Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 29

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 04/03/2009 :  02:23:11  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
"bilgi" olmadan hiç bir şey olmaz, olan ise olduğu zannedilen bir alt aşamadır.
evet,olan bilmeye hizmet eder,çok doğru.Sanırım anlatmaya çabaladıklarımızı özetleyebilecek bir bilgi.Teşekkürler...


Edited by - on
Go to Top of Page

owi
Elmas

Turkey
302 Posts

Posted - 04/03/2009 :  04:26:34  Show Profile  Visit owi's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by kolomet

O çocuğa yaptığınız iyi davranışlarınızın sonucu kandırılmak ve kullanılmak olsada sanırım olan olayın ardından sizde ortaya çıkan duygu ve düşünceye odaklanmanız gerekiyor, bence. Çünkü yaşadığımız herşey bizi bize göstermek için bir ayna vazifesindedir.Hiçbirşey boş va manasızlık içinde öylece olup bitmez.Hayatınızın o döneminde o insanla neden karşılaştınız, sizde ortaya nelerin ortaya çıkmasına sebep oldu. En iyi öğretmenlerimiz en kötü görünümlerle gelirler.



ne guzel ifade etmissiniz sevgili kolomet,yureginize saglik.iste gunlerdir anlatilmaya calisilan seye ayna olmussunuz ogretmen olmussunuz.
farkindaligin dengede tuttugu ve akabinde bilincle sevmeye donustugu bir yolu siz kisaca izah etmissiniz.tek bir ekleme belki de, tercihlerde gidisati belirler ki o da bazen tek savunmamiz.
aslolan su ki bu dualite ve bu rolative icinde hepimiz hepimize aynayiz ogretmeniz.
bu kadar zor olmamali sevgiyi yuceltmek ki o da en ozgun hakikatimiz.

sevgi icinde:)

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/03/2009 :  11:42:53  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
HİÇBİR DURUM, -DENGELİ BİR VARLIK İÇİN- DUYGUSAL YÖNDEN YÜKLÜ OLAMAZ: VARLIĞIN HİZMET VERME FIRSATINA SAHİP OLABİLECEĞİ YA DA OLAMAYACAĞINI GÖZLEMLEDİĞİ HERHANGİ BİR DURUMDUR.





SORU: Bir birey kendini nasıl dengeleyebilir? İlk adım nedir?

RA: Sadece tek bir adım vardır: Akıl/beden/ruh bileşimini oluşturan enerji merkezlerini anlamak. Bu anlayış kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir. İlk dengeleme Malkuth ya da
Dünya’nın kırmızıışın bileşimi denen titreşimsel enerji bileşimine aittir. Bu enerjiyi anlamak ve kabul etmek temeli oluşturur. Tıkanabilecek ikinci enerji bileşimi turuncuışın bileşimi de denen duygusal ya da kişisel bileşimdir. Bu tıkanma kendini çoğunlukla kişisel gariplikler, yabansılıklar ya da benliğin utangaç bir biçimde anlaşılması ve kabul edilmesiyle ilgili olarak beliren sapmalar şeklinde gösterir. Üçüncü tıkanma sizin ego (benlik) adını verdiğiniz şeye çok benzer. Bu sarıışın ya da güneş sinirağı (karın boşluğu)
merkezidir. Bu merkezdeki tıkanıklıklar çok kez insanın gücünü kullanma, güç kullanarak başkalarını yönetme ve yakınları ve ilişkide olduğu diğer insanlarla ilgili sosyal davranış
bozuklukları şeklinde ortaya çıkar. Bu ilk üç enerji merkezinde ya da giriş kapılarında tıkanıklık olanlar, Birin Yasası’nı arayabilme yeteneği açısından sürekli zorluklarla karşılaşırlar. Kalp merkezi ya da yeşilışın merkezi, üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının sonsuz zekâya doğru atlama yapabilecekleri bir başlangıç noktasıdır. Bu bölgedeki tıkanıklıklar, evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme konusunda güçlükler olarak tezahür eder. Maviışın enerji merkezi ise hem içeri hem de dışarı doğru enerji akımı olabilen ilk merkezdir. Bu bölgede tıkanıklık varsa, kişi kendi varlığının ruh/akıl bileşimini anlamakta ve kendisiyle ilgili böylesi anlayışları ifade etmekte güçlük çeker. Bu bölgede tıkanıklık yaşayan varlıklar başka varlıklardan gelecek iletişimi de kabul etmekte zorlanırlar. Bir sonraki merkez epifiz ya da çivit rengiışın merkezidir. Bu merkezi tıkalı olanlar, değersizlik şeklinde ortaya çıkan tezahürler yüzünden zeki enerji akımının azalmasıyla karşı karşıya kalırlar. Bu sizin söz ettiğiniz şeydir. Gördüğünüz gibi akıl/beden/ruh bileşimine birçok noktadan enerji akışı olduğu için, yukarıda belirtilen ve sizin söz ettiğiniz bozukluk bu bozukluklardan sadece bir tanesidir. Çivit rengiışın dengelemesi, ruhsal bileşimle ilgili çalışmalar için çok önemlidir. Bu merkez, zeki enerjiden gelen en az saptırılmış sevgi/ışık akımını alan enerji merkezi olduğu için üçüncü yoğunluk derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine doğru değişime uğramak için gerekli kendi akımını meydana getirir; aynı zamanda da sonsuz zekâya ulaştıracak kapıları açan anahtara sahip olabilme potansiyelini de kendinde taşır. Enerji akımının son merkezi ise bir varlığın akıl/beden/ ruh titreşimsel bileşiminin bir bütün olarak, tam ifade edilişinden ibarettir. Bu enerji düzeyinde artık “dengeli” ya da “dengesiz” tanımı bir anlam taşımaz, çünkü bu merkez kendi dengesini kurar. Buradaki sapma her ne olursa olsun, bu
merkez diğer merkezler gibi işlem göremez, yönetilemez, dolayısıyla varlığın dengesinin gözden geçirilmesinde bir önem taşımaz.



SORU: Daha önce bize dengeleme konusunda neler yapmamız gerektiğiyle ilgili bilgi vermiştiniz. Bu enerji merkezlerini dengeleme için bize verebileceğiniz ve bizim de yayınlayacağımız alıştırmalar ya da yöntemler var mı?

RA: Şu anda verilen bilgilere kıyasla, yayınlamanız için verilenler sadece iyi bir başlangıç oluşturuyorlar. Bir elçinin dil yoluyla öğretmeye/öğrenmeye kalkışması yerine, arayış içindeki her varlığın kendi kendini aydınlatmasına izin vermek önemlidir. Biz sizden öğreniyoruz. Biz size öğretiyoruz. Böylece öğretmiş/öğrenmiş oluyoruz. Eğer biz sizin adınıza öğrenmiş olsaydık, bu, özgür irade yönünde bir sapmaya neden olarak dengesizliğe yol açardı. Öğrenmenize izin verilebilecek başka bilgi ayrıntıları da var ama siz daha sorularınızla bu ayrıntılara erişmediniz. Sonuç olarak, yalnız sizin aklınıza gelen sorulara yanıt vereceğiz?



(Ra Bilgileri 1 s.197,198,199)




Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Bir bireyin kendini dengelemesi için tek bir adım vardır: Akıl/beden/ruh bileşimini oluşturan enerji merkezlerini anlamak.

2. Bu enerji merkezlerini dengeleme için: Eğer biz sizin adınıza öğrenmiş olsaydık, bu, özgür irade yönünde bir sapmaya neden olarak dengesizliğe yol açardı. Öğrenmenize izin verilebilecek başka bilgi ayrıntıları da var ama siz öğrenmelisiniz.









SORU: Kusursuz bir dengeye sahip bir varlık, başka bir varlığın saldırısına uğradığı zaman herhangi bir duygusal tepki hisseder mi?

RA: Evet. Bu tepki, sevgidir.



SORU: Bizim şu anda deneyimlemekte olduğumuz illüzyonda(madde aleminde), özellikle de saldırı bedensel bir acı ile sonuçlandığında, bu tepkiyi vermek zordur; ama sanırım bedensel acı da duyulsa, hatta saldırı ölümle sonuçlansa bile bu tepkiyi vermek gerekiyor. Değil mi?

RA: Bu doğru olmanın ötesinde, denge prensibinin idrakinde çok büyük, hatta temel bir öneme sahiptir. Denge duygusuzluk, umursamazlık, ilgisizlik ya da tepkisizlik demek değildir; gözlemcinin ayrılık duyguları tarafından körleştirilmemiş olması, tam tersine, bütünüyle sevgi dolu olmasıdır.



(Ra Bilgileri 2, s.132)



Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Kusursuz dengedeki bir varlığın, başka bir varlığın saldırısına uğradığında hissettiği duygusal tepki "sevgi" dir.

2. Sevgi, duygusal bir tepkidir.

3. Denge duygusuzluk, umursamazlık, ilgisizlik ya da tepkisizlik demek değildir; bütünüyle sevgi dolu olmasıdır.








SORU: Duygusal yönden yüklü (heyecan ve gerilim yaratan) olaylar karşısında duygusal tepkilerini bastıran bir insanla, dengeli ve dolayısıyla bu durumlardan gerçekten etkilenmeyen, dengesini bozmayan bir insan arasında, enerji merkezlerinin faaliyete geçirilişleri açısından ne gibi farklar vardır?

RA: Bu soru yanlış bir varsayıma dayandırılmıştır. Gerçekten dengeli bir varlık için hiçbir durum duygusal yönden yüklü olamaz. Bunun anlaşılmasından sonra şöyle söyleyebiliriz:
Duyguların bastırılması, varlığın kutuplaşmasını azaltır; öyle ki, varlık o sırada önüne gelmiş olan katalizörü kullanmamayı seçmiş ve böylece enerji merkezlerinin parlaklığını azaltmış olur. Ama, bu bastırmanın nedeni başkalarına yardım ise, o zaman pozitife doğru bir miktar kutuplaşma olur. Bir katalizörle, onu hissedebilecek ama ona tepki vermeye gereksinim duymayacak kadar uzun süre çalışmış bir varlık, henüz dengeli değildir ama kendi deneyimsel sürekliliğinin geçirgenliğinden dolayı kutuplaşma kaybına da uğramaz. Bu şekilde, kendi tepkilerini gözlemlemek ve kendini tanımak yoluyla, varlık giderek gerçek bir dengeye doğru yaklaşır. Sabır gereklidir ve önerilir, çünkü sizin katınızda katalizör sayısı pek çoktur ve tutarlı bir öğrenme/öğretme devresi geçirmek için bunların kullanılarak değerlendirilmeleri gerekir.


SORU: Bir insan, duygusal yönden yüklü bir durum karşısında etkilenmeden kaldığında, duygularının akışını bastırdığı için mi, yoksa gerçek bir dengeye erişmiş olduğu için mi böyle etkilenmeden kalabildiğini nasıl anlar?

RA: Bu noktaya kadar anlattık. Kısaca özetlememiz gerekirse, dengeli bir varlık için hiçbir durum duygusal yönden yüklü değildir; her durum, sadece, varlığın hizmet verme fırsatına sahip olabileceğini ya da olamayacağını gözlemlediği, diğer durumlara benzeyen bir durumdur. Bir varlık, bu tutuma ne denli yaklaşabilmişse, dengeye de o denli yaklaşmış demektir. Bizim bir katalizöre gösterilecek tepkilerin bastırılmasını önermediğimizi bilmenizi isteriz. Yeter ki bu tepki diğer varlığı -Bir’in Yasası’na uygun düşmeyecek şekilde- engelleyici olmasın. Varlığın, bu katalizörü daha verimli şekilde kullanabilmesi için deneyimin (gelişerek) kendini ifade etmesine izin vermek çok daha iyi olur.



(Ra Bilgileri 2, s.134,135)




Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Dengeli bir varlık için hiçbir durum duygusal yönden yüklü olamaz.

2. Kendi tepkilerini gözlemlemek ve kendini tanımak yoluyla, varlık giderek gerçek bir dengeye doğru yaklaşır.

3. "Sabır" önerilir.

4. Dengeli bir varlık için, hiçbir durum, duygusal yönden yüklü değildir; her durum, sadece, varlığın hizmet verme fırsatına sahip olabileceğini ya da olamayacağını gözlemlediği, diğer durumlara benzeyen bir durumdur.

5. Bir katalizöre gösterilecek tepkilerin bastırılması önerilmez.









SORU: O zaman siz, negatif yönde kutuplaşan bir varlığın, kendi öfkesini ya da bir öfke anında kendisini kontrol altında tutamaması halinde bunun kansere neden olabileceğini söylüyorsunuz. Öyle mi?

RA: Dediğiniz kesinlikle doğrudur. Negatif kutuplaşma çok fazla kontrol ve bastırma gerektirir.


SORU: Neyin bastırılmasını?

RA: Sizin duygusal diye nitelendirebileceğiniz her akıl sapmasının -ki bunlar doğalarından ötürü düzensizdirler- negatif eğilimli varlığa yararlı olabilmesi için bastırılması, sonra da, düzenli bir kullanım içinde yeniden yüzeye çıkarılması gerekir.
SORU: O halde pozitif eğilimli varlık, bir duyguyu bastırmaya çalışmak yerine -daha önceki bir celsede bildirildiği biçimde-bu duyguyu dengeleyecektir. Doğru mu?
RA: Dediğiniz doğrudur ve bu eğilim, varlığı birlik yoluna götürür.



(Ra Bilgileri 2, s.150,151)



Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Pozitif eğilimli varlık, bir duyguyu bastırmaya çalışmak yerine bu duyguyu dengeleyecektir.







Kasyopya Celseleri'nden



90. DUYGULAR ÇOK YARDIMCI OLABİLİR AMA ENGEL DE OLABİLİR.

91. ORMANDA KURTLAR ETRAFINIZI ÇEVİRDİĞİNDE; İÇERİ VE DIŞARI DERİN DERİNCE SOLUYUN, SAKİNLEŞTİRİCİ VE GÜVEN VERİCİ BİR ŞEKİLDE KURTLARDAN ORMANA GERİ DÖNMELERİNİ İSTEYİN.

92. KİŞİ KURTLARDAN KURTULMAK İSTEMEMELİ, SADECE ONLARLA POZİTİF BİR ŞEKİLDE ETKİLEŞMELİ.

93. DUYGUNUN ENGELLEYİCİ YÖNÜNÜ ORTADAN KALDIRIRSAN; SEZGİN GÜÇLENİR.


C: Tamam, şimdi bir ormandaki bir açıklıkta olduğunu düşün. O açıklıkta bir grup kurt tarafından etrafın sarılıyor. Bu kurtlar zihnindeki bir engeli temsil ediyor. Engel duygu. Duygu 3'üncü yoğunlukta hayatın gerekli bir unsuru. Çok yardımcı olabilir ama engel de olabilir. 3'üncü yoğunluk bireylerin varlığıyla ilgili kritik durumlarda, bu duygular geçici olarak engelleyici etki yapar. Şimdi etrafını çeviren kurtları düşün. İçe ve dışa derin derince solunduğunda, kişi sakinleştirici ve güven verici bir şekilde kurtlardan ormana geri dönmelerini istediğinde, herşeyin yolunda olduğunu söylediğinde, kurtlar dönüp gider. Bu, duygunun engelleyici yönünü ortadan kaldırır ve sezginin güçlenmesini sağlar. Ve böylece kişinin sezgileri "bölünmez." Bunu anlayabiliyor musun?

C: Duygulardan kurtulunamaz. Duyguların kontrol edilmesi gerekir. Ormanda etrafını saran kurtlardan bahsetmiştik. Kurtlar doğanın parçasıdır. Kişi kurtlardan kurtulmak istememeli, sadece onlarla pozitif bir şekilde etkileşmeli. O yüzden, etrafını sarmalarına gerek olmadığı için kurtlardan ormana geri dönmelerini istemeni söyledik. Duygu 3'üncü yoğunluk deneyimi için gereklidir. Yardımcı da olabilir, engel de. Yardım olmasına izin verdiğinde çok şey başarabilirsin. Engel olmasına izin verdiğinde görmen gerekenleri görmezsin.










