmeye çalışılmakta çoğunlukla.Ayranı yok içmeye...Neyse.Efendim, bizde birinci sınıf konuları aktarıyoruz heralde ki, ilgi çekmiyor bunlar.Böyle bir durum var sanki.Aklıma İsa'nın sözleri geldi şimdi;

"Bildigimizi söylüyoruz, gördüğümüze şehadet ediyoruz ve bizim şehadetimizi kabul etmiyorsunuz.Eğer size dünya işlerini söylediğim zaman iman etmezseniz, gök işlerini söylersem, nasıl iman edeceksiniz?"

(Bolca kendimi gazlayıp, bolca zarf daha atıyım bakıyım nolucak.)

Neyse canım kimse okumuyordur zaten, ben yazdım işte sevgili Tiversonus, siz üstünüze alınmayınız lütfen.Biz medya meselesine dönelim bence.Lakin mesajınızda ağlayacak kadar üzüldüğünüzü söylemişsiniz.Hayrola yanlış bişey mi yazdım acaba, sizi bu kadar üzecek.Medyanın hali içinse bu üzüntü, üzülmeyiniz lütfen.Olacak olan öyleymiş napalım.Bırakın çürüsün ve yıkılsın.Beyaz adam bir gece kendi çöplüğünde boğulsun.Boğulsunda yeniden kurulsun.Yıkılsında yeniden yapılabilsin efendim, üzülmeyiniz.Unutmayın hazine hep yıkık yerdedir.Bırakınız yıkılsın derkende, yanlış anlamayınız."Gece sessiz kalmayacak, savaşmadan teslim olmayacağız"ıda belirteyim (Kurtuluş Günü Filminden) Dediniz gibi çok TV ve film izlemekteyim sanırım, vazgeçmeliyim artık bundan galiba.:) Sizde öyle diyorsunuz ama içimdende bir filim sözü daha aktarmak geliyor, tutamıyorum napıyım onuda yazıyım son kez;

Hatun diyor ki; "Korkunç bir şekilde öldürüleceksiniz"
Kahraman da diyor ki; "Herkez ölür, ama herkez gerçekten yaşamış sayılmaz..." (Off beee! Bu da Cesur Yürek'tendi.)

Ne diyim başka, asılnda başlasam gerçekten, ben biterim mesaj bitmez (Bak Sennn!:) Gece sessiz kalamadım gene ya.Eee ne diyoruz "Gece sessiz kalmayacak, savaşmadan teslim olmayacağız" ve ne diyoruz tabikide;

YER GÖK İNLEESİNN...BU SESİİ DİNLEESİNN...HEPP SENİNNLEYİZZ RABBİMİZ...YER GÖK İNLEESİNN...BU SESİİMİİ DİNLEESİNN...HEPP SENİNNLEYİMM RABBİMİZ...OoooOoooo...HEPP SEEENİİNNLEYİMM RABİMMİİİZZZZ...


OoooOoooo EBEDİİİ SEVGİİ VEE IŞIKK VE BİLLGİ VE NEŞEYYLLEEEE....

...

NOT:Bakınız suratları ve suretleri kullanmayı da öğrendim, gittikçe gelişen bir varlık olmaktayım...

Edited by - Qui-gon jinn on 05/06/2008 05:36:10
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 05/06/2008 :  08:15:03  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by zhouenali


Sizin yazınızı okurken beni rahatsız eden diyebileceğim bir şeyle karşılaştım. Beynin sağ ve sol lobu KH-BH savaşında etkili olabilir ama bu ruhsal bir savaştır. Yani rasyonel bir insan nasıl KH değilse mistik bir insan da BH olmayabilir. Hatta bizim asıl belirtmek istediğimiz şey insanın iki farklı lob değil bir bütün olarak anılması gerektiği. Bilgi edinme sürecinin sonu KH diyorsanız şu an niye konuştuğumuzu, sizin 5 cilt Ra bilgilerini neden büyük bir dikkatle okuyup analiz ettiğinizi merak ediyorum. Bilgi edinme sürecinin sonu KH değildir, sevginin, kabullenmenin sonu da BH değildir. Bu iki lobun birlikte çalışması ise insanın herşeyi yapabileceği noktaya çıkmasını sağlar. Kimseyi dışlamayalım derken sol lobunuzu dışlayıverdiniz.

(...)

Matematiğe girmek istemiyorum. Okurken de o kısımları atladım çünkü herşey taşa yazılıymış gibi konuşuluyor. Seçimleri, hayatları basitleştiriyormuşuz gibi. %6 da bir rakamdır ve bir psikopatla yüz yüze gelince o artık bir rakam olmaktan çıkar. Sizin deyiminizle %72'den birini ruhsallığa itmeye çalışırken yaşadığınız gibi. O artık bir rakam değil önünüzde duran bir gerçektir. Stalin'in çok meşhur bir sözü vardır: "Bir kişinin ölümü trajedidir, milyonlarcasının ölümü istatistiktir." Ne zaman yüzde verilse ben olaydan soğurum çünkü orada bir insan hayatı var. Bu insanın verdiği kararlarla çizdiği bir yol var. Ra bile bunları hesaplayacak nitelikte olamaz. Buna ek olarak bu rakamlar 1980 gibi yıllara ait yani şu an geçerliymiş gibi kullanmak yanlış bence. Bir celse yapalım, Ra'yı bulup yeni rakamlar aldıktan sonra tartışalım derseniz kabul ederim ama bu şartlar altında ne psikopatlığın ne de cennetten düşmüş veya 2. yoğunluktan yükselmiş kişilerin oranlarını ben kendi adıma tartışmayacağım, siz isterseniz devam edebilirsiniz.




Sevgili zhouenali,

Olayın beyin lobları ile bağlantısı, anlatması biraz uzun bir konu (gene bir yerlerde anlatmıştım ama bulmaya çalışmayacağım şimdi). Ama kısaca şunu söyleyebilirim, amacımız bir lobu seçmek değil, ikisini dengelemek. Tıpkı negatife iltimas geçilmesi gibi rasyonel lob da diğerine baskın genelde. Matematiğe girmek istemiyorum diyorsunuz ama %51, %95'e göre gayet dengeli bir rakam, dikkat ederseniz. Sezgisel akıl bana göre bütünleyen olarak 'hem hem mantığı' ile çalışıyor ve zaten iki aklı gene bünyesinde barındırıyor. Biz ikisini dengeleyerek daha büyük bir sezgisel aklı seçmiş oluyoruz. (Pozitif yolun tekamülü tüm merkezleri dengelemekten geçer, negatif yol ise bir kısmını dışarıda bırakır (4. ve 5. merkezi atlayarak doğrudan 6'ya ulaşmaya çalışır.))

Söylediğim cümleyi ise bağlamının yarısından kopartarak ele almışsınız. "Bilgi edinme yolunun sonu KH'tır" denmiyor. "Kontrol etmek üzere bilgi edinme sürecinin sonu KH'tır" deniyor. Bunlar gene uzun uzun tartışılabilecek konular ama ben yazılan dahi yarı bağlamından koparılmış olarak düşünmek seçilince, daha ayrıntılı tartışmaya gerek olmadığını görüyorum.

Matematik ve yüzdeler ile ilgili bakış açınız bazı durumlarda savunulabilecek bir bakış açısı (hayatları istatistiğe indirgerken yani olumsuz bağlamında) ama bu sayılar veya matematik kötüdür anlamına gelmiyor. Pozitif bağlamıyla hala işe yarar bir araç olarak kullanılabilir. Aya gitmek istiyorsanız matematik kullanacaksınız ve orada hiçbir basite indirgeme/örtme çabası yok, salt anlama çabası var. Bu yüzden serzenişiniz bence konumuz için geçerli değil. Aslında en temel vurgulamaya çalıştığım şeylerden biri başımıza gelecek sürecin milyarlarca gezegende daha vuku bulan bize özel olmayan bir süreç olması. Yani Ra bu sayıları bizim gezegen için hesaplamadı. Bu sayılar hep böyle idi tüm evrende (3'ten 4'e pozitif hasat için %51 BH, negatif hasat için %95 KH olmak şartı). O yüzden sayıları tekrar edinmeye gerek yok. Ra'nın sanırım ilk celsesinde şöyle birşey diyordu: "Biz size, her zaman var ve her zaman aynı olan bilgileri
değişik bir açıdan sunmayı umuyoruz."

Hiçbir canlının yenmediği dünya tasarımınızı ayrıntılandırmamışsınız. Bu soru Ra'da da sorulan bir soru idi, o yüzden neden olamayacağı orada açıklanmış. Enkarnasyonların yeraldığı uzay/zaman bir 'deneyimleme bedeni' öngörüyor ve beden enerji için doldurulmak zorunda. 6. derece varlıklar bile ışık yiyorlardı sanırım. Ve esas püf noktası şu ki, ne yerseniz yeyin, bünyenize başka bir canlı/bilinçli varlığı katmış olacaksınız. Çünkü cansız/bilinçsiz hiçbir varlık/enerji yok.


Edited by - oe_ on 05/06/2008 08:54:16
Go to Top of Page

bulut
Elmas

565 Posts

Posted - 05/06/2008 :  15:39:20  Show Profile  Visit bulut's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Dostlar,

Malum haziran ayı sınav ayı,sırası ile sınava girecek öğrencilerim var.Onlarla ilgilenmem gerektiği için forumu izlemekte zaman sıkıntısı çekiyorum.Mutlaka diğer arkadağlarımızın da gerekçeleri vardır.Bir de paylaşımcı nöbetçi nitelemeniz çok güzel.Söz, uygun zamanda ben de nöbet tutacağım.

Benim düşünceme göre bazı spritüalist içeriği olan sitelerde durgunluk var.Zaman gelir biz de etkilenebiliriz.Buna hazırlıklı olmak gerekir.Savaş diyemesem de konmik bilincimizin lobları dengeleme çalışması içinde.On yıldır bir bilgi yüklemesi var her kaynaktan.Şahsen bilgiyi özümseme,sindirme ve yaşama geçirme konusunda kendimi eksik hissediyorum.O Zaman bilgi yüklemesinin devamını pek gerekli görmüyorum.Zaman düşünme,duyma ve hissetme zamanı.Yapabilen için birebir iletişim zamanı.

Çeşitli kaynaklardan aldığım bilgileri özümsemeye çalışınca şu sonuçlara vardığımı görüyorum.

Kendimi tanımalıyım.
Farkındalığımı artırmalıyım.
Değerimi bilmeliyim.
Gücüme sahip çıkmalı ve olumlu kullanmalıyım.
Alemlerdeki hiyerarşik sürecin farkında olup,yerimi,konumumu bütünün hayrına değerlendirmeliyim.

Çünkü ister dünyada(tarihi bile olsa)isterse dünya dışından olsun benim ve dünyamın geleceği konusunda kesin ve bağlayıcı tesbitlerde bulunmaları çok zor.Kehanetler çıkmamış veya nitelik değiştirmiş.Tarihler bazen erteleniyor.

Bence şöyle bir köşeye oturup derin bir nefes alıp enine boyuna düşünmeliyiz.Hatta bilimsel verileri de ortaya dökmeliyiz.Elimizde olan ne,bunlara neler katmalıyız?Bulduklarımız ve tasarılarımız ne işimize yarayacak? Dokumakta olduğumuzun motifi nasıl tamamlayalım.Ya rüştümüzü tamamlayıp kararımızı verelim,ya da birilerinin bizim adımıza verdiği kararlara uyum gösterelim.

Son Çin debremini düşünürsek bir ağaç altına oturup derin derin düşünmemizi sağlamak için biri(dünya varlığı olabilir)sertçe uyardı.Sevgiler.

Edited by - on
Go to Top of Page

zhouenali
Kehribar

Turkey
55 Posts

Posted - 05/06/2008 :  19:39:54  Show Profile  Visit zhouenali's Homepage  Reply with Quote
Sevgili oe_

Tek bir noktaya bakıp kalanları unuttuğum bir gerçek. Bu meselede de birkaç kere dikkatle okumama rağmen o bağlantıyı kuramadım. Yanlış anlamayın o bağlantıyı şu an görebiliyorum, o benim yetersizliğimden kaynaklanan bir hata. Yazıyı yazarken de şaşkındım aslında sizin böyle birşey söylemeyeceğinizi bilerek. Yine de bu noktada hatalı benim, hatamı kabul ediyor, özür diliyorum.

Dediğiniz gibi benim matematiğe girmek istememem aslında matematik değil istatistikle ilgili birşey. Matematik hayatın gerçeğidir ama istatistik farklıdır. Yukarıda Stalin'den alıntı yapmışım bir de tarihte sevdiğim insanlardan biri olan Benjamin Disraeli'den alıntı yapayım: "Üç tip yalan vardır: yalanlar, kötü yalanlar ve istatistikler." Matematiğin yararını tartışmıyorum ama her türlü
istatistiğe karşıyım, ister Ra versin, ister Pleiadesliler, ister Kasyopyalılar. Size yararı varsa dediğim gibi devam edebilirsiniz. Sizi durdurmak zaten haddim değil ben sadece bu konulara farklı bir bakış açısı getiriyorum. Belki bu sayılar değişkendir belki değildir ama mesele bunların sayı olmasıdır. Ben sayılara değil hayatlara bakarım çünkü sayılar kabul hayatlar gerçektir. Belki bu yaklaşım benim hayattaki seçimlerimden kaynaklanıyordur ama olayı böyle görüyorum.

Ra'nın aktardığınız sözü: "Biz size, her zaman var ve her zaman aynı olan bilgileri değişik bir açıdan sunmayı umuyoruz."

Bu sözün anlamı kullandığınız yere bağlı olarak yaptığım yoruma göre-fena halde yanılyor da olabilirim- Ra'nın söylediği sözlerin daima doğru olması mıdır yoksa kullandığınız başka bir anlamı mı var?

Hiçbir canlının yenmeyeceği boyutu daha nasıl ayrıntılandırabilirim bilmiyorum. Ben birşey tüketilmeyecek demedim. O noktada insanlar birbirlerine verdikleri enerjilerle beslenecekler. Bir canlının gönüllü olarak size enerjisini vermesiyle, sizinle paylaşmasıyla, bilincinin bir kısmını size aktarmasıyla sizden alt seviyedeki bir varlığın özgür iradesi olmadan tamamen bitirdiğiniz , yokettiğiniz bilincini tüketmeyi bir tutuyorsanız problem yok ama bence çok farklı şeyler. Merak ediyorum Ra 4. yoğunluk KH varlıklarının ne yediğini söylemiş mi?

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 07/06/2008 :  01:59:47  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili zhouenali,

Özür dilenecek kadar birşey yok ortada. Düşündüğüm şey şuydu sadece, birçok forumda insanları "nasıl yapsam da ortaya konan şeyde eksik/yanlış bulsam, nasıl yapsam da anlamasam" diye uğraşır görüyorum. Bu açıdan, belli bir düşünceyi savunmak adına gerçeği parçalı algılamayı bile tercih edebiliyorlar. Ben bu tip tartışmaların hep yararsız olduğuna inanmışımdır. Burada biz gerçeği arıyor olduğumuzu düşünüyorum. Bunu karşı tarafa kabul ettirmekten çok kendimiz anlamak için arıyoruz denebilir. Bu açıdan hasım değiliz, hepimiz aynı şeyi arıyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Bu yüzden birbirimizi anlayabileceğimiz en iyi şekilde anladıktan (eksik veya yanlış anlaşılmaya müsait noktaları en olurlu haliyle karşı tarafın söylemesi muhtemel haliyle tamamladıktan sonra) istediğimiz kadar istediğimiz düşünceye karşı çıkabiliriz. Yani önemli olan açık iletişimi kaybetmemek. İnsanlar bazan emin olmadıkları şeyleri de yazarlar, veya farklı çerçevelerden değerlendirilmesi gereken birkaç nokta aynı yazı içinde bulunabilir. Bunları bir 'karşı tarafın' okuyacağı bu yüzden de eksiksiz olması gerekliliğinden hareket etmeye çalışırsak, bu sefer de iletişimin samimiyetinden kaybederiz. Ben açık ama olasılıkla daha savunmasız iletişimi, kapalı ama hata aramaya karşı daha korunaklı olanına tercih ederim, daha yaratıcı ve geliştiricidir. Diğeri pek açık vermez ama donuktur, pek birşey de katmaz. Bunları şu anda kapalı iletişim var demek için söylemedim, genel fikirlerim. Öyle olduğunu düşünse idim (hem de ruhsal bir forumda) amacına tam ters bir yolda olacağımızdan iletişimin pek bir anlamı/gereği kalmamış olurdu.

%51 ve %95 sayılarını neden birer istatistik olarak gördüğünüzü anlamıyorum doğrusu. Bunlar birer sayı ve yüzde, ama her yüzde istatistik olmak zorunda değil. İstatistik demek 'toplanmış veri' demektir. Bir anlamda, kuralı bilmediğiniz zaman veri toplar ve tümevarım yoluyla kurala ulaşmaya çalışmış olursunuz. Ama 4. derece perdenin kalktığı derece olarak yaratılışın mimarisi (yapısı/kuralları) artık o derecedeki tüm varlıklar tarafından bilinmekte oluyor. Benim bakış açıma göre, nasıl fiziksel evrende bir takım kurallar/kanunlar, işleyiş şekilleri varsa, duygusal evrende de var. Kinetik enerji = 1/2mv^2 formülündeki 1/2 ne kadar istatistik ise benim için bu rakamlar da o kadar istatistik.

Ra'nın sözü, kendi derecelerinde bizden çok ileride oldukları için bize söyledikleri şeylerin herzaman doğru olması olarak görülebilir (Bizim 1 yaşındaki bir çocuğun sorabileceği soruların çoğuna istediğinden daha doğru yanıtlar verebilmemiz olayının çok daha büyük ölçeklisini düşünün). Zaten kesin bilgisi olmadığı konularda bunu belirtmiş, ya "şahit olmadım/orada yoktum" veya "bulunduğum yoğunluğun da ötesinde bir bilgi bu" veya "böyle olduğunu kabul ediyoruz" diyerek. Ama esas olarak "bizim söylediğimiz hep doğrudur" ile alakası yok sizin de tahmin edebileceğiniz gibi. Ben bu sözü "Biz size dünden bugüne yada zamanla değişen şeyleri değil, değişmeyen temel bilgileri aktarmak için buradayız" olarak ve artı arka planında da "Yaratılışın temel, sağlam ve değişmeyen bir yapısı/kurallar bütünü vardır" düşüncesinin yer aldığı şeklinde yorumluyorum.

Ra'nın farklı yoğunluklardaki yemek yeme konusundaki sözleri;

---------------------------------------------------------
Cilt 2 - sf.142

SORU: Dördüncü yoğunluk derecesi uzay/zaman'ında kullanılan
beden, şimdi üçüncü yoğunluk derecesinde kullanılana
çok benziyor, değil mi?

RA: Kullanılan kimyasal elementler aynı değildir. Ama görünüş
benzerdir.

SORU: Dördüncü yoğunluk derecesinde besin maddeleri yemek
gerekli midir?

RA: Evet.

SORU: O halde, bedeni besleme zorunluluğundan doğan toplumsal
katalizör, dördüncü yoğunluk derecesinde de işleyen
bir mekanizmadır. Doğru mu?

RA: Hayır. Dördüncü yoğunluk derecesi varlığı hizmet etmek
ister; yiyecek maddelerinin hazırlanışı ise, varlık ile
canlı durumda bulunan besin maddeleri arasındaki paylaşım
ve katılımın artışından dolayı son derece basittir. Bunun
için de, bu önemli bir katalizör değil, uzay/zaman deneyiminin
basit bir önkoşuludur. Burada katalizör, besin maddelerinin
yenmesi gerekliliğidir. Bu (beslenme işi) dördüncü yoğunluk
derecesi varlıkları tarafından önemli kabul edilmez,
onun için de sabrın öğretilmesi/öğrenilmesi konusunda yardımcı
olur.

SORU: Bunun sabrın öğretilmesi/öğrenilmesi'nde nasıl yardımcı
olduğu üzerinde biraz daha durur musunuz?

RA: Başkalarına hizmeti, besinleri yemek amacıyla bir süre
durdurmak sabır gerektirir.

SORU: Beşinci yoğunluk derecesinde besin maddeleri yemenin
gerekli olmadığını tahmin ediyorum. Doğru mu?

RA: Hayır. Ancak beden, düşünce gücüyle hazırlanabilecek
besinlere gereksinim duyar.

SORU: Bu ne tip bir besindir?

RA: Siz bu tip besine nektar (tanrıların içkisi-abıhayat) ya
da ölümsüzlük iksiri dersiniz; bu, altın parıltıları olan beyaz
renkli bir içecektir.

SORU: Beşinci yoğunluk derecesinde besin maddeleri yemenin
amacı nedir?

RA: Bu oldukça önemli bir nokta. Uzay/zaman'ın amacı, yoğunluk
derecesine uygun katalitik faaliyeti artırmaktır.
Uzay/zaman varoluşunun önkoşullarından biri, bir fiziksel
beden bileşimine sahip olmaktır. Böyle bir beden bileşiminin
ise bir yolla yakıtla doldurulması gerekir.

SORU: Üçüncü yoğunluk derecesinde bedenimize yakıt doldurmanın
amacı, bedeni beslemenin yanı sıra, hizmet etmeyi
öğrenmemiz için bize fırsatlar yaratmaktır. Dördüncü yoğunluk
derecesinde ise amaç, beden bileşimine yakıt doldurma-
nın yanı sıra, bize sabretmeyi öğrenme konusunda fırsatlar
sunmaktır. Beşinci yoğunluk derecesinde beden bileşimine
yakıt doldurulması -bedenin beslenmesinin ötesinde- herhangi
bir şeyi öğrenme fırsatı sunar mı?

RA: Beşinci yoğunluk derecesinde, benzer anlayıştaki varlıklar
için, bu içeceği paylaşmak üzere bir araya toplanmak,
böylece ellerini ve yüreklerini fiziksel bir faaliyette birleştirirlerken,
ışık ve bilgelikte birleşip bir olmak rahatlatıcı bir
şeydir. Bu yoğunluk derecesinde, öğrenmek için bir katalizörden
çok, bir rahatlama, bir teselli olur beslenmek.

SORU: Ben sadece bu katalizörün evrimini izlemeye çalışıyorum.
Söylediğinize göre bu katalizör beşinci yoğunluk derecesinde
değişiyor. Bu konuyu tamamlamak için, altıncı yoğunluk
derecesinde herhangi bir besinin yenip yenmediğini
sormak istiyorum.

RA: Evet. Ancak, bu besinin yapısı ışıktan oluşur ve bu besini
size anlamlı bir biçimde tarif etmemize olanak yoktur.

------------------------------------------------------


Yemek konusunda birkaç noktayı ayrıştırmak gerek diye düşünüyorum. Ra'nın anlatımından çıkan sonuç şu; Her yoğunluk derecesi o yoğunlukta olan varlık için fiziksel'dir. Yani 3. yoğunluk derecesi fiziksel de 4. yoğunluk duygusal falan desek de, bu bize göre böyle. 4. yoğunluk da bulunan bir varlık için duygular artık fiziksel/nesnel olarak görülüp/dokunulabilir somut halde olabilir. Şimdi, varlıkların bulundukları bedeni yakıtla doldurabilmeleri için besine ihtiyaç var. Ama tek bedenimiz fiziksel beden değil. Farklı bedenler farklı besinlere ihtiyaç duyuyor. Örneğin Gurdjieff'de insan bedeni 3 katlıdır (hayvan bedenlerini 2 katlı olarak alır). Her katın ayrı besini vardır. Alt kat yemek ve su ile beslenir (karın). Orta kat (göğüs) hava ile beslenir der. Üst kat (kafa) izlenimlerle beslenir der. Bunlardan en önemlisi aslında izlenimlerdir der. Yemek veya susuz nispeten uzun süre hayatta kalabilirsiniz, havasız birkaç dakika, ama izlenimsiz 1 sn bile yaşayamazsınız der. Bunun gibi pozitif veya negatif olsun onlar da o yoğunluktaki fiziksel bedenleri için fiziksel şeyler yiyor ama tıpkı bizim gibi duygu/düşünce/algı'dan da (izlenimler) besleniyor. Tabi tercih ettiği duygu/düşünce yiyeceği kendi kutbiyetine göre değişiyordur. Negatif için bu yiyecek bir zorlama/zorla elde etme konusu olabileceği gibi, pozitif için varoluşun sevgi/sevinç/ışığını paylaşma biçimi olarak algılanabilir.


Edited by - oe_ on 07/06/2008 02:35:06
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 10/06/2008 :  20:44:54  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler...

Evren Modelleri

Günümüzde kabul görmüş üç evren modeli var:
1.Öklit uzayı parçalarından oluşan, genişleyen bir evren,
2.Küresel uzay parçalarından oluşan,genişleyen ve ardından büzülen evren,
3.Lobachevski uzay parçalarından oluşan,ve genişleyen evren,

Birinci ve ikinci modele göre evren olabilecek en yüksek büyüklüğe kadar genişlemekte ve ardından büyük çatırtı ile çökmektedir.Üçüncü modelde ise evren genişlemesine sonsuza kadar devam etmektedir.

Bu üç modelde de Evren’in başlangıçta bir Tek’lik halinde olduğunu ve başlangıcı belirleyen Büyük Patlama anında varolmaya başladığını öngörmektedir.

Bir insan olarak varlığın kendini tanıması, önkoşul olarak, tüm varlığın yapısını,niteliğini,işleyişini ortaya koyan bir düşünceye(modele) sahip olmasına bağlıdır.Bu olmaz ise kendini tanıma işlemi eysik olur ve insan sahip olduğu potansiyelin idrakına yeterince varamamış olmasının sonucunda da yaşam deneyimini verimli geçirmemiş olur.Yaşan derslerden oluşan kendini tanıma ve bu yol ilede parçası olunan sonsuz olanın kendisini tanıma eylemidir.

Ortaya konulan modelin tüm yaratılışı en ine ayrıntılarınaadar açıklanması beklenmemelidir.Modeli zihninde kuranın sınırlılığı,tüm frekansların içerisinden,ancak kendi bulunduğu –dar frekans- bandından yukarıya bakma zorunluluğu içerisinde olmasından kaynaklanmaktadır.Tanıma ve anlama işlemi sonsuz olanda Bir oluncaya kadar devam eder, herşey bütünleşince ortada Bir den başka hiçbir şey kalmayacağı için,bu süreç sonsuza kadar sürer.Ta ki herşey Bir oluncaya kadar.

Üst boyut bilgilerinde verilen bilgilere göre,yapılacak evren modeli ile günlük yaşamda anlamakta,kavramakta zorluk çekilen olaylara yeni bir bakış açısı ile bakalabilme ile yaşam deneyinin verimli geçmesi sağlanabilinir diye düşünüyorum.Bu amaçla,kendi sınırlılığım içerisinde anladığım,algıladığım (üst boyut ve diğer bil. Dayanarak) evren modelini(düşüncemi) paylaşmak istiyorum.Böylece kendi insan potansiyelimize ve gücüne daha çok sahip çıkabilir ve bayağı zorlandığımızı düşündüğüm şu(yaratım) gücünü geliştirebiliriz diyorum.

Saf enerji, kendisine bir dönme (spin) ve titreşim (frekans) ekleyerek önce ışığın temel parçacığı olan fotonu yaratır.Foton da yine kendisine bir titreşim ve spin ekleyerek ışığı oluşturur.Işık ise atomaltı (quark v.b) parçacıklarını ve onlarda atomları,atomlarda molekülleri ve böylece devam eder.Dolayısı ile herşey enerjidir veya herşey ışıktır veya herşey titreşimlerdir(enerjinin)-frekanstır denilebilinir.

Frekans,dalganın hızının,dalganın boyuna bölümüdür.Dalgalar bir ortamdan başka bir fiziksel ortama(yoğunluğa) geçtikllerinde frekansını değiştirmezler.Ancak frekansı oluşturan denklemdeki bölme işaretinin üstündeki ve altındaki değeri değişir,yani hız ve dalga boyu değişir.Bu fiziksel durum,farklı frekanslardaki alemlerin birbirleriyle içiçe ancak birbirlerinden farklı olarak varolmasını sağlarlar.

Camdan bire iki gibi uzunlukta bir balık akvaryumu havuzu düşünelim.Cam akvaryumun kısa kenarına yerleştirilmiş yedi renk lamba düşünelim.Bu lambalar kırmızı renkten menekşe(mor) rengine doğru aşağıdan yukarıya doğru sıralansınlar.Lambaları teker teker yakalım ve ilk önce kırmızı lambayı yakalım ve havuzun içerisi sadece kırmızı renkteki ışıkla dolsun ve bunu zihnimizde resimleyelim.Işığın en düşük frekansı olan kırmızı ışığın bir boyutu,alemi veya yoğunluğa karşılık geldiğini hayal edelim…Daha sonra teker teker sar,mavi ve yeşil lambaları yakalım ve her bir rengin ayrı bir yoğunluğa denk düştüğünü hayal edelim…Ve sonra bütün yedi lambayı,hepsini birlikte yakalım ve havuzun içerisini ışıkla dolduralım ve yoğunlukları aynı yerde içiçe geçmiş; fakat ayrı yoğunlukların birbirlerine geçmemiş birer boyut(düzlem) olduğunu hayal edelim.Her bir renk ayrı bir yoğunluk…Şimdi dünya gezegeninden satürne baktığımızı hayal edelim,bulunduğumuz rengin(boyutun) bakış açısıyla gazlardan oluşan boş bir gezegen görürüz….Ayrı bir renk düzlemiyle(titreşim frekansıyla) baktığımız da (bakabilirsek) ise kendi üst yoğunluğunda var olabilen bir şehir,bir medeniyet görebiliriz.Her frekans(boyut) kendi nesnelliğini-gerçekliğini oluşturmuş olur.

Renk havuzumuza geri dönelim.Örneğin kendi rengimiz sarı olsun.Bu sarı renk 3b aleminin gerçekliğine denk gelsin…Yatay eksende bir doğru düşünelim ve dikey bir doğruyla kesiştirelim.Bu xy düzlemini renk havuzumuzun içerisine yerleştirelim.Sarı rengi yukarıdan aşağıya doğru dilimlere bölelim ve böylece sonsuz sayıda sarı renk dilimi elde ederiz.Bu her renk dilimi kendi boyutumuzdaki(3b) bir gerçekliğe denk gelir.Bu gerçeklikler arasında (3b sarı)yatay hereket edebiliriz.Ben buna kendi gerçekliğimiz içerisinde yetay gerçeklik diyorum,ve 3b içerisinde kendi gerçekliğimizi yaratabiliriz.Tabi düşünce ile…İşte düşüncenin gücü bu alanda ortaya çıkıyor;gerçekliği yaratma.
Aşağıdan yukarıya çıkan ok ise renk değişikliğini yani boyut değişikliğini ifade etsin.Aşağıdan yukarı ya boyut değişikliğin,tün gerçeklikleri içerisine alan bir döngüyle gerçekleştiğini düşünüyorum.3b aleminde titreşimin yükselterek ışınlanma benzeri boyut değiştirme işleminin istisnai olarakta olabileceğini düşünüyorum.

Boyutlarrın dalgacıklı yapıları dolayısı ile ,dalganın girişme özelliği gibi bazı alanlarda kesiştiğini düşünüyorum ve buralara boyut kapıları diyorum.Sirius kapısının böyle bir yer olduğunu düşünüyorum.Bir de farklı frekanslarda da olsa ışığın endüşük parçası olan fotonun(foton telepatisi şeklinde) tüm yoğunluklardan aynı anda geçtiğini düşünüyorum.Yani düşünce gibi aynı anda tüm yoğunluklardan geçebildiğini düşünüyorum ve kanal bilgilerinin yoğunluk farkı(boyut) olmasına rağmen böylece alınabildiğini düşünüyorum.Ayrıca gerçekliklerin zıt olarak(aynı yoğunlukta) var olduğunu ve bunlar arasında da bir enerji aktarımının olduğunu düşünüyorum.Yani hangi ölçüyle ölçersen ,aynı ölçüyle ölçülürsün sözü aklıma geliyor.

Aşağıdan yukarıya ve aynı yoğunlukta ise farklı-zıt gerçeklikler ve böylece bir frekans havuzu içerisinde,herşey aynı anda birarada ancak frekansları farklılığında ise birbirlerinden o kadar çok uzaktalar.
(devam edecek)

Herkese selamlar,sevgiler…

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 12/06/2008 :  13:22:10  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
(devam)
Kendi yoğunluğumuza (ışığın-frekans bandına) geri dönelim.Bulunduğumuz yoğunluktaki her bir insanın diğer bir insanla ilişkilerini,bir ışık sutunun başka bir ışık sutunu ile ilişkisine benzetiyorum.İnsan bedenini somut bir vucut olarak görmek yerine,ışıksal faliyette bulunan,içerisine ışık alabilen,dışarıya ışık verebilen bir araç olarak düşünüyorum.Yapılan her fiziksel olan veye olmayan faliyetin,ışık bedeninde belirli renklerde ışık yaymaya,belirli ışık girdapları oluşturmaya başladığı söylenebilir.Bedende bulunan yedi cakranın görevinin bu olduğunu düşünüyorum.Yani her bir yaşamsal hareketin(hayatın) cakralarda karşılığı olduğunu hayal ediyorum.Örneğin sevgi dolu yapılan cinselliğin,kalp cakrasından iletişim ve aynı zamanda kırmızı kök cakrasından da ailetişim(alış-veriş) yaptığını hayal ediyorum.Bu iletişim de bulunan iki kişinin karşılıklı cakra pozisyonun kombinezyonu,farklı sonuçlar doğuracak şekilde bir deneyim yaşanır.Vucunun dışarısında bulunan beş cakranında diğer bütünlük (Bir’in veçheleri) ile ışıksal bağı,kanalı kuran yollar olduğunu hayal ediyorum.Yapılan faliyete göre renklerin ve cakraların bazılarının ön planda olduğu söylenebili.Her bir ışık sutunu(insan) kendine özgü tonlarda ve karışımda ışıksal varlık olduğu söylenebilir,tıpkı farklı parmak izleri gibi.Beden fiziksel alemde geçirdiği deneyim ile bu ışık merkezlerinde farklı frekanslarda ışık faliyeti yapmaktadır.Her insan yaydığı ışık alaşımı nedeniyle benzersizdir.

Böylece her bir parça(veçhe),hen kendi frekans (boyut) aralığında hem de tüm boyutlarla bir bağ içerisinde, bir tek organizma gibi varolmaktadır.

Bizim evrenimiz (boyutumuz ve 7 ye kadar diğer boyutlar),kutupluluk üzerinedir.Yani zıt kutupların birbirleriyle mücadelesi dinamizmi oluştururken,zıtların birliğinden de bahsedebiliriz.Yani (+) olan kutubun şiddeti,(-) olan kutubun mevcudiyetine bağlıdır.Bir tanesi varsa diğeri vardır.Negatif kutbiyetin varlığı,pozitif kutbiyette yükselişe neden olmaktadır.Belirli frekans bandına girildiğinde ise kutupluluk ortadan kalkmaktadır.

İnsan faliyetinin enerji merkezlerinde belirli renklerde(frekanslarda) ışık yaydığını söylemiştik.Evrene yayılan bu ışık,benzer frekansta olan ışık bantlarını besleyen bir etkiye sahiptir.Böylece pozitif kutbiyet birbirini beslemektedir(yukarıdan aşağıya ve tersi).Negatif kutbiyet ise aslında,kendisi tek başına bir kavram olmayıp,sadece pozitif kutbiyetin şiddetindeki eysiklik,düşüklüktür.Yani karanloğın kendi başına bir kavram olmaması gibi,sadece ışığın az olduğu yere karanlık denebilir.Böylece sonsuz olan Bir’in yapısında karanlık(negatiflik) olmadığını söyleyebiliriz.Negatiflik göreceli olarak-pozitife göre; daha az pozitifliktir, diyebiliriz.Negatiflik bir noktaya kadar Bir’e ulaşmada bir yol olabilir ancak Bir’e ulaşmak için kutbiyet değiştirmesi gerekecektir,çünki Bir’de negatiflik olamaz.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 13/06/2008 :  14:33:32  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Yaratımın gücü,sonsuz zekaya ulaşabilen bir frekansla isteyebilmekten gelir.Sonsuz zekaya ulaşabilen bir frekans ise Bir'in yasası ile titreşebilmekle olur.Bu da ''inanç'' olarak, sevgi (birlik frekansı) ile titreşebilen dengeli bir durum(hali) gerektirir.Aslında frekansları ile insanlar,kontrolsüz,kaotik yaratımı(Yüksek Benliği nin kontrolünde aslında) yaratımı daimi olarak gerçekleştirirler.Bir grup olarak titreşimlerin birleştirilmesi sonucunda yapılan yaratımın niteliği ve niceliği ise birey olarak yapılabileceklerin çok ötesindedir.Sonuç olarak yaratımın arkasında, Sonsuz Zeka ile kurulan bir bağın varlığı sözkonusudur.Akıl/beden/ruh olarak dengelenmiş olanın kanallığı ile de (şifanın kabulu şartıyla) şifa denilen olay gerçekleşir.Bir parçaya örneğin telsiz olan bir alete,telsiz olma durumu unutturulursa, o nasıl görevini yapabilir.İnsanlar Bir'in tüm özellikleri ile yüklenmiş birer veçhe(yüz) olması fikrinden uzaklaştırılmışlarsalar,kendi iç dünyalarında bile bu durumu kabul etmiyorlarsa,bir (kul) oldukları gibi aciz bir kabuledişe getirilmişseler,kontrol altında tutuluyorlarsa,yaratımı gerçekleştiremez veya kaosu gerçekleştirrebilirler.

Edited by - on
Go to Top of Page

mika_hakinen
Akik

19 Posts

Posted - 16/06/2008 :  02:13:31  Show Profile  Visit mika_hakinen's Homepage  Reply with Quote
Ben özellikle negatif üst seviye varlıkların bizim üzerimizdeki etkisi üzerinde durmak istiyorum..
Ra bilgilerinde bile , üst seviye negatif varlığın ra ile temasa geçen bir grup üyesine yaptığı bir psişik saldırı vardı , grup üyeleri ve saldırıya uğrayan kişi bütün çabalarına rağmen saldırıyı kısmen bertaraf edebildi.
Bu kadar bilgi, konsantrasyon ve iradeye rağmen etki tamamiyle bertaraf edilemedi..

Burada sorguladığım bazı konular var..
Negatif üst seviye varlıkların , esas hedefleri kimler. ???
Her zaman söylenen , iradesi zayıf, bilgisiz kişilerin seçildiği yönünde yada bunların daha çabuk etki altına alındığı. Ama bana bu ters geliyor , eğer varlığın amacı kişiyi negatifliğe , bilgisizliğe itmekse zaten bu yolda ilerliyen birisini neden seçsin.. Belki bu süreci hızlandıracak etkileri olabilir ama , ağırlıklı olarak yönünü pozitife çevirmiş kişilerin bazı sapmalarını bekleyip bunun şiddetini arttırdıklarını düşünüyorum..

Özellikle son 30 senedir dünyayı kasıp kavuran panik atak hastalığı mevcut. Tıp bunun önüne geçmeye çalışsada daha ilaçsal tedavi ile bundan kurtulan görülmemiş veya çok az..
Bu hastalık ilginç ; Çoğunlukla entellektüel kesimde , kendini bilgiye adamış , ince düşünen kişilerde görülen korku bazlı bir hastalık.. İnsanı düşünce labirentlerine iten, korkudan evden dışarı çıkartmıyacak noktaya getiren , insanların arasında kendinizi kötü hissetmenize yol açan , sanki düşüncelerinizin size ait olmadığı insanı derinden sarsan bir durum..
Bende bu hastalığın pençesinde olan birisiyim , ne kadar mücadele ettiysemde bazı zamanlar kısmen iyi olsamda hala hatırı sayılır etkisi mevcut üzerimde..
Ben bu rahatsızlığın bir psişik saldırı sonucunda oluştuğuna inanıyorum, düşüncelerimdede %100 özgür olmadığıma.. Bunu yaşadığım olaylardan ve bazı yaptığım durumlardan sonra bende oluşan inanılmaz değişiklikten anlıyorum..
Ayrıca gezgin'lerin dünyaya enkarne olma tarihleriyle , bu hastalığın başlangıç tarihlerinin kesişmeside ilginç bir tesadüf olsa gerek.

Sormak istediğim böyle ciddi bir psişik saldırı nasıl bertaraf edilebilir , tamamiyle nasıl yok edilebilir ??
Kanal bilgilerinde bununla ilgili bir bilgi varmı , sürekli negatif varlıkların etkilerinden bahsediliyor , peki bundan kurtulmak için yapılması gerekenler söylenmişmi..

Bilginin , bilinçlenmenin bundan kurtulmak için yeterli olacağı söyleniyor ama kendimdeki ve çevremde gözlemlediğim olayları irdeleyerek yetmiyeceğini düşünüyorum..
Kurşunu yemeden ve yedikten sonra yapılacakların farklı olacağını düşünüyorum..
Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir ?

Konuyla direk bağlantısı olmayabilir ama , negatif varlıkların etkilerinden bahsediliyor sürekli kanal mesajlarında. Bende bu etkilerden maruz kalmış birisi olarak görüyorum kendimi / yada sanıyorum..

Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 16/06/2008 :  11:11:34  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostum mika_hakinen; konuya kanal mesajları ile bağlantılı olarak girmiyorum, tamamen farklı bir boyuttan, kendi deneyimlerimle girmek ve sizin bu derdinize bir parça da olsa faydalı olmak bilinciyle giriyorum. Ben 8 yıl panik atak, sosyal fobi ve depresyon ile mücadele etmiş ve yine uzun yıllar ilaç tedavisi görmüş biri olarak bu sorunlarımdan şimdi ve bütünlük bilincinin farkındalığıyla nasıl kurtulduğumu anlatmak istiyorum. Ben bu ıstırabı evrenden ayrı olduğum ilizyonu içerisindeyken yaşıyordum ve zihnimin ele geçirmişliğinin özümü perdeleyişinin farkında değildim. Sonra ıstıraplar büyüdükçe acım arttıkça artık insan içine de çıkamayacağım noktalara geldiğimde içsel seyahatlere yöneldim. Bu seyahatlerimde içsel yolculuğun beni zamandan arındırıp şu ana taşıdığını farkettim ve mucize gerçekleşti, benim dışsal yaşamımdaki illüzyonların gerçekliğimle bağdaşmadığını gördüm. Ayrılık fikri üreten zavallı zihnimin kısır döngüleriyle yaşadığım ıstıraplardan bütünlüğün bilincine vararak kurtuldum. Bu bütünlük negatif ve pozitifi ayıran değil tamemen birleştiren bir bütünlüktü. İyi ve kötüyü, kolay ve zoru, negatif ve pozitifi bir bütün olarak ve tüm evreni bir bütün olarak bilmek ve sadece sevmek hasıl oldu ve en etkili olanı da negatifi de sevmekle mümkün oldu. Ayrıştırmayı durdurduğum an korkularımı yaratan ayrılık illüzyonunu yok ettim. Bana hem sriritüel alanda hem de fiziksel alanda öfke ile negatif geleni sevgiyle kucakladım ve "sen bensin ben de senim" bilincine sahip oldum. Sahiplik yanlış bir tanımlama oldu afedersiniz sahip olmadım sadece ne olduğumuzu gördüm ve bilmek hasıl oldu. Bu durum acılarımın ıstıraplarımın en derin noktasında gerçekleşti ve gördüm ki iyi halimizde illüzyonlara kapıldığımızda gerçeğimiz bizi asla terk etmiyor, yalnız bırakmıyor ve gerçek dışılığın yarattığı spiritüel tepki yani acı sızı ve bunalımlar uyrarılarıyla bizim uyanmamızı sağlamaya devam ediyor. Ne kadar çok direnir ve ret edersek acımız o kadar artıyor, teslim olup sevgi ile geleni kabul ettiğimizde ise dönüşüm başlıyor ve tedavi gerçekleşiyor. Ben hayatımdaki tüm negatif saldırılara teslim oldum bütünlüğe olan gğüvenimi hiç sarsmadım ve bildim ki bu negatif saldırılar benim uyanmam ve aydınlanmam için gerekliydi onlar bana yardım ediyordu onları sevgiyle kucakladığımda ve bütünlüğümü bilmek hasıl olduğunda yani teslimiyette hepsi dönüştüler.
Şimdilik bu kadar sevgili dostum, kısıtlı zamanlarda yazıyorum eksik bir şeyler bırakmış olabilirim ama istediğiniz zaman sizinle bunu üzerine konuşmaya da hazırım. Ancak tekrar uyarıyorum benim açılımımın kanal bilgileriyle hiç bir bağlantısı yok varsa da bunlar direk benim kanalımla gelenlerdir ayrıca dışsal edindiğim bir şey değildir. Dolayısıyla bu başlıktaki kaynağın dışından sesleniyorum ben sadece kendi deneyimimle oluşan çözümümü tarif ediyorum.

Sevgiyle dostum..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 16/06/2008 :  11:21:22  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote


Sen bir saldırıya uğramadın; vücudunu düşün, başın koluna nasıl zarar verebilir ki.. Ya da elin ayağına! Bir bütün diğer bir uzvunun canını nasıl yakabilir ki???
Ancak elin ayağına iyileşmesi için iğne yaparak canını yakıyorsa o ele şükredebilirsin. Bütünün içerisindeki tüm negatifler yani yarattığımız olumsuz gibi görünen her şey bizim uyanışımız için gerekli. Onları kabul edin ve şükranlarınızı sunun.. ve yine sevgiyle artık farkettiğinizi bilmenin hasıl olduğunu bu sebeple de onları azad ettiğinizi söyleyin onlara.. ya gidecekler başka görevlerini yerine getirecekler ya da dönüşecekler:) Sevgiyle..


Yalnız değiliz, sadece illüzyon içerisindeyiz ama bu illüzyon gerçeğimizin nezdinde sirayet etmekte. O'na yani bize güvenin!
Yalnız değiliz, İçimizde bir adım ötede gerçeğimiz bizi tüm ihtişamı ile beklemekte. Bu da ancak tüm olumsuzluklara teslimiyet ve sevgi ile dönüştürmekle mümkündür. Onları sevin kabul edin ve şifanız ve dönüşümünüz için burada olduklarını bilin.

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 16/06/2008 11:30:15
Go to Top of Page

mika_hakinen
Akik

19 Posts

Posted - 16/06/2008 :  13:17:39  Show Profile  Visit mika_hakinen's Homepage  Reply with Quote
Eğer bu denli büyük bir sıkıntı silsilesi uyanışımız içinse , bu bana biraz eski devirlerde osiris rahiplerinin (insiyatörlerin) öğrencilerini eğitmek için başlangıç safhalarında uyguladıkları sıkıntı verici dersler gibi geliyor...
Sanki bu hastalık hızlandırılmış bir insiye durumu gibi.. Mücadelesi çok zor , ama geçildiği takdirde hiçbir şeyin size zarar veremiyeceği bir durumu yaratıyor. Düşünsenize %100 öleceğinize yada aklınızı kaçıracağınıza inandığınız bir durumu saf benliğinizle karşılayıp bununla mücadele ediyorsunuz ve başarıyorsunuz.. Dünyada bu korkulardan daha fazla sıkıntı vericek ne olabilirki ? Neden yaşıyorum yada arada neden bu korkular geliyor bilmiyorum , bu hastalığın beni götürdüğü nokta insanın zihnine ne kadar güvenebileceği sorusu oldu..
Anladığım kısmen bertaraf edilebilsede , sonradan yine bu korkuların geldiği..
Buda kendimin oluşturduğu sıkıntı ve negatif düşüncelerin , dış destek vasıtasıyla şiddetinin arttırıldığını düşünüyorum..
Yani ortada bir çarpan var gibime geliyor.

Aslında kendi durumumun neden kaynaklandığını çok iyi biliyorum , bilmediğim bundan nasıl kurtulacağım.. Düşüncelerimin büyük oranda kendime ait olmadığınıda , bunları anlatması çok zor heleki bu karışık kafayla..

Sevgiyle..

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 16/06/2008 :  21:18:58  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler
Bugünkü yazıları defalarca okudum,değişik düşüncelere daldım,açıkçası net bir çözümü aktaramamanın acizliğini hissettim...Evet kabul ettim,savaşmaya devam etmeliyiz,karanlığın ve ışığın savaşına devam etmeliyiz,perdenin kalktığı boyutta eminim veya hissediyorum bütün acıların ilahi bir amacı açıkça gözlerönüne çıkacak,bugün gittiğim hastanedeki manzaralar,yaşadığımız acılar,bir amacı olmalı...Ne olursa olsun önce kendi frekansımızı korumalıyız,hangi şartlarda olursa olsun,isterse son nefese yakın bir zamanda bile...Arkadaşlar,yalnız değilsiniz,bu belki acılarımızı azaltacaktır,ancak frekansımızı korumak üzere savaştan vazgeçemeyiz,karanlık yanımızla ışık yanımızda aralarında savaşıyor...

Sonsuz olan Yaratanımızın Işığı Hepimizin Üzerinde Olsun..

Edited by - on
Go to Top of Page

oe_
Elmas

671 Posts

Posted - 17/06/2008 :  01:34:52  Show Profile  Visit oe_'s Homepage  Reply with Quote
Sevgili mika hakinen,

Bu tip rahatsızlıklarda negatiflerin işi olduğuna katılıyorum. Ben de negatiflerin varlığını, nefesini falan etrafımda hissettiğim zamanlarda (bir dönem oldu ve bitti) onlara sevgi gönderirim. Çözümüm Sevgili İvrin ile aynı. Kendinizi iyi hissetmediğinizde, bunda pay sahibi olan varlığa sevgi gönderin/sevin ve ne kadar hızlı ve güçlü şekilde işe yaradığını görün. Bunu hep yapın. Bence o etkiler tümüyle kaybolacak, hem de sandığınızdan çok daha hızlı şekilde. Yeter ki bunu yapmayı unutmayın.


Edited by - on
Go to Top of Page

masterphidias
Kehribar

Turkey
36 Posts

Posted - 17/06/2008 :  10:52:38  Show Profile  Visit masterphidias's Homepage  Reply with Quote
Negatif saldırılarla başetmek ve onları pozitif duygularla karşılamak oldukça zor bir iş.Bu konuda sprituel bilgilerle donanmış bir kişi olarak bile bunu geçmişte başaramadığımın farkındayım.Ancak bunun yapılabilirliğinin benim iradem ve yeteneklerimi aşmış olduğunu kabul etmem de uzun sürdü ve sonunda pes ettim.Daha önce de yazmıştım kara büyü hakkında...Biz ne düşünürsek düşünelim zihin ve beden birlikteliğiyle "uyanmamış" Tanrılar olarak bizimle oynayan karanlık güçlerin varolduğu aşikardır.Negatif saldırıların en önemlilerinden biri "cin girmesi" dediğimiz olay idiyse bir diğeri de hücrelere,genlere ve bilinçaltına hükmeden negatif kodlar ve emirlerdir,bunlar insanı çaresizlik içinde kıvrandırırlar."Kara büyü" bir gerçektir ve Kur'an'ın ve Allah'ın hizmetinde olan pozitif güçlerin yardımıyla çözülmedikçe bir insanın kendi çabasıyla yokedilemezler!En azından benim deneyimimde olmadı.Aileme ve bana yapılan 2 kara büyü yüzünden 30 yıl boyunca bir yeryüzü cehenneminde yaşadım;yıllarca büyü diye bir şeye inanmadım,özgür iradeye böyle bir şey yapılabileceğini kabul etmedim;sonunda çaresizlik içinden çıkılmaz hal alınca kabul ettim.Yıllarca hoca hoca gezdim çözemediler,sonra bir üstat ve dostlarıyla karşılaştım ve kabus bitti.30 yıl boyunca iyileşmeyen kronik hastalığım büyü daha çözülürken bıçak gibi kesilip bir gecede iyileşiverdi.Sanki beynimden bir perde kalktı ve zihnim açılıverdi.Bedenim bugüne dek asla olmadığı kadar dinç ve kendimi süper hissediyorum.Geçmişte yaşamımı ve bedenimi değiştirmek için yıllarca çabaladığım halde işe yaramamış olan sprituel bilgilerin artık işe yarayacaklarını biliyorum,çünkü bedenimin ve yaşamımın kontrolü belki de ilk kez bana geçti artık...Kısacası,negatif saldırılar hiç şakaya gelmez ve sevgiyle karşılamak için galiba saf sevgiden-ışıktan ibaret olmak gerekiyor.

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 17/06/2008 :  12:18:23  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostlar zor olduğunu kabul ediyorum, evet çok zor. Ama, eğer benim gibi dibe vurmuş olsaydınız ve o karanlığın içerisinde bir toplu iğnenin ucu kadar bir işik görseydiniz o ışığa yönelmeyecek miydiniz. İşte ben o ışığa yöneldim ve o ışığın adı sevgi idi!
Sevdiğim zaman her şey salındı dönüştü ama yine söylüyorum o dipti. Dibe varmadan önce bende sizler gibi çok çabaladım hastanlerde yattım, sadece uyumak istediğim günleri hatırlıyorum; uyumak, uyuşmak, sonsuza dek hiç bir şey hissetmeden öylece kalmak istiyordum. Çıldırmıştım ve o çılgınlık içerisinde farkındalık geldi ve o farkındalığın başlangıcı da teslimiyetle mümkün oldu. Neye teslim oldum; çıldırmış olmaya bıraktım kendimi, delirmekten korkmadım onu deneyimlemek istedim. O bir felaketti ve ben o felakete teslim olup onu deneyimlemeye karar verdim "Ya hep ya hiç" dedim "hergün ölmektense teslim olmalıyım, hemen şimdi." delirmeyi tercih ettim. O deliliğin içine doğru çekilirken onlardan korkmadığımı gören negatif her şey kenara çekilip bana yol açıyordu. Hatırlıyorum o duyguyu ben bilinçlendikçe onlar şaşkınlaşıyor ve ufalıyorlardı. Bu bir yönlendirme ya da imgeleme olayı değildi teslimiyetin mucizesiydi. Hiç bir şey imgelemedim hiç bir şey düşünmedim sadece ölüme dahi varolan her şeye teslim oldum. Şimdi, her türlü büyü bizim yegane varlığımız ve bütünlüğümüz olan yaratanın içerisinde, o gücün binde birine bile sahip değildir. Teslimiyet ise yaratanın gücünü bilerek teslim olmakla mümkündür. Her zaman negatif saldırılara maruz kalıyoruz ama onlardan büyük olduğumuzu bildiğimizde etkileri yok oluyor ama korkup onları yücelttiğimizde onlar efendiliğinin farkına varıyor. Bu bilinç tıpkı tanrı bilinci gibi siz içinizdeki tanrıyı farketmediğiniz sürece o kendisini farketmiyor yani siz negatifin sizin realiteniz karşısındaki güçsüzlüğünü farketmediğiniz sürece ona efendilik bahşediyorsunuz. Nedir negatif olan size gelip sizi zorlayan, onu analiz edin. Bir ateş mi; sokun elinizi ateşe yanmasını göze alın teslim olun ama realitenizin bilincinde olarak. Siz ondan çok daha büyük bir bütüne aitsiniz ve deyin ki, senden korkmuyorum hatta küçümsüyorum acıyorum bundan dolayı da sevgiyle yaklaşıyorum, sen bir zavallısın bu sevgiye ihtiyacın var ve yaratıcının nezdinde o büyük gücün bir parçası olarak bana yapmak istediğine ait olduğum o büyük güce güvenerek teslim oluyorum hadi yak beni, ben bütünün bir parçasıyım bütünü yakabilmeyi göze alıyorsan yak beni. Bu teslimiyet büyük bir gücün nezdinde varolan bir teslimiyet bu teslimiyet ne olursa olsun yanmaya geldim değil ama yanmayı göze alan cesaret ile korkusuzca birliğin nezdinde. Bu teslimiyet aslında kötü olana negatife teslimiytin çok ötesinde bir teslimiyet, bu teslimiyet kendi realitene teslimiyet! Yaratıcı gücün büyüklüğünün farkında bir teslimiyet, neye ait olduğunu bilerek.

Sevgiyle..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 17/06/2008 :  12:46:08  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by mika_hakinen

Eğer bu denli büyük bir sıkıntı silsilesi uyanışımız içinse , bu bana biraz eski devirlerde osiris rahiplerinin (insiyatörlerin) öğrencilerini eğitmek için başlangıç safhalarında uyguladıkları sıkıntı verici dersler gibi geliyor...
Sanki bu hastalık hızlandırılmış bir insiye durumu gibi.. Mücadelesi çok zor , ama geçildiği takdirde hiçbir şeyin size zarar veremiyeceği bir durumu yaratıyor. Düşünsenize %100 öleceğinize yada aklınızı kaçıracağınıza inandığınız bir durumu saf benliğinizle karşılayıp bununla mücadele ediyorsunuz ve başarıyorsunuz.. Dünyada bu korkulardan daha fazla sıkıntı vericek ne olabilirki ? Neden yaşıyorum yada arada neden bu korkular geliyor bilmiyorum , bu hastalığın beni götürdüğü nokta insanın zihnine ne kadar güvenebileceği sorusu oldu..
Anladığım kısmen bertaraf edilebilsede , sonradan yine bu korkuların geldiği..
Buda kendimin oluşturduğu sıkıntı ve negatif düşüncelerin , dış destek vasıtasıyla şiddetinin arttırıldığını düşünüyorum..
Yani ortada bir çarpan var gibime geliyor.

Aslında kendi durumumun neden kaynaklandığını çok iyi biliyorum , bilmediğim bundan nasıl kurtulacağım.. Düşüncelerimin büyük oranda kendime ait olmadığınıda , bunları anlatması çok zor heleki bu karışık kafayla..

Sevgiyle..



Sevgili mika_hakinen, bir yanılgı içerisindesiniz şöyle ki; o düşünceler tabii ki size ait ve sizin sorumluluğunuzda, işleyiş sistemimiz öyle mükemmel ki; andaki realiteye uygun olmayan düşünceler ürettiğimizde önce duygu formları ile uyarılıyoruz, eğer bunu da dikkate almaz isek bu kez beden belirtileri ile uyarılıyoruz, ve hiç dikkate almayıp kendimizi otomatik düşüncenin eline bıraktığımızda da hatalı düşünüşlere karşı ruh ve bedenin tepkileri birleşip kronik hastalıklar şeklince bize ıstırap veriyorlar. Bu ıstırapların amacı o kadar iyi niyetli ki, onlar sadece şunu söylüyor "haydi kendine gel bu düşünce yanlış, asıl realiten bu değil, bu illüzyon.. izle artık şu düşüneni ve dön bak gerçeğine sonra da karşılaştır doğru olmadığını göreceksin. Hadi uyan!" Güven duymamız gereken her şeyi ona teslim ettiğimiz olumsuz doğası ile bizi yönlendiren zihnimiz değildir, güvenmemiz gereken onun ötesindeki onu izleme yetisi olan ve evrenin zekasıyla da işbirliği içerisindeki bilincimizdir. O varlığa aittir bedenin ötesinde vahdaniyete yolculuk yapan realitemizdir. Biz ondan ayrı değiliz sadece zihnimizin perdelediği asıl realitemizin farkına varamıyoruz. Ayrılık illüzyonu ile perdelediğimiz bu realiteden daha güçlü hiç bir şey yoktur, tüm negatifler bir araya gelsede bunun üstesinden gelebilecek bir güce sahip değildir. Çünkü negatifi üreten zihin bazlı bir enerjidir oysa zihnin ötesine geçtiğimizide ondan kat kat güçlü realitemiz bize sahip çıkar ama bunun için öncelikle onun farkındalığı gereklidir ve ona güvenmek!

Nedense düşünüşün ürettiği duygu formlarıyla yarattığımız illüzyonlar da kalmayı tercih ediyoruz, deneyimlemek istemiyoruz. Zihin kendi varlığını, olumsuz doğasını korurken biz tembel tembel her şeyi onun akışına bırakmış izliyoruz, sonra da yarattığı sıkıntıların altından kalkamaz duruma geliyoruz.

Sadece deneyimle, bir kez olsun deneyimle! Bunun için yardım edebilirim elimden geldiğince.

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 17/06/2008 13:06:30
Go to Top of Page

zhouenali
Kehribar

Turkey
55 Posts

Posted - 17/06/2008 :  13:53:58  Show Profile  Visit zhouenali's Homepage  Reply with Quote
sevgili arkadaşlar,

Burada gerçekten çok güzel paylaşımlar var ve sevgili ivrin'in deneyimleri ilham verici. Ben hayatımda sizin bahsettiğiniz hastalıkların hiçbirini yaşamadım ve neler yaşadığınızı hayal dahi edemem. O yüzden şöyle yap, böyle yap dersem sağlıklı bir bilgi vermemiş olurum. Ben daha ruhsal olana yönelmeyi düşünüyorum ve kötülüğü karşılamanın genel yolu bence poneroloji denilen ve kötüyü, onun doğasını inceleyen bir bilim. Kötü her zaman benzer kalıplarla saldırır ve birini anlayıp bağışıklık kazandığınız anda daha güçlüsü çıkar. Konuyu başlatan soruya dönecek olursak pozitif eğilimli varlıklar da mümkün olduğunca saldırı altında ama bazı seviyeleri aştığınız zaman saldırıya karşı bağışıklık kazanıyorsunuz. Hızlı koşan bir avı yakalamak yavaş koşanı yakalamaktan daha zordur dersem sanırım güzel bir benzetme olur. Ama hızlı koşan av da teknolojik olarak gelişmiş silahlarla avlanmaya mahkum olur. Silahların teknolojisi ilerledikçe onları kullanmayı bilen adamlar da azalıyor ve avı yakalaması daha da zor oluyor ama yine de av hiç bitmiyor ve dalga gelene kadar da bitmeyecek.

Zayıfların hedef seçilmesinin sebebi aslında hiçkimsenin zayıf olmamasıyla açıklanabilir sanırım. Herkesin bir koruyucu ruhu var deniyor ya herkesin de kendine özel saldırganları var. Hatta bir ara Kasyopyalılar çok ilginç birşey söylemişlerdi. Gelecekte Kertenkelelere katılan bir insan varmış ve bu insanı kaçıran kertenkele aslında zamanda geriye giden kendisiymiş. Kendi varlığını güvence altına almak için kendini kaçırmış. Olası geleceklerden birinde hepimiz kertenkele olduğumuza göre ben kimsenin diğerinden daha az saldırı altında olduğunu düşünmüyorum. Hepimizi hizaya getirecek adamlar var, sadece saldırılara verdiğimiz tepkiler farklı. Burada pekçok etken var ve aklıma ilk gelenler farkındalık ve karma. Bu tarz etkenler çoğaltılabilir ama galiba
en önemlileri bu ikisi.

Panik atağın çaresi galiba ivrin'in dediği gibi herşeyin bir olduğunu ve korkuların da insanın bir parçası olduğunu idrak etmek. Ben kendi adıma korkunun sevgiyle kucaklanması yerine varlığının kabul edilmesi ve bize vermek istediği dersin dikkatle gözlemlenmesi olduğunu düşünüyorum. Ders alındıktan sonra korku cesarete dönüşür. Simya da biraz budur aslında...

Sevgili ivrin'e katıldıktan sonra şimdi de katılmadığım noktaya geçeyim.

Ben negatiflerin güçsüz olduklarını düşünmüyorum(en azından sayıca fazlalar) ve onları saygı duyulması gereken, küçümsenmemesi gereken düşmanlar olduğuna inanıyorum. Tabii sevgili ivrin'in nelere inandığınıbilmiyorum ama benim onayladığım bir kaynak olan Pleiades bilgilerinde neden bize bütün güçleriyle saldırmadıkları sorulunca Pleiadesliler onların bizi küçümsediklerini söylüyorlar. Ben de buna inanıyorum, ve bizim aynı hatayı yapmamamız gerektiğini düşünüyorum.(bu bahsettiğim soru ve cevap bozadi'nin bu bölümdeki Pleyades öğretileri başlığında görülebilir.)

İkinci katılmadığım nokta "siz ondan çok büyük bir bütüne aitsiniz" sözü. Bence hepimiz aynı bütüne aitiz ve yaradanın parçaları
sadece biz değiliz. Sadece onlarla farklı bir yolu seçmiş insanlarız. Yol ikiye ayrılınca diğer yoldan giden dostunuzu, sizinle aynı olan şeyi neden küçümsüyorsunuz, acıyorsunuz, zavallı görüyorsunuz? Acıma konusunu burada tartışmıştık ve bence ortada acınacak bir durum yok, sadece deneyimler var.

Ben söylenen sözlere takılan bir insanım ve bunlar da takıldığım sözler. Amacım negatifleri kendi gerçekliğimden gördüğüm şekilde yansıtmak ve sevgili ivrin'in onları nasıl gördüğünü de merak ediyorum o yüzden bunları sormak istedim.







Edited by - on
Go to Top of Page

zhouenali
Kehribar

Turkey
55 Posts

Posted - 17/06/2008 :  14:07:17  Show Profile  Visit zhouenali's Homepage  Reply with Quote
Yukarıdaki konulardan tamamen bağımsız olarak birkaç gün önce yüzdeleri tartışırken ben psikopatlardan bahsetmiştim. Sevgili Qaan da ne olduklarını merak etmişti. Laura ve ekibinin bilgileriyle bir yazı oluşturdum ve Qaan'a gönderdim. Bana kalırsa yazı bu forumun konusu değil, Qaan da öyle düşünüyor ama bilgi korur sözü de ağır basıyor bir yandan. Bu yazıyı buraya aktaracağım ama sadece biraz bilgi sahibi olmamız için. Belki hayatınızda bu tarz insanlar vardır(benim olmuştu mesela ve hala etkileri sürüyor) ve onları tanımlamak, erkenden kurtulmak çok faydalı olabilir. Qaan'a verdiği izin için teşekkür ediyorum ama bence bu yazı hakkında derin tartışmalara girmez, forum kurallarının fazla dışına çıkmazsak daha iyi olacak. Sadece bilgi olarak aklınızın bir köşesinde bulunsun:



Psikopatlık terimi aslında genel bir terim ve son zamanlarda bazı insanlar arasında sosyopatlık olarak da geçiyor. Bu konuda yapılan araştırmalar bu insanların halkın %4 ile 6'sı arasında olduğunu gösteriyor ama her zaman söylediğim gibi istatistikleri sevmiyorum.

Bu konuda ayrıntılı bir analiz Andrey Lobachevski%ye ait. Lobachevski Polonyalı bir psikolog ve hayatını Poneroloji%ye adamış. Poneroloji dinsel bir terim ve kötünün araştırılması anlamına geliyor. Bunun yararı kötülüğün bizi, çevremizi ve toplumumuzu nasıl esir ettiğinin farkına varmak. Bazılarına göre bu yöntem zihinsel temizliği ve insanın değerlerini elinde tutmanın tek yolu. Nasıl saldıracaklarını bilerek onlara karşı bağışıklık oluşturma şu günlerde pekçok insanın uğraşı. Laura'ya göre "Bana ne, kim ne yaparsa yapsın, ben kendi işime bakarım, yok olana kadar bekleyeceğim" gibi düşünceler savaşın başından itibaren hatta savaşmadan kaybedilmesi anlamına geliyor. Bu tarz kötülükler karşısında sağlığı korumanın imkanı olmadığını düşünüyorlar. Benim de aklıma eski bir söz geliyor: Savaşmadan asla pes etme.

Lobachevski bu konuda çalışmaya başladığı anda okuduğu okulun kütüphanesinde bu konuyla ilgili bütün kitapların yok olduğunu söylüyor. Sanki biri onların bu konuları araştırmasını istemiyormuş gibi. Sanki kötüyü tanımak ve bağışıklık kazanmak bazılarının işine gelmeyecekmiş gibi.

Lobachevski bu konuyu çalışmaya karar verdiğinde arkadaşlarıyla beraber bir anlaşma yapıyorlar ve diğer bilim adamları da işe girip çıkıyorlar. Bu proje yıllar sürüyor ve yaşadıkları şeyi diğer insanlara ulaştırmaya karar veriyorlar çünkü bu olayların daha önce olduğunu ve tekrar olacağını düşünüyorlar. Yazılarına göre Lobachevski ve grubu bu arınma sürecini yaşarken zihinsel yönden de rahatlayıp temizleniyorlar.Buna ek olarak diğer insanların sağ çıkamadığı şeylerden sağ çıkma yeteneği geliştiriyorlar. Hatta ilginç bir anektod var. Lobachevski 1951 yılında ilk kez tutuklandığında ona yapılan şeylere karşı hiç defansı yokmuş ve çok korkuyormuş.(Tutuklanmanın düşünce suçu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım) En son 1968#8217;de tutuklandığındaysa karşı çıkmış, itiraz etmiş ve onu sorgulayanların gözlerinin içine bakarak onlar hakkında pek de hoş olmayan düşüncelerini söylemiş. Lobachevski tam şiddetli bir tepki beklerken adamlar şaşkınlıkla birbirlerine bakmışlar ve onu serbest bırakmışlar. İşe yaramış ki bir daha tutuklanmamış. Şu an 88 yaşında olan bu adamın çalışması ben okuyamasam da tahminime göre takdire değer.


Psikopatlarla ilgili bilinmesi gereken en önemli şey korkutucu olmadıkları. Aslında çok sevimli ve çekici insanlar. Konuşkan ve yanlarında bulunulmaktan hoşlanılan insanlar çünkü derin mevzular hakkında konuşmuyor ve sizi rahatlatıyorlar. Sizden bir talepleri yok, eğlenceli ve rahat olabiliyorlar ama bunlar arkadan hamle yapmak için etrafı sis tabakasıyla kaplama amacı güden eylemler.

Bir psikopatı tanımanın iyi yollarından biri acındırma isteğidir, kullandıkları ilk tekniktir. Bu sayede diğer insanlar üzerinde etki sahibi olurlar. Bir psikopatın temel özelliği normal insanlarda bulunan sevgi, şefkat, vicdan, korku, pişmanlık, utanç, sorumluluk duygusu gibi duyguları hissetmemesidir. Onların bakış açısına göre bu tarz duygular sıradan denilebilecek insanlara aittir ve insanlar bu tarz düşüncelerle kendilerini kandırmaktadır.

Tehlikeli kısım da ne olduklarını bilmeleri ve buna uygun davranmaları. Buna uygun davranmak demek diğer insanları kandırmak için yukarıda saydığım tüm insana ait özelliklerini taklit etmeleri demek. Diğer insanları gözleyerek bu özellikleri öğrenip taklit ettiklerinde diğer insanları psikopat olmadıklarına inandırıp gizlenmeye devam edebiliyorlar.

Lobachevski#8217;nin kitabının adı Politik Poneroloji ve o bu psikopatları politikada arıyor. Bu insanlar başkalarınının zaaflarını kendi çıkarları için kullanarak güce ulaşmaya çalışıyor ve bunu hiçbir ahlaki değere bağlı kalmadan yapıyorlar. Amerika#8217;da politikacılar daha üniversite yıllarından seçilip büyük şirketler tarafından destekleniyor. Bugün Amerika'ya baktığımızda binlerce çocuğun katili Bush'a psikopat dememiz için ikna edilmemize gerek var mı?

Lobachevski diyor ki: Bu kişiler psikolojik ve ahlaki eksikliklerine rağmen birbirlerine karşı farkındalık geliştiriyorlar. Çocukluklarından itibaren kalabalık içinde dahi olsa birbirlerini tanıyabiliyorlar. Diğer insanlardan farklı olduklarının farkındalığını geliştiriyorlar.

Laura#8217;ya göre bu insanlar bir araya gelince otomatik olarak komplo kurmaya başlıyorlar. Bu insanlar diğer insanları "diğerleri" ve avlanacakları bir şey olarak görüyorlar. Doğal eğilimleri yaptıkları komploları saklamak çünkü bu onlara göre şempanzelerle yapılan bir araştırmayı şempanzelere açıklamak olur, onlar diğer insanları şempanzeler olarak görüyorlar.

Bir noktada Laura bu konuyla ilgili yazılarda okuduğu bir yorumu aktarıyor: Bazılarına göre vicdan, suçluluk duygusu, sevgi bizi geride tutan şeyler, evrimdeki hatalar. Eğer psikopatlık bu zayıflıklıkları ortadan kaldırıyorsa kim onlara hasta diyebilir ki? Belki de onlar evrimin bir sonraki aşamasıdır.

Ben bu cümleyi duyduğum anda aklıma kanser hücreleri geldi. Bu hücreler çok hızlı bölünür, uzun yaşar ve vücudun onun büyümesini engelleyen mekanizmalarına karşı etkilidir. Genetikçiler de kanserin evrimsel olarak avantajlı olduğunu kabul eder ama bu avantajın organizmanın ölümüne yol açacağını bilir. Psikopatlar için de aynı şey geçerlidir. Onlar evrim sürecinin sonraki aşamaları olabilirler ama içinde yaşadıkları ve ihtiyaç duydukları dünyayı yok etme eğilimindedirler ve benim bakış açıma göre buna sağlıklı demek mantıksızdır.

İkinci ilginç nokta ise biri Laura'ya psikopatların doğru ve yanlış arasındaki farkı bilip bilmediklerini soruyor. Laura da vicdanları olmamalarına rağmen bu farkı çok iyi bildiklerini hatta bugün yanlış veya doğru olarak gördüğümüz şeylerin pek çoğunu psikopatların etkisi altında kalarak kabul ettiğimizi söylüyor.

Burada önemli nokta, bu insanları tanımak için önemli olan şey bazı insanların bizim anladığımız anlamda bir vicdana sahip olmadıklarını kabul etmek ve bunları tanımaya, tanımlamaya çalışmak.

Laura bu noktada ilginç bir yorumla konuşmasını bitiriyor: Bugüne kadar ırk, din ve diğer farklılıklar için bir sürü savaş verdiniz ama hiç vicdanı olan ve olmayan insanlar arasındaki farkı tanımladınız mı?

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 17/06/2008 :  15:42:29  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Zhouenali, ifade biçimimin en yalın halini kullanarak ve biraz da tiyatral bir anlatımla canlandırarak anlatmaya çalışacağım.

Kötü her zaman belli kalıplarla saldırır demişsiniz katılıyorum.
Peki neden saldırır?..
İyiyi deneyimleseydi, onunla özsel anlamda tanışmış olma fırsatı olsa idi yine saldırır mıydı?

Acıma duygusunu bir tarafa bırakalım ve negatif pozitif MÜCADELESİ içerisinde bir pozitif olarak negatifi nasıl dönüştürebiliriz bunun için savaşmamız mı gerekli, yoksa varolan iyinin nasıl bir şey olduğunu, gücünü, hazzını, hissini kötüye deneyimletmemiz mi gerekli?

İyi ve kötü kime göre iyi ve kötü, bir kötü ile empati kurduğunuzda kötünün doğrusunu anlamak mümkün mü, ve onun doğrusundan hareketle bizde kötü olabilir miyiz? Elbette olabiliriz, peki onun doğrusundan hareket yerine onu özgür kılıp varlığına teslim olarak (ama sadece varlığına), ilkelerine ya da sürüklediği şeye teslim olmadan kendi gücümüzle yani iyinin gücünü bilerek ve birlikte birbirine zarar vermeden de varolabileceğimizi göstererek sonuç elde edebilir miyiz? Birde bu yönden bakmak gerek diye düşünüyorum.

Av ve avlanma boyutundan çıkılıp etki altında kalmadığını, bu konudaki gücünü de ortaya koyarak ve karşıt olanı özgür bırakarak, bizim üzerimizde etkisiz hale getiremez miyiz? Ben bunları deneyimledim ve beni kendi deneyimimde bu başarıya götürdü. Evet çoğu kez negatif dönüşürken çoğu kez de karşısındaki gücün bilincine varıp zarar vermeden terk edip gitti. Bu benim için onun varlığını kabul edişti, belki onun için de öyle idi emin değilim ya da gardını alıp yeniden deneyecek, ne fark eder ben ne olduğumu bileceğim bu saldırılara esir olmayacağımı bileceğim, ama ona saldırmayacak, yok etmeyecek varlığını kabul edeceğim. Böyle bir özgürlük içerisinde neden saldırıya devam etsin ki? Ben ona savaş açmıyorum, sevgiyle tanıştırıp kendime göre ona bir fırsat yaratıyorum, dönüşmesi amacıyla da yapmıyorum bunu, sadece tanışması için fırsat yaratıyorum aslında, ama birçoğu da dönüşüyor amacım bu olmasa da. Benim yaptığım özgür irademle varlığımı ortaya koymak onu dönüştürmek değil aslında. O varolmaya isterse devam etsin ama beni rahatsız etmeden ve varlığımı kabul ederek, çünkü ben varım iyiliğim o var o da kötülük ben tanrının bunu bende deneyimlediğini kabul ederek o da kötülüğü onda deneyimlediğini kabul ederek çatışmadan varolabiliriz. Çünkü nasıl ki iyilik kendi içinde iyiliği deneyimleyebiliyorsa kötülük te kendi içinde kötülüğü yaşatabilir bunun için iyiliğe saldırması gerekmiyor. Saldırma nedeni bizimkiyle aynı da olabilir, yani bizim gibi bir korku formuyla bir illüzyonun içerisinde olabilir. Asıl anlatmaya çalıştığım bu idi kimse kimseye savaş açmasın ve dayatmasın dönüşmek isteyen özgür iradesiyle dönüşsün bunu da bilmeyene ancak bir bilen öğretebilir. Bu arada ben onu kabul ettiğim için, onunla savaşmadığım için enerjimi de boşa harcamayacağım ama o harcamaya devam etmekte özgürdür, tükenecek olan onun enerjisi. Eminim belli bir süre sonra bu strateji onun da hoşuna gidecektir eğer tükenmek istemiyorsa;)

Kötü iyiyi küçümsüyor çünkü onun doğrusuna ters hareketle varlığını sürdürüyor, kötünün üstünlüğünü biliyor.. biz kötüyü küçümsüyoruz iyinin üstünlüğünü biliyoruz bu durumda her iki taraf üstünlüğü bir yana bırakıp sevgide birleşirse iyi veya kötü pozitif veya negatif kavramlarına ne olur??? Sevgi ne iyidir ne de kötü o herkesin sahip olabileceği ve kendisiyle alakalı olan en değerli şeydir, bence bunu keşfetmiş her varlık iyiye veya kötüye dönüşmese de sevgiye dönüşecektir. Ondaki özgürlüğün cezp ediciliği direnmenize izin vermez siz kendinizden hiçbir şey eksilmeden kötüyü sevebilirsiniz. Bu bir MÜCADELE ise sana zarar veren bir şeyi yok etmek yerine dönüştürmek mantığı, ya da sevgide birleşip özgür kılmak ama hegomanyası altına girmeyecek kadar da güçlü olduğunu bilmek bildirmek mantığı, bir çeşit demokrasi yani. Ama bu demokrasi içerisinde bile ilk başlangıçta birbirinize bir gövde gösterisi sergilersiniz bu bir savaş sanatıdır saldırmaz ama küçümsersiniz çünkü, karşıdan size saldırı vardır, bu durumda ciddiye almamanız büyük bir şaşkınlık yaratır (hatta korkutabilir de lakin amacımız korkutmak ta değil, ipotek altına girmeyecek kadar güçlü olduğumuzu ortaya koymaktır). Sevgiyle varolanı kabulde otomatik bu küçümseme vardır zaten, ne olduğunu bilirsin ve sadece seversin ve çabasının boşa gittiğini de görürsün.. ya sevgiyle kabul edeceğizdir ya da korkup yenik düşeceğizdir veya savaşıp zafer ilan edip veya kayıp olacağızdır. Bu üç şıktan hangisini tercih etmeliyim? Ben varolana teslim olup ama onun saldırısı karşısında pasifize olmuyorum, gücümü biliyor, ona güveniyor ve tavrımı koyuyorum bu bir küçümseyiştir ama diğr iki şıktan en doğru olanı hayat kurtaranıdır. Çünkü burada öncelikli olan benim saldırı altında olduğum gerçeğini kavramak ve onun üzerine çözüm üretmektir.

Bence zayıflar hedef seçilmiyor tam tersine farkındalığı gelişmeye başlayanlar bu tür saldırılara daha çok uğruyor çünkü korku formu devreye giriyor, çoğalan bir şeyin karşısında yok olma tehlikesi. İşte o noktada başlangıçta küçümsemeyle başlayan gövde gösterisinin ardından, sevgiyle kabul ve negatifin "varlığına" teslimiyet gelirse, ortada bir ret olayı olmadığı için karşı taraf şunu anlıyor "evet hem yenilmeyecek kadar güçlü hem de varlığımı kabul edecek kadar gerçekçi, kafasını kuma gömmüyor ama benden de korkmuyor. Bunu ne ile başarıyor sevgi dediği güç ile" doğrusu bu durumda kim olsa sevgi ile tanışmak isteyecektir. Hıııı ilk başlarda bizim onların özelliklerinden ya da yetilerinden korktuğumuz gibi onların da sevgiden ve bizim penceremizden bakmaya korkmaları gayet doğal, bu durumda çekip gitmeyi de tercih edebilirler. Zaten son paragrafımda da belirtmişim ürün zihnimizin eseri korkulacak bir şey yok, biz biriz bütünüz savaş açmaya da gerek yok, ama başlangıçta küçük bir gövde gösterisinde sakınca göremiyorum sadece strateji amaçlı. Bu bende küçümseme olsun sizde farklı bir şey olsun ya da olmasın. Andaki realitenin içerisinde şekillensin, zaten bir isek akışa bırakmamız gerekmiyor mu??? Önemli olan, küçümse veya küçümseme yenmek ve yenilmek zorunda olmadığını bil yeter! Biz bütünüz, negatif ile de bütünüz ama negatife yenilecek güçsüz varlıklar değiliz! Öyle düşünen sadece kendisini kandırır.

"Siz ondan çok büyük bir bütüne aitsiniz" sözü ise sevgiyi de içeren bir söz idi.. sadece negatif karşıtı pozitifi içermiyordu! Pozitif düşünen her varlığın sevgi ile de bütünleştiğini ve gücüne güç kattığını yadsıyamayız, her ne kadar sevgi tarafsız olursa olsun henüz negatifin tanıştığı bir kavram olduğunu sanmıyorum, eğer öyle olsa idi saldırı yerine kabulü yaşardı. Ben negatife acımıyorum ve onunla bir bütün olduğumu biliyor ve teslim oluyorum bunu defalarca belirttiğimi hatırlıyorum, benim acıma duygum (adı üzerinde duygu yani form) bana gelen saldırıya karşı ilk hareket olarak bir strateji olmakla beraber aynı zamanda onun benimle ilgili hissettiğini benimde onunla ilgili hissedebileceğimi ortaya koymak oluyor. O hatta o kadar emin ki ilk saldıran o oluyor sen gidip "hey bana niye saldırmıyorsun" demiyorsun. Bu durumda o küçümsediği şeyi ona onaylatmak mı doğru strateji, yoksa ona kendi silahını aynada bende de var diye göstermek mi? Bende o silah yok ama ben diyorum ki "bak bende de var ama hiçbir zaman bunun varlığına güvenip sana saldırmıyorum, sen özgürsün".

Sevgili dostum, dış dünyadan gelen negatiflerden korunmadan önce bizim içsel yolculuğumuza seyahat ederken zihnimizin yarattığı illüzyonlardan kurtulmamız gerekir. İşte eğer bir savaş yaşamamız gerekiyorsa bizim gardımızı burada almamız gerekir. Önce kendi düşünüşümüzden sorumlu olmamız ve bilincin nezdinde onu daima gözlemleyen olarak orada bulunmamız bu bile bizi dışsak olan her negatif saldırıdan korunma adına güçlendirecektir. Hatta belki de negatifin saldırılarına maruz kalmamızı önleyecektir. Hep teslimiyetten bahsederken asla teslim olmamamız gereken zihnimizi daima kontrol altında tuttuğumuzda hiçbir şeye davetiye çıkarmadığımızı da göreceğiz. Sadece deneyimlemek işte bu!

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 17/06/2008 15:55:13
Go to Top of Page

mika_hakinen
Akik

19 Posts

Posted - 17/06/2008 :  16:12:13  Show Profile  Visit mika_hakinen's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by ivrin

Sevgili dostlar zor olduğunu kabul ediyorum, evet çok zor. Ama, eğer benim gibi dibe vurmuş olsaydınız ve o karanlığın içerisinde bir toplu iğnenin ucu kadar bir işik görseydiniz o ışığa yönelmeyecek miydiniz. İşte ben o ışığa yöneldim ve o ışığın adı sevgi idi!
Sevdiğim zaman her şey salındı dönüştü ama yine söylüyorum o dipti. Dibe varmadan önce bende sizler gibi çok çabaladım hastanlerde yattım, sadece uyumak istediğim günleri hatırlıyorum; uyumak, uyuşmak, sonsuza dek hiç bir şey hissetmeden öylece kalmak istiyordum. Çıldırmıştım ve o çılgınlık içerisinde farkındalık geldi ve o farkındalığın başlangıcı da teslimiyetle mümkün oldu. Neye teslim oldum; çıldırmış olmaya bıraktım kendimi, delirmekten korkmadım onu deneyimlemek istedim. O bir felaketti ve ben o felakete teslim olup onu deneyimlemeye karar verdim "Ya hep ya hiç" dedim "hergün ölmektense teslim olmalıyım, hemen şimdi." delirmeyi tercih ettim. O deliliğin içine doğru çekilirken onlardan korkmadığımı gören negatif her şey kenara çekilip bana yol açıyordu. Hatırlıyorum o duyguyu ben bilinçlendikçe onlar şaşkınlaşıyor ve ufalıyorlardı. Bu bir yönlendirme ya da imgeleme olayı değildi teslimiyetin mucizesiydi. Hiç bir şey imgelemedim hiç bir şey düşünmedim sadece ölüme dahi varolan her şeye teslim oldum. Şimdi, her türlü büyü bizim yegane varlığımız ve bütünlüğümüz olan yaratanın içerisinde, o gücün binde birine bile sahip değildir. Teslimiyet ise yaratanın gücünü bilerek teslim olmakla mümkündür. Her zaman negatif saldırılara maruz kalıyoruz ama onlardan büyük olduğumuzu bildiğimizde etkileri yok oluyor ama korkup onları yücelttiğimizde onlar efendiliğinin farkına varıyor. Bu bilinç tıpkı tanrı bilinci gibi siz içinizdeki tanrıyı farketmediğiniz sürece o kendisini farketmiyor yani siz negatifin sizin realiteniz karşısındaki güçsüzlüğünü farketmediğiniz sürece ona efendilik bahşediyorsunuz. Nedir negatif olan size gelip sizi zorlayan, onu analiz edin. Bir ateş mi; sokun elinizi ateşe yanmasını göze alın teslim olun ama realitenizin bilincinde olarak. Siz ondan çok daha büyük bir bütüne aitsiniz ve deyin ki, senden korkmuyorum hatta küçümsüyorum acıyorum bundan dolayı da sevgiyle yaklaşıyorum, sen bir zavallısın bu sevgiye ihtiyacın var ve yaratıcının nezdinde o büyük gücün bir parçası olarak bana yapmak istediğine ait olduğum o büyük güce güvenerek teslim oluyorum hadi yak beni, ben bütünün bir parçasıyım bütünü yakabilmeyi göze alıyorsan yak beni. Bu teslimiyet büyük bir gücün nezdinde varolan bir teslimiyet bu teslimiyet ne olursa olsun yanmaya geldim değil ama yanmayı göze alan cesaret ile korkusuzca birliğin nezdinde. Bu teslimiyet aslında kötü olana negatife teslimiytin çok ötesinde bir teslimiyet, bu teslimiyet kendi realitene teslimiyet! Yaratıcı gücün büyüklüğünün farkında bir teslimiyet, neye ait olduğunu bilerek.

Sevgiyle..



Sevgili irvin sana katılmakla birlikte , bunun çok zorlu ve ağır işleyen bir süreç olacağını düşünüyorum..
İnsan gelişecek , olgunlaşacak , bu çektiği acı ve sıkıntılardan kendine ders çıkartıp düşüncelerinde değişim yaratıcak , buda titreşimini arttırıp üzerinde hiçbir negatif etki bıraktırmayacak şekilde yok edicek.
Ama şu noktaya dikkat , değişim yaratmak istediğimiz düşünceler bize ait değilse. Bu size çok fantastik gelebilir ama ben yaşadığım deneyimlerden sonra buna inanıyorum ne yazıkki. Ne yazıkki diyorum çünkü bu gerçekliği öğrenmek bile insana zarar verebiliyor.
Ben bazı metodlarla kısmende olsa bu etkilerden kurtulmayı başarabiliyorum , kafamın sağ kısmında ve sağ bacağımda başlıyan enerji geçişleri , sonra kasılmalar , istemsiz hareketlere kadar varan fiziksel etkiler sonucunda inanılmaz bir rahatlama , zihin berraklığı oluşuyor.. Şimdi ben bunları yaşadıktan sonra , kafamın düşünceli olması / insanlarla iletişim kurmak istemeyişim , sürekli kafamın düşünceli olması vb.. sıkıntıları %100 olarak kendimin yarattığına nasıl inanabilirim.
1 saatlik bir okuma sonucunda , ben bu etkilerden büyük oranda kurtulabiliyorsam demekki sıkıntılı olduğum zamandaki yaşadıklarım büyük oranda bendeki var olan etkiden dolayı oluşan durumlar..
Bunu mücadeleden kaçış veya kolayı seçiş olarak yorumlamayın , ama bedenimdeki enerji geçişlerini / kafamın sağ kısmındaki basıncı sürekli hissedip , belirli okumalar sonucunda bunların yok olduğunu , ruhsal durumumun değiştiğini gördükten sonra ben nasıl bunlara inanmıyabilirim..

Benim bu durumla en büyük mücadelem korku ataklarıyla mücadele , önce düşünce labirentleriyle başlıyan süreç , sonrasında kendinize bir şey olacak korkusuyla başbaşa kalmanıza yol açıyor..
Bu öyle dehşet verici bir durumki , o an gerçekten öleceğinizi / aklınızı kaçıracağınızı falan sanıyorsunuz.. Sonrasında bir şey olmuyor ama o sıkıntı silsilesi içinde buna set koymak gerçekten zor..
Ben buna rağmen bunun üzerine çok gittim , bu ataklara karşı koyarak adeta ölümü ve diğer korkuları (pa piskolojisiyle) hiçe sayarak aldırmadım. Sonrasında inanılmaz bir rahatlama , berrak bir zihin oluştu. Ama ne kadar mücadele etsemde , sonradan bu sıkıntılar tekrar başlıyor..
Sanki bataklık kurumuyorda ben oradan yayılan sineklerle mücadele ediyorum..

Ben bu konuda @masterphidias arkadaşımıza katılıyorum..
Fiziksel rahatsızlıklarda nasıl moral çok önemli olup , hastalığın geçmesi için %100 yeterli değilse, bu tür ruhsal rahatsızlıklardada sevgi ve mücadelenin önemli olup yinede yapılması gereken bazı noktaların gerektiğini düşünüyorum..

Sevgiyle kalın..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 17/06/2008 :  16:42:30  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostum seni o kadar iyi anlıyorum ki, bunları yaşadım. Kendi sorularının arasında sana bir cevap buldum bu seni ne kadar rahatlatır bilmiyorum ama şu cümlene dikkat et diyorsun ki, "1 saatlik bir okuma sonucunda , ben bu etkilerden büyük oranda kurtulabiliyorsam demekki sıkıntılı olduğum zamandaki yaşadıklarım büyük oranda bendeki var olan etkiden dolayı oluşan durumlar.." Sevgili mika_hakinen, sen okuduğun her ne ise onu okumaya başladığında an'a geliyorsun zamandan arınıyorsun tam ve bütün halde şimdi de olduğun için (çünkü okuduğun şeye konsantre oluyorsun) sıkıntıların geçiyor!!! Buna dikkat et. Geçiyor çünkü, illüzyon duruyor, zihnin faaliyeti duruyor sen an'da oluyorsun yegane gerçeğin içinde. Atıyorum seni o gerçeğe bir tokatta döndürebilir ve ya kendine periyodik zamanlarda atacağın bir çimdikte ama sen okuduğun şeye inanç geliştirdiğin için ona konsantre olduğun için o seni an da tutuyor! Lütfen benim msn adresimi listene ekler misin, seninle konuşmak istiyorum. Ancak beni listene eklerken lütfen kim olduğunu belirt ki davetini kabul edeyim çünkü bazen kötü niyetli davetler olabiliyor bu sebeple her gelen msn davetini kabul edemiyorum.

Bu konuyu konuşmak istiyorum izninle..

Sevgiyle kal..

Edited by - ivrin on 17/06/2008 16:50:45
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 17/06/2008 :  16:56:05  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Şu an söylediğin herşeyi yaşadığıma dair sana hastane raporlarıyla isbatlayabilirim. Onlar benim düşüncelerim değillerdi öyle biliyordum, dışardan saldırıya uğruyor ve yönlendiriliyordum inancım bu idi. Başka türlü düşünemiyorsun zaten, acının durması için neler vermezsin. O istem dışı kas hareketlerini kontrol ederken bu kasılmalar artıyor, etraftan kimse farketmesin diye yaşadığın ıstırabı çok iyi biliyorum. Avuçlarının içi terliyor ve başında sana ait olmayan bir gürültü ve kasılmalar silsilesi var, ya uğultuya ne demeli kulaklarını kapatıyorsun ama onlar hala orada. Patlamaya hazır bir bomba gibi beynin, başını tutamıyorsun senin kontrolün dışında.

Okuduğun şeyler şimdilik senin yardımcı malzemen olsun, ona inancını yitir demiyorum.. şimdilik ona ihtiyacın var ama lütfen onun dışında deneyimlerde bulun; anksiyetelerin geldiği anlarda mekanı hemen değiştir o anda.. 15 dakikalık anksiyeteler bunlar çok uzun sürmez ama çok acıdır biliyorum. Sonra en çok sevdiğin uğraşın ne ise ona yönel, hemen orada her şeyi bırak ve ona yönel, seni an'a taşıyabilecek her şeye yönel dene bunu lütfen!

Bu deneyimler sana farklı bir farkındalığı kazandıracak bu farkındalık ta hepsini bitireblmenin anahtarının sende olduğu farkındalığı! Etrafında senin hakkında düşünenleri biliyorsun değil mi, ne dediklerini biliyorsun çünkü sen an da değilsin o an onların düşünceleriyle birsin.. Gözlerine baktığında ne düşündüklerini biliyorsun. Şu an bunları okurken ve sana yazarken ağlıyorum o acıları büyüklüğünü biliyorum. Birinin senin hakkında ne bildğini bilmenin ne demek olduğunu. Onu durduramamanın verdiği acıyı bir noktaya bakarken doksan derece açıda olan kişinin sana bakışını mimiklerini görüşünü 50 metre arkandaki insanın hala sana bakışını görüşünü hepsini biliyorum. Sen kimsin bilmiyorum ama içinde olup biteni biliyorum. Acısını da!

Tıpkı bir kör misali, andaki gerçeğin içerisinde gördüğünden fazla şey yaşamak bizimkisi. Sana ait olmayan sınırlara girmeye başladığında senin realitenin dışına çıkıyorsun. Başkalarının düşüncelerinden sorumlu olmak gibi. Ben "kafamda bir kitle var" derdim "bu bana ait değil" diye haykırırdım. Durmak bilmeyen o gürültünün ne demek olduğunu yaşamayan nasıl bilebilir ki. Oysa bugün artık çok net bildiğim bir şey var, kimse beni ele geçirmemişti kimse benim kafama girmiyordu ama ben farkında olmadan herkesin kafasına giriyordum. Ben saldırıya uğramıyordum asıl saldıran bendim kendi realitemin dışında dolaşıyordum. Asıl saldıran bendim ama bunu bilmediğim için saldırıya uğradığımı sanıyordum. Anda bile olsam kendi realitemin dışında dolaşıyordum. İnan sende bunun farkına varacaksın ve bvunun korkunç bir şey değil aslında değerli bir şey olduğunu da göreceksin yeterki sendeki işleyişini keşfet ve bunu yapacaksın! Bu acılar çok büyük bir şeye dönüşecek sevgili dostum inan bana öyle bir lütuf ki her gün şükredeceksin. Aslında hiç bir şeye dönüşmeyecek tabii ki o sende varolan çok özel bir şey sen sadece kullanmayı bilmiyorsun emekleyen bir bebek gibi düşün kendini ve yürümek bir işkence senin için şimdi. Ayakta durabilmek için kalktığın her an ya poponun üzerine düşüyorsun ya da dizini üzerine, her yerin yara bere kan içinde ama yürümeyi öğreneceksin hatta koşacaksın. Sen nasıl muhteşem bir şeye sahip olduğunun farkında değilsin o kadar sadece onu kullanmayı bilmediğin için bu ıstırabı yaşıyorsun, bunu öğrendiğin gün bu muhteşem yetinden dolayı yaratıcıya ve kendine şükredeceksin inan bana. Ama önce işleyişle tanışman gerekiyor sonra o sıradan işleyişin ötesindeki kendi farkını görmen gerekiyor.. sonra dönüp arkana güleceksin bu günlere saldırıya uğradığın anlarda asıl senin nelere ve kimlere saldırdığını göreceksin. Güleceksin büyük bir huzurla:) ve artık kendi realitenin içerisinde yaşamayı da öğreneceksin.. ama yine istersen fakat bu kez kontrollü olarak o seyahatlere yeniden çıkabileceksin. Yine sırtından konuşulanları duymak istersen ya da boyutlar arası gelen o muhteşem mesajları işte onlarla ıstırapsız buluşabileceksin.

Hiiiç fantastik gelmedi dostum anlattıkların, onlar o kadar tanıdık ki:)

Şimdi çıkmam lazım, dediğim gibi eğer adresimi listenize eklerseniz bu konuyu detaylarıyla konuşur tartışırız.. kendi deneyimlerimi ve uyanışımı sizinle paylaşırım.

Sevgiyle dostum..

Edited by - ivrin on 17/06/2008 17:48:56
Go to Top of Page

mika_hakinen
Akik

19 Posts

Posted - 18/06/2008 :  03:50:48  Show Profile  Visit mika_hakinen's Homepage  Reply with Quote
Acı çekilip / çekilmemesi ne kadar sıkıntılı olunduğu , negatif taraf için hiç önemli değil. Onun için zaten siz kaybedilmiş bir kişisiniz.
Esas hedef düşünce karışıklığı , beynin ana odaklanmasını engelleyip kişinin öz benliğiyle arasına set çekmek, onunla bağlantı kurmasını engellemek. Ataklar zaten düşünce labirentlerinin son durağını oluşturuyor...
Zaten dikkatli incelenirse , bunun ciddi bir psişik saldırı olduğu anlaşılır.
Hedef sizi suya sabuna dokunmayan bir yaşama zorlamak , en ufak stres ve kaygılarda bile aniden gelen korku ataklarına karşı sizin bunları tekrar yaşamaktan korkup boşverci bir kişiliğe bürünmeniz..

Panik atak'ta , depresyondaki gibi salt bir sıkıntı hali yoktur.
Belli bir eylemlerden sonra oluşan korku atakları , sıkıntı silsileri vardır..
Mesela kişi evdedir rahattır , dışarıya çıktığı zaman inanılmaz kötü / güvensiz hisseder kendini aniden korkulara kapılır. Bunlarla mücadele edemezse , kişi tek başına evden dışarıya çıkamıyacak noktaya dahi gelebiliyor.
Yada kalabalık ortamlarda bulunmak , buda korku ataklarını tetikleyen önemli unsurlardan birisi..
Sanki bir yönlendirme var bu hastalıkta salt bir sıkıntı hali oluşturmak değilde, diğer kişilerle bağlantınızı kopartacak beyin karışıklığı , toplum içine girdiğinizde korku ataklarına kapılmak vb.. gibi.

Aslında korku atağını tetikleyen o kadar çok şey varki, bununla mücadelemi. Size şöyle örnekliyeyim.. İdam sehpansındaki mahkumun yaşadığı korku ile , ciddi bir korku atağı yaşıyan birisinin yaşadığı korku eşdeğerdir. Bu o kadarda olayı akışına bıraktıracak yada herşeyi sevgi ile kucaklayacak durumlar değil.

Aslında olay benim olayımda değil ,sadece negatif etkilerin ulaşabileceği son noktaya dikkat çekmek istedim. Ben zaten bunu bloke etmenin yolunu buldum kısa sürelide olsa. Bir şekilde atak ve sıkıntıları minimize edebiliyorum..
Ama bu tüm dünyada artan bir durum , insanlar acı çekiyor , korkuyor ama daha bunun neden kaynaklandığını dahi bilmiyorlar , doktorların 6 ay bu ilacı kullan hiçbir şeyin kalmaz dediklerine inanıp 10-15 sene ilaç tedavisi , piskoterapi görüp hiçbir fayda görmemiş hayatı acı ve korku olan milyonlar var.

Bana ilginç gelen , negatif etkilerin / saldırıların belli bir sistematiği , programı , ritüeli varken ve bunlar uzun uzadıya konuşulurken. Buna karşı koymanın , etkiyi yok etmenin metodları neden yok / konuşulmuyor..
Negatif durumu deneyimlemek ve bu durumu akışına bırakmak düşüncesi ise bana ters geliyor, insanlar ciddi bir fiziksel rahatsızlığa yakalandıklarında , farzedelim diş ağrısı veya daha ciddi kanser diyelim. Bu negatif durumu deneyimlemek yerine neden direk gidip tedavi oluyorlarsa / çaresini arıyorlarsa, bende o yüzden bunun çaresini arıyorum..

Sanırım biraz konu dışına çıkmış olduk bu yazdıklarımla :) , irvin seni ekledim msn'den görüşürüz artık..

Sevgiyle kalın...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 18/06/2008 :  14:32:43  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili dostum mika_hakinen, beni msn nize eklememişsiniz çünkü sizden bir davet almadım. Adresi bir daha kontrol ediniz lütfen!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 18/06/2008 :  17:10:57  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler
Psişik saldırılar hakkındaki deneyimimi ve sonrada düşüncelerimi açıklamak istiyorum.Birbuçuk yıl kadar önce oldukça meteryalist bir insan olarak yaşarken,daha önce düşünerek bulduğum-ortaya çıkardığım bir çok kavramı üst boyut bilgilerinde yeri yerine oturmuş olarak buldum.Bu noktaya gelmeden önce,suya sabuna dokunmadan bir yaşama dalmaya başladığımda işler (çokiyi) gidiyordu,ancak olması gerekenin bu olmadığını derinden bilerek başka bir mutsuzluk yaşıyordum,kendimi buraya ait hissetmiyordum,işlerin iyi gittiğinin nimetlerini de istemiyordum veya öyle öneriler geliyordu ki,şimdiki kazancımın 4-5 misli kazanç öneriliyordu,örneğin bir arkadaş ortaklık öneriyor veya bir şirket kuruluyor ve ortaklık öneriliyordu,hatta bir öneri hiç para koymadan yapacağım bir ortaklıktı.İçimdeki ruhsal yan yolumun bu olmadığını açıkça söylüyordu,başka bir şey vardı,sistem kendine beni entegre etmek istiyordu,sistemle düşünsel olarak hiçbir zaman zaten uyuşamamıştım.Çocukluğumun ideal insanı da Galilei idi.’’Büyük maddi olanakları veya mevkileri’’ sadece ve sadece gerçeğin söylenmesi uğruna geri çevirmişti,gerçeğin veya doğrunun bir fiyatı olamazdı…Galilei nin hayatındaki savunduğu şey ise,Kopernik’in ekolü ile (merkezde güneşin olduğu bir sistemi savunması idi),papalığın buna tepki vermesinin derinliğini düşünmenizi isterim,internette yalan yanlış versiyonları dolaşıyor da onun için…Ayrıca çocukluğumda kendi kendime şu sözü söylediğimi blirim:((Bilgi mi para mı?Bilgiyi çok açık seçerdim,ben para istemiyordum bilgi istiyordum,yüzlerce defa bunu düşünürdüm,ar-ge ci olamak isterdim,para hiç mi hiç umrumda değildi.)).Hislerim çok kuvvetliydi,birgün balkondan düşerek ölen çocığu birkaç gün önce rüyasını görmüştüm veya cadden geçen ilkokul öğrencisi olan arkadaşımın(bizde beşe gidiyorduk) kardeşini sırtından sadece çektim ve müthiş hızla giden arabadan kurtardım ama ben araba veya başka bir şey görmüyordum sadece çekmem gerekiyordu ve yaptım.Kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim.İlginç olaylar la doluydu hayatım.Bir tanesinde acemi bir sevgiyle kışın boğaz köprüsünün tam aıtında bir sandalda,yanımda iki diğer acemi ile yanımızdan ikiyüz metrelik bir gemi geçerken,fırtınaya yakalndık,sular bir iki saniyede devamlı olarak kafamdan aşağıya dökülüyordu,karaya çıktığımızda benim bir uçuğum olmuştu.Bir tanesinde Moldova da cep telefonu çeksin diye çıktığımız ormanda kaybolup,hiç korkmadan sabaha kadar yıldızların güzelliğini düşünerek,sırtüstü yatmanın zevkine ermiştim.Daha anlatamadığım çok gariplikler yaşıyordum.İçimden sadece namaz kılmak geldi ve iki rekat kıldım.Şaşırmıştım diyalektik materyalizmi düşünsel olarak seven birisi olarak.En önemli özellikleri ise berbat durumların hiçbirisinde kendimi yalnız hissetmiyordum ve korkmuyordum.

Yeni başlayan saldırı olduğunu düşündüğüm olay ise,altı ay ile sekiz ay önce başladı.Üst boyut bilgilerindeki bilgilerle kafamda projeler beliriyordu veya uygulamalar yapıyordum.Dönme hareketi,meditasyon ve imgeleme yaptıkça,saldırıya uğradığımı hissetmeye başladım.Şu yazıyı yazarken(önce) yedek modemi çıkardım ve şimdi hoporlor küt küt ses çıkarıyor,elektrik kesildi ve ups ile yazıyı kayıt ediyorum şimdi…Müzik ise (om mani pemme hung),terlemeye başladım,elektrik gelince devam edeceğim…Ve saaatlerce elektriği bekledikten sonra yazmaya devam…Bu arada elektrik sisteminin suyunu çıkardılar…

Birkaç ilginç olayımı anlatmak ve buradan saldırının eğer var ise özelliklerini açığa çıkarmak istiyorum…Babam yazlıktayken gündüz rüyasından sesli şekilde uyanıyor ve ablama ve anneme anlatıyor,beni elimde bir kablo ile elektriğe kapılmışken görüyor.Sanırım bir sonraki gündü ,işyerimde birisi(!) bana koku var dedi ve ben gittim elektrik panosunu açtım ve iletken tarafından tutarak baktım,o an zihnim durdu,hiçbir şey düşünemiyordum,sadece boş boş bakıyordum,sonra büroya gittim ve oturdum olayı algıladım ve tepemden bir kova su dökülmüş gibi ter boşandı ve acayip rahatladım,yüksek voltaj kablosu kapağa temas ediyordu,paco dan çıkmıştı bende birkaç santimden sacı tutuyordum…Başka bir olay ise ,ticaret için çine giden amcaoğluna takılarak bende uçağa bindim.İlginç şekilde 13-14 saat lik uçuşun sonlarına doğru,ayarlamak üzere baktığımız saatlerin 10-12 dk farklılığıydı.Otelde üç kişi kalıyorduk ve birisi burada bir camii var hem cumaya gidelim hemde arkadaşları(Türk) görürüz dedi ve asansöre bindiğimizde ingilizce ve çince yazıyı gördüm,çünki o gün cumartesi yazıyordu,herhalde saat farkıdır dedim ama akşam çok sıkıldım bu durumdan ve içgüdüsel olarak namaz kıldım,kendime şaşırmıştım,namaza giden birisi değildim sadece Yaratan ı anmalıydım herhalde…Ra bilgilerine başladıktan sonra,algım değişiyor ve içim neşeyle dolmaya başladıkça psişik saldıının olduğuna inandığım,bir psikopat üzerime geldi.Psikopat diyorum çünki belgeli,eroin ve esrar satıcısı,zavallı biri gelip haraç istedi ve ben büyük tepki koyunca,işyerim gece kurşunlandı ve şikayetçi olmadım ama ceza yedi ve dışarıda geziyor ve bugün işyerimin önünden üç dört defa geçti ha buarada bunu yaptığı sırada asker firarisi olarak aranıyormuş ve bunu yönlendirilmiş bir saldırı olarak algılıyorum.Yani zaaflı insanlar ‘’telkin’’ ile yönlendiriliyor,düşüncesindeyim.

Saldırının son halkası ise,meditasyon yaptıkça,farkındalığım arttıkça olan saldırı..Sağ kulağımın altında çocukluktan kalan bir ben izi vardı.İmgeleme yaptıkça son 6-8 ayda bunun üzerinde bir ben büyüdü,imgeleme yapınca burada bir karıncalanma oluyordu.Nohut tanesinden ufakça olan bu beni aldırmak üzere hastaneden randevu aldı eşim ve lokal olarak bunu aldılar ve on gün sonra patoloji raporu çıkar ,o zamanda dikişlerini alırız dendi ve elimizde kitle ile patolojiye bunu teslim ettik ve bahçeden birisi seslendi,bir ablamız,eski komşımuz(annesi hala komşumuz),hayırdır derken ,kocasının hastanede yattığını ve kanser tedavisi olduğunu ve artık kimseyi tanımadığını söyledi,kocası ile 3 ay önce sohbet etmiştim.İki gün sonra cenazedeydim.Cenaze sonrası,işyerime ünlü bir gazetenin bölge reklam müdürü ve işarkadaşı geldi,elinde bir ot ve bunun makinada çekilmesini istedi ve yardım ettim ve eşinin havaalnında çalıştığını ve gözlük ihtiyacı başladı diyerek göz doktoruna gittiklerini ve göz doktorununda başka bir doktora yollayarak,tetkikler sonucunda yedi sekiz tane beyin tümörü sahibi olduğunu öğrendiğini anlattı.Bir kaç saat sonra da birisi gelip uzaktan yılda birkaç kez gördüğüm bir müşteri,parası neyse bir telefon etmek istediğini söyledi ve konuşma sonucunda ,eşinin beyin tümörü oldığunu söyledi…Düşünün şehrin merkezinde 2 saat arayla iş harici bir istekte bulunanlar geliyor ve ikisinin de bir mesajı var:Kanser…Evvelsi gün kelime hazineme bir kelime eklendi,patoloji raporuna göre ,(Malign Melonom) teşhisi kondu,alınan kitleye…Biriler sanki, bırak bu işleri der gibi,korkutma başladı…Dün raporu alrak bir cerraha gittik be biliyorum bu psişik bir saldırıydı ve beklerken,(Ra Toplumsal bellek bileşiminden ) yardım istedim ve kafamda bir kelime canlandı.İmmunaty.Eve geldim türkçe karşılığına baktım ve bağışıklık sistemi olduğunu gördüm…
Sevgili zhouenali nin genel olarak anlatmaya çalıştığı psikopat saldırısı ile bilgileri çok değerli buluyorum.Psikopatlar yönlendirilebiliniyorlar.Genel olarak ise karanlık güçler aydınlığın arttığı yerde peydahlanıyorlar ve gözlemime göre ise mücadelesi için kötülüğün özellikleri incelenmeli.Genel olarak ta,karanlık enerji,zayıf noktalardan saldırıyor,bu birisinde zihinsel beden olduğu gibi kimisinde de fiziksel beden olabiliyor.Sevgili ivrin in deneyimlerini de değerli buluyorum ve aklıma pasif direniş yapan baba Gandi nin mücadelesi aklıma geldi.Ayrıca Ra Bilgileri nde Carla’ya yapılan psişik saldırıda O’nun hizmet sevgisinin özelliği vurgulanmakta, ancak bundan tamamen kurtulması için ,isterse celselerden vazgeçebileceği vurgulanır, Ra tarafından.
Saldırılardan,anladığım bir özellik ise zaman yolculuğu özellikli olarak,ileride potansiyel olabilecek kişiler üzerinde yoğunlaşmaları ve böylece kendileri için tehdit olabileceğe önceden müdahale etmek isteyişleridir.Herşeye rağmen,bütün bu saldırılar ,farkındalık için bir sıçrama tahtası özelliği taşıdığı gibi tersi deolabilir diye düşünüyorum.Herşeye rağmen,frekansımızı korumalıyız diyorum ve tarihte ki kişilikleri bir başka gözle incelersek,yazıya dökülmemiş veya gündeme çıkamamış olaylarla (ama ne olaylarla) mücadele ettiklerini görürüz.Dün beklerken picassonun ,sanki makasla kesilmiş ve sonra yapıştırılmış gibi olan bir kadın tasvirini seyrettim:Başın sağ tarafı siyah,sol tarafı beyaz çizilmiş,siyah taraftaki gözün üzerindeki kaş beyaz,beyaz taraftaki yüzdeki kaş ta siyah;ve siyahla beyazın mücadelesi bir bütünlük oluşturuyor.Van Gogh aklıma geldi sonra…

Herkese selamlar,sevgiler…

Edited by - Tiversonus on 18/06/2008 17:59:44
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 18/06/2008 :  18:14:27  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus, pisişik saldırıların varlığını sanırım hepimiz biliyor ve kabul ediyoruz, hepimizin başından bu veya buna benzer deneyimler geçmiştir halen de deneyimlemekteyiz. Daha şiddetlilerini yaşamayacağımız da ne malum. Zaten eğer öyle olmasaydı burada birleşmek mümkün olmazdı diye düşünüyorum. Ancak savunduğum bir şey var; biz bu saldırıların karşısında aciz değiliz! Yani küçümseyip yok saymıyorum ama gücümü de biliyorum, gücüm karşısında güçlerini küçümseyebilirim ama varlıklarını hayır. Tam tersine varlıklarını kabul ediyor onları sevgiyle karşılıyorum ve bütün olduğum şeyin içerisindeki sevgi ile çalışanın gücünü biliyorum. Birinci dikkat çekmeye çalıştığım konu bu, ikincisi ise negatiflerle kendi düşünüşümüzün yarattıklarını karıştırmamamız gerektiği konusudur. Çünkü işletim sistemimizi bilmediğimizde kendi yaratımımızla da ortaya koyduklarımızı negatif saldırı olarak algılayabiliyoruz. Ama eğer bu sistemi bilir ve doğru kullanırsak işte o zaman net olarak bu benim yaratımım değil bu net negatif saldırıdır diyebiliriz. Kontrol altında tuttuğumuz bir sistemi bir negatifin ele geçirmesi için bizim onu başıboş bırakmış olmamız gerekir. Bilinçli kişilerin saldırıya uğramadığı rivayeti de bu sebeple vardır zaten, anlatılmak istenen budur. Yani bilgisizler saldırıya uğrarlar derken bu izah edilmektedir. Ben bunu da çok desteklemiyorum bilinçli olanların da saldırıya uğradıklarını biliyorum ama karşılarında aciz olmadığımızı da biliyorum..ve en büyük silahımızın da negatifin hiç kullanmadığı sevgi olduğunu düşünüyorum. Sevgiyi kullanabilmesi için önce dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bilinçsiz olanların daha fazla saldırıya uğramalarını ise kendi sistemini kullanamamakla alakalı olduğunu düşünüyorum, çünkü bu durumda hem başıboş bırakılmış bir sistem var hem de kendi yarattığı illüzyonlarla negatifin saldırılarını karıştırabilme ihtimali var.

Benim teslimiyetten kastim yukarıda da belirttiğim gibi sevgi ile realiteme güvenerek teslimiyet "al beni istediğin kadar incit" anlamında değil. Yani sadece onun varlığına teslimiyet ama korku formundan ve aczden arınarak. Korku formu onu besleyecek bizde sabitleyecektir bizimse ihtiyacımız olan bu saldırıdan kurtulmaktır korku ile savaşarak bir şey elde edemeyiz. Savaşı tetikleyen tek duygu korkudur korku formundan arındığınızda artık savaşa ihtiyacınız yoktur. Ölümden korktuğumuzu düşünelim şimdi ama o bir gerçek ve her birimiz bunu deneyimleyeceğiz. Şimdi varolan bir şeyi başımızı kuma gömerek ret edemeyiz, korku ile savaş açıp yok ta edemeyiz o halde sevgi ile varlığını kabul edip deneyimlememiz gerekir. Bunu deneyimlerken güvendiğimiz şey bütünün sahip olduğu birlik ve kaynağı olan sevgi olmalıdır. Tercihiniz negatife dönüşerekte bir kurtuluş olabilir istediğimiz bu mu hayır değil, peki dönüşseydik tercihimizden dolayı yok mu edilmeliydik?!... Sevgili dostum picassonun kadın tasvirinde olduğu gibi tablonun bütünündeki muhteşemliği görüp kabul etmek. Bu kısır döngüden negatifi de pozitifi de tek bir şey kurtarır varlıklarımızı kabul etmek! Bu savaşı da saldırıları da ortadan kaldıracak olan yegane şey, bu gerçek varsa gerçeğe teslimiyettir. Yaşamınızda dönüşmesini istediğiniz maddi manevi her şeyde teslimiyeti deneyimleyin, o vardır kabul edin kabul demek dönüşmesine fırsat yaratmak demektir, diremnek ise aynı etki ile üzerimizde sabitlemek demektir.. en doğal sonuç teslimiyetin mucizesindedir göreceksiniz.

Hemen şimdi, önceden aklıma kazınmış sizin bir paragrafınız geldi gözümün önüne ve eklemek istedim
quote:
Originally posted by Tiversonus

...Sorun sanırım algımızda...

Psişik saldırı,korkutma yapana (Dur be kardeşim ben senin korkutmalarına gülüyorum,git gidebildiğin kadar ışığına,sana da dualiteden dolayı sadece teşekür ediyorum) diyebilsek, ASIL OLAN RUH'un olduğunu bilerek veya maddeslliğin bizim boyutumuzda bir illizyon olduğunu bilsek demiyorum, biliyor ama bu bilgiyi uygun kelimeyi bulmakta zorlanıyorum, tam içselleştirmiş olarak davranabilsek; sanırım,sanıyorum,KORKMAYACAĞIZ, illizyona yenilmeyeceğiz...

Selamlar,sevgiler...



Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 18/06/2008 18:53:04
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 18/06/2008 :  18:50:59  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili ivrin,teşekür ederim.Zaten ben de kend kendime (bunlardan hangisi senin düşünce yaratımın) diye defalarca kendime soruyorum.Ama sonuçta bir gerçekleşmiş olaylar var ortada,hangi zihinden hareketle gerçekleşir se gerçekleşsin.Bu arada başıma gelen olaylardan sonraki rahatlığım ve sevgiye bağlılığım etrafımdaki kişileri(sevdiğim),acyip bir duruma itiyor,(bu neden böyle aldırmıyor veya niye dert etmiyor diye.Yani kendimi sırtüstü denize bırakmış gibi rahatım,ayrılığın ve acınında bir illüzyon olduğunu ruhumun derinliklerinden hissediyorum.Ancak,frekans alışverişi içinde bulunduklarım benim bu frekansıma anlam veremedikçe,telaşlanıyorlar ve enerjimin büyük bölümünü sevdiklerime harcamak,onları sakinleştirmek vb, böyle de olunca,spirütüel olarak harcayabileceğim enerjim azalıyor ve bir şekilde,saldırı başarı kazanıyor...Ayrıca teslimiyet konusunda anlamaya çalıştıüğım kadarı ile anlattıklarınızın yüzde seksanına doksanına katılıyorum,ancak daha sonra kelimelere dökebilmek üzere bir mantık açığının bulunduğunu düşünüyorum,bunu da sonra açıklamak isterim...Ayrıca Ra Bilgileri kitabını yazarı Don Elkins'in fiziksel ayrılışı hakkında da epeydir düşünüyorum.Nitelikli bir insanın nerelere gelebileceğine örnek olduğunu düşünüyorum.Yalnız detayları tam bilmiyorum,bilen arkadaşlar varsa lütfen aktarsınlar,D.Elkins hakkında...Ayrıca benim hizmet aşkım daha da artıyor bu olayları yaşadıkça(dikkat edin saldırı demiyorum)...

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 18/06/2008 :  19:02:30  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Sadece sevgiyle tebessüm edişimin gözlerinizin önünde olduğunu biliyorum, bu kocaman huzur dolu bir tebessüm sevgili dostum. Bir ruhun bütüne kattığı huzur adına şükranlarımı sunmaktan ibaret:)
Bırakın sevdikleriniz telaşa kapılsınlar bu bir süreç, onların eğitim süreci içerisinde bu telaş var zaten;) bununla da sınanmayalım artık:)) Sevgili Tiversonus yaydığınız enerjinin akışını eminim algılayacak duruma gelecekler, şu an ben oturduğum yerden bunu bu kadar net algılılayabliyorsam yakınınızda olanların zihinsel uzaklıklarının hiç bir önemi olduğunu sanmıyorum. Bizim zihnimizden gerçekleşecek olanlara biz sahip çıkabiliyorsak ne mutlu bize, bunun sorumluluğunu alabilmişsek yeter zaten, varsın saldırsınlar negatifler:)
Sizi sevgiyle kucaklıyorum..

Edited by - ivrin on 18/06/2008 19:08:45
Go to Top of Page

Yönetim
Yönetici

35 Posts

Posted - 19/06/2008 :  07:05:54  Show Profile  Visit Yönetim's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by ivrin

Sevgili dostum mika_hakinen, beni msn nize eklememişsiniz çünkü sizden bir davet almadım. Adresi bir daha kontrol ediniz lütfen!


Sevgili İvrin,

Forumumuzda MSN adresi paylaşımı kurallarımıza aykırıdır. Lütfen forum kurallarımızı tekrar gözden geçiriniz.

Sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 19/06/2008 :  11:19:14  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Psisik saldirilar konusunda paylasmak istediklerim var. Böyle bir sey olmadigini düsünebilmeyi cok isterdim. Yasadigim seyler olmasaydi belki böyle düsünebilirdim.

Cocuklugumdan beri farkindaligi olan birisiyim. Yani kendimi hatirladigimdan beri, ruhun ölümsüzlügü, tekrar dogus vs..benim gercekliginden hic süphe duymadigim seylerdi. Cocuklugumdan beri gördügüm rüyalar gerceklesir. Kücük bir cocukken bile agriyan yerime elimi koyup iyilestirirdim. Bir yeri agriyan büyükleri de ayni sekilde. Dogal ve siradan bir seydi benim icin bu. 12 yasimda, iki kutsal kitabi karsilastirmali olarak okurdum. Bazi satirlarin altini cizer, aralara notlar yazardim. Biraz asiydim :)) Kabullenmedigim bir sey kutsal kitabimda da yazsa, kabul etmeyeceksem etmeyebilirdim. O yüzden etrafimla girdigim tartismalarda, dinlerle son derece ilgili ve bilgili oldugum halde, "din dışı" görülürdüm. Budizm, Tasavvuf felsefesi,Hallaci Mansur, Mevlana, Sri Nisargadatta Maharaj,Bedri Ruhselman, Ergün Arikdal, Ra Bilgileri, Thomas Incili, Kryon, Albert Pouchard,Leon Dennis gibi kaynaklar bu günkü perspektifimi olusturmamda önemli bir yere sahiptir.
Hayatim boyu cok büyük bir psisik saldiriyla karsilastigimi söyleyemem. Her zaman "güc"ün bende oldugunu bildim ve böyle söyledim, yaklasik bir yil önceye kadar... Bir yildir ne mi oluyor? Ic huzurum ve dengem ne kadar yüksekse, dis uyaricilarla o kadar cildirma boyutuna geliyorum. Ibadet eden biri degildim. Meditasyon yapar, dua ederdim. Aklima estigi vakit de namaz kilardim. Su son 6-7 aydir nerdeyse her gün kilmaya baslamistim. Kendimi huzurlu hissettigim icin yapiyordum. Ama sonrasinda yasadigim seyleri söze dökmek cok zor. Sanki etrafimdaki insanlar kurulup üzerime salinmis gibi, icimi tüketecek kadar , yaa bi sekilde bitsin bu hayat,dayanamiyorum diyecek kadar psikolojik saldirilar yasiyorum. Hic biri icimden gelen sesler , endiseler filan degil. Somut bir sekilde dış törpülemeler. Öfkelenmemeye calistikca, icime yönelip "ben iyi olmaktan vazgecmeyecegim" dedikce siddetini artiran olaylar. Güne basliyorum, icim huzur ve sevgi dolu..hem öyle büyük bir sevgi ki...ne yasarsam yasayayim , burayi, bu deneyimimi cok seviyorum ve sevmekten hic vazgecmeyecegim diye basladigim gün inanilmaz olaylar silsilesi ile devam ediyor. Mesela Ayetel kürsiyi gündüz okumaya basladigim anda, basimda bir baski, bir agirlik hissediyorum ve gün icinde o baski giderek, cendereye alinmis bir beyin haline dönüsüyor.Sanki basimin etrafinda bir koca halka var. Bir vidayla sıkıldıkca sıkılıyor. Arabada dua ederek gidiyorum, iki kere kaza yaptim bu anda. Gerci kücük kazalardi ama artik arabaya binince dua etmekten korkar duruma düsecegim nerdeyse. Bir hattadir, namaz kilmiyorum.Gün icinde güzel olumlamalar yapiyorum sadece ve ilginctir cok rahatim. Kafam rahat ve nihayet huzurluyum. Yalniz düsüncelerim karisik, namaz sonrasi yasadilarim...Beni bunu yapmaktan korkutacak ve sakindiracak hale getiren yasadiklarim... Dogru olan ne? Yapmali miyim, yapmamali miyim? Neyi yanlis yaptim, ya da su an sirf beynimdeki cendereden kurtulup bir nefes alabilmek ugruna yapageldigim bir seyi birakmak dogru mu?
Iste cok sey bildigimizi sanip geldigimiz nokta: hic bir sey bilmiyorum!!
Üstelik son zamanlarda sifa hususunda , yaptigimin hic bir ise yaramadigi, hic bir ise yaramayacagi gibi güvensizlikler olustu. Sanirim bu da bir cesit saldiri :(

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 19/06/2008 :  12:53:34  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Yönetim

quote:
Originally posted by ivrin

Sevgili dostum mika_hakinen, beni msn nize eklememişsiniz çünkü sizden bir davet almadım. Adresi bir daha kontrol ediniz lütfen!


Sevgili İvrin,

Forumumuzda MSN adresi paylaşımı kurallarımıza aykırıdır. Lütfen forum kurallarımızı tekrar gözden geçiriniz.

Sevgiler




Değerli Budur.com yönetimi ve değerli Budur.com sakinleri, dikkatsizliğim nedeniyle yapmış olduğum bu kural ihlalinden dolayı hepinizden özür diliyorum. Bu kuralların bizim huzur ve sükunetimiz için varolduğunu biliyorum ve emeğnize saygı duyuyorum, bir daha tekrar etmeyeceğine dair söz veriyorum.

Saygılarımla..

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 19/06/2008 :  13:09:27  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Tsunami

Bir hattadir, namaz kilmiyorum.Gün icinde güzel olumlamalar yapiyorum sadece ve ilginctir cok rahatim. Kafam rahat ve nihayet huzurluyum. Yalniz düsüncelerim karisik, namaz sonrasi yasadilarim...Beni bunu yapmaktan korkutacak ve sakindiracak hale getiren yasadiklarim... Dogru olan ne? Yapmali miyim, yapmamali miyim? Neyi yanlis yaptim, ya da su an sirf beynimdeki cendereden kurtulup bir nefes alabilmek ugruna yapageldigim bir seyi birakmak dogru mu?
Iste cok sey bildigimizi sanip geldigimiz nokta: hic bir sey bilmiyorum!!
Üstelik son zamanlarda sifa hususunda , yaptigimin hic bir ise yaramadigi, hic bir ise yaramayacagi gibi güvensizlikler olustu. Sanirim bu da bir cesit saldiri :(



Sevgili Tsunami, bununla ne ilgisi var diyeceksin belki ama ben yine de söylemek istiyorum. Ruh yanıltmaz ona kulak ver, neyle huzur buluyorsan onu yaşa, o doğasına aykırı davranamaz, çünkü o bizim bütüne ait olan en yakın kısmımız. O düşünen bölümümüzün çok ötesinde! Yaşadıklarınsa bir saldırı değil bir uyarı, sana söylenen ise; huzur, birlik ve tanrı ile bütünlük için şekle ihtiyacın yok!
Sevgili dostum faydası olur mu bilmiyorum ama şu topicte http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=595 yazdıklarımı okursan belki ruh ve ego arasındaki çatışmayı daha net görme şansın olabilir. Ve neden namaz kılmaman gerektiğini de:) size namaz kılmayın demiyorum sadece ruhunuzun huzur bulmadığı şeyleri yapmayın diyorum.. O bilendir içsel mesajlarımız onun bilen halinden bize ulaşır.

Sevgiyle..

Edited by - on
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 19/06/2008 :  13:29:56  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
Sevgili tsunami,

İrticalen konuya giriyorum,hemen aklıma gelenleri sıralayacağım,

Başınıza gelenleri mutlaka bir saldırı değil de başka bir açıdan değerlendirmek gerek diye düşünüyorum,yanılabilirim de..
Ritüel niçin gereklidir; kişinin kendisini bulması için ,yani pek çoklarının inandığı ve uyguladığı gibi amaç değil bir araçtır.
Evrensel yolculuğa çıkıp ,ritüellerin sağladığı faydalar sonucu bilinçte kendini ve olanları idrak eder bir ölçüye gelince artık bizi ritüel, fasit dairesinde döndüren bir obsede özellik haline getirir ,yani bir nebze aksini düşünsek de ritüeli ilahlaştırmış tabulaştırmış oluruz.

Bu izahım ritüele kilitlenmiş bilinçlerde bir tepki yaratacaktır ,ama onüç sene alnı secdeden kalkmamış biri için bu tepkiler beni tekrar ritüele döndüremez ,bu sonuç kendim üzerindeki sorgulayıcı, özümü, kendimi çok iyi incelemem sonunda vasıl olduğum bir gerçektir.
O halde konu nedir ;

Kanaatimce başınıza gelen bu hal ,size evrensel uzanışlara enerjinizi ,gayretinizi verin şeklinde bir ikazdır, yani biraz düşük frekans boyut konuları üzerinde yoğunlaşmanızı değil onların ve diğer yüceltici ruhsal faaliyetlerin doyumundan sonrasının aranması bulunması irdelenmesi ve inanç sisteminizi yükselen döngü üzerinde teessüs etmeniz için ,bulunduğunuz hal ve davranışların üzerine çıkmanız için devrededirler, ve yüksek benliğinizin bir organizasyonudur..

Kusura bakmayın,
Sevgiler ..

Edited by - tgur on 19/06/2008 15:05:46
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 19/06/2008 :  14:04:33  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler..
Birkaç gündür konuştuğumuz ,(psişik saldırılar ve psikopatlık) konusu hakkında bir fikir,düşünce sahibi olabilmemiz için ve buralardan (şifa) denilen olaya gidebilmek için,bunu gerçekleştirebilmek için,bir zemin oluşturması için üst boyut bilgilerinden Ra Bilgileri’nden bazı bölümler aktarmak istiyorum.Böylece saldırıların amacı,niteliği ve bununla mücadele için ,bir bakış açısı geliştirebiliriz diye umut ediyorum.



*********************************************************************

RA: Sizleri Tek Sonsuz Yaratan’ın sevgi ve ışığı ile selamlarım.Şimdi sizinle iletişim kuruyoruz.

SORU: Bana medyumun durumu hakkında bilgi verebilir misiniz?

RA: Medyumun fiziksel enerjisinde hafif dalgalanmalar olmaktadır.Bu nedenle de ani olarak fiziksel enerji eksikliği halinden, hafif bir enerji haline geçebilmektedir.Bunun nedeni, medyumun bir yandan kendisine gönderilen birçok duaya ve telkine, öte yandan da farkında olduğunuz beşinci yoğunluk derecesi varlığının psişik saldırılarına maruz kalmasıdır.

SORU: Arındırma ritüelini yaptıktan sonra, unuttuğum bir şeyi almak için odadan çıkmam gerekti.Bu, ritüelin etkisini azaltır mı?

RA: Eğer alınan tek önlem(yapılan tek ritüel) bu olsaydı, ihmaliniz kritik bir duruma yol açabilirdi.Ancak bu celse odasında önceden kalmış bir koruyucu enerji birikimi bulunmaktadır.Onun için de ihmaliniz, hiç önerilmemekle beraber, sözünü ettiğiniz ritüelin sunduğu koruma için bir tehdit oluşturmadı.

SORU: Beşinci yoğunluk derecesinden gelen ziyaretçimiz,son celselerde medyumu daha az etkileyebibir di, değil mi?

RA: Evet, medyum celseler sırasında büyük oranda korunmaktadır.Ancak ,beşinci yoğunluk derecesi varlığı, medyuma celseler dışında, beden bileşimi üzerinde aynı şekilde etkili olabilecek biçimde saldırabilmektedir.Bunun nedeni, medyumun beden bileşiminindeki bazı sapmalardır.(Varlık bu rahatsızlıkları kullanarak etkili olmaktadır.)

Ancak medyum zihinsel ve ruhsal olarak artık bu varlığı sevgiyle selamlayacak olgunluğa erişmiştir.Bu da varlığın, Ra temaslarını sona erdirmek için en güçlü silahı olarak gördüğü korku faktörünü azaltmaktadır.

SORU: Bu varlığın, mevcut fiziksel sapmaları kullanarak etki yapabilmesi, fakat fiziksel sapmaları olmayan birine etki edememesinin nedeni nedir?

RA: Bedensel, zihinsel ya da ruhsal her sapma, büyü yapabilme yeteneği olan biri tarafından telkin yoluyla ağırlaştırılabilir; yani bilinçte değişiklikler meydana getirebilir.Medyumum bir çok fiziksel sapması vardır.Grubunuzun her üyesinin çeşitli zihinsel sapmaları vardır.Bunların özellikleri değişiktir.Bu sapma, öz-bilgisiyle ne denli az dengelenmişse, varlık da daha ustalıkla bu sapmayı vurgulayabilecek ve böylece grubun uyumunu ve düzgün çalışmasını bozabilecektir.
]
*********************************************************************
(Ra Bilgileri 4,sayfa 60,61)


Buradan çıkarabildiklerimi sondan başlayarak belirtmek istiyorum:

1.Büyü vardır.
2.Bedensel, zihinsel veya ruhsal her sapma, telkin yoluyla ağırlaştırılabilinir, bilinçte değişiklikler meydana getirilebilinir.
3.Dua ve telkin, fiziksel enerjiyi artırmaktadır.
4.Arındırma ritüeli etkilidir/iş görür.
5.Bazı mekanlarda koruyucu enerji birikir,kalır.
6.Sevgi ile selamlamak (zihinsel ve ruhsal olarak).,saldırıyı yapan varlığın en büyük silah olarak gördüğü KORKU faktörünü AZALTIR.
Bu bölümün önemli sonuçlara varabilecek potansiyelinden dolayı ve benim bazı küçük sapmalarımdan dolayı, bölümün kalanını bugün aktarmaya çalışacağım…

Herkese selamlar,sevgiler…

Edited by - Tiversonus on 19/06/2008 14:15:49
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 19/06/2008 :  16:02:58  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Herkese selamlar,sevgiler..
Birkaç gündür konuştuğumuz ,(psişik saldırılar ve psikopatlık) konusu hakkında bir fikir,düşünce sahibi olabilmemiz için ve buralardan (şifa) denilen olaya gidebilmek için,bunu gerçekleştirebilmek için,bir zemin oluşturması için üst boyut bilgilerinden Ra Bilgileri’nden bazı bölümler aktarmak istiyorum.Böylece saldırıların amacı,niteliği ve bununla mücadele için ,bir bakış açısı geliştirebiliriz diye umut ediyorum.

******************************************************

SORU: Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi,bizim bu celseler yoluyla aldığımız bilgiler, bu gezegende yaşayanların ancak pek küçük bir bölümünü aydınlatabilecektir, çünki çokaz kişi bunları anlayabilir.Ama beşinci yoğunluk derecesinden gelen ziyaretcimizin bu iletişime kesin olarak karşı çıktığı gözüküyor.Benim düşünceme göre bu gezegendeki hasat üzerinde çok sınırlı bir etkisi olabilecek böyle bir iletişimi bu varlığın neden bu denli önemsediğini açıklayabilir misiniz?

RA: Arınma, üçüncü yoğunluk derecesi hasatıyla sona ermez.Ra’nın sapmaları ortadan kaldırma çabasına olan sadakati mutlaktır.Bu da göreceli bir arınmışlığa sahip başka varlıklara hizmet etmek için bir sorumluluk kabulu anlamına gelir.Bizim, aracılığı ile konuştuğumuz medyum ve onun destek grubu da aynı sadakata sahiptir ve kendilerine hiç uygun gelmeyen koşulları dahi gözardı ederek başkalarına hizmet etmektedirler.Grubun özelliğinden dolayı, bize yönelttikleri sorular bizi anlaşılması güç ve muğlak yorum bölgelerine getirmiştir.Ama bu içerik, temasın esastaki saflığını ve arınmışlığını bozmuyor.Böylesine arınmışlık bir ışık gibidir.Böyle yoğun bir ışık da dikkat çeker.

SORU: Beşinci yoğunluk derecesinden gelen ziyaretçimiz, sizinle olan temasımızı sona erdirmeyi başardığı takdirde kendisi için ne gibi bir kazanç sağlamayı umuyor?

RA: Daha önce de belirttiğimiz gibi, varlık bu ışığın bir bölümünü kazanmayı ummaktadır; yani medyumun akıl/beden/ruh bileşimini.(Burada kastedilen, sarı-ışın, fiziksel bedeni değildir.) Bu olmadığı takdirde de ışığı söndürmeyi amaçlıyor.

SORU: Peki, bu varlık denemelerinin birinde başarılı olursa, bunun kendisi için ne gibi bir değeri olacak?Bu onun yeteneğini mi artıracak? Kutbiyeti mi artacak? Yaptığı şeyi hangi mekanizma ile yapıyor?

RA: Uzay/zaman’nınızın bir bölümü boyunca denemelerde bulunup kalıcı bir sonuca ulaşamayan bir varlıkta aynı soruyu kendi kendine soruyor olabilir.Zafer kazanırsa, bu varlığın negatif kutbuyetinde bir artma demektir, çünki bir ışık, aydınlık kaynağını ortadan kaldırmış ve evvelce ışık olan yerde karanlık olmasını sağlamış olacaktır.Öte yandan, medyumun akıl/beden/ruh bileşimini tutsak etmeyi başarırsa oldukça güçlü bir varlığı tutsak etmiş olur ki bu da onun gücüne güç katar.


**************************************************************
(Ra Bilgileri 4,sayfa 61,62,63)

Buradan çıkarabildiklerimi sondan başlayarak belirtmek istiyorum:

1.Işık ile karanlık savaşmaktadırlar;Işık karanlık olan yere ışığını götürmek, karanlık ise ışık olan yerde karanlık olmasını sağlamak üzere .

2.Sapmaların ortadan kaldırılma çabası, bu da göreceli bir arınmışlığa sahip başka varlıklara hizmet etmek için bir sorumluluk kabulu anlamına gelir,yani BH in konusudur.


Sevgili ivrin, dün yazdığım mesajdan sonra foruma döndüğümde Gandi'nin sözlerini aktardığın yazıyı gördüm ve (aklıma baba Gandi'nin pasif direnişi geliyor), sözümün isabetli olduğunu gördüm...O kadar çok şey aktarmak istiyorum ki,şu aralar olası gözükmüyor.Bir mantık boşluğu hissediyorum/görüyorum dediğimde aklımdan ilk geçen düşünce, İsa'nı reiki benzeri metotla şifacılık yapması gelmişti ve Ra'nın piramiti, şifa amaçlı yanını açıkladığı 1. ve 2. kitaplardaki bilgiler aklıma geldi.Şifa ve şifacılık, ruh çıkarma benzeri işlemler, aslında bütün bunlar karanlık enerji ile mücadele,sapmanın ortadan kaldırılması çabalarıydı ve açıkça da birer savaştı.Herşeyi insan aklının ürettiğini söylemek diğer enerjileri ve onların akıllarını küçümsemek anlamına gelir ki bu da aynı zamanda bir çelişki oluşturur:Kabul etmek ama etkisini kabul etmemek..Bunlardan hangisi,bizim aklımızın mı yoksa karanlık olanların aklın dan mı çıktı ayırımı,tesbiti, başka bir iş.Senin ışığını sürdürmek üzere harekete geçenle mücadele(savaş),o na sevgiyi göndermekle yetmeyeceğini düşünüyorum.Uygun şifacı aranabilir,uygun ritüeller yapılabir,ışık ailesin den yardım talep edilebilinir ve bir ışık ailesi grubu(insanlar arasında) sevgisi paylaşılabilinir...Sırası geldikçe şifa için arayışta olanlara arştırmalarımı aktarmaya devam edeceğim.

Herkese selamlar,sevgiler

Edited by - Tiversonus on 19/06/2008 16:08:53
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 19/06/2008 :  16:39:46  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Peki dostlar; sizce ben hala o değerli içsel mesajların evrensel boyuta katkılarıyla yoluma devam ederken, sevgiyle edindiğim bu çözümü uygulayarak nasıl negatif saldırılardan kurtulmuş olabilirim, bunu bana biriniz açıklayınız lütfen! Ben ışık işçisi olarak enerji çekmeye devam ederken ve şifa dağıtırken gelen negatiflerin saldırı mahiyetinde olduklarını sezdiğimde onlara gönderdiğim sevgi ile benden uzaklaşmalarının açıklaması ne olabilir ki? Hatta bundan korktuklarını dahi görebiliyorum. Ben evrene şifa ve sevgi gönderirken onların sessiz kalmaları beni ciddiye almamalarından mı kaynaklanıyor, uğraşmaya değmez mi buluyorlar. Bana gelen mesajların bir adım sonrasında ben hiç bir yanılgı ya da negatif yönlendirmeye rastlamadım. Ama sevgi ile mücadele etmeden önce çokça yanıltıldığımı hatırlıyorum. Şimdi ise gözlere baktığımda dahi net olarak ne olduklarını görebiliyorum. Önceleri öfke sergilerdim, saldırıya uğradığımda savaş açardım ama nafile asla vazgeçmezlerdi. Savaşa devam ettikleri yetmiyormuş gibi, gelen mesajların arasına onların anlamamı istedikleri şekilde anlamamı sağlayan kendi mesajlarıyla saf olanı kirletirlerdi, işin içinden çıkamadığım için gelen her şeyi yok saydığım çok olmuştur. Oysa ben onları ilahi adalete sevgi ile teslim ettiğimden bu yana bu durumu yaşamıyorum artık. Ve geldiklerinde onları sevgi ile ret ederken sadece kendi zihinselliğime odaklanıp temiz tutmaya çalışıyorum, ama eğer savaşmaya devam etseydim kendi zihinselliğimi temiz tutmaya zaman bulamadığımdan belkide kendi zihnimden saldıracaklarının garantisini verebilirim size. Ben çözümü kendi alanımda kalmakla buldum sadece geleni alıyor ve kendi zihinselliğimin temiz kalmasını sağlıyor ve alanımın dışında dolaşmıyorum. Böylece şifa çekmeye de devam ediyorum bir adım sonrasının mesajlarına da temiz bir şekilde sahip oluyorum. Bence sevgi ile kazandığım şey saygı gibi geliyor bana bu hem bende benden ötesine dair gelişmiş bir saygı boyutu hem de negatiflerin bana karşı adindiği bir saygı boyutu. 6 yaşımdan beri şifa çekiyorum ve hiç bir zaman sevgiyle salıverdiğim zamanlardaki kadar rahat ve huzur içerisinde kalmadım. Çocukluğumda görsel olarak ta gelenleri ailemin tutumu yüzünden bende oluşan korku formu ile geri gönderdiğime şimdi o kadar pişmanım ki, sevgi ile çözüm bulabileceğimi bilseydim asla bunu yapmazdım. Teslim olurdum nereye ve neye ait olduğumu bilerek ve ona givenerek ölüme teslim olurdum gerekirse. Sizden ricam bu sıradışılıksa eğer yanlışsam doğrusuna ikna edin beni, takdir edersiniz ki yaşadığımın ötesinde bir şey tanımam mümkün değildir.

Ayrıca benim en çok panik atak ve sosyal fobi yaşadığım dönemler başkalarının alanlarına girdiğim dönemlerde oluyordu. Ben bunu istem dışı yapıyordum farkedip durduğum zaman hastalık yok oldu anladım ki o alanlara girme hakkım yoktu. Evet şimdi düşünüyorum ne işim vardı benim başkalarının beyninde bu bir tecavüzdü! Bu yetim olabilir ama ben bunu kontrol etmeliydim hem onların özeline dalmamak hem de kendi enerjimi korumak için. Ama o zamanlar ben bunu böyle değil de onların bana saldırısı gibi algılıyordum. Bunu benim yaptığımın farkında değildim sonra denemeye başladım ben iletişim kurmadığımda kimseyi duymamaya başladım. Atıyorum kasabamızın meydanında yürürken herkesin düşüncesini okuma nedenim onları bana düşünceleriyle saldırmaları değilmiş tam tersine benim "acaba benim hakkımda bir şeyler düşünüyorlar mı?" merakım imiş. Ama negatif saldırı gibi algıladığım için negatif düşünmelerine de yönlendirdiğimi asla farketmemiştim. Bu dayanılmaz ıstırap onları salıvermemle ve sevgi ile ret etmemle sona erdi. Bu yetimi otomatik kullanımdan çıkartıp gerekirse enerji kaybını göze alarak kontrollü bir şekilde yapmayı daha mantıklı buluyorum ve böylece negatif saldırılara da maruz kalmıyorum. Bence negatif pozitif bir arada bir dengeyi oluşturmakta eğer öyle olmasaydı ben bilinçsizce bu uygulamaya devam edecektim ama denge sayesinde hissettiğim rahatsızlıklar bu yanlış uygulamamı kontrollü ve doğru uygulamaya dönüştürmeme neden oldu. Ben savaşalım dendiğinde şunu anlıyorum "saldırı olduğunda doğru yolsadın ilerle ve alanını genişlet" ama öyle olduğunu düşünmüyorum.. bence huzur bulduğun kadarınla yetinmesini bilmelisin ve doğal denge devreye girdiğinde buna saygı duymalısın. Gerisi tecavüz! Yani benim yetim varsa ben her yere ulaşırım, burnumu sokarım, zorlamalıyım demek bana göre çok doğru bir yöntem değil. Bence durmasını bilmek gerek ve bütün içerisindeki negatifin görevine de saygı duymak gerek, çünkü bu denge için gerekli olan bir işleyiştir diye algılıyorum affınıza sığınarak.

Sevgiyle..

Edited by - ivrin on 19/06/2008 17:08:20
Go to Top of Page

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 19/06/2008 :  17:24:45  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
Merhabalar, sevgiler,
Ben sevgili ivrinin sevgi gönderme kavramından, saldırı da bulunan negatif varlığa değil de (ya da sadece ona degil de) bütünün içerisindeki pozitif ve negatifliğin uyumunu kavrayan bir berraklıkta, bütüne sevgi göndermeyi anlıyorum ya da zaten var olan bir sevgiyi anlama. Ve böylece negatifin negatifliğini önemsememe (negatif ya da küçük görücü bir önemsememe degil biraz don juan ın önemsememesine benzer belki) Bunun en güçlü silahtan daha güçlü olacagını düşünoyorum çünkü karşındakinin aslında bir silah olmadığına onu ikna etmek gibi bir şey. Tabii bunun bu kristal haliyle ve sadece telkinle ve tamamen açılmamış zihnimizle %100 sağlanacak ya da kolaylıkla sağlanacak bir şey oldugunu hiç düşünmüyorum.
Bir benzetme : Matrix te Neo nun zihni açılmaya ve gerçeği görmeye başladığında ilk olarak savaşma tekniklerini öğrendi (tabii ki buradaki kungfu, jiu jitsu filan sembolik) ve negatiflerle de öyle savaştı, bir ölçü de başarılı oldu, kendini korudu, bazen kaçtı vs. Ama filmin sonunda tam olarak zihni açıldıgında ve bütünü kavradığında yüzünde artık savaşma işareti kalmamıştı, nötr ve biraz da bu duruma şaşkın ve "önemsemeyen" bir ifade. Savaşmak yerine elini kolunu çocukça sallıyordu (o da herhalde geçmişten kalan bir alışkanlık). Zaten sonra da negatif silahı (ajanı) içine girerek aslında yok etmeden yok ederek etkisiz hale getirdi.
Bir başka benzetme olarak yin yang sembolünün siyah tarafı olmasa beyaz tarının o güzel kıvrımları belirgin olmazdı, daha doğrusu ortadan kalkardı diye düşünüyorum (en azından bu anlayış düzeyinde)

sevgiler

Edited by - on
Go to Top of Page

ivrin
Elmas

Turkey
492 Posts

Posted - 19/06/2008 :  17:47:52  Show Profile  Visit ivrin's Homepage  Reply with Quote
Evet dostum ben bu dengeye inanıyorum, ve her şeyin sevgi ve saygı ile akışta sorunsuzca devam edebileceğini düşünüyorum. Negatif pozitif bütünün 2 yüzünden başka bir şey değildir ve dengeyi sağlar. Yukarıda yönetimden bir uyarı aldım msn adresimle alakalı, msn adresim bana aitti bunu istediğim yerde ifşa etme hakkım vardı, bunu benim yetim olarak görelim. Ama yöneticimiz bu forumun düzeni ve dengesini koruyabilmek için bu yetime sınır koydu, bunu yaparken de yine beni ve bizi düşünerek yaptı buradaki düzeni ve dengeyi korumalıydı. Kötü niyetlilerin bu temiz alanımızı kirletmemeleri ve hatta bana ulaşıp beni rahatsız etmemeleri için.

Şimdi burada ben, adresimi verme özgürlüğümü mü korumalıyım, yoksa bu platformun genelindeki huzuru ve düzeni sağlayan koruyucu sistememi ayak uydurmalıyım???

İşte varoluşun dengesindeki negatif ve pozitif etkileşimler bu denge için var, bunlarla barışmak durumundayız. Ve sevgi ile size zarar vermemeleri için onları uzaklaştırırken onların da bizim hangi sınırları aştığımıza dair uyarılar verdiğinin bilincinde olmalıyız. Yoksa bu neyin savaşıdır bütünün içerisinde tanrının kendi içindeki negatif ve pozitif yönünün savaşı mıdır? O zaman tanrı negatife dönüşebilir biz pozitif olarak bunu mu koruyoruz anlamadım?! Lütfen aydınlanmaya ihtiyacım var!

Saygılar, sevgiler..

Edited by - on
Go to Top of Page
Page: of 29 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 1.33 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits