| Author |
Topic  |
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 25/05/2008 : 13:46:28
|
Sevgili üstat (tgur) ve sevgili üstat (oe); Fiziksel tükenmişliğimin,zihinsel tükenmişliğimle birleştiği,kelimelere ve kavramlara hakimiyetimin oldukça azaldığı bugün;sizlerin yazdığı şu iki yazıyı okuyunca;burada olmaktan müthiş mutluluk duydum.Keşke daha fazla tartışmalara katılsanız diye de düşündüm.Şimdi bu iki yazıyı kayıt edip bilgisayarımda saklayacağım.Resmin bu kadar genel,geniş ancak açıklayıcı olanını ben kelimelere bu bütünlükle şimdiye kadar dökememiştim.Teşekür edrim. Sevgi ve Huzur içinde kalınız. |
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 25/05/2008 : 14:14:02
|
Sevgili Qui-gon,
Nerden uçuşa geçsem bilemiyorum.Hatırlarsın sevgili Halil Cibran'ın annesine söylediği sözlerini. ''Ama ben hala bir meleğim''der,Annesi gülümseyerek sorar, ''Kanatların nerede peki?'' annesinin elini tutup omuzlarına koyar ve ''Burada,kırılmışlar''der ya işte kanatlarımız kırık,uçamıyoruz... Dostların birbirinin sevgilerini yanlış anlamaları ve kırılmaları içimde senin şu ebedi kederii devindirdi.:'( Aklıma bir türkü dizleri geldi,
Derdim çoktur hangisine yanayım Yine tazelendi yürek yarası Ben bu derde nerden derman bulayım Yine dost elinden ola çaresi Efendim efendim benim canım efendim Benim bu derdime derman efendim
Türlü donlar giymiş gülden naziktir Bülbül cevreyleme güle yazıktır Çok hasretlik çektim bağrım eziktir Güle güle gelir canlar paresi Efendim efendim benim efendim Benim bu derdime derman efendim
Be3nim uzun boylu serv-i çınarım Yüreğime bir od düştü yanarım Kıblem sensin yönüm sana dönerim Mihrabımdır iki kaşın arası Efendim efendim benim efendim Benim bu derdime derman efendim
Dilar ile muhabbete doyulmaz Muhabbetten kaçan insan sayılmaz Münkir üflemekle çırağ soyunmaz Tutuşunca yanar aşkın çırası Efendim efendim benim efendim Benim bu derdime derman efendim
Pirsultan'ım katı yüksek uçarsın Selamsız sabahsız gelir geçersin Aşkı muhabbetten niçin kaçarsın Böylemidir yolumuzun töresi Efendim efendim benim canım efendim Benim bu derdime derman efendim
Kısaltıp yazacaktım ama bütünlüğü bozmuş olurdum.Sevgili Qui-gon hepimiz bir bütünüz bir birimizi anlasakta,anlamasakta,katılsakta,katılmasakta.Bütün olmayı öğrenmek tek yolumuz.Bildiklerimizin Mürşidi,bilmediklerimizin talibiyiz.Bir konuda bende sana kırılmış kızmıştım ama söylediklerinde HAK-lıydın.Buna rağmen içimdeki kızgınlık dinmemişti.Kendime soruyorum neden diye , egom yaramı aldı,evet ama neden haklı olduğunu bildiğin halde devam ediyor bu kızgınlık.İçimdeki ses ''kafanu kestiği için'' ne zaman diyorum ''Fransız ihtilalinde''diyor içimdeki ses sonra bir müddet devam etti ve kayboldu kızgınlığım.Bu son söylediğim gerçekten yaşadıkmı bilmiyorum belki yine egomun bir sinsi oyunu olabilir belkide (kendimi haklı çıkarmak için).Bunları daha öncesinde yazmadım neden diyeceksin seni övmek istemedim,neden dersen Halil Cibran der ki ''Övgü bir çeşit kıskançlıktır'' :) ama söylemek kaçınılmaz oldu çünkü başka türlü samimi olduğumu nasıl izah edebilirim ki. Hepimiz yanlış anlaşılmaktan korkuyoruz ve aklıma kaspilerin sözleri geldi Sevgide kalın, kuşku ve korku KH grubunu hizmettir demişti yanlış hatırlamıyorsam öz olarak bu kalmış aklımda ve bu günlerde bunu BURDA yaşıyoruz, bu durumu hepimiz sevgiyle el ele tutuşarak aşalım,Hak aşkına,sevgi adına elini elimizden çekme lütfen,seni seviyoruz....
|
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 25/05/2008 : 15:27:05
|
herkese selam ve saygılarımla. ve Qui-gon jinn'e sabır diliyorum. ben de bir süredir "izleme" moduna geçtim. sanırım zaman zaman böyle olması normal. aktif katılım ve izleme modu... arasıra bu ikisi arasında gidip gelsek de, forumdan kopmamanı dilerim Qui.
bu arada Tiversonus'un diğer bir başlıkta belirttiği gibi, basımının durmuş olduğunu tahmin ettiğim, Kasyopya celselerinde okunması özellikle tavsiye edilen "Pleiades Öğretileri" adlı kitabın bölümleri, diğer bir internet tartışma ve paylaşım alanında bölüm bölüm sunuluyor. kanal bilgileriyle ilgilenen, bu kitaba sahip olmayan tüm üye ve takipçilerin bu eseri incelemesini öneriyorum.
kitabın 11. bölümünden bir alıntı:
"Önce düşünce gelir. Deneyim her zaman ikincildir. Asla tersi değil. Deneyiminiz her zaman düşüncenizin yansımasıdır. En önemlisi açıklık ve gücünüzün farkında olmaktır. Her zaman düşünceleriniz dünyanızı oluşturur. Bunca frekans kontrolü titreşimi ile bombardımana tutulduğunuz için inip çıkıyorsunuz. Bu sizi berraklıktan alıkoyuyor. Irk olarak son derece berrak, merkezlenmiş olmaya ve kendinizi her zaman yaşanan ana getirmeye kararlı olmak zorundasınız. Gelecek ya da geçmişte yaşamaya son verin, şimdinizde yaşayın. Kendinize, "Ben ne istiyorum?" deyin "Kişisel evrimimi hızlandırmak istiyorum. Ruhun artan bir kapasite için bana yardım etmesini istiyorum. Bedenimin kendi kendisini iyileştirmesini istiyorum. Sağlık dolu olmak istiyorum. Zorluktan vazgeçmeyi, böylece insanlığın ne olacağının canlı bir örneği olmayı arzu ediyorum." Bu düşünce şeklidir sizin için her şeyi hızlandıracak olan.
Davranış kalıplarınıza göz atın. Kendinizi, deneyiminizin bir parçasını yarattığınızı yadsırken ve onu sizin yarattığınız bir şey olarak sahiplenmeyi istemiyor bulursanız sadece izleyin. Şöyle söyleyin: "İlginç değil mi? Sürekli böyle yapıyorum. Yarattığımı sahiplenmek istemiyorum. Hoşuma gitmezse başkasını suçluyorum. Bakalım bu davranışı daha ne kadar sürdürecek ve başka bir davranış biçimi geliştirmek için bir çözüm bulma iznimi kendime ne zaman vereceğim."
Kendinizi yargılamayın. Kendinize, "İlişkili olduğum her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Bana olan her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Başıma gelenden hoşlanmıyorsam kendime hoşuma gitmeyen şeyleri neden yarattığımı soracağım. Belki de bunun nedeni, değiştirebilmemi sağlamak üzere benim için gerçekten yolunda olmadığını göremediğim bir şeye dikkatimi çekmektir."
Yaptığınız her şeyin kusursuz bir amacı varmışçasına hareket edin -her zaman. En yüksek çıkarınız ve ulaşabileceğiniz en büyük fırsat, içinde olduğunuz her olayı işlemekle ilintiliymiş gibi davranın. Her zaman bu şekilde hareket edin. Sokakta yürürken birisi, "Silahım sırtına dayalı, çık bakalım paraları!" derse büyümenizi en yüksek noktaya götürme fırsatı verilmiş gibi davranın. Bu şekilde hareket ettiğinizde sonuçların ne olacağını asla bilemezsiniz. "Mış" gibi davrandığınızda bilmeden ve beklentisiz bir şekilde hareket edersiniz. Bir tavırdır bu. Hepiniz bu tavrı benimseyip, her olay sizi büyümeniz ve farkındalığınızda daha ileri götürmek için tasarlanmış gibi hareket etseniz, o zaman döner dolaşır, silahını sırtınıza dayayan kişinin sizin bir suretiniz ya da parçanız olduğunu görebilirsiniz. Bir şeyi iyileştirebilecek durumda olabilirsiniz; korktuğunuz bir şey yapma fırsatı verilmiş olabilir size bu deneyimle.
Yarattığınızdan korkmayın. Yarattığınıza güvenin. Onda sizin için her zaman bir şeyler olduğuna güvenin. Kirli, eski, korkunç şeylermiş de onları bir daha asla görmek istemiyormuşsunuz gibi dramalarınızı halının altına süpürmeyin. Bitirin işinizi bu dramalarla. Döngülerine girip kendinizi kaybetmeye bir son verin. Bununla birlikte, anneniz, kardeşiniz, sevgilinizle yaşadığınız dramanın yirmi yıl sonra yepyeni bir keşfe ulaşmak üzere kullanabileceğiniz bir şey olduğunu da anlayın. Onun için bırakın bu yaşam dramaları sizin için bir törpü olsun. Bitirin işinizi onlarla, yapabildiğiniz kadar çözümleyin, barışın, size düşen payı kabul edin, sonra bırakın, bilinciniz yoluyla size bir şey öğretmek üzere geri dönsün çember. Bırakın sizin için aşılmasını istediğiniz engellerden çok sürüp giden deneyim hazineleri olsun. Bunlara duygu bağlıdır, anımsayın, duygu sizi başka hareketlerin alanına götürebilir.
Gerçekliğinizi yalnızca belirli alanlarda yaratıp başka alanlarda etkisiz olduğunuza mı inanıyorsunuz? Yaşamınızın bazı alanları üzerinde hiçbir kontrolünüzün olmadığını mı iddia ediyorsunuz? Toplum size sahip olamayacağınızı söylediği için doğal olarak sizin olandan mı vazgeçiyorsunuz? Olayların birden bire olmadığını göreceksiniz. Bazılarınız sizin kendi gerçekliğinizi yarattığınızı, başkalarınınsa -özellikle başına her şeyin gelebileceği küçük bebekler ya da tacize uğrayan çocuklar- kendilerininkini yaratmadığını düşünüyor. Görünürde çaresiz çocuklar ya da açlıktan ölenlerin de kendi gerçekliklerini yaratması çoğunuz için anlaşılması zor bir kavram olabilir. Kurban zihniyetini paylaştığınız her zaman insanlara güçsüz oldukları ve bu olasılığı sizin için ortak bir hale getirdiğiniz mesajını verirsiniz. Başkalarının drama ve derslerini onurlandırmayı öğrenmek zorundasınız. Gazetelerin size, belli bir senaryoya katılan herkes için varolan değişim olanağını anlatmayacağının farkına varın; çünkü gazeteler olayları bu şekilde anlatmaz ya da izlemez. Olayların altında yatan eşzamanlılıkları anlamıyorsunuz. Medyanız yalnızca -sözüm ona- dışsal olguları ortaya koyar, insan dramaları ve derslerine eşlik eden duygusal anlamın zengin ırmak yatağını ise görmezden gelir.
Birisinin kurban gibi göründüğü dramalara karışanlar normal olarak duygularından o denli kopukturlar ki hissettikleriyle düşüncelerini birleştiremezler. Kurbanlar kurbanları bulur. Zafer kazananlar zafer kazananları. Onun için lütfen, insanların umutsuz kurbanlarmış gibi göründüğü herhangi bir gazetecilik olayında ya da dünya dramasında, onları ve kendi dramalarını yaratmalarını selamlayan kendinizi onurlandırın. Bir şeyler öğrenmenizi gerektirecek bir gerçeklik olmayabilir ya da katılma ihtiyacı hissedeceğiniz bir şey olabilir. Başkalarının ışığa ulaşmak için yoğun alemlerden geçmeleri gerektiğini anlamak zorundasınız. Kimi zaman aydınlanmaların en büyüğü en büyük felaketlerde, en büyük zorluklarda yatar.
Bir restorana gidip istediğiniz bir şeyin siparişini verdiğinizde aşçıbaşı hazırlar, garson size getirir. Siparişi siz verirsiniz ama siz hazırlamazsınız. Hazırlayan aşçılar ya da ruhsal enerjidir ama siz de önünüze konulmasını seçersiniz. Siz restorana gidip önünüze getirilmesini istemedikçe konulmaz. Böylece bundan sorumlu olur, bedelini ödersiniz.
Yaşam da böyledir; bir restoran gibidir yaşam. Restoranda nasıl yapıyorsanız hayatta da nasıl sipariş verildiğini öğrenin, sonra da siparişi verdiğiniz için önünüze getirileceğine inanın. Bir restorana gittiğinizde mönüdekilerin her biri için tasalanmaz, kendi kendinize bunu hak edip etmediğinizi sormazsınız. Pekala, bazen sorarsınız. Bazen kendinize, "Bunu hak etmiyorum. Fiyatı elli dolar. Bütün verebileceğim yedi dolar" diyebilirsiniz.
Restoranlarda nasıl davrandığınız, hayatta da nasıl hareket edeceğinizin harika bir göstergesidir. Anlaşılması gereken inanılmaz bir öğretidir. Bir restorana gittiğinizde sadece siparişi verir, "İstediğim bu," der ve geleceğine inanır mısınız, yoksa işi berbat edeceklerinden tasalanır mısınız? Sipariş alınır alınmaz mutfağa giden garsonun peşine düşer, "Ay, taze marulları yoktur herhalde. Soğanları adam gibi sote etmezler şimdi, tanrı bilir istediğim mantarlardan da bulunmaz" mı dersiniz? Hayır. Tıpkı sipariş ettiğiniz gibi sunacaklarına inanır ve işi kendi haline bırakırsınız. Sunulduğunda "Teşekkür ederim" dersiniz. Doğru gelmemişse doğrusunu istersiniz.
Restoranda bir şeyler ısmarlarken gösterdiğiniz ilahi soğukkanlılığa bakın. İşte yaşamda da böyle istemeniz gerekir. Ne istediğiniz konusuna açıklık kazandırın, isteyin ve bırakın olsun. Siparişin alınıp alınmadığını sorgulamak ya da nasıl yerine getirileceğine ilişkin öğütler vermek için Ruhu hattın öbür ucunda tutmayın. Siparişinizi verdiniz. Geleceğine güvenin.
Düşüncelerinizin sonucusunuz. Bu gezegende öğreneceğiniz başka bir şey olmasa bile bu gerçeklik ve başka birçok gerçeklikte kuralın bu olduğunu öğreneceksiniz. Düşünce deneyimi yaratır. Neden kendinize bu armağanı sunup varlığınızı olağanüstü, muhteşem, yüceltici bir yetenek içinde düşünmeye başlamayasınız. Toplumun geri kalanının sizinle aynı fikirde olmasına ihtiyaç duymaktan kurtulun. Kendi kendinizi onaylayın. Bazılarınız için çok güç bu. Alışkanlığınız yoksa kendinizi nasıl onaylayacaksınız?
Sözcükleriniz ya güç verici ya da güçsüzleştiricidir. Kendi ışığınızı yaşama yürekliliğine sahip olmanızı istiyoruz. Onun için de düşüncelerinizin dünyanızı oluşturduğunu, olabilecek her yoldan vurgulamak ve inandırmak istiyoruz sizi. Dağarcığınızdan olmalı ve çalışmak sözcüklerini çıkarın. Bu sözcükleri sarf ettiğiniz her zaman para ödeyecek olsanız borcunuz boyunuzu aşardı. Yüklü bir güçsüzlük borcu içindesiniz. Olmalı, sizin başka birinin boyunduruğu altında hareket ettiğinizi gösteriyor. Kendinize ilişkin söz hakkının size ait olduğunu anımsatmak isteriz.
Eğer birisi bir gazete çıkarmaya ya da davranış kalıplarını değiştirmeye çalışırsa hayatının sonuna kadar çalışabilir. Çalışmak, yapmak değildir. Çalışmak sözcüğünü her kullanışınızda ortaya hiçbir şey çıkarmayacaksınız demektir, çünkü çalışmak bir özürdür. "Yapmaya çalıştım. Çalıştım. Çalıştım." Kendi yaşamınızda "yaratıyorum", "yapıyorum", "ortaya çıkarıyorum", "niyet ediyorum" ve "oluşturuyorum" sözcüklerini kullanın. "Çalışıyorum"u unutun.
Bir icracı haline gelir ve yaşamda istediğinizi ortaya çıkarırsanız birçok insana ayna tutarsınız. Her şeyin sınırlı olduğuna ve ya birinin ya öbürünün icracı ya da oluşturucu olabileceğine ilişkin bir inanç vardır. Gerçekliğin yasalarını eğip bükebileceğinizi göstermeye başladığınızda, elinizde onların istediği bir şey olduğunu ve siz buna sahip oldukça kendilerinin elde edemeyeceğini düşündükleri için başkaları kimi zaman bundan hoşlanmaz.
Başkalarından sonra geldiğinize inanır, yeterli olmadığı için başkalarında olmayan bir şeye sahip olmaktan korkarsınız, tanrısal ilkelerin bedeninizde işlemesine ve gezegende yapılanmalarına izin verdiğinizi, ışığın yaşayan örneği olduğunuzu anlamıyorsunuz demektir. Işığın temel amacının sizin kanalınızdan hareket etmesine izin veriyor, başkalarının neler yapabileceğinin yaşayan örneği haline geliyorsunuz. Bu hepinize öğretmek istediğimiz yüksek titreşimdir. Sınırlama olmadığını anlamanızı istiyoruz."
....
kitabın genel bağlamı dışında incelendiğinde fazla anlamlı gelmeyen yönleri olabilir. zamanla bu kaynak hakkında verimli paylaşımlar yapabileceğimize inanıyorum. bu kaynak ayrıca, kasyopya bilgilerinin en az sıkıntı potansiyeli ile ele alınmasına çok yardımcı olacak temel bilgiler aktarıyor. görüşmek üzere. |
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 25/05/2008 : 15:39:51
|
Sevgili qui,
Geçirmekte olduğun duygusal ve düşünsel süreç o kadar tanıdık ki anlatamam.Merak etme helezonik döngü sürüp, yeni ,hatta hiç farkında olmadığın anlamlara bürünecek.
Yukarıda Tiversonus'un belirttiği gibi o yazıların çıktığı bilinçlere ben güveniyorum.İnançlarına ne ad verilir bilemem ama,bütünün belirttiği gibi biz tıpkıyız.Çok benzeşiyoruz.Belki farklı gibi değerlendirilenler bilinç bütünlüğünün kıymetini bilelim diyedir,kim bilir.Sevgiler |
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 25/05/2008 : 20:57:50
|
Sevgili Qui,
Foruma girişte kuralları okumaya zorlayarak, daha kapıda kullanıcılara sıkı bir dayak atıyoruz zaten. :)) Orada yer alan kuralların çoğu, hep geçmiş deneyimler nedeniyle oluştu. Din konusu tartışılabilecek bir konu değil. Düşün ki; eğer İsa'ya izin verirsek, bu defa diğer peygamberler buna itiraz edebilirler. :)) Sonra da dini bilgisi biraz iyice olanlar, istedikleri düşünceleri mutlak gerçek olarak kabul ettirebilmek için, kutsal kitaplardan çeşitli alıntılar yaparlar. Forumdaki yazılar/alıntılar farklı bir çekim alanı oluşturur ve kullanıcı olmak isteyen aday kitlesi de değişmeye başlar. Ve zaman içinde biz hiç özgürce bir şey yazamaz ve savunamaz oluruz.
Şöyle bir durum var ki, kullanıcılar zaman içinde hep kuralları esnetmeye çalışıyorlar. Fazlaca müdahale etmemeye çalışsam bile, her yeni gelen kullanıcı, şunu da yapalım derse, bir sonrakilere de başka haklar doğar ve buraya üç gün için uğramış olanlar bile yönetime ciddi sorumluluklar yükleyip, ortadan kaybolurlar.
Kendi açımdan kişisel düşünce olarak, forumu uzun süreli herkesin faydasına açık tutmaya çalışıyorum. Yani üç beş gün bakayım, bir ay terkedeyim şeklinde bir lüksüm yok. Bu sebepten ötürü en az müdahale ve zaman kaybıyla işleyişi yürütmek ve bu arada düzenli olarak, her şey yolunda mı diye kontrol etmek zorundayım. Bu nedenlerle çoğu defa, kullanıcıların aldığı katılım zevkini alamayabiliyorum. Bazen o an çok canım istemese bile yazılanları hızlıca okumak zorunda kalıyorum. Çünkü hiç aralıksız hizmet sunmak da sorumluluk istiyor.
Şimdi bütün bu yakınmaları bir tarafa bırakayım ve gelelim sözünü ettiğin yazışmamıza. :) Hatırlarsın, sen Sirius Misyonu başlığını açmadan önce de e-mail ile görüşmüştük. Oradaki isimlerin, şahıslardan izinsiz olarak yayınlanması konusunda tüm sorumluluğu aldığını ifade ettin. Ben de kabul ettim. Çünkü e-mail adresinde "Ahmet Atasagun" diye ismini bile kullanmıştın. Ama daha sonra bu defa İsa'nın sözlerini yayınlamak istediğinde sana "Sevgili A.A." diye e-posta attığımda gelen yanıta oldukça şaşırdım. Çünkü gerçek isminin Ahmet Atasagun olmadığını ve bunu öylesine bir takma ad olarak kullanmakta olduğun e-mailinde yazdığını söyledin. Bu gibi durumların karşı tarafa verdiğin güven duygusunun ölçüsünde bir zayıflama yaratacağını kabul edersin. Ya da en azından bende böyle oldu, çünkü Sirius Misyonu başlığında yayınlanan isimlere ait sorumluluğu kabul eden Ahmet Atasagun'un tamamen hayali bir kişi olduğunu öğrendim.
Bütün bunları neden burada anlattım? Çünkü ikinci defadır, aramızdaki yazışmaların içeriğini genele taşıyorsun. Bu da bana cevap hakkı doğurarak, hiç de zamanım olmayan bir anda bile beni meşgul edebiliyor. Bir de şu var ki, kurala karşı baskı yaratmak da yönetimi epeyce yoran bir tutum. (Kişilerin isimlerini kullanmış olmanla da kural ihlali yaptık zaten ve bu istekler nereye kadar devam edecek?) Foruma üye olurken zaten dini konulara ait kuralı biliyordun. Yani sana karşı sonradan uygulanan kişisel bir yasak değil.
Şimdi fırsat bulunca ben de eteğimdeki taşları döktüm ve hazır yazıyorken, forumda kullandığın yazışma tarzının da foruma katılmak isteyen potansiyel kullanıcılar açısından eskisinden farklı bir çekim yaratması konusunda da kaygı taşıdığımı belirtmek istedim. Tabii ki esprilere karşı olduğum ya da beğenmediğim için değil ama bu konuda fazlaca esneklik zaman içinde 'öylesine sohbet' ya da başka türlü ifade etmem gerekirse -hoşlanmadığım bir tabirle- 'geyik' ortamı yaratır mı diye endişem var.
Kapıdaki ya da testi kırılmadan önceki 'dayak' :) yetmemiş olacak diye düşündüm ve bir de burada giriştim, ama seni sevmediğimden değil tabii sevgili Qui. :))
Düzenleme: Bir de burada belirtmeliyim ki; "forumda yasaklar var o yüzden gidiyorum" türünden baskıcı ve hafiften kışkırtmacı tavırlar da bana fazladan zorluk çıkarabilecek türde. :)) "Link vermek istiyorum ama maalesef forumda yasak" türünden cümleler kuranlar da bu şekilde zorluk çıkarabiliyor. :)) Ama ben de en az müdahale ile işler yürüsün ve isteyenler faydalansın düşüncesindeyim. 
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qui-gon jinn
Zümrüt
   
Turkey
101 Posts |
Posted - 25/05/2008 : 22:52:45
|
Sevgili Qaan,
Kuralları biliyorum efendim, girişte hepsini okumuştum.Lakin o sırada da çok düşünmüştüm "Bunları aktarmadan nasıl olacak bu işler diye" ama sonra dedim ki "Neyse o konulara fazla değinmeden devam etmeye çalışırız artık".Lakin ben bunları aktarmadan daha fazla devam edemiyeceğimi ve bu durumun da benim üzerimde yoğun bir sınırlanma oluşturduğunu hissettim.Siz din konusu tartışılabilecek bir konu değil diyorsunuz.Lakin dediğim gibi o işler tartışılmadan, bu işler nasıl olabilecek anlayamıyorum.Forum sizin, ne diyebilirim.Yanlız bunları tartışarak "biz hiç özgürce bir şey yazamaz ve savunamaz oluruz." oluruz diyorsunuz ama bunlardan bahsedememek, asıl olarak bende "hiç özgürce bir şey yazamaz ve savunamaz oluyoruz." hissi uyandırmakta sadece.
Bu yüzden, asıl bahsetmek hususları yazamıyor ve paylaşamıyor olduğumdan, bahsettiğiniz o "Forumda kullandığım yazışma tarzının da foruma katılmak isteyen potansiyel kullanıcılar açısından eskisinden farklı bir çekim yaratması ve fazlaca esneklik zaman içinde 'öylesine sohbet' ya da başka türlü ifade etmeniz gerekirse -hoşlanmadığınız bir tabirle- 'geyik' ortamı yaratır mı endişenizden ve dahada forum kurallarını ihlal ederek, kalabalık etmek istememden dolayı sizlere veda ediyorum öyleyse.Geyik diye tabir ettiğiniz yazılarımı ve diğerlerini kaldırıp kaldırmamayı size bırakıyorum.Forum sizin, seçim sizin efendim.Zaten öyle düşünüyorsanız hiç tutmayıp hepsini kaldırınız bence.
Mail'deki isim olayında ise, evet ilk olarak dediğiniz mail hesabını kullanmıştım.O sırada hem bunun yanlış olduğunu farkettiğimden, hemde kayıt olayında bir sorun olduğunu düşündüğümden dolayı, 'gerçek' mail hesabıyla kayıt formunuda size göndermiştim.Sizde, msn'de konuştuktan sonra "Sahte" hesabı aktif hale getirdimiştiniz.Bu olayı belirtmek o an aklıma gelmemişti, başka şeylerden bahsediyorduk.Bende sonradan hatırladım bunu ve her halde bir sorun teşkil etmez düşüncesiyle devam etmiştim.Siz A.A dediğinizde tekrar hatırladım.Bunu size ikinci mesajımda tekrardan bahsetmiştim.Lakin sizden herangi bir cevap gelmedi.Keşke bunun bir sorun olduğunu o an belirtipte, burda cevap vermeseydiniz.Bunu aramızda halledebilirdik kanımca.Yoksa sizde güvensizlik oluşturacak bir sonucu asla düşünmemiştim.Eğer dürüst davranmıyor olsaydım, bunu size hiç söylemeye bilirdim.Lakin mesajıma cevap vermeyip, bu olayı şimdi ben veda ettiğimi söylerken kullanmanız, asıl benim bütün güvenimi sarsmıştır.Bu da benim, asıl şimdi yazmaya devam etmemem için "Gerçek" bir neden oluşturuyor şu an.Bende sizi seviyor ve başarılarınızın devamını dileyerek hoşçakalınız diyorum öyleyse Sevgili Qaan...
Sevgili dostlar yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla ve daha öncede söylediğim gibi siz benden ayrı olarak herşeyi biliyorsunuz zaten.Ve öyle ise de benim yazacağım "Geyik" sözlerden çok daha mükemmellerini yazabilirsiniz.Benim yazacağım ve söyleyeceğim şeylere ihtiyacınız olmasa gerek.O yüzden daha fazla kalabalık etmek istemiyorum.Hepinize Ebedi Saygı ve Sevgi ve Işık ve Bilgi ve Neşe ve Keder vede tüm Ebediyeti dileyerek, son bir saçma ve geyik sözümle veda ediyorum.
EBEDİ GÜÇ SİZİNLE OLSUN EFENDİM, HOŞÇAKALINIZ.................. |
Edited by - Qui-gon jinn on 25/05/2008 23:05:07 |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 00:40:51
|
Sevgili tgur,
Birkaç hafta önce saldırılar ne tip olur diye sormuştun bence bir tanesi şu an karşımızda. Eğer bu bir saldırı ise bunun aşılması çok büyük faydalar doğuracak demektir.
Yorum yapmadan önce iki tarafı da dinleyeyim dedim ve gördüm ki ortada bir iletişimsizlik var. Qui İsa'nın ismini kullananlara ses çıkarılmamasını söylerken bence haklı ama Qaan da kötü niyetli insanların dini kullanabileceğini söylerken haklı. Ben de birkaç forum kuralını çiğnemiş biri olarak bundan önce Qaan'ın tavrını kısıtlamacı olarak gördüğümü itiraf edeyim ama bu başlıktaki mesajını okuduktan sonra kendine haksızlık yaptığımı anladım. Biz hep kendi açımızdan bakıyoruz ama Qaan herkesin bakış açısını görmek zorunda. Yine de oe_'nin anlattığı şekilde dine dahi sorgulamacı olarak yaklaşılırsa dini tartışmanın zararı olacağını sanmıyorum. Yani kurallar genel olarak hepimiz için geçerli ama hiçbirimiz yobaz değiliz çok şükür. Benim düşünceme göre yobazlar sussun diye insanları engellemek yerine yobazları engellemek en mantıklısı. Bu da Qui'nin bahsettiği "Kendimi kısıtlanmış hissediyorum" düşüncesini ortadan kaldırabilir. Bu arada benimki sadece öneri, Qaan'ın forum kurallarında geçen "önerilere açığız" sözüne güvenerek bunları söylüyorum ve gereken durumlarda öneri getirmenin de bir forum kuralı olduğuna inanıyorum.
Kişisel mevzulara dalmak istemiyorum ama iki taraf da diğer kişinin güvenine ihanet ettiğini düşünüyorsa ortada bir gariplik yok mudur? Siz farkındalık geliştirmiş insanlar olarak kimin haklı olduğunu mu tartışacaksınız, neyin doğru olduğunu mu tartışacaksınız? Bence Qui istese gerçek ismini söylemeyebilirdi ve onun anlattığı yoruma inanıyorum. Onun yorumuna inanmam Qaan'ı hatalı bulduğum anlamına gelmiyor. Buradaki hata bir konudaki iletişimsizlik ve iki tarafın da bu iletişimsizlikte sorumluluğu var.
Hatalı olan biri yok ortada, sadece bir deneyim var. Benim dışarıdan izleyen biri olarak aldığım ders iletişimsizliğin ne kadar tehlikeli bir şey olduğu. Sonra kendimi Qaan'ın yerine koyuyorum ve bir sürü kişiyle uğraşmanın zorluğunu hissediyorum, kuralların gerekliliğini görüyorum. Bu durumda alacağım ders kuralların çok farklı yorumlanabildiğini görüp onları daha belirgin hale getirmek daha kesin ifadeler kullanmaktır çünkü bu da benim sorumluluğum.
Kendimi Qui'nin yerine koyduğumda bana güvenilmediğini hissediyorum hatta o kadar emek harcadığım yazılara geyik deniyor. Benim buradan alacağım ders kendimi daha iyi ifade etmem gerektiği. Tabii ben ikinizin de yerinde değilim bunlar sadece kısıtlı bakış açımla gördüğüm şeyler ama olaya ben haklıyım diye bakmak yerine ben buradan ne ders alabilirim diye bakarsanız bir sonuca varabilirsiniz.
Şimdi Qui bu kısıtlamalarda kendimi ifade edemem diyecek; bu da onun kararı ve ben saygı duyuyorum. Bence de oe_'nin dediği gibi farklı yollar bulunabilir. Qui, tek bir yol olduğunu düşünmekle takıntılı davranıyor, akışı sınırlandırıyorsun. Bana inanıyorsan bunun öğüt değil, bir bilmişin yazısı değil sadece seni Ebedi sevgiye ulaşamasa da en azından dünyevi sevgiyle seven birinin isteği olduğunu anlarsın.
BH yolu dünyevi herşey gibi kendinden de vazgeçmektir(hiçliktir sevgili Qui) ve tam olarak herşeyden vazgeçemesek de sahip olduğumuz en değerli şeyler bizi KH olmaya zorlar. Birisi için bu özgürlüğüdür diğeri için sorumlu olduğu forumdur ama bunlardan vazgeçtiğimizde BH yolunda çok önemli bir adım atmışız demektir.
Bu konuda bir orta yol bulunmasını çok istiyorum çünkü Qui'yi kaybetmek istemiyorum ama bu benim verebileceğim bir karar değil. Sevgili Qui ve Qaan beni dinlemek zorunda değilsiniz ama bire bir konuşup herşeyi masaya yatırsanız çok güzel bir sonuç elde edebilirsiniz bence. Uzlaşma tek taraflı olmaz, olsa adı uzlama olurdu. Aralarına gururdan duvar ören iki kişinin de anlaşması imkansızdır.
Şimdi Qui için bir benzetme yapmak istiyorum lütfen Qaan yanlış anlamasın, kendisine KH diyor değilim sadece yaptığımız seçimlerle ilgili bir benzetme. Sevgili Qui eminim "özgürlüğümden vazgeçmem" diyeceksin ama biz şu an neden bu tarz bir dünyadayız da BH dünyasında değiliz? Çünkü büyük döngüde KH'ı seçtik. Seçtik çünkü daha fazla deneyim elde etmek istedik. Eğer aradığın tamamen özgür olduğun ama deneyim kazanamadığın bir yerse gidebilirsin ama aradığın deneyim sahibi olmaksa ve yanlış yaptığında seni uyaracak, aktardığın bilgileri saygıyla dinleyecek arkadaşlara sahip olmaksa ne olur burada kal. Sen sadece bir dinden ibaret misin ki dinden başka konu tartışamayasın, sonsuzluk değil miyiz hepimiz, sonsuz bilgi sahibi değil miyiz? tgur sana cevher derken haksız mıydı yani? Ben varlığından çok memnunum ve uzun zamandır attığım en sıcak kahkahaların mimarını kaybetmek istemiyorum. Ben kendi adıma onları geyik olarak görmüyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
Qui-gon jinn
Zümrüt
   
Turkey
101 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 03:44:39
|
Sevgili Zhouenali,
Eğer bu saldırı ise bu benden değil, tarafıma yönelen, "Yaz(ma)" hissi ile ortaya çıkan bir husustur.Bu benden gelen bir şey değildir.Ben size şunu veya bunu yazmayınız diye bir söz hiç sarf ettim mi, "Gerçekten" hiçbir şey istemeyen olarak.Bahsettiğiniz Yollar, Din, KH, BH vs.'irede bu seçimsizliğime dahildir elbette.Bunu ne anlatabilirim, nede anlaşılabilirim.Beni kendi algılarınıza göre değerlendirmeyiniz lütfen.Bu algıların çoğunluğuda, elbette ki benim sarfettiğim, sözlerin çelişkili doğasından gelen, size yazdıklarımdan yansıyan sınırlayıcı algılardır.Algı sınırlayıcıdır zaten.Benim hakkımda ki algılarınız ve tanımlamalarınızla, beni şu an zihinizde bile sınırlamaktasınız.Umarım bunları görebilirsiniz.Biz hep kendi açımızdan bakıyoruz diyorsunuz ve bence de çok haklısınız.Herkezin bakış açısınını görmekte, sadece Qaan'a gerekli olan birşey değil.Hepiniz sonsuz açıdan bakabilmelisiniz.Keşke...
Bu ve benzer sitelerde ortaya çıkan bu durum da, bu bakamamaktan kaynaklanıyor sürekli.Okuduğunuz kasyopyalılar bile, size her seferinde çok boyutlu olmayı, olaylara sınırsız açılardan yaklaşmanızı ve tüm olasılıklara kendinizi kapamamanızı söylemiyor mu? Lakin daha girişte hep "dayak" yemekteyiz.Nasıl ortaya koyacağız peki sınırsızlığımızı ben anlayamıyorum.
Şöyle demişsiniz Sevgili Zhouenali,
"Qui, tek bir yol olduğunu düşünmekle takıntılı davranıyor, akışı sınırlandırıyorsun."
Bende tam tersi yönde, tarafıma ilişkin bu husus ortada olduğu için veda etmek istiyorum zaten.Benim din konusunda yazdıklarım, kendim bir taraf olduğum için değil.Eğer bu yolda "Gerçek" bir dayanak oluşturacak bilgiler isteniyorsa, bunun eğer olacaksa hangi taraf olabileceği yönünde naçizane fikrimdi.Ben her ikisinin de tarafı değilim.Bu sizin sınırlandırıcılığınız.Asıl benim ve hepinizin, tek bir yolda olarak akışı sınırlandırılmakta.Bu ve benzer siteler de hep bir taraflar dışlanıp atılmakta adeta.Ve insanlar kendi kendilerini sınırlamakta ama bunu hiç görememekte.Biz yazılan herşeyi önyargısız kabul edip, okurken.Bizim yazmak istediklerimiz, paylaşmak istediklerimiz, fikirlerimiz sınırlandırılmakta.Bu "tarafa" uymaz denilmekte.Oysa varoluş "Ebedi Denge" içinde ayakta durmakta, süre gelmekte, varolmakta.Siz tabiki istediğiniz bir tarafta yer alabilirsiniz.Lakin BİR yolundaki en büyük sorun, diğer tüm tarafları dışlıyor olabilmek zati.Böyle birlik olur mu, ancak taraf olunur.Ben taraf konusunda Rabbin tarafsızlığını örnek almaktayım.Bu tarafsızlık olmasaydı, RAB salt bir taraf yönünde olsaydı eğer.Örneğin kendisinin çizdiği o mükemmel kötü resim, nasıl varolabilirdi, o resmi niye yapardı.O olmadıktan sonra diğer taraf hiç olabilirmiydi.Dediğiniz deneyim, ilerleyiş, tekamül vs. hiç olabilirmiydi.BH yolu dünyevi herşey gibi kendinden de vazgeçmektir diyorsunuz.Beni anlayınız.Ben ise doğru olmayan bir tabirle RAB yolunu seçiyorum.O yol hiçbirşeyi dışlamayıp, tüm yolların kendi içinde olarak, ebediyete kadar yol bulmasıdır.Ve bu da gerçekte hiçbir yolu seçmemek demek oluyor.Bir yol olmaktansa, tüm yollar olmak.Aynı Rabbim gibi...
Size naçizane tavsiyem ne KH, ne BH yolu olmaya takılıp kalmamanız.Tüm yollar ondan gelir ve onda biter ancak.Umarım bir parçada olsa meramımı anlatabiliyorumdur...
Sevgili Zhouenali, son paragrafta yazdıklarına gelirsek şunu eklemek isterim.Asıl seçim varolmadan önce yapıldı.Sonradan yapılanların hiçbiri bir seçim değil, yakın tabirle "Olan durum"dur.Bizim burdaki anlayışlarımız bambaşka sanırım.Gerçekte, seçimsizlik yapıcağınız tek gerçek seçim olacaktır.Özgürlük isteğinizde bu seçimsizliğe giden yegane yoldur.Kasyopyalılar haklı, takılıp kalıyoruz.Bir an gelecek ve beni anlayacaksınız şüpesiz, bende sizi elbette.Söz söylemek daha fazla karmaşa ve çelişki oluşturmaktan başka bir işe yaramıyor şu an.
(O yüzden Sevgili Qaan'da diyorum ki.Lütfen üyeliğimi kiltleyiniz.Daha fazla kendime düşüp, dayanamayıp burayı "Geyik" sözlerimle doldurmayayım.Sizden son bir sınırlandırılma rica ediyorum efendim.)
Sevgili Zhouenali, Son olarak şunlarıda belirteyim.Sorun dinden başka konu tartışamamam değil, neden onuda tartışamamamdı.Lakin o konu geride kaldı.Şu an benim asıl sorunum, dediğiniz gibi emek harcayıp yazdığım yazıların."Forum kurallarını ihlal edermiyim" "Acaba forumda kullandığım yazışma tarzı, foruma katılmak isteyen potansiyel kullanıcılar açısından eskisinden farklı bir çekim yaratır mı", "Acaba yazacağım yazılar 'öylesine sohbet' ya da 'geyik' sözler midir" endişeleri içerisinde kalarak, böyle değerlendiriliyorsa şayet, artık ne yazacağımdır.Nasıl olupta bu durumda tekrardan yazabileceğimdir.Her yazmak istediğimde "Acaba yazdığım sözler "geyik" midir diye düşünmek ve gecelerimi harcamak istemiyorum.Eğer böyle değerlendiriliyorsa ve yöneticimiz bunları yazdığımda endişe duyuyorsa, o gitmiyeceğine göre, ben yazmamalıyım elbetteki.Umarım beni anlamışsınızdır.Şunuda belirteyim "İsa'nın gerçek sözleri" isimli metin incil'lerden ayrı, hristiyan alemi tarafından bile "Din dışı" olarak kabul edilen bir metindi.Qaan'a söylediğim gibi hristiyanlıkla bir alakası yoktu.Şöyle eklemiştim "Sadece bu sözleri söyleyen kişi İsa'dır ve forumda İsa olduğunu söyleyenlerin sözleri yayınlanacak ama İsa'nın "GERÇEK" sözleri yayınlanmayacak mı".Evet yayınlayamayacakmışız.Dediğim gibi bu metin "Dinsel" değildi ve forum kurallarını ihlal etmiyordu.Lakin bunları söylememe karşın, hiç ne olduğu merak edilip sorulmadan red edildi.Ne olduğu hiç değerlendirmeden, bunu paylaşmam uygun görülmüyorsa şayet, daha ötelerine ne gerek var.Bu durumda, bana başka bir seçenek bırakmıyor Sevgili Zhouenali,
Şunuda ekleyeyim, ikinci mesajımda gerçek ismimi belirtmemiştim (Evet burda hatalıyım) Lakin Sevgili Qaan gerçek ismimin o olamadığını söylediğimde, sadece şaşırıp kalmak yerine, gerçeğini bana sorabilirdi.Lakin günler ve geceler geçmesine ve şiddetle kendisinden mail bekleyip, ayrıca msn'de de konuşmak için beklememe rağmen bana dönmeyip.Tersine şimdi burda, adeta sen bir yalancısın tarzında karşıma bu olayın konulması beni çok üzdü ve tüm güvenimi sarstı.Ben mesajım ulaşmadı heralde diye düşünüyordum ama siz okumuş olmanıza rağmen Sevgili Qaan, cevap vermemişsiniz.Merak ediyorum acaba bu mesajları buraya yazmasaydım, daha ne kadar bir köşede bunu "Kullanmak için" saklayacaktınız.Eteğinizdeki taşları döktüğünüz için teşekkürler Sevgili Qaan...
Sevgili Zhouenali ve diğer arkadaşlar elbet tekrar bir araya geleceğiz.Şimdilik,
EBEDİ........................ |
Edited by - Qui-gon jinn on 26/05/2008 06:59:51 |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 11:37:51
|
Sevgili Qui-gon,
Düşünün ki, sizin söyledikleriniz doğru. Ama biz henüz o kadarını alamıyoruz veya tartışamıyoruz (veya biz değil, toplum olarak tartışamıyoruz). Bu durumda bize verebileceğiniz kadarını vermeyi mi tercih edersiniz, yoksa birşey vermekten vazgeçip uzaklaşmayı mı?
Din konusu belki sizinle tartışılabilir bir konu olabilir, ama bu herkes için geçerli değil ve burası da genele açık bir forum. Fakat sanırım "İsa'nın dağdaki vaazı" gibi bir ismi olan metin ise söylediğiniz, haklısınız dinsel olmaktan çok spiritüel içerikli bir metin diye hatırlıyorum ben. Fakat bir metin okunup iyice düşünmeden yayınlanılabilir mi değil mi, bunu tartışmak verimli olur mu, saptamak çok kolay değil. Bu soruyu Qaan'a sorduğunuzda omuzlarına bir yük yüklemiş oluyorsunuz; bir türlü cevap verse de, öbür türlü cevap verse de bu sorumluluk isteyen birşey. Metni tümüyle incelemek yorumlamak vakit isteyen bir iş ayrıca. Onun yerine siz metnin kendi algı/anlayışınızda spiritüel bağlamda olduğunu ve üzerinde tarışmanın/konuşmanın verimli olacağını düşünüyorsanız kendi sorumluluğunuzda metni gönderebilirdiniz. Biz de deneyip görürdük, nasıl olduğunu. Burada çok daha ciddi bağlamda dogmatik tarzda metinleri koymak isteyenler dahi 'dayak yemedi' (Bu da bir latife sadece), sadece dogmatik olarak sunulanı doğası gereği tartışamayacağımızı gördük/yaşadık.
İsmin gerçek isim olmadığının öğrenilmesi şekli ise, bir talihsizlik olmuş. Bence Sirius misyonu ile ilgili alıntıda isim geçmemesi alıntıya zarar vermiyorsa, sadece "alıntıdır" denilerek konması da uygundu. İsim geçecekse de "sorumluluk bana ait" diyen kişinin ismini bildiğinizi sanırken bilmediğinizi farketmek biraz yanlış anlaşılmaya müsait bir ortam doğurmuş (bunu hemen sizin güvenilirliğinize/inanılırlığınıza yapılmış bir saldırı olarak görmeye gerek yok bence). Ama esas görmemiz gereken isimler ve onların sorumlulukları ile bir işimiz olmadığı. Ortada metinler, ve orada kavramlar/bilgiler var, ha şu isimden/görünümden çıkmış gelmiş ha öbüründen. Bizim isimlerle işimiz yok ki. Ben en değer verdiğim isimden/kaynaktan gelen bilgiyi bile, isimsiz/kimden geldiğini bilmeden okumayı (da) tercih ederim. Ancak o zaman önyargılardan sıyrılarak, bilginin şahıslardan/kaynaklardan öte özünü ortaya çıkarmak daha kolay olur, diye düşünüyorum.
Duruma baktığımda gözüme takılan şey bolca yanlış anlama. Yanlış anlaşılmalara dayanarak yargılamamalıyız birbirimizi. Örneğin Qaan'ın söylediği 'geyik' olayını, "sizin her yazdığınızı geyik olarak anlıyorum" bağlamında anlamıyorum ben. Ama zaman zaman mizahın, içeriğin önüne geçtiği de olmuyor değil. Bu ise dengelenemeyecek birşey mi veya her yazdığınızı yazarken sizi çok zora sokan birşey midir dozajı tutturmak? Bence değil. Bu bir sınırlama mı? Zaten içinde bulunduğumuz oyunun her tarafı neredeyse sınırlama. Sorun kendimiz için hangi sınırlamaları kendimize yol yaptığımız. Bazı kendini alıkoymalar/sınırlamalar bizim kendimize biçtiğimiz yolu oluşturuyor. Örneğin kafamıza göre esip, öfkelenip, ona buna sataşmıyoruz, adam öldürmüyoruz; bunları istemiyoruz/seçmiyoruz. Bu tip şeyleri de sınırlama olarak algılamıyoruz. Bu iki özgürlük arasında bir dengeleme. Bizim yazmak istediklerimizle, buraya gelenlerin burada okumayı umdukları (veya toplamda nasıl bir forum olmasını istediğimiz) arasında. Çoğumuz mizah sever insanlarız, ama tüm genel için buraya uygun görülen denge/dozaj farklı olabilir (bazı ... 'lı yazılmış argo sözleri birçok kişi burası için uygun bulmayadabilir). Bu kendi seçimlerimizle bu forumun geneli arasındaki denge. Ve bu da bize öğretiyor, bu da bir deneyim.
Bir başka yanlış anlama Zhouenali'nin negatif saldırı/etki örneği olarak şu an yaşadığımız durumu göstermesi. Benim %99 olasılıkla anladığımı sandığım şey; elbetteki saldırının sizin tarafınızdan değil, size (ve bize; birbirimizi yanlış anlamak, suçlamak ve yargılama ortamı yaratmak amacıyla) yapıldığı idi. Ki bence güzel yakalanmış bir örnek idi. Bu olaya dikkatlice bakarsak birçok ipucu ve ne kadar sinsi şekilde müdahale edebildiklerini görmek açısından çok faydalı olabilir, diye düşünüyorum.
Benim düşüncem önce kafayı dinginleştirmek gerektiği, herhangi birşey için karar vermemiz gereken acil bir durum yok. Suyu bulandırmak ve kişilerin birbirini/olayları net şekilde görememelerini sağlamak da negatiflerin sıkça kullandığı bir teknik. Neleri yanlış anlamışsak birbirimizde bunları çözebiliriz. Ve nihai olarak herşey bir'e varacağından zaten çözülemeyen hiçbir şey kalmayacak demektir. Yani bütün olay bir zaman sorunu; şimdi veya sonra...
Sevgiler...
|
Edited by - on |
 |
|
|
Kozmik Yolcu
Kehribar
  
47 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 13:09:51
|
Tanrılık kompleksi
Bir çeşit ruh deformasyonudur Tanrılık kompleksi. "Kendini bilen Rabb'ini bilir" gerçeğinden uzaklaştıkça kendinden uzaklaşır insan; sonra kendini bilmeyen Rabbini bilmez hakikatiyle yüz yüze gelir. Haddini aşar beşer; aczini, fakrını unutuverir. Sadece unutsa neyse; tevehhümlere kapılır ve kendinde olmayan güçlerin varlığıyla övünür. Gurur tekebbüre dönüştükçe "vahid-i kıyasi hükmünde" kendine bahşedilen ego, vehimle gerçeği birbirine karıştırır ve insan kendine bahşedilen nimetlerin altında ezilir. Kendisine tevdi edilen emanetlerin aslî sahibi gibi bir zaman sonra dizginlenemeyen bir arzuyla hükmetme şehvetine kapılır. Megalomaninin tavan yaptığı bir hezeyan noktasıdır bu. Aşırı benlik duygusu öyle belirleyici bir hal almıştır ki, her şeyi ve herkesi kontrol etme arzusu içinde debelenir durur insanoğlu. Kendini Tanrı gibi hisseder ve bu vehmi güçlendirecek her türlü telkin ve tedbire başvurur. Yeni bir hastalık değil Tanrılık kompleksi. Kökü çok eskilere dayanıyor. Mitoloji, Tanrı özentilerinin ve efsanelerin gurur savaşlarıyla doludur. Meselenin özünde "fani bir varlığın kendini baki sanması" olduğu için dinî kitaplarda uzun uzun anlatılır bu kompleks. Mesela Nemrut'la Hz. İbrahim karşılaştığında İbrahim Peygamber, Allah'ın Yuhyî ve Yumît ismine dikkat çeker; yani hayatı veren de ölümü veren de Allah'tır. Nemrut, bu gerçeği kabul etme yerine iki köleyi çağırtır ve birini öldürüp diğerini bağışlayarak "Ben de hayatı ve ölümü verenim" der. İbrahim Peygamber, misalini Nemrut'un vehimlerinin yetişemeyeceği bir ufka taşıyarak, "Benim Rabb'im güneşin doğudan doğmasına, batıdan batmasına hükmediyor; sen de batıdan doğur" der. Nemrut'un söyleyeceği bir şey kalmamıştır; ancak Tanrılık kompleksinden yakasını kurtaramaz ve "kazanma kuşağında kaybeder". Aslında Tanrılık kompleksinin çağdaş yansımaları üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. Çünkü bahsi geçen kompleksin her boğumuna günümüzde kolayca rastlamak mümkün. Hatta bazı meslekler için bu riskin daha yüksek olduğunu düşünenler var. Yaptığı işlerle aşırı övünen; sonra bununla yetinmeyip daha öte övgüler peşinde koşan insanoğlu, kendini beğenmekle başlayıp kendine tapınmaya kadar uzayan dikenli bir yolda yürüyor çoğu kez. Mesela bazı sanatçılarda bu sendromun görüldüğünü, "Bir adam yaratmak"la başlayan tehlikeli maceranın bir zaman sonra pek çok şey yaratma vehmine kadar uzanabileceğini ileri sürmek zor değil. Hatta ruh terbiyesine dair tekâmül seyrinin ihmal edilmesi oranında kendini yaratıcı gibi görmekle başlayan bir ruh bozukluğuna hükmetme hezeyanları da eklenebilir. Bu öngörüyü destekleyecek misaller azımsanmayacak kadar tutuyor çünkü. Tanrılık kompleksini bir kenara bırakarak asgari müşterekler bulmak, hayatı paylaşarak zenginleştirmek, -farklılığı yükselme vesilesi-yapmak varken; "Hükmeden benim!" diye dayatma yapmak bizi ne kadar ileriye götürebilir acaba?
Alıntıdır.
Sevgimiz varlığa, saygımız bilgiye..
|
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 14:09:53
|
Sevgili Qaan, cevherler,
Hepiniz bence cevhersiniz ve elinize aldığınız cevherleri bünyenize katmak için evirip çeviriyorsunuz ,inceliyor ,pusluluk arıyor ve neresinden temizlik yapıp kendi ışımama katkısı olur diye uğraşıyorsunuz , bende uğraşıyorum..
Bağnazlığı tesbit etmem çok evvele dayanır, Askeri lisede sabah temizliği yaparken arkadaşlarımın ağzına bir odun parçası sokup dişlerini ovaladıklarını gördüm ve ne yapıyorsunuz soruma “Peygamberimizin sünnetini yapıyoruz” dediler ve bir an şok la durdum ,doğal gelmemişti,ama bilincim de zayıftı ve hadiseyi kapatarak orada bıraktım,ama dişlerimi ben yine fırça ve macunla ovalamaya devam ettim..
Sonra zamanla ,burada esasta hadisenin dişlerin sık sık temizlenmesi ana öğretisi olduğunu ,o zamanda elle temizleme yerine hakikaten antiseptik ve lifli bir özelliği ile o devire göre modern bir araç olan misvak 'ın önerildiğini ,ve A dairesinde kalmayı kendine yol zanneden anlayışın ondört asır geçmesine ve bu konuda birçok mükemmel gelişmiş temizlik araçları icad edilip devreye alınmasına rağmen şekli davranışa eşdeğer yaşamanın bir ibadet olması inancının ,dayattırmasının bağnazlık olarak tarif edilmesi bilincine ulaştım.
Ve şimdide bir yabancı diş macunu üreticisinin misvaklı macun çıkartarak ,reklamlarla islam kesime sunmasını seyrediyoruz.
Bunun da bir KH davranışı olduğu tesbitini yapabiliyorum şimdi.. Bu da benim bu siteyi takip etmem sonu bir bilinç oldu .
Ne anlatmak istediğimi biraz daha açayım mı, bu çok basit örnekten sonra ,evvel anlattıklarıma ilaveten. Bence gereksiz , işte bu noktada Quaan dostuma hak veriyorum,zira o B lere ve oradan sonsuza uzanan bir yolu kendine ve bu siteye yol çizmiş ,çok ta iyi yapmış..
Diğer yandan asırlardır devam eden münakaşalar ,yorumlamalar ve neticeye ulaşamamış bilinçlerin sükunet içerisinde özlerini dinlemeye ihtiyaç duyduğu ,bu konuda onların dayattırma.zorlama dışı kararlarını verebileceği frekansta ruhsal öğretilerin de adeta serinletir ,ferahlatır fısıltılarla bollaştığı “bilinçte ayağa kalkma çağı” yaşıyoruz ..Her ne kadar bazıları hafif sarsar gibi görünse de bu sesler bize çok yabancı gelmiyor. Aynı yerlerden. Ama hepsi ortak bir seslenişle öz le irtibat kurmaktan başka yol olmadığını vurguluyorlar ,bizim de sancımız ,bunu nasıl yapacağımız konusunda bir tavır bulabilmemiz, bu faaliyette onu aklın kirlettiği yoldan nasıl separe edebiliriz , nasıl saflaştırıp özümüzü dinleyebiliriz..
Ritüeller de devreye giriyor bu çabalara ,ama ritüele obsede olup evvelkilerin girmiş olduğu (bir zamanlar benim de) ritüeli ilahlaştırma yanlışlığına girmek de var ..
Sonuç olarak, aşırı yorulmuş ,bir yerlere gelmeye çalışan şu çalkalanmış bilinçlere, dinler programının bittiği bu evrede ,açık olarak insanlığın önünü gelişmiş zihinlerin oluşturmasında etken olduğunu ,yani olgu hadisesinde ayrı olmadığını idrak etmiş bir yapıya gelmiş iken ,lütfen o eski yorumlar karmanyolasına kendimizi tekrar kaptırmayalım derim,
Ve olanlar konusunda kendisini taraf olarak hissedenlere, bende oldukça bol olan zaman ilacını içmelerini tavsiye ederim ..
Sevgi ve şifa dileklerimle.. |
Edited by - tgur on 26/05/2008 16:00:13 |
 |
|
|
Sirius66
Yakut

6 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 15:55:02
|
Her ne kadar aktif katılımcılığım olmasada Budur.Com'a rastladığımdan beri nette ilk sörf yaptığım site olmuştur. Aktif katılımcılığım olmazsa dedim; görüyorumki bilgi kapasitesi ve sezgisel aktivitede, düşüncenin sınırlarını zorlamada dolayısıyla farkındalık düzeyinde ortalamanın bir hayli üzerindesiniz. Kendimi bildiğimden beri varoluşu araştırmama rağmen takdir edersinizki kapasite zorlanabilir ama kapasitenin üzerinde bilgi alımı olamıyor ki birçoğunuz bu konuda imrendiğim, takdir ettiğim kişilersiniz. Ama görülüyorki ne olursa olsun 3.B. kısıtlamalarını aşmak, olabildiğince esneklik gösterebilmek, kabullenmeyi layıkı ile uygulamak böylesine yüksek bilinçlerin bir arada olduğu durumlarda bile olamayabiliyor. Hepiniz ayrı birer değersiniz, tavsiyede bulunmak bizlere düşmesede demem oki birbirlerimizi doğru ve yanlışlarıyla kabullenmesini, ne olursa olsun ortak noktada buluşmayı becerebilmeliyiz.
Yaş 40'ı çoktaan aştı. Özellikle çocukluk dönemlerinde bu tarz konularda tüm kaynaklardan uzak, sadece sezgisel ulaşımlılığımla bilinmezliklere cevap aradım. Özellikle yaşamış olduğum gerçekten etkileyici ve o kadarda düşüncelerimi desdekler niteliklerdeki ve çoğu pozitif yönlü spiritüel olayları deli damgası yiyeceğim korkusuyla kimselere açamıyordum. Şimdi ise çok daha inanılmazlıkları rahatça paylaştığımız kaynaklar ve hatta kişisel iletişim kurabileceğimiz bu güzel formlar var. Bu nedenlerledirki özellikle forumların kıymeti geçmişteki yanlızlığım göz önüne alındığında değer biçilmez oluyor. Bize hitabeden tüm forumları seviyorum. Hele heleki Budur.com her ne kadar zaman zaman ban hitaben ağır gelsede dahada çok sevilmeyi hakediyor.
Durum böyle oluncada bilgilerini bizimle paylaşan değerli arkadaşlarımızın ayrılma girişimi bizleri üzüyor. Sizler sıradan insanlar değilsiniz ve ortak buluşma noktasını en azından üyeler ve takipçiler için bulmak zorundasınız. Kaldıki tüm dinler ve dinsel öğretiler görevlerini bence artık tamamlamış ve Evrensel Bilginin ön plana çıktığı bilgiye dayalı yeni bir sistemin eşiğine gelinmiştir. Elbetteki dinler tartışılır, semboller çözülür, öğretilerinden feyz alınır ama tamamen herhangi bir din ön plana en azından bizler tarafından çıkarılmamalı, bu başarılarak alıntı yada örnekler yapılabilmeli.
Tekrar diyorumki hepiniz eşiği geçmek üzere olduğumuz bu günlerde birer yol gösterici ışıksınız, hepiniz seviliyorsunuz. Lütfen birlikte paylaşılımcılığa devam edelim.
Sevgilerimle.... |
Edited by - on |
 |
|
|
Kozmik Yolcu
Kehribar
  
47 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 16:03:58
|
Değerli Bilge Tgur;
"Bağnazlığı tesbit etmem çok evvele dayanır, Askeri lisede sabah temizliği yaparken arkadaşlarımın..." bu cümlenizde "öğrenciliğimde lisede sabah temizliği yaparken..." demek yerine Asker kökenli olduğunuzu belirtme ihtiyacını neden hissediyorsunuz? Ben şahsen sizi yazılarınızın içerdiği bilgiler doğrultusunda yorumlamak isterim.Bağnazlığı ayıtdetme yeteneğinin asker olarak daha iyi geliştiği gibi bir düşünce küresi oluşturmuşsunuz sanki.Tabii bunlar benim düşüncelerim. Kaldıki bağnazlık bir durumdan ziyade bir bilinç halidir.Orta çağ bilgisiyle bağnazlık olabileceği gibi bizim mevcut durumda ki bilgilerimizin üstündeki bilgilere sahip olupta yine bağnaz olmak mümkündür bence.
Sevgimiz varlığa, saygımız bilgiye..
|
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 17:12:31
|
"lisede sabah temizliği yaparken" demek yerine "askeri lisede sabah temizliği yaparken" denmesi, bence, hem okulun "yatılı" olduğu bilgisini vererek anlatılanın kavranmasını kolaylaştırmak, hem de mesaj sahibinin kendini tanıtmak için daha önce vermiş olduğu bir bilgiyi doğrulayan ve genişleten bir paylaşımda bulunmak içindir.
kullanılan kelimelerden ziyade, mesaj sahibinin fikir ve görüşleriyle ilgili bir hoşnutsuzluğunuz olabilir. yoksa yanlış mı yorumluyorum? |
Edited by - on |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 17:30:35
|
Sevgili dostlar,
Fazla işe karışmak istemiyorum çünkü kaybedilmiş bir dost gördüğümde tanırım. Bir karar verilmiş ve belli ki geri dönüşü olmayacak. Yalnız bilmem farkeden oldu mu herkes görüş belirttikçe saldırı büyüyor. oe_ yorumunda haklı burada saldıran bir insan değil herkes hem saldıran hem saldırılan pozisyonunda ama ortalık karışmaya başladı. Ben karışamam tabii ister görüş belirtin ister belirtmeyin ama nelere mal olduğunu da, aklınızdan geçenleri söylemenin etkilerinin ne olduğunu da düşünün. Şimdi herkesin gururunu bırakıp, ne kadar bilgili olduğunu, ne kadar üstün olduğunu unutup Bir'in Yasasını hatırlaması gerek diyeceğim ama saldırının doğası gereği kaçınız beni dinleyecek acaba?
Sevgili arkadaşlarımdan ricam saldırıya uyanmak için Bir'in yasasını[Bilgilerin en önemlisini] hatırlamaları. Geçmişte söylenenleri unutun ve Anı yaşayın. Bana bunu yapmam gerektiğini öğreten forum sakinleri tartışmalara girip unutacak mı Anı yaşamayı? |
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 18:04:45
|
Kıymetli kozmik yolcu,
Konunun nekadar hassaslaştığını ,adeta bir zar gibi kolayca yırtılabilir olduğunu ,şu yorumunuzla kolayca idrak edebiliyoruz.
Evvela ben bu sitedeki arkadaşlarımı gerektiği zaman içselimde olabilecek ızdırapları dahi paylaşmak ,gerektiğinde ileri bilgileriyle yumuşatmak için yardımlarını isteyebilecek bir yapıda olduğunu sanıyorum, tabiki geyik muhabbetleri veya aşırı karşılıklı atışmalar şeklinde değil.
Askeri liseden bahsim ,bir yatılı mektep oluşu ve yaşantının (tahsil ve gün dolusu yaşam) sabah temizliğinden de bahsetmem gereğindendir. Sizin algıladığınız maksat için katiyetle değil..
Diğer yandan insanlar için kabaca diyebileceğim benzetme ile "taş altında kalır,laf altında kalamam" mantığının yaşam için mutlaka gerekli olduğu bilincinin devreye koyduğu bir müesesedir askerlik, yani şu anda bu kadar ilkel bilinçli düşman ile çevrilmiş bir konumda kuvvetli ve kahramanlık özelliklerini gösterme zorunluluğunda olan şanlı ordumuza rağmen bu izahı yapabiliyorum..Mesela sağlık ,eğitim , temel müeseselerdir ,ama askerlik şu anda KH varlıkları ile de bolca vibrate edilen savaşma saçmalığı yüzünden devrededir.
Ülkemizde ise özel, sağlam ve gözdedir ,Atamızın emanetidir..
Diğer yandan bağnazlık konusunda kesin ve açık örnek olarak bu basit, kolay anlaşılır misali vermeye çalıştım ,oysa her obsede varlık bağnazlığı sergiler , bilimde de bağnazlar var ,her konuda bağnazlık ızdırap vericidir ,mesela kanunlarını günün şartları ,gelişme özellikleri ve değişen anlayışlarla değişteremeyen ülkeler de bağnazlığı sergiler, halkına ızdırap çektirir.
Konuyu uzatıp o incelmiş zarı fazla zedelemeyelim ,karşılıklı bir atışma dışında bana hitapda olduğunuzdan sizi kırmamak düşüncesi ile bu cevabı veriyorum ,esasta bu kabil iletişim benim isteğim dışıdır..
Yoksa tenkit ettiğimiz laf altında kalmama örneklerini verir, bu sitenin o güzel ileriye doğru giden döngüsünü bozmuş oluruz..
Sevgi ve saygı dilekleri ile..
|
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 18:18:03
|
kh'yle hala epeyce bağlarımız olduğundan emin olduğum için bh'lik taslayamayacağımızı düşünüyorum. niyetimiz oysa, bh'ye doğru ilerlememize bir mani olduğunu da düşünmüyorum.
dinle ilgili tartışmalar gerçekten büyük bir yıkıcılık potansiyeli taşıyor. gözlemlediğim şekliyle dinle ilgili izlenimlerim çok olumlu olmasa da, dindar olmanın yobazlıkla eşanlamlı olamayacağını düşünüyorum. yobazlığın hiçbir belirli inanç, görüş, kurum veya ideolojiyle sınırlı birşey olmadığından eminim. iş bireyde biter. samimi ve insancıl bir inanç sahibi olmak, hangi ideoloji çatısı altında bulunuyor olursa olsun olumludur ve bu da idelojiyle değil, bireyle ilgili birşeydir.
ayrıca yobazlığı "takıntılılık" olarak düşünürsek, o veya bu derecede "hepimiz yobazız" şeklinde bir slogan karavana gitmezdi bence : )
şu süreçteki çeşitli yıkıcılık seviyelerindeki gerilimlerin, kaynağı ne olursa olsun "psişik saldırı" denen parapsikolojik kavramla ilgili bir "bilgi çıkarma" fırsatı olarak ele alınmasını çok olumlu buluyorum.
Kozmik Yolcu, tavrımdan dolayı özür diliyorum.
hiçbirimizin bu saldırılardan münezzeh olduğunu sanmıyorum. (bkz: ben de insanım, bkz: ben de kh'yim). |
Edited by - bozadi on 26/05/2008 18:25:07 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 18:49:03
|
Herkese selamlar,sevgiler Bikaç gün önce (yorum yapmama) hakkını kullanmaya başlıyorum dedim kendi kendime ve düşünsel olarak da yorum yapmamak için üzerinde düşünmemek için başka konulara odaklanmak gibi bir yöntemle günümü geçeiriyorum.Meditasyon yaparken,nefese odaklanarak,zihni susturabilmek(durdurabilmek değil) gibi bir olayın faydasını hatırlatmak isterim.Bu bağlamda,enerjimizi,farkındalık seviyemize katkıda bulunabilecek konulara taşımanın zamanıdır diyorum.Ne dersiniz,Kasyopya celselerinin devamı için zaman gelmedi mi?
Herkese selamlar,sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 26/05/2008 19:07:04 |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 19:08:10
|
Sevgili bozadi,
Senin Pleiadeslilerden aktardığın bölüm açık arayla en kafamı karıştıran bölümdü ve burada ilk okuyuşta göremediğimiz anlamlar olduğunu sanıyorum, o yüzden tartışmamız lazım. Dostlar bir an tartışmayı bırakıp yorumlanmaya katılırlarsa çok makbule geçer.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"Önce düşünce gelir. Deneyim her zaman ikincildir. Asla tersi değil. Deneyiminiz her zaman düşüncenizin yansımasıdır. En önemlisi açıklık ve gücünüzün farkında olmaktır. Her zaman düşünceleriniz dünyanızı oluşturur. Bunca frekans kontrolü titreşimi ile bombardımana tutulduğunuz için inip çıkıyorsunuz. Bu sizi berraklıktan alıkoyuyor. Irk olarak son derece berrak, merkezlenmiş olmaya ve kendinizi her zaman yaşanan ana getirmeye kararlı olmak zorundasınız. Gelecek ya da geçmişte yaşamaya son verin, şimdinizde yaşayın. Kendinize, "Ben ne istiyorum?" deyin "Kişisel evrimimi hızlandırmak istiyorum. Ruhun artan bir kapasite için bana yardım etmesini istiyorum. Bedenimin kendi kendisini iyileştirmesini istiyorum. Sağlık dolu olmak istiyorum. Zorluktan vazgeçmeyi, böylece insanlığın ne olacağının canlı bir örneği olmayı arzu ediyorum." Bu düşünce şeklidir sizin için her şeyi hızlandıracak olan.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Önce düşünce gelir diyoruz ama ne istersek olur demek, açıkçası direkt çekim yasasını kabullenmek bana yapıcı gelmiyor. Burada sanki istemediğiniz bir ortam varsa terkedersiniz demek isteniyor. Şu an istemesek direkt 5. boyuta gidebilirdik mesela ama bunun ruha faydası nedir? Bir ihtimal de önce düşünce derken 5. yoğunlukta düşündüğümüz ve kabullendiğimiz, dolayısıyla bu hayatımızda yaşadığımız şeyi kastettikleri. Tabii merkezlenme konusu da yayılarak merkezlenme demek. Yani bir merkez oluşturup küçülmek değil merkez oluşturup yayılmak(BH'ın spiralleri). Zorluktan vazgeçmeyi istemek de yanlış anlaşılmaya çok müsait. Benim görüşüm burada kişinin kendine yarattığı zorluklardan bahsediliyor. Yoksa çabalama Savaşçının en önemli özelliklerinden biri. Burada kastedilen zorluk uyku örtüsünü üzerinden kaldırma olabilir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Davranış kalıplarınıza göz atın. Kendinizi, deneyiminizin bir parçasını yarattığınızı yadsırken ve onu sizin yarattığınız bir şey olarak sahiplenmeyi istemiyor bulursanız sadece izleyin. Şöyle söyleyin: "İlginç değil mi? Sürekli böyle yapıyorum. Yarattığımı sahiplenmek istemiyorum. Hoşuma gitmezse başkasını suçluyorum. Bakalım bu davranışı daha ne kadar sürdürecek ve başka bir davranış biçimi geliştirmek için bir çözüm bulma iznimi kendime ne zaman vereceğim."
Kendinizi yargılamayın. Kendinize, "İlişkili olduğum her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Bana olan her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Başıma gelenden hoşlanmıyorsam kendime hoşuma gitmeyen şeyleri neden yarattığımı soracağım. Belki de bunun nedeni, değiştirebilmemi sağlamak üzere benim için gerçekten yolunda olmadığını göremediğim bir şeye dikkatimi çekmektir." --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Üstteki kısmı bu başlık altında yorumlamak dahi istemiyorum. İsteyen istediğini okusun ve anlamaya çalışsın. Yalnız kendi adıma bazen tüm suçu KH'lara atarak sorumluluktan kaçıyor musun diye sorarım. Biri bu konuda aşırıya kaçarsa paranoyak olabilir. Eminim aranızda bu adam paranoyak zaten diyenler çıkar ama bu da benim yolum ne yapayım.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Yaptığınız her şeyin kusursuz bir amacı varmışçasına hareket edin -her zaman. En yüksek çıkarınız ve ulaşabileceğiniz en büyük fırsat, içinde olduğunuz her olayı işlemekle ilintiliymiş gibi davranın. Her zaman bu şekilde hareket edin. Sokakta yürürken birisi, "Silahım sırtına dayalı, çık bakalım paraları!" derse büyümenizi en yüksek noktaya götürme fırsatı verilmiş gibi davranın. Bu şekilde hareket ettiğinizde sonuçların ne olacağını asla bilemezsiniz. "Mış" gibi davrandığınızda bilmeden ve beklentisiz bir şekilde hareket edersiniz. Bir tavırdır bu. Hepiniz bu tavrı benimseyip, her olay sizi büyümeniz ve farkındalığınızda daha ileri götürmek için tasarlanmış gibi hareket etseniz, o zaman döner dolaşır, silahını sırtınıza dayayan kişinin sizin bir suretiniz ya da parçanız olduğunu görebilirsiniz. Bir şeyi iyileştirebilecek durumda olabilirsiniz; korktuğunuz bir şey yapma fırsatı verilmiş olabilir size bu deneyimle. --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çeviri pek iyi olmamış diyorum ama bozadi o konuya karışmak istemiyor. Çevirmenler arası bir dayanışma var galiba ama yazıyı anlamayı zorlaştırabiliyor. Buradan çıkardığım karşılaştığınız herşey, ölümle yüzleşme bile kendinize gönderdiğiniz bir öğrenme fırsatıdır. Bir'in yasası diyebiliriz yani. Bence bu yasa da farklı yönlere çekilebiliyor,onu da başka bir başlık altında ilerleyen günlerde görüşürüz. -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Yarattığınızdan korkmayın. Yarattığınıza güvenin. Onda sizin için her zaman bir şeyler olduğuna güvenin. Kirli, eski, korkunç şeylermiş de onları bir daha asla görmek istemiyormuşsunuz gibi dramalarınızı halının altına süpürmeyin. Bitirin işinizi bu dramalarla. Döngülerine girip kendinizi kaybetmeye bir son verin. Bununla birlikte, anneniz, kardeşiniz, sevgilinizle yaşadığınız dramanın yirmi yıl sonra yepyeni bir keşfe ulaşmak üzere kullanabileceğiniz bir şey olduğunu da anlayın. Onun için bırakın bu yaşam dramaları sizin için bir törpü olsun. Bitirin işinizi onlarla, yapabildiğiniz kadar çözümleyin, barışın, size düşen payı kabul edin, sonra bırakın, bilinciniz yoluyla size bir şey öğretmek üzere geri dönsün çember. Bırakın sizin için aşılmasını istediğiniz engellerden çok sürüp giden deneyim hazineleri olsun. Bunlara duygu bağlıdır, anımsayın, duygu sizi başka hareketlerin alanına götürebilir. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu paragraf bir yüzleşmeyi anlatıyor. Bazı duyguları bastırmak, yokmuş gibi davranmak ve onları yaşamak yerine engellemek çok zararlı ve büyük bir KH tuzağı. Hala sık sık düştüğüm bir tuzak bu ve belli ki dersimi tam olarak alamadım. Karmik dersleri almadan 4. yoğunluğa geçemeyiz ve onları almış gibi davranmak sevgili tgur'un fasit daire dediği şeyler gibi.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kalan bölüm açısından şu 5. yoğunluğu bir tartışmak istiyorum. Ne yaşayacağınızı bilerek buraya geldiniz, seçiminizi yaptınız sözleri pek çok öğretinin söylediği bir söz ama gelecek belirsiz ise biz nasıl ne yaşayacağımızı bilebiliriz ki? Hadi diyelim ki anne babamızı, ev ortamımızı seçtik ama babamız özgür iradesiyle karar verip bizi terk etti, o kadar fayda sağlayabileceğime inandığım, o yüzden hayata gelmeye karar verdiğim ruhu kaybettim birden. Tecavüze uğrayan biri için bir ders vardır ama bunu kendi mi kendine çekmiştir. Yani rastgele kurban seçen psikopatlar, hastalıklı insanlar var ve bunların seçimleri de bilinmez seçimler. Doğru, alınacak dersler vardır ama biri nasıl bunu yaratır bunun cevabı birimizde var mı? Benim kafamda belirsiz bir yanıt var ama değişik şeyler duymaya ihtiyacım var çünkü açıklamamdan pek tatmin olmadım.
Eskiden bu tarz haberleri okuyunca hem kurbanlara hem faillere acırdım ama bir gün Kasyopyalılar ağzımın payını verdi(Çok kabaca çeviriyorum, bozadi'den de özür diliyorum):
3 Mart 1997
S: Bazılarımızın bizi bilgiden uzak tutacak, kafamızı karıştıracak ve aynı zamanda enerjimizi çekecek insanlarla ve ilişkilerle iç içe olduğumuzu farkettim. Temelde bizi o kadar stresli yapıyorlar ki potansiyelimizi tamamlayamıyoruz. BU gözlemde bir önem var mı? C: Bu temel ilkedir, benim sevgili Knight'ım(Şovalye ve Laura'nın soyadı) S: Öğrendiğim bir şey de bu kişiler bize psişik bir kanca takıyorlar ve acıma tepkilerimize giriyorlar. Acımanın doğası üzerine yorumda bulunabilir misiniz? C: Acıyana acıyın. S: Ama acınanlar, acıma duygusu uyandıranlar aslında kendilerinden başka kimseye acımıyorlar. C: Evet...? S: O zaman oğlumun dediği gibi acıma gösterdiğinde, karanlıkta olanlara veya şikayet eden ve hiçbir çaba harcamaksızın kurtarılma isteyenlere sevgi ve ışık gönderdiğinde, suistimal ve manipülasyonlara karşı nazikçe davrandığında onların parçalanması için veya bencilliğe doğru çekilmesi için onlara güç veriyorsun öyle mi? Onların KH'a çekilmesini güçlendiriyor musun? C: Cevabı biliyorsun! S: Evet!
Kurbanlarla başladık ama celsedeki bilgi farklı yerlere de kayıyor, elimiz değimişken onları da bir tartışalım mı? |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 20:19:45
|
Herkese Selamlar,Sevgiler… Psişik saldırıya inanlar için kendimce geliştirdiğim bir formulu sunmak istiyorum veya tartışmaya sunmak…Az önce mesajımı edit lerken,düzenleme ibaresi çıktı ancak mesajımın(edit kısmı) sanal alemde kayıpoldu gitti,tamda taktiğimden bahsetmişken bunun olması bana ilginç geldi..Bu yüzden bu değerlidir diye düşünüyorum…
Hayatımda psişik saldırılara çok uğradığımı düşünürüm veya ortamdaki enerjiyi hissederek böyle olabileceğini(var) düşünürüm.Zaman ve mekan la oynayarak korunmaya çalışmak,bana bir saldırı geldiği duygusuna kapıldığımda,öncelikle makanı değiştirmeye çalışırım veya mekanın başka bir yerine gitmeye çabalarım veya yaşantımdaki monotonca yaptığım hareketlerdeki bir sonraki adımı değiştirmeye çalışırım…Genel olarak ta hayatı seyrettiğim bir film gibi,hep yukarıdan seyretmeye çalışırım,kendimi izlerim,yaşadığım herhangi bir olayın;seyrettiğim bir filmdeki herhangi bir olay dan farklı bir durum olmamasını yaratırım.Sonrada,uygun bir zaman ve ortamda,yaşanılanı,bir otosi yapar gibi irdelerim.Hatta birisi (şu senin hakkında konuşuyor ve hatta küfürlü konuşuyor) dediğinde bende önemli değil (benim kendime ettiğim küfürden fazla değildir) derim ve bunun gibi sonradan yaşanan olayların etki bırakmamasını sağlarım ve üzerinde düşünülecek bir düşünceyi de hislerimin sinyaline uygun olduğu bir zaman ve mekanda incelemek üzere (yok) ederim.Yaşadıklarım, bir filmde, izlediğim olay kadar beni etkileyebilir.Daha sonra devam etmek üzere..
Selamlar, sevgiler..
|
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 26/05/2008 : 23:26:25
|
Sevgiyle merhaba güzel dostlar,
Birşeyler paylaşmak istiyorum ama nedense hala çekinerek dalıyorum foruma. Yanlış anlaşılma korkumu hala yenemedimmi acaba.Birbirimizin düşüncelerini burdan okurken kim bilir neler geçiyor aklımızdan.Ama bu normal birşey diyorum ve devam ediyorum.Kasyopya celselerinde okuduğum bir yeri anımsıyorum.Bizim irademize yönelik saldırıların cezbetme yoluyla bizim tercihimize bırakıldığıdır hatırladığım.O halde seçimlerimiz yüzünden KH suçlamak sorumluluğumuzdan kaçıştır.Ve yaşadığım bir deneyimi paylaşmakistiyorum sizlerle.Sarılık nedeniyle taşıyıcı olduğum için altı ayda bir tahliller ve ultrason muayenesinden geçmek durumundayım.Ve bu rutin muayenelerin birinde ultrason çekimi için beklerken o gün izinli bir doktor orda bulunmaktaydı.Diğer doktorlarla bir dolabın yerini değiştirip duruyorlardı o esnada bende çene bol ya yanımdaki başka bir hasta ile sohbetteyiz.Sohbeti bitirip muayene sırasını beklerken, bahsettiğim doktor bize hitab ederek''sohbetiniz bittimi'' dedi. Ben ''efendim anlamadım'' deyince 'sohbetiniz bittimi'diye tekrarlayınca ağzımdan nasıl çıktıysa ''pek insanca bir söz beklerdim''dedim.Duvarın arkasından kafayı uzatıp''ne demek ben hayvanmıyım'' deyince,''hayır öyle demek istemedim'' dedimsede hiddetlendi hakarete başladı.Bende dururmuyum bende başladım hakareti iadeye.Bana hasta,paronayak,deli bir sürü hakareti ederken bende ''Evet ben deliyim sizin gibi'' diye bağırıyorum.Hastane koridorları çınlıyor kavgamızdan orda bulunan doktorlar ne yapacaklarını bilmez bir şaşkınlıkla aramızda telaşla dolanıp duruyorlardı, konuşamıyorlar bile.Eeee iki deli arasında kalmışlardı ne yapabilirler ki bizi susturana aşk olsun.Kavga bitmek bilmiyordu başka ortamda olsak her halde birbirimize karşı şiddet uygulardık.Resmi kurum oluşu nedeniyle yinede davranışlarımız sınırlı kalmıştı allahtan.Doktor arkadaşına dönüp ''Muayene etmeyeceksin bu ruh hastasını'' bende ''Hele bir muayene etmesin tutanak tuttururum,bu benim yasal hakkım'' deyince çekildi odadan.Ben muayene olurken biraz sakinleşmiştim ama o hala kapının dışında öfkeyle bağırıyordu.Güldüm 'ya ben sakinleştim o hala söyleniyor'deyince beni muayene eden doktor 'Aslında arkadaşımız çok iyi bir insan sadece biraz sorunları var'deyince ' Ama bende kötü bir insan değilim ki aksine iyi niyetli biriyim ' dedim.Muayene bitince odadan çıktım ve hala söylenmekte olan doktora baktım.Nasıl olduysa hiç düşünmeden anlık bir şekilde gülümseyerek elimi uzattım.Birden şok olmuş ,gülmeye başlamışdı ve 'olamaz böyle bir şey,hayır olamaz' diye kahkahayla gülüyordu.Elim havada ben gülümsüyorum ve elimi tutmasını bekliyorken bayan doktor birden koşup ikimizin ellerini birleştirdi.'Ben böyle olmasını istemezdim,niyetim kötü değildi inanın ,sadece yanlış anladığınız için benide kışkırttınız neyse önemi yok artık.'dedim ama o hala şokla gülüyordu olamaz olamza diye sayıklıyordu.O ortamda sadece biz gerilmemiştik bizim deneyimimiz yüzünden herkes gerginleşmiş morali bozulmuştu.Ama bu güzel barışın ardından herkes öyle rahatlamıştıki onlar bile gülümsüyorlardı.Birde utanmadan :) ordan ayrılırken 'Hadi gününüz güzel olsun' diyerek ayrıldım.Doktor kadar bende şaşkındım,elimi nasıl uzattığımı ben bile hala hayretle hatırlıyorum. Bildiğim orda bunu deneyimlemek durumunda olduğumuzdur ve sonucu harika bir tablo.Bundan öğrendiğim,o gün orda EKSİ+EKSİ =ARTI doğurduğuydu.Fizik kanunları sanırım pek bilmem ama hatırladığım bu.Negatif durumlar yaşarken bunu pozitife çevirmek mümkün hatta bu günlerde yaşadığımız olumsuzluklar olumluyu deneyimlemek için yaşanması gereken durumlardır.Tüm dostların sevgiyle barışması dileğiyle,hiç birimiz kusursuz değiliz.Benim daha çoook kusurlarım var bu beni incitmez aşmassam incitir.Yazdıklarımı önce sevgiyle yazılmış olarak okuyun sonra egoyla yazılmış olarak okuyun üçüncü kez okuduğunuzda gördükleriniz size kalmış sevgili dostlarım.Hepinizi Hak aşkıyla seviyorum,sevgiyle kalın ....
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 27/05/2008 : 00:25:37
|
Sevgili (Zer-zivi), Ruhsal Kanal bilgilerinden aldığım temel ders,sahip olduğumuz gücün bize hatırlatılması olmuştur:O da düşüncenin gücüdür.Yaratımın arkasındaki temel güç ,düşüncedir.Bu güce sahip olduğumun farkına varmaya ve küçük pratiklerle uygulamaya başlayınca sonuçlarından çok etkilenmeye başladım,(inananların bir dağı bile devireceği) ne inanıyorum,bir farkındalık ve titreşim seviyesi ile şartlı olarak..Ruhsal kanal bilgilerinde yoğunluk kavramını gördüğümde,birkaç yıl önce,şöyle düşünmeye başlamıştım; birinci yoğunluk kayalar,mineraller(magnezyum,azot gibi) ikinci yoğunluğa (ağaçlara,bitkilere) besin kaynağı oluyorlar bunlarda 3.yoğunluk taki insanlar a besin kaynağı oluşturuyorlar….Eğer 4 yoğunluk var ise bir şekilde 3 yoğunluk olan insanlardan bir ‘’besin’’ alıyor olabilirler gibi yıllar önce düşünüyordum.4 yoğunluğun(veya üst boyutun) maddesel olmaktan öte daha çok (ışıksal) bir yapısı olması gerektiğini de hissediyordum.E peki böyleyse,buradaki negatifler bizlerin sahip olduğu veya ürettiği hangi (besini) ,kendileri için tüketeceklerdir diye düşünüyordum…Yıllar sonra Pleiades Öğretileri 1 de ;duygularımızın besin olduğunu görünce bravo kendime dedim.Hangi duyguları üretceğimiz hakkında zaman/uzay (fizikötesi alemden) bilinçli enerjilerin müdahalelerde bulunduklarını düşünüyorum.Kasyopya celselerinde ,eski bazı kızılderili kabilelerin düşmanlarını veya belirli zamanda azteklerin kafaları keserek yukarıdan aşağıya atarak halka seyrettirmelerini de,bir takım enerjileri besleyen bir duygu çıkarıyor diyorum.Üst boyut KH varlıklarına verebilceğimiz en kötü ürün (neşe,sevgi) olduğunu düşünüyorum,bizlerde bunu görünce bundan iyi(et-ürün) çıkmaz diyeceklerdir, tabii başkalarına bu düşünceleri yaydırmamak için, sevgi dolu insanlarla ‘’ilgilenmeye’’ devam edeceklerdir.İşte güç bizde de,o gücü kullanabilecek uyumlanmaya,farkındalığa geçebilmek için mücadele ediyorum.Mücadelenin güzel sözlerle anlatıldığı Pleiades Öğretileri 1 ‘i okumanızı tavsiye ediyorum.Benim içimde güzel bir sıcaklık hissi doğurdu.
-----------------------------------------------------------
Güvenmek ne demektir? Düşüncelerinizin dünyanızı yarattığını içsel olarak bilmek, ilahi soğukkanlılık ve iç bilgiyle bir şeyi düşünürseniz onun olduğundan emin olmak demektir. İşte bu, günün birinde kavrayabilmeniz için ifadenin bütün olanaklarıyla size döne döne sunmaya çalıştığımız konudur. Bir kez kavrayıp yaşamaya başladıktan sonra yaşamlarınızı değiştirir olacaksınız. ---------------------------------------------------------------
Selamlar,Sevgiler
Not:Hepatit için,mesaj kutunuz olmadığı için, buraya,benim için altın değerinde tecrübemi yazmak istiyorum.Yıllar önce almanyadan hepatit taşıyıcısı olduğum için,bitkisel ilçlar getirtiyordum,ilaç sektörü çok paramı kazandılar.Her yıl 5-6 gün serum tedavisi oluyordum.Sonra antalyalı bir prosöför olmuş,babasını sirozdan kaybettiği için doktor olduğunu söyleyen birisinin,internetteki yazısıyla ,2 yıl önce (lavanta çiçeği ni kaynatıp 15 gün boyunca içince,karaciğer fonksiyon testlerim,hbgs vb hepsi canavar gibi sağlam çıktılar) önerdiğim bazı kişilerde de antikor oluştu. BH yönünde bana fırsat olur umarım.Ama önce akıl/beden/ruh bütünlüğü nü hesaba katmak gerekir,şifa için.
|
Edited by - Tiversonus on 27/05/2008 02:22:36 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 27/05/2008 : 10:43:55
|
Tiversonus, mümkün olduğu kadar kısa bir süre içinde "Pleiades Öğretileri"ni bu ortamda elimizden geldiği kadar işleyerek güven temelini güçlendirelim. kısa süre içinde de kasyopya celselerine bir şekilde devam ederiz. zaten kasyopya celselerinin devamını bir an evvel okumak istemende, pleiades öğretilerini okuyor olman sayesinde güçlendirmiş olduğun güvenin önemli bir etkisi olduğundan eminim. ama bu celseleri takip eden mümkün olduğu kadar çok kişinin aynı güveni oluşturması, ve daha önce muhtemelen yeterince hazır olmadan okudukları çeşitli bilgi olasılıklarının yaratmış olabileceği karmaşaları dengelemeleri için, önce pleiades öğretileri'ni belirli bir süre mümkün olduğunca işleyelim. o kitabın içeriğini oluşturan celselerin orijinal hali olduğunu sandığım birkaç metne rastladım internette. bir süre içinde o metinlerin çevirilerini aktarmak istiyorum.
bunun sağlayacağı fayda konusunda çok ümitliyim.
sevgili zhou, evet konular çok karmaşık hale gelebiliyor. işte bu ortam da, tam da bu karışıklıkları ortak bir çabayla elden geldiğince açıklığa kavuşturmak için ideal.
çekim yasasını doğal buluyorum ama kendimize istikrarlı bir şekilde neyi çektiğimiz konusunda epeyce belirsizliklerimiz var olabilir bence. istediğimizi sandığımız şeyleri gerçekten ne kadar samimi ve iradeli ve bütüncül bir şekilde istediğimiz şüpheli olabilir.
yaşadığımız hayat koşulları bizi genellikle paramparça ediyor. duygularımız, düşüncelerimiz paramparça. ama farkında değiliz. ve bunu normal kabul etmeye zorlanıyoruz. bunu sorgulamaya çalıştığında genellile dışlandığım bir toplum oluşturulmuş zaman içinde.
ayrıca varlığımız sadece bu bedenimizde yaşadığımız hayattan ibaret değil. hatırlamadığımız yaşam deneyimlerinden getirdiğimiz olumlu-olumsuz etkilerin bilinçli bir şekilde farkında değiliz. kendimizi yeterince tanımıyoruz.
deneyimlerimizi (deneyimlerimizin bizde yaptığı etkileri) kendimiz yarattığımıza inanıyorum. ama bu süreci anlamak için bu işe adanmak gerek. ve ben bunun gerçekten de adanmaya değer birşey olduğuna inanıyorum. elbette kendimizi adayabileceğimiz, adamamız gereken birkaç şey daha mutlaka var. ama doğru adanmaları tespit ettiğimizde bu adanmaların birbirlerini desteklediği, bütünlediğini algılayacağız bence. yani birkaç ayrı cephede bilinç mücadelesi vermek zorunda kalacağımızı ve bunun gücümüzü azaltacağını sanırken, aslında bunların giderek tekleştiğini ve birbirini kolaylaştırdığını, güçlendirdiğini ve bir bütün olduklarını göreceğiz. tıpkı piramidin dört köşesinin en üstte tekleşmesi gibi, karmakarışık hayat deneyimlerimizin tekleştiği yöne doğru yükseliyoruz.
aralarında olumlu-olumsuz karmik bağlar olan kişilerin birbirinden kolayca ayrılabileceklerini sanmıyorum. hele ki ayrılmak istemiyorlarsa. ister aile temelinde, ister başka şekillerde, aralarında önemli bağlar olan bireyler bir şekilde hayatlar boyu birbirleriyle ilişkilerini, derslerine de uygun olacak şekilde sürdürüyorlar.
bu dünyadaki ayrılık senaryoları, 3. yoğunluğun dersleriyle ilgili ve aslında ayrılık diye birşey yok. mesafe yok, zaman yok. bu dünyadaki tüm senaryolar tamamen alınması gereken bazı derslerin, öğrenilmesi gereken şeylerin öğrenilmesine yönelik ilüzyonlar.
söyleyip geçmesi kolay tabii, tartışarak bunları iyice kavrarız diye ümit ediyorum.
trajik olaylar yaşayanların durumu, özellikle de 3. yoğunluk kh koşulları nedeniyle bize haksızlık, anlamsızlık, adaletsizlik gibi görünebiliyor ama gerçekten hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığından eminim. kurban diye birşey yok. tamamen masum göründüğü halde berbat bir trajik olaya maruz kalan kişi, hiç birşey değilse, önceki yaşamlarından kalma karmik bir borcu ödüyordur. veya 5. yoğunlukta planlanan çok özel sebeplerle, çok özel etkileri olacak şekilde fiziksel varlığını feda ediyordur. veya başka birşey. ama önemli olan şu ki, hiçbir olay yanlışlık değildir, rastgele değildir. arkasında çok zengin bir anlam ve önem bağlantıları vardır. öğrenme vardır, çözüm vardır, ilerleyiş vardır. bu ruhsal realiteyi keşfetme konusunda, yaşadığımız hayat koşullarında pek teşvik gördüğümüz söylenemez!!!
işte 3. yoğunluk koşullarında, hele ki binlerce yıldır kh dayatmaları altında yaşanan dünya hayatı insanlık deneyiminde kavramakta en zorlandığımız, ve bize en çok koyan realitelerin belki de başında geliyor hayata, olana güvenmemek. tesadüfe, kaosa, haksızlığa inanmak. kendi hayatımın bunun iyi bir örneği olduğunu düşünüyorum.
kasyopyalıların "acıyanlara acıyın" deyişini, genel olarak bildiğimiz şekliyle acımanın pozitif bir kavram olmayışına yoruyorum. tabii kavram karmaşası nedeniyle birbirine karıştırılabilecek pek çok husus da olabilir. ama genel olarak acımak kavramının iyi birşey olmadığına inanıyorum. bu, gaddarlığın pozitif bir kavram olduğu anlamına da gelmiyor. eğer "acıma" deneyimine harcadığımız duygusal ve zihinsel enerjiyi, acıma duygusunu deneyimlediğimiz olayların ardındaki ruhsal senaryoyu keşfetmeye harcıyor olsaydık, acımanın gerekmeyeceği koşulları yaratmaya da başlamış olurduk bence. acımak, tıpkı pleiades'lilerin "çalışmak" tabiriyle ilgili yaptığı eleştiride olduğu gibi bir "acizlik" hissi yaratıyor. kimsenin asli varlığına birşey olduğu yok. acımada bir çeşit güvensizlik ve imansızlık var. herşey öğrenmeye yönelik tiyatrolardan ibaret. varlığın 3. yoğunluktaki kostümü çok biçare görünebilir, ama 5. yoğunluktaki aslı hiçbir zaman biçare değildir, olmaz da. epeyce muğlaklıklar içeren "acıma" kavramına odaklanmak yerine, acı ilüzyonları rüyasından uyanmamızı sağlayacak ruhsal aydınlanma ve farkındalık üzerinde odaklanmamız gerekiyor.
önümüzdeki birkaç gün boyunca devam edecek yoğun bazı meşguliyetlerim nedeniyle derinlemesine ele alamıyorum dile getirdiğiniz çok değerli tartışma konularını. ama kısa kısa da olsa katılım göstermeye çalışıyorum. duygu ve düşüncelerinizi ifade etmeye devam etmenizi diliyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 27/05/2008 : 11:37:22
|
herkese selamlar,
Bazen üst boyutların büyüsüne o kadar kapılıyoruz ki içinde yaşadığımız dünyada ne yaptığımızı unutuyoruz. Madem bozadi derinlemesine inceledi şu acıma konusuna ben de bir bakayım. Pekçok öğreti duygularımızın çok önemli olduğunu söylerken Kasyopya celseleri duyguların kimyasallardan ibaret olduğunu, beyin dalgalarının KH'lar tarafından değiştirilebileceğini o yüzden pek güvenilir olmadıklarını söyler. Burada isteyen istediğine inanabilir ama ben Kasyopyalıların bakışını doğru görerek acıma olayını bir irdelemek istiyorum. KH doğası gereği kimseye acımaz. Kasyopyalılara göre KH'ın felsefesi kendini sevmektir ve kendini sevdiğinde bütün evreni sevmiş olduğunu düşünür. Bir yerde doğru aslında ama dikkat ederseniz kendine özel bir ilgisi oluşurken diğer herşeyi dışlıyor, yayılarak değil yoğunlaşarak yaşıyor. Bizim acıma duygumuz bence bir KH telkini. Şu an içinde bulunduğumuz dünyada BH nitelikli insanlar kimsenin acı çekmesini istemez ama bozadi'nin de dediği gibi karmik dersler vs. gereği acı çekmesi gereklidir ve acı çekmezse ilerleyemez. Bu noktada herkese yardımcı olma sözü vermiş bizim gibi insanlar gelip o acı çeken insanı kurtarmaya çalışır. Eğer kendinizi BH olarak nitelendiriyorsanız önce şunu sorun: Benim acıyıp yardım etmeye başladığım kişi benden yardım istedi mi?
Eğer ortada bir yardım çağrısı yoksa bu özgür iradeye müdahaledir ve bizim gibi yufka yürekli insanlara KH'ın yapacağı önemli saldırılardan biridir. Şimdi herkes şöyle bir hayatına baksın. Şu an demiyorum çünkü şu an insanları oldukları gibi kabul etmeyi, özgür iradeye saygı göstermeyi öğreniyoruz ama hayatınızın bir döneminde sizden yardım istemeyen insanların yardımına koştuğunuz ve işleri daha karmaşık hale getirdiğiniz olmadı mı? Ben kendi adıma cevap verirsem bu tarz hataları bir çok defa tekrarladım ve insanların özgür iradesine müdahale ettim. Bugünlerde farkında olmadan ettiğim anlar da oluyor sanırım. Bilgiyi yayma süreci bile bir özgür irade ihlali olabilir aslında ama bu henüz kafamda netleştiremediğim bir konu olduğu için onu pas geçiyorum.
Birine yardım etmede ikinci en önemli nokta kişinin gösterdiği ilerlemedir. Yukarıda alıntı yaptığım celsedeki gibi hiç değişmek istemeyen insanlar, hazır yiyiciler sizin gelişiminizi engellemek için zamanınızı çalabilirler. Bu tip bir insanla 4 ay aynı odada kaldım o yüzden ne kadar yorucu olabileceğini, enerjinin nasıl emileceğini biliyorum. 3. yoğunluk BH-KH'ların 4. yoğunluğa geçmek için alması gereken en önemli ders kime yardım edip kime edemeyeceğini iyi seçmesidir yoksa fasit dairede dolaşır durur(tgur'un bu tanımı da her yere uyuyor. bize bir kavram kazandırdığı için teşekkür ediyorum)
Bu arada geçen gün programlama ile ilgili bir yazı okuyordum. Şu anda verdiğimiz tepkilerin ayarlandığı gerçeği çok acı bir düşünce olabilir o yüzden o konuya fazla dalmayalım ama Laura bu konuda şöyle bir yorumda bulunuyor:
"Kasyopya deneyi çeşitli soru cevaplardan oluşur çünkü özgür iradeye müdahaleyi reddeden varlıklarla gerçekleştirilmiştir. Bu deneyde sorduğumuz sorular evreni , yüksek varlıkları, herşeyi anlamamıza yardımcı olabilirdi ama başından beri Kasyopyalıların amacı o değildi. Onların amacı soru cevap yöntemiyle bize yapılan programlamayı kırmak ve bizi özgür bırakmaktı. Bizim 4. seviye BH olmamız için gereken bilgiler yıldızların sırları vs. değil içinde yaşadığımız dünya ve buradan nasıl kurtulacağımızdır."
Bazen üst boyutların büyüsüne o kadar kapılıyoruz ki içinde yaşadığımız dünyada ne yaptığımızı unutuyoruz. Varoluş felsefesi iyidir ve düşünceyi ilerletir ama onun içinde kaybolarak şu an yaşadığımız yeri ve varlığımızı unutmak da pek akılcı değil. Belki kendinizi walk-in gibi hissediyor yüce amaçlara hizmet edeceğinizi düşünüyor olabilirsiniz ve 3. yoğunluk tartışmaları benim çok altımda diyebilirsiniz ama 3. yoğunluk illüzyonunu kaldırmadan gerçek walk-in potansiyeline ulaşamazsınız. Yani kim olursak olalım, ne yaparsak yapalım ilgilenmemiz gereken en önemli yer şimdidir.
|
Edited by - on |
 |
|
|
bulut
Elmas
    
565 Posts |
Posted - 27/05/2008 : 14:24:28
|
Sevgili Dostlar,
Paylaşıma bağlı olmayan tartışmalar iyi sonuç vermediği gibi,süreci incitici olabiliyor.
Elbette en ideali her fikrin ifade edilmesi.Ancak bu bir yer, zaman ve amaç sorunu yaratabilir.Önemli olan belirlenen tema çerçevesi ve bu temanın gelişim sürekliliğidir.Aksi halde ortaya çıkan çeşitlilik, tüm iyi niyetlere rağmen yarardan ziyade zarar verebilir.
Sevgili Siriüs 66,bence sen yazmaya devam et.Doğallık akıcılığı akıcılık temizlik ve duruluğu sağlamış.Bir de ben başarabilsem.Sevgiler. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 27/05/2008 : 15:12:38
|
Herkese selamlar sevgiler,
Daha önce belirttiğim gibi olaylara ,otopsi yapar gibi yaklaşan birisi olarak,eski mısırdaki inisiyasyon ile ilgili bilgileri de (anlayabildiğim kadarı ile) gözününde bulundurarak kendi kendime uyguladığım bir metodu,sesli düşünce ile aktarmak istiyorum:
1.ACIMA 2.Bir’in Yasası ile çelişir mi? 3.Acımak ,acınanın eysikliğini kabul etmektir. 4.Acımak,acıyanın üstünlüğünü kabıl etmektir. 5.Başkasına acımak,bana acınılması olanağını ortaya çıkarır veya haklı kılar. 6.Yaşamın dersler olduğu düşünürsek,karmayı da yani Ruh’un tekamül edebilmek için ,yaşanılması gerekenler listesine (acıyı) koymuşsa; acımak bu dersler potansiyelini kabul etmemektir.Potansiyeli inkar etmektir. 7.Acıyarak,kendimizi acınılacak duruma düşürüyoruz. 8.Acımayalım sevelim,koşulsuz kabul ediş ve koşulsuz sevgi ile SEVELİM.
Not:Uygun olursa,temel bir sorun olduğuna inandığım (düşüncenin yaratım gücü) nün hayatımızdaki yerine de bu bakış açısıyla yaklaşan fikirlerimi daha sonra sunmak isterim,yani (düşüncenin yarattığı) fikriyle,farkındalığıyla titreşiyormuyuz.
Selamlar,sevgiler... |
Edited by - Tiversonus on 27/05/2008 15:25:43 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 28/05/2008 : 03:07:12
|
Merhaba Arkadaşlar,
Yazacaklarımın tamamı bu başlığa ait olmayabilir ama bir bütünlük içinde olması için tek bir başlığa yazmam gerekiyordu.
Biliyorsunuz üyeliğe tamamen açık bir forum değiliz. Bunun nedeni zaman içinde karşılaştığımız ve yaşadığımız olumsuzluklar. Eski kullanıcılarımız pek yok ama madalyonun bu yönünün nasıl olduğunu az çok tahmin edebilecek ve hatta bir dönem yöneticilik yapmış değerli kullanıcılarımız da var içimizde.
Onaya bağlı üyelik sisteminde olmamızla birlikte, gelen e-postalar çoğunlukla okuyanda negatif etkiler de yaratıyor. Örneğin, kişileri birkaç ufak soruyla kendisini ifade edebilmesini istiyorum ama internet ortamında aceleci tavırla bir iki sözcükle, soruları geçiştirmeyi seçenler çokça oluyor. Bu da tatmin edici olmuyor çünkü içeri girdikten sonra ne yapacağı bilinemiyor. Zamanında foruma çokça zararı dokunmuş olanlar da zaman içinde geri gelmek isteyebiliyor ve bu da hiç tercih edilebilecek bir durum değil. Belki oradan bakıldığında, "bir şans daha verelim gelsin" denilebilir ama sonra başa açtığı işler çok fazlaca müdahale gerektirip, zaman kaybına neden olabiliyor. Ve yönetim konumunda bulunup 24 saat online olup, her an en uygun şekilde ve negatif etkilerden arınmış olarak her an en sağlıklı kararları vermeye hazır durumda olmak olası değil.
Burada birkaç soru sorularak, kendisini ifade etmesini istediğimiz bir kullanıcı adayının, önce eleştirel yaklaşıp, sonra da kendinden birkaç geçiştirilmiş sözcükle ifade etmesi durumunda, kendisinden daha ayrıntılı eleştiri ve yanıt beklediğimi ifade ettiğimde gelen 'bu geceki' yanıtlardan, bir örnek koymak istiyorum. (Kişisel bilgisine yer vermediğim için, alıntı yapmakta etik olarak bir sakınca görmedim.)
"kesinlikle akıl vermek ve bilmişlik taslama gibi biniyetim yoktu..soruları siz sordununuz bende elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım.Laf edebiyatı yapmayı fazla sevmem,, madem birkaç cümleden bi insanın bütün kişiliğini analiz edip sonuç ortaya koyabiliyorsunuz,,o zaman bu üstün yeteneğinizle ve kurduğunuz siteyle birlikte size mutluluklar dilerim.."
Kimi zaman kullanıcılar kayıt olmaya tamamen üşenip benim halletmemi de bekleyebiliyor. Ya da nasıl yapacağı konusunda açıklama istiyor. Ama ben de bu iş için zaman ayırmayan kişinin başkalarına fayda sağlamak adına zaten zaman ayırmayacağı düşüncesindeyim. Birçok e-posta da eleştiri ve/veya değerlendirme için gelebiliyor. (Yine bu geceden örnek):
"... Şu sıralarda da eleştirilerim var. Ancak yazılı yapamıyorum. Örnegin yeni kanal bilgileri var diye heyecanla giriyorum,benim şu an sizinle yaptığım sohbete benzer bi olayla karşılaşıyorum.Kısaca tartışma ve sohbet olaylarını ayrı bir başlık altında alırsanız çok mutlu olacağım.Onlarıda zevkle okurur ve katılmak ta isterim.Ancak her olay kendi alanında değrlidir. Bu günün geç saatlerinde ra ögretileri başlığında ve ya başka bir baş melek ten gelen bi mesaj var giriyorum,iki arkadaşımızın derinlemesine sohbeti var.!... Baş melek yerine bu saatte benim sounlarımla uğraşmanız gibi. ..."
Başlığa ait metinlerin, bizim yorumlarımızdan ayrı mı ya da farklı mı olacağı konusu, bizim de çözümleyemediğimiz bir sorun. Bu iki arkadaşımızın yorumlarını izinsiz yayınladığım için de hoşgörülerine sığınıyorum. Bu geceye ait iki ayrı kullanıcımız diye açıklayabilirim ancak.
Bunları burada yayınlamamın kendimi ifade etmek açısından önemi var.
- Çokça izlendiğimizi bilmeliyiz ve sağlayacağımız fayda çokça kişilere ulaşabiliyor. Bunun bilincinde olarak yazmaya gayret göstermeliyiz.
- Diğeri yönü ise sizlere madalyonun diğer yönünü de göstebilme isteğim. Forumda çokça yazmasam bile işin arka tarafında çokça yanıt bekleyen e-mail ve ilgi bekleyen insanlar olabiliyor. Bu da epeyce çaba istiyor. Çünkü hangi insanın hangi yanıtı beklediğini ve hangi eleştiriyi hangi şekilde yanıtlarsan, insanların alınganlık gösterebileceğini veya egosunun incinebileceğini bilmek zor. Bu işi büyük bir sabırla sürekli yapmak ise ayrı bir zorluk. Hemen yanıt bekleyenleri ve aciliyet yaratanları da göz önünde bulundurmak gerek. Bu durum insan üzerinde epeyce baskı oluşturuyor. Hele ki "şu kural değişemez mi, bu da benden size bir öneri olsun, yanıtınızı da hemen bekliyorum." diyenlere açıklama yapıldığında ardından gelen e-mailde "ama bence böylesi daha iyi olur" dendiğinde benim için yanıt bulmak gerçekten zor ve sabır gerektirici oluyor. Çünkü tekrardan yanıt bekliyor.
Peki şu an kendimi niye ifade etmek istiyorum? Şu nedenle. Forum kuralları rastgele konulmadı. Hepsi zaman içinde gelişti ve çoğunun amacı yönetimin sorumluluğunu azaltıp, yine yönetimin işini kolaylaştırmak ve zaman kaybını azaltmak. Zaten bu haliyle forum işi zor yürüyor. Bu nedenle, şu kural niye böyle ve bu haliyle beni kısıtlıyor diye açıklama beklemek ayrı bir zorluk yaratmak oluyor. Yanıt alamazsa bir de soran kişide kırgınlık oluşuyor. Ama bunlara yanıt yetiştirmek gerçekten zor. Burada kısıtlama gibi görünen bir çok kural kısa vadede bir kısıtlama gibi görünse de, uzun vadede bizlere varolma şansı ve bu nedenle de uzun vadede özgürlük sağlıyor.
Din ve siyaset konusuna gelirsek ise, benim açımdan durum şöyle. Eğer forumda din ve siyaset olursa, bu forum kesinlikle biter. Çünkü doğacak tartışmalara ve çatışmalara ve yazışmalara yetişebilmem mümkün olmaz. Zaten şu anki mevcut kullanıcı profilimiz de eğer şartlar öyle olsaydı kesinliklikle çok daha farklı olurdu. Şimdi din konusunu serbest yapsak ve -forum kurallarını okumadan başvuruda bulunduğu için- "ben foruma islami bilgilerle destek vermek istiyorum" diyerek başvuruda bulunmuş olan geçmişteki ve sonradan gelecek kullanıcıları kabul etsek, forumun yapısı çok kısa sürede değişir ve ben kendi adıma hiç uğraşmak istemem. Forumumuz zaten beşinci yılında ve kurallar belli sebeplerden ötürü oluşmuş. Bu nedenle bu konuda öneri yapmanın ve aciliyet yaratır şekilde yanıtlar beklemenin epey zorluk yaratıcı olduğunu göz önünde bulunduralım. Hatta mümkünse baskı oluşturan türde hiç bir iletiye yanıt beklemeyin. Çünkü fazla baskı çok bunaltıcı oluyor. :))
Bir diğer konu olarak; forumda bir demokratik yönetim olması düşünülmesi mümkün değil. Çünkü üç gün önce gelenle beş senedir burada bulunan eşit mi sayılacak? Üç postu olanla bin postu olan bir mi olacak? Ya da çok bilgi verenle çok emek harcayanlar nasıl ayırdedilecek gibi durumlardan başka bir de uygulama nasıl olacak konusu var. (Sevgili Zhounali bir e-mailinde "aydınlanmış despotizm" ifadesini kullanmıştı forum yönetimi hakkında ve daha önce düşünmediğim için esprili gelmişti. Despotum ama hiç değilse aydınlanmışım diye düşünüp, gülümsemiştim de.) :))
Bu arada aklımdayken bahsedeyim. Forumun yenilenen içeriği katılmak isteyen kullanıcı adaylarına da çok etki ediyor. Mesela daha önce sözünü etmedim ama, Kasyopya Celseleri yayınlanmaya başlandığı dönemde, "ben negatif yolu benimsedim" diyerek gelenler ilk defa ortaya çıkmıştı. Bu durumu Kasyopya Celseleri ile ilişkilendirmemin sebebi ise, bu kişilerin özellikle o başlığı takip ettiklerini söylemeleri. Sevgili Bozadi'nin olumsuz bir düşünceye kapılmaması için daha önce sözünü etmedim. Son zamanlarda ise, yazalım gülelim eğlenelim türü bir anlayış modası başladı. Üye olmak istese de istemese de içinden gelip e-mail atanlar o yönde. (Bunu da Sevgili Qui'ye taş atmak için söylemiyorum ama örnek olsun diye tespit sunmak istedim.) İçeriğin sohbetlerle karıştırılmamasını isteyenler de var.
***
quote: Originally posted by zer-zivi
. . ... Muayene bitince odadan çıktım ve hala söylenmekte olan doktora baktım.Nasıl olduysa hiç düşünmeden anlık bir şekilde gülümseyerek elimi uzattım.Birden şok olmuş ,gülmeye başlamışdı ve 'olamaz böyle bir şey,hayır olamaz' diye kahkahayla gülüyordu.Elim havada ben gülümsüyorum ve elimi tutmasını bekliyorken bayan doktor birden koşup ikimizin ellerini birleştirdi.'Ben böyle olmasını istemezdim,niyetim kötü değildi inanın ,sadece yanlış anladığınız için benide kışkırttınız neyse önemi yok artık.'dedim ama o hala şokla gülüyordu olamaz olamza diye sayıklıyordu.O ortamda sadece biz gerilmemiştik bizim deneyimimiz yüzünden herkes gerginleşmiş morali bozulmuştu.Ama bu güzel barışın ardından herkes öyle rahatlamıştıki onlar bile gülümsüyorlardı. ... . .
Qui seninle belki yanlış anlaşılmalarımız oldu. Yukarıda bir yazında, bundan sonra nasıl gönlünce yazabilirsin anlamında bir ifade kullanmışsın. Daha çok keyfince yazmak için belki "Qui kendini gözlüyor" türü bir başlık açabilirsin. Ya da "Balkon" başlığımız var mesela uygun olarak. Ama daha çok içerik görmek isteyen takipçilerimizi de dikkate almalıyız. Bir nevi yayın kuruluşu gibiyiz ne de olsa. Ve bu nedenle ben de kişisel görüş olarak içerik daha yoğun olsun istiyorum. Senin de takdirine bırakıyorum konuyu. Ve zaten yazdıkların içinde bilgi içeren kısımlar çok değerli. (Yani aksini hiç iddia etmedim.) Bir de değişik başlıkları sürükleme açından önemli bir katkın var. (Kişisel görüşüm olarak.)
Bir de samimiyetimle bu şekilde yazdım. Büyüklük taslar biçimde anlaşılıyorsa, niyetim bu değil kesinlikle.
Küsüp gidersen, deneyim tekrar eder diye gözünü de korkutayım. :)) Kırıcı olduysam özür dilerim. Ve ben de Sevgili Zer-Zivi'nin yaşadığı olaydaki gibi sana elimi uzatayım dostça. :))
Yeniden katılımlarını bekliyorum ben de herkes gibi. :))
(Anlatım için teşekkürler Zer-Zivi. Ve tabii herkese katılımları için teşekkür ederim.)
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qui-gon jinn
Zümrüt
   
Turkey
101 Posts |
Posted - 28/05/2008 : 07:21:51
|
Sevgili Qaan, ve arkadaşlar.
Dün bir yandan kasyopya celselerini okurken, bir yandan da olup bitenler hakkında derin bir şekilde düşünmekteydim.Özellikle celselerde anlatılan "D'Ankhiar" meselesine geldiğimde, çok önemli anlayış ve cevaplara kavuştum.O an kendime şöyle dedim "Harika ya, ne güzel ilerliyorum yeniden, aynı üye olmadan önceki gibi, niye bırakmıştım ki bunu, Allah! Allah!" İşte o nokta da kafama dank etti olanlar.Biraz derinlemesine analiz edince dedim ki "Vay! vay! vay! olaya bak sen", "Tanrım nasıl yattım ben bu gaflet uykusuna, hayret ki, ne hayret" Diyeceksiniz ki nedir? Kısaca ama kısaca, çok ayrıntılarına girmeden, bunları aktarmaya çalışayım. ------------------------------------
Bu noktadan sonra yazdığım dilleri destan mesajı silmek zorunda kaldım.Ancak bu kadarını bırakabildim, kusura bakmayınız.Çünkü bir yere gelince yine farketmiş oldum ki "İşte gene aynı olayı yaşıyorsun, daha yeni uyanmadın mı, tekrar mı uyuyacaksın" dedim kendime.Burdaki olayları anlatamayacağım, belki bir gün kimbilir ama bu şekilde değil.Ama hiç bilmediğiniz ve sizi çok şaşırtacak bir olaylar silsilesidir.Bunu belirtmek istiyorum sadece.Bu deneyim bir daha tekrar etmicek Sevgili Qaan, şüpeniz olmasın.Artık aynı şekilde olamaz zaten.Diğer arkadaşlara da nacizane belirteyim ki, bu site herşeyin çözüm yeri ve tek deneyim alanı değildir elbette.Sürekli gidersen birşey deneyimleyemezsin diyorsunuz da, o bakımdan söylüyorum...
--- Sevgili Qaan,
Olay ne din, nede başka bir mevzudur.Lakin dediğim gibi asıl olaylar bu şekilde anlatılamaz.Söylediğim gibi belki bir gün kimbilir ama bu şekilde değil.Ben mesajınıza cevap vermek istiyorum sadece.
Sevgili Qaan,
Özürlerinizi kabul ederim ve dostça eliniz sıkarım elbette ki.Ve bende eğer kırıcı olduysam özür dilemek isterim.Beni kem kişi bellemeyiniz.Dediğim gibi olup biten bambaşka ve yanlış anlaşılmanın çok ötesinde.Lakin sizin şu son mesajınız da, bunlardan ayrı, yeni bambaşka durumlar oluşturuyor.Efendim bir kere öncelikle, "Bundan sonra ne yazabilirim" sözüm, sadece "Keyfi" yazıları değil tüm yazıcakları mı kapsamakta.Sizin "Keyfi" olarak gördüğünüz yazılar da benim gözümde çok değerlidir.Ben yazıları mı "Keyfi" görmüyorum.Herşey gibi "Keyfilikte", ciddilikte bir aradadır.Ayıran, damgalayan sizsiniz."Keyfi" dediğiniz bir söz, belki ciddi görünen bir sözden çok daha derindir.Belki çok daha "İçeridir, içeriklidir".Lakin sizin görmediğiniz işte budur.Siz gülücükler içinde özür dilediğiniz bu yazınızda bile, aynı tavrı göstermişsiniz.Bana "Keyfi" yazılarımı yazabileceğim ayrı bir bölüm teklif ediyorsunuz.Ve adeta şöyle diyorsunuz;
"Seni seviyoruz, gitme Qui gel.Gel ama kimseyi rahatsız etme tamam mı, sen şurda kumda oyna!!!"
Yapmayım Allah aşkına Qaan.Dalga mı geçiyorsunuz, bu ne samimiyetmiş ki böyle anlamadım gitti.Ben de şöyle bir öneri yapayım o zaman site yönetimine,
Efendin, bence foruma ayrı bir katagori açınız."Birazda gülelim" köşesi olabilir mesela.Orda tüm mesajları mı toplayıp, "Qui-gon jinn ile geyikler" adında ki bir başlık altında yayınlarsanız, daha makbule geçer kanımca.Ben de "Keyfi" yazılarımla ve "Geyiklerimle" katılabilirim arada.Daha çok güleriz, daha çok eğleniriz.Önerim nasıl acaba, değerlendirilebilir mi?
Sevgili Qaan, Önceki mesajımda belirttiğim konulara değinmediğiniz gibi, mail de atmamışsınız.Atıyorsunuz da gelmiyor heralde.Ben de baktım mail mi attınız acaba onlara dair diye ama sizden mesajlar hiç gelememekte nedense.Ayrıca üyeliğimi kilitleyiniz sözümü hiç sallamayıp, belkide hiç okumayarak, anlattığınız sorumlu site yöneticiliğinizi çok güzel yerine getirmektesiniz.Sevgil Qaan eğer siz beni sallamıyor olmasaydınız, ben bu mesajı buraya hiç yazamamış olacaktım.Daha taktir sizin ne söyleyeyim.Sevgiyle ve anlayışla kalınız.Ve sizinde yaptığınız gibi bende, eğer kırıcı olduysam tekrar özürleri mi diliyor ve dostça elimi uzatıyorum... |
Edited by - Qui-gon jinn on 28/05/2008 07:31:10 |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 28/05/2008 : 09:45:53
|
Sevgili Qaan,
İkinizin konuşmasına hiç dalmadan şu negatif üye işini bir irdelemek istiyorum. Bize göre insanın içinde negatiflik varsa o kendi haline bırakılmalıdır ve zamanla o kişi de kendi kaderini tanımlayacak, yolunda ilerleyecektir ama bu yolu insan niye seçer? Şu an yaşadığımız çağ tembellik çeğı ve çoğu insan bizim gibi değişime, kendi üstünde çalışmaya, sorunlarla yüzleşmeye hazır değil. O insanlar celseleri okuduklarını düşünüyorlar ama 4. yoğunluğa geçtiklerinde Kertenkelelerin kölesi olacaklarını bilmiyorlar mı? Kimse kusura bakmasın ama onların bu kararı cahillikle atılan bir adımdır ya da kölelikten hoşlanan insanların kararıdır, benim tavsiyem celseleri daha dikkatle okumaları.
Madem kararını verdin ve negatif olacaksın o zaman burada işin ne? Git uzaylı kardeşlerinle oyun oyna, pozitif bir ortamı bozmaya çalışma. Buraya girmene de gerek yok, işi kendi haline bırakırsan negatif olursun. Belli ki buraya gelme amacın insanların kafasını karıştıracak bir saldırıda bulunmak.
Sevgili Qaan bu olayları paylaştığın için teşekkür ediyorum(daha önce paylaşmadığın için de ayrıca teşekkür ediyorum). Bu olay benim daha önce karşılaştığımı düşündüğüm bir teslimiyeti hatırlatıyor ve eğer böyle insanlar çoksa gelecek açısından pek parlak bir görüntü sunmuyor. Ben birkaç gün önce Laura için "yahu bu kadın paranoyak mı, önüne gelene ajan diyor" demiştim ama Qaan'ın mesajıyla da anlıyorum ki sırf ajanlar değil 3. seviye uşaklar da saldırıya hazır.Benim bunu göremememin nedeni de sanırım kendi hayal dünyamda yaşayıp olaylara objektif bakamamam.
Şimdi bunlara bozadi'nin tepkisi ne olur çok merak ediyorum ama bence sorun celselerde değil insanlarda. Celseler bu insanların gerçek kimliklerinin ortaya çıkmasında katalizör olabilir ve benim üzerimdeki katkılarına baktıkça onlara güvenim artıyor. Bakın bir saldırı örneği:
Dün Kasyopya öğretisiyle ilgili bir konuda çok kızdım ve iki değişik olayın ard arda gelmesiyle insanlar hakkında hemen yargıya vardım. İki veya daha fazla olay ard arda gelmişse ve kendinizi kızgın hissediyorsanız bilin ki orada bir saldırı vardır. Ben saldırı olduğunu anladım ama hala inatla haklı olduğumu düşünüyordum. Bu insanlardan birine mesaj atarken 6. seviye BH varlıklarından yardım istedim. Sinirle başladığım yazı gittikçe yumuşadı ve çok ılımlı bir hale geldi. Sonra bir şeyi kontrol etmek için mesajın konusunun olduğu yere baktım ve gördüm ki konuyu baştan sona yanlış anlamışım ve mesajda onları eleştirdiğim kısımlar tamamen gereksiz, hatta çocukça.
Demem o ki saldırılar olacak. Bazıları savaşmak istemeyebilir, kendi yollarıdır ama savaşmak istemeyip de cepheye girmek-hele de düşmanın tarafındaysan- ayıptır. Bilmiyorum celselerde geçmişmiydi ama bu tarz kişilere organik portal deniyor. Bilinçli ya da bilinçsiz bulunduğu ortamdaki enerjiyi alıp KH'lara iletiyor, bilgi sızdırıyorlar. Burada bizi onlardan koruyan ve zamanını harcayan Qaan'a teşekkür ediyorum. Şu an size ciddi gibi görünmeyebilir ama bu tarz insanların varlığı gerçekten ciddi bir problem. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 28/05/2008 : 15:27:25
|
Herkese selamlar,sevgiler… Öncelikle şunu belirmek istiyorum, Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları başlığı altında yazılan mesajların sayısına şöyle bir bakınca ben 24 mesaj atmışım,başlığı açan sevgili Bozadi ise 11 mesajla ancak 2. durumda gözüküyor ve toplamda ise çift mesaj yazanların sayısı ise 6 kişi.Bu durumun, kendi açımdan özeleştirisini yapmak üzere; yazdığım şu 25. mesajdan sonra,bir süre ara verdiğimi belirtmeliyim.Açıkçası ilk bakışta bu durum beni rahatsız etti diyorum kısaca.
Özgür seçimimle BH adayı olduğumu varsayıyorum ve BH yolunda da tekamül etmek istiyorum.İşte bu noktada, hayatımda beni bu yoldan alıkoyabilecek (bilerek veya bilmeyerek) karşılaştığım,yaşadığım olayları düşünüyorum.Mecazi anlamda, sabah işyerine gidiyorum ve bugün hizmet yolunda insanların farkındalıklarını sorgulamalarına yol açacak ‘’bilgileri’’ içeren konuşmalara dalmak niyetini kendimde belirliyorum ve sonra birisi geliyor,uyuşturucu müptelası olan birisi ve resmen (haraç) istiyor; yani planlanan ve yaşanan paradoksu…Kişisel bilgiler yaşanan paradoksu aşmak için bence değerliler.Bu açıdan anlatıyorum.
İşi tam net ‘’kristalize’’ anlatma özelliğim de vardır.Şunu anlatmak istiyorumBH yolunda faliyet gösteren Budur sitesinin; farkındalıkları artırma yolunda yaşadığı veya yaşayabileceği tehlikelerden veya kişiler olarak farkındalık yolunda ‘’bilgi’’ yayan kişilerin yaşadığı veya yaşayabileceği tehlikelerden.
KH zayıf gördüğü noktadan saldırıya geçer, nedir benim zayıflığım?Merhamet mi?Demokratlık mı?Adaletsizliğe koyduğum tavır mı?Özgürce fikirlerin ifadesine inanmam mı?
Aslında ben kendi açımdan, forumda okuduklarımla zaten kendi içimde-kendi kendime içinde yaşadığım ülkenin ve dünyanın (siyasetini ve dinini) tartışıyorum.E bunları özgürce tartışalım ,bunların tartışılmasınn özgür olmadığını mı söylüyorsunuz?.Hayır arkadaş (mazlum) olan benim,sen değilsin?Ben bunların baskısı altında ,yaşadığım dünyada hergün eziliyor ve acı çekiyorum.Dinin hakim olmadığı toplumsal bir alan kal dı mı?Hakim olanın dünyayı içine soktuğu durum nedir?
Bizler KH bataklığının içiersinde yaşıyoruz, yani bu dünyada…Daha henüz BH olan bir şey yok sadece adayız.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum:BH Yolunda Hizmet Potansiyeli var olduğu sürece hayata devam,yoksa ben burada ve bu hayatta olmazdım.
Selamlar,sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 28/05/2008 : 15:53:38
|
Sevgili Qui,
Sana yanıt hakkı tanımak için ismini engelleme isteğini dikkate almamıştım. Ama ikinci kez tekrarladığına göre isteğini yerine getiriyorum. Dikkate alınmadığını düşünme lütfen. Yine isteğin üzerine e-posta attım sana az önce.
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 29/05/2008 : 15:29:51
|
Merhaba arkadaşlar,
Aklımda bir köşede duran birkaç noktaya ilişkin düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Acıma konusu. Acımak iyi midir kötü müdür, hangi bağlamlarıyla iyidir veya kötüdür. Ben Ra'da geçen bir söz hatırlıyorum. "O devrin rahipleri aktardığımız bilgileri kendileri için kullandılar, birliğin özünü oluşturan şefkat ve merhamet'i yokettiler. Biz de geri çekilmek durumunda kaldık" tarzında bir söz idi.
Şu kavramlar hakkında nasıl ayrımlar yapıyorsunuz; sevgi, şefkat, merhamet, acıma. Aklınıza neler geliyor?
---
Bu, bir kanal bilgisini okuyup da "ben negatif yolu seçiyorum" deme olayı için şu denebilir belki. Ben birisinin bilinçli olarak negatif yolu seçebileceğini sanmıyorum. Şöyle olabilir; çeşitli negatif katalizörler sonucu yaşama biçimi negatif yöne yönlenmiş olur, ama genelde o yola girdikten çok sonra öyle bir yolda olduğunu farkeder kişi. Çünkü negatif yol daha çok "bilmemeye, perdeye, ayrılık illüzyonuna" dayanır. Varlık kendini diğer varlıklardan ve rehberlerinden izole ederek negatif yola girebilir. Böyle bir varlığa da bilinçli seçim yaptı demek zor.
Buranın bir KH gezegeni ve bizlerin de KH olması/görülmesi ile ilgili daha önce yazmıştım. KH olmak kolay birşey değil. Rasgele ve alışıldık bencillik oranlarıyla olacak birşey değil. Hitler bile o kadar uğraştığı halde KH olarak hasat edilememiş, yani KH olamamış, bunu da düşünün. Bizim KH olarak gördüğümüz şey evrenin genel ortalama bencillik düzeyi ve belki bunun bu gezegene özgü biraz daha fazlası. Nedir bu genel bencillik düzeyi: 95 (KH hasatı) + 49 (BH hasatı) = 144. Ortalama almak için ikiye bölelim = %72. Bu sayı nedir? KH ve BH hasatlarının ortası. Yani iki hasata da en uzak, en 'kendi üstünde çalışmamış/yönlenmemiş' insan.
Yani en yönlenmemiş insan bile ortalama %73 'bencil'. Bu evrensel ortalama. Neden böyle düşünüyorum. Çünkü negatif hasata da pozitif hasata da en uzak nokta bu. Vadinin tam ortası. Ne sağdaki tepeye tırmanmaya çalışmış ne de soldaki tepeye tırmanmaya çalışmamış insan bu.
Burada da gene negatifliğe iltimas geçildiğini görüyoruz. Pozitif o denli baskın güçlü ki, başka türlü negatif, varlığını/anlamını koruyamayacak.
Yani evrende 3. derecede varlıkların ortalaması zaten %75 civarı kendine hizmet düzeyinde (yani "üç bana bir size/sizlere/herkese" diyor ortalama insan). Ama buna KH olmak denemez. Bu normal/ortalama bencillik düzeyi. Bir anlamda, daha iki farklı yol olduğunun ayırdına varmamış, masumiyet seviyesinin bencillik düzeyi.
Eh belki bizim gezegen kendi karma ırklarından (farklı gezegenlerden gelen) ve karantina uygulandığı için evrensel bakış açısına olan çok uzak tavrından (düşünsenize hala evrende acaba tek canlı olan gezegen biz miyiz falan diye düşünmek olası bu gezegende) dolayı belki bir %5-10 daha fazla kendine hizmete eğilimlidir. Olsun size %82. Ama bu %62-82 aralığı zaten genel olarak insanların çoklukla bulunduğu sınırlar. Yani %72 ile %95 arasında 23 puan fark var ama bu fonksiyon doğrusal değil, iş giderek zorlaşıyor (yani 90'dan 95'e geçmek, 72'den 77'ye geçmekten çok daha fazla kat zor olmalı).
Bu da işin matematiği. Sonuç olarak "KH bir gezegeniz biz ve KH'ız" sözlerine katılamıyorum. Sadece, "olayın kendi ortalaması zaten KH eğilimli" denebileceğini düşünüyorum. Yani evrensel KH eğilimini tasarlayan ya da bunu olan biz değiliz, bunu seçen logosların kendileri.
Bu açıklamayı neden yaptım. "Siz zaten KH'sınız sözü" bana olumlu çağrışımlar yapmıyor. Zaten KH'ız battı balık yan gider denebileceği gibi, bazı dinlerde geçen "günahkar doğmuş olmak" ve yaşam boyunca bunları affettirmeye çalışmak gibi, madem KH'ız KH olarak hasat olmak daha kolay/iyi olur gibi, KH olduğumzu kabul etmemizle otomatik olarak kertenkele varlıklarına biat ediyor olmamız gibi, gibi gibi ... birçok gereksiz kavramı aklıma getiriyor. Öte yandan dediği yanlış mı? Hayır değil. Ama bu bizimle ilgili birşey de değil, bize özel ve bize vurgulanması gereken birşey de değil. Bunu zaten hergün görüyoruz, biliyoruz, insanların ne kadar bencil olduklarını. Ama bu ortalama bencillik seviyesi BH hasatına uzak olduğu kadar, KH hasatına da aynı oranda uzak. Bunun ötesinde bana/bize/bizlere "Siz KH'sınız" deniyorsa ben bunun altında bilincimizi şekillendirme ile ilgili bir kötü niyet ararım. Dünyaya herşeyi kötü gören gözlerle bakmanın işimizi kolaylaştırmayacağı açık. Evet, olanı görmeyip imajine bir dünya tasarlamak da o kadar iyi gözükmüyor. Ama ikisinden birini seçmem gerekirse (ki ikisi de aynı oranda yanlış olma ihtimaline sahip, belki dünyaya bakıyoruz ve kendi yansımamızı (dünya hakkındaki kendi fikirlerimizin yansımasını) görüyoruz. Bu olasılık hep var) işlerimi zorlaştırmayı seçmem. Nasıl ki evren negatifliğin işini dörtte üç oranında kolaylaştırmış/iltimas geçmiş, ben de olaylara/dünyaya/evrene bakışımda dörtte üç pozitif'e iltimas geçmekte serbestim.
Işık ve sevgiyle...
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 29/05/2008 : 18:42:06
|
Selamlar,sevgiler Sanırım öğrenme/öğretme sürecinde,sınırları kati sınırlarla belirlenmemiş olması dolayısı ile,idraki ve açıklaması zor bir kavrama girdiğimizi hissettiğmi söylemeliyim.
Öncelikle sevgili (oe),yazından –kendi anlayışıma göre-aldığım eleştiriye,düşündüğüm şekliyle cevap vermeye çalışayım,ancak öncelikle bildiğim kadarı ile hitler hasat edilmemiştir sadece şifa sürecinde(derin dinlenme) bölgesinde bulunmaktadır.İlginç bir şekilde; yazınızda belirttiğiniz Ra daki bölümü,sizin yazınızı görmeden hemen (10-15 dk kadar) önce sesli olarak bir arkadaşa okuyordum.Doğrusunu söylemek gerekirse,akşamleyin de acımak konusunda Sn.Ruhselman’ın yazısını okuyordum.Söylemek istediğim iki ayrı kanal bilgisinde ters gibi gözüken kavramın aslında bizim algılarımız sebebiyle böyle gözükebileceğidir.Kasyopya celselerin de de (acıyana acıyın) deniliyor. İkinci olarak,dünyanın kh olması (Bizler KH bataklığının içiersinde yaşıyoruz, yani bu dünyada) durumu objektif bir değerlendirme olmalı ki;Hasat’dan ve BH yönünde (hasatın garantiye alınması) sözkonusu olabilsin.Aksi halde BH olanın hasatından bahsederdik. (("Siz zaten KH'sınız sözü")) nün nerede geçtiğini hatırlayamadığım ve göremediğim için,bunun beimle ilişkili olmadığını düşünüyorum.
(("O devrin rahipleri aktardığımız bilgileri kendileri için kullandılar, birliğin özünü oluşturan şefkat ve merhamet'i yokettiler. Biz de geri çekilmek durumunda kaldık")) sözünde şefkatı ben (koruyucu sevgi) olarak anlıyorum işin zor kısmıda bu olsa gerek:Merhamet kelimesi ve anlamı..Merhamet kelimesine, içeriğinde (sevgi) olmadan ve hayatın derslerden ibaret olduğunun bakışı ile bakmadan nasıl bir anlam yükleyeceğiz.Ha bu arada (fedakarlık) kelimesinin de incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.Işıksal varlıkların bakış açısıyla bakabilmeyi becerebilseydik sorun kalmazdı.Ben fikirlerimi dar şu ortamda şu şekilde anlatmaya çalışayım:Bilgisayarda özel renk oluşturmak için bir pano açtığımızı düşünelim, ve buradan diğelim ki yeşil renki oluşturacağız,ne kadar zorlanacağımızı düşünelim:Kaç tane yeşil ton var,benim yeşil tonum,sizin yeşil tonunuzdan ne kadar daha yeşil.İşte kavramları renk kutusu gibi düşünürsek,merhamet nasıl yorunmalı,içeriğinde ne kadar fedakarlık olmalı,ne kadar sevgi olmalı,bh yolunda kendinden fedakarlık yapmama seçimini yapan birisine ne kadar tonda merhamet,benim bh yolundan saptıracak kadar mı merhamet…Hakikaten zor bir konu,hele hasata hazırlanan ,bir çalar saat gibi kurulu bir döngüye sahip olan,dünyanın hasattan sonra bh’in barınabileceği bir yuva olması sevindirici olsada hasatı kh yönünde çoğaltmanın peşinde olan enerjileri de gözönünde tutmalıyız diyorum.Öğrenme/öğretme süreci açısından değerlendirmelerinizi değerli buluyorum ve hatta aynı eleştirileri zaman zaman kendi kendime de yapıyorum.
Selamlar,Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 29/05/2008 : 19:21:07
|
Sevgili Tiversonus,
Yazımı sizin yazdıklarınıza eleştiri olarak yazmamıştım. Ben gene Kasyopya bilgilerinin getirdiği iki kavramı sorguluyordum ("Siz KH'sınız" orada geçiyor, "acıma"yı da gene oradan hareketle konuşmaya başladık). Yazımın sıralama olarak sizin yazınızdan sonraya denk gelmesi böyle bir izlenim yaratmış olabilir. Ama sizin yazınızı düşünerek yazmadığımı belirtmek isterim. Daha çok kavramın ilk geldiği yeri sorguluyordum.
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 29/05/2008 : 20:33:13
|
Sevgili oe,eleştiriyi; insan farkındalığını artırıcı potansiyelinden dolayı ben olumlu anlamda kullanıyorum ve çoğu kez de kendi kendime uyguladığım bir yöntemdir.Bu anlamda beni,sizin veya başkasının eleştirmesi beni mutlu eder.
Burada beni derinden düşünceye sokan (acıma) kavramını tartışmaya açmak istiyorum.Açıkçası bu konuda arkadaşların fikirlerini merak ediyorum(hata da yapmak istemiyorum):
************************************************************** Kasyopya Celseleri:
S: Öğrendiğim bir şey de bu kişiler bize psişik bir kanca takıyorlar ve acıma tepkilerimize giriyorlar. Acımanın doğası üzerine yorumda bulunabilir misiniz? C: Acıyana acıyın. ****************************************************************
RA Bilgileri:
SORU: Eski Mısır'da oynadığınız rol hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi verebilir misiniz? RA: Ra titreşiminin kimliği bizim kimliğimizdir. Biz bir grup olarak ya da sizin toplumsal bellek bileşimi adını vereceğiniz bir topluluk olarak, Eski Mısırlılar dediğiniz ırkla bağlantı kurduk. Bizim yoğunluk katımıza ait başka bir grup da aynı tarihte Güney Amerika'da bir bağlantı kurdu; şimdi adına "kayıp kentler" denen yerler onların Bir'in Yasası'na yaptık ları katkılardı. Biz, bizi duyan, anlayan ve Bir'in Yasası'nı yürürlüğe koyabilecek konumda bir varlıkla iletişim kurmuştuk. Ama rahipler ve o devrin insanları mesajımızı çabucak çarpıttılar ve birliğin doğasının özünü oluşturan şefkat ve merhameti yok ettiler. Yasa her şeyi içerir, bunun için de hiçbir şeyi hor göremez. Bir'in Yasası'nı bildirmek için uygun kanallar bulamaz hale gelince de çekildik ve kendimizi düşürülmemize fırsat verdiğimiz ikiyüzlü durumdan kurtardık. O devrin toplu munda bizim yerimizi de, daha çok kutuplaşmayla ve sizin titreşimlerinize ait karmaşık şeylerle ilgili başka efsaneler aldı. Bu yeterli bilgiyi veriyor mu, yoksa daha konuşmalı mıyız? Başka soru var mı? RA Bilgileri: RA: ……. Kalp merkezi ya da yeşil-ışın merkezi, üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının sonsuz zekâya doğru atlama yapabile cekleri bir başlangıç noktasıdır. Bu bölgedeki tıkanıklıklar, evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme ko- nusunda güçlükler olarak tezahür eder.
********************************************************************* Bedri Ruhselman Merhamet yeteneğini Bedri Ruhselman özetle şöyle açıklamaktadır:
• “Istırap çeken bir insanın ıstırabına katılıyorsanız, o ıstırap çeken insan kadar siz de o ıstıraba neden olan deneyimleri geçirmişçesine, kısa yollardan deneyim sahibi olursunuz. Hatta, yine tebliğlerden anladığımıza göre, yalnız çevremizde yaşayanların değil, tarihte büyük idealler uğrunda, büyük fedakarlıklar göstermiş ve bu yüzden de büyük ıstıraplardan geçmiş insanların yaşamlarını incelerken, onların bu ıstıraplarına katılmak ve onların büyük gayeleri uğrunda güçlükleri nasıl yenmiş olduklarını takdir etmek de, bu hususta gösterilen samimi duyguların derinliği oranında, insanı yükseltir ve deneyim sahibi kılar.” • “Asıl ruh kudreti, başkalarının acıları karşısında etkilenip üzülmemek, başkalarının aleyhinde seyreden olaylara karşı koyma zahmetinden kurtulmak için kılını kıpırdatmamak değil, başkalarının kurtuluşu uğruna kendi aleyhinde seyreden olaylar karşısında zerre kadar kıpırdamamak ve onlara zevkle göğüs germek, dayanabilmektir.” • “Başkasına acımayan insan, her şeyden önce, kendisine acınacak biçaredir. Acımayan insan, sevemez. Acımayan insan, fedakar olamaz. Acımayan insan, yararlı olamaz. Acımayan insan, duygulanamaz, içlenemez. Duygulanamayan, içlenemeyen insan, güzelliği bilmez, sanattan anlamaz.” • 8-Geçilmesi gereken hayat sınavlarında başarının tek yolu; Tanrısal ilkelerin buyurduğu. yönde yürümek, bencillik ve bencilliği niteleyen bağlantı ve tutkulardan sıyrılarak, başkalarının da Allah yolunda yürümelerini kolaylaştırıcı sencil hareketleri huy haline getirmektir. 9-Bu sencil hareketler şunlardır: Önce sen (feragat). Özveri (fedakârlık) Sevgi. Koruyucu-sevgi (şefkat) Acıma (merhamet) ve Hoşgörü (müsamaha) ********************************************************************* |
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 29/05/2008 : 21:47:17
|
hepinize merhaba.
sevgili oe, seninle kanal bilgilerine dair hemen herşey hakkında tartışmak, fikir yürütmek büyük bir zevk ve öğretici benim için.
bazı meşguliyetlerim nedeniyle bu birkaç gün mesajlarımı kısa kesmek zorunda kalacak olsam da, inandıklarımı, düşündüklerimi ifade ederek ve seninkilerle ve paylaşımda bulunan diğer herkesle karşılaştırarak noksanlıklarımı, takıntılarımı, olumlu-olumsuz yanlarımı keşfetmek çok güzel.
sanıyorum bh-kh niteliklerinin gerçek ifadesini bulduğu ilk yerin 4. yoğunluk olduğunu kabul ediyoruz.
benim kasyopya celselerinden anladığım kadarıyla, en azından bizim evrenimizde, 3. yoğunluk varlıkları tam olarak kendi başlarına hareket etmiyor veya edemiyorlar. bir şekilde hep üst seviye varlıklarla çok önemli bazı ilişkileri oluyor. ve işte sanırım, bir 3. yoğunluk ortamındaki varlık grupları, kendilerinden yukarıda olan varlık gruplarının hangilerinin en çok tesirinde kalıyorsa, onun hizmet kutbunun bir "uzantısı" haline geliyor. ve kasyopya celselerine göre insanlık bir zamanlar 4. yoğunluk bh varlıklarıyla yakın bir ilişki içindeyken, "cennetten düşme" vakasıyla ilişkili olarak 4. yoğunluk kh varlıklarının "güdümüne girmiştir." cennetten düşmenin nedeni-nasılı, öncesi-sonrası konusunda "pleiades öğretileri" kitabında sunulan bilgilerin doğru ve çok faydalı olduğuna inanıyorum.
kısacası dünya insanlığının "kh" niteliği, insanlığın çok bilinçli bir şekilde yaptığı seçim olmadığı gibi, olağanüstü sayılabilecek bir 4 kh müdahalesi sonrasında içine düşülen "yarı-yapay" bir durumdur bence. elbette işin "doğal" bir tarafı da olduğuna inanıyorum. yani bu duruma bir masumiyet abidesi olarak giriş yapmadığımızdan eminim. kasyopya celselerinde bu geçişin nitelikleriyle ilgili değerli bazı bilgiler veriliyor.
işte kabaca ifade edilecek olursa, kertenkeleler olarak tanımlanan bu 4 kh varlıkları, 3 bh'den 4 bh'ye geçmeye çok yakın olan dünya insanlığına göz dikiyor ve bir şekilde bu gruba çok büyük bir şok uygulayarak onları "3 kh" denecek bir hale getiriyor. burada çok ama çok büyük bir müdahale var ve elbette bu da yapanların yanına kar kalmayacaktı. nitekim özet olarak, kasyopyalılar, bu 4 kh'nin, dünya 4. yoğunluğa geçerken insanlığın da 4 kh'de kendi denetimlerine kesin bir şekilde girmesi için şimdiye kadar yaptıkları ve önümüzdeki süreçte giderek şiddetli bir şekilde yapmaya devam edecekleri çabaların başarısızlıkla sonuçlanacağını çok net bir şekilde söylüyor. çünkü ra'nın da belirttiği gibi insanlığın köklerindeki bh vasfı tamamen silinip atılamadı. atılamazdı da bence. bu ayrıca tartışılabilir.
yalnız 3. yoğunluk varlıklarının teknik anlamda bh-kh'lik durumu, ilişkili oldukları üst yoğunluk varlıklarıyla yakından ilişkili olduğu için ve insanlık bir şekilde 4 kh'nin güçlü tesiri altına girdiği için, bu süreçte insanlığın "3 kh" olarak tanımlanması, benim anladığım kadarıyla teknik olarak doğru bir ifadedir. henüz 4'üncü yoğunluğa ulaşmamış olanların kutupsal kimliği, en şiddetli tesirinde oldukları üst yoğunluk gruplarınınkiyle şekilleniyor çünkü. ama burada süreci, öncesini ve sonrasını görmek gerek. sadece insalığın doğru bir şekilde "3 kh" olarak tanımlandığı kareye takılı kalmamak gerek.
bu 4 kh varlıkları, yaptıkları müdahalelerde kantarın topuzunu kaçırdıkları için olacak, üst seviye bh varlıkları da, dünya ve dünya insanlığıyla ilgili orijinal planlarını o kadar kolay bir şekilde bırakmamaya karar vermişler gibi görünüyor. pleiades öğretileri bunu çok iyi bir şekilde açıklıyor. ra'nın ifadesiyle bh kökenli "gezginler", pleiadeslilerin ifadesi ile ise "Işık Ailesi" üyeleri, 4. yoğunluğa geçişte 4 kh'nin planlarının başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olacak faaliyetlerde bulundular belki binlerce yıldır. üyelerini dünyanın enkarnasyon döngüsüne sokup onları birer dünya insanı haline getirdiler, ama bunlar aynı zamanda sıradan birer dünya vatandaşı olmadıklarını, önemli bir amaç için burada olduklarını çok derinlerden biliyorlardı ve bu farkındalık bu süreçte iyice sivriliyor büyük ihtimalle. işte belki sayıları 100 milyonu bile aşmış olabilecek bu varlıkların mümkün olduğunca çok sayıda üyesi, 4. yoğunluk dalgası geldiğinde burada 4 bh frekansının sabitlenmesi işlevini görecekler. onlara ne kadar olağan dünya insanı eşlik ederse o kadar iyi. sadece gezginlerin bunu başarmasının mümkün ve anlamlı olduğunu sanmıyorum. ama bu iş bir şekilde olacak gibi görünüyor. yani 4 kh'nin bizi kendi denetimlerinde 4 kh yapma planları işe yaramayacak. elbette onların peşinden gitmek isteyecekler giderler ama bu sayı sınırlı olur.
4'e hazır olmayan dünya insanlarının önemli bir bölümü ise, bence, ruhsal gelişim planlarına uygun olarak 3. yoğunluk dünyaya enkarne olup zamanla ortalık iyice durulduktan sonra yavaşça bh'ye yönelecekler. elbette eğilimleri kesin bir şekilde kh yönünde olanlar ise muhtemelen başka bir gezegende 3 kh ortamına gider. maç yorumlar gibi ne güzel anlatıyorum değil mi, bilmiş bilmiş...
yani kısacası ben okuduğumdan düşündüğümden bunu anlıyorum. bu senaryonun çeşitli yönlerinin gerçekle uyuşmadığını anlayabilirim zamanla. ben sadece şu anda anladığımı yorumluyorum.
"siz 300.000 yıldır 3 kh'siniz" diyen kasyopyalılar aynı zamanda, bizim bu senaryoyu yaşamamızda çok büyük bir pay sahibi olan 4 kh'lerin bizimle ilgili uzunvadeli planlarında başarısız olacaklarını da söylüyor.
kasyopya'lılar daha önce gelmiş olan ve kendilerinin de doğruladıkları epeyce nitelikli kanal bilgilerinde verilen birbirini doğrulayıcı bilgileri tekrarlamak istemediklerini söylüyorlar. "pleiades öğretilerini" okuyun diyorlar mesela, o bilgileri veren de bizdik diyorlar. temelleri tekrarlatmayın, yeni katlar atacağız diyorlar. nitekim pleiades öğretilerinde, pleiadesliler, size bugün bunları anlatıyoruz, ama pencereniz genişledikçe bambaşka hikayeler anlatacağız diyorlar.
neyse, devam etmeden önce senin ve ilgilenenlerin düşünceleri ve eleştirilerini almak isterim.
şefkat, acıma tartışması hakkında düşüncelerimi de mümkün olduğu kadar kısa bir süre içinde paylaşmaya çalışacağım.
hepinize saygılarımla. |
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 30/05/2008 : 00:55:44
|
Sevgili Tiversonus,
Güzel kısımlar bulmuşsun. Üstünde düşünüp konuşmak faydalı olabilir.
---
Sevgili Bozadi,
Ben şu 'cennetten düşme' olayını çok anlamlı bulmuyorum. Nedense insan olsun, gezegen olsun, kendi tarihinde olağanüstü şeyler olmuş olmasını istiyor, özel ya da farklı olmaktan hoşlanıyor. Bence bu gezegen de diğer gelişen milyarlarca gezegenden çok da farklı değildi. Cennete de çıkmadı, düşmedi de. Ha bir ara teknolojik veya ruhsal açıdan daha gelişmiş olduğu dönemler yaşamış olabilir aldığı yardımlarla (mu ve atlantis dönemi gibi). Ama dördüncü yoğunluğun 'cennetliğiyle' karşılaştırılabilir birşey değil bence her ne olursa olsun. Neden bir cennet olayı yaşanmış olup da bundan düşmesi gerçekleşmiş olsun? Buna bir cevap veremiyorum. Her 3. dereceden geçen gezegen bir cennet deneyimi mi yaşıyor? Neden yaşasın?
"Öte yandan ilişkide bulundukları grubun rengini alırlar" tezine de katılamıyorum. Aslında hatırladığım kadarıyla 3. yoğunluk derecesi büyük oranda kendi haline bırakılması gereken bir aşama olarak geçiyordu. Perde bu yüzden var. Bir seçim yapılacak ve özgür iradenin korunması gerekiyor. Yoksa seçimin anlamı kalmaz. Bu açıdan pozitifler çağırılmadan gelmiyor, negatiflerin de kendi kafalarına göre özgür iradeyi hiçe sayan tarzda müdahalelerini engellemek için de sonunda karantina konuyor. Benim bakış açım bu tarz. Ha bu hikayenin negatif müdahaleler kısmında kertenkele veya başka türde varlıklar bir şekilde sahnede olmuş olabilir. Onlardan öncesi dünya şartları daha iyi de olabilir. Ama bu 'cennet' tarzı ifadeler, 'düşme' gibi kavramlar bana göre gerçekçi değil. Eğer o çağda yaşayıp çok acı görseydim belki bu terimleri kullanırdım. Ama geniş bir açıyla bakınca ne öncesi cennet ne de sonrası düşüş olarak gözükmüyor gözüme. Bunlar her gezegende olan rutin çekişmeler pozitif ve negatif arasındaki bence. Rutin diyerek önemsiz demek istemiyorum. Ama sanki 'bize özelmiş' gibi anlatılmaması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Tıpkı bizim KH olarak nitelenmemizin bize özel değil, evrensel ortalama olarak görülmesi gerektiği gibi.
Bu birşeyi/birşeyleri 'özel' görme eğiliminde zorluk çıkaran bir nokta olduğunu da vurgulamak isterim. Bu yüzden bunu o kadar sık tekrarlıyorum. Ra'da şöyle bir bahis geçer, negatifleri çeken şey belli bir grup bilginin ne olduğu değil onların ne kadar özel görüldüğüdür, gibi. Yani birisi belli bir bilginin çok özel olduğunu düşündüğünde negatif saldırıya daha açık hale geliyor, bilginin gerçek olup olmaması bile ikinci derecede önemli gibi... Aslında bu da üstünde tartışabileceğimiz/konuşabileceğimiz ilginç bir durum. Nedir, neden böyledir?
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 30/05/2008 : 04:31:14
|
Merhaba,
Kasyopya Celseleri'ni okurken, dünya insanlarından kendine hizmet varlığı olarak bahsedilmesini ben de hiç anlamlandıramıyorum. Daha doğrusu, Ra Bilgileri'yle bu ifade tarzını birleştiremiyorum. Dünya 3. yoğunluktaysa ve eğer tekamül pozitif yönde gerçekleşecekse, henüz tam kutuplaşma gerçekleşmemiş olsa bile, genel eğilimin BH yönünde olması gerektiğini düşünüyorum çünkü.
Matematiksel olarak bulmak ne kadar doğru bilmiyorum ama ben de KH-BH ortalamasını şöyle hesapladım. %95 KH oranından %51 BH oranının negatif artanı olan %49'u çıkardım. 95-49=46 sonucuna ulaştım. Bu 46 birim üzerinde gezenler henüz kutuplaşamamış oluyor. 46/2=23 dersek de bulduğumuz 23 'ü 95'den çıkarırsak 95-23=72 sonucuna ulaşırız. Ya da 49+23=72 sonucuna diğer taraftan yaklaşınca da ulaşırız. Bu durumda %72 oranı bir nevi hiç hizmet etmeme oranı gibi orta nokta oluyor. Yani %95 ile %72 arası KH oranı negatif eğilim oluyor. 100-72=28 dersek de %28 ile %51 arası BH durumunda pozitif eğilimden söz edilebiliyor. (Bu şekilde %72 rakamına ulaşmak mantık olarak hatalı da olabilir. Çünkü belki de ve hatta muhtemelen bu noktadan -örneğin- %1 BH yönüne yaklaşmakla %1 KH yönüne yaklaşmak birbirine eşit zorlukta değildir.)
Eğer bütün kaynaklar dünyanın pozitif tekamülü başarmaya çalıştığını söylüyorsa, ben bundan BH eğiliminin fazla olması gerektiğini anlıyorum. Kaldı ki burada sadece eğilimden söz ediyoruz. Yani tam olarak negatif kutbiyet kazanmamış olan insanların KH varlığı olarak nitelendirilmesini ben anlayamıyorum. Acaba Kasyopyalılar %50 ile %100 KH oranı aralığındaki tüm değerleri kendine hizmet olarak ifade ediyor olabilirler mi diye aklıma geliyor sadece.
***
Özel görme konusunda ise şöyle düşünüyorum. Özel gördüğümüz şeye gücümüzü/enerjimizi kanalize ediyoruz. Değer veriyoruz ve bu değer farkında olmadan egomuzu bir tatmin yolu da oluyor. Çünkü inançlarımızı o özel olma haline çaldırmış oluyoruz. Tabulaşan bu durum da bizim zayıf noktamızı oluşturuyor. Bu özel gördüğümüz şeye karşı olduğunu algıladığımız, ya da bu inancımıza ters olduğunu bize çağrıştıran her şey, bizde tetiklenmeye hazır bir hal meydana getiriyor. Negatiflik saçabilecek, potansiyel bir silah oluyoruz.
'Cennetten düşme' ifadesi bir özel gösterme amacı taşıyor mu bilmiyorum. Ama insanın doğası ya da diğer deyişle egosu gereği özel hissetme arzusu hepimiz için bilindik bir şey. Bir çok kanal mesajı da bu durumu kullanıyor. Ve bu durumdan bahsedince aklıma ilk Kryon geldi şu an, örnek olarak.
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 31/05/2008 : 02:10:52
|
Özel görme konusunda şöyle bir şey de var. Aslında bir şeyi özel görmek, o şeyi diğer şeylerden ayırmakla ilgili biraz da. Yani birleştirici değil ayırıcı bir duygu.
Genellikle karıştırılan iki kavram var; 'özel olmak' ve 'değerli olmak'.
Biz birşeyin değerli olması için özel olması ve az sayıda/miktarda olması gerekirmiş gibi düşünürüz genelde.
Şunu düşündünüz mü hiç? Hepimiz sonsuz bir'in hologramik (bütüne özdeş) parçaları olarak (yani hem parça hem bütün olarak) sonsuz değerliyiz. Ama bu parçaların hepsi kendine özgü olmakla birlikte hiçbiri 'özel' değil.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 31/05/2008 : 08:51:13
|
'Özel olmak' ve 'değerli olmak' konusunda düşünmedim daha önce sanırım. Ama sözgelimi altın madeni değerlidir. Bununla birlikte altın bir yüzük aynı zamanda bizim için özel olabilir.
Bütünün parçaları olarak özel olma durumunu düşünmek daha zor sanırım. Kime göre özel sorusundan hareket edersem, işin içinden çıkılmıyor. :) Ama bütünün tamamı açısından bakınca da hepsi eşdeğer olmuş oluyor.
|
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 31/05/2008 : 19:59:29
|
| Ben özelim,sen özelsin,o özel,bu özel derken birbirimize bakıp gülümseyerek ''BİZLER BÜTÜN OLARAK ÖZELİZ'' demek ne harika... :) |
Edited by - on |
 |
|
|
zhouenali
Kehribar
  
Turkey
55 Posts |
Posted - 01/06/2008 : 01:19:37
|
selamlar,
Birkaç gün forumdan uzak kaldım ve birinci sınıf tartışmalar başlamış. Öncelikle KH-BH meselesi:
Bu konuda bozadi'ye katılıyorum. Hani her söylediğini onayladığımdan değil ama kendimiz üzerindeki kontrolsüzlüğümüz KH'a açık olmamıza, bir nevi KH aracı olmamıza sebep oluyor. Kılıf bulmaya çalışıyormuş gibi olmayayım ama Kasyopyalılar pekala bunu kastediyor olabilir. Celselerden birinde(henüz hangisi bulamadım) şuna benzer bir söz var: KH araçları özgür iradeye müdahele ederek BH olmayı öğrenemez. Bu söz gruba söyleniyordu ve teorimizi destekliyor. Yine de bozadi teknik olarak bize KH demenin doğru olduğunu söylese de belki insanların kafasını karıştırmamak için bunu özellikle belirtmeliydik. oe'ye bunu gösterdiği için minnettarım ve bence önemli bir konu. İnsanlara KH dediğimizde "acaba kendi doğamıza karşı mı savaşıyoruz" diye düşünebilirler. Aslında ben son iki gündür bunu düşünüyordum ama bu tartışma meseleyi tam olarak anlamamı sağladı. KH'ız diyorsak bunun sebebi kontrolümüzün olmamasıdır ve kontrolün tek yolu bilgi sahibi olmaktan geçer. Bugün okuduğum bir celsede sözlerin mi şiddetin mi daha etkili olduğu tartışılırken Kasyopyalılar güzel bir söz söylemişti: "Sözler ancak alıcı inanırsa etkilidir." Şimdi kontrollü olduğunu söyleyen oe'yi zorla inandıramayacağımızı biliyoruz ama en azından benim niye inandığımı duyarsa ikimiz için de iyi olur.
Cennetten düşüşe gelelim. Cennettten düşüş Kasyopyalıların bize verdiği bir kavram değil, sanırım hepimiz bunu biliyoruz. Cennetten düşüş tevrata kadar gider ve ademin cennetten kovulmasını ima eder. Bu noktada anlatılan sembolizma Kasyopyalılar tarafından düzeltilmiştir. Ortada bir cennet falan yok, ruhların dinlendiği bir yoğunluk var normalde ama bu düşüş 3. yoğunluk BH dünyasından 3. yoğunluk KH dünyasına geçişi temsil ediyor. Belki de bu özel hissettirme olayı binyıllardır burnumuzun dibinde bulunan kaynaklardan geliyordur, dinlerde hatta onların mezhep, tarikat gibi alt gruplarında bu özel hissetme olgusunu görüyoruz. Grup küçüldükçe özel hissetme artıyor ama bu gruplar da kendilerini büyütmeye çalışıyorlar. Açgözlülük ile ego arasında dostça bir savaş diyelim. Ne olursa olsun kazanan KH. Kasyopyalılar pekçok yerde ortada bir cennet olmadığını söylemişler zaten. Çevrilmiş celselerden birinde bu vurgu özellikle yapılmıştı.
Dediğim gibi olduğuna inandığımız şey bir 3. yoğunluk BH dünyası. Öncelikle perdeyi niye hatalı gördüğümü söyleyeyim. Perde içinde çatlaklar bile olsa ve oradan kutuplar da geçse sonuçta bir perde, bir kısıtlayıcı. Bunu dünyayı öğrenmek isteyen insanların evde oturup televizyon izleyip herşeyi öğrendiğini düşünmesine benzetiyorum. Belki bu şekilde evreni, yasaları öğreniriz ama BH-KH dualitesi ancak deneyimleyerek bilinir. Bu yüzden her ruhun bu dünya üzerinde iki farklı dualite geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir zamanlar BH'ların etkili olduğu bir dünyada yaşıyorduk şu anda KH'ların. Bu iki farklı dünyayı görmeden nereyi seçeceğimize karar vermek bana mantıklı gelmiyor. Tabii reenkarnasyonlarla denedik diyenler olacaktır ama bence mesele o değil. Bir ruh 3. yoğunlukta iki büyük döngü geçiriyor, bunlardan biri KH diğeri BH nitelikli. O zaman 3. yoğunlukta tam bir dualite var demeyeceğiz, ne insanlarda var ne de döngülerde ama ikisi de deneyimleniyor.
Cennetten düşüşten bahsettikleri zaman Kasyopyalılar iki varlık tipinden bahseder. 3. yoğunluk BH'tan gelmiş olanlar ve 2 yoğunluk varlıklardan 3. yoğunluğa yeni yükselmiş olanlar. Sanırım oe'nin %50 ilgisiz dediği kısmın yeni yükselmiş ruhlar olduğunu söylersek yanılmış olmayız, hasadı haketmeyenler çünkü iki dünyayı da, iki döngüyü de görmediler. Bence bu döngülerin kontrolü bir BH bir KH oluyor. Yani düşününce Kasyopyalılar-ve Pleiadesliler- bizdeydiniz, kaybettik ve kesinlikle geri alacağız diyorlar. Bu özgüven de beni hep rahatsız etmiştir. Nereden biliyorsunuz deyince de biz herşeyi görüyoruz diyorlar. Herşeyi görüyor olsalardı savaşı kaybetmezlerdi. Savaşı kaybetme sebepleri dengeyi sağlamak. Ama şimdi kazanacaklar çünkü sıra BH'da. Şu an %50 taze insanlar BH dünyasını deneyimledikten sonra 4. yoğunluğa geçecek.
Sevgili Qaan demiş ki: Eğer bütün kaynaklar dünyanın pozitif tekamülü başarmaya çalıştığını söylüyorsa, ben bundan BH eğiliminin fazla olması gerektiğini anlıyorum.
Ben bundan çok farklı şeyler anlıyorum: Sizce bunu söylemeyen bir kaynağı kim dinlerdi? Bu kaynakların bizim dikkatimizi dağıtmak için bu mesajı özellikle vermediği bilinemez. En ikna edici yalanlar inanılır gerçeklerle beraber sunulandır diye bir söz vardır.(İçimden bir his bu sözün çok yakında bana karşı kullanılacağını söylüyor) Neyin yalan neyin doğru olduğuna biz karar vereceğiz. Burada madem özel olma konusu açıldı son günlerde benimsediğim bir düşünceyi söyleyeyim: Biz şu an dünyanın kaderi açısından hiç önemli kişiler değiliz. Qaan'ın dediği gibi "siz özelsiniz, süpersiniz" lafları beni itiyor. Eskiden hoşuma giderdi ama Pleiades öğretisi bu sözleri tekrarladıkça boğuluyor gibi oluyorum. Herhalde bu sözlerin tekrarlanması onların hatalarının büyük kısmını oluşturuyor. Şu an yaşadığımız hayat gezegen için değil bizim için önemli. Seçimimizi yapıp ona göre hareket edeceğiz ve kendimizden(biraz da yakın çevremiz olabilir) başkasına bir etkimizin olmaması çok muhtemel. Bu kendini özel hissetme olayı da Celselerde anlatılan en önemli konulardan biri. Kasyopyalılar sık sık size kendinizi özel hissettiren nedir diye sorarlar. Laura bütün tariflere uymasına rağmen ısrarla 6. yoğunluk gezgin olmadığını söyler-bazı kanalların aksine o alçak gönüllüdür. Anlayış, alçak gönüllülük, sorgulama, akıl üstüne kurulmuş,itaati değil düşünceyi talep eden ve hata yaptığını kabul eden bir öğreti. Daha ne olsun. Yüzeyde dualitelerden bahsederek bölücü gibi görünmüş olabilirim ama birliğin farkında olmadığım düşünülmesin. Bunları söylememdeki amaç birliğin oluşturduğu dualiteyi daha net sınırlar içinde görebilmek. O net sınırlar olmasa İlk Yaratıcı deneyim kazanamazdı ve biz de o sınırları iyice farketmeden deneyim sağlayamayız.
Matematiksel hesaplamalara müdahele etmek istemiyorum ama bence sağlıklı bir yöntem değil çünkü fazlasıyla tahmin var. Yine de denkleme devam etmek isterseniz orada bir %6 var ve kendilerine psikopat diyoruz. Burası şaka değil, vicdanı olmayan, gözünü kırpmadan yalan söyleyen insanlar. O konudaki tartışmaları tam okumadım ama bana BH'ın son umudu %6 ya karşı bir grup gibi geldi, buyrun size dualite. Daha sonra onlar hakkında ayrıntılı bilgi verebiliriz belki, tabii talep gelirse.
Bu arada sevgili oe_'ye direkt bir soru yönelteyim: KH'ların bizim özgür irademizi aşmamak için hiçbir şey yapamadığını söylüyorsunuz ama onların bizden beslenme, bizi kontrol etme gibi şeyler, için özgür iradeleri yok mu? Niye bizim özgür irademiz onlarınkinden daha değerli olsun ki? Çok mu özeliz yoksa? :)
İçinde yaşadığımız dünyaya bakarsak yediğiniz bir tavuğun özgür iradesiyle tabağınıza koyulduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa sizin yaşamak için yaptığınız şey, ölmeme iradeniz, tavuğun yaşama iradesini aşıyor mu? Benim gözümde başka canlıları tüketerek beslenmemiz KH etkisi altında olduğumuzun göstergesi. Hatta gözümde cennetten düşüşteki cennet yaşamak için hiçbir şeyi yoketmek zorunda olmadığımız bir dünya ama siz bilirsiniz tabii. |
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 01/06/2008 : 10:22:03
|
Merhaba,
Biliyorsunuz arkadaşımız Qui'nin üyeliğini isteği üzerine engellemek zorunda kalmıştım. Bana yazdığı en son e-mail'de belli oldu ki, tam da buradaki paylaşımlarda bulunması gereken ifadeleri, bana attığı e-postada sadece ben okuyabiliyordum. Foruma yazarsa zenginlik katacağını düşündüğüm için, tekrar aktif kullanıcı olmasını önerdim ve engellemenin kaldırılmasını kabul etti.
Sanırım 'cennetten düşüş' ile ilgili e-posta adresime yazdıklarını burada ve diğer konularda yazmak istediklerini yine ilgili başlıklarda belirtecektir. Olay bu başlıkta geliştiği için, yine bu başlıkta açıklamayı uygun gördüm.
Hoş geldin tekrar Qui.
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
oe_
Elmas
    
671 Posts |
Posted - 01/06/2008 : 10:34:08
|
Sevgili Zhouenali,
"KH araçları özgür iradeye müdahele ederek BH olmayı öğrenemez". Bu sözü tam anlamadım, açıklarsan sevinirim. Yalnız bir noktada düşüncemi belirtmek isterim. Ra'da örneğin kontrol ve kabul birbirine zıt iki kutup olarak sırasıyla KH ve BH'ın ana ilerleme yöntemi olarak sunulur. Bana göre bunlar aynı zamanda beynin sol-rasyonel-bilgelik/ışık ve sağ-sezgisel-sevgi/idrak loblarına da karşılık geliyor. Yani rasyonel yön herşeyi kontrol edebilmek üzere bilgi öğrenip duruyor. Ama bu yolun sonu KH. KH varlıkları evrenin düzenini kendileri kontrol etmeleri gerektiğini düşünürlermiş (başıboş sahipsiz bir evren). Yani bir ana birleştirici irade (sonsuz bir) olmadığı düşününce "dur kontrolü ele alayım" diye olaya bakmaları normal gibi. Ben de her ne kadar rasyonel yönüm zaman zaman baskın çıksa da bunu dengelemeye çalışıyorum.
'Cennetin var olmadığı' olayı, nereden baktığınıza göre değişir. 4. yoğunluk bence 3. yoğunluğun cenneti sayılabilir. Oraya gidemeyip burada kalmak da cehennem. 5. yoğunlukda 4'ün cennetidir, böyle gider sonsuza kadar. Dinlerdeki cennetten düşme, ilk başlangıcı anlattığı için bana göre hiç KH kutuplaşmasının olmadığı önceki oktavlardan/yaratılışlardan da bahsediyor olabilir. Ama bu konu çok da kritik değil. Öyle olsun veya diğer türlü. Dediğin gibi çeşitli KH-BH dalgalanmaları yaşanıyor olabilir gezegenlerin gelişim süreçlerinde. Tabii bu mutlaka şart değil. Tam dualite sağlanacak demek, tam dualite imkanı sağlanacak demek. Yani bunlar potansiyeller veya imkanlar bağlamında sağlanır. İlle de gerçekleşme bağlamında değil. Gerçekleşme bağlamına kadar zorlarsanız o zaman salt BH ya da salt KH imkanını kısıtlamış olursunuz bu sefer. Öte yandan 3'e yeni geçenler de bence %50'de değil. Çünkü yeni doğmuş taze bir bilinç bile kendi bedenini diğerlerinden soyutlayarak onun için çaba göstermeye başlıyor. Kendi acılarını hissediyor, başkalarınınkini doğrudan hissetmiyor vs. Yani %72 kendine hizmet benim (kutuplaşmaya karşı) ilgisizlik dediğim ortalama değer oluyor, %50 değil.
Qaan'ın söylediğini ben şöyle anlıyorum, bütün kaynaklar buranın 4BH gezegeni olacağını söylüyor; Ra, Kasyopya bilgileri dahil. Yani 4KH değil de 4BH olacağımız kesin gibi. Aralarında sahte kaynaklar olması olmaması, olayı pek değiştirmiyor. Siz sanırım her kaynak pozitif çaba harcıyor gibi değerlendirmişsiniz sözü. Dediğiniz gibi bize kaynak olarak sunulan herşey pozitif yönde olmayabilir. (Öte yandan söylediğiniz söz zaten daha önceden kullanılmıştı, gerçi genel olarak kullanıldı, birşeye karşı değil :)
Şimdi; özel olmak konusunu düşününce, bunu iki tip yorumlamak da mümkün. Şimdiye kadar insanlar kendilerini değersiz hissettiler. Sonsuz bir yaratıcıya karşı sıfır değerde yaratılanlar olarak. Siz özel/değerlisiniz sözü eğer tüm insanlığa/varlıklara söyleniyorsa beni çok rahatsız etmiyor. Bu eski değersiz hissetmelerinden kurtarmak için olabilir. Ama belli bir gruba diğerlerini dışlayarak söylenince olay değişiyor. Aslında 'özel olmak' konusu bizim de hala tam aşabildiğimiz bir konu değil. Daha çok sevdiğimiz insanlar var değil mi, bizim için özel olan. Belki bunu ayrıca tartışmaya devam etmekte fayda var.
Matematiksel hesap diğer "%50 ortadır dengedir" diyen varsayıma göre çok daha mantıklı. Çünkü ekstra bir bilgi/faktör olarak hasat yüzdelerini kullanıyor. Eğer %50 ortalama puan olsaydı, pozitif hasat çok kolay olurdu. Belki Qaan'ın söylediği gibi iki yöne olan %1'lik ilerleme aynı zorlukta değildir ama 3 aşağı 5 yukarı %72 lik nokta orta olarak gözüküyor. Varsayım ise sonsuz bir'in iki tür hasata da eşit fırsat tanıması isteği. Bunun olması için de eşit zorlukta olmalı bu yollar. Yoksa dengesizlik olurdu, gibi güçlü varsayımlar var. Söylediğiniz %6, dengesizlik olarak bence spektrumun çeşitli yerlerine dağılmış olabilir. Olasılıkla negatif kısma daha yakın. Olasılıkla kullanılıyorlar (üst negatifler tarafından) ve bu da negatif bir ilerleme dersi onlar için. Ama bu dengesizlik hali çok da işe yarar bir durum değil kendileri için. Çünkü kendi anlamlarını korumaları gerek, bir amaç ve bilinç dahilinde kendilerini karmaşaya düşürmeden ilerlemeleri gerek. Öbür türlü kutuplaşma değil dengesizlik kazanırlar daha çok. Biliyorsunuz karmaşa yüzünden Hitler de hasat edilememişti, tedavi sürecine alınmıştı. Yani kötü gözüken şeyler yapmak, doğrudan negatif kutuplaşma sağlıyor olmayabilir. Ama dediğiniz gibi bunların bir kısmı (belki %3-5'i) negatif hasat edilebilecek tarzda negatif yolda ilerliyor olabilir. Bunların olması denklemi bozuyor mu, nasıl bozuyor anlamadım. Bir de %6 bana fazla büyük bir rakam geldi. Sokakta gördüğüm her 16 insandan biri psikopat mı? 50 kişilik bir sınıfta 3 tane psikopat mı var?
Bana yönelttiğin soruya cevabım ise şu: Hayır bizim özgür iradelerimiz onlarınkinden daha değerli değil. Onlarınki de bizimkinden değerli değil. Özgür irade yasası/sapması birinci sapma olarak en önemli yasa. Bu, varlıkların birbirini çiğnemeden dengede durmalarını sağlıyor. 3. derece bir varlıkla 4. derece bir varlık "hadi kozlarınızı paylaşın" diye aynı arenaya atılamayacağına göre (4'lerin iradesi 3'lerinkinden fazla olduğu için, onlarınki özgür kalırken bizimkinin elinden tutsaklıktan başka birşey gelmezdi) bunu dengeleyen önlemler alınmış olmalı.
Son paragraftaki 'hiçbir şeyi yoketmek zorunda kalmadığımız cennet dünya' tarifinizi merak ettim doğrusu.
|
Edited by - oe_ on 01/06/2008 10:52:34 |
 |
|
|
Tsunami
Elmas
    
318 Posts |
Posted - 01/06/2008 : 12:12:51
|
Konuyu ilgiyle izledigimi söylemeliyim.
Öncelikle dünya gezegeninden negatif hasat yapilabilecegi gibi bir düsünceye katilmiyorum.
Sadiklar plani celeselerinden birinde, "bizler burada kobay mi oluyoruz "sorusuna, "Her biriniz Yüksek Bilginler Kurulunun laboratuvarlarında çalışan laborantlar gibisiniz, aynı zamanda kobaylar gibisiniz!”(Celse 7.8.1970)yaniti veriliyor. Yani bizler burada su an tam olarak bilemedigimiz bir sey yapiyoruz ve bu seyi yaparken kendimizi de siniyoruz. Yani hizmet icin burdayiz. Dünya gezegeni, evrensel bir amaca hizmetle, kendi melekligini unutup kapali bilincle dünyaya gelmeyi, burada ne oldugunu bilmeden, negatif etki ve saldiriya da ragmen varolmaya calisan üstün varliklarin enkarne olma yeridir. Yani en bastan biz BH olmasak burada olmayiz, bu cileyi cekmeyiz diye düsünüyorum. Negatif, KH varliklari yüksek iradenin izniyle islerini yaparlar. Yani tanri istemese yaprak kipirdamaz, denir ya. Öyleyse negatif ve kh diye nitelendirdigimiz kutup da pozitif ve bh kadar bütünün parcasidir. Negatif kutup insana hic yoktan negatif bir sey yaptiramaz, sadece insandaki negatif sapmalari kullanarak etkiyi arttirabilir. Yani oyunu mu desek, sinavi mi desek; her neyiyse bunu biraz daha "zorlastirmak" icin varlar ya da bu yasamimiz bir göz acip kapayincaya dek olan bir "rüya" ise , bu rüyaya biraz aksiyon, biraz gerilim katiliyor olabilir :)
Dünya , bh gezegenidir derken..söyle bir düsünün. Insanlarin teker teker sahip olduklari iyi ve kötü huylari bir kenara birakarak düsünün. Basiniza nerede bir kaza geldi ve size yardim edilmedi ? Düsen bir cocuk nerede kaldirilmadi? Bogulan biri icin denize atlamayanlarin oldugu bir yer hic oldu mu? Alev alev yanan evlere dalip ciglik cigliga bagrisan insanlari kurtarmaya calisanlar kimler?Düsünün, cogunluk bh midir kh mi?
Dünya insani özeldir, degerlidir cünkü kanal bilgilerinin cogunda yaptigimiz ise saygi duyuldugundan bahsedilir. Yani sadece "insan" oldugumuz, burda yapmaya calistigimiz seye en bastan talip olup geldigimiz icin, sirf bunun icin. Gelen kanal bilgileriyle , kutsal kitaplarla insanogluna yardim edilmis ve edilmektedir. Yani cilesini biraz olsun azaltabilmek, icine girdigi oyunla ilgili bir kac tüyo, ipucu verebilmek icindir. Insan yolunu bulacak, kendini hatirlayacaktir, buna muktedirdir, aksi de olmayacaktir. Kh kutbu, negatif kutup insanlarin üzerinde istedigi kadar calissin, insanoglu özündeki melegi kalben bilmektedir. Bir gün ilahi irmagin suyuyla yikanan kara kugu, söyle bir silkelenince üzerindeki karaligin sadece boya oldugunu anladiginda altindan bembeyaz bir kugu cikacaktir.
Diyebilirsiniz ki, bunca kötü insan hatta katiller psikopatlar ne oluyor peki? Ne mi oluyor, karsilikli kontratlar diyecegim. Filmde kötü adam rollerini de birileri oynamali degil mi :)
Ayrica bir ekleme;
Kasyopya bilgileri celselerini takip ediyorum, aktaranlara da tesekkür ediyorum. Ancak kabul etmedigim kisimlari da var epeyce. 3. boyutun, 4. boyutun "yem"i olacagi gibi bir bilginin, dejenere bilgi oldugunu düsünüyorum. Kertenkelerin bizi yedigi vesaire bilgilerin korku salmak amacli oldugunu düsünüyorum. Bilginin dogrulugunu savunmak icin "bizler de tavuklari yiyoruz" savini da saglikli bulmuyorum. Iste belki de kanal mesajlarinda "özel ve degerli" oldugumuz bunun icin bu kadar vurgulaniyor. "tavuk" olmadigimiz ve olmayacagimiz icin :) |
Edited by - Tsunami on 01/06/2008 13:00:56 |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 01/06/2008 : 20:18:02
|
%6 'lık psikopat kısımla ilgili Kasyopya Celsesi'ni gerçekten merak ettim. Eğer bu %6 homojen olarak ya da negatif ağırlıklı olarak da olsa yayılıyorsa, bu defa yine de içlerinden pozitif eğilimliler de çıkabilir mi diye de aklıma geliyor. Çünkü pozitif kutbiyeti gerçekleştirmiş olan bir varlık bile %49 'a kadar negatiflik barındırıyor.
Bunları düşündüğümde ise aklıma gelen bir başka şey şu oldu. Belki de hizmet kavramıyla, iyi ve kötü kavramlarını tam olarak eşdeğer tutmamamız gerektiğini düşündüm. Evet kötülük negatiflikte yol almak için kullanılan bir araç. Ama sonuç olarak hizmetin yönü önemli. BH eğiliminde de çoğu zaman kötülük kullanılması yaygındır ya da iyiliği kullanarak da KH yolunda kademe katedilebilir. Yani ister KH olsun ister BH hizmet olsun, iyilik ve kötülük girift bir şekilde kullanılıyordur ya da biz uzun vadede hizmetin gerçekleşmesi açısından neyi doğru neyin yanlış olduğunu iyi kötü kavramlarıyla açıklayamayız diye düşündüm.
Diğer taraftan ise, BH ve KH kavramlarının tam olarak neye karşılık geldiği de konuşulabilir. Enerji akışının dışa ya da içe doğru olması şeklinde açıklamalar bence yeterli olmuyor. Yapılan işlerle ilişkisi de var mıdır diye düşünüyorum. Sözgelimi Hipokrat yemini etmiş bir doktor insanlara gece gündüz hizmet verirken BH gerçekleşmiş oluyor mu? Yine bir tıp doktorunu başka örnekle açıklarsak, işinde uzmanlaşıp, büyük isim yapmış bir cerrah belki de KH eğiliminde olmuş oluyor
Ya da insanlara fayda açısından düşündüğümde ampulun ya da elektriğin icadı en büyük hizmetlerden gibi görülebilir. Ama bu icatları gerçekleştirenler BH hizmet aşkıyla mı bunu yaptılar, onu bilemeyiz. Yani başkalarına hizmet etmenin yolu tam olarak nedir, onu saptayabilmiş durumda değilim. Hatırladığım kadarıyla Kasyopyalılar kişisel sorulardaki bire bir bilgi yardımlarını pek de BH gibi görmüyorlardı. Genele ait bilgilerin yayılması için çalışıyorlardı sanırım. Bu durumda mesela ayağı takılıp düşen birinin koluna girip kaldırmak, başkalarına hizmetten sayılmıyor mu?
Yine burada aklıma gelen bir soru ise, önemli olan, hizmetin sunulmuş olması mı ya da gerçekleşmiş olması mı yoksa hizmet vermeye yönelik içten gelen itilim mi BH yolunda kutbiyeti sağlayan? Ya da tam olarak ne?
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qui-gon jinn
Zümrüt
   
Turkey
101 Posts |
Posted - 01/06/2008 : 21:41:18
|
Tekrardan merhabalar dostlar...
Sevgili Qaan, ikinci mesajıma henüz bir cevap yazmamışsınız ama ben genede değindiğiniz bölümü buraya aktarıyorum.Lakin mesajımda belirtiğim olay umarım düşündüğüm gibi değildir de, daha başka aktarımlarımıza da yol açılabilir.Umarım...
Sevgili arkadaşlar, Qaan'la aramızda ki olayları buraya yazıpta uzatmayacağım elbette.Sadece paylaşmamı istediği yorumumla alakalı kısmı, biraz değiştirip, düzenleyerek yazıyorum.Gerçi konu biraz gerilerde kalmakta ama sevgili Qaan, çok akla yatkın, forumda paylaş dedi, peki paylaşalım dedim bende.Budur sadece.Efendim Qaan, yorumun diyor ama sadece benim kasyopya celselerinden çıkarabildiğim hususlardır bunlar.Kısaca şöyledir; -- "Efendim, bahsedilen düşüş sembolizması, sevgili OE'nin değindiği, dünya insanlığının, BH'den KH'ye düşüşünü temsil etmediği kanaatindeyim.Kasyopya celselerinden çıkardığım cennetten düşüş olayı, özetlemek gerekirse şöyledir; Tüm ruhlar başlangıçta vardılar.Olayda, bu tüm ruhların başlangıçta yaşadıkları hadisedir.Ruhların, fiziksel aleme girişidir.Tek bir dünya insanlığının başına gelen değil, ruhların, OE'nin dediği o milyarlarca gezegene, fiziksel boyuta, yoğunluğa (4.yoğunlukta dahil elbette, o da fiziksel bir varoluştur), kısaca tüm ruhların, tüm fiziksel varoluşa girdiği başlangıçtaki halin sembolizmasıdır.OE'nin bahsettiği, bizim dünyamızda ki düşüş, "Lusiferin düşüşü" isimli olayla sembolleştirilmiştir.Burda ki "Düşen melek" biziz.Dediğim gibi cennetten düşüş, ruhların başlangıçta, fiziksel aleme girişidir.Bu yüzden OE'nin dediği gibi, biz dünya insanlığına özel bir durum ve bize özel olduğumuz söylenerek yanıltılıyoruz sözlerine katılamadım.Semboller karıştırılabiliyor ve yanlış algılara yol açabiliyor.Yani sevgili OE kasyopyalılara fazla yüklenmeyiniz.:) Sevgili OE, eğer celselere dikkatle bakarsan kasyopyalıların şu sözlerini de göreceksin sanırım; "Herkez ve Herşey özeldir" (Kasyopyalılar) " --
Biraz değiştirerek yazdığım, bahsetmek istediğim mesele bu kadardı.Ötelerine ait fikirlerimi, paylaşıp paylaşamama durumum henüz meçul...
Sevgili Qaan sorduğunuz konu da nacizane küçük bir fikrimi eklemek istiyorum.Ben BH kavramından, kendin için hiçbirşey istememeyi anlıyorum.Dediğiniz yardım etme hususlarının hepsi BH'yi belirlemiyor kanaatindeyim.Bu, yardım edip etmemekle ilgi bir mesele olmasa gerek.Ona bakarsanız, kertenkelerde insanlara zaman zaman çok yardımcı olmaktadır.Lakin bu yardımdaki amaç bellidir.BH, KH ayrımını yapan hususlar, başka noktalar olmalı diye düşünüyorum.Ve zaten görüleceği gibi kasyopyalılarda, kertişlere ve başkalarına, özellikle bilgi konusunda her türlü yardımı yapmaktadır.Onların bu bilgileri hangi amaçlarla kullandıkları da ortadadır elbet.Yani tam BH kasyopyalılar da, kötü amaçlar için hareket edenlere, bir bakıma kötülüğe hizmet etmektedirler.Burada, iyi kötü ayrımını da bu konuda pek bir ölçüt olarak görememekteyim.Sevgiler...
Sevgili Tsunami, son paragrafta sorduğunuz yemek meselesine ilişkin, ben bazı görüşlerimi bu başlıkta paylaşmıştım.Tekrar yazmayayım.Eğer değerlendirmek isterseniz, orta kısımlarda bir yerde olacak.Başka fikirlerimde var o konuda ama önceki yazdıklarım konusunda genel olarak ben aynı fikirlerdeyim hala.Saygılar, sevgiler Sevgili Tsunami...
Bu arada muhterem Tgur beyfendiciğim, döngü meselesindeki görüşlerinize tam katılamıyorum efendim.:) Lakin o konulara malum sebeplerle değinememiştim.Burda değil ama gene aynı başlıkta kaldığımız yerden devam etmeyi umuyorum muhterem Tgur beyfendiciğim.Görüşebilmek dileğimle.Saygılar sevgiler üstadım.:)
Ebedi Saygı, Hoşgörü ve Sevgilerimle... |
Edited by - Qui-gon jinn on 02/06/2008 01:58:06 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 02/06/2008 : 13:15:43
|
selam arkadaşlar.
forum katılımcıları arasındaki her türlü etkileşimlerin artmasını, çok çeşitli konu ve başlıklar hakkında duygu ve düşüncelerin ifade edilmesini olumlu birşey olarak algılama eğilimindeyim.
ama kendimize hatırlatmamızın çok faydalı olacağı ortak, doğal, birleştirici, birliği hatırlatıcı hususların da var olduğunu biliyoruz.
muhtemelen içinde olduğumuz sürecin niteliklerine de uygun olarak, kaos artış gösteriyor gibi görünüyor. karmaşa, endişe, korku duygularında da bir artış olabilir ve muhtemelen giderek artan bir şekilde olacak da.
ilahi takvim gereği yeni bir düzenin kurulması için mevcut düzenin, dünya insanlığı medeniyetinin yıkılması gerekiyor. işte biz de tam bu yıkım sürecinin içindeyiz. dünyasal olaylar, iç dünyamızdaki olayların, iç dünyamızdaki olaylar da dış dünyadaki olayların bir yansıması. arada bir ilişki, bir etkileşim var.
eğer nedenini nasılını bilmezsek, bu yıkım süreci bizi çok kötü sarsabilir, moralimizi bozabilir, enerjimizi tüketebilir. ama eğer, çok kapsamlı olan bu dönüşümlerin dayalı olduğu çok basit prensipleri birbirimize hatırlatırsak, işte o zaman her ne kadar bir süre için yıkımın bazı sıkıntılarını yaşayacak olsak da, bu süreç giderek bizim için ömrümüz boyunca arayışı içinde olduğumuz herşeyi sunan ilahi bir şenlik haline gelecektir.
zirvesine ulaşana kadar giderek yoğunlaşacak olan bir yıkım ve karmaşa sürecine belki de epeyce bir süredir girmiş bulunmaktayız. bu süreçte hayatımız boyunca, belki hayatlarımız boyunca birikmiş, bastırılmış çok çeşitli negatif duygu ve düşüncelerimizin yüzeye fırlaması çok muhtemel gibi görünüyor. bu olmak zorunda. büyük arınma süreci için tüm bunları yaşamak zorundayız. kıyamete ilaç gibi ihtiyaç duyuyor ruhlarımız. çünkü kıyamet terapimiz olacak. arınmamız olacak. ömürler boyu birikmiş inatçı kirliliklerimizi çok etkili bir şekilde temizleyecek. bunun ne kadar büyük bir lütuf olacağını şu anda bilmemiz imkansız gibi birşey elbette. benim için de şu anda imkansız gibi.
bu yıkım ve arınma döneminin ardından dünyada çok farklı bir süreç başlayacak: 4. bilinç yoğunluğu seviyesi deneyimi. fiziğin şu anda bildiğimiz kadar somut/sabit olmadığı, bilincin maddenin sınırlamalarından şu andaki kadar etkilenmediği, bilincin maddeye şu andakinden daha fazla hükmedebildiği bir gerçeklik. şu andakinden çok daha fazla ama yine de %100 değil muhtemelen. yani maddeye sonsuz bir kolaylıkla hükmedebilmek olmayacak. yani şu andaki realiteden tamamen kopuk bir sihir alemi değil 4. bilinç yoğunluğu seviyesi. her bilinç yoğunluğu seviyesi kendi içinde de 7 seviyeye, ve daha alt seviyelere sahip. işte bu bağlamda, 4. yoğunluk dönemimizin ilk seviyelerinde şu andakinden tamamen kopuk bir hayal alemine girmeyeceğiz. ama yine de herşey çok değişecek çünkü kendimizde olmadığını sandığımız yeni bir bilinç seviyesini ortaya çıkarıp o bambaşka seviyeden bakıyor olacağız herşeye. ve herşeyi sanki daha yeni görmüş gibi olacağız muhtemelen.
peki şu anda böyle birşeyden tamamen uzak bir dünya hayatı realitesi yaşarken, birkaç sayılı yıl sonra nasıl olacak da böyle bir realiteye giriş yapacağız? inanılmaz görünüyor değil mi? hiç makul gelmiyor çoğu insana.
buradaki temel husus özet olarak şu: insanlığın azımsanamayacak bir bölümünün geçmişinde 4. yoğunluk bilinç seviyesinin özellikleriyle benzeşen eterik bir süreç yaşandı. ama 4. yoğunluk kh varlıklarının da etkisi yoluyla o süreç sona erdi ve bu şu anda cennetten düşme olarak adlandırılan şeydir. kısacası, insanlığın bilinçaltında, 4. yoğunluğun nasıl birşey olabileceği ile ilgili bilgiler, "anılar" var. ama ara süreçte maruz kaldığımız genetik, kültürel vs müdahaleler nedeniyle bunları bilinçli bir şekilde hatırlamamızın imkansız gibi birşey olduğu bir duruma geldik. işte bu yüzden 4. yoğunluk denen şey bize şu anda çok yabancı ve imkansız görünmesine rağmen aslında öyle değil. şu önümüzdeki süreçte bilinçaltımızın ortaya çıkmasına neden olacak deneyimler yaşayacağız. önce bilinçaltımızın nispeten yüzeye daha yakın olan birkaç hayatlık negatif birikimler yüzeye çıkacağı için ve hali hazırda çıkmakta olduğu için çok büyük rahatsızlıklar duyacağız / duyuyoruz. ama daha da derinde olan seviyelerin de yüzeye yaklaşmasıyla birlikte herşey çok değişecek. çünkü insanlığın bilincinin daha derin seviyelerinde, şu anda cennet olarak tanımlanan şeye benzer dönemlerin yaşandığı deneyimlerin anıları mevcuttur. şu anda bunu bilinçli bir şekilde hatırlamıyoruz, ama işte önümüzdeki kıyamet süreci yoluyla ara kirli katmanlar temizlendikten sonra, derinlerdeki parıltı tekrar yüzeye çıkacak. ve 4. yoğunluğun neden makul ve doğal olduğunu o an çok iyi bileceğiz.
işte bize imkansız görünen şey, önümüzdeki kıyamet sayesinde mümkün olacak. şu an ile 4. yoğunluğun gelişi arasındaki sürecin rahat ve pürüzsüz yaşanacağını sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. 3. yoğunluk dünyasının yıkımına şahit olacağız, ama bu sadece dış dünyada meydana gelen bir yıkım olmayacak. bilincimizdeki 3. yoğunluk da yıkılacak. işte asıl koyucu olan bu. bildiğimiz gerçekliğin ayakları yerden kesilecek. imkansız görünen olacak. gerçeklik paramparça olacak. dış dünya, iç dünyanın ve iç dünya da dış dünyanın bir yansıması. o yüzden dış dünya yıkılırken iç dünyanızdaki yapıların şu andaki gibi kalacağını sanıyorsanız, kasyopyalıların dediği gibi, "bekleyin, sadece bekleyin." "bekleyin ve görün."
size karamsarlık aşılamaya çalıştığımı mı düşünüyorsunuz? ben size büyük bir müjde verdiğimi düşünüyordum halbuki. |
Edited by - on |
 |
|
|
FRAN
Yakut

Turkey
3 Posts |
Posted - 02/06/2008 : 14:36:08
|
Herkese Selamlar,
Foruma bir ay önce kayıt oldum fakat işlerimin yoğunluğundan vakit buldukça Kasyopya Celseleri / Ham Transkriptleri ve, Genel Kanal Bilgileri Tartışmalarının tamamını okudum.
Arkadaşlar, BH ve KH hakkında kafaların karışık olduğunu gördüm. 3.yoğunluk Dünya gezegeni için BH diyen var KH diyen var. BH'de yapılan işe karşılık beklenmez, KH'de ise karşılıksız iş yapılmaz. 3.yoğunluk (KH) Dünya gezegeninde ise yapılan işin karşılığı PARA'dır. PARA'yı elinde tutan KH varlıkları bunun sağladığı "GÜÇ" ile bu güce yeteri kadar sahip olamayanları köle gibi kullanırlar. Bunlar ister çalışan ve işveren bazında olsun ister ülkeler bazında olsun farketmez. İnsanlar "para"nın kölesi olarak yaşarlar. PARA'nın sağlayacağı güçten pay kapabilmek içinde herşeyi yaparlar. Dünya nüfusunun çok büyük bir kısmı, maddi veya parasal açıdan güçlü olmak, başkalarından farklı olmak, ayrıcalıklı olmak, rahat ve konforlu hayat, arabalar, yatlar, villalar, malikhanelere sahip olmak ister, yani KH olmak her zaman daha cazip ve çekiçi gelir insana. İşte 3.B'nin illüziyonu ! bu yüzden insanlar büyük bir yüzde ile ya KH veya KH sempatizanıdır. Bugün köle olarak,sömürülen olarak yaşayan, yarın eline GÜÇ geçtiği zaman sömüren olmaktadır. Dünyanın BH olabilmesi için PARA imparatorluğunun yıkılması ve PARA'nın kalması, herkesin önce "BEN" değil önce "SEN"demesi gereklidir. Fakat devre sonuna gelindiği şu son yıllarda da bu pek olacak bir şey gibi gözükmüyor. Zaten bu devrenin başından bu güne kadar kaç bin sene geçmiş Dünya insanlığı Kertişlerin de yardımlarıyla birbirleriyle savaşa savaşa KH yolunda ilerleyerek bugünlere gelmişler. Şimdi birden bire insanlığın KH'den BH'ya geçebileceği ve BH olarak hasat edilebilmesi pek mantıklı gelmiyor bana. Bir de şu husus var, KH kötüdür BH iyidir diye nitelememek gerekir. Bunların ikisi de tekamül yollarıdır. Nasıl ki pilin (+) kutbu iyidir (-) kutbu kötüdür diyemezsek ve elektriği kullanabilmemiz için her iki kutuba da ihtiyacımız varsa, iyi yol kötü yol diye birşey yok sadece iki yol var diye bakmak gerekir. Tekamül içinde bu iki yoldan birine ihtiyaç vardır varlık hangi yolu kendine uygun görürse yolu seçip tekamülünü yapar hepsi bu.
Sevgili Bozadi, Eğer varlıklar dediğin gibi bir kaç sene gibi kısa sürede tekamülü tamamlayabilselerdi, 300.000 sene veya 75.000 sene veya 25.000 senelik devrelere gerek olmaz, birkaç senede bir yoğunluk değiştirip 7 yoğunluğa gelirlerdi. Ama maalesef ruhsal tekamülde binlerce senede yapılamayan 3- 4 senede hiç yapılamıyor.
Sevgi ve Işıkla kalın. |
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 02/06/2008 : 16:50:40
|
selam FRAN,
kasyopya celseleri olsun, tartışdığımız diğer kanal bilgileri olsun, bunlarla ilgili bilgi ve fikir sahibi üyelerin katılımlarını görmek çok güzel. umarım katkıların sürekli olur.
kh koşullarının egemenliği konusunda seninle aynı fikirdeyim. kertenkeleler olarak tanımlanan 4. yoğunluk kh varlıklarının, özellikle para / kredi sistemi yoluyla insanlık medeniyetini feci şekilde baskı ve kontrol altında tuttuğunu görmek bence de çok önemli.
artı ve eksinin, pozitif ve negatifin, basit bir şekilde "iyi" ve "kötü" kavramlarıyla eşleştirilemeyeceğine de aynen katılıyorum.
aslında seninle aynı fikirde olmadığımızı düşündüğüm husus, binlerce yıldır başarılamayan şeyin, önümüzdeki birkaç yıl içinde başarılmasının imkansız / absürt olması diyecektim ama bu hususta da tam olarak farklı düşündüğümüz söylenemez.
bununla ilgili daha önceki bazı mesajlarımda değindiğim bir hususu özetlemek istiyorum. şu andaki dünya insanlığının tamamı değil, yarısı "cennetten düştüğü" belirtilen gruptandır. diğer yarısı ise düşme gerçekleştiği sırada zaten dünyada bulunan ve burada 2. yoğunluktan 3. yoğunluğa geçmiş olan gruptu. aslında kertiş projesi gereği onların 3. yoğunluk deneyimi de sekteye uğradı belki. o diğer grup, bizim yaşadığımız "cennetten düşme" sendromunu yaşamıyorlar, dünyada olan bitenleri sorgulama gibi bir istekleri yok. buna uygun bir bilinç ve sezgileri de yok. kendi algı ve deneyim seviyelerine uygun olarak fiziksel emniyet ve güçlenme dışında şeylerle ilgilenmiyorlar. işte bu grubun 4. yoğunluğa geçmesi diye birşey söz konusu olamaz. 3. yoğunluğu bile deneyimleyemediler. ayrıca bu grup, cennetten düşen grubun iyice pasifleştirilmesine yönelik çabalarda da bilinçsiz birer araç olarak kullanılabiliyorlar.
ama bunun için suçlanamazlar çünkü gerçekten onlarınki de biraz da bizim yüzümüzden yaşanan şanssız bir durum. onlar da içlerinden bizim gibilere kızgınlar herhalde.
herneyse, kısacası dünya insanlığının yarısı, bana göre, 3. yoğunluk derslerini tekrarlamak zorunda. "cennetten düşen" grup olan bizim gibiler ise (bu sitenin konularını okuyan, düşünen, eleştiren herkesin bu gruptan olduğuna emin olabilirsiniz) yine mutlaka 4. yoğunluğa geçecek diye bir şey de yok. çünkü bu grup da 300.000 yıldır yoğun baskı altında yaşıyor ve çok zarar gördü. onların da bir bölümünün 4. yoğunluğa hazır olmadığı düşünülebilir.
ama netice itibariyle bu ikinci grubun üyelerinin epeyce bir bölümü, her ne kadar dünyevi sisteme bir şekilde uyum sağlamış olsalar da, önümüzdeki yıkım sürecinde büyük bir uyanış ve arınma yaşayabilirler. gezginlerin de desteğiyle bu grubun önemli bir bölümü, henüz daha şahitlik etmediğimiz önümüzdeki birkaç yıllık sürecin etkisiyle çok farklı bilinç noktalarına gelebilirler.
kısacası, benimsediğim kanal bilgilerinin verdiği bilgiye dayalı olarak, önümüzdeki süreçte hayatta kalacak grubun, yaşamış olacakları büyük yıkımın arındırıcı etkilerinin de sayesinde ve üst seviye bh varlıklarının da yardımı sayesinde, 4. yoğunluk dalgası geldiğinde, kertenkelelerin bütün çabalarına rağmen burada 4 bh frekansını sabitleyebileceklerine inanıyorum. ha, o sırada dünyada bunu yaşayan kaç kişi kalmış olur, bedenlerini terk etmiş çok sayıda insan daha sonra sürece nasıl iştirak eder ondan emin olamıyorum, ama burada 4 bh'nin gerçekleşeceğine inanıyorum.
marduk'un yakın geçişi, her türlü felaket, manyetik kutupların yer değiştirmesi, gezegen sistemimizdeki kahverengi cüce denen ikinci yıldızın (daha önce yanlışlıkla "kahverengi dev" olarak tanımlamıştım) güneşimize çok yaklaşması, marduk geçtikten sonra 4 kh'nin ufolarıyla gökyüzünü kaplaması ve yeryüzüne inerek alenen insanlığın karşısına dikilmesi... bedenlerimizi terk etmemiş olursak neler göreceğiz neler. ama 4. yoğunluk dalgası geldiğinde, son 300.000 yıldır emdiğimiz sütü burnumuzdan getiren bu yaratıklarla aynı güce sahip olduğumuzu gördüğümüzde onlara bize sağladıkları tüm deneyimler / dersler için çok teşekkür edip artık bunlara karnımızın tok olduğunu ve artık onları burada görmek istemediğimizi çok etkili bir şekilde hissettireceğimize inanıyorum.
şu anda yaşanan sahne büyük ölçüde aldanma ve aldatmalara dayalı olduğu için yanıltıcı olabilir diyorum kısacası. bu düzenin yıkılmaya başlamasıyla birlikte insanlarda çok önemli uyanışlar başlayacağına inanıyorum. |
Edited by - on |
 |
|
Topic  |
|
|
|