Sevgi Üzerine




SORU: Sevginin, titreşim adı verebileceğimiz bir tezahürü var mıdır?

RA: Burada yine dil açısından (anlamsal) zorlukla karşılaştık. Sevginin ya da idrakin titreşimi ya da yoğunluk derecesi dediğimizde, bu terimi ikinci sapma olan Sevgi yerine kullanmamak
gerekir. Sevgi sapması, sonsuz zekâyı kullanarak çeşitli varlıkların (şeylerin) yaratılmasında, büyük faaliyete geçirici ve en temel birlikte-Yaratan’dır; halbuki sevgi titreşimi, “sevmek” adı verilen faaliyeti yapmayı öğrenmiş olanların, bunu belirgin bir çarpıtma olmadan yapabilecekleri ve bundan sonra da ışık ya da bilgeliğin yollarını arayacakları yoğunluk derecesidir (dördüncü yoğunluk derecesi). Böylece, titreşimsel olarak, sevgi -birliğin kendi özgür iradesini kullanarak yaptığı faaliyeti olarak- ışığa katılır. Sevgi ışığı kullanır ve ışığı kendi sapmaları içinde yönetebilme gücüne sahiptir. Böylece, titreşimsel bileşimler yaratılışı tersine çevirerek Bir'liğe geri dönerler, ve bunun için de büyük bir kalp atışının özelliğine benzer bir ritim gösterirler. Böyle bir benzetme yapabiliriz.



(Ra Bilgileri 2, s.11)




Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Sevginin ya da idrakin titreşimi ya da yoğunluk derecesi dediğimizde
---Sevginin
---idrakin titreşimi
---yoğunluk derecesi

Bunlar farklı anlamdadır (bu terimi ikinci sapma olan Sevgi yerine kullanmamak
gerekir.)

2. İkinci sapma Sevgi yukardakilerden farklıdır.

3. “Sevgi sapması”, sonsuz zekâyı kullanarak çeşitli varlıkların (şeylerin) yaratılmasında, büyük faaliyete geçirici ve en temel birlikte-Yaratan’dır.

4. Halbuki sevgi titreşimi, “sevmek” adı verilen faaliyeti yapmayı öğrenmiş olanların, bunu belirgin bir çarpıtma olmadan yapabilecekleri ve bundan sonra da ışık ya da bilgeliğin yollarını arayacakları yoğunluk derecesidir (dördüncü yoğunluk derecesi).

-------Sevmek öğrenilir.
-------Bunu öğrenmiş olanların, çarpıtmadan yapabilecekleri yoğunluk derecesidir.
-------Burada da(4. yoğunluk) ışık ve bilgeliğin yolları aranır.







Yorum: Bir sürü "içi kurtçuk dolu kibrit kutusu"... Kişinin "denge" li olma durumunun ne olması gerektiği ile ilgili bazı kanal bilgilerini paylaşmak istedim.

Tartışmak, üzerinde düşünebilmek ve birlikte öğrenebilmek için paylaşıyorum. Tabi bunu "seçmek" gerekecek, o "seçim", "bir adım ötede" duruyor. Seçilemeyebilir de. Böylece mevcut bilgi parçacıklarımız ile mevcut durumumuzu koruyacağız. Seçim sizlerin/bizlerin...

Selamlar, Sevgiler...


Edited by - Tiversonus on 04/03/2009 11:49:04
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 04/03/2009 :  12:20:48  Show Profile  Reply with Quote
Sevgi ulaşılacak en yüksek değer ve o sevgiye ulaşmak yaradana ulaşmaktır.Peki sevgiye ulaşmak için nelere gereksinim var? Bir yol haritası olması gerek değilmi:) Aslında çoğu şeyi biliyor ve kendimizce kabımızın yettiğince sevgi taşıyoruz ve yaşıyoruz. Yalan söylememek,dürüst olmak,çalışmak,paylaşmak,bilgiye ulaşmak,hoşgörmek ve en son basamakta sevgiyi kavramak! Sonuçta bilsekde bilmesekde içimizde sevgi tezahür ediyor.
Bilmediğimiz noktada içgüdüsel olarak yaşıyoruz,bildiğimiz noktada bilinçli yaşıyoruzdur:)) Bilinçli,bilinçsiz yaşadığımız sevginin artısıda vardır eksiside:))

Bu sabah yine ilginç bir olay duydum! İki kardeşin aralarında geçiyor.Biri diğer kardeşinin evine icra gönderiyor! İcra gönderene de öbür kardeş daha öncelerinden hep yardımcı olmuş ve paylaşmış. İşte iyiliğine rağmen kardeşin kardeşe ettiği! Yargı yapmıyorum çünkü herkesin sevgi eşiği farklıdır.Bu yüzden insanlar birbirlerini anlayamaz!

Edited by - zer-zivi on 04/03/2009 12:22:08
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 04/03/2009 :  12:31:47  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Bilmek, olmak, sevmek...Benim olasi gördügüm bir siralamadir dostlar.

Sevmelerimizde hep bir kosul varsa, kosulsuz sevgiye eristim , diyebilmemiz ne kadar gercekci olabilir?

"Yaradilani severim, yaradandan ötürü" dememiz bile, sevgiye bir kosul bir sebep yüklüyor olmak degil mi? Bilgi olmadan hangi duygunun farkindaligi olabilir ki? Yaradilani sevmek icin bile onun "yaratildigi" bilgisine sahip olmak gerekmiyor mu? Kavramlar olmadan, hissiyatlar nasil olacak? Kavramlar iste "bilgi" degil mi?

Bilgi yeter mi..yetmez..bana yetmiyor, ben artik bildiklerimi olmak istiyorum..Olursam belki simdi hic bilmedigim yeni bir sevme düzeyine erisebilirim, iste o vakit simdiki "sevmelerimin" ne kadar sınırlı,sebepli ve kosullu oldugunu anlayabilirim. Tekamülde basamaklar sonsuzsa, ulasacagimiz bilginin ve sevginin de sonsuz olmasi gerekir öyle degil mi?

Olur ya bir vakit ,"Hamdim, oldum, pistim, yandim elhamdülillah" diyebilme umuduyla :)

Edited by - on
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/03/2009 :  13:28:48  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Pek çok insan çıkar karşımıza ama biz sadece onlardan biriini severiz,eşimiz dostumuz olsun isteriz.Bu ayrımı hangi "bilgiyle" yaparız?

"1.80 boy,sarı saçlar,vs...bilgisiylemi karşımızdakini severiz?"
Fiziksel anlamda çekici bulabiliriz.Kimi sarışını beğenir, kimi esmeri.Neden aynı değil herkesin tercihi?...

Tabi burada "eğerki bana kendimi özel hissettiriyorsa,eğerki beni mutlu ediyorsa,eğerki..."ler mevcut sonuçta.Koşulları varsa,koşulludur sevmek. Fakat yinede ,bize kendimizi dahada fazla özel hissettiren,mutlu eden bir başkası değilde,neden o dur sevdiğimiz?
HİSSETMEK...Nedir,nereden gelir?

"Bir olduğumuz bilgisi";"madem hepimiz bir in parçalarıyız,öyle ise parçamı nasıl sevemem"demeyi ve dolayısıyla Yaradandan ötürü sevmeyi öğretebilir.
----
Konuşmalar başlığına yazmıştım bunu.Bencede bu koşullu sevgi olabilir zira karşımızdakiler bizim canımızı yaksa dahi yinede sevebilmek için "hatırladığımız"bir koşuldur.Bu koşula ihtiyaç duymamızın nedenide,parçadan bütüne bakmamızdır.Yani göz olmuşum,bulunduğum yerden bedene bakarak"hepimiz biriz"demişim,bu nedenle diğer parçalarıda sevebileceğimi düşünmüşüm ama Tsunamininde çok güzel ifade ettiği gibi sadece "bilmişim" fakat "olmamışım".

Bütünden parçalara baktığımda ise,"bak bu gözüm olduğu için onu seviyorum demeye,onun gözümüz olduğunu hatırlamaya bile gerek duymuyoruz"onu sadece seviyoruz.

Önceden konuştuğumuz konular,bazen yeniden kendini hatırlatıyor tekrar konu olduğunda.Şu an ne yazıkki yazmayan,sevgili İvrinin yazısını ve başka bir başlığa yazdığım yazıdan bir kesiti kopyalamak istiyorum.Bazen parça parça yazdıklarımız,ileri bir zamanda düşüncelerimizin bütününü oluşturuyor.
----
Birde...Bizler hala sadece göz yada kulak olduğumuz için görebiliyor yada işitebiliyoruz.Aslında görme ve duyma işlevi beyinde olduğuna göre,görende duyanda beyindir.Göz ve kulak alıcıdır.Yani beyin görme ve duymanın "bir" olduğu yerdir.Bizler beynin görme ve duyma işlevinin "bir" olduğu yer olduğunu "bilen" göz yada kulağız ama hala sadece göz yada kulak olduğumuz için,hem görme hemde duymanın bir olduğu beyin "değiliz".
----
İşte sevgili dostum; burada af yok! Sevgide af kavramı barınmıyor. Af edebilmem için önce kırılmam lazım! Ancak ben sevgide kaldığımda kimseye kırılamıyorum! Bakınız benim "Seni Bağışlamıyorum....." diye kısa bir yazım vardır onu bulup okuyunuz lütfen. Ben orada aslında af ve hoşgörü kavramının sevgide kaldığımızda varolmadığını anlatıyorum. Yani eğer hoşgörünün kendisi olursak hoş görmeye ihtiyacımız kalmıyor zaten her şey hoş görünüyor. Yani burada iyileştirilmesi gereken bir kırılganlık yok dostum.
----
Seni özledim İvrin.



Edited by - pandora76 on 04/03/2009 15:47:10
Go to Top of Page

rinda
Kehribar

Turkey
88 Posts

Posted - 04/03/2009 :  13:28:58  Show Profile  Visit rinda's Homepage  Reply with Quote
"Hamdım, yandım, piştim, oldum" demek umuduyla

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/03/2009 :  13:32:21  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Ben de samimi olarak fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Yukarıdaki aktarımım sadece -olabildiğince objektif olarak- kanal bilgileridir, onda yorum yoktur.

Mevlana zamanları (800 yıl önceleri) bilgi kaynakları kısıtlı idi. Bilgi'ye bazı çalışmalar yapılarak (ilahi düşünce/tefekkür, dönme, sema v.s) ulaşılabiliniyordu. Bunlar genel olarak kanallama bilgileri ve bu kanallama bilgilerinin kitaplara yansımış şekilleriydi.

Mevlana'nın dergahına giren bir öğrenci, inisinasyon öğrencisi olsun. Giriş teki an daki bilgisi ve sevgisi ile daha ileri ki anlardaki bilgisi ve sevgisi aynı olabilir mi? Olamaz. "Hiç bilen ile bilmeyen bir olur mu?" . Sonuç olarak bilgi ruhu besleyen bir iş yapar.

Neden "bilgi" konusuna çok değiniyorum? Bu durum, bir fikrin savunucusu (tarafı olarak egosal bir durumdan farklı olarak) olmaktan ziyade, yaklaşan dördüncü yoğunluk dalgasına doğru, insanların özellikle foruma üye insanların daha donanaımlı (bilgi) ile olabilmeleri içindir. Bir de eniyi öğretirken öğrenmek içindir. Yani paylaşırken ben de öğreniyorum.

Sonuç olarak, aynı olaya bakıp, farklı yorumlara gidebiliyor insan. İşte burada olayı gözlemleyen "bilincin" yapısı önemli. Bazen "ben bu anlamda yapmadım" der iken burada kast edilen durum budur. Örneğin "Bilgi İle Sevenlere Selam Olsun" sözünü değişik algılamalar içinde anlayan olabildi. Ve ben sevgi içindeyim diyerek, "bilgisizce seviyorum" denildi veya bu kullanıldı. Burada "bilgisizce sevenler" sınıfı kast edilmiyor, "bilgi" nin değeri vurgulanıyor ve "bilgiye" davet vardır. Ve bir özel olayın ardından kullanılmıştır.

İnsan, karmik derslei için bedenlenir. Defalarca bedenlenir. Yaşadığı yaşam dan "bilgi" toplamak için bedenlenir. 5. yoğunluk dualitenin olmadığı yerdir. Evet dualitenin olmadığı yerdir. Orada bulunan ruh, gelişim için "unutma örtüsü" dahilinde bedenlenmeye ihtiyaç duyar. Bu başlangıçta otomatik sonrasında ise seçimli bir süreçtir.

Dualitenin olmadığı 5. oğunluğun bir diğer özelliği ise bu yoğunluğun "bilgelik" yoğunluğu olmasıdır. Şimdi düşünelim, birlikte düşünelim; "neden 5. yoğunluk varlığın gelişimi için tekbaşına yeterli değildir, orada her türlü bilgi var, dualite de yok?"

İşte size bir "soru daha" yani bunu kendime de soruyorum. Soru yok ise cevap da yoktur. Cevaplar için doğru sorular sorulmalıdır.

Hiç bilen ile bilmeyen bir olur mu?

Selamlar, Sevgilerimle...

Edited by - on
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/03/2009 :  14:08:42  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
İnsan sevmeye zorlanabilirmi peki?Elbette değil!

Mesela çocuğumuz müziği "seviyordur" ve sevdiği şey onu mutlu ediyordur ama biz onun geleceği açısından makineleri "sevmesi için zorlamışızdır" ve o bizim isteğimizle mühendis olmuştur.
Peki çocuğumuzun mühendis olması,mühendisliği sevdiğinin göstergesimidir?
İnsanlar çoğu zaman yapmak zorunda oldukları şeyi yapıyorlar yapmak istediklerini değil.Bu nedenle pek çok mutsuz insan var.

Aklıma gelmişken,Oenin "sevmek öğretilebilir birşeymidir"başlıklı bir yazısı vardı.Sevmiştim.

Bulunduğumuz yer,bize uygundur bilgisiyle gelipmi severiz?
Elbette.
Mesela biri özgün seviyordur diğeri pop.Özgün halk müziği dinleyen biri,niye pop müzik dinleyen bir yerde bulunsun?Veyahut diyelimki birşekilde pop müzik dinlenilen biryere gitmek durumunda kalsa pop müzik sevdiği anlamınamı gelmektedir bu?

Yada...Neden biri özgün halk müziği diğeride pop sever?Hangi tarzı seveceğimizi,hangi bilgiyle öğreniriz?Peki ya neden neredeyse dünya üzerindeki pek çok insan Mozartın muhteşem klasiklerini sever?Yinede...yinede...dinlesede Mozartı,yinede aynı hislerle dinlemekten,sevmekten vazgeçmez?Pek çok insanı ortak bir paydada buluşturan ne?

Bilenle bilmeyen bir olurmu..

Bilmek, olmak, sevmek...
Sevgili Tsunaminin verdiği sıralama...Üst mesajımda belirttiğim bilgi ile gelen sevgiye uygun geldi bence."Bir "in parçası olduğunu önce "bilmek"sonra "olmak" ve "sevmek"...

Hatta,bir in parçası olduğumuz "bilgisi" nereden ve niye gelir?Kim hangi sevgiyle bize birin parçası olduğumuz bilgisini vermektedir?Bize birin parçası olduğumuz bilgisini öğreten sevginin kaynağı hangi bilgiyle bizi sevmektedir?Bu bilgiyi ona birimi vermiştir?
Neden pek çok insan "bir olduğu bilgisini" öğrendiği halde,"bir" olduğuna inanmaz?
Bir olduğumuz bilgisini bize hissettiren kaynak nedir?
Hissetmek hangi bilgiden gelir?

Diğer başlıktada bilgiyle gelen sevmenin yanısıra,sevginin sadece bilgiyle eşlenicek birşey olmadığı düşüncemi paylaşmıştım.

Bilgiyle sevmek,bilgisizce hissederek sevmek,koşulsuz sevmek.
Hepside aslında kökeninde hissetmek...

Edited by - pandora76 on 04/03/2009 15:50:58
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 04/03/2009 :  14:28:08  Show Profile  Reply with Quote
Bilginin doğruluğunu nasıl anlıyoruz bunuda düşünelim! Doğru bilgi olup olmadığını yoğuran faktör nedir peki!! Ne akıl nede kalp birbirinden bağımsız değildir ama gerçek sevginin ve bilginin ne olduğunu öz benliğimiz bilir. Öz benlik sevginin nasıl bir titreşim olduğunu bilmekte ve bilgi bize onunla iletişim kurmak için eylemle/pratikle gerekli.Bu boyutta sevginin ne olduğunu hatırlamak ve duyumsamak gerek.Öz benliğe kalp aracılığıyla bağlıyızdır,onun aracılığıyla benliğimizle iletişim kurarız,ondan yardım alırız. Öğrenilen bilgi tek başına bir şeye yaramaz pratiğe uygulanmadıkça.Ve pratiğe geçildiğinde anda yaşanılan,hissedilen ne kadar duygu parçacığı varsa bunu kalp yorar ve ham olan bilgiyi, pratikte yanarak ve kalben pişerek sevginin olma haline varılır diye düşünüyorum!!!

Ailem bilgi sahibi değildi ancak doğru hissetmeyi biliyordu.Başkalarına zarar vermemeyi biliyordu ama başkalarından nasıl korunacağını bilmiyordu. Sevgi paylaşılabilmek için gerekli, bilgide insanın kendisini koruyabilmesi için gerekli olabilir düşününcede! Zaten herkes sevgide olmuş olsaydı bilgiyle korunmaya lüzum kalmazdı. Kuşlara bakın yavrularını sahip oldukları bilgiylemi besliyorlar yoksa içgüdüsel sevgileriylemi besliyorlar. Kuşlar doğaya uygun hareket ediyorlar,insansa doğasıyla savaşmakta!!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/03/2009 :  14:43:25  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili zer-zivi,

Şimdi kitap okurken aklıma geldi, paylaşmak isterim: "Foruma üye olmadan önceki, ruhsal, duygusal durumun ile, olduktan sonra durumun arasında bir fark var mı?"

Sonuç olarak şunları da eklemek gerekir: Yaşam da "bilgi" toplanılan yerdir, olmak belki yaşamak bu anlamda "bilgi" toplamaktır. DNA larda bilgi iplikçikleridir. Belki daha sonra üst yoğunluğa geçecektirler, 2. yoğunluk alemi hayvan kırallığındakiler.

Sonuç olarak, belki sorun kelimelere farklı kavramlar yüklememizdendir.

Tekrar soruyorum "forum" süreci bir fark yarattı mı?


EK:

Şimdi ben kitap okurken" kelimesini kullandım bu farklı seviyedeki bilinçler ce farklı farklı algılanabilir

1. Egosal bir bildirimim olarak algılanabilir.
2. Bilgi için okuyun anlamında algılanabilinir.
3. Yok sadece, bir durumU, oluşu bildirmesi açısından algılanabilir.

Özet Olarak Şunları Söylemek İstiyorum:


1. Kişi bedenini ve onun kimyasını iyi anlamalıdır. Böylece kimyasal/duygusal yüklü çıkışlarının önce farkındalığına ve sonra da partikler ile bunun ile "başedebilme yollarını" araştırmalıdır.

2. Kişi enerji girdaplarının ve onların anlamları üzerinde derin
düşünerek, bu bilginin bedenine ve oradan da ruhuna dokunacak şekilde irdelemelidir.

3. Her şeyden önce, kişi "önyargısızca" bilgiye yaklaşmalı, onu tartmalı, onun üzerinde düşünmeli ve sonra kararını vermelidir.

4. Bilgi sadece "okuyarak" kazanılmaz, insanın bir ruh yanının ve bu un da atanmış rehberleri ve öğretmenleri olduğunun farkına varmalı, meditasyon ya da ilahi düşünme diyebileceğimiz meditasyon yapmalıdır.

5. "Otomatik tepkiler" ne kadar sakınca taşıyorlar sa duygusuzluk, tepkisizlik te o kadar tehlike taşır. Önemli kriter, her olay da bir hizmet potansiyeli aramaktır.

6. En önemli 3 kriter her daim gözününde tutulmalıdır: 1. Özgür İradeler saygı, 2. Karmik/kadersel dersleri karışmadan sadece öneri ve tavsiye sunmak veya "yardım etmek", 3. Kendine Hizmete potansiyel (iki yönlü) kazandırmadan Başkalarına Hizmet etmeye çalışmak (yani kişi beklentisizlik içinde olmaya çalışırken, karşıdakinin de potansiyel olarak Kendine hizmetine meydan vermemeye çalışmak)

Bunlar için "sabırlı" olunmalı, "inatçı ve acaleci" davranılmamalı ve hepsinden de önemlisi bunların sadece birer "öneri ve tavsiye" olduğu unutulmayarak, "iki yönlü diyaloğa açık" olunmalı. Ayrıca bu aktardıklarımın ilk önce aktaran için geçerli olduğunu bir samimiyet göstergesi olarak aktarıyorum. Biraz "irade" ve "seçim ile" eklenme başlayabilecektir, hepimiz için...


Selamlar, Sevgiler...

Edited by - Tiversonus on 04/03/2009 15:24:31
Go to Top of Page

Tsunami
Elmas

318 Posts

Posted - 04/03/2009 :  16:33:32  Show Profile  Visit Tsunami's Homepage  Reply with Quote
Bilgi ile sevmek derken, sevginin bilgilisi olur mu diye tepki gösterilmesi dogal. Ama burda benim anladigim sevgiyi, icgüdüsel olmaktan cikarip bilgili yani bilincli hale dönüstürmektir. Sevginin benim anladigim anlamda üst boyutu budur, bilgi ile sevmek, bilincle sevmek.

Hayvanlar da yavrularini sever ve korur ama bu bilgi ile degil, icgüdüseldir. Yani bir anne kedinin yanindaki yavrulari sevmek ve de beslemek icin bile yaklassaniz annenin size saldirma olasiligi cok fazladir. Cünkü, ona zarar mi vernek istiyorsunuz, sevmek mi istiyorsunuz "bilmez". Icgüdüsel olarak, yavrularini korumaya gecer. Burada hayvanlari kücümsedigim anlami cikmasin, ama insan olarak güdülerimizle degil, zihnimizle hareket etmemiz beklenir bizden.

Bir annenin cocuguna sevgisi tartisilmaz. Hatta kosulsuz bir sevgi varsa, bu evlat sevgisidir diye diretebilirim de. Ancak, bir örnek vereyim, cok yakin cevremde biri var; kizinin hayati boyunca bütün hatalarini örttü, pohpohladi, kendini kandirdi,her durumda onun gardini aldi, haksiz yere bile olsa savundu, onun icin yalan söyledi, hak yedi, iftira etti. Bütün bunlari evladini sevdigi icin yaptigini ben biliyorum, anliyorum ama sizce bu sevgi midir, icgüdü müdür? Insanlarda bilgili sevgi olmak zorunda. Bilgisiz sevgi, körü körüne sevgi, hastaliklidir ve bana göre güdüdür , sevgi degildir.

Simdi burada sevgi hangi bilgiden yoksun? En basta saglikli bir birey yetistirme bilgisinden yoksun.. Cünkü bahsettigim o korunan, kollanan kisi bizzat hastalikli bir karaktere dönüstü..Yalniz, mutsuz, kendisini bencil , kiskanc ve kibirli karakteriyle annesinden baska kimsenin sevmedigini gördügü icin bunalimda.Annenin sevgisi ona iyilik mi yapti, kötülük mü?

Sevmek, hatalarin üzerini örtmek midir, adalet duygusundan yoksun olmak midir?

Bir bilgisiz sevgi örnegi daha...sevdigi (!) kizdan karsilik bulamayinca, onu asansörde bicaklayarak öldürüyor..buyrun..bilgisiz sevgi! Sevmek karsindakinin mutlulugunu istemektir, sevmek karsindakini özgür birakmaktir..Sevgi kendisinden önce karsindakini düsünmektir, insani duygu ve vicdani hislerle rahat olarak sevebilmektir.

Bilgili sevmekten benim kasdim budur, yani icgüdüsel olandan insani olana bir adim atabilmektir.

Edited by - on
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/03/2009 :  18:12:20  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Kendi adıma bilgili sevmek konusuna tepki değil kesinlikle sadece yüzeyden derine indikçe,"sevmek" in hissetmekle ilintili olduğunu düşündüğümü anlatmaya çalıştım.Ayrıca ne güzel bir konu hakkında konuşuyoruz ve bu paylaşımdan ayrıca mutluyum.

Ben çekim yasasında büyü örneği vermiştim ve fazla detayına inmemiştim ama ne yazıkki büyü yapılan kişi bendim.
Büyü yaptıracak kadar ileri gidebilen bir insanın sayesinde,duygularına karşılık vermediği için kızı bıçaklayabilecek bir insanın nasıl bir psikolojiye sahip olabileceğini tahmin edebileceğimi düşünüyorum.
Benimle ilgilenen herkesi öldüreceğini söyleyecek kadar bozuk bir psikoloji.Hepimiz öğrenciyiz ve evimizden uzaktayız.Ailemizde yokki yanımızda bize destek olsun.
Bu insan için ben anne,baba,kardeş,dost,sevgili...kısacası herşeydim ve ailesinin yanına gitmez benim yaşadığım şehire gelirdi tatillerde.Nereye gidersem gideyim,birşekilde beni bulurdu.
Başlarda onun bu psikolojisinin farkına vardığımda,kendisine bir psikoloğa gitmemizi önermiştim ama nafile.

Elbette insanlara zarar vermemesi gerektiği bilgisi öğretilmeli.
Başka bir başlığa,sevmek öğretilemeyecek birşeyse,sevmek olamasa bile ,sevemese bile karşıdakini,saygıyı öğretmek istediğim yeğenimden bahsetmiştim.
----
Yeğenime bir cips,şeker filan aldığımda onu diğerleriyle paylaşmasını ve herzaman bunu yapmasını söylüyorum.Duyarsız,ego şişirmekten başka birşey bilmeyen bir birey olmasını istemediğim için bunu ona özellikle yapıyorum.Çocuk artık kendiliğinden"teyze hadi benim cipslerimi paylaşalım"diyerek geliyor yanıma.
----
Onun en azından saygılı,paylaşımcı bir çocuk olmasını istiyorum.

Neyse.Hikayemize döneyim.
Bu insan,kimseye zarar vermemesi gerektiği bilgisine sahipti ama bilmesine rağmen bana zarar vermekten kaçınmıyordu.Bir erkeğin bir kadına,sadece bir kadına duyulacak hisleri beslememesi,aynı zamanda onu anne,baba,kardeş,dost...herşey gibi sevmesi normalmidir,bu sevmekmidir?

Adını bile bilmediğim bu insan,birgün yanıma gelip aynı bölümde olduğumuzu,ertesi gün bir daha gelip beni sevdiğini söyleyip yanımdan ayrılmak istemediğini anlatmıştı.Yani zaten beni izliyormuş dolayısıyla ona anne,baba,kardeş,dost gibi yaklaşmamıştım ki beni böyle sevebilsin.Söylediği şey"aşk sensin,annem babam kardeşim,herşey sensin".
Bu hastalıklı duygu,sevmek olabilirmi?Sevmek karşıdakini incitebilirmi seninde söylediğin gibi Tsunami.

Bir gün,bir arkadaşım yanıma gelip,sağlıksız psikolojisini bilmediği bu insana duygusal anlamda birşeyler hissettiğini söyleyip bunu ona anlatmamı istemişti.
Bir çember oluşmuştu ve o benden,onu seven arkadaşımda ondan vazgeçmiyordu.
Tabi en sonunda işler çığrından çıkmıştı ve artık psikoloğa gidelim önerisini yapmaktan vazgeçmiş ,onunla olan bağlarımı tamamen koparmıştım ama çok da başım ağrımıştı.

Bu tehditler savurabilecek kadar hastalıklı sevmek konusu dışında(sevmekmidir ki bu zaten?)insan neden kendisini isteyeni değilde,istemeyeni ister,sever?
"Bak ne güzel,seni seven var iken,neden sen seni istemeyeni istiyor,sevmeyeni seviyorsun"?Sevgi karşılıklı olmayabiliyormu bazen?Yada bu da sevgi olmayabilirmi?Zorlama içermesede bu da hastalıklı birşeymi?






Edited by - pandora76 on 04/03/2009 19:59:09
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/03/2009 :  18:13:21  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Bilgili sevmekten benim kasdim budur, yani icgüdüsel olandan insani olana bir adim atabilmektir

Bu cümleyi ayrıca alıntılamak isterim çünkü çok sevdim.
Sevgilerimle.

Edited by - on
Go to Top of Page

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 04/03/2009 :  18:27:08  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
Sevgiyi, daha objektif bir algı düzeyinden algılamaya çalıştığımda 'saf özgürlük bilişi' içinde olmazsak yalnızca egosal pencereden bakarak yorumlayabilirmişiz gibi geliyor.Özgürlük kavramını, her türlü bağımlılık duydusundan, sahiplenme düşüncesinden arınmış olmak ve herşeyi sadece derin bir anlayış ve şefkatle bırakabilmek gücünü tezahür ettirebilmek olarak algılıyorum. Varolan herşeyin özgürlüğünün anlaşılması için, deneyim içinde olan gözlemci olduğumuzu, itip çekmek, tutmak, saklamak, sakınmak vb ego telkinli duyguyu şifalandırabilmekten geçtiğini düşünüyorum.sevmek eyleminin saptırılmaması için özgürlük kavramını anlamak gerekli kanımca.Herşeyin,herkesin bağımlılıktan arındırılmış olarak sevilmesi.Bir gözlemci ve deneyimci olarak sevgiyi gölgelerden arındırmak.
Öyleki bilgi bile sevgiyi gölgelemekte uatadır.
Sevgi sorgulayan yada yargılayan olarak çıkmaz sahneye ancak insanoğlu sevgi bilgeliğinden yoksun olduğundan sevgiyi ancak koşullara uygun ise hissedebileceğine inanır.Bilgi olarak nitelendirdiğimiz zihinsel biliş gerçekleştirilmeden de sevgi ortaya çıkabilir ancak algılanamayabilir.Bilgi sevginin oluşması için bir zemin hazırlayabilir ancak saf sevgi zihinsel değil hücresel bilişle kavranabilir bana göre.Bu forum ortamında bile tanışmamış onlarca insan yazışırken kimine kendinizi yakın hissedersiniz kimine daha uzak,hatta kullandığımız isimler bile aramızda bir yakınlık yada mesafe olduğunu haykırır bize.Sevmek için bilmeliyim demek hemen mesafeler koyar aramıza ve kh konumumuzu destekleriz alasından.Bilelim ve sevelim, sevgiyi temel alarak bilgiyi arayalım ama bilgi yoksunluğunda alabileceğimiz darbeleri de sevelim, ki büyümek için acıyı kaçınılmaz olarak deneyimleriz belli bir bilgiyi bilgeliğe dönüştürene kadar.

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 04/03/2009 :  18:42:18  Show Profile  Reply with Quote
Sevgili arkadaşlar benimde sizden farklı bir söylemim yok ki!

Sevgi bilinçli ve bilinçsiz(iç güdüsel) vardır. İnsanlar bilinçli yada bilinçsiz severler. Çevremde egoyla dolu bazı insanlar bencilce sevmekte.Ve ben onlardan zarar gören biri olarak onları koşulsuz,sınırsız severken bilinçli değildim.Bilinçsizce sevdim ,onlara zarar vermedim ancak bilinçsizliğim yüzünden kendimi onlara karşı koruyamadım.Sonrasında bilincim geliştikçe onların yaptıklarına öfke duydum,nefret bile ettim.Zamanla hoşgörü ile kendi bilgimi yoğurup yumuşattım.Ve şimdi onların bana duydukları öfkeye rağmen onları hoşgörüyle,bilinçle sevmekteyim. Bilgi insanı başkalarından gelebilecek negatifliğe karşı korur. Söylemlerim bunlardır. sizden ayrı düşünmüyorum ki!! Ama içimden gelen "tüm herşeyi unutup sevgide erimek istiyorum" ancak toplumun yapısı buna engel,kendimi korumak durumundayım elbette ki! Aklıma Ademle Havvanın bilgi meyvasını yemeleri ile cennetten düşüş geldi.Bilgi insanları böldü ve bölünen bilgi varoluşun toplamıdır.Tekrar birliğe ulaşmak için kalple-bilgiyle bilinç oluşmak zorunda.

Egoyla dolu olanlardada sevgi vardır. Ve egonun yaratmış olduğu karışıklıkla sevgilerinde sapmalar oluşur. Bencilce ve karşılık bekleyen sevgide ego vardır.Gerçek sevgi ve tanrısal sevgiler farklıdır. İnsanlar biliçli yada bilinçsiz her tür sevgiyi içinde taşırlar,bilgi sadece korunmak için vardır.



Edited by - zer-zivi on 04/03/2009 18:49:53
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/03/2009 :  18:55:38  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Öncelikle hoşgeldiniz kolomet.
----
bazı insanlar bencilce sevmekte.Ve ben onlardan zarar gören biri olarak onları koşulsuz,sınırsız severken bilinçli değildim.Bilinçsizce sevdim ,onlara zarar vermedim ancak bilinçsizliğim yüzünden kendimi onlara karşı koruyamadım.
----
Sana hak veriyorum zer-zivim zira ben bunun uç örneğini yaşadım.
Arkaşımın durumuna üzüldüm ve bir psikoloğa gitme önerisini onu anladığım için,yaptım.Onun durumunu anlıyor olmamın getirdiği bir anlayışla,iyiniyetle yaklaştım.Sonuçta tehditler değildi asıl korkum.Tehditler karşısında "madem söylüyorsun,yap ozaman"diyen;samimiyetle,sevgiyle değilde;sertlikle yaklaşan insanlara sert davranan,aynı karşılığı veren biriydim ama arkadaşıma yinede sevgiyle yaklaştım.

Olmuyor bazen.Karşılığını bulmuyor her zaman.Yaşadığı şey için üzülüyordum ama ya o bana yaşattığı şey için üzülüyormuydu?Bozuk bir psikoloji,zarar görmemiz için haklı bir neden olabilirmi?

Sevgimize,anlayışımıza karşılık görmemek pek çok nedenden ötürü,pek çok kereler yaşadığımız şey aslında.
Başkasına yine de sevgiyle yaklaşmayı deneyebiliriz-denemeyebiliriz ama biz de kendimiz tarafından sevilecek,seninde söylediğin gibi korunmayı hakeden insanlar değilmiyiz.

Edited by - pandora76 on 04/03/2009 18:57:59
Go to Top of Page

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 04/03/2009 :  19:00:54  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
'Egoyla dolu olanlardada sevgi vardır. Ve egonun yaratmış olduğu karışıklıkla sevgilerinde sapmalar oluşur. Bencilce ve karşılık bekleyen sevgide ego vardır.Gerçek sevgi ve tanrısal sevgiler farklıdır. İnsanlar biliçli yada bilinçsiz her tür sevgiyi içinde taşırlar,bilgi sadece korunmak için vardır.'
Aynen dediğiniz gibi sevgili zer-zivi...
Saf sevgiyi ve saf bilgiyi eyleme koyabilmek için eriyişe geçmek gerek.Zihinsel ve duygusal ağırlıklar ve zannetmeler ve bunlara bağımlılıklardan ötürü sevgi bilgeliğine ve bilgece sevmek eylemine mesafelerce uzaktan bakmaktayız.Sevgi zannettiğimiz pek çok duygusal ve zihinsel eylemlerin kölesi vaziyetinde yaşayıp gitmekte ve evrilmekte yavaş adımlar atmaktayız.


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/03/2009 :  19:12:23  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by kolomet

Saf sevgiyi ve saf bilgiyi eyleme koyabilmek için eriyişe geçmek gerek.ve zannetmeler ve bunlara bağımlılıklardan ötürü sevgi bilgeliğine ve bilgece sevmek eylemine mesafelerce uzaktan bakmaktayız.Sevgi zannettiğimiz pek çok duygusal ve zihinsel eylemlerin kölesi vaziyetinde yaşayıp gitmekte ve evrilmekte yavaş adımlar atmaktayız.




1. Zihinsel ve duygusal ağırlıklar
2. zannetmeler

bunlara bağımlılıklardan ötürü

sevgi bilgeliğine ve bilgece sevmek eylemine mesafelerce uzaktan bakmaktayız.


Bu kelimeleri, tefekkür içinde, "kendimi tanıma" açısından kullancağım:))

Teşekür ederim...

Edited by - on
Go to Top of Page

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 04/03/2009 :  19:44:51  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
Teşekkürler pandora76 hoşbulduk,
Siz sevgi adı altında duygusal bir tacize maruz kalmışsınız anladığım kadarıyla ve geçmiş olsun.Ancak şu var ki bu kadar travmatik bir ilşki yaşamışsanız bu karmik bir bağlantınızdan dolayı olabilir.Kimbilir!

Bu yoğunluğa gelerek defalarca yaşamlar sürerek 'olmak' için deneyimler yaşarız ve öğreniriz.Hepimizin başından acı deneyimler geçiyor ki bunların işaret ettiği tek şey,olduğunu zannettiğimiz herşeyin içindeki uyan diyen sese kulak verip vermeyeceğimizdir.

Sevgiyi bilmeyen de içinde taşır demiş sevgili zer-zivi, çok doğru.
ama yanlış ellere geçince en değerli şeyler değerini yitiriyormuş gibi algılanır duygu insanı tarafından.

Gerçekte varolan tek şey SEVGİ ise gerisi teferruat olmuyor mu? Teferruatlar çok can yakıyor diyebilirsiniz, doğrudur ama tek gerçek olana odaklanmak acıların ilüzyonunu daha belirgin ortaya koyacaktır.
Sevgi gelip geçicilik içinde anlaşılmayı ve oldurulmayı bekleye durmamalı ve sevmeyi bilmeyen, bilgece sevmeyenlerde sevgiyi biraz daha çıplak bir gözle görme şansını yakalamış olanlar tarafından kucaklanmalı.
Sevgi deneyimleri de sevgisizlik deneyimleri de tek bir amaca hizmet ediyor bana göre.İnsanı,İnsan-ı Kamil leştirmek.
Sevgiyi olduğu yerde kucaklayabildiğimiz gibi olmadığı varsayılan bir görünümle yine orada olduğunda da kucaklayalım.Birilerini, birşeyleri sevmek temasta olmak,hayatımıza dahil etmek değildir elbette.Ama kalbimizde bir tortu bırakmadan ve ihtiyaç duyuyorsak korunarak sevgi enerjisi üretmemize engel olacak duygusal deneyimleri şifalandırarak çabalarımızı artırmalıyız.


Edited by - on
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 04/03/2009 :  20:21:34  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Teşekkürler sevgili kolomet.Evet ne yazıkki duygusal tacize uğradım ve pek çoğumuz bunu yaşıyoruz aslında.Benim anlattığım şey ise uç bir örnekti sadece.
Bir insanın sözlerini düşüncelerini biliriz ve o insanı sevebiliriz,hatta ilk görüşte bile sevebilir yada bunun gibi birşey hissedebiliriz ama daha düşüncelerimizi bilmeden,kendi içinde anne baba kardeş dost sevgili gibi,herşey gibi sevmek kendince,herşeyin yerine koymak!Bu da sanırım bir yansıtma olsa gerek.Psikolog olmadığım için yeterli bir sözcük bulamıyorum.
Mesela owi yi,zer-ziviyi ve çok sık olmasada bazen karşılaştığım bazı insanları, kısacık bir zamanda sevdiğim yada sevildiğim oldu herkesin yaşadığı birşey bu ama bu bahsettiğim insanın durumu farklı,bambaşka birşey;çok kötü,hastalıklı birşey.

Karmamıydı yoksa birşey öğrenmem içinmiydi bilmiyorum.Tsunaminin verdiği örnekle geldi aklıma ama sonuçta gerçekten çok can sıkıcı zamanlardı.Belkide eft yapmalıyım
Sevgiler...

Edited by - pandora76 on 04/03/2009 21:36:27
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/03/2009 :  21:16:08  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
İnsan-ı Kamil ve Kendini Gerçekleştirme Üzerine

Hümanist kuramın önde gelen bilim adamlarından Maslow’a göre “kendini gerçekleştime” kavramı insani ihtiyaçlar hiyerarşisinin zirvesini oluşturmaktadır. Barınma, yiyecek-içecek, güvenlik gibi varkalma ihtiyaçları ile bilme/tanıma, estetik gibi gelişim ihtiyaçlarını karşılayan birey ihtiyaçlar piramidinin son basamağını oluşturan “kendini gerçekleştirme” basamağına ulaşır. Buna bağlı olarak denilebilir ki, insan ancak piramidin tüm basamaklarını geride bıraktıktan sonra “kendisi” olabilir. Kendini gerçekleştirme bir anlamda varolan tüm insani potansiyellerin ortaya çıkması, organizmanın nihai olgunluk ve yeterliğe ulaşması sürecidir. Bir diğer hümanist kuramcı Rogers’a göre organizmanın en temel amacı kendisini gerçekleştirmektir. Bu açıdan bakıldığında ihtiyaçlar piramidinin tüm düzeyleri en son aşama olan “kendini gerçekleştirme” ihtiyacına hizmet etmek, organizmayı bu son evreye taşımak için vardır.

Şimdi biraz da kendini gerçekleştirmiş bireyin özelliklerinden bahsedelim. Kendini gerçekleştirmiş insanların başlıca özelliklerinden biri –ve bence en önemlisi, hayattan zevk almayı başarabilmeleridir. Hayatın gerçekleriyle herhangi bir problemleri yoktur. Kendilerini ve diğer insanları olduğu gibi kabul etmekte sorun yaşamazlar. Bu nedenle insanlarla olumlu ilişkiler kurarlar. Onlar için herkeste, her yerde ve her olayda öğrenilmesi gereken dersler bulunur. Kendilerini iyi tanırlar. Her zaman farklı düşünce ve yaklaşımlara açıktırlar. Doğal hareket etmeyi severler ve güçlü bir mizah anlayışına sahiptirler. Zaman zaman yalnız kalmaktan çekinmezler. Amaçlarını kararlılıkla belirleyebilme gücüne sahiptirler. Özgür olmayı severler ve üzerlerinde baskı oluşturacak kimselerden ya da durumlardan uzak dururlar. Kendi öz değerler sistemine göre karar verirler. Özgüven sahibidirler ve insanlarla sıcak ilişkiler kurabilirler.

Görüldüğü gibi kendini gerçekleştirmiş bireyin özellikleri baskın bir içsel zeka ile doğrudan ilişkilidir. “Kendini gerçekleştirmiş” bireyin tüm bu pozitif özellikleri ilk bakışta bizde ideal bir insan karakteri izlenimi uyandırmaktadır. Gerçekten olabileceğimiz ve ya olmamız gereken şey budur diye düşünürüz. Piramid, yani bilimin insanoğlu için tanımladığı ihtiyaçlar hiyerarşisi bu noktada sonlanmaktadır ve ötesi, yani “kendini gerçekleştirmiş” bireyde ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar hakkında hiçbir şekilde fikir yürütülmemektedir.

Kendini gerçekleştirmiş bireyde neden yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmıyor? Rogers’ın organizmanın temel hedefi hakkında söylediklerini hatırlayalım: kendini gerçekleştirmek, geliştirmek ve sürdürmek… Kendini gerçekleştirmiş organizma kendisini geliştirerek sonsuza dek varolma ihtiyacı içerisinde kalacaktır. Günümüzde çağdaş düşünce kendisini maddesellik sınırları içine hapsettiğinden bu üç kavramı da maddesel dünya hayatıyla sınırlamaktadır. Oysa, kendini sürdürmek demek hiç de bu dünya ile sınırlı değildir. Hangi organizma yok olmak ister doğada? Hele hele insan… Maddesel sınırlar içinde düşündüğümüzde bile her gün yaşamına yaşam katmaya çalışan, hayat standardını yükseltmeye çalışan, hatta bunun için çalıp çırpan, hatta ve hatta ölümün çaresini arayan… Bunlar ruhların varolma duasının maddesel hayatımıza çarpık yansımalarından başka bir şey değildir. Hangi organizma sonsuza dek varolmak istemez? Belki canlı organizma kendisini yalnızca ölüme kadar sürdürebilir fakat ruhlar ebediyen var olmak istemektedirler. Dolayısıyla ihtiyaçları hiç bitmeyen insanoğlunun piramidin son basamağında da yeni bir ihtiyacı doğacaktır : sonsuza dek varolma ihtiyacı. Belki de kendini gerçekleştirme basamağı gerçekten de tasavvuftaki kamil insan olma yolunun ilk basamağıdır ve insanoğlunun önünde hala uzun bir yol bulunmaktadır.

“Kendini gerçekleştirme” kavramına bambaşka bir bakış açısıyla da yaklaşabiliriz. Burada bütün sorun “kendi” derken aslında neyi kastettiğimizde yatıyor. Gerçekleştirdiğimiz şey aslında nedir? Eğer gerçekleşen “ilahi varlığın” ta kendisiyse, öyleyse kendini gerçekleştirmiş birey kamil insanın da ta kendisidir. Birçok bilimsel kavrama daha geniş bir perspektiften baktığımızda, bilimsel olarak tanımlanmamış da olsa dünyamızda hep varolduklarını görürüz. Bilim adamlarının çoğu kez yaptığı şey ortaya yeni şeyler çıkarmak değil, varolanı keşfetmek, kavramsallaştırmak, bu kavramın nitelik ve sınırlarını çizmektir. Misal; psikoloji biliminde var olan psikanaliz yöntemlerinin Freud’dan yüzlerce yıl önce kamil insanlar tarafından yaralı gönüllere uygulanan yöntemlerden biri olması. Aynen mesnevinin ilk sayfalarında anlatılan hekim ve cariye hikayesinde olduğu gibi... Dolayısıyla, benim şahsi fikrim, bu kavramı da onlardan biri olarak ele alabiliriz ve içeriğindeki asıl anlamın yani kendini gerçekleştirmekten kastın “kamil bir insan olmak” olduğu sonucuna varabiliz.

Sözün özü, tek bir cümleye varıyor:

Gerçekleştiren de gerçekleşen de O’nun ta kendisidir.

Gerçekleşebilmemiz duası ile…

(Alıntı)
blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=82534

Edited by - on
Go to Top of Page

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 04/03/2009 :  23:50:56  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
SEVGİNİN GÜCÜ

Sevgi evrenin en derin sırrıdır, hayatın başlangıcıdır, aslında hayatın ta kendisidir. Tohumları her ruhun içindedir, genellikle ruhların kendi varlıklarının sırrına varmaları, kendi güçlerini keşfetmeleri için birçok enkarnasyon gerekir. Şu anda dünya size kaotik görünebilir, fakat unutmayın ki kötü görünen şeyler insan ruhunu eğitir ve içteki ışığın, sevginin büyümesini hızlandırır.
Yapabileceğiniz en büyük hata kendinizi Tanrıdan, içine doğduğunuz evrenden ayırmanızdır, oysa hepiniz bir bütünün parçalarısınız. Hep ışık gibi düşünün, çünkü herşey ışıktır. Maddeyi karanlık olarak düşündüğünüzde onun karanlığını artırırsınız. Maddeyi nabız gibi atan ışık olarak düşünün, çünkü Mesih#8217;in zihninde maddenin gerçek yapısı böyledir.
Dünya karanlık olabilir, fakat eski günlerdeki gibi ışık tekrar geri dönmektedir. Şimdi bu dönüşe öncülük yapacaklara ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden evrim yolunda belli bir noktaya ulaşmış herkese çağrı gönderilmiş, maddi talepleri bırakıp ışığın yolunu izlemeleri istenmiştir. İnsanlar sevginin zayıflıkla eş anlamlı olduğunu düşünme eğilimindeler, fakat yanılıyorlar, insan ruhundaki sevgi maddedeki en büyük güçtür.

alıntı-ÖZGÜRLÜĞE DAVET

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 05/03/2009 :  10:39:16  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
3 türlü insan vardır.
1-bilmediğini bilmeyen insan yani uyuyan insan
2-bilmediğini bilen insan yani uyanan insan
3-bildiğini bilen insan
bildiğini bilen insan kamil insandır. bildiğinin alimi bilmediğinin talibidir.kendini ve içinde yaşadığı dünyayı bilen insan kamil insandır
Mevlânâ yaşamı algılamaktan, insanları ve doğayı sevmeye kadar uzanan bir felsefi sistem oluşturmuştur. Bu felsefenin yöntemi diyalektiktir.Mevlânâ sırlara inanırdı ama sırlardan önce insana inanırdı. Çünkü varlığın sırrı insandaydı. Eğer insan kendi sırrını anlayabilirse, yaşamın aynasında kendi ruhunu görebilirse, varlığın da sırrına erecekti. Tasavvuf deyimiyle söyleyecek olursak varlığın birliğine ulaşacak, varlığın bilinci, yani İnsan-ı Kâmil olacaktı. İşte sır buydu, zirve buydu: "İnsan-ı Kâmil" olmak.
“Kamil İnsan” olmak, sadece “Kamil” olmaktan geçmez, önce
“İnsan” olabilmek lazımdır...
İnsan-ı kâmil, kemâl ufkundaki insan demektir ve din adına da hüsn-ü misâldir
İnsan-ı kâmil, her zaman başkalarına yararlı olmak ve mârifet ufkunu yükseltmek peşindedir
İnsan ancak kendisindeki bu cevheri keşfettiği zaman insan olma vasfını taşır

Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin Beri gel, beri !


mevlana'ya göre insan-ı kâmil, kimseyi kirmayan ve kimseye de kirilmayan insandır. yine mevlana'ya göre kimseyi kırmamak değil, asıl zor ve daha değerli olan, kimseye kirilmamaktır.

Sevgiler.

Edited by - alemtac on 05/03/2009 11:29:59
Go to Top of Page

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 05/03/2009 :  18:00:32  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
sevgili alemtac ifade ettiğiniz gibi;

'mevlana'ya göre insan-ı kâmil, kimseyi kirmayan ve kimseye de kirilmayan insandır. yine mevlana'ya göre kimseyi kırmamak değil, asıl zor ve daha değerli olan, kimseye kirilmamaktır.'

'İnsan-ı kâmil, her zaman başkalarına yararlı olmak ve mârifet ufkunu yükseltmek peşindedir.'


Mevlana da pek çok ışık üstadı gibi olma süreci içinde naif bir ayna olmuştur tüm açık yüreklere.Belirttiği üzere kırılmamaktır asıl olan ki katı bir duruş sergileyen herşey kırılmaya mahkumdur.Olması gereken daha esnek ve kabul içerisinde kırıklar almamayı seçerek, bu seçime cesaret ederek büyümek...
İçimizde herşeyin özü ikametteyken,kırıklardan kaçınamasakta,şimdilik, hemen şifa yoluna giderek farkındalığı korumaktır görevimiz,çabamız...

akan su yoluna çıkan engele kırılır mı hiç!

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 05/03/2009 :  23:57:53  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
Ne guzel soylemissiniz Sevgili Kolomet,tasekkurler :)
icimizde herseyin ozu ikametteyken farkindaligi korumak :) ve farkinda olmak daha nelere muktedir oldugumuzun..
Sevgiler.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 06/03/2009 :  00:01:17  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Tebrizli Şems 'i de unutmayalım, adamcağız oğul çelebi tarafından kuyuya mı atıldı ne oldu? Şems'e de sevgilerimi yolluyorum:))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 06/03/2009 :  00:03:00  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Ben bu Mevlana'nın oğlunun Kamil İnsan olmadığından şüpheleniyorum, şimdi Konya'nın yarısı o vakıfın mış bir de.

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 06/03/2009 :  08:51:59  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Tiversonus;
Maalesef, 24:00 dan sonra baglanti kesildigi icin yazilarinizi simdi okuyorum. Iki gecedir boyle oluyor, nedenini bulamiyorum...bu vesile ile boyle bir problemim oldugunu da bildirmek istedim :)

Tebrizli Sems'i gorursem bende birseyler soyliyecektim , ama galiba kuyuda :)
Nedemisler : bir nesil olunca alim, gerisi olur katil :) ( bunu ben uydurdum , ama boyle bir soz vardi gibi kalmis hatirimda )
Sevgiler.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 06/03/2009 :  12:32:01  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili alemtac,

Biz 3. yoğunluk realitesinde bulunuyoruz. 5. yoğunluk dualitenin olmadığı; sevgi, huzur, bilgi içerisinde bir yoğunluk, ama burası öğle değil, farklı. Buranın kutupluluk içerisinde bir yer olduğunu vurgulamak için yukarıdaki yazıları yazdım. Dikkatli, tedbirli olunması için yazdım, ne şekilde tedbirlid dikkatli olunacak sa ise...

5. yoğunluk ruhlar alemi alıntıları yaptıktan sonra buna ihtiyaç duydum. İhtiyat, tedbir, farkındalık elden bırakılmasın diye bir hatırlatma yapmak istedim.

Başka bir konu ise kaynakların tahribatına dikkat çekmek için. Üstat ruhların, bu fiziksel boyutta , en yakınında bulunanlar oğlu, kızı, kabilesi olsun, o üstatlar kadar aydınlanmış ruhlar olamayabilirler. Aslında bu zıtların mücadelesinin olduğu bir yerde bunlara dikkat geliştirmek, koruma geliştirmek, insanı geliştiren bir şeye de neden oluyor. Kimyasal/duygusal bir tepki vermek yerine, koruma için korunma için dikkatli olunacak bir dualitede yaşıyoruz.

Site sunucuları kaynaklı gözüken bu sukuntıları ben de yaşıyorum. Hatta daha fazlasını:))

Selamlar, Sevgiler...

Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 06/03/2009 :  12:35:05  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
tesekkur ederim
bendende sevgiler

Edited by - alemtac on 06/03/2009 12:38:32
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 06/03/2009 :  14:19:31  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Gönül dilerki hep böyle olsun,su gibi akalım.
Mevlana gibi olmak,su gibi akmakla ilgili fikrim,dünyaya ölmektir.

Zer-ziviyle buna benzer bir sohbetimiz olmuştu,sevgiyle yaklaşmak,tepki vermemek gibi.Ona tepki vermiyor olsa idik,aldığımız tokat darbelerinden ölmüş olmalıydık ve hala yaşıyor olduğumuza göre,bunun tepki verdiğimiz anlamına geldiğini söylemiştim.

Okuldan çıkıp sınıf arkadaşlarımla yurda geldiğimde,beni görmediği için saatlerce bekleyen ve değil erkek,kız arkadaşlarımdan bile uzak olmamı istediğini söyleyen arkadaşım geldi aklıma.Böyle birşeyin karşıdaki insan üzerinde yarattığı baskının nasıl birşey olduğunu düşünün.Ya kendisine yaptığı kötülük.
Yinede,onun durumunu anlamış ve yardımcı olmak için psikoloğa gitmeyi önermiştim.Su gibi akmak,sevgiyle anlayışla yaklaşarak yardım etmek istemiştim.Bilinçli yapmadığını ve zaman zaman kendisini kendisininde sorguladığını biliyordum ve bir insan arabanın vitesini geri çekmeyi unuttuğu için,"ihmalkarlığıyla"hiç tanımadığı birinin sakat kalmasına neden olabilir "bilmeden,bilinçsizce"olsada.Gelin bunu bacağı sakatlanan adama anlatalım!

Karmik borcumuzu ödemek için,illede bir asansörde bıçaklanmamız gerekiyormu.Ödeşmeden karmik bağdan kurtulmanın yolu yokmu?Bazı yazılarda bununla ilgili şeyler var.

Bir karmik borcu ödemek için,o arkadaşımın baskılamasına razı gelip,onun istediği gibi,neredeyse ailemde dahil,ondan başka kimsenin olmadığı bir hayatın içinde yaşamayımı seçmeliydim mesela?
Benzer şeyi yaşayan bir başkası ne yapmıştır diye düşünüyorum?Fikirlerden değil,gerçek yaşamdaki,karşımızdaki insanlara olan yaklaşımlarımızdan bahsediyorum.
Dışarıdan bakılınca asansördeki kız için yorum yapmak daha kolay olabilirdi benim için,ta ki onun durumuna benzer bir hastalıklı ilişkiyi yaşamasaydım.

Her anne gibi benim annemde kızı için endişeleniyordu ve karmik yada başka bir neden..hiçbirşeyin önemi yoktu kızının mutluluğundan başka.Bir anne,kızının karması ne olursa olsun,onu korumakla yükümlüdür.


Su gibi akar isen,çekiç seni parçalayamaz lakin bu kişinin kendisi içindir daha çok.İnsanlar çevrelerindekileri değiştiremezler,kendilerini değiştirebilirler.Bu daima mümkün olsa idi,ben sürekli olarak hoşgörüyle,sevgiyle yaklaştığım arkadaşımı bu sevgi dolu yaklaşımımla değiştirebilirdim.

Bazen canımız tekrar tekrar acıdığında,karşımızdakinin psikolojisini bildiğimiz için tekrar tekrar anlayışla yaklaştığımızda,bu ne yazıkki diğer tarafın sürekli olarak bize aynı şeyi yapabileceği hissine kapılmasınada neden olabilir.Ben okulda iken bunun uç örneğini yaşadım!Belki daha çabuk tepki verse idim,onca sorunu yaşamayacak,1 sene daha okulu tekrarlamayacaktım.
Bazen karşımızdakine durması için,bize yaptığını yaparak"işte bak bunu yapıyorsun ve şimdi canın yanıyor,benim canımı nasıl yaktığını gör ve artık yapma"demek zorunda kalabiliriz.Bu onları sevmediğimiz anlamadığımız anlamına gelmez.

Ayrıca bazı şeylerin sadece karmik nedenler olduğunu düşünmüyorum(olabilirde ama herşey karmik değildir bence)
Mesela benim kuzey düğümüm derki,(astrolojide)hayat seni büyük değişimler yaratacak kadersel olaylarla karşılaştıracak ve dersleri öğrenene kadarda benzer şeylerle karşılabilirisin.Geçmiş yaşamlarda çok çalışıp çok zengin olmuşum ve o kadar yorulmuşum,bağlanmışımki maddesel değerlere,bu hayatta pek çok şeyi bırakarak,geçmiş yaşamlarda alıştığım tutunma kavramını bırakmayı öğrenmeliymişim.

Bazı astrolojik ve numerolojik veriler,bazı kişilerin sevmeyi öğrenmek için bu hayatta olduğunu gösterirken(buna uygun partner yada olaylar karşılarına çıkarırken),bazılarınında gereğinden fazlasını yapmamayı öğrenmek için derslerle karşılaşacağını gösterir.Herkesin hayat amacı farklıdır,dersleri farklıdır.Dengeye doğrudur.

Sertlik ve Merhametin uygun dengesinin Yüce Sırrını iyi öğren, çünkü bunlardan hiçbirinin dengesiz oluşu iyi olmaz. Dengesiz Sertlik gaddarlık ve zülümdür; dengesiz Merhamet ise zaaftır ve denetimsiz olarak Şerliğin varoluşuna izin verir, böylece Şerrin suç ortağı olursun."
Sevgilerimle.


Edited by - on
Go to Top of Page

alemtac
Zümrüt

Turkey
250 Posts

Posted - 06/03/2009 :  16:07:53  Show Profile  Visit alemtac's Homepage  Reply with Quote
Yuce Allah hic bir kuluna - yarattigina, insanlara deger verdigi kadar deger vermememistir. Bu yuzdendir luciferin isyani..Bu yuzden degerli oldugumuzu - kiymetli oldugumuzu soyluyor kanal bilgileri...DNA mizda oyle buyuk sifreler varki yaradilisla ilgili, Yuca Allah!im bizde saklamis bilgileri...simdi ise bunlari cozuyoruz birer birer, ama bu bize verilmis bir haktir sadece..bilgi paylasilmak icindir, paylasildikca cogalir.ancak verirken dikkatli olmamiz gerekir..sevgidir tum bunlarin ozu..Allah'in yarattigi herseyi sevmek, seytani bile sevebilirsen ne mutlu sana..ilahi sevgiye yaklasmak zordur, zor oldugu kadarda kolaydir.. kurtulabilirsen tum yargilardan ve on yargilardan..aklima gelmiyor bir insanin bir insana yapabilecegi en buyuk kotuluk nedir? her insana gore degisir bunun cevabi..oyleyse dusunun size yapilabilecek en buyuk kotuluk neyse, onu bile sevgiyle karsilayin..

Edited by - on
Go to Top of Page

kolomet
Kehribar

Turkey
32 Posts

Posted - 06/03/2009 :  16:28:20  Show Profile  Visit kolomet's Homepage  Reply with Quote
Sevgili pandora76,
Yaşadığınız ağır deneyim sadece bir insan zihninin sınırlarıyla bakacak olursak oldukça adaletsiz görünecektir, çünkü o zaman işin içine ne karmayı ne gelmeden önce yapmış olduğunuz plan ve kontratları hesaba katmamamız gerekir.Bize atılan her tokada karşı diğer yanağımızı çevirecek ruhsal olğunluğa gelmek kolay değil sonuçta ama yaşadıklarımıza her uyandığımız yeni günde bir zerre de olsa yeni ve daha geniş bir bakış açısı oluşturmak borcunda ve yükümlülüğündeyiz.Bu benim şahsen inancında olduğum birşeydir,sizin de öyle olduğunuza şüphem yoktur.
Başımıza gelen adaletsizmiş gibi görünen herşey karma değildir elbette ancak orada almamızı bekleyen birtakım dersler vardır mutlaka.Biz derslerimizi alamadıkça, muhafiyetimizi gerçekleştiremedikçe o dersler farklı kılıklara bürünerek karşımıza çıkıp duracaktır.

Sizin olayınızda ne olduğuyla ilgili olarak sadece tahminler üretebiliriz ve öylece de kalırız.Nede olsa başımıza gelen herşeyin teşhisini koyabilecek,nokta tespitini yapabilecek duruma gelemedik insanlık olarak.
Siz bana göre doğal olarak (hepimiz hala benzer durumdayız)yaşadığınız olaya ve olaylara duygusal bir bakış açısından bakıyorsunuz çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor.Sizi anlamaktayız,inanıyorumki hepimiz yaradılış yapımıza göre olaylara duygusal yada zihinsel bakış açıları geliştirerek bakıyoruz ama hepimizin çabası zihinsel/duygusal/ruhsal dengeyi oluşturarak merkezimizde kalabilmek.Köklerimizi kuvvetlendirip esen rüzgara karşı dimdik kalabilmek.

Su gibi değiliz ama su gibi olmayadır bütün çabamız.

Karanlık maskelerle karşımıza çıkan herşeye karşı hemen bayraklarımızı indirelim demiyoruz tabiiki ama zihnimizdeki ve duygu bedenimizdeki sınırları oluşturan korkuları atmaya çalışalım,küçük benliğimizin dar penceresinden değil ruhumuzun sınırsız ufuklarından görmeye gayret edelim olanı.
Analar, babalar,dostlar bizi korumak için gardını almış bir şekilde yaşarlar doğal olarak ancak onların algısı ve farkındalığı belki ancak buna müsade ettiği için böyledir.Fakat unutmamak gerekir ki kimse kimseyi yaşayacaklarından koruyamaz,çünkü bu yaradılışa terstir.Bizi yaşayacaklarımızdan beşeri bir güdüyle ancak iyi niyetle korumaya çalışan herkes yine bizi bize geciktirecek,tekamülümüze müdahale etmiş olcaktır,olmaktadır.

Yaratacağımız her düşünce, her söz,her davranış biz onu şefkat ve sevgiyle şifalandırana değin bir gölge gibi peşimizi bırakmayacaktır.Akıl ve sezgilerimizi kullanarak,sevgiyi ve şefkati içimizde hükümdar kılarak ışığı demirleyebiliriz ancak.

Herşeye her an farkındakığı elden bırakmadan bakabilmemiz ve görebilmemiz doğal halimiz olsun dileğiyle...
sevgiler...


Edited by - on
Go to Top of Page

owi
Elmas

Turkey
302 Posts

Posted - 06/03/2009 :  17:27:29  Show Profile  Visit owi's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Kolomet, çok zordur ve öyle olagelmiştir sanıyorum vicdan,merhamet,yardım gibi duyguların varlığının yanında,karma-tekamul süreçleriyle ilgili farkındalıklarımız arasında dengeyi kurmak.
Hindistan'da bir inanıştaki gibi hiçbir şekilde yardım etmemek mi yoksa bunu bilerek bilinçle ve işin doğasını anlayarak,yeni karma doğurmadan yapmak mı.Sanıyorum ikincisi aslolan.
Bu anlamda "iyi niyetle koruma" dürtüsünün de kendi başına tekamulün içinde yer aldığını düşünüyorum bazen.Yani biz insan olarak ( akıl/bedeb/ruh ) yapacağımız iyi niyetli yardımın bir gecikmeye yolaçacağını pek düşünemeyiz.Keşke zaman zaman düşünebilsek de o amacı-sonucu niyetini çoktan aşan davranışlarımızın bazen nelere yol açacağını görsek.
Bence bunca bilgi içinde en ama en önemli konulardan birinin; ruh zihni ile insan beyni arasındaki ilişkinin sır perdeleri olduğunu düşünüyorum.Çünkü hakikaten çok zor, hangi davranışımız hangi kaynaktan gelmekte bilebilmek.
Bir tarafta zaptedilmesi gereken bir beden ve beden kimyası, diğer tarafta olgunlaştırmamız gereken bir ruhun zihni ya da kendisi.Çok ilginç bir konu bu bence ve üzerine çok konuşulacak bir konu.
İşte işe ruhların yolculuğu kitabındaki gibi " egonun olmadığı yer" ile nasıl başlandığını deşifre edebilirsek konuşabilirsek, sanıyorum devamında bir yol açılabilir ancak beşeri bilimlerin bile bu konuda çokta ciddi bir aşama kaydettiğine inanmıyorum kişisel olarak.O noktada başarı genelde ne kadar ilaç yazdın-ben sana ne vericem oluyor spesifik heralde.

Diğer bir yazıda dedim ya, kanal bilgileri ile ruh dünyası arasında yapılacak ciddi bir analiz birçok konudaki kafa karışıklığını da giderebilir.
Kendi adıma bunu şuan için kafamda yapmaktayım, süreçte paylaşmak dileğimdir.

Sevgiyle..

Pandora hiçbirşey yazmak istemiyorum:((( Canım dostumsun sadece.
"Ahlakı olmayan insanın vicdanı tek dengeleyici ki o da ruhun ellerinden kayıyorsa bu zulme ne yapılabilir"

Edited by - owi on 06/03/2009 17:34:50
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 07/03/2009 :  11:57:06  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
06/03/2009
RADİKAL > Yaşam

Devasa göktaşı dünyamızı teğet geçmiş!

NASA uzmanlarının şubat sonunda fark edip izlemeye aldığı dev bir göktaşı, dünyanın 78 bin km yakınından geçmiş. Göktaşının tehlike yaratmayacağı önceden belirlenmiş



PASADENA - Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu NASA, geçen pazartesi günü devasa boyutlarda bir asteroidin (göktaşı) Dünya’yı ‘teğet geçtiğini’ duyurdu. NASA’dan yapılan açıklamaya göre, yüzyıl kadar önce Sibirya’ya düşen ve yaklaşık 512 bin dönümlük bir alanı tahrip eden göktaşı büyüklüğündeki asteroid, dünyanın 78 bin 532 kilometre yakınından geçti. Göktaşının çapı, 21 metreyle 47 metre arasında olarak belirlendi. Açıklamada, ‘2009 DD45’ adı verilen asteroidin yapay uyduların yerküreye iki katı, ayın uzaklığınınsa beşte biri kadar mesafeden geçtiği belirtildi. Ay’ın dünyaya olan mesafesi, ortalama 384 bin km.

En son 1908’de düştü

En son 2004 yılında ‘2004 FU162’ adı verilen küçük bir meteor, Dünya’nın 6 bin 437 km yakınından geçmişti. Bundan sonra da 2029 yılında bir ‘99942 Apophis’ adlı göktaşının 32 bin 185 km uzaklıktan geçmesi bekleniyor.

Uzmanlar asteroidi şubat sonunda izlemeye almış. Bu sırada da dünya için tehlike oluşturmayacağı belirlenmiş. Dünya ilk zamanlarından bu yana yoğun göktaşı bombardımanına maruz kaldı. Yeryüzünde göktaşlarının açtığı 160’tan fazla krater var. 65 milyon yıl önce Yucatan’a düşen göktaşının, dinozorları yok ettiği sanılıyor.
Dünya’ya en son 1908’de büyük bir göktaşı çarptı ve nüfus yoğun olmayan Sibirya‘da 512 bin dönümlük ormanlık alanı küle çevirmişti. Bu, İstanbul’un yaklaşık 10’da biri büyüklükteki bir alan demek.
NASA’dan dün yapılan ayrı bir açıklamada Güneş Sistemi dışında Dünya’ya benzer, yaşanabilir gezegenler arayışları çerçevesinde, uzay aracı Kepler’in cumartesi fırlatılacağı belirtildi. 1,03 tonluk Kepler, yarın fırlatılacak. Astrofizik Bölümü Direktörü Jon Morse, Güneş’in yörüngesine yerleşecek Kepler’in Dünya benzeri koşulların bulunabileceği gezegenlerin incelenmesi çabalarında ilk ve çok önemli bir proje olduğunu belirtti. (aa)


Edited by - on
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 12/03/2009 :  00:56:19  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote


Gerçekten bu siteye de bir göktaşı düştü..
Paramparça olduk,
Soğuk rüzgarların estiği kuru bir çöle döndük,
Sönen ateşlerin yerine bizi ateşleyecek bilgileri verecek güneşleri bulabilecek miyiz.

Çok çok üzgünüm..

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 26/03/2009 :  21:30:09  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Sizlerle okuduğum bir kitapta dikkatimi çeken ve bunca kanal bilgisinin bize " seviliyorsunuz" diye hitap etmelerinin, sevgi yasasının, özgür irade yasasının ve çekim/vakum yasasının nasıl işlediğine dair küçük bir bölüm aktarıyorum.:))

".....Başlıca yasa sevgi yasasıdır, herşey bu yasasının içinde var olur ve ondan yaratılır.Sevgi, olan'ı tümüyle ve tam kabul etmektir.Sevgi izin verir.Sevgi, nasılsanız öyle olmanıza izin vermek ve aynı hakkı herkese tanımaktır.Sevgi yasası olmadan, özgür irade olmazdı, çünkü özgür irade, özgür iradedir.Deneyim yoluyla yaratan biri olarak, dilediğiniz şeyi yaratma konusunda tam bir özgür iradeye sahipsiniz ve siz manyetizm işlemiyle, çekim işlemiyle yaratırsınız, ki o çekim yasası denen ikinci yasadır."

OMNİ Yaradılışın dört Prensibi/John L. Payne



Sevgi ve ondan doğan özgür iradeyi bu şekilde düşünmeye başlayınca, elbette diğerlerinin yaşam derslerine de karışmazsın, dolayısıyla onlara öfkelenmezsin, yargılamazsın ya da alınmassın.Baştan kabul etmişsindir, herkesi olduğu gibi ve koşulsuz/tam kabul etmişsindir.Ve öfke ya da alınma sebebiyle yargılama moduna da girmezsin, yargılama yaratıma giriyor çünkü.Yargıladığında, içine duyguları da koyarak, yargıladığın olayı hayatına çekiyorsun.Bu yüzden diğer varlıklar tarafından seviliyoruz, onlar bizi olduğumuz gibi kabul ediyorlar.Bu nedenle yarattığımız herşey doğru, yalnış ya da hata yok.Bu nedenle herşey sadece derslerden ibaret.Yaratmamıza izin veriliyor, çünkü öğreniyoruz.


Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 27/03/2009 :  00:43:38  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
'Omni' Kitabı benim hayatıma koşulsuz sevgiyi sokan ve öğreten çok değerli bir kitaptır ve nihayet bu siteden birisinin daha bu kitabı okuduğunu-bilgilendiğini görmekten memnun oldum...


Sevgi üzerine bir alıntıda benden olsun:)))


'' Echart Tolle da dediği gibi Sevgi Birliğin “his-idraki” dir.Sevgi bir kapı değil,bir kapı yoluyla(..ki bu kapı Birliğin “his-idraki”dir.) bu dünyaya gelen şeydir.Bize düşen şey sevgiyi aramak değil,onun girebileceği bir kapı bulmaktır.
Eğer tüm yaradılış tek bir varlıksa o zaman her yerde kendimizle başbaşayız demektir..Bu düşünce egomuzun kolay kolay kabullenebileceği bir düşünce değildir.Bu egomuzun yokolması demektir.Bu bizim aslında her bir parçamızın farklı göründüğü fakat gerçekte hepsi biz olan bir evrende yaşadığımız anlamına gelir.Böyle bir bilinç düzeyine eriştiğimizde ne kendimizi nede başkalarını yargılayamayız.Eğer bütün her şey bizsek o zaman kimi yargılayabilirizki?Bu hal içerisinde hiç kimse bir diğerinden daha önemli yada daha iyi olmayacaktır.Öze işlediğimizde ve oradan yaşadığımızda bütün görünür farklılıklar önemsiz bir ayrıntıdan ibaret olacaktır.

Varlığımızın aslı saf bilinçli farkındalığımızdır.Benim farkındalığım ve sizin farkındalığınız yoktur farkındalık tektir.Bu bütünleşik farkındalığa ulaşmak ve gerçek doğamızı bulmak istiyorsak özlemlerimizden uzaklaşıp yaşadığımız şimdiye-ana aşık olmalıyız.Hayatımızın her anı kutsaldır.Bu bizim bütün varlığımızla odaklandığımız tek yaşam şekli ve şaşmaz bir adanmışlığa dönüştükçe varlığımızın özü kendini açığa vuracaktır...''

Edited by - on
Go to Top of Page

endsubasi
Kehribar

Turkey
94 Posts

Posted - 24/04/2009 :  23:52:33  Show Profile  Visit endsubasi's Homepage  Reply with Quote
evet sevgili damdam.evren ve varolan hersey sevgiden olusur.sevgi isiki yaratir isikta maddeyi.hersey sevgidir.
Go to Top of Page

elek
Kehribar

62 Posts

Posted - 30/04/2009 :  09:25:54  Show Profile  Visit elek's Homepage  Reply with Quote
Kuş gribi, domuz gribi... Sanırım Kryon söylemişti, ya da mikail, pek çok insan dünya katından ayrılmayı seçecek demişti çeşitli sebeblerle. Belki Ra bilgilerinde bahsedilen hasat'ın bir şeklidir bu doğal afetler,hastalıklar... Domuz gribinden 200 bin insanın ölebileceğini düşünüyorum.

Yanlış anımsamıyorsam Ramtha, bu tür bir salgınla ve terörist alarmlarıyla ABD hükümetinin insanları evlere kapatmaya, bir güç kontrolü yapmaya çalışacağından bahsetmişti.
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 10/05/2009 :  10:12:16  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote

Evvela BH gurubu dostları özlüyor ve siteyi terk etmek gibi bir davranışı kabul edemeyeceğimizi belirtiyorum,
Zira ,cezalandırılan başkaları değil bizler oluruz ve bu da BH’ a yakışmaz kanımca..

En kısa zamanda bize tattırılan güzellikle tekrar kavuşacağımızı ümit ederek,

Bu boşlukta, kasyopya celselerini tekrar ederken,aşağıdaki kesimde “cinsiyet ve açlık üzerine kurulmuş bir toplum halindeyiz” fikrini işleyen ve bu yolda psikanaliz metotlarını bulup yürüten Freud ‘un haklı olduğunu görmekteyiz.(Tedavide kokaini kullanma yanlışını göz ardı ederek)


-----------------------------------------------------------------------------------------------

:(L) Kadınlar hakkında söyledikleriyle ve ruhların yalnızca tek cinsiyette reenkarne olduğuna dair açıklamalarıyla beni kaybetti. (J) Hayır, öyle değil ve sanırım cinsiyet değiştirme eşcinsellikle de yakından ilgili. (L) Evet. (TR) Ama bence ruhlar belirli bir cinsiyette bedenleşmeye daha eğilimli.
C: Hayır.

S:(L) Sanırım netice itibariyle dengeleniyor.
C: Her şey sadece ders.

S:(J) İnsanın cinsellik durumunun, örneğin eşcinselliğin, bir yaşamdan diğerine geçerken cinsiyet değiştirilmesiyle ilgisi var mı?
C: Bazen.

S:(L) Tüm cinsel ifade şekilleri arasında, 4'üncü yoğunluğa daha hızlı olarak ilerleme olasılığı en yüksek olanı hangisi?
C: Cinsellikten tamamen uzak oluş.

S:(D) O zaman benim durumum iyi! [Gülüşme] (V) Neden cinsellikten tamamen uzak olmak, açıklayabilir misiniz?
C: Çünkü o zaman fizikselliğe olan arzularınızdan kurtuluyorsunuz.

S:(TR) Yani seks, insanı iyice 3'üncü yoğunluğa cezbeden bir 3'üncü yoğunluk eylemi. (L) Peki ikinci en olası cinsel ifade hangisi? [Gülüşme] (D) Benim durumum hallolduğuna göre şimdi sizin durumunuzu ele alabiliriz! (J) Önem sırasına göre... [Gülüşme]
C: Bir önemi var mı?

S:(D) Laura için önemli, cevap verin lütfen. (L) Sanırım herkesin cinsellikten tamamen uzak olmayı isteyeceği ve tüm fiziksel şeylerden kurtulacağı bir noktaya ulaşması gerekiyor ama şu noktada elimizdeki seçenekler karşıt cinsellik, eşcinsellik, çift cinsellik ve çok cinsellik. [Gülüşme] (D) Bu cinsellik şekilleri arasında kendi fiziksel bedenlerimizden zevk alma yeteneği de var. Bizim fizik bedenden zevk alma yeteneğimiz var ama onların yok. Ve bir yerde okuduğuma göre bunu kıskanıyorlarmış. (L) Bu doğru mu, bizim fizikselliğimizi kıskandığınız?
C: Hayır. Hiç!

S:(L) Bir yerde okuduğuma göre yüksek ruhsal seviyelerde olduğunda ruhsal birleşmeyi deneyimleyebiliyorsun ve bu orgazmdan daha iyi. Bu doğru mu?
C: Herhangi bir orgazm türüne neden ihtiyacınız olsun?

S:(L) Orgazm, fizikselliğin mutlak deneyimlerinden biri gibi görünüyor. (TR) Evet, aynen bu, fiziksellik... (L) Fizikselde, 3'üncü yoğunluk dünyasında varolan her şey bir şekilde daha yüksek boyutlardaki deneyimlerin ve varoluş durumlarının bir yansıması değil mi?
C: Sizin deneyimlediğiniz şekliyle 3'üncü yoğunluk, bu yoğunluk içindeki esaretinizi sürdürmek üzere beslenen bir illüzyon.

S:(L) Diğer bir deyişle sonsuza kadar sevişen Vişnu ve Şiva örneğinde olduğu gibi varoluştaki dünyaların devamını sağlayan kozmik bir orgazm falan yok?
C: Zırva! [Gülüşme]

S:(L) Doğu dinlerinde öğretilen bir şey bu, hatta bu şekilde yaptıkları heykeller var...
C: İllüzyonu sürdürmeye yönelik bir mantıksallaştırma.

S:(L) Yani orgazm deneyimi bir yem, bizi... (D) Kontrol altında tutmak için... (TR) Ve üçüncü seviyede tutmak için... (L) Bu doğru mu?
C: Evet.

S:(L) Başka bir celsede bu konu hakkında sorduğum başka bir soruya dönelim: orgazm anında enerjimize ne oluyor? Bu enerji nereye gidiyor?
C: 4'üncü seviye KH’ ye gidiyor.

S:(TR) Bu Kertenkelelerin bizimle beslenmesinin bir ifadesi mi?
C: Oradaki KH varlıkları bu enerjiyi alıyor.

S:(TR) Yani orgazm, 4'üncü yoğunluğun 3'üncü yoğunluktan beslenmesinin 3'üncü yoğunluktaki bir ifadesi, öyle mi?
C: Yöntemlerinden biri.

S:(D) "Pleiades Öğretileri"nde (Bringers of the Dawn) seksten bahsediliyor ve bunun sevginin bir ifadesi olduğu, seni gerçekten sevmeyen biriyle seks yapmaman gerektiği söyleniyor.
C: İhtiyaç duyulan tek şey sevgi.

S:(L) Eğer iki birey, birbirlerine duydukları yüksek seviyeli sevgiyi fiziksel bir şekilde ifade etmek isteseler, bu enerjiyi 4'üncü seviye KH varlıklarını beslemeden, pozitif bir şekilde yapmaları mümkün mü?
C: Hayır.

S:(L) Yani ne yaparsan yap, ne düşünürsen düşün, bu enerji oraya gidiyor öyle mi?
C: Seks kuvvetli bir fiziksel arzudur.

S:(V) Büyük Geçiş geldiği sırada seks yapan veya herhangi cinsel bir ilişkisi olan kişiler bu yüzden geçişi gerçekleştiremeyecek mi? (L) Sanmam... (V) Bunu öğrenmek istiyorum. Bu doğru mu?
C: Hayır. İncil'inizde "Bin Yıl" olarak bahsedilen şey, geçişin 3'üncü yoğunluk yorumudur.

S:(L) Yani bir anlamda 4'üncü yoğunlukta bin yıl boyunca fiziksel varlıklar olarak yaşayacağız. Geçiş bu süre içinde gerçekleşecek ve bu süre bittiğinde fiziğe olan iştahımızı geride bırakmış olacağız, öyle mi?
C: Yakın. Bazıları 4'üncü yoğunluğa hemen geçecek, bazılarının ise biraz daha "zamana" ihtiyacı olacak.

S:(T) Yani 4'üncü yoğunluğa geçtiğimizde ve hala fizikselken, ihtiyaç duyduğumuz besinleri yine 3'üncü yoğunluktan mı edineceğiz?
C: Kısmen.

S:(D) Tamamen BH olsak bile mi?
C: Tamamen BH iseniz fiziksel besine ihtiyacınız olmaz.

S:(D) O zaman nasıl enerji alırız... Birbirimizden. Başkalarına hizmet ediyor oluruz. (L) BH böyle çoğalıp büyüyor... KH parçalıyor ve parçalanıyor ve giderek küçülüyor... (J) Uyguladıkları parçalamalar, yasa gereği onlara dönüyor. (D) Kendi enerjimizi başkalarına verirken biz de başkalarının enerjisini alabilecek miyiz?
C: Evet.

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu bölümde benim ilgimi en çok “ İllüzyonu sürdürmeye yönelik bir mantıksallaştırma” ifadesi çekti,

Yani ,çift sarmallı bir DNA’ a indirgenmişiz ve bu sarmalların en önemli jeneratörü cinsiyet ve açlık ,ki iliklerimize kadar bu iki fonksiyonun geliştirildiği kural, kaide, anlayış ile örülmüş uygulamalı zamanlar geçirmekteyiz,

Unutma perdesi ile de bu iki ana konu üzerinde karma kanunları ve özellikleri ile yaşarken,
hem birey olarak insanlar ve hem de KH patronları olan negatif gurubun tetiklediği uygulayıcılar, bu yaşam dediğimiz illüzyona, mantıksallaştıracak doneler yaratarak, ekstradan monte etmeyi ihmal etmemişler.

Ve bizler bu mantığı baş tacı ederek ,yaşam zannederek, alabildiğine ortamı kırıp dökmek pahasına da olsa ,birbirimizi sevgi ve ilgiden mahrum ederek ,zaman mesafe uygulamaları yapıyoruz, ne kadar komik ve komik olduğu kadar da üzüntü verici ,
Ama bu konudaki gerçek belirince, üzüntü, zorlu bir öğretide olduğumuza dönüşüyor.

Ra bilgilerinde anlatılan, perdeleyerek potansiyel yaratma da bu olsa gerek..

Kozmik Beyine malzeme sağlamak için sonsuz oluşlardaki maksadı da kavrayabiliyoruz,

Bazı şeyleri seziyorduk ama nasıl anlatacağımızı bilemiyorduk ,
Açtığımız bu yeni anlayış kulvarında ,cinsellik ve açlık unsurunu yaşam devremizin özünden
sıyırırsak yaşamın zevk duyduğumuz taraflarının hemen hemen tümünü kaybetmiş olmaz mıyız ,yaşamın tadı ne olacaktır o zaman.
Nasıl tarif edeceğiz sevginin üçüncü yoğunluktaki halini,

Koparılmış ,uzaklaştırılmış DNA’ nın diğer unsurlarını bu iki DNA ‘ dan ayrı mı düşüneceğiz,
Hayır , ayrı düşünemeyiz, birlikte bir kavramı akla getirmeliyiz , ancak bu da üçüncü yoğunluk aklı ve varsayımları ile üst yoğunlukta olanları anlamaya çalışmak gibi biçare ve yetersiz düşünce kalıpları içine yuvarlanmak olur.

Aklıma birdenbire Japonların Kobe sığırları geldi ,bu varlıklara baştan verilen zevkli yaşam fırsatları ve sonunda başlarına gelenler ..

O halde,
Telaşsız ,ama bazı şeylerin farkında olarak ,toplumda oluşmakta ve benimsenmiş olan düşük davranışları yargılamadan ,bunların ,bazı öğretilerin topluma, bireylere yerleşmesi için özellikle göz önüne çıkarıldığını hissederek, bilgilenmeyle açılan bilincimizi indirgemeden, belirginleşen her yeni olguyu, akışını kabul ederek, karşılama özelliğini, yaşam tarzımıza oturtmalıyız ,diyorum kendi kendime..

Zira kafesin dışına çıkmak , kafesin ne için olduğunu anlamakla mümkün olur.



“Mantık efendin değil, hizmetkarın olunca”
O zaman küresel görüşün ne olduğu anlaşılır..

Sevgi..
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 10/05/2009 :  16:14:15  Show Profile  Reply with Quote
Bir ara cinsellik üzerinde gereğinden çok düşünmeye başladığım sıralar bir bayan arkadaşım bana sen cinselliği aşmayamı çalışıyorsun diye sormuştu.Evet bu mümkün olabilir demiştim.Beni etkileyen Osho'nun cinselliği nasıl aştığıdır.Bu ilgimi çekmişti ve benim anladığım cinsellik insanın kendi iradesini özgürleştirememesinden dolayı bir başka insana ihtiyaç duyma gereğinden çıkmıştır düşüncesine vardım. Bir başkasına ihtiyaç duymak iradeni karşındakine teslim etmek gibi bir durum getiriyor. Kendi özgürlüğünü taşımasını bilmeyen, kendisine kölelik edeceği efendiler arar! Bu birinci yorumum.

İkinci yorumum ise gerçekten sevgi paylaşımı olması için iki insanın birlikteliği tamamen özgür irade yasasına uygun olması gerek.Bu özgür iradede; sevginin karşılığında, sevgiyi almak beklentisi duyulmadan vermek ve aynı şey diğer insan içinde olması gereken bir dengede olduğunda bu Kh değil Bh olurdu diye düşünüyorum.

Ne kadar doğrudur yada ne kadarı yanlıştır tartışılır. İki tarafın aynı frekansta dengeyi yakalaması sık rastlanan bir durum olmadığından bu noktada içimizde ki eril ve dişil kutupların dengeli oluşuyla fizikselliğe ihtiyaç duymamayı tercih etmemiz mümkündür.

Varolan tüm fizikselliğe ihtiyaç duymadığımız da zaten bu dünyada bulunamayacağımız kesindir diyede düşünüyorum. Bazı önder varlıkların bu boyutta tutunabilmeleri için maddeye bağımlı(alkol,sigara,uyuşturucu gibi) kalmaları belkide bundandır.


Edited by - zer-zivi on 10/05/2009 16:16:24
Go to Top of Page

Qaan
Yönetici

1248 Posts

Posted - 10/05/2009 :  16:34:52  Show Profile  Click to see Qaan's MSN Messenger address  Reply with Quote

Merhaba Tgur,

Forumumuzda 4BH rumuzunu talep eden ve kaydeden kişi Bozadi arkadaşımızdı. Sonra nasıl ve kimlerden bir ekip oluştu ve nasıl bir çalışma yürütülüyordu bir bilgim yok. Doğal olarak 4BH rumuzunun sorumluluğu Bozadi arkadaşımızda diye biliyorum. Paylaşımda bulunmak ya da bulunmamak yine kendi özgür iradesine bağlı.

Bu arada yeri gelmişken, bahsetmek istiyorum. Söylemleri BH ama eylemleri KH davranış tarzı bizler için çok aldatıcı olabiliyor. Bunu ustaca ve/veya belki kısmen bilinçsizce yapanlar var. Nitekim Ra Bilgileri serisinde bir bölümde negatifin çekiciliğinden bahseder. İşte bu BH söylemler aynı zamanda KH eylemlerle birleşince ayrımcılığın ve nereye gittiğinin farkına dahi varmadan çekime kapılıp aldananlar çokça olabilir. Özümsenmemiş bilgi ne yazık ki fayda sağlamıyor. Eğer hasat diye bir şey varsa, özümsenmemiş bilgilerle geçilebileceğini hiç sanmıyorum. Kaldı ki söylemleri BH eylemleri KH olanlar zaten gerçekte KH yönünde kutuplaşma eğilimindedirler ve bu yönde %95 başarı sağlamaları gerekir. Sadece söylemlerin BH eğilimli görünmesi pozitif kutuplaşma anlamında bir şey ifade etmez. Olsa olsa tam tersi şekilde, göz boyamacılık ve aldatmacılıktır. Negatifin çekiciliğine ve ustalığına sahip olanlar kendini dinleyenleri aldatabilir ama hasatı aldatamaz. Söylemlere göre değil, eylemlere göre hasat edileceğiz diye düşünüyorum.
Go to Top of Page

tgur
Zümrüt

Turkey
233 Posts

Posted - 10/05/2009 :  21:16:49  Show Profile  Visit tgur's Homepage  Reply with Quote
Sevgili Zer-zivi ve Qaan kardeşlerim,
Ve diğer kardeşlerim,
Bir kaç defa da belirttiğim gibi amacım ,bu sitenin oluşmuş ve oluşacak bilgi yoğunluğu ile edep ve terbiye ölçülerini hiç sarsmayan siz kıymetli katılanları ile müstesna yerini muhafaza ettirmek için yapabileceğim şeyleri devreye almak.

Bu manada, bence söylemde BH ,eylemde KH şeklinde Qaan dostumuzun belirttiği davranışlar yapanların kim olduğu ve nasıl bunu uyguladıkları konusunda habersiz ve bilgisizim ,belki de bu sitenin idarecisi ile direkt haberleşmede birşeyler olmuştur ,her neyse bu konuyu da uzatıp olumsuzluk ortamına katkıda bulunmayayım.

Anladığım ve tahmin ettiğim kadarı ile bu siteyi masumane izleyenler, yüksekçe bilgilerin ,yüksek yorumlamaların ve alışılagelmemiş asil davranışların ortaya döküldüğü bir manzarayı görmekteler,mesela ben, başlangıçta bu cazibeye kapılmış ve kayıt olmuştum..


Bu sergileneni devam ettirme konusunda ,hoşgörü,bağışlama ,yargılamama gibi faktörlerin hatırlanması kafidir derim sözümü bitirirken..




Edited by - tgur on 10/05/2009 21:21:30
Go to Top of Page

endsubasi
Kehribar

Turkey
94 Posts

Posted - 20/06/2009 :  19:00:06  Show Profile  Visit endsubasi's Homepage  Reply with Quote
sevgili tiversonus.bende ruyada 4 tane kara cuppeli ve kapsonlu negatif varlik gormustum.sevgiler.
Go to Top of Page

Highlander
Kehribar

38 Posts

Posted - 21/06/2009 :  17:57:29  Show Profile  Visit Highlander's Homepage  Reply with Quote
Siteyi bu günlerde daha çok ziyaret ederek, daha çok yazarak eski günlerine geri getirmeliyiz.
Olanları birer deneyim sayarak yeni günlere merhaba diyelim.
Bir üst seviyenin bir alt seviyeden duygu yoluyla beslendiğine
bende inanıyorum.
Sevgilerle.
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 03/07/2010 :  19:35:26  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Geçen yıl genel kanal bilgileri tartışmasını en başından,sonuna kadar okudum. Haziran 2008 deki,bu başlıktaki 2 .sayfadaki yazı bu yazı oldukça ilginçti çünkü diğer kanal bilgileri de 2008' i bir başlangıç yılı olarak kabul ediyor ve birkaç yıl içinde negatif kalıpların ortaya çıkacağını,bir yol ayrımını(anladığım kadarıyla bh-kh) anlatıyorlardı. Devrenin sonuna gelinmişti çünkü.

Maya takviminde ise ,13 kasım 2008 bu devrelerden birinin başlangıcı idi. Yani bunlar benim sözlerim değil,kanal bilgilerinde anlatılanlar.


quote:
Originally posted by bozadi

selam arkadaşlar.

forum katılımcıları arasındaki her türlü etkileşimlerin artmasını, çok çeşitli konu ve başlıklar hakkında duygu ve düşüncelerin ifade edilmesini olumlu birşey olarak algılama eğilimindeyim.

ama kendimize hatırlatmamızın çok faydalı olacağı ortak, doğal, birleştirici, birliği hatırlatıcı hususların da var olduğunu biliyoruz.

muhtemelen içinde olduğumuz sürecin niteliklerine de uygun olarak, kaos artış gösteriyor gibi görünüyor. karmaşa, endişe, korku duygularında da bir artış olabilir ve muhtemelen giderek artan bir şekilde olacak da.

ilahi takvim gereği yeni bir düzenin kurulması için mevcut düzenin, dünya insanlığı medeniyetinin yıkılması gerekiyor. işte biz de tam bu yıkım sürecinin içindeyiz. dünyasal olaylar, iç dünyamızdaki olayların, iç dünyamızdaki olaylar da dış dünyadaki olayların bir yansıması. arada bir ilişki, bir etkileşim var.

eğer nedenini nasılını bilmezsek, bu yıkım süreci bizi çok kötü sarsabilir, moralimizi bozabilir, enerjimizi tüketebilir. ama eğer, çok kapsamlı olan bu dönüşümlerin dayalı olduğu çok basit prensipleri birbirimize hatırlatırsak, işte o zaman her ne kadar bir süre için yıkımın bazı sıkıntılarını yaşayacak olsak da, bu süreç giderek bizim için ömrümüz boyunca arayışı içinde olduğumuz herşeyi sunan ilahi bir şenlik haline gelecektir.

zirvesine ulaşana kadar giderek yoğunlaşacak olan bir yıkım ve karmaşa sürecine belki de epeyce bir süredir girmiş bulunmaktayız. bu süreçte hayatımız boyunca, belki hayatlarımız boyunca birikmiş, bastırılmış çok çeşitli negatif duygu ve düşüncelerimizin yüzeye fırlaması çok muhtemel gibi görünüyor. bu olmak zorunda. büyük arınma süreci için tüm bunları yaşamak zorundayız. kıyamete ilaç gibi ihtiyaç duyuyor ruhlarımız. çünkü kıyamet terapimiz olacak. arınmamız olacak. ömürler boyu birikmiş inatçı kirliliklerimizi çok etkili bir şekilde temizleyecek. bunun ne kadar büyük bir lütuf olacağını şu anda bilmemiz imkansız gibi birşey elbette. benim için de şu anda imkansız gibi.

bu yıkım ve arınma döneminin ardından dünyada çok farklı bir süreç başlayacak: 4. bilinç yoğunluğu seviyesi deneyimi. fiziğin şu anda bildiğimiz kadar somut/sabit olmadığı, bilincin maddenin sınırlamalarından şu andaki kadar etkilenmediği, bilincin maddeye şu andakinden daha fazla hükmedebildiği bir gerçeklik. şu andakinden çok daha fazla ama yine de %100 değil muhtemelen. yani maddeye sonsuz bir kolaylıkla hükmedebilmek olmayacak. yani şu andaki realiteden tamamen kopuk bir sihir alemi değil 4. bilinç yoğunluğu seviyesi. her bilinç yoğunluğu seviyesi kendi içinde de 7 seviyeye, ve daha alt seviyelere sahip. işte bu bağlamda, 4. yoğunluk dönemimizin ilk seviyelerinde şu andakinden tamamen kopuk bir hayal alemine girmeyeceğiz. ama yine de herşey çok değişecek çünkü kendimizde olmadığını sandığımız yeni bir bilinç seviyesini ortaya çıkarıp o bambaşka seviyeden bakıyor olacağız herşeye. ve herşeyi sanki daha yeni görmüş gibi olacağız muhtemelen.

peki şu anda böyle birşeyden tamamen uzak bir dünya hayatı realitesi yaşarken, birkaç sayılı yıl sonra nasıl olacak da böyle bir realiteye giriş yapacağız? inanılmaz görünüyor değil mi? hiç makul gelmiyor çoğu insana.

buradaki temel husus özet olarak şu: insanlığın azımsanamayacak bir bölümünün geçmişinde 4. yoğunluk bilinç seviyesinin özellikleriyle benzeşen eterik bir süreç yaşandı. ama 4. yoğunluk kh varlıklarının da etkisi yoluyla o süreç sona erdi ve bu şu anda cennetten düşme olarak adlandırılan şeydir. kısacası, insanlığın bilinçaltında, 4. yoğunluğun nasıl birşey olabileceği ile ilgili bilgiler, "anılar" var. ama ara süreçte maruz kaldığımız genetik, kültürel vs müdahaleler nedeniyle bunları bilinçli bir şekilde hatırlamamızın imkansız gibi birşey olduğu bir duruma geldik. işte bu yüzden 4. yoğunluk denen şey bize şu anda çok yabancı ve imkansız görünmesine rağmen aslında öyle değil. şu önümüzdeki süreçte bilinçaltımızın ortaya çıkmasına neden olacak deneyimler yaşayacağız. önce bilinçaltımızın nispeten yüzeye daha yakın olan birkaç hayatlık negatif birikimler yüzeye çıkacağı için ve hali hazırda çıkmakta olduğu için çok büyük rahatsızlıklar duyacağız / duyuyoruz. ama daha da derinde olan seviyelerin de yüzeye yaklaşmasıyla birlikte herşey çok değişecek. çünkü insanlığın bilincinin daha derin seviyelerinde, şu anda cennet olarak tanımlanan şeye benzer dönemlerin yaşandığı deneyimlerin anıları mevcuttur. şu anda bunu bilinçli bir şekilde hatırlamıyoruz, ama işte önümüzdeki kıyamet süreci yoluyla ara kirli katmanlar temizlendikten sonra, derinlerdeki parıltı tekrar yüzeye çıkacak. ve 4. yoğunluğun neden makul ve doğal olduğunu o an çok iyi bileceğiz.

işte bize imkansız görünen şey, önümüzdeki kıyamet sayesinde mümkün olacak. şu an ile 4. yoğunluğun gelişi arasındaki sürecin rahat ve pürüzsüz yaşanacağını sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. 3. yoğunluk dünyasının yıkımına şahit olacağız, ama bu sadece dış dünyada meydana gelen bir yıkım olmayacak. bilincimizdeki 3. yoğunluk da yıkılacak. işte asıl koyucu olan bu. bildiğimiz gerçekliğin ayakları yerden kesilecek. imkansız görünen olacak. gerçeklik paramparça olacak. dış dünya, iç dünyanın ve iç dünya da dış dünyanın bir yansıması. o yüzden dış dünya yıkılırken iç dünyanızdaki yapıların şu andaki gibi kalacağını sanıyorsanız, kasyopyalıların dediği gibi, "bekleyin, sadece bekleyin." "bekleyin ve görün."

size karamsarlık aşılamaya çalıştığımı mı düşünüyorsunuz? ben size büyük bir müjde verdiğimi düşünüyordum halbuki.



2009 Mart ise ,neredeyse hepsi için çok ciddi değişim zamanları olarak tarif ediliyordu. Sanırım sıkça sözü edilen 2008 ile başlayan pek çok bilginin açığa çıkacağına ve negatif enerjilerin salınacağına dair söylemler bu dönemi,ekinoksu işaret ediyordu.

Mesela Mikail 2009 Mart ayında şunları söyler:


Sevgili üstatlar, bu bir sorumluluk zamani, bir sinama zamani ve karar zamanidir. Her biriniz kime ve neye inanacaginiza karar vermelisiniz: felaket tellallari, binlerce yildir size hükmeden ve sizi kontrol edenler ve korku ve gözdagi vasitasiyla çesitli sekillerde sizi kölelestirenler. Tanri’nin tek gerçegi olarak Tanri’dan korkmaniz gerektigi belli ögretileri kabul etmeye mecbur edildiniz, çünkü yaratici bir gazap Tanrisidir, Tanri’nin dünyasal atanmis bir temsilci tarafindan özel izin (muafiyet) ile KURTARILMAMIS olanlar için lanetlenmenin dehset verici ebedi atesini yaratan yargilama Tanrisidir. Veya dünyaya bagli zincirlerinizi birakmayi seçecek ve Tanri’nin verdigi gücünüzü ve ruhsal egemenliginizi sahiplenecek misiniz? Bizi ve ögretilerimizi sinarken, bilinmeyen adim atacak kadar cesur musunuz? Geçmis çaglarda sadece seçkin ve en ileri müritler için korunan ileri yükselmis üstat ögretilerinin bir ögrencisi olma esi görülmemis firsati size veriliyor. Ilahi bir dagitim (takdiri ilahi) ilan edildi ve tüm yapmaniz gereken Ruhsal Benliginize EVET demektir, böylece yükselis yolunda size nazikçe rehberlik yaparken dönüsüm sürecinde size yardimci olabiliriz.
---


Bir tek Mikail değil elbette. Diğerleri de buna benzer şeyler söylemekte.

Bir diğer örnek Metatron:

Bu geri dönüşün şafağı, yerine getirilen kutsal bir yemindir, sürdürülmüş bir vaattir. Bunun başlangıç safhası 2009’daki 20 Mart Ekinoks’unda gerçekleşiyor, bu tarihte uzun süredir uykuda olan manyetik kodlar dünyada belirli oluşturma noktalarında yeniden aktive edilecek.



Aslında, 9 Nisan’daki ekinoks sonrası dolunaya kadar 21 gün boyunca inanılmaz yoğun bir enerjiyi başlatacak. Sevgililer, hepiniz üretilen keskin frekansı ayırt edilir şekilde hissedeceksiniz. Nuh Tufanı öncesindeki çağda (Dünyanın manyetik alanının şimdiki zamanlardan çok daha kuvvetli olduğu çağ) Gökkubbenin çöküşünden beri, bu, gezegende salıverilen en güçlü ve zorlayıcı manyetik dalga - kuvveti olacak. Bu salıveriliş belirli piramit şeklindeki iletici komplekslerde alınan kozmik kristal enerjilerin indirilmesiyle tetiklenecek. Bu indirmenin (yüklemenin) amacı gezegen boyunca kadim manyetik kodları yeniden tohumlamak ve aktive etmektir.








Edited by - pandora76 on 03/07/2010 19:36:17
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 03/07/2010 :  20:47:57  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Yani söylediğim gibi,benim yaptığım tek şey sadece birbirinden ayrı verilmiş bilgileri biraraya getirmek ve tabi ki kendime göre yorumlamak.

Mikail'in şu sözleri:"Sevgili üstatlar, bu bir sorumluluk zamani, bir sinama zamani ve karar zamanidir. Her biriniz kime ve neye inanacaginiza karar vermelisiniz: felaket tellallari, binlerce yildir size hükmeden ve sizi kontrol edenler ve korku ve gözdagi vasitasiyla çesitli sekillerde sizi kölelestirenler"...

Metatron 'un Nuh tufanındakine benzer bir çöküşü anlatıp,negatif duyguların salıverilmesine değinmesi..

Yine Kryon'un mart ayındaki mesajı şöyle başlıyordu:
Kryon-David Brown kanalı ile

3-Mart-2009 Marina da Gama-Cape Town

“Utanç enerjisi aracılığı ile yıkma”
---

Utanç enerjisi ile 'yıkım'diyor Kryon burada. Diğerleri gibi tam Mart ayını işaret ediyor.

Yine bu başlıkta 5.sayfada bir arkadaş'kurt ile kuzunun ayrıldığı vakitteyiz'demiş,2008 de.(Budala nicli arkadaş)

Daha başka ayrıntılar var ama okuduklarımı toparlayınca aslında neyin neden olduğunu da kendime göre anladığımı,kendi tarafımda birleştirdiğimi düşünüyorum.

Dönemin sonunda hasat yapılacak iken,gerçektende negatif enerjilerin ortaya çıkması gerekiyordu. Solara bu nedenle 2008 mesajında,gerçek sevginin ne olduğunu anlayacağımızı söylüyordu.

Bir sonraki 'sevgi yoğunluğuna' geçmek için,gerçekten sevmenin ne anlama geldiğini anlamalıydık ve kendimizde olan negatif kalıpların ortaya çıkması gerekiyordu.

Tıpkı alıntıdada sözü edildiği gibi,spritüalizmin de değindiği gibi,bir nevi arınma için negatif yanlarımızla karşılaşmalıydık.Bir yarayı temizlemeden bu mümkün olabilirmi? Bu bir seçim aşamasıydı.. Hangi tarafla daha fazla rezonans halinde olduğumuz ve nereye ,bh ye mi yoksa kh ye mi ayrılacağımızı belirleyecek birşey.

Ve negatif ayıran -parçalayan nitelikte olduğu için,kh nin tekamül yolundaki hizmetini artık daha iyi anladığımı düşünüyorum.

Birşeyin içinde değilsen onu yeterince bilemeyebilirsin ama dışında değilsen de yeterince göremeyebilirsin..

Bazen birşeyler olup biter iken bize kötü gibi görünen şeylerin,aslında bbir planın parçaları olduğunu,büyük resmin ne olduğunu anlamanın en iyi yolu,bir de dışından bütünleştirerek bakmak.

Tıpkı Mikail'inde sözünü ettiği gibi:Sevgili üstatlar, bu bir sorumluluk zamani, bir sinama zamani ve karar zamanidir.








Edited by - pandora76 on 03/07/2010 20:48:55
Go to Top of Page

pandora76
Elmas

815 Posts

Posted - 03/07/2010 :  22:23:28  Show Profile  Visit pandora76's Homepage  Reply with Quote
Ve Nisan ayı bunun devamı niteliğindeydi. Mikailin Nisan mesajından:

Su anda Dunya’nin ve insanligin deneyimledigi dramatik degisimler gelecek olan yillarda devam edecek; ancak, en dramatik degisimler insanligin kalplerinde olacak.
---

Mikail yine bu mesajında kaos un nedenine değiniyordu:

Dunyanin daha fazla temizlenmesini beklemenizi ve Isigin yuksek frekanslari Dunya’ya ve insanliga nufuz ederken felaketsel olaylarin hizlanacagini bircok kez soyledik.
---

Söylediğim gibi ben sadece bilgileri biraraya getirmeye çalıştım ki zaten bunu yapmaz parçaları birleştirmezsek,bilginin ne anlamı kalır veya ne kadar yararı olur?

"bu bir sorumluluk zamani, bir sinama zamani ve karar zamanidir"

Gerçekten yardımlaşmak,çıkarlarından çok adilce yaşamayı istemek;
Ya da çıkarlarımız için,egomuz için başkalarına zarar vermek,haksızlık etmek...
Adem ile Havva nın "düşüşüne"neden olan yasak elmayı yiyerek,dünya da(3b de)kalmak veya 4bhye geçememek. Düşüşü nasıl adlandırırsak adlandıralım.

Sınama ve karar zamanı bu.
Bu bilgileri okurken tarihlerin birbiriyle uyumlu olduklaırnı gördüğümde,o tarihlerde neler yaşadığımı,neler yaptığımı yeniden düşündüm ve önce inanamasamda,düşündükçe aslında ne kadar doğru olduğunu gördüm..
O sıralar tüm kanal bilgilerini düzenli olarak takip etmediğim için bilmiyor,çözemiyordum ama şimdi tarihleriyle karşılaştırdığımda...Artık biliyorum.

Son yıllarda hızla açığa çıkan bilgilerden sözediliyor mesela ve bunu düşündüğümde bir sonuca vardım. Bu yazıyı "yuvadan mektuplar" başlığına yazmıştım:

87.celse:
Soru:Bu beşinci yoğunluk derecesi varlığı nasıl bir ortamda bulunuyor ve dördüncü yoğunluk derecesi üzerinde nasıl bir hakimiyet kurabiliyor?

Ra:Arkadaşınızın içinde bulunduğu çevreye kayalıklar,mağaralar ve genelde kıraçlık hakimdir,çünkü bu yoğunluk derecesi bilgelik derecesidir ve istenilen şey düşünce yoluyla elde edilebilir. Bu varlığa fiziksel katta ya da uzay/zaman'da pek az şey gerekmektedir.
-----

Sürekli 4b 'ye (bh ya da kh)geçiş için az bir zaman kaldığına değiniliyor peki bu kanal bilgilerinin söylemek istedikleri tam olarak ne?
Neden kanal bilgilerinde önceden beri, son yıllarda pek çok bilginin hızla açığa çıkarıldığı-çıkarılacağı söyleniyor? Ne demek isteniyor?
Çekim yasasını bilinçli kullanma demek,şu verdiğim örneğe benzer birşey demek.

Özellikle de son yıllarda düşüncelerimizi kullanarak bilinçli olarak isteklerimzi yaratma konusuna değin pek çok bilgi açığa çıktı ve bu konudaki anlatılar,4b 'nin özelliklerine benzemiyor mu?

Benim düşünceme göre aslında herşey 4b 'ye geçiş için yapılan hazırlıklar. Bunca yıl kanal bilgileri veriliyor ve şimdi bu bilgileri biraraya getirelim hep birlikte. Bakalım ne sonuç çıkacak?
---

Aslında olan herşey,bunca zaman verilen bilgilerle uyumlu ve kanal bilgilerine,yani yıllarca özellikle de meleklere duyduğum kesin inançsızlığımın da sonu oldu bu.







Edited by - pandora76 on 03/07/2010 22:25:41
Go to Top of Page
Page: of 29 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.44 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits