| Author |
Topic  |
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 21:49:21
|
| Ra Bilgilerinde geçen, "ustaların" metodu denilen bir objeyi veya ne bileyim önümüze ortadoğu haritasını alıp beyaz, yeşil, sarı neyse kararlaştıralım ve belirli bir zaman aralığında buraya ışığın aktığını imgeleyelim; yani sevginin şekli yok ki odaklanılamıyor, benim dediğim NET BİR BEYAZ SİHİR (Ra da geçen) yapmaya çalışalım: Net olalım. Benim denemeyi önerdiğim böyle bir şey. |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 21:57:51
|
| Enerjiyi şekle sokmaktan ziyade, onu serbest bırakmak gerek.O şeklini biliyor.Saat 23:00de, şifa, uyanma,içinizden ne geliyor ise gönderelim.Özellikle çocuklara. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 22:18:15
|
| Netten Filistin haritası veya ortadoğu haritası bulup, 23 te "beyaz ışık" aktığını imgeleyeceğim:)) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 22:27:57
|
Bir de Tiversonus, tökezleme ile ilgili bir diyeceğim var.Ben şunu farkettim ki, tökezlediğin de, ya da kafan karıştığında aslında gerçeğe daha yakınsın.Filmlerde de öyledir ya(hatta gerçek hayatta bile), ararlar ama takılıp düşünce aradıklarıyla burun buruna gelirler!Bunu da bir düşün!:))
Bir de bu enerji toplamayı her gün saat 23:00 de yapalım.İlle buraya yazmalarına gerek yok, okuyan niyet edip, katılsın.İsme ve cisme gerek yok.:)))
Bir de şu kenanlılarla ilgili Kasyopyalıların söylediği bir şey vardı:"Hitlerin zulmu onlar için bir karma temizliği ve bu zülme katılanlar sadece kenanlılar değildi." diye.Karmasını temizleyen toplum, kendisine niye yeni karma yaratsın ki, diye düşünüyorum bazen.Belki de başkalarının karmalarını temizliyorlardır.Ben de karmalarının şifasına niyet edeceğim. |
Edited by - kurby on 04/01/2009 22:33:18 |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 22:34:57
|
| Ne zamana ne mekana nede başka bir şeye ihtiyacımız var ,tek ihtiyaç niyettir. Mekanı,zamanı,herşeyi belirleyen yürekteki niyettir.Zamanı belirlemek ya ertelemektir yada geriye gitmektir.Mekan belirlemek varolanı uzak yada yakın etmektir.Bizler "O" isek hiç bir şeye ihtiyacımız yoktur.Evrenin yasaı sadece "Bir" dir,"Tek" dir. Biz zaten "O"yuz ve yaratıcı gücüz............ |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 22:43:50
|
İşte bunları tartışarak biraz daha netleşelim diyordum. Yani hem merhamet, şevkat ve sevg taşıyacağız ve hem de "karma temizliği" oluyor diyebileceğiz (diyeceğiz diyorum yanlış anlaşılmasın)...İşte bunlar içimizde netleşmemiş olaylar diyorum. Bazen hangi tavrı uygulamalıyız diye ben de sıkışıyorum. Yani daha tek dil bile konuşamayan insanlarız, tek bir duygu veya duygusuzluk zaten "yanlış mı yapıyorum, umursamayarak" çelişkisini yaşıyorum. Tam da doğru mu yapıyorm sorgulaması ile başbaşa kalıyorum. Belkide bir çok spiritüel kaynak okuyan dengeyi nerede kuracağını benim gibi bilmiyordur. Umursamamak mı?
Sanırım bir "yol haritası" oluşturamadık burada bile!!! |
Edited by - Tiversonus on 04/01/2009 22:46:58 |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 04/01/2009 : 23:01:04
|
Biz sadece içimizdeki niyetten tereddüt etmeden gerekeni yapmalıyız,gönlümüzün ve bilincimizin kapasitesi neyse;gücümüz oranında onu varolandan alıp vermekle,göndermekle yetinebiliriz,gerisini varoluşun kendisine bırakmak en doğrusu.Biz hala endişe ederek varoluşun işleyişinden şüpheye düşüyoruz bu şüphe sadece enrji kesintisine yol açar.Şüpheli düşünceler sapmalardır.Şüpheli düşünceler "Bir" i şekle,şemale sokmktır. Ne komik:) o kadar çok şeyi öğreniyoruz ve öğrendiğimiz "Bir" gerçeğinden başka hiçbir şey :))
Ve "Bir" yasasının ne olduğunu ve ne olmadığını öğreneceğiz sonsuza dek :) Birde şu an orada çok insan yardım duaları ediyordur sonuçta yardım almaya niyet ediyorlar ve bizler buna karşılık verebiliriz.kendimi bağışladığım gün beni incitenleride bağışladım.Yani kendi karmalarımdan arınırken başkalarının bana karşı sorumlu oldukları karmalarını bağışlayarakda vazgeçtim.Toplumsal,ulusal karmalardanda arınmak mümkündür yeterki o topmlumun çoğunluğu buna niyet etsin.... |
Edited by - zer-zivi on 04/01/2009 23:12:46 |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 00:24:00
|
Sevgili Zer-zivi öncelikle şunu söylemeliyim.Aynı anda enerji yükseltmek ve göndermek etkili bir yol, bunu reiki ile uğraşanar bileceklerdir.An içinde enerji yoğunlaşmasıdır bu.:)) "orada çok insan yardım duaları ediyordur sonuçta yardım almaya niyet ediyorlar ve bizler buna karşılık verebiliriz."İşte bu, zer-zivi, talep ve arz.Sistem, özgür irade sistemi bu ikili ile işliyor.İsteyin gelecektir altında yatan gerçekte bu!Ben, karmaları için gönderdim.Ayrıca, yuvaya gitmek isteyenlerin huzur içinde gitmeleri, kalmak isteyenlerin hızla iyileşmeleri için.Seçim onlara ait hep!Bunu hiç unutmamak gerek.
Sevgili Tiversonus, içeride netleştirmek için yazdım zaten.İçimdeki ikilemi anlatabilmekti amacım.Evet, temizlenmesi gereken karmalar var, ve bize bildirilen bu dönemin karma temizliği açısından çok yoğun olduğu.Bazı kanal bilgileri Atlantislileri de işe karıştırıp, gelip karmaları temizleyeceklerinden bahsediyor.Benim kafama yatmıyor ama, söylenenler bunlar.Herşey bir yana, yaşanan olaylar gerçekten içimizi acıtıyor, ama diğer taraftan bakınca özgür irade evreninde istek yoksa yardım ya da eylem de olmuyor.Bu nedenle genellikle şifa gönderirken, üstbenlikten izin alınıyor.
Şunu da belirtmek istiyorum ki, Kasyopyalılar duygular(hormonlar) yerine hisleri öneriyorlar.Peki sizin hisleriniz ne diyor?
Bu bir ikilem farkındayım, bunu çözelim. |
Edited by - kurby on 05/01/2009 00:36:19 |
 |
|
|
damdam
Elmas
    
581 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 01:09:32
|
sevgili kurby
Şuanda görünenin ardında olmakta olanı hiçbirimiz bilmiyoruz, bu nedenle tabikide mağdur olanların acılarına karşılık veriyoruz.. Bu nedenle İsrail halkının ve filistinin ve hepimizin en yüksek iyiliğine hizmet eden oluşum hangisi, elbetteki barış, ama bir atasözümüz şöyle der, ölecek olan köpek cami duvarına işermiş, kimbilir israilin kide bu hesaptır diye içimden geçiriyorum... Duygular mazlumdan yana, ama hisler objektif olmayı sağlıyabilirmi dersin?.... |
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 01:45:48
|
| Evet kurby haklısın, ben de biliyorum aynı anda birlikte enerji akışı daha çok çekilir,hem aynı anda hemde aklımıza geldikçe(damlaya damlaya göl olur :)) enerji göndermek zarar vermez.Zaten enerji gönderdiğimizde özgür iradeleriyle almak isteyen alacaktır,almak istemeyen almayacaktır."Gönderelim gerekeni varoluşa bırakalım" derken bunu kasdetmiştim.Duygu ve hisslere gelince bunları ayırd edebilmemiz gerek.Huzursuzluk veren egodur,huzur veren sevgidir.Sevgide pek çok güzel histen oluşur.İçimizde pek çok egolu duygu ve pek çok güzel hisler vardır.Hepsi birbirine karışmıştır.Neyin zihinden kaynaklı ego olduğunu,neyin kalpten kaynaklı his olduğunu ayırd etmemiz gerek.Önce özgür irade yasasını kavramamız gerek.Bebeklikten itibaren öğrendiğimiz,doğru ve yanlış bildiğimiz herşeyi çok yönlü sorgulamalıyız(tez-anti tez- sentez).Vardığımız sonuçları kalp ve zihinle kavrayarak bilincimize yerleştirmeliyiz.Ancak yinede soru işaretini yanına koymalıyız.Bir bilginin doğruluğu yanlışlığının sonucuna varana kadardır.Her bilgi insanı sadece bir yere kadar götürür ve bir yere kadar doğruluğu geçerlidir,bir noktadan sonra geçersizdir.Labirentlerdeki yollar gibi düşünebiliriz bunu.Yavaş yavaş bize huzur veren deneyimler hislerimizin kuvvetlenmesine yardımcı olur.Eğer yanlış bir şekilde deneyim varsa ;huzursuzluk oluşacaktır.İnsan bir olayı deneyimlerken pek çok olumlu ve pekçok olumsuz duyguyu aynı anda hisseder.Bu kararsızlıktır,dolayısıyla insanın kendine güvensizliğini getirir.Ama kendini çok iyi tanıyorsan güvensizlik ortadan kaybolacaktır buna paralel olarakta varoluşa dair güvensizliğinde yok olacaktır.Kendine güven geliştiğinde biri namluyu suratına tutsada ,sen ölüme korkmadan gülümseyeceksin.Yazdıklarım çok eksik kalır ve tam anlatmak içinde o kadar uzun zaman alır ki keşke hissettiğimin nasıl olduğunu aktarabileceğim bir yol bilebilsem:) "Bir" i anlatmak için kelimeler kifayetsizdir ama sevgiyle bir bakış onun toplamıdır :)) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 14:59:16
|
quote: Originally posted by damdam
sevgili kurby
Şuanda görünenin ardında olmakta olanı hiçbirimiz bilmiyoruz, bu nedenle tabikide mağdur olanların acılarına karşılık veriyoruz.. Bu nedenle İsrail halkının ve filistinin ve hepimizin en yüksek iyiliğine hizmet eden oluşum hangisi, elbetteki barış, ama bir atasözümüz şöyle der, ölecek olan köpek cami duvarına işermiş, kimbilir israilin kide bu hesaptır diye içimden geçiriyorum... Duygular mazlumdan yana, ama hisler objektif olmayı sağlıyabilirmi dersin?....
İşte Damdam, tam bu noktada takıldım ben.Cami duvarına asıl işeyen kim?Perdeyi kaldırdığınızda, yine arka planda ABD ve İngiltere çıkıyor.Görünenler, bizi yanıltıyor.Bazen gördüğün gördüğündür, ama bazen değildir.Neyse, yine sevimli bir orta yol bulma çabası görüyorum.Teşekkürler.... |
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 15:28:25
|
| ABD'nin arkasında İngiltere :) onun arkasında kim var :) |
Edited by - on |
 |
|
|
pandora76
Elmas
    
815 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 21:32:44
|
bu önemli ve tek önemli unsurları gölgelemek (gölgelemek hafif kaçıyor) ve bizlerin yalancı matriksimiz içerisinde (kasyopyalıların yorumuyla onbinlerce yıl önce kendi "özgür" irademizle içerisine hapsolmayı seçtiğimiz ) hapsolmaya devam etmemiz için uğraşan güçler var.
Bu çok doğru bence.hapsolmaya devam etmemiz için uğraşan güçler var.
Bazen düşünüyorumda...Çok hasta ve zor durumda bir insan,mesela birkaç ayı kalmış bir hasta,çekim yasasıyla şifa bulabilecekken,"ceza"korkusuyla bunu yapmasa,kendine yardım edebilirmi?Belki kendine yardım etse idi iyileşecekti?
Olanın sadece bir kısmına değindim şu an.Biraz ayırdına vardırmak için."Ben birşey bildiğim için konuşuyorum demiştim",ne demek istemiştim? İnsanların özgür iradelerine(hatta bazende tehditlerle ) müdahele eden,dışsal yaptırımların,daha nelere olabileceğini biliyormusunuz?
Annem ve babam arabanın altında kaldı ve annemin bacağı koptu(şükür o bacağı diktiler)ama babam bacağını dizütünden kaybetti.O ne yazıkki yatalak.Şu felçli adamın ayaklarını ısırarak adama şifa veren akrep,annem babama şifa verebilirmi acaba?
Onca zaman çekim yasasıyla alakalı pek çok bilgi,üstelik işlenmiş,üzerinde çok düşünülmüş ve gözlemlerle zenginleştirilmiş bir bilgiyi aktarmayıp,bu meydana gelebilecek çok ciddi zararları gördüğüm halde konuya değinmeseydim, ben nasıl biri olacaktım?Elimizde ;aslında çok ciddi zararlar verebilecek birşeyi gösterebilecek,hasta insanlara yardım edebilecek bir bilgi,güç var iken;bunu yapmasak,nasıl insanlar oluruz biz? Kendimize saygı duyabilirmiyiz?
Belki gerçektende"aptal"biriyim.Onca birikimi,nette herkesin gözü önüne sermek yerine,bilgiyi sahiplenip bir kitap çıkarmak daha akıllıca olabilirdi.Böylelikle alkışların yanında,para kazanıp,tanınmış ünlü biri olurdum. Kimseye olmasın ama bellimi olur?Belki birgün bunca bilgiyi ve olabilecek zararları iyice düşünmeden itiraz eden bir insan,birgün bir arabanın altında kaldığında,"bir"liği hiç umursamayacak ve bilgisayarın arkasındaki bir "deli"nin aktardığı bilgiyi kullanarak,şifa arayacak. Bugün bana,yarın sana...
Özgür irade yasasını anlatmış Ra.Eğer ona inanıyorsak,özgür iradeyede inanmalıyız? Etki-tepki yasası var birde.Adam birine zarar veriyorsa(etki),buna bir karşılıkta gelecektir(tepki)."Ben adam öldüreceğim sende benim gibi öldüreceksin ve eğer bunu yapmaz isen,seni cezalandırırım"gibi birşey deseler,buna tepki vermezmiyiz? Benim başkalarına zarar vermediğim sürece,neye inanıp neye inanmadığım kimi niye ilgilendirir?İşte bu etki-tepkidir.
Dünyayı düzeltmek isterken iyi birşey yaptığımızı düşünebiliriz peki ya aslında bu düzeltme esnasında zarar verdiğimizi bilmektemiyiz?Çekim yasasını "iyi bilmeyen" biri,aslında ne kadar zarar verdiğini bilebilirmi? Daha önce çekim yasasını anlatmamış olmama karşın,birşekilde çekim yasasını anlatmaya başlamamın nedeni bu olabilirmi?Bir andamı aklıma geldi?Niye daha önce düşünemedimki?Neden hala pandora çekim yasasını kullandığı için"cezalandırılmadı".Hiç düşündünüzmü?
Mesela belli bir tarihte anlaşalım ve o gün bir trafik kazası,kalp krizi,boğulma vs...bir yöntemle cezalandırılayım ve gerçektende çekim yasasının hayırmı,şermi olduğunu görelim. Somut örneklerle,mesela çekim yasasını kullanarak ayağa kalkan mucize adam kadar somut örneklerle çekim yasasının aksini ispatlayalım,çürütelim?Kişileri değil,düşünceleri tartışalım.
Arkadaşlar...Hiçbirşey bu kadar basit değil.Ben korkmuyorum cezalandırılmaktan çünkü çekim yasasıyla hiçkimsenin cezalandırılmayacağını,bir bedeli olmadığını biliyorum.Eğer bu konuda"bilgi"sahibi olmayıp,üzerinde hiç düşünmeden,bir başkasının bilgiyi hap gibi hazırlayıp bana vermesini bekleseydim;o zaman cezalardan korkar,"özgürce" değil,"korkuyla" yaşardım.
Bilgi işte böylelikle korur... |
Edited by - pandora76 on 05/01/2009 21:58:15 |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 05/01/2009 : 22:34:23
|
| Sevgili pandora paylaşımın güzel ve derin.Bende hep korunduğumu düşünürüm.Çünkü çocukluktan itibaren endişeve korku yükleniyoruz.Ve korkular hayatta kalmaya dair büyüdükçe,kendimizi ifade edemiyoruz dolayısıyla kendimize güvensizliğimiz artmakta paralel olarak da varolana güvensizlik artmakta.Böyle olunca korkuyla titreştikçe korktuğumuzu çekeceğizdir.Oturduğum semtte ana yolun bir yönü trafiğe kapatılmış diğer tarafı çift yönlü trafiğe açılmış.Ben dalgınlığıma geldi ve yolu geçerken hem eşimin hem araba kornalarının sesiyle kendime geldim.Baktım karşılıklı iki yönde aynı anda arabalar.Hiç korku duyumsamadığımı farkettim.Bana ne kadar kızmışlardır ve söylenmişlerdir araç sahipleri kimbilir.Gayet sakin karşıya geçtim ve marketten geri döndüm.Eşime gülerek " sen niye intihar eylemime müdahale ediyorsun,belki ben ölmek istiyorum" dedim.Huzur içinde olduğum için korunduğumu biliyorum.Bir keresindede bunu tersi bir durum yaşadık.Ağbimin yurt dışından geleceği güne eşim kardeşliğinin arabasını ayarladı.Ve bahsettiğimiz kişi her gün içer,dedik o günde içerse trafiğe yakalanır,kaza olur falan diye eşime "söyle o gün içmesin,zor duruma düşmiyelim" dedim ama o gün geldiğinde arabayla havaalanına gideceğiz,o günde tedirginim,bekle bekle gelmez.Telefon açtım ki bizi almaya gelirken kaza yapmış,alkollü,polis gelmiş vs vs işte ,taksiye atlayıp son dakka ağbime yetişip,aldık havaalanından.Çekim yasası korkuyla olumsuz sonuçlar doğuruyor.Korkularla(korku egolardan ibarettir) yüzleştikçe, sevgiye dönüştürdükce suçluluk duygusundan ve dolayısıyle karmalarındanda arınıyor insan. |
Edited by - on |
 |
|
|
damdam
Elmas
    
581 Posts |
Posted - 06/01/2009 : 10:01:37
|
PLANET ALERT - OCAK 2009
MAHALA
Bu yeni yıla Jüpiter’in 5 Ocak 2009’da Kova burcuna girişiyle başlıyoruz. Kova Uranüs gezegeni tarafından yönetilir ve bu gezegen ve burç ışığı yönetir. Jüpiter güneş sistemimizdeki en büyük gezegen olduğu için ve Kova burcunda olduğundan, bu yıl Dünya’ya çok fazla miktarda ışık gelecek. Bu ışığı bilgece kullanın. Kova burcu ayrıca bilgisayarları, İnterneti, teknolojiyi, topluluk yaşamını, kargaşaları, ayaklanmaları, hava saldırılarını ve devrimleri yönetir.
27 Aralık 2008’deki yeni ay zamanında Oğlak burcunda gezegenlerin hizalanması olmuştu. O zaman, beş adet gezegen ve ayrıca ay vardı. Ayrıca, şiddeti yöneten Mars gezegeni Pluto ‘ya bitişikti; Pluto Yer altı Tanrısı olarak düşünülür. Bu iki gezegenin birleşimi İsrail ve Hamas arasında patlayan savaşa neden oldu. Bu, Arapların savaşa karşı gösteriler yapmasına neden oldu ve dünyanın o bölgesinde yükselen çok fazla öfke var.
Birçok ülkenin gemilerinin Aden Körfezinde toplandığını duydum. Somali’li korsanların ticari gemilere saldırıları nedeniyle orada oldukları söyleniyor. Aden Körfezi Süveyş kanalı vasıtasıyla Hint Okyanusundan Akdeniz’e uzanan ticari gemi rotasının bir parçasını oluşturuyor. Burası tam şu anda çok sıcak bir nokta. Irak’ta çok güçlü bir Yıldızkapısı olduğunu ve Aden Körfezinde bir deniz – altı ET (uzaylı) üssü olduğunu işittim. Tam şu anda neden bu kadar çok gemi o bölgede?
Güneşimiz, diğer Evrenlerden uzay gemilerinin girip çıktığı bir portaldır. Benim anlayışım, 22 Kasım 2008’de sona eren bir savaş olmaktaydı. O zamanlarda bir kapı açıldı ve bazı negatif varlıklar Dünya’ya ışınlandı. Bu varlıklar oldukları yerde uzun süre kalamazlardı, çünkü savaş bitmişti. Işık kazandı! Son zamanlarda Güneş’in ne kadar parlak olduğuna dikkat ettiniz mi? O negatif varlıklar şimdi Dünya’da birçok karışıklığa neden oluyorlar. Şiddet ve öfkeye çekiliyorlar ve en sonunda kendilerini yok edecekler. Orta Doğu’daki bu savaşın arkasında onların olduğuna inanıyorum.
Son makalemde 12 Aralık’taki Dolunayın ABD’yi çok sert bir şekilde etkileyeceğini söylemiştim, çünkü ay tam olarak ABD’nin üzerinde idi, Mars tüm diğer gezegenlerle kare oluşturuyordu. Bu sabah İsrail devriye botu Filistin’e giden tıbbi malzemeyle dolu bir gemiyi vurdu. O botta ABD’den olan insanlar vardı. Bu o sert enerjinin tezahürü mü, yoksa savaşa mı biz de çekileceğiz? Satürn hala ABD Marsı ile 90 derece açı yapıyor. Ayrıca George Bush’a karşı bazı şiddetli enerjilerin etkili olacağını söylemiştim ve ona iki ayakkabı atıldı (J)
Oğlak burcu Satürn gezegeni tarafından yönetilir. Bu gezegen, derslerimizi öğrenmeyi tamamlayıncaya kadar test edici olarak düşünülür ve sonra ödüller getirir. Oğlak bir Toprak burcudur. Bu fırtınalar, volkanik patlamalar ve depremler gibi birçok Dünyasal olayları getirir. Satürn’ün yönettiği diğer şeyler dünyanın hükümetleri, iş/ticaret, binalar gibi tüm yapılar, inşa malzemeleri, köprüler, odun, beton, kiliseler ve iflastır. Ayrıca ticaret eşyalarını da yönetir. Bedenimizdeki tüm kemikleri yönetir; özellikle dişlerimiz, dizlerimiz ve baldırlarımız. Şu andaki savaşta bir çok yapının çöktüğüne zaten tanık oluyoruz.
Çin takvimine göre 2009 Öküz yılıdır. 26 Ocak 2009’da başlar, tam göreve başlama töreninden sonra. Ayrıca yeni ayla ve Güneş tutulmasıyla başlıyor. Bu, bu Öküz Yılını çok güçlü yapıyor. Barack Obama Öküz yılında doğdu, bu onun yılı. Öküz Yılında doğan bir insan güvenilir, sakin ve sistemli olur. Öküz insanı otorite ve sorumluluk pozisyonlarıyla görevlendirilir. Kargaşa zamanlarında, onun zihni, yıldırılmayı kabul etmemesi ve doğuştan kendine – güveni düzeni sağlayacaktır. Söz verdiği zaman, bunu tutar. Bunlar yeni başkanın özellikleridir.
Pluto şimdi Oğlak burcunda, burada yaklaşık 20 yıl kalacak. Dönüşüm getiren bir gezegen olan Pluto Oğlak tarafından yönetilen her şeyi dönüştürecek, buna hükümetlerimiz de dahil. Öküz Yılı geçen yıldan çok farklı olacak. Bu yıl üstümüze düşen sorumluluğun boyunduruğunu hissedeceğiz. Öküz metanet (dayanıklılık) ve çok çalışmayla kazanılan refahı sembolize eder. Her gün insanların işlerini kaybettiğini duyuyoruz. Onlar ne yapacaklar? Yaşamlarını nasıl sürdürecekler? Yeni başkanın yapmaktan bahsettiği şeylerden birinin, yollar ve köprüler gibi alt yapıların yeniden inşası için büyük bir proje başlatmak olması ilginç değil mi? Onlar kesinlikle yeniden inşa edilmeye ihtiyaç duyuyor. Ayrıca başkan mesken piyasası ve tüm hacizler ile başa çıkmak zorunda. Belki de bu problemi çözecek bir sistemle gelir.
Pluto çökmeleri yönetir, bu yıl muhtemelen çöken birçok yapı olacak, muhtemelen depremler nedeniyle. Geçen yıl Jüpiter Oğlak’ta idi ve birçok depreme tanık olduk. Çin’de 90,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan büyük bir deprem oldu. Dünya’da Oğlak tarafından yönetilen iki ana nokta Çin ve ABD’nin Doğu Kıyısıdır. Geçen yıl Satürn’den etkilenecek olan başlıca ülkenin Çin olduğu görüldü. Ayrıca Çin’de elli yılda yağan kardan daha çok kar yağdı. ABD’nin Doğu Kıyısı’nda da çok kar vardı. Maya Dreamspell’inde Pluto tarafından yönetilen Mavi Fırtına yılındaydık. Fırtınalar tezahür etti ve bu enerji 25 Temmuz 2009’a dek etkili olmaya devam edecek.
Satürn geçen yıl Başak burcunda idi ve 2009’un büyük bölümünde orada kalacak. Başak sağlığı ve iyileşmeyi yönetir. Negatif tarafta hastalığı yönetir. Geçen yıl sağlık bakım üzerine o kadar çok vurgu olmasının nedeni budur. Başak ayrıca yiyecekleri, açlığı ve genetik olarak değiştirilmiş yiyecekleri yönetir. Afrika’nın bir kısmı zaten açlığın etkilerini hissediyor.
Seçim Gününde Satürn Uranüs’e tam karşıt pozisyondaydı ve eski gitti ve değişim için tamamıyla yeni bir enerji geldi. İnsanlar kontrol ve diktatörce tutumların eski yolundan yorgun. Bankacılar için değil, insanlar için çalışan birini istiyorlar, buna rağmen başkan bankacılarla baş etmek zorunda, çünkü ülkeyi yöneten onlar. Obama’da çok Kova enerjisi var. O, insanlara değişim getirmek için geldi. Kova özgürlük burçlarından biridir. Ayrıca insanlar için bir burçtur ve insanların burcudur.
Daha iyi bir dünya yaratmak için Obama’nın arkasında olmanın zamanı değil mi? Her şey düşünceyle yaratılır. Birleşik düşüncelerimiz içinde yaşadığımız realiteyi yaratır. Hepimiz yaşamayı istediğimiz realiteyi gözümüzde canlandırmaya başlarsak, sonunda tezahür eder. Barış için dua edersek, Dünya’da barış olmadığını onaylıyor oluruz. Eğer her şeyin uyum içinde olduğunu gözümüzde canlandırırsak, yaratacağımız şey bu olur. Dünya’da barış olsun ve barış benimle başlasın.
Şubar’ın ortasında büyük bir Astolojik konfigürasyon olacak. “Bu, Kova çağının şafağıdır” şarkısını hatırlayın. Ay 7 nci evde olduğu zaman ve Jüpiter Mars ile hizalandığında, barış gezegeni yönlendirecek ve sevgi yıldızları yönlendirecek. 13 – 14 Şubat’ta ay Terazi’de ( 7 nci ev) ve Jüpiter, Mars ve kuzey bitişmesi Kova’da. Bu, spiritüel potansiyele örnek oluşturan bireylerdeki yeni sosyal değerlerin dinamik birleşmesi anlamına geliyor. Bu veçhe muhtemelen önce negatif bir şeyler olarak tezahür edecek ve sonra gerçekleşecek olan şeyler insanların barış arzusunu aktive edecek.
Geçen yıl, 8 yılındaymış gibi olmasına rağmen 1 rakamında idik (2008). 8 rakamı parayı, gücü, kontrolü ve ölümü yönetir. Aynı temelde, 2009’da 9 yılında olacağız ve 9 tamamlanmayı yönetir. 2009 ayrıca 11 yılıdır, bu yıl çok fazla yaratıcı enerji akıyor olacak. 11 ayrıca 2 dir (11 = 1 + 1 = 2). Bu, bu yıl birçok insanın evlenmeyi veya bir partnere sahip olmayı seçebileceği anlamına gelir. Astrolojik yıl Bahar Ekinoksuna dek başlamaz, bundan sonraki üç ay biraz zorlayıcı olabilir. Düşündüğünüz şeyi izlemeyi unutmayın ve neşeyle yaşayın. Ve öyledir!
Mahala
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 10/01/2009 : 13:59:18
|
"AH, VAH" DİYENLERİ CİDDİ KONULARDA TARTIŞMALAR AÇMAYA DAVET EDİYORUM
Evet, siteye "uzaktan" bakıp da yazılanları beğenmeyen insanlara sesleniyorum; kuru eleştiri yapanlara sesleniyorum. Eleştirebilmen için kıyas olarak bir şeyler ortaya koyman gerek mez mi?
Bir kenarda seyredip de sadece "ah, vah" diyenleri "ciddi" konularda "OLAMAYA/YAPMAYA" BİR ÇAĞRIDIR bu ve bütün ciddiyetimle buraya fikirlerimi yazacağım. Belki siteye 5-6 aydır yazmayan ama "rlrştiti yapan, zihninde" insanlar, siz kendinizin "nasıl bir durumda olduğunuzun" farkında mısısınız?
|
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 10/01/2009 : 14:50:49
|
S: (L) Asıl "Dul'un Oğlu" Horus gibi görünüyor. Kutsal Kase hikayelerindeki Perceval da "Dul'un Oğlu" olarak biliniyordu. Buradan Mısır ve Kelt arayışı arasında bir ilişki olduğunu açıkça gördüğümüzü söyleyebilir miyiz? "Dul'un Oğlu"nun tanımının, "bedenlenmiş bilgeliğin yolunda yürüyen" bir kişiyle ilgili olduğunu söylemiştiniz. Bu neden bedenlenmiş bilgelik olarak tanımlanıyor? C: Bedensizken bilgelik en büyük halindedir.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Bedensizken bilgelik neden en büyük, Bunu açıklarken birçok konu aydınlanır diye düşünüyorum, Bedenin maruz kaldığı etkilerin bazılarını tanımlarsak analizi netleştiririz ,
Beden, madde özelliklerinde duygu yaratan kimyasallardan etkilenir ,bu kimyasallar hakkında bu topicte (Genel kanal bilgileri tartışmalarında) birşeyler anlatmıştım,oradan tekrar vurgulayacağım husus ,bu kimyasallara rutin faaliyetlerini yürüten hücrelerin ekstradan bağımlı olması konusu bizi sıkıntı ve üzüntülere alışkın bir hale sokar ,daha açık ifade etmek istenirse; bizim sıkıntılı durumlarımızda onu nötralize etmeye bir kimyasal salgılanır (mesela dopamin,seretonin veya uyku hali getirip olayı atlatmak için meletonin gibi) ve bu kimyasallara alışan hücreler bu döngüden etkilenip ,( sıkıntı üretip kimyasalla nötralleşme döngüsü ) sıkıntıya bağımlılık halini oluşturur. Anlaşılacak şudur ki ,bağımlılığa takılmış bir bilinç bilgeliğin oldukça uzağındadır,
Bir başka konu , bedenli halde madde varlıkların birbirine elektro manyetik etkileri kişiyi bilgeliğin dışında birçok yanlış yönlere sürükler ,kasyopya celselerinde de belirtildiği gibi bir cep telefonu veya çağrı cihazının dört metrelik etki alanı varmış .Radyosyondan etkilenen bir kişinin kanser dahil birçok çarpık hastalık hallerine düşmüş zihni, bilgeliği yakalamak için yapacağı mücadelede zorlanır,
Manyetik alanlardan etkilenme ,zihni olgunluğa kapılmamış bireylerin etkilemesi,enerjisel vampirlik gibi madde boyutunun tehlikeleri bilgeliğe gidecek yolların önünü kesen faktörler olarak da genişlik kazanır.
Ayrıca insanın ,yine insanlarca sapkın ,aldatılmış veya ilkelce maniplasyonları ile uyumlanmış ve yaşam hali diye önüne konmuş ve uymadığı zaman fiziki veya manevi zorlamalara maruz kalacağı hayat hallerini düşünürsek (ki şu evrede olanlar, bunun isbatıdır) ve oluşturduğumuz bilgi yoğunluğu ile bırakın bilgeliği ulaşmak için çabalamayı ,beden ile normal yaşamını sürdürmek için dahi nelere katlanıldığı ,gözlerimizin önündedir.
Sonuç olarak, mevcut halin şikayetini dile getirip olumsuzu yoğunlaştırma yolu ile bilgeliği yakalamaya yönelik zihinleri bulanıklaştırmak amacımız değil ,bedenli ,bedensiz bilgelik özellikleri arasındaki farkları ortaya dökmektir isteğimiz ,tahmin ederim bu da zihni karışıklık değil ,olanlara bu boyutta katlanabilme gücünü bize verir.
Bedenli iken bilge olabilmek ne kadar zor. Bedensiz bilgelerin bize seslenmeleri ne kadar kolay. Burada kriter ,seslenenleri dinleyebilecek kıvama gelebilmek galiba.
Herkes sevgiyle dolsun..
|
Edited by - tgur on 10/01/2009 14:59:42 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 10/01/2009 : 15:32:07
|
Sevgili tgur,
Bir boş sayfaya yazdım ve bir kaç defada olsa okudum. Daha önceleri aktarılan aktarımları taşıması özelliği ile konu zaten yabancı değil. Ancak net bir sonuç olarak verilmesi farklı olan: Bilgelik daha çok "dalgasal" olanda enfazla ise aklıma şu soru geliyor :(Her bedensiz bilge midir?) Buradan şu manipülasyon yapanların "yarı fiziksel" olarak nitelendirebileceğimiz bir fizik beden taşımaları ve bu fizik bedenin ihtiyaçları için bu tür manipülasyonları mı yapıyorları anlayabilmek için belki bir anahtar sunuyordur.
Birde bedenli yapıya neden ihtiyaç duyulmuştur? Hangi deneyim dersleri için illaki bedene ihtiyaç vardır? Burası da ilginç. Buradan bedenin değişik kullanımları ile bedenin aşağılanması arasında bir yerde duruş sergilememiz için bir cevap , yol bulabilir miyiz?
Sonuçta, dediğiniz gibi, bedensel yapıya sahip olmamız dolayısı ile çok daha rahat manüpüle/yönlendirme veya "tutsak" tutulabiliyoruz. Bedenin işleyişini "bilmek" dahi belki biliçli zihinde olmasa bile ancak bilinçaltında bir farkındalığın oluşmasını sağlayabilecek ve böylece olmayı seçmediğimiz konumlara sokulmaktan kurtulabileceğiz. Bilgi ilginç şekillerde koruyor ise; tahminlerimizin ötesinde de bu bilgi bizleri koruyabilecektir.
Sonuçta bedensizlerin yapamayacakları bazı işleri bedenliler yapabiliyor olabilir. Ancak bilgi ile ama gerçek bilgi ile bedenin kontrolünü ele almamız gerekecektir. Bu bir süreç ve artarak yükselen bir sürece çevirildiği zaman ise özgürlüğe giden bir yol oluşturmuş olmaz mıyız?
Selamlar, Sevgiler.. |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 10/01/2009 : 16:40:10
|
"Bedensizken bilgelik en büyük halindedir."
Bu benim aklıma neyi getirdi biliyor musunuz, dün okuduğumda.Biz insanların (tam olarak bilmiyorum ancak)görme alanı, 220 derece falan.Ancak, bedensiz iken, yani fizik bedeni terk ettiğimizde (astral çıkışlarda) görme alanımız 360 derece.Duyma konusunda bir fikrim yok.Ama, görme alanında dahi bu kadar fark oluyorsa, bedenin bizi ne kadar sıkı bir biçimde sınırladığını da anlayabiliyorum.Bedensiz olmak, şu an bildiklerimiz ve algıladıklarımızın, daha üstüne çıkmak demek.En azından bu şekide düşünüyorum. Teorisini gördüğümüz bir dersin, pratiğini uygulamak bedenlenmek ama neden bunun için bedenlenmek gerektiği ise hala muamma benim için.
Bu arada Kasyopyalılar hala Kasyopya üzerinden mi iletişim kuruyorlar bunu merak ediyorum.Aslan takımyıldızına geçtiler mi acaba? Güneş kovaya girdiğinde, yerküre aslan burcunda oluyor.Bu kafama takılan başka bir bilmece!:))))
Ve sfenks kedi değildir.Sfenks, aslan-boğa-kartal(akrep)-kova(insan) dört sabit burcu temsil eden bir yapı.Bunu da ek bilgi olarak vereyim, neden kedi üzerinde gittiklerini anlamadım, bu nedenle.:))))) |
Edited by - kurby on 10/01/2009 16:41:04 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 10/01/2009 : 18:22:05
|
"SÖZLERLE BELİRTİLEN SEÇİM HİÇBİR ŞEY İFADE ETMEZ. BU SEÇİM, KİŞİNİN SEÇİMİNİ HAYATA, EYLEME GEÇİRMESİYLE ÖLÇÜLECEKTİR."
---------------------------------------------------------------------
"Çok yakında bir seçim yapılması gerekiyor ve bu gezegendeki bütün insanların yapılacak seçimi anlamaları çok iyi olurdu. Bu gezegendeki birçok insan için bu seçimin ne olduğunu anlamak zordur, çünkü bu onların şimdiye kadar üzerinde hiç düşünmedikleri bir seçimdir.. Çok kısa süre sonra yapmak zorunda kalacakları seçimin idrakine varamayacak kadar günlük faaliyetlerine ve aslında çok önemsiz olan arzu, istek ve karmaşalarına dalmış durumdalar. İsteseler de istemeseler de, anlasalar da anlamasalar da, hiçbir şeyden etkilenmeyecek olan bir gerçek ortadadır; dünya yüzünde yaşayan her insan yakın bir gelecekte bir seçim yapacaktır. Bunun orta yolu yoktur. Bazıları sevginin ve ışığın yolunu seçecekler, bazıları da seçmeyecekler. Bu seçimi yapmak için 'Ben sevgi ve ışık yolunu seçiyorum' ya da 'Ben bu yolu seçmiyorum' demek yetmez. Sözlerle belirtilen seçim hiçbir şey ifade etmez. Bu seçim, kişinin seçimini hayata, eyleme geçirmesiyle ölçülecektir. Bu eylemi yorumlamak, O'nun Hizmetindeki Gezegenler Konfederasyonu üyeleri olan bizler için çok kolaydır. Bunun saptanması kişinin titreşim derecesinin ölçülmesiyle yapılır. Eğer bir kişi, sevgi ve idrak yolunu seçenlere katılmak istiyorsa, onun titreşim derecesinin belli bir asgari düzeyin üstünde olması gerekir. Şu anda bu düzeye çok yaklaşmış olanlarınız var ama, yeryüzüne hakim olan yanlış düşüncelerin yarattığı koşullar yüzünden bu noktanın etrafında kararsız bir biçimde dalgalanıp duruyorlar; hatta bazıları sevgi ve idrak yolundan uzaklaşryorlar bile. Şu anda titreşim dereceleri, bu gezegenin yakında yaşayacağı yüksek titreşim derecesine kolaylıkla geçebilecek kadar yükselmiş olanlarınız da az değildir."
---------------------------------------------------------------------
Konfederasyon Mesajı, Ra Bilgileri 1 s.50 ve 51 |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 11/01/2009 : 12:40:32
|
Graviton, Kütleçekim, Sicim Teorisi
Graviton, bugüne kadar varlığı kanıtlanamamış, kütleçekim kuvvetini ilettiği varsayılan, sanal bir parçacıktır. Gelecekte bulunması halinde Einstein'ın Genel Görelilik teorisinin önemli bir parçasıdır.
Kütleçekim veya yerçekimi, kütlesi bulunan maddelerin birbirlerine doğru ivmelenme eğilimidir. Elektromanyetik kuvvet, Zayıf ve Güçlü Nükleer Kuvvet ile birlikte doğadaki dört temel kuvveti oluşturur. Kütleçekim, bu dört kuvvet arasında en zayıf olanıdır. Kütleçekimin önemli özellikleri şunlardır:
*Kütleçekimi kuvveti, bir parçacığın kütlesine etki eder. *Kütleçekimi kuvveti, sınırsız bir alanı kapsar. *Kuvvet çok zayıftır. Gündelik iki eşyanın bir birine uyguladığı kütleçekim kuvvetini ölçmek günümüz teknolojisi ile mümkün değildir. *Kuvvet taşıyıcısı graviton’lardır. *Gravitonların spini 2 olduğundan, aynı yüklü gravitonlar birbirini çeker. Zıt yüklü gravitonlar ise bir birlerini iterler.
Sicim Kuramı, fiziğin temel modellerinden biridir. Yapı taşı olarak Standart modelde kullanılan boyutsuz noktalar yerine tek boyutlu uzanıma sahip sicimler kullanılmaktadır. Bu temel yaklaşım farklılığı, parçacıkları noktalar olarak tasvir eden modellerde karşılaşılan bazı problemlerden sakınılmasını sağlamaktadır. Kuramdaki temel fikir, gerçekliğin esas bileşenlerinin rezonans frekanslarında titreşen ve Planck uzunluğunda olan (10-35 m civarı) sicimler olduğudur. Sicim teorisine göre evrendeki her madde tek bir şeyden oluşuyor: titreşen ince sicimler. Farklı rezonanslarda titreşen bu sicimler evrendeki her şeyi meydana getiriyor. Sicim kuramı, evren'i oluşturan en temel, bölünemeyecek kadar küçük bileşenlerinin nokta gibi parçacıklardan değil, titreşen minyatür keman tellerine benzeyen sonsuz küçük döngülerden oluştuğunu öne sürer.
“Sicim teorisi” son 10 yılda sağlanan gelişmeler sonucunda önce “süper sicim teorisi” adını almıştır. Son 5 senede kaydedilen gelişmeler üzerine de “Her şeyin teorisi” olarak anılmaya başlanmıştır. Her şeyin teorisi demek atom altı parçacıklardan atomlara, kara deliklerden büyük patlamaya kadar her şeyi matematiksel olarak izah edebilen teoridir. Süper sicim teorisine göre de; doğa’da görülen atom altı parçacıklar, farklı gerilim altında, farklı frekansta titreşen ve farklı titreşmekten dolayı çevresinde farklı rezonans yaratan çok küçük sicimlerden ibarettir.
Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, minicik iplikçiklerdi. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi'ne olan oranına eşit. Hawking, buradan yola çıkarak "kütle çekimin Kuantum teorisi"ni geliştirdi.
Madde, küçük sicimlerden/tellerden (strings) oluşmaktadır. Bu sicimler tıpkı bir keman teli ya da gitar teli gibi belli bir şekilde çekilirse belli bir frekans yaratılır, daha başka bir şeklide de başka frekanslar, başka notalar. Varlık, bu süper sicimlerin oluşturduğu küçük notalardan meydana gelmiştir ve fark ediyoruz ki; evren bir senfoni ve evrenin tüm fizik kanunları da bu süper sicimlerin/tellerin bir uyumudur.
İnsanoğlunda genelde olayları 1 veya 0; siyah ve beyaz şeklinde değerlendiren bir düşünce sistemi mevcuttur; griler yoktur. Kuantum fiziği, fotonun hem dalga hem parçacık olduğunu kanıtlayarak, bu mantığının atom altı parçacıklarda geçerli olmadığını göstermiştir. Evren aslında, sanki görünmeyen bir takım iplerle birbirine içten içe bağlı bir bütünlüktür. Burada her yapılan şey ve her türlü hareket, sistemin bütünü tarafından algılanır, hissedilir ve ona bir cevap verilir. Bir kelebeğin kanadını çırpmasından, bütün kâinatın haberdar olması gibidir.
Evreni açıklayan iki fizik teorisinden birincisi, yıldızlar, galaksiler gibi çok büyük boyutlu maddeleri açıklayabilen, Einstein'ın görelilik teorisi, ikincisi ise atomlar gibi çok küçük boyuttaki maddeleri açıklayabilen Kuantum mekaniğidir. Bu iki teorinin ikisi de aynı evreni açıkladığına göre, ikisini bir teoride birleştirmek ve evreni bütünüyle anlamak mümkün olacaktır. Sicim kuramı ve M Teorisi ile bu iki teori birleştirilmiş ve bu birleşim, şimdiden bilim tarihinin en büyük adımı olarak kabul edilmektedir. M teorisine göre, evren 11 boyutludur. 11. boyut, sicimlerin birer membran gibi uzamalarına olanak veriyor. Teorik olarak, yeterli enerji sağlandığında, bir sicim bir evren kadar büyüyebiliyor. M teorisine göre 10 boyutlu evrenler, 11. boyutta süzülen membranlardan ibarettir. Bu membranları göz önünde canlandırmak için dilimlenmiş ekmeği göz önüne getirmek yeterlidir. Bu ekmeğin her dilimi bir evrendir. Bu evrenler bir araya gelerek bir multiverse oluştururlar. Bu evrenler evreninde, membranların bir yerlerinden çarpışması da muhtemeldir. “M Theory”nin sonuçlarının bir yorumuna göre evrenimizin bulunduğu membran ile diğer bir evrenin bulunduğu membranın çarpışması nedeni ile “Big Bang” olmuş ve bildiğimiz evren meydana gelmiştir.
“Evren neden var oldu?” Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını "Her Şeyin Teorisi" adını verdikleri bir evren formülüyle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, içinde eşizlerimizin bulunduğu fantastik bir "hiper uzay"ın kapılarını açıyor. Şu sırada, siz bu cümleleri okurken, paralel evrenlerdeki eşizleriniz de bu cümleleri okuyor olabilirler. Paralel evren teorisine göre, biz burada yaşantımızı sürdürürken diğer evrenlerde başka ihtimaller dâhilinde var olabiliriz. Paralel evrenlerle aramızda sadece saydam bir zar var. Yaşadığımız evrenin ilk ve tek evren olmadığı gerçeği ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bu teori tamamen matematiksel temellere dayanıyor. Stephen Hawking: “Görülebilir evrenimizin dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen sonsuz sayıda evrenler var.” demektedir. 59 yaşındaki astrofizikçi, evrenin var oluşunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalışılan "Her Şeyin Teorisi"nin (Theory of Everything) formülünü oluşturmayı başardı ve buna "M-teorisi" adını verdi. Buradaki "M" (magic, mysterios, mother) büyülü, esrarengiz ya da her şeyin anası olarak değerlendirilebilir.
Teori, uzayı, içlerinde bizim eşizlerimizin bulunduğu başka evrenlerden oluşan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Hawking, bu "kobold evrenler"in yaşayanlarını "gölge insanlar" olarak nitelendiriyor. Yani, bizim evren olarak tanımladığımız belki de, gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren ve hatta belki birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti. Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini ileri sürüyor.
Albert Einstein tarafından geliştirilen "Genel Görelilik Teorisi" zaman, uzay ve maddeyi bir birinden ayrılamaz bir bütün olarak düşünmüştür. Bütün kütleler, ister dev gökadalar ister küçücük asteroitler, uzay-zamana şekil veriyorlar. Bu şekillenme, madde ve ışığın uzaydaki hareketini belirliyor. Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettiğimiz sürece, geliştirilen "Kütle Çekiminin Kuantum Teorisi" bizi tek bir evren formülüne götürmemekteydi. Hawking, çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuantlar elde etti. Bunlara "membran" adını verdi ve daha da kısaltarak "bran" olarak kullandı. Bu bran'lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlardı. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı: Evrende on bir boyut vardı. Hawking bütün o boyutları algılayamama nedenini şöyle açıklıyor: Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.
M-Teorisi'ne göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, bran'ların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" beş boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü sürekli yeni evrenler, yeni bran'lar doğuyor. Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlar'la ilgili, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz? Hawking'e göre bu soruların yanıtı evet! Hawking'in teorisiyle, yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız. Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Bu varsayımı geliştirirken Hawking'e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, "Uzayda, Al Gore'un ABD başkanı olduğu ya da Elvis Presley'nin hâlâ yaşadığı paralel evrenler olabilir" diyor.
Hawking, evrenin varlığını tek bir formülle açıklayacak "Her Şeyin Teorisi"nin henüz tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olacağını belirtiyor. Ancak formül tamamlandığında da Tanrı'nın evren formülüne ulaşmış olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını belirtiyor. ”Her şeyin teorisi” ilerde mikro kozmos’tan makro kozmos'a kadar bütün olayları matematiksel olarak izah edebilecektir.
Fizikçiler, sicimlerin varlığına dair kanıt bulmak konusunda çok kararlılar çünkü Lykken'in dediğine göre sicimler “aşırı derecede karmaşık olan fiziği, tek bir kâğıda sığacak kadar basit denklemlere indirgeyebilir”. Diğer boyutlara ait izler, fizikçiler parçacıkları dev hızlandırıcılarla çarpıştırıp açığa çıkan enerjiyi toplayınca ortaya çıkabilir. Eğer enerjinin bir kısmı kaybolursa, başka bir boyuta sızmış olabilir. “The Fabric of the Cosmos” kitabının yazarı Brian Greene, sicimlere ait kanıtın kozmik mikrodalga fonda (CMB) (gökyüzünün her yerinden görülebilen ışınım) bulunabileceğini düşünüyor. Greene, “Sicimlerin bize verdiği mesajı anlamayı öğrenmemiz gerekiyor” diyor.
Bizim görebildiğimiz kozmos'umuz, 3 uzay boyutu ve 1 zaman boyutundan ibaret olup 4 boyutludur. Dünya’mız diğer 6 boyutu algılayamamakta ve görememektedir. Fizikçiler, büyük patlama sırasında 10 boyutun meydana geldiğini ancak 6 boyutun yoğunlaşarak kıvrıldığını, diğer 4 boyutun genişleyerek bizim algıladığımız kozmos'un ortaya çıktığını ve 10 boyutlu kozmos'un aslında iç içe olduğunu matematik olarak açıklayabilmektedirler. 10 boyutun iç içe olmasına rağmen diğer 6 boyut, bizim algılama ve ölçme imkânlarımızla tespit edilememektedir. Süper yerçekimi teorisi de 11 boyut olduğunu düşünmektedir. Farklı rezonanslarda titreşen bir keman teli çok farklı nota'lar yaratmaktadır. Farklı nota'lar, aynı anda - aynı yerdedir ancak bizim kulaklarımız sadece duyabildiği nota'ları duymakta diğerlerini fark etmemektedir.
Berkeley, “Var olmak algılanmaktır” demiş olsa da, henüz bu boyutları algılayamıyoruz. Algılamamamız onların var olmadığını değil, bizim henüz yetkin olamadığımızı göstermektedir. Eğer, “tüm madde titreşen bir sicim üzerindeki notalardan başka bir şey değilse” yani Sicim Teorisi doğruysa ve bu evrensel müziği duyabilirsek 10. boyutu fark edebileceğiz. Titreşen teller 10. boyuttan bahsediyor, Süper yerçekimi teorisi, Paralel Evrenlerden yani 11. boyuttan. 11. boyut, bir milimetrenin trilyonda biri ölçüsünde 3 boyutlu dünyamızın her noktasında bulunmaktadır. Bize bizden daha yakın olmasına rağmen onu algılayamamaktayız.
Cambridge’deki bir konferansta da M teorisinin öncüleri bir araya gelerek fikirlerini ortaya koymuşlar ve “Büyük patlama paralel dünyaların arasındaki bir çarpışma olabilir.” demişlerdir. Sonsuz sayıda evrenler ve her birinin kendine ait fizik kanunları olabilir. Dr. Fred Alan Wolf şöyle diyor: “Evren, hem madde hem de şuuru tek bir alan halinde içeren dev bir hologramdır.” Eğer evren Holografik biçimde organize olmuşsa, uzay-zaman koordinatlarının ötesine geçilmiş olmaktadır. Böyle bir planda; geçmiş-şimdi ve gelecek aynı yerde, aynı anda bulunabilmektedir. Lineer, tek yönde ilerleyen, yani geçmişten gelip, geleceğe doğru giden bir zaman anlayışı mevcuttur. Oysa örneğin tarihsel olaylarda gelişmelerin bir daire ya da bütünsel bir gelişim çizdiklerini görüyoruz.
Doğa ve dünyada sabit ve değişmez hiçbir şey yoktur. Doğadaki değişim ve dönüşümlerin nedeni; canlı cansız tüm varlıkların "hücreler", hücrelerin moleküller, moleküllerin atomlar, atomların ise, enerji ile maddenin iç-içe olduğu, kuant denilen temel yapı taşlarından oluşmalarıdır. Her şey içlerindeki bir başka öğe tarafından oluşturulduğundan ve en temeldeki öğe ise sürekli değişken ve akışkan yani aktif ve canlı olduğundan, halkanın en son ürünleri olan doğa ve dünyamızın nesnelerinin de sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olması kaçınılmazdır. Bu nedenle "zaman" denilen değişim ve dönüşüm göstergesi ortaya çıkar ve doğadaki her şeyde bir değişim ve dönüşüm yani evrim vardır ve bireysel ömürler bu evrimin sadece küçük birer adımıdırlar.
Fizikçi Michio Kaku “Eğer evren bir patlama neticesinde harekete geçmişse bu patlama nereden geldi? Kuralları neydi? Bize uzay-zaman yapısını veren patlamanın denklemlerini kim yazdı?” diyor. Rölativite ve Kuantum Teorileri birleştirilerek üretilen ve on boyutlu bir hiper-uzayda tanımlanan “Sicim teorisi” ve 11. boyutu da katan M-Teorisine göre, mikro sicimler titreştiğinde evrende bulunan atom altı parçacıkları yani notaları üretiyor. Bu notaların oluşturduğu melodiler “madde”, bu melodilerin yarattığı senfonilere de “evren” deniliyor. Bu sicimlerin yarattığı armonilerin fizik yasaları olduğuna inanan araştırmacılar, sicimler hareket ettiğinde, etrafındaki uzay ve zamanı eğip, büktüklerini fark etmişlerdir. Bu teoriye göre hiper-uzaya yayılan rezonanslar halindeki bu müzik belki de Tanrının zihnidir. Evren teorisini test etmek isteyen araştırmacılar, laboratuarda bir bebek evren yaratmayı deniyorlar. İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Büyük Hadron çarpıştırıcısı kullanılarak bu teori dolaylı yoldan test edilebilecektir.
Stephen Hawking'in geliştirdiği evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir açıklama getirmiştir. Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini ileri sürüyor. Eğer Hawking haklıysa, daha pek çok olgu paralel evren teorisiyle açıklanabilecek. Kuantum Kuramı şu savı doğrulamıştır: “Eğer bir yapı başlangıçta bir bütün oluşturmuş ise, o yapıyı parçalasanız dahi parçalar arasında etkileşim yerel olmayan bir biçimde devam eder.”
Bütün, parçalarından fazladır. Bütünü oluşturan parçalar, bütünden ayrılsalar dahi bütünle etkileşmeye devam ederler. Parçalar bütünden tamamen bağımsız bir varlık sürdüremezler. Parçalar arası ve bütün ile parçalar arasında yerel olmayan bir etkileşim vardır. Parçalarda hem bütünü hatırlayan özel bir hafıza vardır hem de yeni dış etkilerden birbirlerini haberdar etme yeteneği vardır.
Evrendeki tüm maddeler tek bir yapıyla birbirlerine bağlılar(bran). Bu fark edişle birlikte “Her şeyin teorisi”nin yardımı ile evrendeki her şeyi açıklamaya tekrar başlanabilir. Uygarlık Einstein denklemlerinden yararlanarak zamanda yolculuğa, paralel evrenleri araştırmaya hazırlanmaktadır. Dünyanın önde gelen üniversitelerinde, 20 yıl önce bir fantezi gibi görünen olgular birer birer kurgudan bilim haline gelmektedir. Einstein: ‘Tanrının evreni nasıl yarattığını anlamak istiyorum’ demiştir. Bugün bilim, tanrının evreni nasıl yarattığını anlama çabasını sürdürmektedir. Denildiği gibi: “Yetkin insan olabilmek yolunda yürüyen akil birey, evrene ve insana mikro kozmik açıdan bakarken, aynı anda makro kozmosu da görebileceği bir hologramı, zihninde yaratabilmelidir.”
“Bir sır var, çözdüklerimizden başka,
Bir ışık var bu ışıklardan başka,
Hiç bir yaptığından yetinme, geç öteye,
Bir şey daha var bütün eserlerinden başka...” Ömer Hayyam
Berk Yüksel
Kaynakça:
wikipedia.com
sozluk.sourtimes.org
Focus Dergisi........”Kozmoloji-11. Boyut”
Nalân Yıldız......... “Bilim tanrıyı buldu mu?” Yazı dizisi –Akşam gazetesi
Joel Achenbach........... Washington Post
ayliner.blogspot.com..... “Paralel Evrenler”
J.Richard Gott....... “Eınsteın Evreninde Zaman Yolculuğu-Zamanda Yolculuk Olasılığı”
-------------------------------------
142. GRAVİTONLAR ASLINDA BİR ZAMAN VAKUMU İÇİNDEKİ ELEKTRONLARDIR. S: (A) Eğer nicelendirilirse gravitonlar haline gelir ve siz gravitonların mevcut olmadığını söylemiştiniz... C: Gravitonlar aslında bir zaman vakumu içindeki elektronlar.
143. "SİCİM TEORİSİ" İYİ BİR FİKİR DEĞİL. S: (A) Günümüzde ve son 5-10 yıldır fizikçiler sicimler fikrine dayalı olarak herşeyi açıklayan bir teori oluşturmaya çalışıyor. Herşeyin salınım halindeki sicimlerden oluştuğu şeklinde bir teori. Buna süper sicim teorisi diyorlar. Bu sicimler fikri iyi mi?C: Hayır.
|
Edited by - Tiversonus on 11/01/2009 12:42:14 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 11/01/2009 : 13:31:13
|
Elektron Nedir?
Bütün Atomlarda bulunan Negatif yüke sahip temel parçacık, pozitron karşıtı.
Elektron veya eksicik, en küçük eksi (-) yüküne sahip temel parçacık dır.
Elektron kelimesi kehribarın Yunancadaki ismidir. Eski Yunanda, Kehribarı ovuşturunca Statik Elektrikle yüklendiği biliniyordu.
Kelime terim anlamı olarak kehribarın Yunancasıdır ve Atomun üç parçasından biridir
Atomu Maddenin en küçük birimi kabul eden kuram yoluyla, Elektriğin taneciksel bir yapı içinde bulunduğu sonucuna varılır. En küçük Elektrik yükü taşıyan bu taneciğin adı elektrondur. Bütün Atomların dış bölümü Elektron tabakalarından oluşur ve her tabaka çekirdekten uzaklığına göre K,L,M… gibi harflerle adlandırılır. Çevredeki Elektronların sayısı ve konumu, söz konusu elementin kimyasal nitelikleriyle, özellikle değeri ile yakından ilintilidir. Birçok durumda, bu Elektronlar maddeden çıkarılıp az ya da çok büyük bir hızla, bir elektrik alanıyla, harekete geçirilerek boşlukta yayılabilir. Boş bir tüple elde edilen katot ışınları; radyoaktif cisimlerin beta ışınları; ısgın metalleri etkileyerek çıkardığı elektrik, vb.
Normal koşullarda elektronlar atomun artı yüklü çekirdeğine bağlı durumda bulunur. Nötr bir Atomdaki elektronların sayısı, çekirdek'i artı yüklerin sayısına eşittir. Ama bir Atomda artı yüklerin sayısından daha fazla ya da daha az elektron bulunabilir. Bu durumda atomun toplam yükü eksi ya da artı olur; böyle yüklü Atomlara iyon adı verilir. Bir Atoma bağlı olmayan Elektronlara serbest elektron denir.
Belirli bir atomdaki elektronlar çekirdek çevresinde düzgün bir biçimde sıralanmış yörüngemsiler üzerinde dolanır. Elektronlar ile çekirdek arasındaki çekim kuvveti, elektronların kendi aralarındaki itme kuvvetine üstün geldiğinden, elektronlar normal koşullarda atoma bağlı kalır. Elektronları üzerinde dolandığı yörüngemsiler kendi aralarında kümelenerek kabukları oluştururlar. Çekirdeğe en yakın yörüngemsilerdeki elektronlar atoma en sıkı bağlı olanlardır. En dış yörümgemsilerdeki elektronlar ise çekirdekle aralarındaki öteki elektronların perdeleyici etkisi nedeniyle atoma en gevşek bağlı durumdadır. Elektronlar, Atom yapısı içindeki hareketlerinde, atomun hemen bütün Hacmini kaplayan dağınık bir eksi yük bulutu oluştururlar. Bu nedenle atomun büyüklüğünü elektronların atom içindeki diziliş biçimi belirler. Atomun, başka atomlar, parçacıklar ve elektromagnetik ışıma karşısındaki davranışını da elekronların bu diziliş biçimi belirler.
Gerek Dalton’un gerekse yunanlıların kuramlarında atom, maddenin en küçük taneciği olarak kabul edilmişti.19.yüzyılın sonlarına doğru atomun kendisinin de daha küçük taneciklerden oluştuğu düşünülmeye başlandı.Atom hakkındaki düşüncelerde meydana gelen bu değişikliğe elektrikle yapılan deneyler neden oldu.
1807-1808 yıllarında ünlü İngiliz kimyacısı Humphry Davy bileşikleri ayrıştırmak için elektrik kullanarak beş Element(potasyum,sodyum,kalsiyum,stronsiyum ve baryum) buldu.Bu çalışmalarına dayanarak Davy , bilesiklerde Elementlerin elektriksel nitelikli çekim kuvvetleriyle bir arada tutulduklarını önerdi.
Vakumdan elektrik akımının geçirildiği deneyler 1859 da Julius Plücker katod ışınlarını bulmasına yol açtı.Katot ışnları elde etmek için Havası iyice boşaltılmış bir Cam tüpün uçlarına iki elektrod yerleştrilir.Bu elektrodlara yüksek gerilim uygulandığında katot adı verilen negatif elektroddan ışınlar çıkar.Bu ışınlar negatif yüklüdür doğrusal yol izler ve katodun karşısındaki tüp çeperlerinin ışık saçmasına sebep olur. 19.yüzyılın son yıllarında katot ışınları ayrıntılı olarak incelendi.Birçok bilim adamının deneyleri sonucunda katot ışınlarının hızla hareket eden eksi yüklü parçacıklar olduğu ortaya çıktı ve bu parçacıklar daha sonra Stoney’in önerdiği gibi elektron adı verildi.
Katottan çıkan elektronlar katot için hangi metal kullanılırsa kullanılsın aynı özelliktedir.Zıt yükler birbirini çektiğinden katot ışınlarını oluşturan elektron hüzmeleri yolları üzerinde üstte ve altta bulunan zıt yüklü iki levha arasından geçerken Pozitif yüklüsüne doğru çekilirler. Demek ki bir elektrik alanı içinde katot ışınları normal doğrusal yollarından saparlar.Bu sapmanın Açısı :
Tanecik yükü ile doğru orantılıdır.Yükü büyük olan tanecik az yük taşıyan tanecikten daha çok sapar. Tanecik kütlesi ile ters orantılıdır.Kütlesi büyük olan tanecik küçük olandan daha az sapar. Bundan dolayı yükün kütleye oranı bir elektrik alanı içinde elektronların doğrusal yoldan ne kadar sapacağını belirler.elektronlar magnetik bir alan içinde de sapma gösterirler.Fakat bu durumda sapma uygulanan magnetik alana dik yöndedir.
Katot ışınlarının elektrik ve magnetik alanlar içindeki sapmalarını inceleyen Joseph T. Thomson , 1897’de elektron için değerini saptadı bu değer:
E/M=-1,7588.10 üzeri sekiz coul /g dır.
Coul uluslar arası sistemde elektrik yükü birimidir.Bir kulon bir Amperlik akım tarafından iletkenin belirli bir noktasından bir saniyede taşınan yük miktarıdır.
Elektron yükünün duyar olarak ölçümü ilk defa Robert A. Milikan tarafından 1909 da yapıldı. Milikan’ın deneyinde x-ışınları etkisi ile Havayı oluşturan moleküllerden elektronlar koparılır.Çok küçük yağ damlacıkları da bu elektronları alıp elektrik yükleri ile yüklenirler.Bu yağ damlacıkları iki yatay levha arasından geçirilirler.Yağ damlacıklarının düşüş hızları ölçülerek kütleleri hesaplanır.
Yatay levhalara elektrik akımı uygulandığında negatif yüklü damlacık pozitif yüklü levhaya doğru çekileceğinden damlacığın düşüş hızı değişir.bu koşullar altında düşüş hızı ölçülerek damlacığın yükü hesaplanabilir.Belli bir damlacık bir veya daha çok sayıda elektron alabileceğinden bu yöntemle hesaplanan yükler daima birbirinin aynı değildir.Fakat bu yükler hep belli bir yük değerinin katları olduğundan bu yük değeri bir Elektronun yükü kabul edilir.
Elektron Keşfi
1894 Herman Helmholtz’un 1881 yılında varsaydığı “elektrik atomu”na George Johnstone Stoney “elektron” adını verdi. 1897 Ocak ayında Emil Wiechert, katot ışınlarının eski elektrik yüklü temel parçacıklardan oluştuğunu ve bu parçacıkların en küçük Atomdan çok daha hafif olduklarını kanıtladı. Nisan ayında, J.J.Thomson, katot ışınlarının yük/kütle (e/m) oranının iyonlarınkinden 1000 kez daha küçük olduğunu buldu. Kasım ayında, Willy Wien, Thomson’un bulgularını doğruladı. Elektronun keşfi, aynı sıralarda ortaya çıkan bir başka olayla desteklendi. Bu, Ekim 1896 ve Ekim 1897 yılları arasında Peter Zeeman tarafından gösterilen, bir manyetik alanda atomik spektral çizgilerin üçlü yarılmaları idi. Zeeman etkisi adı verilen bu olgu, Eylül 1897’de Hendrik Antoon Lorentz tarafından teorik olarak açıklandı.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 11/01/2009 : 18:32:54
|
SFENKS
O, yeryüzünün en ünlü heykeli... Kimilerine göre, Marslılar’ın Dünya’mıza armağan ettiği bir dev, kimilerine göre ise Firavun keops’un aslan biçimini almış görüntüsü... En çok ziyaret edilen arkeolojik mekanların başında gelen Sfenks, kırık burnunun ve altındaki geçitlerin sırrını günümüzde de koruyor...
Mısır’da, Giza’daki üç büyük piramidin biraz doğusunda, bilinmez bir zamandan beri bu vadiyi bekleyen, gözlerini doğuya dikmiş yarı insan, yarı aslan bir heykel var: Sfenks. Ejiptologlar, Khafre piramidini Vadi Tapınağı’na bağlayan yolun bitiminde yer alan bu gizemli ve “dilsiz” yapının, İ.Ö 2500 dolaylarında firavun Khafre tarafından yaptırıldığını düşünüyorlar. Oysa ne Giza’daki herhangi bir anıtta bunu destekler bir ifade var, ne de Mısır’ın herhangi bir yerinde.
Sfenks’in yapıldığı tarih, Ejiptologlar ne derse desin, bilinmiyor. 1991 yılında Amerikalı araştırmacı John Anthony West ve jeolog Dr. Robert Schoch, bu görkemli anıt üzerinde bir dizi araştırma yaptılar.
Vardıkları sonuçlar, oldukça şaşırtıcıydı: Heykelin üzerindeki aşınma izleri, arkeologların inandığı gibi rüzgar ve kumdan değil, uzun ve etkili yağmurlardan ileri geliyordu ve düpedüz “su aşınması” ydılar!
Mısır’ın bu bölgesi, bundan 5000 yıl önce de çöldü ve yağmur düşmüyordu. Söz konusu aşınmayı yaratacak düzeyde bir yağmurun en son düştüğü dönem ise, en az İ.Ö 5000 yılına, hatta çok daha eskilere dayanıyordu, belki İ.Ö 7000’e.
West ve Schoch, ayrıca ekiplerinde sismik ölçümler yapan cihazlarla çalışan uzmanlara da sahiptiler. Bu ekip, daha şaşırtıcı bir bulguya da ulaştı: Araçlar, Sfenks’in pençelerinin yaklaşık 8-9 metre altında büyük bir “oda” nın ve ona açılan dehlizlerin varolduğunu gösteriyordu! Mısırlı yetkililer, başta eski eserler müfettişi Dr. Zahi Hawass, bu bulgulara erişildiği günlerde West ve ekibinin iznini iptal ettiler ve Sfenks üzerinde araştırma yapılmasını yasakladılar. Ama haber basına çoktan ulaşmıştı, West ve Schoch ‘da elde ettikleri bulguları aynı anda filme aldıklarından, NBC ‘de yayımlanan bir belgeselle ortalığı iyice karıştırmışlardı.
Bütün bunlara “Orion Gizemi” nin yazarı Robert Bauval ile “Tanrıların Parmak İzleri” nin yazarı Graham Hancock ‘un astronomi temelli bir tezleri de tuz biber ekti: Sfenks, tam doğuya bakıyordu, yani ekinoks (23 mart ya da 21 eylül) anındaki gün doğumu noktasına. Mısırlıların yıldız kültürlerinde, güneş doğmak üzereyken, ufuk henüz tam aydınlanmamışken son olarak görülen yıldız ya da takımyıldızının ayrı bir önemi vardır. Bu durumdaki yıldıza “heliak yükselişte” denir ve Mısır ‘ın hem takvimini hem de dinini etkileyen çarpıcı bir olgudur. Sözgelimi, Mısır kültüründe Tanrıça İsis ‘i simgeleyen Sirius yıldızı, yaz gündönümünde (21 haziran) şafak öncesi görünmeye başlar ve bu tarih aynı zamanda Nil ‘in yıllık taşma dönemlerinin de başlangıcıdır. Bu nedenle Mısırlılar yaz gündönümünü “yılbaşı” kabul ederlerdi. Bu yaklaşım, ejiptologlarca Sfenks ‘in yapılmış olduğu tarih olarak varsayılan İ.Ö 2500 ‘de ilkbahar ekinoksunda “heliak yükselişe” başlayan takımyıldızın incelenmesini ilginç hale getiriyor.
Bauval ve Hancock, bilgisayar simulasyonuyla o tarihte Boğa takımyıldızının yükselişte olduğunu gördüler. Oysa Mısırlılar şekil ve simgelere çok önem verirlerdi ve yaptıkları anıtlarda buna çok dikkat ederlerdi. Yani, bu durumda Sfenks ‘in aslan değil de boğa biçiminde yapılmış olması gerekmez miydi? İki araştırmacı, bu kez ilk bahar ekinoksunda aslan burcunun heliak yükselişe geçtiği tarihi araştırdılar ve karşılarına “Orion Gizemi” ndeki o garip yıl çıktı yine: İ.Ö 10500! Bütün bulgular, her ne kadar ejiptologlar ve ortodoks akademisyenler bunları dikkate almak istemeseler de, aynı “başlangıç tarihi” ne yönlendiriyor bizi.
Mısır uygarlığının İ.Ö 3100 yılında başladığı yolundaki yaygın görüş dikkate alındığında, Eskimısırlıların bir “şifre” gibi bize bıraktıkları “anıt bilmecesi” acaba bilinenden en az 7000 yıl daha eskiye dayanan yitik bir uygarlığın izleri mi?
Gize Sfenksi’nin boyutları 54’e 20 metredir. Konumu yıldızlara yönelimli olması ve yüzünün Mars’ta bulunan bir tepenin kuşbakışı görünümüne benzemesi yüzünden, dünya dışı bir uygarlığın eseri olduğu ileri sürülüyor... Heykel 14.yy da Memluklar tarafından top bataryalarının talim hedefi olarak kullanıldığı için üstünde kalıcı zararlar oluşmuştur. Günümüzde hala nasıl restore edileceği oldukça büyük bir tartışma konusu. Sfenks yağmurlar, kum ve daha birçok doğasal nedenlerden dolayı oldukça yıpranmış durumda. Dünyanın tanrısı olan firavun’ un güçlü hayvanlardan biri olan aslan ile birleştirilmesi firavun’ un gücünü simgeliyordu. Heykelin güneş kültü ile olan ilgiside kuşku götürmez bir gerçek çünkü Sfenks güneşin simgesi olan Horus’ la özdeşleştirilmiş. 54m uzunluğunda 20m yüksekliğinde, batı-doğu yönünde uzanan büyük Sfenks, Nil nehri’ ne bakıyor ve nehir yoluyla gelenleri karşılıyordu. Zamanla Mısır, Yunanistan ve Suriye‘ de de başka Sfenksler ortaya çıkmıştır. Bugün uzmanlar Sfenksleri üç tip halinde sınıflandırıyor; Giza’ daki gibi yere çökmüş olanlar, oturanlar ve hareket halinde gösterilenler.. Oturanlara Büyük İskender’in Luksor tapınağında bulunan Sfenks’ i örnek gösterilebilir.
Sfenks terimi Yunanca’ daki “SPHINGHEIN” den geliyor ve boğmak anlamını taşıyor. Bu da Thebai Mitindeki Sfenks’ in bilmecelerine doğru yanıt veremeyenleri öldürmesinden kaynaklanıyor. Bilmece ise : Hangi yaratık sabah 4, öğlen 2, akşam 3 ayak üstünde yürür ve bacakları ne kadar çoksa o kadar zayıftır? Cevap ise : İnsan’ dır. Cevabı bilen olursa Sfenks’ de kendini öldürecektir ve Oidipus bilmeceyi biliyor ve Sfenks kendini öldürüyor. Başka bir efsaneye göre ise Oidipus tarafından öldürülüyor. Mısır’ a gelince Sfenks Mısırca “SEZP-ANHE” (Yaşayan görüntü) demek. Ama Mısır ve Yunan Sfenksleri arasında bir bağlantı kurulmuyor nedeni ise Mısır Sfenks’inin erkek(Firavun erkek olduğu için Sfenks’ te onun bir görüntüsü temsili) Yunan Sfenks’ inin ise mitolojik bir hayvan ve dişi oluşu. Ancak her 2 side ölü kültüne bağlıdır. Restorasyonlar• Modern analizler ilk restorasyonu Eski Krallık’ a (M.S. 2000 yılında son buldu) tarihliyor: Sağ arka bacak onarıldı. Epigrafik kaynaklar 4. Tutmosis ve sonra 3. Ramses’ in heykeli düzenli olarak kaplayan kumdan kurtardığına tanıklık ediyor.
Yunan-Roma döneminde kumun gelişini engellemek için barikatlar kuruldu.• 1798’ de, Napolyon’ la gelen uzmanlar Caviglia, Mariette ve Maspero’ nun ardından temizlik restorasyon çalışmaları devamlı hale geldi.• 1978’ de Giza alanı ustabaşısı, Sfenks’ in kuzeydoğu bölgesinde çalışırken, dev heykelin altında doğal bir galeri keşfetti. Bu, su erozyonunun ilk kanıtı oldu.• 1979’ da kuzey kanadı restore edildi.• 1981’ de bacaklardan taşlar düştü ve onarım 1987’ ye dek sürdü.• 1989’ da yeni bir sağlamlaştırma evresi başladı.• 1990’ da Getty Vakfı’nın çalışmaları başladı. Bunlar Unesco ve Eski Mısır Örgütü tarafından yürütüldü.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 12/01/2009 : 15:30:23
|
1. Yıldızlar Ve Molekül Üretimi
13,7 mr. yıl önce bir avuca sığacak kadar küçük olan evrenimiz bir patlama ile birlikte müthiş bir hızla genişlemeye başlar. Gözlemleyebildiğimiz evrenin tarihinin böyle başladığına inanılmaktadır. Genişledikçe, trilyonlarca serecelik sıcaklık yerini soğumaya bırakmış bugunkü -270 santigradlara kadar soğumuştur. Bu ısı, evrenin hertarafından gelen mikrodalga radyasyonun ısısıdır ve büyük patlamadan hemen sonra evreni dolduran sıcak gazların soğuması ile aratakalan radyasyondan olduğuna inanılmaktadır. Radyasyon evrene yayıldı.
Genişleyen evren madde ve anti-madde üretmiş ve çokaz bir farklılık olmalı ki madde artakalmıştır. İşte o fazla kalan maddenin çocuklarıyız(en azından fiziksel olarak) veya gözlemlediğimiz fiziksel maddeler o fazladan olan ve anti-madde ile birleşip yokolmayan maddenin sayesinde varolmuştur. Evrendeki ilk madde, hidrojen ve helyum gazlarıdır. Demekki içtiğimiz su veya vucudumuzu oluşturan (yüzde yetmiş) sudaki hidrojen atomu, büyük patlamanın eseri olan bir atomdur. Sıcak ortamda, atomaltı parçalar birbirlerine kaynayarak/bağlanarak bu gaz üretimi yapılmıştır. 1 milyon yıl geçince genişleyen evrenin sıcaklığ iyice düşer ve yeni atomların yaratılması/üretilmesi için sıcaklık yeterli değildir. Atomların üretimini başka bir şey gerçekleştirecektir.
Evren genel olarak homojen yoğunlukta olsada bazı “çatlaklar” ı bulundurmaktaydı, bu yoğunluk çatlakları gaz ve toz bulutlarını toparlamaya başlar. Gaz ve toz bulutları “kütlesel çakim” sayesinde bu yoğunluk çatlaklarında kümeleşir ve spiral şeklinde dönmeye başlarlar. Bu “çatlaklar” olmasa idi atomların üretimi olmayacak ve evren yaşam olmayan bir yer olarak kalacaktı. Maddenin anti-maddeden biraz fazla oluşması nasıl bir kritik öneme sahip ise bu yoğunluk çatlakları da kritik bir öneme sahiptir, evrende yaşamın oluşabilmesi için.
Küçük gaz ve toz bulutları yoğunluk çatlaklarında, kütlesel çekiminde etkisiyle büyük bulutlar oluştururlar. Çekimsel çökmeyle birlikte bugünkü güneşimize benzer yıldızlar doğar ve nükleer santral gibi çalışarak ısı, ışık ve radyasyon yayarlar. Yıldızların çevrelerinde bulunan diğer gaz ve toz bulutları bu yıldızların çekim alanı içerisinde, yıldızın etrafında toparlanırlar ve yıldızın etrafında bir yörüngede dönmeye başlarlar. Bu toz ve gaz bulutları gezegenleri oluştururlar, yıldızlara nazaran küçük olduklarından onlar henüz gezegen olabileceklerdir ve onlarda evrende hem kendi hemde bağlı olduğu yıldızın etrafında dönerler. Milyonlarca hatta milyarlarca sürecek bir süreçtir bu. Hala yeni atomlar üretilmemiştir.
Yıldızlar kütlesel çekimin etkisi ile merkezlerine doğru çökerler ve merkezde çokbüyük bir ısı ve basınç oluşur. Yıldız hidrojen yakıtını tükettiğinde sonu gelmiştir. Bu durumda yıldız büzülür. Sıcaklığı çok yükselen yıldız bu defa helyum atomlarını bir süreç sonunda karbona çevirmeye başlar. Vücudumuzdaki karbon yıldızlararası ortamda bu şekilde oluşmuştur. Bu esnada yıldızın sıcaklığı 100 milyon derece gibi dayanamayacağı dereceye çıkan yıldız genişlemeye başlar. Yıldız bu süreç sonunda yarıçapı 100 kat büyüyerek bir kırmızı deve dönecektir. Bu süreci izleyen dönemde merkezindeki helyumu bitiren yıldız, bir karbon atomuyla bir helyum atomu birleşerek oksijene dönüşüm başlar. Bu esnada dışarıya muazzam bir enerji fışkırması gerçekleşir. Yıldızın merkezinde demir atomu üretilir. Sonunda yıldızın çekirdeği demire dönüşür. Demir çekirdek reaksiyonlarının önemli bir halkasıdır. Yaklaşık 1 milyar santigratta demir oluşur. Küçük yıldızların demir üretemez, ancak büyük yıldızlar bunu gerçekleştirebilirler. Güneşten on kat daha kütleli bir yıldız çekirdeğindeki helyumu tükettiğinde, nükleer yanma devresi devam eder. Karbon çekirdeği daha da sıkışır ve karbonu oksijene, neona, silikona, sülfüre ve son olarak da demire çevirecek kadar yüksek sıcaklığa ulaşır. Yıldız bir element fabrikasıdır.

Güneşimizden onlarca kat büyüklüğünde kütleli yıldızlar demiri üretebilmektedir. Enerjisi biten büyük yıldız önce merkeze büzülür ve burada sıkışan demir çekirdek dengesini yitirerek patlar. Büyük yıldızların şiddetli patlamalarına süpernova denir. Patlama sırasında açığa çıkan inanılmaz dereceki ısıdan dolayı demirin protonları ve elektronları birbirinden ayrışır ve sonra bunlar ikili olarak birleşerek nötronları oluşturur . Böylece süpernova patlamasıyla demirden daha ağır maddenin (nikel, bakır, çinko, gümüş, platin, altın uranyum v.b) üretimi gerçekleşir. Süpernova tarafından fırlatılan gaz kabuk yıldızlararası ortama ilerlerken, yeni meydana gelen ağır elementleri de yıldızlararası ortama katarak zenginleştirir; buna da süpernova kalıntısı denir. Böylece ölen bir yıldız yaşamın kaynağı olmaktadır. Patlamadan sonra geriye üç şey kalır: Beyaz cüce, nötron yıldızı veya karadelik. Patlayan yldızın kütlesine bağlıdır bu durum. Süpernova patlamasıyla patlayan yıldız patlamadan önce, örneğin bizim güneşimizin kütlesinin ortalama 1.5-2 katında idiyse beyazcüce, 2-5 katında idiyse nötron yıldızı ve 5 katının üzerindeyse karadelik olarak yeni yaşamına devam eder. Yıldızlar böylece evrene, yaşam için gerekli yeni elementler enjekte edilmiş olurlar. Vucudumuzdaki karbon atomları bir süpernova patlamasından gelmiştir keza demir de. Şu ana kadar varlığı saptanmış 120’ ye yakın element vardır, daha fazlası keşfedilmeyi bekliyor olabilir.
Element fabrikası gibi çalışan yıldızlar olmasaydı bildiğimiz yaşam oluşamazdı. Bizler (insan) yıldız tohumlarıyız, evrenin çocuklarıyız. “Gezegenleri ile birlikte güneş, partneri olan bir “kahverengi yıldız” etrafında döner”. Kasyopya celselerinde verilen bu bilgi bilim çevrelerinin bir kısmında kabul görür: Yıldızların gözükmeyen ikizleri vardır. Yıldızın hareketlerinde görülen salınım, kahverengi cüceyi ele verir. Nereden bakılırsa bakılsın, tuhaf olan bu nesnelerin sayısının, evrendeki yıldızların sayısına eşit olduğu sanılıyor. İlki 1995'te keşfedildi ve bugüne kadar listeye birkaç tane daha eklendi. Faal yıldız ikizinden gaz bultlarını emerek beslenir bu durum ikizi ile arasındaki çekim dengelenene kadar sürer. Kahverengi yıldızlar, nkleer tepkime yapamayacak kadar hafiftirler. Aslında bu konu üzerinde bilimimiz henüz keşif aşamasındadır.
|
Edited by - Tiversonus on 12/01/2009 15:32:56 |
 |
|
|
rinda
Kehribar
  
Turkey
88 Posts |
Posted - 13/01/2009 : 13:05:32
|
Bu big bang aslında tek'in dualiteye bölünmesi ve kendinden bir suret daha oluşturmasının yankısıydı. Öyle ki, tek kendinden bir tek daha oluşturmak için bölündü ve madde ve anti madde oluştu. Böylece dualite hayat buldu. Madde, bu gerçekliği oluşturuken; anti madde de gerçekliğin özüdür.
"Faal yıldız ikizinden gaz bultlarını emerek beslenir bu durum ikizi ile arasındaki çekim dengelenene kadar sürer"
Yukarıdaki sahne aslında ne kadar da tanıdık: Bir ceninin anne kardnında gelişirken bebeğin eşi denilen ektoplazmik yapıdan beslenerek doğum saatine kadar birbirlerine eşlik ederler. İşte mikro kozmostaki makro kozmosa bir örnek daha...
Saygılarımla |
Edited by - rinda on 13/01/2009 13:44:09 |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 16/01/2009 : 14:42:41
|
Kafama takılan bir konu var.Kasyopyalılar, kendilerinin dalga üzerinde seyahat ettiklerini ve dalga nerede ise o yerin ismi ile isimlendirildiklerini söylüyorlar.Arkturus(çoban tkmy), Pleisdes(boğa tkmy), Ra ve Kasyopya(Koltuk tkmy) olarak iletişim kurduklarını söylüyorlar, Laura'ya.(Bir sonraki durak ise Aslan Takımyıldızı)Ancak Arkturus olarak iki kanal var.Bunlardan biri 94-95 yıllarında Dr. Norma J.Milkonovich kanalı, diğeri 2006 David K. Millar kanalı.Dr. Milkonovih'in aldığı bilgilerde Arkturuslular kendilerini bir metre civarında boya sahip, ince ve yeşilimsi renge sahip bedenli, iri-siyah/kahverengi ve badem gözlü(gri) olarak tanımlıyorlar.Laura ve ekibi 94-95 yıllarında Kaskopyalılarla görüştüklerine göre bu bahsedilen Dr. Milanovich'in kanalı olmalı.
Sor şu:Kasyopyalılar, kendilerini gri görünümü olarak tanıtan Arkturusluları niye referans olarak gösterdiler?Bir de şu var, dalga üzerinde bu geçişi şenliğe dönüştüren ve izlemeye gelen bir çok varlık var, kim BH, kim KH bilmiyoruz, kurulan iletişimlerde aynı düşünce bileşimi ile bağlantı kurubilirliğinin yüzdesi ne olabilir?
|
Edited by - kurby on 16/01/2009 14:44:41 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 18/01/2009 : 15:44:50
|
sevgili kurby, kasyopya celselerinde değinilen arkturus bağlantısının "We the Arcturians" ("Arkturus Mesajları" / Akaşa Yayınevi) olarak bilinen kitap olduğunu tahmin ediyorum. şöyle birşey geçmişti:
S: (L) "We Are the Arcturians" ("Arkturus Mesajları") kitabı Arkturuslular'dan bahsediyor ve onların Arkturus'ta yaşadıklarını söylüyor. Onlar için bir gezegen olduğunu ve orada aileleri olduğunu, çoğaldıklarını ve diğer olağan şeyleri yaptıklarını anlatıyor. Bu bana tuhaf geldi ve Jiles Hamilton'ın bahsettiği şeyleri hatırlattı. C: Hayır.
S: (L) Peki bu bilginin kaynağı neydi? C: Bu bilgi, okuyanların en iyi şekilde anlamalarını sağlayacak bir biçimde verildi.
altıncı yoğunluk kökenli olabilir. ama ilgili varlıklar kendilerini ifade edebilmek için çeşitli "sapmalara" başvurmuşlar anlaşılan. bu biraz da kanal görevi gören kişinin önyargılarından kaynaklanmış olabilir. ve bir ölçüde negatif müdahaleler de olmuş olabilir. ama referans olarak gösterildiğine göre sanırım azımsanamayacak kadar değerli bilgi de içeriyordur. çeşitli kanal bağlantılarının ardındaki varlıkların ve verilen bilgilerin bh-kh'lik durumunu değerlendirmek okuyuculara kalıyor sanırım.
dünyayla özel olarak ilgilenen 6. yoğunluk gruplarının sayısı bile bence "epey" olduğu için, çeşitli kanallar çeşitli birimlerle / gruplarla bağlantı kuruyordur muhtemelen. ama 6. yoğunluk varlıkları kendi aralarında çok yüksek bir ahenk ve işbirliği halindeler.
şu sıralar michael newton'un "ruhların yolculuğu" (journey of souls) adlı kitabını okuyorum. sevgili tgur epeyce süre önce önermişti, bir tarafa not etmiştim ama kitabı daha yeni edinip okudum. bu çok değerli tavsiye için sana çok teşekkür ediyorum sevgili tgur. "öbür taraf" / spatyom / 5. yoğunluk / ruhlar aleminde olan biten hakkında şimdiye kadar okuduğum en derin, en doyurucu kitaptı ve herşeye bakışımda çok olumlu, önemli etkiler yaptığını söylemeliyim. "ruhların kaderi" adlı devam niteliğindeki kitabı da en kısa zamanda edineceğim.
budur'da mavi bulut kitabın ilk kısımlarından bazı alıntılar yapmış. kitapta ilerlendikçe öbür taraf hakkında giderek daha derinlemesine, ayrıntılı ve geniş kapsamlı bir resim oluşuyor. öbür tarafın tam kapsamlı bir ansiklopedisi değil ama en azından 3'üncü seviye dünyadaki farkındalık (hatırlayış) düzeyimizle karşılaştırılırsa, bu bilgilerin bizler için elzem bir nimet olduğunu düşünüyorum.
dünyadışı negatif varlıkların dünya insanlığının hikayesiyle ilişkisi konusunda hiçbir doğrudan bilgiye rastlamadım ve bu bunu bir anlamda bir "kısırlık" olarak görüyorum ama bu bile kitabın temel değeri konusunda fikrimi değiştirmiyor.
hepimizin koşulsuz olarak sevilip gözetildiğimiz, pek çok rehberlerimiz ve birer ruhsal ailemiz/grubumuz/dostlarımız olduğunu, onlarla ilişkimizin, bağlantımızın çok güçlü olduğunu, hayatlar boyu kesintisiz olarak devam ettiğini, dünya sahnesinde olan biten herşeyin eğitimsel bir platformda deneyimlendiğini çok etkili bir şekilde anlatıyor.
"ölüm" ve "başarısız hayat" korkusunu çok etkili bir şekilde hafifletiyor bence. hataları, yanlışları bağışlama veya bağışlamaya yaklaşma konusunda çok iyi bir motivasyon sağlıyor. "herşey" hakkında çok rahatlatıyor. sonuçta her spatyom deneyimimizde bunları zaten "hatırlıyoruz" ama buradayken nispi bir oranda bile bunları hatırlamak inanılmaz rahatlatıcı. hele dünyanın, kendinin ve etrafındakilerin durumu konusunda aşırı endişeye sevk olabilen benim gibi biri için.
ra bilgilerinde, özellikle de kasyopya celselerinde dünya insanlığının negatif varlıkların müdahalelerine kitlesel olarak fazlasıyla açık, problemli durumuyla ilgili verilen üzücü ve zaman zaman da ürkütücü bilgilerin doğruluğundan şüphe duymuyorum. ama netice tüm bunlar da sadece birer ders. şu anda her neyi öğreniyorsak, bununla ilgili dersler.
evrene, varoluşa, birliğe güvenme, sevilip gözetildiğine inanma ve hayata bu bilinçle yaklaşma konusunda çeşitli kaynaklarda verilen bilgiler elbette değerliydi ama dünyevi hayata uygulanabilirliği konusu bana göre biraz problemliydi veya eksik bazı halkalar vardı. gerçek "evimiz" olan öbür alem, rehberlerimiz, ruhsal ailemiz, hayatlar boyunca değişmeyen şeylerin farkındalığı işte bana göre o eksik halkalardan belki de en önemli olanıydı. bu hayattaki dezenformasyon/yanılgı örtüsünü çok iyi deldiğine inanıyorum bu bilgilerin.
not: 4bh ekibi olarak bir site hazırlığında olduğumuz için celse çevirileri biraz sekteye uğradı. özellikle ben bugünlerde hiç müsait değilim. gregor bir süre tek başına devam etmeye çalışacak, ben de elimden geldiği kadar çabuk bir şekilde dönmeye çalışacağım. herkese saygılarımla. |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 18/01/2009 : 17:16:05
|
Teşekkür ederim sevgili Bozadi.:))Nette araştırdığımda önüme birden fazla Arkturus mesajı gelince, çelişkiye düşmüştüm. Bugüne kadar okuduğum kanal mesajlarından(ki daha okuyamadığım çok mesaj var) birbirini müthiş şekilde tamamlayan bir gözlemim var.Bunu daha önce de belirtmiştim.İnsanoğlu, BH'den KH'ye geçtiğinde, yaşamını kendi çevresinde döndürmeye başladı ve bu hep bir başka düşüşü meydana getirdi.KH, dıştan merkeze çalışan bir helezon gibi düşünüyorum, tıpkı bir hortum gibi çevredekini içeri merkeze çekiyor ve tüm bu çekişten ne kendi tam olarak yararlanabiliyor, ne de başkaları.Oysa, olması gereken, hep birlikte olmak, toplumsal yaradılışımızın, sesimize, kokumuza muhtaç olmamızın asıl sebebi bu.Birlik olmak, birbirimizi beslemek manevi anlamda.Çünkü, Bir prensibine göre, bir kişinin dahi yükselişi diğerlerinin yükselişini sağlıyor ve aksi.Kişi tek başına, yükselemez, çünkü bu kendi çevrende dönmek demek, oysa kendi çevrende dönerken, aynı zamanda başkalarının da çevresinde dönmen ve onların manyetiğinden etkilenmen ve onları etkilemen gerekiyor.Çekim kanunu bizler için de geçerli ve enerjiyi dengelemek için hep bir akım mevcut aramızda.Enerji vampiri diyoruz ya, negatif enerjiyi dengelemek için, farkında olmadan pozitif enerji gönderiyoruz, çünkü herşey dengede olmak zorunda.Oysa herkes pozitif olsa, o zaman negatifi dengeleyecek daha çok enerji olacak içimizde bu da, bizlerin daha hızlı tekamülünü sağlayacak.O nedenle her ne olursa olsun, birlik olmayı öğrenmek zorudnayız.BİR de birleştiğimizde, yükseliş daha zevkli olacak!:)))
Çevirilerinizi de, dört gözümle bekliyorum.:))
Geçenlerde, insanın yaradılışı üzerine bunu düşündüm, sizinle paylaşmak istiyorum:Adem çamurdan yaratıldı, ama Tanrı ona nefesi ile can verdi.Bu nefes onu kurutacak ve en mükemmel hale getirecekti, oysa adem kurumaktan, katılaşmaktan korktu ve karanlık tarafla işbirliği yaptı, karanlık taraf onun kurumasını önleyecek nemi sağlayacaktı, ama öyle olmadı.Karanlık taraf, nemi fazla verdi, kendi çıkarı için, ve adem bir bataklığa döndü, şimdi herşeyi yutuyor.Ama unutmamak gerekirki, en verimli topraklar bataklık alanların islah edilmesi sonucu ortaya çıkar.Bir gün içimizdeki o nefesi farkına varacağız, ki uyanıştayız.O gün bataklık, en verimli topraklara dönüşecek.:)))
Sevgiyle... |
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 18/01/2009 : 23:04:29
|
Sevgili Bozadi ,
Esasta bizim size şükranımız bizlere kazandırdıklarınız yüzünden misliyle fazladır..Bunu evvela belirtmeliyim, Ruhların yolculuğu bir çok bilmediğimizi büyük bir araştırma sonucunda sereserpe ortaya döküyor gördüğünüz gibi,ikincisi olan Ruhların Kaderinde daha detaylı bir anlatış göreceksiniz ,ancak yazarın kendi buluşları ile yaptığı bazı skala tarifleri bana biraz sathi gibi gelmişti,zira bizim çeşitli aktarımlar ile oluşturduğumuz ve hemen hemen netleştirdiğimiz boyutsal skalalardan farklıydı ,adeta bir yetersizlik hissetmiştim , tabii yanılıyor da olabilirim. Ama bütün bunlara rağmen ben iki defa okudum siz hatırlatınca bir defa daha okuyacağım her ikisini de..
Vesileyle sevgilerimi sunarım..
|
Edited by - tgur on 18/01/2009 23:07:30 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 19/01/2009 : 09:45:37
|
ÖNCE DÜŞÜNCE GELİR - YARATTIĞINIZDAN KORKMAYIN - KURBANLAR KURBANLARI BULUR - KENDİ KENDİNİZİ ONAYLAYIN
---------------------------------------------------------------------
"Önce düşünce gelir. Deneyim her zaman ikincildir. Asla tersi değil. Deneyiminiz her zaman düşüncenizin yansımasıdır. En önemlisi açıklık ve gücünüzün farkında olmaktır. Her zaman düşünceleriniz dünyanızı oluşturur. Bunca frekans kontrolü titreşimi ile bombardımana tutulduğunuz için inip çıkıyorsunuz. Bu sizi berraklıktan alıkoyuyor. Irk olarak son derece berrak, merkezlenmiş olmaya ve kendinizi her zaman yaşanan ana getirmeye kararlı olmak zorundasınız. Gelecek ya da geçmişte yaşamaya son verin, şimdinizde yaşayın. Kendinize, "Ben ne istiyorum?" deyin "Kişisel evrimimi hızlandırmak istiyorum. Ruhun artan bir kapasite için bana yardım etmesini istiyorum. Bedenimin kendi kendisini iyileştirmesini istiyorum. Sağlık dolu olmak istiyorum. Zorluktan vazgeçmeyi, böylece insanlığın ne olacağının canlı bir örneği olmayı arzu ediyorum." Bu düşünce şeklidir sizin için her şeyi hızlandıracak olan.
Davranış kalıplarınıza göz atın. Kendinizi, deneyiminizin bir parçasını yarattığınızı yadsırken ve onu sizin yarattığınız bir şey olarak sahiplenmeyi istemiyor bulursanız sadece izleyin. Şöyle söyleyin: "İlginç değil mi? Sürekli böyle yapıyorum. Yarattığımı sahiplenmek istemiyorum. Hoşuma gitmezse başkasını suçluyorum. Bakalım bu davranışı daha ne kadar sürdürecek ve başka bir davranış biçimi geliştirmek için bir çözüm bulma iznimi kendime ne zaman vereceğim."
-----------------
Yarattığınızdan korkmayın. Yarattığınıza güvenin. Onda sizin için her zaman bir şeyler olduğuna güvenin. Kirli, eski, korkunç şeylermiş de onları bir daha asla görmek istemiyormuşsunuz gibi dramalarınızı halının altına süpürmeyin. Bitirin işinizi bu dramalarla. Döngülerine girip kendinizi kaybetmeye bir son verin. Bununla birlikte, anneniz, kardeşiniz, sevgilinizle yaşadığınız dramanın yirmi yıl sonra yepyeni bir keşfe ulaşmak üzere kullanabileceğiniz bir şey olduğunu da anlayın. Onun için bırakın bu yaşam dramaları sizin için bir törpü olsun. Bitirin işinizi onlarla, yapabildiğiniz kadar çözümleyin, barışın, size düşen payı kabul edin, sonra bırakın, bilinciniz yoluyla size bir şey öğretmek üzere geri dönsün çember. Bırakın sizin için aşılmasını istediğiniz engellerden çok sürüp giden deneyim hazineleri olsun. Bunlara duygu bağlıdır, anımsayın, duygu sizi başka hareketlerin alanına götürebilir.
----------------------
Birisinin kurban gibi göründüğü dramalara karışanlar normal olarak duygularından o denli kopukturlar ki hissettikleriyle düşüncelerini birleştiremezler. Kurbanlar kurbanları bulur. Zafer kazananlar zafer kazananları. Onun için lütfen, insanların umutsuz kurbanlarmış gibi göründüğü herhangi bir gazetecilik olayında ya da dünya dramasında, onları ve kendi dramalarını yaratmalarını selamlayan kendinizi onurlandırın. Bir şeyler öğrenmenizi gerektirecek bir gerçeklik olmayabilir ya da katılma ihtiyacı hissedeceğiniz bir şey olabilir. Başkalarının ışığa ulaşmak için yoğun alemlerden geçmeleri gerektiğini anlamak zorundasınız. Kimi zaman aydınlanmaların en büyüğü en büyük felaketlerde, en büyük zorluklarda yatar.
------------------
Düşüncelerinizin sonucusunuz. Bu gezegende öğreneceğiniz başka bir şey olmasa bile bu gerçeklik ve başka birçok gerçeklikte kuralın bu olduğunu öğreneceksiniz. Düşünce deneyimi yaratır. Neden kendinize bu armağanı sunup varlığınızı olağanüstü, muhteşem, yüceltici bir yetenek içinde düşünmeye başlamayasınız. Toplumun geri kalanının sizinle aynı fikirde olmasına ihtiyaç duymaktan kurtulun. Kendi kendinizi onaylayın. Bazılarınız için çok güç bu. Alışkanlığınız yoksa kendinizi nasıl onaylayacaksınız?
--------------------------------------------------------------------- Pleiades Ööğretileri 1, 11. Bölüm, Alıntılar
"Okumak" nedir ki, anlayamadıktan sonra? Kendi gerçeğimizin ve gücümüzün farkına vardırtmayan "bilgi" nedir ki, beni özgür kılmadıktan sonra? Gazete ve tv haberleri nedir ki, yaratımın arkasındaki olayın düşüncelerimiz olduğunu bildikten sonra?
Bir fırsat ile bu bölümleri tekrar okuyunca, bir de şu gözle "değerlendirdim" ; (bu bilgileri ilk okuduğumdan bu zamana kadar, bu bilgileri kendi gerçekliğime ne kadarını uygulayabildim?). İster istemez yakın çevremdeki insanları da bu gözle değerlendirdim. Umarım forumdaki arkadaşların da benzer "değerlendirme" yapabilmeleri için bu alıntıyı daha önce aktarılmış olan aynı yerde aktarmış olmam bir "hizmet" değeri veya "katalizör" değeri taşır. Unutmayalım bu "an'da" sonsuza açılan bir genişlik vardır ve hiçbir şey geç değildir. Bunlar her kes gibi benim içinde geçerli olan şeylerdir. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 19/01/2009 : 14:12:46
|
Varoluş Adaletlidir (Dengelidir)
Geçenlerde bir alabalık üretme çiftliği olan akrabaları ziyaret etmiştim. Sohbet ederken yüreğime bir acı girdi: Onbir adet kediyi tüfek ile vurarak öldürdüklerini söylediler. Yaptıkları işi bir başkasına anlatırken sanırım garipsenmemek için de bir hikaye anlatıyorlardı. İki ayrı kişi aynı hikayeyi anlatıyordu: “Kediler balık çiftliğindeki balıkları avlayarak besleniyorlardı. Fareleri avlamıyorlardı. Fareler ‘kahırlarından’ havuza atlayıp intihar ediyorlardı.” Hikayenin fareli kısmı ilginçdi.
Şimdi basit bir soru soruyorum: “Bu kedileri koruyan bir enerji yok mudur?”. Düşüncelerimizi yaşarız. Kişi etrafındaki varoluşun diğer parçalarına karşı bir eylem yaparken taşıdığı düşünceleri hayatına çeker. Duygular ile yüklenmiş düşünce hayatımıza girer. İnsan ırkı kendisine “yuva” görevi yapan Dünya gezegenine ve O’nun parçalarına neler yaptı? Dünya’yı tahrip etti. Bireysel çıkarları için Dünya’yı tahrip etti. Sadece Dünya’yı mı? Hayvanları, ormanları, akarsuları ve denizleri “tahrip” etti. Hatta insan kendi ırkını katletti.
Vucudumuzda bulunan hidrojen atomları ve diğer moleküllerin bir kısmı “Büyük Patlama” dan, bir kısmı da bizim Güneş’imizden kat kat büyük Güneşler’den gelmektedir. Güneşimizden kat kat büyük olan Güneşler “Süpernova” patlamaları ile Dünya’mızı “tohumladılar”. Bu tohumlar gezegene uzaydan, Yıldızlar’dan gelmiştir. Örneğin demir elementinin oluşabilmesi için 1 Milyar santigard ısı gerekmektedir. Hayatı tohumlayan Yıldızlar’dan Evren’imizde milyonlarca vardır. Dünya’daki yaşamların oluşmasındaki “Kozmik ilişki” yi görebiliyor musunuz? Dünya kendisi ve üzerindeki yaşamı Kozmik bir ilşki ile Evren’e bağlıdır.
Dünya ile ve üzerindeki diğer yaşam formları ile uyum içerisinde bulmayan İnsan Irkı, bu işleri yaparken ki taşıdığı duygular ile desteklenmiş düşünceleri ile bir yaratımı kendisine çekecektir. Düşüncelerimizi yaşarız. Düşüncelerimiz uyum ve birlik ise bunları hayatımıza çekeriz, vahşet ve yoketme ise yine bunları hayatımıza çekeriz. Yaşamı tohumlayan yıldız atıkları yeni yaşamı da tohumlayacaktır. Varoluş dengelidir ve devamlı dengesini arar.
Özgür İradeleri İle Esir Edilenler
Ülkemizde son dönemlerde yaşananları takip ediyoruz. Dünkü gazeteden bir alıntıda şu söyleniyordu: “Sivil Darbe yapıldı”. Kimse sorumluluktan kaçamaz. Düşünün bir devlet dairesi yapılıyor, örneğin bir Maliye binası. Personelin oturacağı masa ve sandalyeler konulur değil mi? Üniversiteler yapıldı ülkemizde. Kırsal kesimden bir çok insanımız eğitim için şehirlere geldiler. Üniversiteler yapılmıştı ancak buraya eğitime gelenlere “yatacak yer” ler yapılmamıştı. Cumhuriyetimizin yöneticileri bu “ayrıntı” ile fazlaca ilgilenmediler. Alternatif evler hemence ortaya çıktılar. İnsanlarımız buradaki propagandaya esir edildiler. Şimdi o evlerden çıkanlar, kimin “ürünüdür”. Köylerimizde yaşayan insanlar için Enstitü’ler kuruldu. Kısa süre sonra bunalar kapatıldı. İkinci adam ve ekibi bunları kapattı. Yargısızca bir olay anlatmaya çalışıyorum. Tahlil etmek ve yaşananlardaki dersleri ortaya çıkarıp, anlayabilmek, yorumlayabilmek için bunları yapıyorum. Ülke veya Dünya siyaseti umurumda dahi değil yoksa. Yaşanan olaylarda herkes ama herkesin bir sorumluluğu var diyorum. Düşüncelerimiz ve özgür iradelerimizle esir edildik. Özgür iradelerimiz ile yaşananlara onay verdik.
Toplumda para kazananlar ve halkın çoğunluğu, “bilgi” peşinde kitap okuyan, gerçeğin peşindeki inasanları küçümsediler. Çünkü biz “para getirmeyen” bir işle meşgul oluyorduk. İşyerinde kitap okumak garipsendi, küçümsendi. Bu para getirmeyen bir işti.
Matematik Varoluşun Mimarisinde Vardır
Eğitim sistemlerinde matematik yerine “sözel” bölümler ağırlık kazandı. Üniversitelerde matematik çok az öğretildi ancak “sözel” bölümler çok fazla ağırlık kazandı. Bu sizce tesadüf mi dir? Bence değil. Matematik bilen insanı “kandırmak” veya “manipüle” etmek çok zordur. Matematik ile varoluşu kavrayabilrsin. Örnek olarak şunu vereyim: Bir gazete tam sayfasını, ortadan katlayarak en fazla kaç kez katlayabilirsin? Gazete sayfası yerine, Evrenimiz kadar geniş bir Kağıt parçasını kaç kez ortadan katlayabilirsin? Evreni “katlamak” mümkün olsa idi –mecazi anlamda- kaç kez orta yerinden katlayabilirsin? Güzel bir matematik sorusu değil mi? Cevap şu: Ebat/Büyüklük önemli değil, ancak en fazla 7 kez katlayabilirsin! Evet sadece 7 kez. Sekiz kez tam manası ile katlayamaz sın? Bunu neden söylüyorum: İnsanlar manipüle edilmeye çok yatkındırlar. Matematik ise manipülasyon tanımaz veya manipülasyon yerine “gerçekler” ile ilgili bir bakış sunar. Bir anahtardır, varoluşu anlayabilmek için.
Koyun sürüsüne baktığımda kulaklarında “barkot” ları gördüm. Bilgisayarlar ile okunan barkotlar gibi. İşte Dünya İnsanlığı için hedeflenen de bu. Bir grup KENDİNE Hizmet(KH) dışındakiler için bu “sürü modeli” hedefleniyor. İşte “matematik” bu yüzden tehlikeli bu KH ler için. Bir havuza saniyede 10 litre su dolduruyorsun ve havuzdab da saniyede 11 litre su boşalıyor. Havuz boşalacaktır değil mi? Matematik ile bu sonucu görür insan. Yani yaşananlar aslında beklenen şeylerdi, hatta yaşanmasını beklediklerimiz de.
Herkes “para” peşinde koşarken “bigi” peşinde koşanlar yaşananlardan kurtulabilecekler mi? Bunu bildiğimi söyleyemem. Yaşananları daha “az travma” ile atlatabileceğimizi söyleyebilirim. Bilgi ile hiç olmaz ise “ruhlarımız esir düşmezler”. Bilgi ile ruhlarımız genelin ortalaması kadar “kaosa düşmezler”. Bunu söyleyebilirim. Belki fizik bedenimi esir edebilirler ancak hiç olmaz ise “ruhum özgür” olacak bu edindiğim “bilgiler” sayesinde. Ruhlarınızın özgürlüğü için “bilgi” gerekmektedir. Özellikle de matematik öğrenmenizi tavsiye ederim. Öğrenmek sadece okul da olmaz ki. İstemek, başlamak işin yarısıdır.
İşte bizler bu yüzden “tehlikeli” insanlarız. Sürü olması planlanan insanları “uyarma” fonksiyonumuz nedeniyle bizim gibiler KH’ler için çok tehlikelidirler. Yine de insanların özgür iradelerinden alınan onaylar ile ancak “köleleştirme” yapılabilinir. Kimse sorumluluğunu bir başkasını suçlayarak üzerinden atamaz.
Spiral Çizmeyen (Fasit) Döngülü İnsanlar
Varoluş döngüler üzerine kuruludur. Bilinçler de keza öyle. Şunu düşünmenizi istiyorum: Kaç aydır bu sitedeyim ve geldiğim biliç sarmalı nerede dir? Başladığım noktadan yukarıda mıyım? Bilinç sarmalını yükseltebilmek için “bilgi” gereklidir. Kitao okumaktan bahsetmiyorum, o farklı bir şey. Bilgi kazanımından ve bu bilginin değiştirmesinden bahsediyorum. Ölçü “değişmek” dir. Ne kadar değiştik? Bunu kendime defalarca yaparım, sizinde kendinize yapmanızı öneririm. Bir yıl veya birkaç yıldır ruhçuluk yolunda mücade veren insanlardan, aynı kısır hareketleri gözlemleyebiliyorum. Yrgı sevgiye giden yolda enönemli tuzaklardan biridir. Bu yüzden yargılamıyorum. Sadece gözlemliyorum ve merhamet ediyorum. Bu arkadaşların uyanmalarını istiyorum. Onların “acı” çekmelerini istemediğimden bu çabayı gösteriyorum. Bana da yardımcı olmalarını istiyorum aynı zamanda. İstisnasım ben yazarken öğreniyorum. Yarın yazsam daha farklı yazarım bunu biliyorum. Ama bazı insanlar hala “aynı şeyi yazıyorlar” veya konuşuyorlar. Ben Bh yolunda ilerlemek istiyorum. Bu yolda ilerleyemeyen takılıp kalanların yargısını yapmak bana düşmez. Bu benim işim değil. Enazından bunu aylardır yapmamaya başladım ve giderekte değişmek ve yükselmek için özgür irademle aldığım kararı uyguluyorum. Biliyorum ki, matematik kadar eminim ki, bazı insanlar “basınç arttıkça” ancak uyanabilirler. Aile üyelerimden biliyorum. Onlar için benim yapabileceğim bir şey yok. Ancak insan kendisi için bir şeyler yapabilir. Tekamül farklılığını kabul ediyorum hepsi bu kadar.
Ruhunu özgür kılabilmen için, verlığının ve gücünün farkına varabilmen gerekiyor. Yaratımının arkasındaki düşünlerinin olduğunun farkına varman gerekiyor. Özgür iradenin farkına varman gerekiyor. Bir başkasını suçlamaktan vazgeçmeli insan. En azından fiziksel ızdırap çekilse bile, “Ruhlarının Özgürlüğü” için bilgi ile beslenmiş bir farkındalığa gelmek gerekiyor. Bilgi korur.
Selamlar, Sevgilerimle…
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 20/01/2009 : 13:29:21
|
(Alıntıdır)
Wıllıam Crookes, içinde çok az bir gaz bulunan cam borudan elektrik akımı geçirerek bilimsel bir deney yaparken, elektrotların bir ucu olan Katot'tan bazı ışınlar çıkıyor ve karşısına gelen cama çarparak flüoresan bir ışık yolu meydana getiriyordu. Bu cam boruya bir mıknatıs yaklaştırılınca, katot'tan çıkan ışın demetlerinin saptığını gördü. O güne kadar katı, sıvı ve gaz olarak bilinen maddenin yepyeni bir durumu ortaya çıktı. Bu duruma RADİON adı verildi.
Bu basit sonuç, bilimdeki akıl almaz sıçramaların başlangıcı olacaktır.
Röntgen bu yoldan hareketle adıyla anılan filmi bulmuştur. 1911 yılında Rutherford, atom çekirdeğini bombardıman etmesiyle, atomun bir yapıdan başka bir yapıya dönüştüğünü kanıtlarken, bu gerçek aynı zamanda Mendelyeff'in ünlü atom ağırlıklarına göre sıralanan cetvelini de geçersiz kılmıştır. Aynı prensipten yola çıkan Curie'ler radyoaktif elementler olan Polonyum ve Radyumu buldular. Bu elementlerin yaydığı alfa-bata-gama ışınlarının yanında, böyle bir enerji halinde bir gaz yani RADON yayıldığı görüldü. Radyumdan yayılan bu radonlar için Rutherford şöyle diyordu. " Radyoaktivite, atomların ölümü demektir. Radyumun atomları ölüyor ve bu atomların cesetlerinden RADON atomları doğuyor"
1935 yılında Einstein, Podolski ve Rosen paradoksuyla kuntum mekaniğinin gizemi simgeleştirildi. Uzun zaman sonra 1982yılında Richard Feynman sistemlerinin işlemleme-hesaplamada kullanılabileceğini öne sürdü. 1985 yılında Davit Deutsch, evrensel kuantum bilgisayarı tanımladı ve kuantum kuramının buna olanak verebileceğini ortaya koydu. Son yıllardaki çalışmalarla bir adım daha ileri gittik, kuantum hesaplaması iyice anlaşılır hale geldi. Ancak, bugün temelde nasıl yapılacağı bilinmesine karşın, kuantum bilgisayarını gözle görmek için henüz daha erken.
Konunun başında da belirtildiği gibi, zor olan bu değişimlerin düşünce kalıplarımıza etkileridir. Dogma dediğimiz ve insanının gelişmesini engelleyen bu çemberi kırmak ve küçüklüğümüzden bu yana beynimize işlemiş soyut kavramlardan kurtulmak çok zor. Bu saplantı bilim adamları için bile geçerli. Bertnant Russell, buna " AYDIN KÖRLÜĞÜ " diyor.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 20/01/2009 : 13:31:10
|
Binlerce yıldır, evren-insan-tanrı konularındaki çeşitli inançların, dinler ve mitoslar kanalıyla beynimize kazınması, belki de insanlığın en trajik yönüdür. Eski Mısır, Sümer, Hint, İyon ve Yunan düşünürleri, zaman akışı içinde bireyi, dolayısıyla toplumları derinden etkilemiştir. Bu gün bile bu düşüncelerin artıklarıyla dopdoluyuz. İnsanın doğası yeniden olandan, bilinmeyenden korku yönüne (güvence açısından) programlanmıştır. Belirli bir eğitim almış birisi için bu mazeret geçerli olamaz.
Planck'a göre,Yeniçağ felsefesinin çoğu kez babası diye anılan Rene Descartes'da tanrı, doğanın akıl-ruhun tüm yasalarını kendi özgür iradesiyle yaratmıştı ve bu yaratıştaki amaç öylesine yüce ve uluydu ki, insan düşüncesinin onu tüm kapsam ve anlayışla kavraması olanaksızdı. Böyle olunca Descartes sisteminde mucizeye de yer vardı,esrarengiz olaylara da.
Baruch Sipinoz'nın tanrısı ise buna tam karşıt olarak uyuşum ve düzen sağlayan bir tanrıdır. Evrensel fenomene öylesine müdahale eder ki, genel nedensellik bağımı ve yasası bile tanrısal bir niteliktir. Böyle olunca Spinoza'nın evreninde ne rastlantı vardır ne mucizeye.
Leibniz'in tanrısı ise tüm evreni kendi yüce bilgeliğine yakışan bir ön plana göre bir bütün olarak korur. Teker teker her nesneye kendi özel etkinliğinin yasalarını daha baştan ve bir defasında aşılar. Böylece her şey öbür şeylerden bağımsız olarak ve kendi niteliklerine göre davranarak gelişir.
Buraya kadar değindiğimiz oldukça safdil akılcılık karşısında İngiltere'den Emprist adı altında daha kuşkucu veya eleştirel davranan bir akım başlayınca, önemli bir ilerleme elde edildi. Bu akımın temel öğretisi, ruhumuzun doğduğu anda bomboş bir yazı tahtası gibidir. Onu işaretlerle dolduran şey sadece deneylerimizdir.
Planc konuyu şöyle noktalıyor. " Görüldüğü gibi ne kadar filozof varsa o kadar teori var. Böyle olunca da bir adım ileri gitmemize olanak kalmıyor.
Yine Planck'a göre. Bir insanın kimi davranışları ilk bakışta hiç nedensiz, esrarengiz veya keyfi ya da kapris gibi gözükse bile, daha yakından incelendiğinde, bunların çoğu zaman koşullanmış davranışlar olduğu, nedenlerinin insanın karakter yapısında, o andaki duygusal durumunda ya da çevresinin özel koşullarında yattığını görürüz.
Geride kalan durumlar için de pekala diyebiliriz ki nedenler bulmakta güçlük çekiyorsak, bu güçlük herhangi bir gerekçenin olmadığından değil, tam tersine durumun ayrıntılarına özgü bilgilerimizin noksanlığından ileri gelmektedir.
Her davranış, yalnız ardındaki gerekçe tarafından nedensel olarak koşullanmakla kalmıyor, aynı zamanda kendisi de daha sonraki bir davranışın gerekçesi oluyor. Gerekçe ve davranışların birbirini ard arda etkilemelerinden böylece sonsuz bir zincir meydana geliyor. Manevi yaşantımızdaki bu zincirin her halkası, hem bir önceki hem de bir sonraki halkayla kesin nedensel bir bağlam içinde yer alıyor. ( Hint düşüncesindeki KARMA anlayışı)
Peki dünyada kimse nedensellik ilişkisi diye bir ilişkiyi kavrayacak durumda olmadıktan sonra, bu tür ilişkilerden söz etmenin ne anlamı olabilir sonucu akla gelebilir. İşte nedenselliğin gerçek niteliği de özellikle burada su yüzüne çıkıyor. Evet, bu tür ilişkilerden söz etmenin anlamı vardır. Çünkü yukarıda belirttiğimiz gibi nedensellik transandantaldır, araştırmacının zihinsel yapısına bağımlı değildir. İnsanoğlunun bu dönemdeki zihninin en üstün zihin olmayıp, başka bir dönemde ya da başka bir yerdeki yaratıklar bizden çok daha gelişmiş bir zihne sahip olabilirler.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, günümüzün bilimsel bulguları ışığında tüm galeksilerin büyük bir hızla birbirinden uzaklaştığını ışık tayflarından biliyoruz. Genişleyen evrenle birlikte galeksilerdeki bir çok yıldız yakıtını bitirip, kütlesine göre ya patlamakta ya da cüce yıldıza dönüşmektedir. Patlayan yıldızların tozundan da yeni yıldızlar oluşmaktadır. Habıl teleskopunun dünyaya gönderdiği görüntüler bunu kanıtlıyor.
Bu bir anlamda evrenin bir akış, değişim ve dönüşüm içinde olduğunun kanıtı olmaktadır. Hiçbir şey sonsuza kadar aynı kalamayacağı gibi, nasıl bir gelişme göstereceğini de bilemiyoruz belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. İnsanın uzay-zaman içindeki yaşam süreci tıpkı bir kısım atomaltı parçacıklarının ömrü kadar 10 üstü -20 saniye. Belki daha da az, çünkü bundan daha kısa ömürlü parçacıklar da var.
Bu nedenle, evren, nedensellik ve varoluş hakkında düşüncelerimizin değişebileceği gerçeğini unutmamak ve unutturmamak zorundayız.
İnsan için bir çok ölüm tarzı vardır. Birincisi biyolojik ölümdür. İkincisi saplantılar nedeniyle düşünmemekten doğan (düşünce) ölümüdür. Üçüncüsü ise hem ölüm hem ölümsüzlüktür, dostlarının belleğinden silinen gerçekten o zaman ölür. Ölümsüzlükse insanlığa kazandırdığı eserlerle oluşur. O nedenle Hermes-Tot 4600 yıl önce " İnsanlar ölümlü tanrılar, tanrılar da ölümsüz insanlardır. Bunlardan birisi olmak elinizdedir" demekle, düşüncesinin de ölümsüzlüğünü kanıtlıyor.
Heinz Pagels'in şu sözleri kanımca konuya yeterince açıklık getirip sonuca bağlamaktadır
" Doğa kusur konusunda hiçbir şey bilmez. Kusur, doğanın insan tarafından kavranışıdır. Biz doğanın bir parçası olduğumuz ölçüde, biz de mükemmeliz, mükemmel olmayan şey insanlığımızdır. Kusursuzluk ve hata konusundaki kapasitemiz nedeniyle biz özgür yaratıklarız, hiçbir taş ya da hayvanın zevkine varamayacağı bir özgürlüktür bu. Hata olasılığı ve kuantum teorisinin ifade ettiği GERÇEK BİLİNEMEZLİK OLMADAN İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ ANLAMSIZLAŞIR.
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 20/01/2009 : 14:52:03
|
Nebula (Bulutsu)

Nebula (Bulutsu) Vikipedi, özgür ansiklopedi
Nebula (bulutsu) uzayda bulunan gaz bulutsularına verilen isimdir. Yıldızlar arasında bulunan boşluklarda yer alan ve yıldızların yaydıkları ışık enerjisi ile görünür hale gelen yoğun gaz ve toz bulutları, gökadaların temel bileşenlerindendir.
Nebula Oluşumu
Nebula oluşmadan önce bir yıldızdır. Bu yıldız büyüdükten sonra ya kahverengi cüce ya nötron yıldızı ya da bir karadelik olur. Fakat bütün yıldızlar bunlardan biri olmadan önce kırmızı süperdev haline gelir. Bu yıldızlar çok büyük oldukları için içten gelen basınç ve yüksek (100.000.000 °C) sıcaklığın etkisiyle uzay boşluğuna gaz salarlar.
Bu gaz püskürmeleri oldukça büyük ve hızlıdır. Daha sonraları bu gazlar yakınlaşarak bir gaz bulutu oluştururlar. Bu gaz bulutunun sıcaklığı 15.000 °C den fazladır. Bu sıcaklık ve çeşitli basınçlar oradaki gazlar(Hidrojen)ile birleşerek füzyon reaksiyonu başlatırlar. Bu füzyon reaksiyonu yeni bir yıldızın ilk temelleridir. Daha sonra o minik yıldızlar büyür ve anakol yıldızına dönüştüğü zaman ana yıldız kadar olmasada gaz püskürtmesi yaparlar. Bu arada ana yıldız kahverengi veya beyaz cüce olup ömrünü demir ve karbon yığını olarak tamamlamıştır.
Yeni bir yıldız doğdu...
Gökyüzüne birer gün arayla bakıldığında önceden görülmeyen çok parlak bir yıldız görülebilir. Bunun nedeni bir süpernova patlamasının olmasıdır. Süpernova patlamaları izlemeye değer olaylardır. En son kaydedilen patlama 1987 yılında olmuş ve kayıtlara 1987A olarak geçmiştir. Eski çağlarda Çin'de de izlenmiş bir süpernova patlaması vardır. Süpernova patlamalarında kırmızı süper devler patlayıp nötron yıldızı oluştururlar. Bazen karadelik oluşur. Karadelik oluşma ihtimali binde birdir. Karadelik oluştuğu zaman çevresindeki herşeyi çeker. Nötron yıldızı oluştuğu zaman çevrenindekileri karadelik gibi çekmez. Nötron yıldızının madde yoğunluğu çok fazladır.
Süpernova Sonucu Oluşan Bulutsu
Bazen yıldızlar süpernova geçirerek patlarlar. Bunun sonucunda çevrelerine yavaş yavaş gaz salmak yerine bir anda salmış olurlar. Bu arada bu gazlar çeşitlidir ve reaksiyona girerek çeşitliliği arttırırlar. Buda çok renkli bir görüntü oluşturur. Bu bulutsular süpernova sonucu oluşmuş bulutsular diye adlandırılır. Süpernova sonucu oluşmuşlarda gazlar çeşitli etkiler sayesinde dağılırlar ve garip şekiller oluşur. Fakat gezegenimsi bulutsularda gazlar dağılmadığı için simetrikdir. Bir nebulanın gezegenimsi mi yoksa süpernova sonucumu oluştuğu buna bakarak anlaşılabilir.
*********
Bulutsu
Bulutsular, uzayın derinliklerinde yayılan çok büyük, ama düşük yoğunluklu toz ve gaz bulutlarıdır. Nitekim astronomların bu gökcisimlerine verdiği nebula adı da Latince'de "sis" ya da "bulut" anlamına gelir. Bazı bulutsular puslu ve soluk bir ışık lekesi biçiminde yeryüzünden görülebilir. 20. yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık 400 yıl boyunca, puslu ve dağınık bir ışık biçiminde görünen bütün gökcisimlerine bulutsu dendi. Sonradan bunların bir bölümünün, çok sayıda yıldız ve gaz bulutundan oluşan gökadalar (galaksiler) olduğu anlaşıldı (bak. Gökada).
Dünya'mızın da içinde bulunduğu Samanyolu Gökadası'nda olduğu gibi, başka gökadalarda da birçok bulutsu vardır. Bugün bulutsu terimi bu gökadalar için değil, yalnızca gökadaların içinde yayılan gaz ve toz bulutlan için kullanılır.
Bulutsular Nasıl Oluştu?
Yıldızlararası uzay, yani uzayın yıldızlar arasında kalan bölümleri de boş değildir. Yıldızlararası uzaya saçılmış olan serbest atom ve moleküller uzayda gelişigüzel dolaşır ve zaman zaman çekim kuvvetinin etkisiyle bir araya gelerek büyük bulutlar oluşturur. Yıldızlararası uzaydaki maddelerin çoğu, bütün evrenin en bol, en hafif ve en basit elementleri olan hidrojen ve helyum atomlarıdır. Ama gaz halindeki bu elementlerin yanı sıra yıldızlararası uzayda önemli miktarda toz da bulunur. Bu tozlar, daha ağır ve daha az bulunan elementlerin oluşturduğu bileşiklerin parçacıklarıdır. Aslında bu ağır elementler de, yıldızlarda oluşan ve büyük bir enerji açığa çıkararak yıldızlara ışığını veren tepkimeler sonucunda hidrojen ve helyumdan türemiştir.
Milyonlarca yıl boyunca yıldızlarda süregelen bu tepkimeler sonucunda büyük miktarda karbon, oksijen, silisyum, sodyum, kalsiyum, demir ve öbür elementler oluşmuştur. Bazı yıldızlar evrimlerinin sonunda bir süpernova (patlayan yıldız) haline gelir ve ağır elementlerini uzayın derinliklerine saçan dev patlamalarla kendi kendini yok eder. Yıldızlararası uzaydaki tozlar da işte bu patlamalar sırasında saçılan parçacıklardır.
Bulutsular yıldızlararası gaz ya da toz parçacıklarının bir araya toplanmasıyla ortaya çıkabildiği gibi, süpernova patlamalarının kalıntıları da olabilir. Bazı bilim adamları yıldızların, hatta güneş sistemlerinin bulutsulardan doğduğunu kabul ederler.
Bulutsu Türleri
Astronomlar bulutsuları parlak bulutsular ve karanlık bulutsular olarak ikiye ayınrlar. Parlak bulutsular da salmak bulutsular, yayınımlı bulutsular ve yansımalı bulutsular olarak adlandırılabilinir.
Parlak bulutsular ya kendileri ışık yaydıkları ya da gelen ışığı yansıttıkları için parlak olarak görülür. Eğer bir bulutsu çok sıcak bir yıldıza yakınsa, yıldızdan gelen morötesi ışınlar bulutsudaki gaz atomlarınca soğurulur. Işıma enerjisi bulutsudaki gaz atomlarını iyonlaştırır; yani elektronların atom çekirdeğinin çekim etkisinden koparak serbest kalmalarına yol açar. Ama yıldızdan uzaklaştıkça morötesi ışınlar zayıfladığı için, bu elektron ve çekirdekler yeniden birleşebilir. Birleşirken de, iyonlaştırıcı ışımadan aldıkları ilk enerjiyi yeni bir ışıma biçiminde geri salarlar. Bu ışımanın bir bölümü tayfın görünür ışık bölümünde olduğu için, uzayın çok büyük bir bölgesi Dünya'dan görülebilecek parlaklıkta ışıldar. Bu tür parlak bulutsulara salmak bulutsu denir.
Küçük teleskoplarla bakıldığında bir gezegen gibi göründükleri için gezegence bulutsular diye anılan bulutsular da salmalı bulutsu türündendir. Çalgı (Lyrae) takımyıldızında yer alan Halka bulutsu gezegence bulutsuların en tanınmış örneklerinden biridir. Bu bulutsu 1779'da ilk kez gözlendiğinde Jüpiter gezegenine benzetilmişti. Sonradan Sir William Herschel, bu tipteki bütün bulutsular için "gezegence" ya da "gezegenimsi" adını önerdi. Gezegence bulutsuların merkezinde genellikle çok sıcak bir yıldız vardır ve bulutsudaki hidrojen bulutları evriminin ileri bir aşamasında bu yıldızdan yayılmıştır. Yayılan gaz, yıldızın morötesi ışınlarıyla iyonlaşmış durumdadır. Bulutsu yıldıza yakınken ışık saçmaz; çünkü kuvvetli ışıma bütün hidrojen gazını iyonlaştırmıştır ve elektronların yeniden çekirdekle birleşerek ışık yaymasını önler. Ama bulutsu yıldızdan yeterince uzaklaştığında ışıma enerjisi zayıflar ve gaz yeniden ışık yaymaya başlar. Bulutsu bu aşamadayken içi boş, parlak bir küre görünümündedir. Teleskopla bakıldığında bu küre tıpkı gezegenler gibi bir disk biçiminde görülür. Gezegence bulutsular öbür bulutsulara oranla çok daha küçüktür ama yoğunlukları fazladır. Samanyolu'ndaki çok sayıda gezegence bulutsudan 1.000 kadarı gözlemlenmiş ve listesi çıkarılmıştır.
Salmalı bulutsuların bir başka türü de yayınımlı bulutsular'dır. Bu bulutsuların en tanınmış örneği olan Orion bulutsusu dev boyutlarda bir toz ve gaz bulutudur. Bu kütle büyük ölçüde, birer ışıma kaynağı olarak bulutsunun parıldamasına yol açan sıcak yıldızlardan doğmuştur. Orion bulutsusu çıplak gözle görülebilen tek bulutsudur. Bir süpernova patlamasından doğan bulut, eğer bu patlayan yıldız buluttaki gazı iyonlaştırmaya yetecek kadar ışıma yayabilen sıcak ve küçük bir kalıntı bırakırsa salmalı bir bulutsu haline gelebilir. Örneğin Boğa takım-yıldızındaki Yengeç bulutsusu böyle oluşmuştur.
Bu bulutsunun merkezinde, hemen hemen yalnızca nötronlardan oluşan ve büyük bir hızla dönen bir yıldız bulunur. Yalnızca birkaç kilometre çapındaki bu çok küçük yıldızda her saniye çok sayıda ışınım patlaması gerçekleşir. Bu nedenle tıpkı bir nabız gibi atan bu yıldızlara pulsar ya da atarcayıldız adı verilir.
Bazı bulutsularda, iyonlaşmaya yol açacak kadar sıcak yıldızlar bulunmaz. Ama, çevredeki daha soğuk bir yıldızdan gelen ışık, bulutsudaki toz parçacıklarına çarparak dört bir yana yansıyabilir. Bir bölümü Dünya'ya kadar ulaşan bu yansımış ışık nedeniyle bu yansımalı bulutsular da tıpkı salmalı bulutsular gibi gökyüzünde parlak bir leke olarak görülür. Astronomlar, ışığına bakarak bu iki tür bulutsuyu birbirinden ayırt edebilirler. Çünkü yansımalı bir bulutsunun ışığı, o bulutsuya ışığını gönderen yakındaki yıldızın tayfıyla aynı renkleri içerir. Kendisi ışık saçan salmalı bir bulutsunun tayfı ise, yalnızca o bulutsuda bulunan az sayıdaki elementin renklerinden oluşmuştur.
Karanlık bulutsular temel olarak toz parçacıklarından oluşur ve gökyüzünde geniş, karanlık bölgeler olarak görülür. Çünkü bu bulutsular yıldızlardan çok uzakta bulundukları için ne yıldızın ışığını Dünya'dan görülebilecek kadar yansıtabilir, ne de yıldızın ışımasıyla iyonlaşabilir. Yalnızca arkalarında kalan yıldızların ışığının önüne geçtikleri zaman karanlık bir leke olarak görülebilir. Karanlık bulutsuların arkasında kalan yıldızlar da ya hiç görülmez ya da ışığı iyice soluklaşır. Karanlık bulutsuların en tanınmış örneklerinden biri Atbaşı bulutsu, öbürü de Güneyhaçı takımyıldızında yer alan ve teles-kopsuz da görülebilen Kömürçuvalı bulutsusudur.
Resimler:
Samanyolu Gökadası (Mlky Way)

Süpernova
 |
Edited by - Tiversonus on 20/01/2009 16:01:25 |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 20/01/2009 : 18:57:38
|
Merhaba Arkadaşlar,
Bundan yaklaşık 1.5 ay kadar önce uluslararası bir forumda (budur'da ele alınan konuları kapsayan bir forum) astralwalker adında bir forum üyesi araştırmacı bir konu başlığı oluşturup derlediği bilgileri yazmaya başladı. Aslında dile getirdiği konu ve açıklamaların hemen hemen hepsi aşina olduğumuz bilgiler olmakla birlikte, hem tüm bilgileri birbirine bağlayan ve herkesin anlayabilceği bir tarzla çok çok iyi bir özet olması sebebiyle hem de 2012 nin kozmik anlamını, bu değişimin sebeplerini çok çok detaylı anlatan yeni bilimsel (özellikle astrofizik) bulgu ve kanıtları, kadim uygarlıkların, özellikle Mayalar'ın bıraktığı asıl mesajın ne olduğunun ve özellikle de son dönemlerde ortaya çıkan ekin çemberlerinin vb. bilgileri şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlayan bir forum yazısı ortaya çıktı. Ve kısa zamanda bu bir fenomene dönüştü. Kendi adıma ben, özellikle bir çok kanal bilgisinde ve özellikle de Kasyopya bilgilerinde sunulan bir çok bilginin, örneğin "dalga"nın, "çekim"in , ikiz güneş teorisinin, kometler konusunun vs , tamamen bu kanal bilgilerinden bağımsız bir şekilde (Kasyopya bilgileri hiç bir noktada referans olarak geçmiyor) bilimsel teori ve kanıtlarla ortaya koyulduğu için çok beğendim. Ve bir süre sonra aynı etkiyi Dünya'dan bir çok insanda yarattığını görüp epey bir şaşırdım ve dediğim gibi bu forum yazısı önce bir fenomene sonrasında da toplu bir harekete dönüştü.
Şimdi; öncelikle bu toplu , özet bilgiler yaklaşık 350 sayfalık bir doküman haline geldi (oldukça fazla resim ve şema da içeriyor) . Özet de olsa çevirisini yapma konusunu çok düşündüm ama şu an vakit bulamayacagımı bildiğimden yarım yamalak bırakacagım bir çeviriye kalkışmak istemedim, en azından şimdilik. İsteyen arkadaşlara bu dokümanın orijinal halini gönderebilirim (budur yönetiminden e-mail adresim edinilerek), veya bir rapid linki oluşturup download edebileceğiniz linki burada verebilirim ama bu forum kurallarına aykırı, ya da sanırım sevgili Tiversonus'un ra, playedes e-kitaplarını koyduğu bir blog vardı, bunu oraya koyabilirim (kendisine henüz sormadım ama), dedigim gibi anlatımı çok karmaşık bir ingilizce olmamakla birlikte, bir çok kanıtı bir araya getirip sunması açısından oldukça faydalı bir doküman, umarım ileride bir gün en azından önemli kısımları çevirme imkanı olur.
Bu konuyu budur' a aktarma sebebim ise biraz daha farklı. Dediğim gibi astralwalker takma isimli bu ünlü olmayan araştırmacının forum yazısı bir harekete dönüştü ve hiç bir ayrım yapmaksızın bu yılın Mayıs ayında Dünya çapında [yaklaşmakta olan doğal olayların insanlık üzerine kötü etkilerini azaltmak, 3 ve 4 KH nın hasat sürecine negatif müdahelerinin önünü tıkamak, gezegenimizi iyileştirmek vb. gibi amaçlarla] bir meditasyon planlanıyor ve bu anlamda Dünya üzerindeki bir çok meditasyon grubuna çağrı yapılıyor. Biliyorsunuz bu tarz toplu meditasyon organizasyonları daha önce de yapılmıştı ve yapılmakta. Bana göre bunun biraz daha farklı olmasının sebepleri, Çok sayıda kişiyi kapsamayı amaçlaması, Özellikle Dünya daki bir çok kutsal geometrik noktalar üzerinde, ley hatlarında vs gerçekleştirilecek olması [şu an ciddi hesaplama çalışmaları yapılıyor, bu yerlerle ilgili bir ön liste yayınlandı ve sanırım Türkiye' de İstanbul ve İzmir de bunlar arasında, ama tabii ki meditasyon ille de buralarda yapılacak anlamına gelmiyor] Ve son olarak da bir takım ses mühendisleri tarafından bu meditasyon için 432 Hz lik 1-1.5 saatlik bir meditasyon müziği hazırlanıyor. [bu konu çok teknik ve karmaşık ve yeni yeni incelemeye başlamış olmakla beraber çok bilgi sahibi değilim ama özellikle 432 Hz in çakraların uyarılması, bilincin açılması vs için çok önemli olduğu söyleniyor bir çok araştırmada]. Tabii ki hepsinden önemlisi sevgi ve niyetlerimiz. Meditasyonun Dünya'nın her noktasında aynı anda başlayabilmesi ve sürmesi için, saat farkları gözetilerek her saat dilimi için başlangıç saatleri listesi yayınlanacak.
Ben kendi üzerime düşen görevi yaparak sizlere de bu konuyu duyurmak istedim. İlgilenen arkadaşlar olursa önümüzdeki dönemde de konuyla ilgili haberleri ve meditasyon gün ve saati belirlendiğinde de bu bilgileri burada paylaşacağım.
Not : Mayıs ayının seçilmesinin sebebi tüm Dünya göz önüne alındığında hava şartlarının, ortalama olarak bir çok noktada açık alanda meditasyona izin verecek olması ve gerekli hazırlık ve duyurular için zaman tanınması. Ayrıca bu tarz bir organizasyon için bir ön deneme çalışması olarak Şubat ayında bir meditasyon düşünülüyordu, ya da hala düşünülüyor olabilir, tam bilmiyorum. Bununla ilgili bir gelişme olursa da , ses dosyası yayınlandığında isteyen arkadaşlara ulaştırmak gibi, bilgilendirme yapacağım.
Sevgiler, saygılar
|
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 02:22:42
|
Sevgili Gregorsamsa,
Forumda link yasaklanması kuralı olmasının çeşitli nedenleri var. Her bir link için ayrı ayrı değerlendirme yapmak da zor maalesef. Bir örnek vermem gerekirse, geçmiş zamanda bir arkadaşımız "Ra Bilgileri" kitabının linkini vermişti. Bu link çok uzun süreler forumda yer aldı. Ve kişisel görüşüm olarak, forumdaki en değerli linklerden birisiydi. Ama -forumumuzun en altında yer alan- Google reklamları anlaşmamız gereği, bu linkin telif haklarına aykırı olması gerekçesiyle uyarı aldık. Her ne kadar forum kullanıcıları ve takipçileri tarafından çok çok seyrek tıklandığı için, bunca yıldır Google'dan giderleri kısmen de olsa finanse edebilecek tek kuruş alınmamış olsa da, o uyarı sonucu mecburen link hemen kaldırıldı.
Link yasaklaması konusuna, bir başka boyutuyla dönersek; forumda bir çok link kendine hizmet eğilimli ya da kendine hizmet odaklı sitelere yönlendiren ve/veya reklam amaçlı da olabiliyor. Her biri de bir başkasına yol açıcı sonuçlara neden olup, kötü örnek oluşturuyor. Hatta kimi zaman forumda sıcak bilgi paylaşımı yerine, sadece linkler uçuşuyor. Link verenin kalbini de kırmayacak şekilde, tek tek her linkle uğraşmak mümkün olmadığı için genel bir yasaklama biraz kolaycılık gibi olsa da daha kesin bir çözüm gibi görünüyordu ve o kural o nedenle oluştu.
Sözün özüne dönersek, başkalarına hizmet olduğu tartışmasız kabul edilebilecek durumda olan ve telif hakları ya da başka yasal sakıncalar taşımayan linklerin yayınlanmasında gerçekte hiç bir sorun yok. Ama bu konuda sağlıklı karar verebilmek de yine kullanıcının sorumluluğunda olmalı. Çünkü kişisel olarak zaman ayıramayacağım dönemler de olabiliyor. Tüm sorumlulukları da tek başıma üstlenmek istemiyorum. Forum ise her zaman istikrar içinde hizmetini vermeye devam edebilmeli. Çoğu kural da bu nedenle var. İlgilenemediğim dönemlerde dahi kullanıcıların kendi sorumluluklarını taşıyacak şekilde ve hiç bir müdahaleye gerek olmadan, forumdaki paylaşımlar sağlıklı şekilde sürsün istiyorum.
Her ne kadar Gregorsamsa arkadaşımıza hitap eder şekilde yazdıysam da, aslında hazır yeri gelmişken, aklımdakileri tüm forum arkadaşlarımızla paylaşmış olmak istedim.
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 06:33:04
|
Sevgili Qaan, Aslında size hitap edip sizin cevap vermeye zorunlu bırakmadan yazıyorum. Şu yukarıdaki yazdıklarınıza aynen katılıyorum ve aslında benimsiyorum. Bu cidden doğru ve aklımızdan bu burada.com da geçmeyi bırakın biz diğer arkadaşlar ile yeni açmaya yeltendiğimiz site de aynen sizin söylediğiniz gibi uygulamanın(link vermemek) gerekliliğini aramızda konuşmuştuk. Yani söyledikleriniz son derece makul şeyler.
Hatta sponsor firmanın reklamlarına da tıklıyorum ki bir faydası olur diye:)) Hatta oradan taksitli "performans artırıcı" bile almayı düşündüm hem de taksitle:)) Ama bu performans BH değilmiş meğer ise:)))
Sevgi İçinde Kalın |
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 11:43:45
|
Merhaba Sevgili Tiversonus :)
Diğer başlıkta da reklam bahsi geçmiş. Google reklamlarının içeriği ile ilgili bir şikayet midir tam anlayamadım. Parayı veren düdüğü çaldığı için, sanırım anahtar sözcüklerle uyuşan her türlü reklam çıkabiliyor. Ama forumdaki paylaşımlarla, oradaki reklamlar arasında, takip edenler için herhalde bir ayırım yapılıyordur. Her türlü reklam için üzerimizde doğal bir korunma kalkanı oluşturmuş durumdayız zaten. Ve bu siteyi takip edenler oradaki reklamlara tıklayıp baksa da herhalde neler olup bitiyormuş diye düşünerek bakıyordur. O niyetle bile pek bakılmıyor hatta. Belki de ben hiç ciddiye almadığım için, kimse de o reklamları ciddiye almıyordur diye yorumluyorum. Yanlış mı düşünüyorum ki?
Kaldırılmalı mı o reklamlar? Gerçi ben bu konulardan anlamadığım için forumla ilgili bu konuları eskiden tanıdığım bir arkadaş halletti hep geçmiş zamanda. Forumu isteğim üzerine o kurmuş ve gerektikçe de reklam ve top list banner'larını düzenlemişti. Siteyi barındıran şirketle anlaşma onun ilgili hesabı üzerinden olduğu için, her sene host bedeli ödeme zamanı geldiğinde bana ulaşıyor ve geçtiğimiz günlerde de aynı nedenle yazıştık. Önceki seneden beri de pek görüşemedik. Çünkü, tahminimce siteyle ilgili bir şey isteyebilirim düşüncesinden hareketle olsa gerek, benden uzak durmayı tercih ediyor. :)) İşte geçen gün de barınma hizmetine ilişkin tarihin eksik uzatılması ve aylık trafik konusunda sorun çıkıp çıkmayacağı konusunda iki üç cümlelik bir bilgi almak istedim ve bu üç cümlelik açıklamayı tam 123 dakika süre ekrandan gözlerimi ayırmadan bekleyerek alabildim. Artık akşam olmuş olmasına rağmen, sürekli telefon görüşmelerinin bitmesini ve halletmesi gereken diğer işleri arasında, yazarak ifade etmeye çalıştığım sorumu okuyup yanıtlamasını bekledim. Bu şartlar altında zaten, şurada şöyle bir değişiklik yapabilir miyiz demeyi başarabilsem bile, haftalarca ya da aylarca sabırla boş bir zamanına denk gelmeyi beklemem gerekebilir. Sonuç elde edebileceğim de kesin değil. Hatta belki bir yanlış anlaşılma olur veya antipati oluşur ve bundan sonra gerekebilecek muhtemel tüm destek konusunda da daha zor durumda kalabilirim.
Ya da bolca para döküp tamamen profesyonel destek almak gerekiyor bu konularda. Ve bu durumda bir de sanırım siteyle ilgili pek çok şey tanımadığın, bilmediğin yabancı kişilerin insafına emanet edilmiş oluyor. Üstelik bu yöndeki maliyetleri hiç bilemediğim gibi tanıdığım ve güvenebileceğim bir firma da yok. Konuyla ilgili ödeme yapıldıktan sonra gereksinim olduğunda yardım alınabileceği de yine şüpheli olur zaten her zaman. Ki makul bir masraf gerektirip gerektirmediğini de bilemiyorum.
Zaten şu an için bir yıllık barınma ücreti ödenmiş durumda ve başka bir yerde host hizmeti alınırsa belki sayfaların açılmasında ciddi yavaşlamalar olabilir. Uzun süreli hizmet kesintileri olabilir. Ve işleri yürüten kişiye bu konular da bir kez teslim edilmiş olduğu için, geri dönüş de çok zor olur. Şu an forum sayfalarının açılmasında şikayetimiz olmuyor ve hizmet kesintisi çok nadir oluyor.
Sonuçta her ne olursa olsun, bahsettiğim arkadaşım güvenilirlik sorunu olmadan, zaman zaman verdiği desteklerle, forumumuzun beş yıl boyunca ayakta durmasına katkı sağlamış oldu. Yukarıda bahsettiğim şartlar göz önüne alınarak uygulanabilirliği olan, maliyetleri karşılayıcı, güvenilirlik sorunu olmayan, yapıcı ve sağlam öneriler gelirse, hepimize de faydası olur.
Sevgiler
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 12:05:27
|
Sevgili Qaan,
Reklam konusu zaten google ile ilgili olduğu için sitemiz budur.com u bundan sorumlu tutamayız. Ben sadece meraklı ve "konuşan" bir adamım, yani bu kadar mı tesadüf atar google bu reklamları buraya, tesadüf midir diye düşünüyorum, yapacak bir şey yok.
Sorun genel internet ve manipülasyon sorunu hepsi bu:))
Zaten eski zamanlarda ben bunlara da aboneydim zaten:)) E-mailmi değiştirmek zorunda kaldım ve bir gün rusça mail geldi dediler ki (ingilizce) neden "Rus kadınları?" ... Bende anlattım işte sonra putin işbaşına gelince bunlar şimdi biraz düzeldiler ve ben de düzeldim:))
Yani yönetime ve budur.com a bir eleştiri değil, ancak net sistemine bir eleştiri, burası evimiz olarak düşündüğüm bir yer ve buraya zarar gelmesini ben şahsen istemem.
Selamlar, Sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
Qaan
Yönetici
    
1248 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 12:19:46
|
Aslında gelen reklamlar tamamen tesadüf sayılmaz. O sayfada daha önce de sihir, büyü, tılsım, medyum türünden sözcükler geçtiyse, verilen reklamla ilgili anahtar sözcükleri barındırdığı için, artık o sayfada, hatta belki tüm sitede bu tür reklamlar daha çok çıkacaktır. Veya diyelim ki; mercek, gözlük, lens gibi sözcükler geçiyorsa, bir gözlükçünün reklamı çıkma olasılığı artacaktır. Ya da gsm, sms, kontör, cep telefonu gibi sözcükler geçerse, bu sözcüklerle ilgili reklamlar daha çok çıkar. Mesela şu an bu sayfaya -belki tüm siteye- bolca reklam malzemesi anahtar sözcük vermiş oldum. :))
(Belki bu yazdıklarım biliniyordur ama bilmeyenler de olabilir diye açıklamak istedim.)
|
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 16:15:43
|
| Teşekkür ederim Qaan!Ben bilmiyordum, demek ki rahatsız olabileceğimiz reklamların anahtar sözcüklerini girmemeliyiz.:))Link konusuna gelince, Gregorsamsa'nın bahsettiği dökümanı ingilizce olmasına rağmen istiyorum, çeviri programı ile çeviririm.:))Yapmadığım iş değil.:))Ama bu tür bilgileri birbirimize aktaracak bir yol olmalı.Eğer bu konuda burayı kullanamıyorsak, bir fikir tabi, malum sitede açtığımız grubun içinde bu linkleri verebiliriz diye düşünüyorum.Tiversonus bana kızacak ama, KH'yi BH için kullanmanın bir sakıncası olmaz herhalde ya da tek tek, isteyen kişilere göndermek de olabilir, ancak bununla da uğraşmak zaman alacaktır.Yine de bu kararı sizlere bırakıyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 17:42:15
|
Sevgili Qaan,
Link verilmesi-verilmemesi konusunda elbette haklısın, zaten ben de doğrudan bir alternatif olarak önermemiştim.
Dediğim gibi isteyen kişilere doğrudan gönderebilirim, bana bir zahmet yaratmaz. Ya da site sakinlerinden dosya upload ve download edilebilen bir blogu vs olan biri varsa doğrudan ona gönderirim, oraya upload edilir ve isteyen oradan download eder ve sadece bu blog linki verilmiş olur. Hatta belki bu bundan sonraki durumlar için de kullanılabilcek bir yöntem olur. |
Edited by - gregorsamsa on 21/01/2009 17:43:46 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 18:20:34
|
Sevgili gregor,
İzniniz olmadan yazınızdan alıntı yaparak ve sizin adınızı yazının altına koyarak bir kaç gruba yolladım:)) Özür dilerim izin almadığımdan dolayı. Neyse yalnız büyük dosyayı bölmek gerekecek 13 mb olanı. Sanırım binin üzerinde kişiye mail gitmiştir grouplar olarak. Yarın da olmaz sa pdf yi ya *.doc uzantılı yaparım ya da iki parça da yükleriz.
Yahoo groups da; "kryonturkiye" ve "Yuvadan Mektuplar" da linkler rapidlinklerini içeren yazınız gönderildi:))
Yoksa elle Eminönünde mi dağıtsaydım acaba, balık da yerdim dayak da:))
Selamlar, Sevgilerimle... |
Edited by - on |
 |
|
|
gregorsamsa
Kehribar
  
Turkey
70 Posts |
Posted - 21/01/2009 : 19:45:35
|
Sevgili Tiversonus,
Teşekkür ederim, özür dileyecek, izin alacak bir şey yok biliyorsun, umarım bir fayda oluşturmuştur, zaten amaç da bu.
Toplu meditasyon tarihi belli olduğunda bunun duyurusunu da yapacağım, bunun dışında dosyayı edinip belirli bölümler hakkında dilden dolayı anlama zorluğu çeken arkadaşlar olursa, elimden geldiğince seve seve yardımcı olacağım.
Aslında daha önceki mesajımda da dedigim gibi bana ilginç ve değerli gelen, kanal bilgilerinde, özellikle de kasyopya bilgilerinde, çok sık geçen dalga, kometler vb. bilgilerin, bunlardan oldukça bağımsız olduğunu düşündüğüm bir takım bilimsel kaynaklarda ortaya çıkarılması, bu olayın daha önce de gerçekleştiği ile ilgili bilimsel kanıtların ortaya konulması(özellikle kutuplardaki buzullarda onbinlerce yıl önceden kalmış katmanlarda yapılan araştırmalarda) ve son dönemlerdeki ekin çemberlerinin bu yaklaşmakta olan -bir çok olayın bileşimi olan-kozmolojik olayı nasıl mesajlandırdıkları ve ayrıca tüm bunların nasıl birbiriyle örtüştüğü. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/01/2009 : 13:35:25
|
Ra Bilgileri'nde Bahsedilen "Savaş" Üzerine
*********************************************************************
SORU: Siz bir Orion Konfederasyonu’ndan bir de Orion Konfederasyonu ile Konfederasyon arasında geçen bir savaştan söz ettiniz. Bu savaşın nasıl yapıldığı hakkında bir kavram oluşturabilecek bilgiler vermeniz mümkün mü?
RA: Yapabilirseniz, kendi zihninizi gözünüzde canlandırın. Sonra zihninizi toplumunuzdaki diğer bütün zihinlerle mutlak bir birlik içinde hayal edin. Artık tek bir zihin haline geçtiniz ve sizin fiziksel illüzyonunuzda (madde aleminizde) zayıf bir elektrik yükü olan şey, şimdi düşünceleri nesneler olarak yansıtıp tezahür ettirebilen muazzam güçlü bir makine haline dönüştü. İşte bu güçle, Orion grubu, ışıkla silahlanmış olan Konfederasyon’a saldırır. Sonuç, sizin deyiminizle beraberliktir, ancak her iki tarafın enerjileri de bu yüzden bir miktar azalmıştır ve yeniden gruplaşma gereksinimi belirmiştir; negatif enerji istediği doğrultuda yönetip yönlendiremediği için, pozitif enerji ise verileni kabullenemediği için azalmış, güçsüzleşmiştir.
********************************************************************* Ra Bilgileri 1, s.306-307
* Düşünce savaşı * Muazzam güçlü bir makine, düşünceleri nesneler olarak yansıtıp tezahür ettirebilen
*********************************************************************
SORU: Demek ki Konfederasyon’un bir bölümü bu düşünce savaşıyla uğraşıyor. Yüzde kaçı bu savaşa katılıyor?
RA: Bu Konfederasyon’un yaptığı işler içinde en zor olanıdır. Aynı anda en çok dört gezegensel varlıktan bu çatışmaya katılmaları istenir.
SORU: Bu dört gezegensel varlık hangi yoğunluk derecesinde bulunurlar?
RA: Bu varlıklar sevgi yoğunluğunda, yani dördüncü yoğunluk derecesinde bulunurlar..
********************************************************************* Ra Bilgileri 1, s.306-307
* Düşünce yolu ile yapılan savaşa Konfederasyonun; SEVGİ YOĞUNLUĞU olan 4. Yoğunluk üyeleri katılırlar.
*********************************************************************
SORU: Bu yoğunluk derecesinde bulunan bir varlık bu tip çalışmada, beşinci ya da altıncı yoğunluk derecesindeki bir varlığa göre daha mı etkili oluyor?
RA: Sizin yoğunluk dereceniz dışında, savaştan kaçınmanın bilgeliğine sahip olmayan, savaşı gerekli gören tek yoğunluk derecesi, dördüncü yoğunluk derecesidir. Onun için de dördüncü yoğunluk derecesinde bulunan toplumsal bellek bileşimlerinin kullanılması şart olmaktadır.
SORU: Gerek Konfederasyon’un gerekse Orion grubunun, bu savaşta sadece kendi dördüncü yoğunluk derecelerini kullandıklarını, Orion grubunun beşinci ve altıncı yoğunluk derecesinde bulunan varlıklarının bu savaşa katılmadıklarını düşünmekte haklı mıyım?
RA: Dediğiniz kısmen doğrudur. Beşinci ve altıncı yoğunluk derecesindeki pozitif eğilimli varlıklar bu savaşta yer almazlar. Beşinci yoğunluk derecesindeki negatif varlıklar da savaşta yer almazlar, onun için her iki tarafın dördüncü yoğunluk derecesindeki varlıklar bu çatışmaya girişirler.
********************************************************************* Ra Bilgileri 1, s.306-307
* Savaşı gerekli gören tek yoğunluk derecesi, dördüncü yoğunluk derecesidir. * Savaş vardır. |
Edited by - Tiversonus on 24/01/2009 13:40:37 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/01/2009 : 13:52:42
|
Tiversonus01: "Düşünce" savaşından bahsediliyor, yani bu bizim dünyamızdaki savaş değil?
Tiversonus02: Ama "birleşik düşüncenin/tek düşüncenin", yaratım yaptığı, nesneler yarattan "muazzam bir makina" ya döndüğü söyleniyor. Nasıl bağlayacağız bu savaşı şimdi???
Tiversonus01: Nasıl bağlanacağını düşünmeliyiz, ancak sonuçta "savaş" var.
Tiversonus01: Peki, iki Konfederasyonun da sadece 4. yoğunlukları kullanması, dördüncü yoğunluğun "SEVGİ Yoğunluğu" olarak belirtilmesine ne diyorsun? Sevgi savaşır mı??
Tiversonus02: Ben de şunu düşünüyorum; Konfederasyonun diğer üst yoğunluk üyeleri (5., 6.) direkt olarak katılmasa da bu işte bunların payı olmuyor mu?
Ne güzel tartışıyoruz değil mi?? |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 24/01/2009 : 15:47:58
|
| Aslında düşünecek olursak, içinde bulunduğumuz boyutta da düşünce savaşları var, önce düşünce oluşuyor, sonra bu tezahür ediyor.Düşünce yoğunluğunu sağlamak için, insanların tümünün katılımını sağlamak amacıyla da/ bilinçsiz düşünce yönlendirmesi, bir çok manipülasyona uğruyoruz.Oysa bu durakları es geçip, akıl, duygu ve mantık çervesini barındaıran duraklara uğramaktır.Savaş her iki düzeyde de vardır.İyinin kötü-kötünün iyi ile olan savaşı.Elbette iyi-kötü yoktur, ama bu önerme öyleyse savaş yoktur diye sonuçlanmaz.Bir taraf, kendi gelişimi için aşağı çekerken varlıkları, diğer taraf yandaş olmak için yukarıya çekiyor.Her iki tarafa da ihtiyaç var, aksi halde bu zıtlığın sona ermesi demektir.KH, tek başına yokoluştur, BH ise tek başına ilerlemesini durdurur.Sabitlenmiş, dönüşmeyen bir evrenin de var olmasının bir anlamı olmaz.Burada aklıma "Star Wars" geliyor.Karanlık güç ile jedilerin(aydınlık gücün) savaşı.:) |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/01/2009 : 15:54:13
|
(Sevgi savaşır mı??) yani 4. yoğunluk ve Ra ya göre "Sevgi Yoğunluğu" savaşıyor sa başka bir şey yap mıyorlarsa(!), ben bu "sevenler"den korkmalı mıyım? Sevgi ne için savaşır?
|
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 24/01/2009 : 16:04:37
|
Zıtlıklar, sevgi nefretle savaşır.Özellikle, KH toplumlarında.Biz burda 3B KH de ne isek, öyle sanıyorum ki, 4B KH de aynı.Sadece fiziksel güç harcamak yerine düşünce gücümüzü harcayacağız.Ve KH toplumlarının, en az zararı görmeleri için, BH de bir yandan hem onlara destek oluyor, hem de içlerinden BH'ye yakın olanları uyandırmaya çalışıyor.Bunu yazıyorum ancak, kafamda pek net değiller.
Aslında bir de söyle düşünüyorum.Asıl konu beslenmek, devamını sağlamak, (3B düşünüş tarzı ama) bir taraf pozitif enerji ile besleniyor(sevgi, hoşgörü, kabullenme), diğer taraf negatif enerji ile besleniyor(nefret, öfke, korku).Bu durumda, her iki tarafta besinlerinin kesilmemesi için ellerinden geleni yapıyor.Aslında sözü edilen savaş, bizim anladığımız tarz bir savaş olmayabilir.O zaman doğada muazzam bir savaş var, ama biz buna doğa kanunu diyoruz.Ayakta kalmak, yaşamını sürdürmek, varolmak için yapılan bir savaş, hem de kıyasıya.Herşey varolabilmek için, herşey tekamülünü tamamlamak, BİR'e ulaşmak için. |
Edited by - kurby on 24/01/2009 16:06:27 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/01/2009 : 16:16:00
|
Ama bu atlanmnsın üzerinde düşünelim sonra aktarırız: "Tek/toplumsal düşünce, bir yaratım hemde muazzam bir yaratım makinasına dönmüştür" deniliyor, yani yaratım burada fiziksel yaratım değil midir? Nerede fiziksel yaratım yapılıyor(savaşta)....Yani O'nların düşüncesi "pat diye fiziksel yaratan düşünce" işte o zaman fiziksele dönmüş bir savaş olmuyor mu? Yani onların düşüncesi yaratn(fiziksellik) cinsten değil mi?
Sonra bunun üzerinde -düşündükten sonra- aktaralım diyorum! |
Edited by - on |
 |
|
Topic  |
|
|
|