Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum
Home | Profile | Register | Active Topics | Members | Search | FAQ
Username:
Password:
Save Password
Forgot your Password?

 All Forums
 Gizem ve Varoluş
 Ruhsal Kanal Bilgileri
 Genel Kanal Bilgileri Tartışmaları
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 29

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:21:42  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
İKİ kere İKİ eşittir 4 (2.2=4)

((NEDEN 4? )) diye düşünür mü sün??!!??

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:24:50  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
S:(K)Elbette düşünmem, iki parmağımın yanına iki parmak daha koyarsam, saydığımda 4 eder.Hem bunun konu ile ne ilgisi var.Başka soruya geçiyorum.Uçurtma ile uçmaya kalkan insanlar var.Acaba, uçurtma haberleşmenin ötesinde, bir ulaşım aracı olarak kullanılmış olabilir mi?P öyle diyor? (P)ben öyle birşey demedim!(K) dedin, az önce düşündün ve bunu benimle paylaştın.

Edited by - kurby on 22/12/2008 16:26:06
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:26:18  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
SUYUN ÜZERİNDE YÜRĞMEN İÇİN EN ÇOK NE GEREK LİDİR?

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:30:54  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
S:(K) uçurtma mı? (P) hayır, kasık çizmesi! (K) suyun üzerinde yürümem için uçurtmaya mı ihtiyacım var?

Tiversonus gel biz, konuşmalara geçelim.Buranın foseptiğini çıkarmadan!:)))))

Edited by - kurby on 22/12/2008 16:32:01
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:31:15  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
"KAŞIĞI BÜKME, KENDİNİ BÜK!!"

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:32:38  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
"SUYUN ÜZERİNDE YÜRÜYEBİLECEĞİNİN BİLGİSİNE VE İNANCINA" ve bunu yapabilirsen uçurtma ile neler yapabilir sin?

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:41:15  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
S:(K) Suyun üzerinde yürüyebileceğime inanarakve bunu bilerek, bunu yapabilir miyim? (P)inan bana, sen bu saflıkla yaparsın!(K)inansam ve bedenimi büksem yürüyebileceğimi mi söylüyorsunuz?Anlamıyorum, yardımcı olmuyorsunuz? (P)saat kaç? (K) saatin bu konu ile ne ilgisi var.Bükülmek için nasıl bir ritüel uygulamam gerekiyor?

Edited by - on
Go to Top of Page

safran
Elmas

612 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:53:14  Show Profile  Visit safran's Homepage  Reply with Quote
saat 16 :53 :)))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  16:57:09  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
T: "Daldan dala" atlayarak, öğrenme şansını yitiriyorsun.

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 22/12/2008 :  17:09:08  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
:)))))Ya sevgili Tiversonus, işte böyle...Lauranın soruları ve kasyopyalıların cevapları, körler sağırlar birbirini ağırlar tarzında gelişse de, onlardan gelen her türlü bilgiye açığım!:))
Kanalın açık olsun, her an soru patlatabilirim.Ama "konuşmalar" bölümünde.:)))

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  17:10:26  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Soran cevabını alır:)) Tamam.

Edited by - on
Go to Top of Page

rinda
Kehribar

Turkey
88 Posts

Posted - 22/12/2008 :  18:03:48  Show Profile  Visit rinda's Homepage  Reply with Quote
Sayın, sevgili Tiversonus

Senden tüm olanlar içine tekrar özür diliyorum. (anladın sen onu)

Saygılarımla
rinda/rinniel

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  18:12:34  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Öğrendim sevgili rinda,
Bak inan sen olmasan yine "yaşamak" isterdim, "hayat öğrenmek için var" diyorum.

Diyorum ki "ben hasta olunca çok şey öğrendim" ve düşünüyorum, geröekten ama gerçekten "hasta olmasam bunları öğrenemezdim" diyorum. Günlük hayatta diyorum. Şimdi ben bu "hastalığa teşekür" edip, seçimim ile yaşama devam ediyorum. Üçüncü yoğunluk bakışı ile bu "zor" gzüken ancak ""bilen için çok doğal bir süreç.

Yani "hayatta her şey / tek şey derslerdir".

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 22/12/2008 :  21:19:06  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
METATRON: GÜNDÖNÜMÜNÜN SİMYASI


Pota Etkisi

Bilincin bireysel ve gezegensel seviyelerinde sistemler parçalanıyor. Size artık hizmet etmeyen şeyler arınma potasında eritiliyor.

En yüksek hayra götürmeye ilişkiler sona eriyor, en yüksek hayra hizmet etmeyen sistemler çöküyor, yeni paradigmada yeniden düzenlenmek için yeniden yükleniyor.

Sevgililer, birçoğunuz telaş, şüphe ve endişe hissediyorsunuz. Birçoğunuz yaşamınızı yeniden modellemeye çekiliyorsunuz. Yol üzerinde olanlarınız bile yaşamınızın değiştirilmeye gereksinimi olan kalan parçalarını incelemeniz isteniyor.

Şüphe ve korku Yükselişin Birleşik Alanının kristalin paradigmasına uyamaz, ancak Sevgililer, içsel – çatışmanın tanınması ve kendinden – şüphe hissi arasındaki farkı anlamanızı rica ediyoruz. İçsel – çatışmanın tanınması size hizmet eder, diğeri etmez. Kendini – keşfetme şüphe değildir, aslında konukluğunuzda gereklidir.


Bu gündönümü değişmeye gereksinim duyulanı değiştirme zamanıdır! Ancak değişimi yapmak için öncelikle, Kusursuzluğunuz ile, en yüksek yolunuzla çatışan o veçheleri ve alışkanlıkları ortaya çıkarmak için içinizin derinliklerine gitmelisiniz. Daha çok ilerledikçe, temizlemek için kalanları görmek daha zorlaşabilir. Görüyorsunuz, Spiritüel Yolda olan birçoklarınız için, zaten kolay olan değişiklikleri yaptınız. Kalanlar daha fazla çalışma gerektirir. Kalanlar çoğunlukla daha karmaşıktır. Seçimler çok açık belirlenmemiştir.

Kalan değişimler bilincin yatağının altına gizlenmiş olabilir ve derine gömülmüş ve geçmiş yaşamlar dediğiniz çok boyutlu veçhelerin katmanlarında depolanmış kutularda paketlenmiş olabilir.

Yüzeysel kalıplara, spiritüel egoya veya büyümeye izin vermeyen ilişkilere yapışıp kalmış olabilirsiniz. Acıya neden olan bir bağı kesmeniz istenebilir, yine de deneyimi sağlayarak ve kalıplanmamış ilişki içinde iken görülemeyen açığa vurmanın yeniden incelenmesini sağlayarak en sonunda tüm tarafların büyümesine hizmet eder.

Dünya’nın Grup Bilinci içindeki hepiniz en yüksek hayra hizmet etmeyen mikro ve makrodaki şimdiki sistemlerinizin, hükümetlerinizin, politikalarınızın ve yapılarınızın en yoğun temizliğini deneyimliyorsunuz. Ekonomik sistem yeniden yüklemeniz bunun bir örneğidir.

Bunun zorunlu bir pota olduğunu söylüyoruz. Kristalin Alana bütünleşmek için zorunlu bir fonksiyondur. Birleşik Alana YÜKSELİŞ için kapıyı açan gerekli değişimdir.

Ama Sevgililer, bu birçoğunuz için acısız gelmeyecektir. Yine de kuantum büyüme hızlanmasını sağlayacak olan büyük arınmaya neden olacağını söylüyoruz.

Görüyorsunuz, bile bile, yeni yaklaşan enerji içinde, artık çitte/parmaklıkta oturamazsınız. Seçmek zorundasınız. Ya en az direnç olan yola girersiniz ya da cesurca gücünüzü almayı seçersiniz. Çoğunlukla gücü almak akıntıya karşı yüzme kuvvetini gerektirir.

Buna spiritüel aerobik deyin ve bilin ki bu, mükemmellik yolunda bireysel ve gezegensel mezuniyetinizin birlikte – yaratıcı tezahürü için gerçek tutumdur. Çoğu zaman en zor kavrayış, temel nedensel rol olarak başkalarına hizmet etmek için burada OLMADIĞINIZDIR. Bunu kavramak birçoğunuz için çok zordur. Siz büyümek için buradasınız ve en yüksek hayırda, büyümede önce kendinize hizmet etme örneği vasıtasıyla başkalarına hizmet edersiniz. Bu çetin sınavdır ve Dünya dediğiniz bu dualite okulundaki anahtar kavrayıştır.

Sizler biyolojik elbiselerdeki ruhsal varlıklarsınız. İlahiliğinizi keşfetmek için buradasınız. Bu keşfi yaptığınızda, bu başarının örneğinde başkalarına hizmet edersiniz!

Dualitenin lineer zaman – sıralamasında bilinç filtresi taktığınız için, ego – kişiliğinde yüzeyde işlediğiniz için, kendi realitenizin gerçek doğasını görmek siz insanlar için çoğu zaman zordur.


İnsanlık kitleleri büyük resmi görmüyor. Birçoğu sadece lineer ifadenin hareketsiz çerçevelerini görüyor. Odak, 3 B yaşamlarında oynana acı dolu fiziksel ve duygusal senaryolardadır. Değişimleri yapmak için güçsüz hissetmek kolaydır. Yapışmış veya bunalmış hissedebilirsiniz.

Diğerleri için, bilincin yüksek seviyesine ulaşmış ve yolda iyi ilerlemiş hissedebilirsiniz. Bazılarınız için bu doğrudur. Ama her zaman daha ilerisi olduğunun, her zaman birleşecek bir sonraki seviye olduğunun farkında olun. Bunun gibi, her zaman öğrenecek daha fazla şey, sonraki aşamaya ulaşmak için temizlenecek daha fazla şey vardır. Bu, sizin paradigmanızda bilincin Doğasıdır. Bir veçhede, bir seviyede, bir paradigmada ustalaştığınızda, bir diğeri sunulur.

Yolunuzda ilerlerken, daha çok büyürsünüz, özümsenecek daha fazla bilgi alırsınız. Yine de birçoğunuz esenliğin gerçek duygusundan yoksunsunuz. Bu niteliği geliştirmeniz için zaman harcamanızı diliyoruz. Bunu geliştirmek için zaman ayırın Sevgililer.

Böylece bu Gündönümü periyodunda, meditasyon yapmak için zaman ayırmanızı, içsel benliğinizi keşfetmek için zaman ayırmanızı teşvik ediyoruz. Melek Alemi ve Yükselmiş Üstatlar, bu aşama sırasında size kavrayabileceğinizden daha yakındır.

Bu Günü ve izleyen 3 günü en yüksek hayrınıza yaşamınızda arzuladığınız şeyi yaratmak için kullanın. Aslında 2009 yeni partnerliğin, yeni vizyonun, Yeni Dünya’nın tezahürünün yılıdır..

21 Aralık 2008

Bugünlerde Gündönümü yolu döşeyecek. Bugünkü kuzey gündönümü 2009’a girişi aktive ediyor.

Milyonlarca insan İlahi Rehberlik için dua ediyor. Yaratıcının Işıkgücünü aktive etmek için bugün meditasyon yapan gezegendeki milyonlarca Dünya – Koruyucusu, Arayıcı & Işıkişçileriyle eşzamanlı olan bu güçlü olay Dünyanın şimdiye kadar deneyimlemiş olduğu en büyük Akaşik Işık yüklemesini birlikte – yaratmada anahtar rol oynadı. Aslında, bugünün kuzey Gündönümünde gezegeni ve İnsanlığı sonraki 72 saatte yıkayacak olan Umut enerjisinin büyük beslemesi vardır. Bu, her kıtadaki insanların kalplerine daldırılıyor.

Bu İlahi Nida, Yeni Dünya için mükemmelik kalıplarını büyük ölçüde güçlendirecek ve bireysel umutlarınızı ve hayallerinizi kuantum sıçramasında hızlandıracak.

Sevgililer, her şeyin mükemmellik içinde olduğunu temin ediyoruz. Eski kalıplar, eski sistemler ve arketipler çökse bile, Yükselen Dünya için yeni yüklenen kalıpların genişlemesi bu mükemmelliğin gayretle arayan tüm insanlığın yaşamlarına ve enerji alanlarına neşeli tamamlanma ve büyük umutlu vizyonlar için izin vermek üzere yeniden düzenleniyor ve tezahür ediyor.

Gezegendeki Işık İçeriğinin şu anda, Dünya’nın herhangi bir tarihsel aşamasından daha yüksek rezonansta olduğunu daha önce size söyledik. Bu, Yükselişin kök nedenidir. Ama yapılacak olan kalan işler var.

Geçiş gerçekleşiyor ve şu anda enerjinize her zamankinden çok gereksinim var. Büyük geçişi yönlendirmek için buradasınız.

Geçişi yapmanızı sağlayan özel açılışlar ve portallar vardır. Bugün böyle bir fırsattır. Başkaları da olacak. Bunların hepsini kullanın. Değişimi getirin, UMUDU getirin ve korkuyu elimine edin.

Esenliği tezahür ettirin. Değişim geliyor ve Sevgililer, siz bunun bir parçasısınız. Aslında bunu seçtiniz. Gerçek anlamda, bunu yarattınız ve aslında o sizin seçtiğiniz kaderdir. O gerçekleşecek, zaten gerçekleşti.

Her birinize saygı duyuyoruz. Acınızı biliyoruz, şüphelerinizi biliyoruz, sınavlarınızı biliyoruz. Yanınızda olmak için buradayız. Parmaklarınızın ucundaki dünyayı yaratmak için bu enerjiyi kullanın, o kavrayabileceğinizden daha yakın. Sizi besliyoruz, birbirinize karşı nazik olmanızı ve KENDİNİZİ sevmenizi istiyoruz.

Bu Günü Yakalayın!!!

Ben Metatron’um ve sizinle bu Gerçekleri paylaşıyorum.

Ve öyledir.

(Çeviri: Saffet)


Not: 21 aralıktan sonra 72 saat süresince enerjiler aktif olduğundan, meditasyon yaparak yukarda açıklanan konularda iyileşmeye yönelik enerji aktarımlarını alabiliriz...





Edited by - damdam on 22/12/2008 21:27:37
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 22/12/2008 :  21:21:49  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
BİLGİ DNA’YI DEĞİŞTİRİR Mİ?

Dün seyrettiğim bir program ilginçti. İnsan yüzündeki “deri hücreleri” ortalama 28 gün sonra tamamen kendini “yenilemiş” oluyor muş. Dolayısı ile 28 gün sonra bir “aynaya” baktığımızda aslında “farklı” bir yüze bakıyormuşuz. İlginç değil mi?

Şimdi burada bir “ilginç” sayılabilecek bir olay var: Yeni hücreler –diyelim ki kırışık bir yüze sahip bir insanda- neden kendini “yenilerken” tekrar “KIRIŞIK” olarak yeniliyor? Neden yeni hücreler genç bir insanın ki gibi olmuyor?

BilimInsanları bu soruyu soruyorlar ve DNA ‘nın bir kayıt tuttuğu sonucuna varıyorlar ve “bunu haber olarak ileten” bir DNA parçasından bahsediyorlar. İşte bu “haberci” veya “kayıtı” etkileyerek, yenilenen deri hücrelerinin “kırışık” yerine “genç” olmasını sağlamaya çalışıyorlar.

Bir bilgi olsun –ki bu deri hüçreleri için geçerli- bir maddeyi keşfediyorlar. Sanırım bu “haberci”yi kengelliyor. Farelerde yüzde 30 lara varan gençleşme sağlayabiliyorlar. Bu madde “kırmızı şarapta” olan bir madde imiş. Ve bu maddenin daha etkilisini “sentetik” olarak üretmişler. 5 yıl içinde piyasaya çıkabilir deniliyor.

Benim aklıma şu geldi, bilgi ile insan beyni bir frekans yayarak DNA ları değiştirebilir mi? Bilgi insanın titreşim frekansını değiştirerek, DNA yı etkiler mi? Bilgi “atıl” DNA ları aktive eder mi? Böylece “sarmal sayısı” yükselir mi?

Şimdi aşağıdaki reme bakalım:



Sitemizim bir “yazılımı” var ve başlığın ilgili sayfası “dolduğunda” bu yazılım diyelim 25 mesajdan sonra 2. syfaya geçiyor. Örnekte 8. sayfaya gelinmiş.

Şimdi şu resme de bakalım.


Formun bu başlık altındaki sayfa sayısı 14’e gelmiş. Burada dikkat edilecek bir şey var. Site programı “yazılımı” gereği resimdeki birler basamağına dikkat edin derim.

1-2 arası açılmış, 2-3 arası açılmış, 3- 4 arası açılmış. Diğerleri hala bitişikler.

Bunu yapan “yazılm” yani “sitenin yazılımı”. Bunun ne önemi var sizce? Şimdi şöyle, bilgiler ile sayfalar dolunca , yazılım gereği ek sayfa açılıyor, buraya kadar böyle. Sonra 10. sayfadan sonra alt satıra geçiliyor, yazılım böyle.

Yalnız alt satıra geçince -ki bu durum çift haneli durumda olabiliyor - yukarıdaki tek haneli rakamlar ile aşağıdaki çift haneli rakamlar “yazılım” gereği araları açılıyor. Yeni bir durum orataya çıkıyor.

Benim görüşüme göre, Pleyades öğretilerinde adı geçen DNA larımızla oynayan dünya dışılar, insanda ki bilgi (sayfa sayısı) arttıkça DNA lar arasında “deforme” yaratacak bir yazılım koyuyorlar. Bundan kurtulmanın ilk yolu; bunun farkına varmak, yani “bilmek”.

Ayrıca evrenin BH (Başkalarına Hizmet) olan pozitif varlıkları, “kozmik ışın, dalgalar v.b” ne derseniz deyin, işte bu bozuklukları gidermek için “yayın” yapıyorlar. Ayrıca DNA sarmallarını da aktive edici ışınlar gönderiyorlar.

Ancak sistemin işleyeblmesi için “alıcı” olan insanın “alıcı gibi davranacak” bir farkındalığa gelmesi gerekecektir. Yani alıcı hazır değilse sistem işlmez. Alıcı yoksa yine işlemez. Meditasyonun önemi burada diyorum.

DNA lar ile “oynayan” dünyadışıların bilgi artımına karşı koydukları “yazılım” ın FARKINA varmak ise bir süreci tetikleyecektir. Bunun farkına varmak bir düşünce dalgasını yaratacaktır.

“Bilgi korur” burada devreye girecektir. Bir bilgiye sahip olmak herzaman işe yarar mı?

Bilgi ve inanç olarak saflaştıkça, daha net bir beyin dalgası/düşünce ortaya çıkacaktır. Bir notayı on santimlik bir renkli ipçik olarak düşünelim. Örneğin “do” notası. “Do” notası titreşiyor, bir dalga yaratıyor. Nota kendisinden şüpheye düşer ise “parazitli” bir duruma düşer.


Kısaca bilgi korur diyorum.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Yazdıklarım bir “konuşma” niteliğinde olup, pek fazla dikkate almayın derim. Bunlar sadece benim fikirlerim olup, sadece beni bağlar diyorum.

Selamlar, Sevgilerimle...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 24/12/2008 :  21:22:15  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
BİLGİYE UYANIR UYANMAZ DNA'NIZI KENDİNİZ KONTROL EDERSİNİZ

Soru: DNA'mızı kim kontrol ediyor? Görünüşe göre DNA'larımız üzerinde oynayan farklı kaynaklar var. Kendi DNA'mı kendim kontrol etmek istiyorum.

Bu bilgiye uyanır uyanmaz DNA'nızı kendiniz kontrol edersiniz. Görebileceğiniz gibi tüm gezegen öyle bir şekilde kontrol ediliyor ki, gezegene doğumunuzdan itibaren kendi gerçekliğinizin kontrolünün size ait olmadığı, herşeyin tamamen dışsal olduğu, herşeyin sizin söz sahibi olmadığınız birşeye dayalı olduğu öğretiliyor ve bu yönde eğitiliyorsunuz. Yanlış! Herşey üzerinde tam bir kontrolünüz var. Bunu keşfedene kadar ve buna inanana kadar, bu özgür irade bölgesinde herhangi birinin size dilediğini yapabileceği bir duruma geliyorsunuz. Ve masumiyetiniz içinde, DNA'nızın, zekanızın ve diğer pek çok şeyin kontrol edilmesine neden olan şeylere maruz bırakıldınız
.



(Pleyades Bilgileri-)(http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=1598&SearchTerms=pleyades)


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 26/12/2008 :  19:39:43  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
LEY Hatları

Hani bazen hep olur ya yeni gittiğiniz yada gectiğiniz bir yerlerde duygularınız allak bullak olur..aslında o anınızla ilgili değildir..Yada öyle hissetmeniz için hiç bir neden yoktur..

Ya da biliyormusunuz mabetler ..Cami,tapınak,kilise..dünya var olduğundan beri hep aynı yerlere kurulmaktadır..

yoğun enerjiyi taa içinizde hissedersiniz..VE dünyanın belli merkezleri her dönemde önemli olaylarında merkezi olmıştur..VE oraları merkez aldığımızda genelde ücgen oluştururlar ve her bir şehir bir ücgenin köşe noktasıdır..
İŞTE LEY HATLARI bu ücgenin kenarlarıdır....



Ley, bir çift girdabın içsel oluşumuna sahiptir. Bu iki yönlü girdap yeryüzüne enerji verir ve aynı anda enerjinin özel bir niteliğini de ley hattından atmosfere yansır.


Çift girdaba gönderilen enerji farklı yoğunluklardadır; bir kısmı duygu, mantık, ruh ve bunun gibi insana özgü niteliklere karşılık gelir



Ruyalarimiz bireysel ruh durumuna bagli olabildigi gibi yasanilan yerin potansiyel enerji akisinin fizyolojik ve psikolojik olarak beyine ve vucuda etkisiyle de sekillenir...Bazi insanlar uzun ucak yolculuklarindan sonra ruyalarinda gecmis ve gelecekle ilgili spirutuel deneyimler yasamislardir....Bilmedikleri birseyi bir anda bilmek,gecmiste yasamis olan toplumlarin bireyleriyle iliski kurmak yada gelecekle ilgili bir anda bilgi sahibi olmak gibi...
Herseyin bir enerji akisi oldugu gibi dunyaninda belli yer ve bolgelerde akan ve kesisen enerjilerinin varligi soylenmektedir...Bunlara LEY hatlari yada dunyanin manyetik alan kusak ve cizgileri denir...Bulundugunuz yada gittiginiz yerle ilgili olarakakan tasinan enerji bir sekilde sizi etkiler..Bu alanlarda yogunlasan enerjilerbeyinsel ve ruhsal aktivitemizin ivmesini arttirir,veya azaltir..Bu alanlarin bazi hastaliklarin nedeni oldugu gibi ruyalarimizinda nedeni oldugu dusunulmektedir



Çanakkale(Troya)-Nemrut dağı-gize köşe noktalar olmak şartıyla oluşturulacak ücgen buna örnektir.......



LEY HATLARI NE ZAMAN VE NASIL KEŞFEDİLDİ ?

Bedeni saran sinir sisteminde akmakta olan biyo-elektrik enerji gibi yeryüzünün altından da gezegeni enlemesi ve boylamasına geçen, nedeni şu an için tam olarak bilinmese bile dünyanın iç dinamiğiyle ilgili olduğu düşünülen, etkisi tamamen kanıtlanmış olan seyyal enerji damarları (elektrik akımları) bulunmaktadır. Bu enerji çizgileri de akupunktur noktalarında olduğu gibi belli bölgelerde kesişerek daha güçlü enerji noktaları oluşturmakta, dolayısıyla bu enerji de düzenli ya da düzensiz davranış biçimlerine göre pozitif ve negatif (kara) radyasyon akımları olarak adlandırılmaktadır. Buna, Çinliler “ejderha”, Keltliler “peri” İngilizler “Ley hatları” adını verirken çeşitli kültürler, varlığını tespit ettikleri bu şeyi farklı isimlerle anmaktadırlar.


Bu konuyla ilgili bir başka deneyde de radyetesi uzmanı Bill Louis, Londra Emperial Kolejden Dr. Eduardo Balonovski ve ünlü bilim adamı Fizik ve Matematik Profesörü John Taylor’la birlikte güney Galler’de bir nehir kenarında bulunan 4 metrelik tarih öncesi bir taşı incelediklerinde Bill, bu taştan zamanla değişen bir manyetik alanın varlığını hissetmeye başlar. Bill’ in akabinde Taylor ve Balanovski, bu taşı Gauss-metre (manyetik ölçerle) ölçtüklerinde bu alanın İngiltere’ ye ait olan 0,47 gaussluk değerinin üzerinde olduğunu, ayrıca bu enerjinin spiral biçimde uzaya doğru yayıldığını tespit etmişlerdir. Ley hatları üzerine konulan taşların tesadüfi olarak belli hizalarda ve mesafelerde konumlandırıldığını düşünen bazı matematikçiler de iddialarını bilgisayar yardımıyla kanıtlamak için yaptıkları araştırmaların sonuçları karşısında büsbütün şok geçirmişlerdi. Çünkü, matematiksel olarak da bu taşların tesadüfi yerleştirilemeyeceği net olarak görülmüştü. Aynı şekilde 1900’ lü yılların başında Greenwich Rasathanesi müdürü Sir Norman Lockyer ile 30’lu yıllarda Oxford Üniversitesi Mühendislik Bölümünden Prof. Alexandre Thom da çok geniş çaplı araştırmalarda bu taşların ley hatları boyunca tesadüfi olarak yerleştirilmediğini kanıtlamışlardır. 80’ li yılların başında Arkeoloji Enstitüsünde araştırmacı olan inorganik kimyacı Dr. Don Robbins de taşlardan kurulu dairesel yapıların çeşitli (E-M) enerji yayımladıklarını bilimsel olarak tespit etmiştir. Dr. Robinson’ un keşfettiği, sadece bununla sınırlı değildi. Bunun yanında bu taşlardan gece ve gündüzün eşit olduğu Mart ve Eylül gün dönümlerinde çok daha yüksek frekanslı dalga yayınımı olduğunu, topraktaki radyoaktivite oranının daire dışında olana oranla çok çok düşük bulunduğunu ve bu taş yapıdaki enerjinin uzaydan gelerek dünyaya kadar inen kozmik ışınları (1) durdurup koruyucu bir kalkan gibi hep bu dairenin dışında tuttuğunu da belirlemiştir.

Kaynakça:Fiz. Müh. Kenan KESKİN -Hayrettin Zor; Çok Yönleri İle Rüya.Discovery Channel; Discovery Magazine

LEY HATLARININ OLUŞUMU
Yerkürenin yüzeye yakın katmanlarında, örneğin dıştan ilk 400 km'sinde etkin olduğu düşünülen ama yeryüzüne yaklaştıkça şiddetinin arttığı bilinen, en az 11 adet dönel elektrik alanların ve dolayısı ile bu alanların indüklediği elektrik akımlarının varlığını ölçerek biliyoruz. Bu dönel alanların büyüklükleri yaklaşık olarak onar milyon km² dir. Bu akımlar; atmosferdeki iyonosferden elektromagnetik olarak, -artı eksi 80 derece paralelleri civarında oluşan Aurora Borealis ve Aurora Australis boşalmalarından statik elektrik olarak, -Yerkabuğunda 100 km ila 300 km derinlikler arasındaki yarı ergimiş gibi hareketli olan Astenosfer katmanının, konsentrasyon farklarının indüklediği yer altı foucoult akımlarından, -Borneo + Kongo + Amazon yağmur ormanlarındaki yıldırım deşarjlarından oluşan elektrostatik yük kazanımlarından ve -hidroelektrik, termik, rüzgar ve nükleer santraların geri dönen enerji topraklamalarından …. Beslenir. -Bunlara, tam deprem anında kopma gerilmesine ulaşan kuvars kristalli kayaçların piezoelektrik deşarjları da ilave olur. Bu son grubu ilgi alanımız deprem olduğu için ayrıca ilave ettim. Aslında piezoelektrik deşarjlar da diğer tellürik kaynaklardan soyutlanamaz.



İşte bu doğal doğru akımlar "Tellürik Akımları"nı, bu doğal akımların rezonans periyodlarda salınım yapması ise doğal "Deplasman Akımları"nı, bu salınan akımların rotasyonelinde oluşan ikincil alanlara ise Magnetotellürik alanlar adı verilir. Bunlardan yararlanılarak Jeofiziksel ölçüm teknikleri geliştirilmiştir. Salınım olayının nedeni ise iyonosferdeki hidromagnetik parçacık tuzaklanmasıdır.



Bu doğal tek yönlü ve çift yönlü olabilen akımlar, sonuçta elektrik akımları olup, içinden geçtiği ortamın doğal elektriksel direncine karşı ilerler. Bu yüzden Yerkabuğu içerisinde salınan ya da akan bu akımlar, su gibi en kolay akabilecekleri yolu seçerler. Yani alınan yolun uzunluğu önemli olmayıp kolaylığı daha önemlidir. Bu yüzden Tellürik akımlar ve Deplasman akımları, iletkenliği çevresine göre daha yüksek, ya da direnci çevresine göre daha düşük olan yolları seçerler. Yani kanalize olurlar. Bu kanallar genellikle içerisinde bol metal oksitler bulunan kayaçları, bol tuzlu su içeren kayaçları ve tabiidir ki maden yataklarını takip ederler.



Yani bizim bildiğimiz bir enerji türü, yine bizim direncini ölçebildiğimiz için bildiğimiz yolları takip ederek akarlar. İşte size bunlar da bilimsel Ley hatları. Bu akımların ise tanımlamalarından görüleceği gibi, eski harabeleri takip etmek gibi sanatsal ve entelektüel bir alışkanlıkları yoktur. Ama fizik bilmeyen, çok sayıda saygıdeğer entelektüel kişilikler var aramızda. İşte onlar bazan çevrelerinde olagelen ve fakat geniş halk kitlelerinin dikkatini çekmeyen bir şeyleri fark ederler.


Prof.Dr.Uğur KAYNAK* Kocaeli Üni. Emekli Öğretim Üyesi, Anadolu Çevre Asamblesi II Başkanı.


Edited by - Tiversonus on 26/12/2008 19:40:58
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 26/12/2008 :  22:04:54  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Ley Hatları Ley Enerjisi

Yazar Lauralanthalasa
Wednesday, 26 July 2006

Sadece Ezoterizm’de dile getirilen bu enerji merkezleri ile artık bilimsel çevreler de yakından ilgilenmeye başladı. Batı dünyasında Ley Hatları’na ilişkin gündeme gelen en son konu, kutsal coğrafik merkezlerle (kozmik tesirlerin biriktiği ve yansıtıldığı yerler) ilgili bilinmeyenlere ışık tuttu.


Batı dünyasının Ley Hatları adını verdiği akışkan özellikli enerji kanallarıyla yeryüzünün örülmüş olduğu artık kesin olarak biliniyor. “Dünya enerjisi”, “Telürik Enerji” veya “Küresel Biyoenerji” gibi isimler de alan bu hatlar, yerkürenin manyetik gücünden farklı olarak, dünyayı yerküre üzerindeki belirli doğrusal çizgilerle dolaştığı varsayılan bir enerji türüdür. Bu terim ilk kez 1925 yılında bu hatları “yeniden” keşfeden İngiliz araştırmacı Alfred Watkins tarafından kullanıldı.




Bu enerjinin canlı ve cansız maddeler üzerinde fiziksel etkiler meydana getirdiği istatistiksel verilerden elde edilebilmiştir. İnsan zihni üzerindeki etkileri çok yoğun olan bu enerjinin özellikle psişik enerjiyle etkileşim içinde olduğu, hatta psişik çalışmalarda başarıyı artırıcı bir fonksiyonu meydana getirdiği ileri sürülüyor. Mitolojilerde geçen kutsal ırmaklar, aslında bu ley hatlarını yani yerküre “çakraları”nın haritasını ifade ediyor. Bu haritayı çok iyi bilen ve bu enerjiden psişik ve fiziksel faaliyetlerde yararlanabilen Mu ve Atlantis halkları da, kıtalarından göç etmek zorunda kaldıklarında rastgele yerlere değil, bu enerjinin yoğun olduğu bölgelere göç ettiler. Bu bölgeler şunlardı;




1.Orta Asya. Özellikle Tibet, Gobi ve Doğu Türkistan arasında kalan
bölge
2.Mısır
3.Yucatan
4.Arjantin’in kuzey bölgesi
5.Anadolu

Mısır ve Tibet gibi eski uygarlıklar bu ley hatlarını biliyor ve bu yerlerde, özellikle de kesişme noktalarında mabetlerini inşa ediyorlardı.



Eski Hint Ezoterizm’ine göre dünyamızda da insan bedenindeki gibi 7 enerji giriş ve dağılış noktaları mevcut. Bunlar ley hatlarının kesişme noktaları. Bunların tamamı henüz tam kapasite ile çalışmıyor bu bilgilere göre. İşte tam kapasite ile çalışma gerçekleştiğinde beklenen uyanış meydana gelecek ve “Altın Çağ” başlayacak. Bu mitolojilerde ve toplum geleneklerinde de sembolik olarak dile getirilmiştir.



Bir zamanlar Spiritüel Coğrafya’nın en uygun olduğu bölge Mısır’da idi. Bu enerji sırasıyla Delfe, İsa Peygamber’in doğacağı yer olan Kudüs ve Kabe’nin bulunduğu Mekke’ye kaymıştır. Son üç dinin gelişinden sonra bu merkez, tekrar yer değiştirdi ve bunun haricinde
irili ufaklı merkezler ortaya çıktı. Hint’te Meru Dağı, Tibet’te Himalayalar’ın güney eteklerindeki noktalar, Delf’te Onfolos Dağı, Musa Peygamber’in Sina Dağı, Muhammed Peygamber’in Hira Dağı, İsa Peygamber’in Zeytinlik Dağı, Çanakkale’deki Troya kentinin bulunduğu tepe, Bursa’da Uludağ, yedi tepeli İstanbul'un belirli bölgesi bu kutsal coğrafyanın noktalarına denk gelen merkezlerdi. Hangisinin hala işler olduğu hakkında kesin bir bilgi mevcut değil.












Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 27/12/2008 :  21:18:51  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Manyetik kutuplar kayiyor mu?
Pazartesi, 03 Kasım 2008




Rus bilm adamlarından Kara Kuvvetleri Merkezi Askeri Enstitüsü'nün baş araştırmacısı Yevgeni Shalamberidze, dünyanın manyetik kutuplarının kaymakta olduğunu ve bu kez farklı olduğu iddiasıyla ortalığı karıştırdı.

Hürriyetin haberine göre; bu iddia, Rus bilim adamlarını ikiye böldü. Sebebi açıklanamayan uçak kazaları Shalamberidze, manyetik kutupların şimdiden 200 kilometre kadar yer değiştirdiğini açıklarken "Manyetik alanların değişmesi dünyayı koca bir Hiroşima'ye çevirebilir. Yani nükleer kış etkisi yaratabilir.

Kuşların, balina ve yunusların yön şaşırması, sebebi açıklanamayan uçak kazaları etkinin işaretleri" uyarısınıda da bulunuyor. Nükleer kış etkisi Yevgeni Shalamberidze "Dünyanın coğrafik kutupları, hep aynı yerde. Ancak manyetik kutuplar şimdiden 200 kilometre kadar kaymış durumda.

Bu küresel anlamda etkili olacaktır. Gezegen, enerjisini, yerkabuğu çatlaklarından boşaltıyor. Bunlar sıkıştığında negatif enerji gezegende kalıyor. Son zamanlarda dünyayı kasıp kavuran bunca doğal felaketin buna bağlı olmadığını kesin bir dille söyelemeyiz" dedi. Pravda gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre "manyetik kutupların kayması, atmosferin büyük ölçüde azalmasına yol açabilir, bu da dünyanın eksi 273 dereceye kadar soğumasına, yani nükleer kış benzeri bir durumu yaratabilir ve doğal yaşam yok olabilir"

Bu iddiaya karşı çıkanların tezleri Rusya Doğa Bilimleri Akademisi'nden Aleksander Fefelov ise "Gezegenimiz, zaman zaman eğimini değiştirebilir. 23 bin yılda bir bu oluyor.

Manyetik kutuplar 30 derecelik bir kayma gösterebilir" diyor. Matematik ve fizik profesörü Viktor Kuznetzov da son 4 milyon yılda dünyanın manyetik kutuplarının 16 kez yer değiştirdiğini belirtirken "Dünyanın manyetik alanlarının yok olması söz konusu değil.


Dünyanın hep bir radyasyon kalkanı olacaktır. Manyetik kutuplarının yer değiştirmesi bile bu kalkanı ortadan kaldıramaz. Yani gezegenimiz soğumayacak" dedi. Manyetik alanlarının kaymakta olduğunu ve bu kez ölçümlenen 200 kilometrelik kaymanın giderek arttığını savunan bilim adamları ise endişelerini dile getirmeye devam ediyor.

Farklı yerlerde kutup ışıkları Yevgeni Shalamberidze'ye göre, kutup ışıklarının (aurora borealis) zaman zaman kuzey bölgelerinin dışında da görülmeye başlaması, manyetik kutupların yer değiştirmesiyle ilgili etkiler. Geçen hafta İngiliz medyası, Londra üzerinde görülen pembe ışıklara geniş yer vermişti.

Kaynak: Cumhuriyet Portal




Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/12/2008 :  00:16:24  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Reptilian insansılar ---------------David Icke

David Vaughan Icke,

1990’dan beri, “dünyayı gerçekte kim ve ne kontrol ediyor konusunun ful – time araştırmacısı” oldu.

Dünyanın “Elit” veya “Illüminati” olarak adlandırılan gizli bir grup tarafından yönetildiğini söylüyor. Gizli dünya hükümetinin, Babil Kardeşliği olarak bilinen reptilian insansılar (sürüngen) ırkından oluştuğunu ve George W. Bush, Kraliçe Elizabeth II ve Kris Kristofferson dahil, bir çok seçkin figürün gerçekte reptilian olduğunu yazdı.

Icke, Rothschild ailesi olarak bilinen küçük bir Yahudi grubunun da “Reptilian soyundan” olduğunu, Adolf Hitler’I finanse ettiğini ve Nazilarin Musevi katliamını desteklediğini iddia etti.

Icke, Rothschild’ların Yahudi değil, reptil (sürüngen) olduğunu belirtti.

Gizli hükümet
Icke’nin fikirlerinin kalbinde, dünyanın Rockefellers and the Rothschilds gibi bankerler ve işadamları tarafından finanse edilen gizli bir hükümet tarafından kontrol edildiği, Nazilarin Musevi Katliamının, Oklahoma Şehrinin bombalanmasının ve 11 Eylül 2001 saldırısının, onlar tarafından finanse edildiği ve organize edildiği inancı vardır. Bu bireyler dünya çapında gerçekleşen olaylar düzenliyorlar, sonra elit kesim halkın ‘bir şey yapılmalı’ karşılığını alıyor ve sonra kontrolü/gücü artırıyorlar. Icke, bundan problem – reaksiyon – çözüm olarak bahsediyor.
Reptilian insansılar
1999’da, Icke, Gezegenin Babil Kardeşliği olarak adlandırılan reptilian (sürüngen) insansılar ırkı tarafından kontrol edilen Yeni Dünya Düzeni tarafından yönetildiğini yazdı. Şöyle yazdı : “Benim kendi araştırmam, reptilian kontrolunun ve manipülasyonunun başka bir boyuttan dördüncü boyutun alt bölümünden yönetildiğini öne sürüyor. Diğer insanlar bubu alt astral boyut olarak bilir, kara büyü ritüelleri olan demonların ve kötü niyetli varlıkların yuvası…”
Icke’ye göre, reptil melezi reptilian – insan DNA sı, onların eğer insan kanı içerlerse, sürüngenden insan formuna değişmelerini sağlıyor.
Reptilian grubu bir çok ünlü/seçkin insanı ve pratik olarak her dünya liderini kapsıyor, örneğin, Ingiltere’nin Anne Kraliçesi, George W. Bush, Hillary Clinton, Harold Winson, Tony Blair. Bu insanların ya kendileri reptilian veya sürüngenler için çalışıyorlar. “Rothschilds, Rockefellers, Ingiliz Kraliyet ailesi ve ABD nin ve dünyanın geri kalanının idareci politik ve ekonomik aileleri bu AYNI soydan geliyor. Züppelik nedenyile değil, genetik yapılarının sağladığını taşımak için – reptilian – memeli DNA kombinasyonu onların şekil değiştirmesini sağlıyor.
Icke, Galler Prensesi Diana’nın öldürülmesinin nedeninin, Diana’nın, Charles ve Camilla’nın satanik bir ritüel ile kurban edilen bir çocuğa sahip olduklarını keşfetmesi olduğunu söylüyor. Ayrıca, Diana’nın sırdaşı Christine Fitzgerald’a göre, Diana’nın, İngiliz Kraliyet ailesinin sürüngenler ile bağlantıda olduğunu ve Diana’nın onların şekil değiştirdiklerini gördüğünü yazdı.
Reptilian olan George W. Bush’un, 9/11 olayında anahtar bir rol oynadığını yazdı. Icke, ırksal ve etnik bölünmelerin sürüngenler tarafından geliştirilen bir illüzyon olduğuna ve ırkçılığın İllüminatinin gündemini ateşlediğine inanıyor.

Problem-reaksiyon-çözüm

Problem – reaksiyon –çözüm David Icke tarafından geliştirilen bir terimdir. Icke, bunu bir kriz (problem) yaratma, bu krizi çözmek için bir eylem çağrısını (reaksiyon) bekleme, sonra eyleme geçme (çözüm) stratejisi olarak tanımlıyor, bunun arkasına gizli bir gündem, güç kazanma var.
Örneğin, bir hükümer bir problem yaratır, suçu başkalarına atar ; insanlar, kendi haklarını vermeye istekli olarak hükümetin yardım etmesini isteyerek reaksiyon gösterir, ve hükümet krizden çok önce planlanmış olan çözümü sunar.
Örnekler
David Icke’den :
İnsanların hoşuna gitmeyecek bir şey ortaya koymak istiyorsunuz. Bu, polise daha fazla güç, temel özgürlüklerin daha çok erozyona uğraması, hatta savaş bile olabilir. İnsanlara bunları açıkça önerirseniz, insanların bunlara karşı reaksiyon göstereceğini bilirsiniz. Böylece, önce bir PROBLEM yaratırsınız, suç oranını artırırsınız, daha fazla şiddet yaratırsınız, terörist bir bomba, hükümetin çökmesi, ya da savaş çıkarmak için Saddam Hüseyin gibi İllüminati kuklalarından birini alırsınız. Birisinin bu problem için suçlanacağından emin olursunuz, bunların arkasındaki gerçek insan olan sizin suçlanmayacağınızdan emin olursunuz. Böylece, bir “avanak” yaratırsınız, Amerikada Timothy McVeigh veya Lee Harvey Oswald için bu terim kullanılıyor. Sonra, ürettiğiniz olay ile ve kimi suçladıkları ile ilgili insanların neler düşündüklerini anlatmak için kendi medyanızı kullanırsınız. Bu bizi ikinci aşamaya getirir, insanların REAKSİYONU – “Bu devam edemez ; ONLAR bununla ilgili ne yapacaklar ?”

Bu ONLARIN, yarattıkları probleme açıkça ÇÖZÜM sunmalarını sağlar – küresel gücü veya daha falza temel özgürlüklerin sınırlanmasının bir merkeze bağlanması gündemlerini ilerleten yeni yasalar. Bu teknik insan zihni ve duyguları üzerinde her zaman kullanılır.

Bazı komplo teoristlerinin inandıkları, problem – reaksiyon – çözüm taktiğinin örneklerinden bazıları : Hitler’in gücünün boyutunu hızlandıran Reichstag Yangını (tarihçiler bunu nedenini bilmiyor), İspanya – Amerika Savaşını hızlandıran USS Maine (ACR-1) in batması (nedeni bilinmiyor) ve Küba’nın işgali için halk desteği üretmek için ABD planı olan Northwood Operasyonu.
__________________________________________________

(Alıntıdır)

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/12/2008 :  00:31:26  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Ne kadar ilginç ki, orta doğu projesi kapsamındaki topraklar babil topraklarına denk geliyor.İlginç!Babil kardeşliği bu olsa gerek!

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/12/2008 :  00:40:19  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Biliyorum link vermek site kurallarına aykırı ancak, sözkonusu insanlığın geleceği olduğundan:
davidicke.com/turkey/

Bu siteyi incelemekte fayda var, tabi başına www(dünyayı saran bela) yı koyun:))

Siteden kısa bir alıntı:

----------------------------------------------------------------
Bir insan dünyayı değiştiremez, ama bir insan dünyayı değiştirecek olan mesajı iletebilir.


Üç yıl içerisinde beş kitap yazacaktır.



Politika ona göre değildir. O, çok ruhsal biridir. Politika ruhsallık karşıtı birşeydir ve onu çok mutsuz yapacaktır.



Politikayı bırakacaktır. Bunun için özel bir çaba sarfetmesine gerek yoktur. Herşey yavaşca bir yıl içerisinde gerçekleşecektir. [Aynen gerçekleştiği gibi]



20 yıl içerisinde, bugünün uçaklarından çok değişik uçan bir makine türü olacaktır. Zaman anlamsız olacaktır. Olmak istediğin yerde, olacaksın.



Büyük depremler yaşanacak. Bunlar, insanlık için bir uyarı olacak. Daha önce hiç deneyimlenmemiş yerlerde gerçekleşecekler. Deniz yatağından petrol çıkarmak, iç dünyanın dengesini bozmaktadır. Dünyanın merkezi hareket edecek ve kutuplar değişecek. Deniz ruhları yükselecek ve insanı petrol çıkarmaktan durduracak. Deniz toprağı geri isteyecek ve insanlar böyle korkunç şeyler yapamayacaklarını anlayacaklar. Elementleri kötüye kullanamazlar. Onlara saygıyla yaklaşılmalıdır.


---------------------------------------------------------------------

David Icke Türkçe Sitesinden

Edited by - Tiversonus on 28/12/2008 00:47:07
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 28/12/2008 :  02:35:14  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
Bu bilgilerden sonra 'yüzüklerin efendisi' serisini yeniden izleyeceğim...(yarın pazar yani, bu saatte değil:))

Bu seriyi her izlediğimde beni aktive eden birşeyler oluyor, farkındalığımı kamçılıyor sanki....

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/12/2008 :  15:03:31  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Tiversonus verdiğin linkteki yazıları okudum.Daha önce kanser çalışmalarını araştırdığım W. Reich'in de bir kitabından alıntı var, orada.Reich'in kanser üzerine yaptığı çalışmalara o kadar gömülmüşüm ki, bu yönünü farketmemiştim.Aşağıya alıntılıyorum yazıyı.Bu arada dikkatimi çeken de, malum tarihe yaklaştıkça, bu bahsi geçen türün fertleri, çıkış noktalarına doğru çekiliyorlar.(ORTA DOĞU)

----------------------------------------------------------------
Delilik ?

Bu kitapta yazdıklarım için beni “deli” çıkartacak birçok kişi vardır.


Onlara cevabım:


“Dünün delisi, ayaklarını yere sağlam bastığı için, bugünün kudretli doğruluk simgesidir.”


Özgür bir Dünya ?


“Ben bir uzaylı mıyım? Engin uzayın erkeklerini kucaklayan Dünya kadınlarının üremesinden oluşan bir ırkın mensubu muyum? Çocuklarım ilk gezegenlerarası ırkın yavruları mı? 190 yıl önce tüm dünya milletlerinin kaynaşma potasına konulmasıyla oluşan ABD’nin kurulması gibi, gezegenlerarası topluluğun kaynaşma potası bizim gezegenimiz üzerinde mi kuruldu?


Yoksa, bu düşünceler sadece ileride olabilecek şeylerle mi ilgili? Toplumun herhangi bir sorumlu ajansı tarafından uyarılmadan dahi, hapse atılmaktan dolayı, kendimi bu tür düşüncelere sahip olma ve bu tür sorular sorma hakkına ve ayrıcalığına laik görüyorum...Bilimsel sansürün, katı, kuramcı, kendi kendini atamış, öldürmeye hazır hiyerarşik birliğinin eşiğinde, bu tür düşünceler yayınlamak ve bildirmek aptalca görünebilir. Yeterince kötü biri bu düşüncelerle herşeyi yapabilir. Hala daha yanlış olma hakkı elde edilmeli. Ağaçlar arasında vahşi kediler olduğu için, bir ormana girmekten korkmamalıyız. Hakkımızı başkalarının kontrolü altındaki spekülasyonlara vermemeliyiz. Şu andaki kurulmuş düzenin idarecilerinin korktuğu da, bu tür spekülasyonlarla sorulması yasak hale getirilmiş, bu belli başlı sorulardır... Ama evrensel çağa girerken, hepimiz muhakkak, başkaları tarafından rahatsız edilmeyerek, daha yeni, hatta daha “aptalca” sorular sorma hakkımız üzerinde ısrar etmeliyiz..”



[BİLİMADAMI, WILHELM REICH’in “UZAYLA TEMAS” adlı kitabından alınmıştır. REICH, 3 Kasım 1957’de, bir Amerikan hapishanesinde öldü.]



G İ R İ Ş



Karar Verme Zamanı

İnanılmaz bir global değişikliğin eşiğinde bulunmaktayız. Dünya’daki hayatın (zaman diye adlandırdığımız kavrama göre) geleceğini etkileyecek bazı kararları vereceğimiz bir dönüm noktasındayız. İnsanlığı binlerce yıldır hapsetmiş zihinsel ve duygusal zindanların kapılarını sonuna kadar açıp fırlatabiliriz. Ya da bu zindanları kontrol edenlerin, global bir hükümet, ordu, banka, para birimi ve de mikroçiplenmiş bir nufüs ile gezegenimiz üzerindeki bütün erkek, kadın ve çocuğun zihinsel, duygusal, ruhsal ve fiziksel köleliğini içeren planlarını tamamlamalarına izin veririz.


Kulağa inanılmaz geldiğini biliyorum, fakat eğer insanoğlu gözünü en son oynamakta olan pembe diziden ve talk-show’dan kaldırıp, yeterince uzun bir süre için beyniyle konsantre olsa, bu olayların “gelecekte olacağını” değil, şu anda olmakta olduğunu görebilir. Global politikanın, iş dünyasının, bankacılığın, orduların ve medyanın merkezi kontrol altına girmesi saat başı hız kazanmakta. İnsanların mikroçiplenmesi şimdiden önerildi ve birçok açıdan yoluna girmiş durumda. Gizli bir planın uygulamaya konulacağı her durumda, her zaman gizlenmiş şeyleri insanlığın fiziksel gerçekliğine yerleştirmek için son bir darbe vardır. Şimdi de global banka ve iş imparatorluklarının hızla birleşmeleri ve politik ve ekonomik kontrolün Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, Çok Milletli Yatırım Antlaşması, ve Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve G-7/G-8 Zirveleri gibi daha birçok globalleşen kurumlar ve örgütler ile merkezileştirilmesini, bahsettiğim “son darbe” olarak görmekteyiz. Bütün bu sabit ve koordine merkezileşme ve globalleşmenin arkasında kökleri Orta ve Yakın Doğu’ya dayanan, bir çok türün üremesinden oluşmuş bir ırk (kabile) yatmaktadır. Orta ve Yakın Doğu’dan çıkıp Avrupa’daki kraliyet, aristokrasi ve papazlık olan bu ırk, daha sonra, özellikle de Büyük Britanya (Birleşik Krallık) sayesinde, gücünü dünyanın dört bir yanına yaydı. Bu durum da “kabile”ye soyunu, İngiliz ve Avrupa güçlerinin girdiği her ülkede, devam ettirme ve yaygınlaştırma fırsatı verdi. Bu ülkeler arasında, ırkın planını gerçekleştirme amacıyla oynadığı oyunun önemli bir bölümünün oynandığı, Amerika Birleşik Devletler’i de bulunmaktadır. Şimdiye kadar 40 üzerinde başkan edinen ABD’de, başkanların 33 tanesi genetik olarak iki kişiye bağlı: İngiltere Kralı Alfred the Great ve 9. yüzyıl Fransa’sının meşhur hükümdarı Charlemagne. Bütün bu geçen zaman süresince, bu ırkın planı yavaşca uygulanmış ve “merkezi global kontrolün” mümkün olduğu bugüne gelmiştir.


Eğer çarçabuk uyanmazsak, dünyadaki hayatın ne olacağını bilmek istiyorsanız, Nazi Almanya’sına bir göz atın. “Illuminati” (kendilerini aydınlanmış saymalarından geliyor) adını verdiğim bu ırkın planı 2000 yılı ve yeni yüzyılın ilk 12 yılı çerçevesinde göz önüne serilirken, bütün dünya insanlarını bekleyen hayat Nazi Almanya’sının ta kendisi. Özellikle 2012 tartışacağımız nedenlerden dolayı çok kritik bir yıl olacak. İnsanlar, içine girmekte olduğumuz cehennemin ve çocuklarımızın refah ve huzur içinde yaşaması için bıraktığımız dünyanın doğasının nasıl olduğu hakkında hiçbir fikre sahip değiller ve de hiç de endişelenmemekteler. Belirgin olanı umursamazlıktan gelip gözlerinin önündeki gerçeği reddetmeyi tercih ediyorlar. Kendimi tarlada telaşla koşuşturup bağıran inek gibi görmekteyim : “Hey ! Biliyor musunuz? Her ay arkadaşlarımızı alıp götüren o kamyon var ya? Düşündüğümüz gibi o kamyon dostlarımızı başka bir tarlaya götürmüyormuş! Onları kafalarından vurup, kuruyana kadar kanlarını döküp, kesip sonra da küçük parçalara bölüp paketlere koyuyorlarmış. Sonra da insanlar onları satın alıp yiyorlarmış !”.. Sürünün geriye kalanının reaksiyonunu düşünsenize : “Sen kafayı yemişsin ahbap! İnsanlar hiçbir zaman böyle şeyler yapmaz ! Zaten, o kamyon şirketinde hisselerim var ve bundan iyi bir kazanç sağlıyorum.. Kapa çeneni ! Boş yere spekülasyon ve panik yaratıyorsun !”

Açıklamakta olduğum plan binlerce yıldır hazırlanmakta ve şu anki durumu olan tamamlanmaya doğru ilerliyor. Bunun nedeni ise insanoğlunun şuurunu, zihnini ve sorumluluklarını elinden çıkarmasıdır. İnsanlık şu anda sadece kendi için doğru olanı yapmayı tercih etmekte ve davranışının daha geniş alandaki etkilerinin, insanoğlunun varlığı için ne olacağını düşünmemektedir. “Umursamazlıktan gelme” saadettir denir.. Bu doğrudur ama sadece kısa bir süre için. “Umursamazlıktan gelme”nin tam anlamıyla saadet ve mutluluk olabilmesi demek, gelmekte olan bir kasırgayı görmemezlikten gelip böylece endişelenmemek ve korunmak için hiçbir önlem almaya ihtiyaç duymamaktır. Fakat kafanız kumda ve kıçınız havada olduğunda, kasırga hala daha geliyor olacaktır. Eğer kafanızı kaldırarak baksaydınız ve “kasırga” gerçeğiyle yüzleşseydiniz, felaketi önleyebilir durumda olacaktınız. Fakat “umursamazlıktan gelerek” ve “gerçeği reddederek” büyük bir güçle ve en aşırı durumlarda savunmanızı şimdi rahatca yapabilirsiniz, çünkü kasırga “görmemezlikten geldiğiniz” için en hazırlıksız ve en beklenilmedik zamanda vurmuştur. Dediğim gibi “umursamazlıktan gelme” mutluluktur ama sadece kısa vadede. Kendi gerçeğimizi, kendi düşüncelerimiz ve davranışlarımız ile yaratırız. Her hareketimiz veya hareketsizliğimizin bir önemi vardır. Şuurumuzu (zihnimizi) ve sorumluluklarımızı elden çıkarmamız, yaşamımızı elden çıkarmamız demektir. Eğer yeterli sayıda kişi bunu yaparsa, dünyamızı elden çıkarmış oluruz ve bu da bilinen insan tarihi boyunca yaptığımız tek şey ! Birkaç kişinin, büyük toplulukları kontrol edebilmesinin de nedeni budur. Günümüzdeki tek fark, şu anda birkaç kişinin, iş dünyasında, bankacılıkta ve iletişimdeki globalleşme sayesinde, bütün gezegeni idare altında bulunduruyor olmasıdır. Bu idarenin temeli her zaman ayni olmuştur : “İnsanların “umursamazlık” içinde olmalarını sağla, korku içinde olmalarını sağla, birbirleriyle savaşıyor olmalarını sağla. Ve en önemli bilgiyi kendine saklarken, insanları bölerek, kontrol altında tut ve onlara hükmet.” Ve bu kitapta göreceğimiz gibi, insanlığı kontrol etmek için bu yöntemleri kullanan şahıslar, ayni gücün, ayni üreyen kabilenin üyeleri ve günümüzde yolculuğunda zirve noktasına ulaşmakta olan uzun vadeli bir planın takipçileridir. Global faşist devlet burnumuzun dibinde !


Halbuki, durumun düzeltilmesi olası...Gerçek güç, çoğunluğun elindedir, birkaç kişinin değil..Aslında sonsuz güç her bireyin içinde mevcuttur. Birkaç kişi tarafından kontrol edilebilmemizin sebebi, kendi kaderimizi çizebilme gücüne sahip olmadığımızdan kaynaklanmıyor, o gücün hayatımızın her saniyesi elimizden uçup gitmesine seyirci kalmamızdan kaynaklanıyor. Hiç hoşumuza gitmeyen birşey olduğunda, daima olay için suçlanacak başka birini ararız. Dünyada bir problem olduğunda, “Bu probleme karşılık ne yapacak “onlar”?” diye sorarız. İşte bu noktada, “onlar”, -ki problemi en başında gizlice kendileri yaratmıştır- bizim bu isteğimiz, bu reaksiyonumuz üzerine, istedikleri çözümü sunarlar; gücün, kontrolün ve iktidarın daha fazla merkezileştirilmesi ve özgürlüğün gitgide daha da fazla zedelenmesi... Eğer polise, güvenlik kurumlarına ve orduya daha fazla güç ve kontrol vermek ve halkın bunu sizden istemesini, sizin yapmanızı beklemesini istiyorsanız, daha fazla suç, şiddet ve terrorizm olmasını garantilemeniz, sizi amacınıza çok kolay bir şekilde ulaştırır. İnsanların soyulmaktan, bombalanmaktan, saldırıya uğramaktan dolayı “korku” içindelerse, sizin, onları “korkmaya programlandıkları şeylerden” korumanız için, size özgürlüklerini vermeye hazır olacaklardır. Bu tekniğin adı, “Problem – Reaksiyon – Çözüm”dür. Problemi yarat, “birşeyler yapılması lazım” reaksiyonunun ortaya çıkmasını sağla, ve en başından beri sunmak istediğiniz çözümü hiç karşı çıkma görmeden sun. “Kaos”u sen yarat ve sonra “düzeni” sen sağla.. Kendi “düzen”ini..

Kitleler, bir çok duygusal ve zihinsel kontrol çeşitleriyle, sürü halinde götürülüp yönlendirilmektedir. Bunu başarmanın tek yolu budur. Birkaç kişi, milyarları fiziksel olarak kontrol altında tutamaz, nasıl ki çiftlik hayvanları, eğer birçok insan onları çiftlikte tutabilmek için çalışmıyorsa, kontrol edilemez. İngiltere’de bir mezbahadan iki domuzun kaçması bir haber olmuştu ve birçok insanın onları yakalamak için çabasına rağmen yakalanmamışlardı. Olaydan hemen sonra iki domuz da ulusal şöhret olmuştu. Global nüfusun fiziksel kontrol edilmesi işlemez. Fakat ayrıca, eğer insanların senin yapmalarını istediğin şeyi yapmaya karar vermelerini ve senin sunmak istediğin yasalara ihtiyaç duymalarını sağlamak için, onların nasıl düşünmeleri ve hissetmeleri gerektiğini idare altına alabilirsen, zaten fiziksel kontrole ihtiyacın kalmaz. Bu çok eski bir atasözüdür: “Eğer birinin birşey yapmasını istiyorsan, onu, yapmak istediği şeyin kendi fikri olduğuna inandır.”. İnsanlık zihinsel olarak kontrol altında bulunmaktadır ve filmlerde gördüğümüz “zombi”lerle tıpatıp aynidir -sadece çok az farkla birazcık daha bilinçlidir. Zihinsel kontrolün tanımı, bir insanın zihninin idare edilmesi ve böylece sizin istediğiniz şekilde düşünmesinin ve böylece davranışta bulunmasının sağlanmasıdır. Bu tanım altında, sorulması gereken soru, kaç kişinin zihinsel olarak kontrol altında olduğu değil, kaç kişinin zihinsel olarak kontrol altında olmadığıdır. Aslında herkes, az veya çok, belli bir kapsamda zihinsel kontrol altında bulunmakta.. Eğer ihtiyacınız olmayan veya istemediğiniz birşeyi, bir reklam veya teşvik edici ilanla almaya ikna olursanız, zihinsel kontrol altındasınız demektir. Eğer bir kişi veya bir olay hakkında gerçeğin çarptırılmış bir şekilde yazıldığı bir yazıyı okuyup, o kişi ve olay hakkındaki kendi görüşleriniz değişmesine izin verirseniz, yine zihinsel kontrol altındasınız. Silahlı kuvvetlerdeki eğitime bir göz atın: Kusursuz bir zihinsel kontrol göreceksiniz. İlk gününüzde, “soru sormadan emirlere uyma”yı öğretildikten sonra, eğer ucu sivri bir şapka giymiş ayının biri, size hiç tanımadığınız ve bilmediğiniz birini vurmanızı söylerse, onu vurmak zorundasınız. Bu “Emredersiniz, efendim” mentalitesidir ve ordu dışındaki hayatta da yaygındır. “Evet.. Doğru olmadığını biliyorum.. Ama patronum bana öyle yapmamı söyledi ve başka seçeneğim yok.” Başka seçeneğin yok ? Her zaman başka seçenekler vardır. Her zaman, seçmek istediğimiz ve daha az seçmek istediğimiz, bir çok seçeneklerimiz vardır. Her zaman seçme şansımız vardır. Kısacası bu da bir başka “sorumluluktan kaçma” yolu..


Zihin kontrol etme tekniklerinin sayısı sonsuzdur. Zihninizi isterler, çünkü eğer ona sahip olurlarsa, size sahiptirler demektir. Cevabı zihinlerimizi geri kazanmakta, kendimiz için düşünmekte ve diğer insanları da farklı olma ‘suçuyla’ aşağılamayıp ve yargılamayıp onların da ayni şekilde kendileri için düşünmelerine izin vermekte aramalıyız. Eğer bunu yapmazsak, bahsedeceğim plan uygulanmaya konulacaktır. Eğer zihinlerimizin kontrolünü tekrar kazanıp, zihinsel egemenliğimize sahip olursak, Plan gerçekleşemez çünkü varlığının temeli ortadan kalkmış olacaktır. 20’den fazla ülkede konuşup araştırma yaptım ve her birinde de ayni gelişmeyi görmekteyim. Benzer siyasetler ve yapılar, global plan ile paralel bir şekilde, sunulmakta.. Ama ayni zamanda, sayıları gittikçe artmakta olan birçok insan ise ruhsal alarm saatini duymakta, zihinsel ve duygusal uykularından yani dünyevî büyüden kurtulmakta ve global uyanış hız kazanmakta..2012’ye ilerleyen milenyum yıllarında hangi güç galip gelecek ? Bu bize bağlı.. Düşünce ve davranışlarımızla kendi gerçekliğimizi yaratırız.. Ve düşünce ve davranışlarımızı değiştirmekle de dünyayı değiştiririz.. Bu kadar basit.

Bu kitapta bu üreyen genetik ırkın tarihini ve Global Plan’ın esas doğasını sunup açıklayacağım. Ve vurgulamalıyım ki, Bir Global Planı açığa çıkarmaktayım, herhangi bir komployu falan değil.. Bu planın ‘komplo’ kısmı insanları zihinsel olarak kontrol etmekte ve planın uygulmaya konulmasını kesinleştirmekte kullanılıyor.. Bu komplolar üç ana biçimde bulunur: Planı tehdit etmekte olan insanları ve organizasyonları silmek ve ortadan kaldırmak için komplo kurmak (örneğin; Galler Prensesi Diana’nın suikasti); Planı yürürlülüğe koyacak insanları iktidar pozisyonlarına sokmak (örneğin; George Bush, Henry Kissinger, Tony Blair,......); toplumun Planın yürürlülüğe girmesine ihtiyaç duymasını sağlayacak olan olayları yaratıp “Problem-Reaksiyon-Çözüm” metodu ile Planı sunmak için komplo kurmak (savaşlar, terörist bombaları, ekonomik krizler).. Böylece tüm bu ‘görünüşte alakasız’ olaylar ve idare etme yolları, Ayni Planı sunmak için kurulmuş Ayni Komplo’nun bölümleri olurlar. Önümüzdeki aylarda ve bunu takip eden yıllarda, her bir gazeteyi eline aldığınızda, televizyonu açtığınızda ve politik veya iş dünyası liderlerinin konuşmalarını duyduğunuzda, sizlere kitaplarımda sunduğum bilgiyi göreceksiniz. Şimdiden de görebilirsiniz, eğer büyük örtbası anlamışsanız.. Bu yaptığım ‘kehanet’ değil, sadece Planın öncelikli bilgisi.. O zaman bir iki yıl içerisinde global faşist devlet realize olacak mı? Bu soru, ancak bir başka soruyla cevaplandırılabilir:

İnsan mı olacağız yoksa ‘koyun’ mu kalacağız ?

Plan ikinci seçeneğe ihtiyaç duymakta..

Korkusuzca...

Hayat sonsuzdur...

Ve herşey aydınlanma yolunda birer deneyimdir...

Anlayışın en yüksek seviyelerinden bakıldığında,

İyilik veya kötülük - İyi veya Kötü yoktur..

Yalnızca BİLİNÇ vardır;

Seçimler yapan ve tüm yaşanılabilecek deneyimleri yaşayan..

UZAYLA TEMAS KİTABINDAN ALINTIDIR.

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/12/2008 :  15:06:56  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Bir şey daha, Kasyopyalıların, Laura'ya verdikleri bilgiler ve soy araştırmalarının da temelinde bu var sanıyorum.İnsanlığın(adem ve havva), düştükleri yer olarak da Orta doğuyu düşünmeye başladım.(ki öyle)Herşeyin başladığı yer, "topraktan geldim, toprağa dönücem" dedikleri gibi, "Orta doğuda başladık, orta doğuya döneceğiz" gibi bir durumda söz konusu olabilir.:))Neyse, zırvalamayayım daha fazla!:))))))))))


Edited by - kurby on 28/12/2008 20:10:39
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 28/12/2008 :  21:50:16  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
David Icke’ın Yolculuğu



Makalelerime ve çalışmama yeni olan birçok kişi, sıkça tüm bunların içine nasıl girdiğimi sordu. Bu yüzden, hikayeyi burada kısaca, daha doğrusu birçok şey yaşadığımdan, anlatabildiğim kadar kısa bir şekilde anlatacağım.



Leicester, İngiltere’de, 18.15 civarında, 29 Nisan 1952 tarihinde doğdum. İngiltere’de “işçi sınıfı” diye nitelendirilen bir aile tarafından, hükümet evlerinin birinde büyüdüm ve maddi kaynaklarımız, çocukluğum boyunca, çok ama çok dardı. Hatırlayabildiğim bir süre boyunca, hep bir profesyonel futbolcu olmak istedim ve bunu İngiltere Ligi’nde Coventry City ve Hereford United takımlarında oynamak için okulu bırakarak başardım.



Futbol kariyerimin başlamasından yalnızca 6 ay sonra, nasıl olduysa, sol dizim hiç bir neden olmaksızın şişmişti ve aylar boyu süren testler sonrası romatizmal arterit geçirmekte olduğum belli oldu. Futbol oynamaya devam etmeye karar verdim çünkü bu hep yapmak istediğim şeydi. Böylece, ileriki 5 yıl boyunca, futbol kariyerimi geliştirdim ve buna ek olarak, arteritin bileklerimde, sol dizimde, dirseğimde vs nasıl geliştiğine de seyirci kaldım. Kariyerimin son yıllarında, 20 yaşımdayken, her sabah antremanlarda eklemlerimi ısındırıp biraz gerip açtığımda acılar içerisinde kıvranır oluyordum. Fakat başarılı bir dönemin tadını çıkarmaktaydım ve bu yüzden devam etmek istedim.



Her zaman sahip olduğum muazzam bir kararlılıkla, hiç bir tersliğe karşı teslim olmamak ve hayatım, -veya daha doğru bir kelime; yolculuğum- önüme ne koyarsa koysun, onun üstesinden gelmek gibi niyetlerime rağmen, kötü durum aktif olmaya devam etti.



O futbol sezonunun sonuna doğru, acı yaklaşık bir ay boyunca kaybolmuştu ve ben tekrar iyiye döneceğimi düşündüm, fakat bir sabah uyandığımda, her bir eklemim, sanki her birine bıçak saplanmışcasına, felaket bir acı içerisindeydi ve kariyerim böyle sona erdi. Yürüyebilmeyi bırakın, topallayabilmem için birkaç gün geçmesi gerekti. Tam o sıralar, 21 yaşıma girmiştim ve bir kötürüm olacağıma inandırıldım. Olmadım. Olmayacağım. Gerçekliğimde dahi böyle bir olasılık hiç bir zaman olmayacak.



BBC için bir televizyon sunucusu olmaya karar verdim ve bu hedefe ulaşmak için gazeteci olarak çalışmak için bir iş aramaya başladım. Bu kolay değildi, çünkü okul beni sıkıntıdan patlatmıştı ve hiç bir sınav almadan da futbol oynamak için okuldan ayrılmıştım (Tanrıma şükürler olsun). Öğrenimimi kendi şartlarıma göre, kendi zamanımla, kendim gerçekleştirdim, ve “eğitim” sistemi bana çok az ekti yaptı. Bu “eğitimi”, bana uygun olmadığını bilerekten, içimden gelen bir his ve bilgi ile, tamamıyla reddettim.



Leicester’deki haftalık, küçük bir gazetede, tek başvuranın ben olmamın yarattığı bir etki ile, bir iş bulmayı becerdim. Daha sonra, hızla gazeteler, yerel radyo, bölgesel televizyon içinde geliştim ve ulusal bir spor ve anahaber sunucusu ve muhabiri oldum. Bunu başardıktan sonra, kısa bir süre içerisinde, 1982 yılında, İngiltere’nin güney kıyısı açıklarında bulunan, ve küçüklüğümden beri bana çok çekici gelen, Isle of Wight isimli küçük bir adaya yerleştim.



Çevre konusunda seferberlik ve kampanya yapmaya burada, Isle of Wight’ta başladım ve bu beni İngiliz Yeşil Partisi’nin ulusal sözcüsü olmaya kadar getirdi. Aslında, bu ünvanı, 1989’da, İngiltere’de Avrupa Parlamentosu’nun üyeleri için yapılan ulusal seçimler sırasında Yeşillerin en iyi, aslına bakılırsa tek iyi zamanında elde etmiştim. Ama daha sonra gördüm ki Yeşil Parti farklı olmaktan bahsediyorken, kendisi şimdiye kadar karşılaştığım tüm Yeşil partilere benzemekteydi. Tek fark eski politikanın yeni bir isim almasındaydı. İlgimi kaybettim ve hayatımın en inanılmaz karışıklıklarını yaşamaya doğru ilerlemek üzere oradan ayrıldım.



1980 ortalarından itibaren, televizyona olan ilgimi de kaybetmeye başlamıştım. Televizyon işini, gerçekten yapmayı arzuladığım için değil de, esas yapmak istediğim iş olan çevresel seferberlik için harcayabileceğim parayı kazanmak için yapıyordum. Televizyon dünyasını boş, ruhsuz, içerisinde güvensizlik ve korkunun kökler saldığı bir dünya olarak görmekteydim. Ve Mart 1990 olaylarının sonrasında, televizyon kariyerim çok yakında bitecekti.



1989’da, bir bütün olarak halka değil de birbirlerine konuştuklarını gördüğüm Yeşillerin planını ve vizyonunu ortaya koyan “Böyle Olması Gerekmiyor” isimli bir kitap yazdım. Kitabı yazmakta olduğum sırada, BBC’deki işimde, etrafımda varolan birşeyler hissetmeye başladım. Sanki odada kimse olmadığında dahi birileri var gibiydi. Bu varlığı hissetmem o kadar güçlü bir noktaya ulaştı ki 1990 yıllarının başlarında, bir gün, Londra’da bir hotel odasında yatağın kenarına oturup, etrafımda varolan her neyse veya her kimse, ona şöyle dedim: “Eğer buradaysan, lütfen benimle iletişim kurar mısın, çünkü artık delirmek üzereyim.”



Bundan çok kısa bir süre sonra, olaylar hızlı bir şekilde oluşmaya başladı.



Mart 1990’da, oğlum Gareth ile Ryde, Isle of Wight’daki bir sahilde futbol oynamaktaydık ve ona, çok uzak olmayan, bir demiryolu istasyonu kafesinde öğle yemeği yiyeceğimizi söyledim. Kafe doluydu ve geri dönmek için yürümeye başladığımızda birisi beni tanıdı ve bana futbol ile ilgili sorular sormaya başladı. Konuşma bittiğinde, Gareth’i göremiyordum ama hemen yan taraftaki gazete bâyisinde hoşlandığı kitaplara baktığını biliyordum. Ve de öyleydi. Bâyinin girişinde durdum ve ona başka bir kafe bulacağımızı söyledim, ve tam oradan ayrılmak için geri döndüğümde, sanki iki mıknatıs onları çeker gibi ayaklarım yere yapışılı kalmışcasına duruverdim. Hiç bir ses veya herhangi bir şey duymadan genellikle önsezilerimi izlerim, fakat geçirdiğim bu uyanış dönemim sırasında üç tane sesi net olarak duymuştum. Bâyi karşısında başımdan geçen olay sırasında bunlardan ilkini duydum, ve şöyle demişti: “Git ve uzak köşede duran kitaplara bak.”. Tanrı aşkına neler oluyordu, diye düşündüm.



Bu bâyiyi çok iyi biliyordum ve o bölümdeki kitaplar da hiç ilgimi çekmezdi. Ama duyduğum sesi ve ayaklarıma olan şeyi göz önünde bulundurarak, ne olacağını görmek için oraya gittim. İlk gördüğüm kitap medyum olan bir bayana aitti ve etrafımda hissettiğim bu varlıktan dolayı hemen merağım uyanmıştı. Bana neler olup bittiğini söyleyebilecek miydi merak ediyordum. Ellerle şifa verebildiğini söyleyen bu bayana yazdım ve arteritim ve onun tedavisi için bir randevu almak istediğimi söyledim, etrafımda hissettiğim varlıktan veya başka bir şeyden hiç bahsetmedim. O, yalnızca arteritime şifa bulup bulamayacağını denediğimi sanıyordu. Onu dört defa ziyaret ettim ve ilk iki ziyaretimde, diğer boyutlar ve hayata daha geniş bir bakış açısıyla bakmakla ilgili konuşmamız dışında, kayda değer bir şey olmadı.



Sonrasında, üçüncü ziyaretimde, tedavi bitmek üzereyken kanepe üzerinde yatıyordum ve yüzümde bir örümcek ağı olduğunu hissettim. Bunun “ruhlar” bağlantı kurmaya çalıştığında olabileceğini kitabında okuduğumu hatırlıyordum. Ona bu olay hakkında hiç bir şey söylemedim ve 15 saniye gibi kısa bir süre içerisinde, kafasını geriye doğru yasladı ve şöyle dedi: “Bu çok güçlü. Bunun için gözlerimi kapamam gerekecek!” Bana, medyum kadın aracılığı ile mesajlar iletmek isteyen bir suret gördüğünü söyledi. Ayni şey bir hafta sonra da oldu ve bu buluşmada “suret”in bana bayan aracılığı ile iletmek istediği şeyler şunlardı:



O, burada dünyayı iyileştirmek için bulunan bir doktordur, ve dünyaca ünlü olacaktır. Muazzam bir zıtlığa, muhalefete maruz kalacaktır, ama biz onu her zaman korumak için yanında olacağız. Ruhen o hâlâ daha bir çocuktur, ama ruhsal zenginlikler ona verilecektir. Bazen öyle şeyler söyleyecek ki bunların nereden geldiğini merak edecek. Bunlar bizim sözlerimiz olacak. Bilgi onun zihnine konacak, diğer zamanlarda da bilgiye yönlendirilecektir.



O, cesaretinden dolayı, gençliğinden beri seçilmiştir. Test edilmiştir ve bütün testleri de geçmiştir. Disiplini öğrenmek için futbola yönlendirilmiştir, ama bunu öğrendiğinde ilerlemenin zamanı gelmişti. Ayrıca, hayal kırıklıkları ile başa çıkmayı, tüm duyguları deneyimlemeyi, ve herşeye rağmen dimdik ayakta durabilmeyi öğrenmek zorundaydı ve öğrendi. Ruhsal yol zordur ve kimse bunu kolay geçemez.



Onun bizimle iletişim kurmak istediğini biliyorduk, ama zaman doğru değildi. O iletişim kurmak için buraya yönlendirildi, iyileştirilmek için değil. Ama bir gün tamamen iyileşmiş olacaktır. Her zaman ihtiyacı olan elde edecektir, ama daha fazlasını değil.



Yapacağın işi, yalnız yapmayı deneme. Başkaları ile el ele ilerle, böylece her düşüşünde birilerinin elini tutabilirsin.



Bir insan dünyayı değiştiremez, ama bir insan dünyayı değiştirecek olan mesajı iletebilir.



Üç yıl içerisinde beş kitap yazacaktır.



Politika ona göre değildir. O, çok ruhsal biridir. Politika ruhsallık karşıtı birşeydir ve onu çok mutsuz yapacaktır.



Politikayı bırakacaktır. Bunun için özel bir çaba sarfetmesine gerek yoktur. Herşey yavaşca bir yıl içerisinde gerçekleşecektir. [Aynen gerçekleştiği gibi]



20 yıl içerisinde, bugünün uçaklarından çok değişik uçan bir makine türü olacaktır. Zaman anlamsız olacaktır. Olmak istediğin yerde, olacaksın.



Büyük depremler yaşanacak. Bunlar, insanlık için bir uyarı olacak. Daha önce hiç deneyimlenmemiş yerlerde gerçekleşecekler. Deniz yatağından petrol çıkarmak, iç dünyanın dengesini bozmaktadır. Dünyanın merkezi hareket edecek ve kutuplar değişecek. Deniz ruhları yükselecek ve insanı petrol çıkarmaktan durduracak. Deniz toprağı geri isteyecek ve insanlar böyle korkunç şeyler yapamayacaklarını anlayacaklar. Elementleri kötüye kullanamazlar. Onlara saygıyla yaklaşılmalıdır.



Tüm bunlar, bana 29 Mart 1990’da, bir hafta sonraki ikinci ziyaretimde söylenildi. O zamanlar, BBC’de televizyon sunucusuydum, Yeşil Parti’nin ulusal sözcüsüydüm ve tüm bunların ne demek olduğu hakkında hiç bir bilgim yoktu. Ve 10 yıl sonra, söylenilenlerin hepsi oldu ve hâlen olmakta. Üç yılda yazacağım 5 kitap dahil olmak üzere. Bu deneyimlerim hakkında bazı Yeşil Parti liderleri ile konuştum, ama tepkileri, Yeşiller’in meydan okuduklarını iddia ettikleri sistemde bulduğunuz gibi sabit-fikirli, umursamaz ve cahilce idi: “Sanırım David keçileri kaçırmaya başladı.”..Evet, tabii... Yeni ve yenilikçi politikaya hoş geldiniz!



Bu uyanışımın ilk aylarından, Gerçek Titreşimleri (Truth Vibrations) isimli kitabımda bahsettim ve sonra yaşadığım ve yaşamakta olduğum sayısız olağanüstü deneyimlerin en şaşırtıcısını yaşadım. 1990 sonları, 1991 başlarında, bu muazzam Peru’ya gitme isteğine kapıldım ve 1991 Şubat’ında bu önsezinin itici kuvveti ile oraya doğru yol aldım. Burada bir dizi hayret verici şeyler başıma geldi ve bu dizi şimdi anlatacağım deneyim ile neticelendi.



Perulu rehberim bize, dünyanın gidiş gelişe elverişli en yüksek gölü olan Titicaca Gölü’ne fazla uzak olmayan, Sillustani in Puno isimli bir hotelde yer ayırtmıştı. Sillustani, Puno’dan bir saat uzaklıkta olan eski bir İnka bölgesidir ve belli nedenlerden dolayı, hotel etrafında bununla ilgili birçok resim bulunmaktaydı. Oraya gitmek istediğimi söyledim ve bir turist minibüsü kiralamak zorunda olduğum söylendi, çünkü ziyaret mevsimi kapalıydı ve hiç bir programlanmış tur yoktu. Minibüste yalnızca ben, rehber ve şöför bulunmaktaydı. Sillustani, küçük bir göl yakınında, üstünde İnka harabelerinin bulunduğu bir tepecikti. İkamet edilmemiş, ıssız bir alan içerisindeydi ve ben vardığımda gayet sakin ve sessizdi. Etrafta yalnızca turistlerin gelmesini bekleyip onlara resim satmaya çalışan bir rahip ile birlikte birkaç çocuk vardı.



Yakıcı Peru güneşi altında, harabelerin etrafında bir saate yakın bir süre boyunca yürüdükten sonra, Puno’ya dönmek için turist minibüsüne döndüm. Gezinin bittiğini sanmıştım, ama aslında daha yeni başlamıştı. Yol boyunca üç dakikalık bir sürüş boyunca, pencereden dışarıya bakmaktaydım ve sağ tarafımda bir tepecik gördüm. Tepeciğe baktığım sırada, kafamda bir ses konuşmaya başladı: “Gel bana, gel bana, gel bana.” Bu anlatılamayacak kadar acayip bir şey, ama şöföre durmasını ve tepeciğe bakmak istediğimi söyledim.



Yoldan görünmemesine rağmen, tepeciğin üstünde ayakta duran taşlardan oluşan bir daire vardı ve uzun bir süredir orada oldukları belliydi. Dairenin merkezinde durdum ve Sillustani’nin arkasında uzanmakta olan dağlara baktım. Gökyüzünde tek bir bulut yoktu ve güneş aşırı bir sıcaklığa neden olup yüzümü yakıyordu. Aniden, tıpkı gazete bâyisinde olduğu gibi, ama bu kez çok daha güçlü bir şekilde, ayaklarımın bir mıknatıscasına toprağa çekildiğini hissettim. Sonra, onları öyle yapmak için hiç bir karar almamıştım ama kollarım kafamın üstünde bir yükseklikte, yukarıya doğru fırladı. Kollarınızı başınızın üst hizasında, dışarıya doğru hemen hemen 45 derece açıkmışcasına tutmaya çalışınız ve bir dakika içerisinde nasıl da ağrımaya başlarlar görünüz. Bir saatten fazla bir süre boyunca kollarım bu şekildeydi ve bu olay bitene dek hiç bir şey hissetmedim, fakat sonrası acıydı.



Güçlü bir enerji akımı kafamın tepesinden bir matkap gibi girmeye başladı ve akımın ayaklarımdan yere doğru gittiğini hissedebiliyordum. Sonrasında, daha önce hiç olmadığı gibi, kafamda üçüncü sesi duydum: “Yağmuru hissettiğinde sona erecek.”



Ne? Ne yağmuru? Hiç bir tarafta herhangi bir bulut görünmüyordu, yalnızca pürüzsüz mavi gökyüzünde parıldayan bir güneş vardı!!



Orada kaldım ve enerji durmadan artıyordu ve gücü, sanki bir güç istasyonu tarafından tepilmişcesine titremeye başladığım noktaya dahi ulaştı. Bir süre sonra, uzaktaki dağlar üzerinde açık gri bir sis belirdi ve git gide koyulaşmakta olduğunu izledim. Hızla, o dağlardan, bir fırtına ortaya çıktı, gökyüzünü bulutlarla doldurdu, ve güneşi kapattı. Yavaşca üzerinde bulundu ve dalga dalga kabaran bulutlar üzerinde yüzler görmekteydim. Fırtına çok hızlı hareket ediyordu. Neredeyse, zaman kayması fotoğrafçılığı gibiydi. Ve yağmur yağmaya başladı ve suyu yüzümde hissettim. Birinin sanki prizi kapatması gibi, enerji akımı durdu. Öne doğru sendeledim, ayaklarım erimiş gibiydi, omuzlarım ve kol kaslarım büyük bir ağrı içerisindeydi.



İnanılmaz bir güçle ellerimden enerji çıkmaktaydı. Minibüse döndüm ve elime bir kristal alıp, bir çaba ile onu bastırarak yayabilmiştim. Ayaklarım yanmaya devam ediyordu ve 24 saat boyunca titrediler. Bunun yüzünden neredeyse o gece boyunca hiç uyuyamadım.



Hayatım, çarpıcı bir şekilde değişmekteydi, aslında ileriki haftalarla beraber hayal edebileceğiniz kadar çarpıcı bir şekilde değişti. İçimde sanki bir barajın yıkıldığını hissetmiştim ve bilincim oraya buraya çarparak, yeni şartlar altında kendini dengelemeye çalışıyordu. Bunun olması yaklaşık iki ay kadar sürdü ve bu büyük karışıklık döneminde, Gerçek Titreşimleri ortaya çıktı, ulusal televizyonda inanılmayacak kadar büyük bir alay konusu oldum. 2 yıldan fazla bir süre boyunca, İngiltere’de herhangi bir sokaktan, birçok insanın kahkahalarına maruz kalmadan, geçemedim. Komedyenler yalnızca benim ismimi söyleyerek, hemen karşı taraftan kahkaha alabiliyordu.



Bu bir kâbus olmasına rağmen, beni birçok insanın içinde yaşamakta olduğu hapishaneden kurtarıp, özgür kıldı. Başka insanların ne düşüneceği korkusu hapishanesinden.. Ancak bundan kurtulup, özgürleşerek, dünyayı dolaşıp, global gücün iktidar koltuklarında oturan şekil-değiştiren sürüngenimsilerden bahsedebilirdim. Eğer insanların sana, güvenlik hissine sahip olmak için, saygı duymalarını istiyorsan, bunu elde edebileceğim hiç bir yol yoktur – neden önceleri bunun nadiren iletildiğini açıklayan esaslı bir sebep. Bu alaylar yolculuğumun büyük bir bölümüydü ve beni çok fazla özgür kıldılar.



O zamandan beri, hayatın akışını takip ettim. 1991’de medyum bayan tarafından aynen iletildiği gibi, bilgiye, her defasında daha fazla ve açık bir şekilde, yönlendirildim ve dünyanın nasıl binlerce yıldır birkaç kişi tarafından yönetildiği resmi ortaya çıktı. Ruhsal bilginin nasıl baskı ile saklanıldığını, bizim gerçekten kim olduğumuz ve hayatın doğasının anlayışını, ve tüm bunların insanlığı nasıl köle etmekte kullanıldığını öğrendim. Ayrıca, gerçekleşmekte olan, Büyük Uyanış, Büyük Değişim hakkında da bilgi sahibi oldum.



Bilgi damlası, bir nehre dönüştü ve şimdi de devasa bir dalga oldu. Yine de, daha başlamadık sayılır ve hikayenin geriye kalan kısmı, son on inanılmaz yılda olanlardan da daha inanılmaz, daha olağanüstü olacağını müjdelemektedir.



Sevgiler,

David Icke

--------------------
Duydum ki, bu sitedeki birçok makalenin çok açık olduğu söyleniliyor ve insanları neler olduğu konusunda daha yavaş, daha “hafif” bir şekilde bilgilendirmemizin daha iyi olacağı belirtiliyor.



Bu da bir görüştür ve insanların bunu ifade etmelerini gayet haklı buluyorum. Fakat, ben, oturduğum yerde, kendi isteklerime karşı nefesleri kesen bir düşkünlük yaşamaktayım.



İnsanların, korkularıyla yüzleşme, güçlerini geri alma, ve bir fark yaratma hakkında konuştuklarını görüyorum, ama tüm bunları yapmak ve gerçekleştirmek için fırsat geldiğinde, zihinsel, duygusal ve hatta fiziksel olarak kaçmak istiyorlar.



Belirtmek istediğim nokta şu ki gerçekte ne olduğunu açığa çıkarmak ve yaymak için sınırsız bir zamanımız yok ve her geçen gün daha fazla çocuk acı çekmekte. İnsanların keyfini bozmamak için daha yavaş hareket etmemiz gerektiğini bu çocuklara söyleyin.



Yalnızca uyanma zamanı değil, ayni zamanda büyüme-olgunlaşma zamanıdır.



Gücümüzü geri alma, nelerin olup bittiği konusunda sorumluluğumuzu geri almak, onu açığa çıkarmak, onunla yüzleşmek ve böylece onu değiştirmek anlamına gelir.



Buna ek olarak, duydum ki, eğer kendi gerçekliğimizi yaratırsak, gerçekten olup bitenler için suçlanacak kimsenin kalmayacağı söyleniliyor. Bu, benim fikrimce, aşırı basitlik ve saflıktır.



Her düşünce, olayları değiştirir ve onları etkiler. Bu yüzden, ne olursa olsun, bundan herkes sorumludur. Bir eylemi fiziksel olarak gerçekleştirmeyi seçen bireyler, bir eylemin gerçekleşmesini sağlamak için onu düzenleyen bireyler ve büyük çoğunluk olan, bir eylemin gerçekleşmesine boş boş oturarak, sorusuz-tepkisiz, seyirci kalan bireyler..



Ne yapmamız lazım?..O acı çeken, tacize uğrayan, büyük korkulardan geçen çocukların kendi gerçekliğini yarattığını söyleyip, onları bir başlarına mı bırakalım? Bu davranışımız kendi gerçekliğimiz hakkında bize ne gösterir peki?



Bu websitesi ve kitaplarım, bu korkuları fiziksel olarak yaşamış olanları ve onların hangi şebekeler aracılığı ile kullanıldığını açığa çıkarmaktadır. Fakat, buna ek olarak, sunmaya çalıştığım bilgiler, tüm bu olanlara karşılık sorumluluğumuzu elimize almamız için de bize meydan okumaktadır, çünkü tüm kötülükler, acılar ve korkular, eğer biz gözlerimizi ve zihinlerimizi kapatarak olmalarına izin verirsek, gerçekleşirler.



Ya da, bir mazaret niyetine, yapabileceğimiz bir şey olmadığı konusunda kendimizi ikna etmemiz, ve böylece bir şey yapmayarak vicdanımızı rahatlatmamız için “Ne yapabilirim ki?” sorusunu sormak...



Ruhsallığı ve sorumluluğu konuşmak vardır..

Ve bir de bunları YAŞAMAK..

İkisi ayni şey değildir ve sürekli olarak karıştırılır.


Sevgilerimle,

-----------------


Okuyacağınız yazılarda, muazzam fazlalıkta meydan okuyan bilgiler bulunmaktadır. Eğer kendi inanç sisteminize bağlıysanız, ve eğer dünyada gerçekten neler olup bittiği gerçeğiyle duygusal olarak başa çıkamayacağınızı hissediyorsanız, lütfen okumaya devam etmeyin.



Eğer devam etmeyi seçiyorsanız, unutmayın, korkacak hiç bir şey yoktur. Hayat sonsuzdur ve herşey aydınlanma yolunda birer deneyimdir. Anlayışın en yüksek seviyelerinden bakıldığında, iyi veya kötü yoktur, yalnızca deneyimlenebilecek herşeyi deneyimlemek için seçimler yapan bilinç vardır. Bu yazıların açığa çıkardığı hayretler içinde bırakan olaylar sone ermek üzereyken, bu gezegenin 26,000 yıl içerisinde göreceği en büyük anlayış değişimi üstüne sonunda özgürlüğün ışığı doğmaktadır. Okuyacağınız bazı bilgilere rağmen, şu an, yaşamak için çok mükemmel bir zaman.



David Icke

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 28/12/2008 :  22:10:40  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Tiversonus, sana teşekkür ederim.Gerçekten, "ohh beeee!" dedim.:)Neden bilmiyorum, ancak bu adamın yazılarını okuyunca içim rahatladı.Teşekkür ederim!:))

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 29/12/2008 :  00:19:57  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
S:(L)Tüm bu şeylerin olmakta olduğunu GÖRMEYE mi uyanmamız gerekiyor?
C: Evet.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 29/12/2008 :  12:20:08  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Bir Cebir Problemi


i.ö. 1700 yılından kalma bir mısır papirüsünün üzerinde, Ahmes adlı bir yazar tarafından yazıldığı anlaşılan şu satırlar vardı:
"bir uzunluk, kendisinin yedide biri kadar bir başka uzunlukla toplandığında ortaya çıkan sonuç 19 olduğuna göre, acaba bu uzunluğunun kendisi ne kadardır?"

Ahmes adlı yazar, aynı pağirüsün üzerinde, sorunun çözümünü rakamlarla değil, belirli birtakım sembollerle yapıyordu. bu örnek, bugün bilinen cebir kavramının ilk örneğidir.

------------------------------------


Bireylerin gelişimi, geleceği için oldukça önemli olan cebir nedir? Cebirle ilgili
olarak aşağıdaki açıklamalar yapılabilir;


• Cebir matematiğin önemli bir konu alanıdır. Cebir yapmak soyutlama
yapabilme gücü gerektirir. Bu bakımdan, matematiğin bir soyutlama yapma bilimi oluşu cebirsel ifadelerde tam anlamını bulur (Altun, 2005).



• Cebir, bugün çok farklı işlevleri üstlenmektedir. Cebirin işlevlerinden bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz: Cebir bir dildir, cebir bir problem çözme aracıdır, cebir bir düşünme aracıdır, cebir bir okul dersidir (Dede ve Argün,2003).




• Kısacası cebir, hayatın her alanında kendisini hissettirmektedir. Bu durum ise, cebirin kişiler (öğrenciler) tarafından öğrenilmesinin bir ihtiyaç olduğunu gündeme getirmektedir (Williams, 1997).


------------------------------------------------------------
(İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt: 9 Sayı:15 Bahar 2008 Küşat YENİLMEZ, Melike TEKE (229–246)

Edited by - Tiversonus on 29/12/2008 13:13:36
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 29/12/2008 :  18:18:37  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
MATEMATİK' İN GÜCÜ: 2 ÇUBUK İLE DÜNYANIN ÇEVRESİNİ HESAPLAYABİLİRSİN!

Bundan yaklaşık 2000 yıl önce dünyanın çapını nasıl ölçtüler? Dünyanın yuvarlak olduğunun Rönesans’tan sonra anlaşıldığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Orta çağ Avrupa’sında dünya düz olarak hayal ediliyordu, farklı bir dünya şekli tasvir edilemiyordu. Dünyanın yuvarlak olması onlara göre saçmaydı; madem dünya yuvarlak o halde nasıl olurda okyanuslar akıp tükenmiyordu, insanlar dünyanın altına geçip düşmeden nasıl durabilirlerdi yada sürekli baş aşağı duran insanların baş ağrılarına dayanamayacağı sanılıyordu.
Orta çağın çok öncesinde Eski Yunan’da hatta bilim adamlarına göre daha öncesinde de dünyanın yuvarlak olduğu biliniyordu. Eski insanlar dünyanın yuvarlaklığına dair deliller bulmuşlardı bunlardan bazıları; Ay tutulması sırasında ayın üzerine düşen dünyanın gölgesinin muntazam bir dairenin parçası biçiminde oluşudur. Bir başka kanıt geceleyin yıldızların dairesel biçimdeki hareketleri. En önemlisi ise dünyanın kuzeyine doğru yol aldığınızda kutup yıldızı ile ufuk çizgisi arasındaki farkın artmasıdır…


İnsanın aklına gelen ilk düşünce şudur, “Madem dünya yuvarlak bunun bir sınırı olmalı.”
Bu düşünce temelde bir matematik problemini de beraberinde getirmektedir. Dünyanın çapının ölçülmesi problemi.
Bu problemin çözümüne ilişkin, Matematik ve Geometri çılgınları dediğim Eski Yunan medeniyetinin ender şahsiyetlerinden Erathostenes, bilinen ilk açıklamayı yapmıştır. Yaklaşık olarak dünyanın çapını ölçmüştür.


Döneminin en ünlü ilim merkezi olan İskenderiye kütüphanesinin başındaki kişi olan Erathostenes’in çözümü için kullandığı şeyler bir gnomon ve bunun dışında Geometri ve Coğrafya bilgisidir. (Gnomon yere dik olarak saplanan düz bir çubuktan ibarettir. Eski zamanlarda sıkça kullanılan bir takvim aynı zamanda gün içindeki zamanı gösteren bir çeşit ilkel saattir. Gnomon u ayrıca güneş ışınlarının dünyaya geliş açısını hesaplamak için kullanabilirsiniz.

Dünyanın merkezine dik olarak yerleştirdiğiniz ve biri diğerine göre güneyde bulunan iki çubuktan, birincisine güneş ışınlarının tam dik geldiği bir anda diğer çubuğa kaç derecelik açıyla geldiğini hesaplarsanız, iki çubuğun çember üzerindeki açısal farklarını da hesaplamış olursunuz. Eğer iki çubuk arasındaki mesafeyi de biliyorsanız çemberin çevresini yani dünyanın çevresini hesaplamış olursunuz. Evet Erathostenes deneyi aynen anlattığımız şekilde gerçekleştirdi. Birinci çubuğu Asusan’a (Bir yerleşim yeri) ikincisini ise kısmen Asusan’ın güneyindeki İskenderiye’ye yerleştirdi.

Asusan’da güneşin tam tepeye geldiği öğle vaktinde İskenderiye deki çubuğa güneş ışınlarının 360 derecelik açının 50 de biri oranıyla geldiğini hesapladı (7,2 Derece). Bu demek oluyor ki Asusan ve İskenderiye arasındaki açısal fark 7,2 derecedir. O dönemdeki uzunluk ölçme birimlerinin şimdiki karşılığına göre İskenderiye ve Asusan arasındaki mesafe yaklaşık olarak 800 km’dir. Bu durumda dünyanın çevresi yaklaşık 40.000 km yapar, bugün ki gerçek uzunluğu ise 39918 km’dir…
Matematik sen ne güzel bir bilim dalısın.



Edited by - on
Go to Top of Page

rinda
Kehribar

Turkey
88 Posts

Posted - 30/12/2008 :  17:19:25  Show Profile  Visit rinda's Homepage  Reply with Quote
matematikle aram hiç iyi değildir.

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/12/2008 :  17:28:06  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
"Evrenin dili" olan matematik hep var, evrenin mimarisinde, estetiğinde v.s. Sanırım "öğrenilmemesi için öğretiliyor gibi yapılıyor" . Şunu düşünüyorum: Örneğin lise mezunu birisi kaç saat ders almıştır? Sistem öğretmemek için güzel taktikler uyguluyor:)))

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/12/2008 :  17:45:55  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Çünkü öğretmekten ziyade, ezberletiliyor.Mantığı yerine, sen ÖSS de geç hele, ondan sonra mühendisliğe girince anlarsın deniliyor.Süper taktik, değil mi?

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/12/2008 :  18:15:51  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Evreni anlamaman için matematiği anlamaman, KH ler için çok önemli bir hedeftir:))
Oysa ben biliyorum, ilkokul 3 e giden kuzene, metod değiştirerek çok güzel anlaması sağlanabiliyor. Öğrenmemesi için çaba göstermesi gerekecek kadar, kolay öğrenebiliyor matematiği:)) Üstelik "dolaba girmeye" de gerek kalmıyor. Dün 2 saate yakın nette "cebir anlatımı" aradım, bulduklarım tatmin etmedi. 1 kadını soyundurup, çıplatıp bir kare fotoğrafını çekmek ve sonra filmi banyo ettirip yayınlamak kaç dolara mal olur? Bu resimlerden (ücretsiz olanları) nette binler ce onbinlerce, si
SİZCE BU İŞE YILDA NE KADAR PARA AYIRILIYORDUR? (Bu tiversonus un cebir sorusu!!!!:))

Planlı Bilgisiz bırakma, enerjiyi manipüle etmekten bahsediyorum. Bu iş bir merkezden yapılıyor!


---------------------

Yalnızca uyanma zamanı değil, ayni zamanda büyüme-olgunlaşma zamanıdır.


Gücümüzü geri alma, nelerin olup bittiği konusunda sorumluluğumuzu geri almak, onu açığa çıkarmak, onunla yüzleşmek ve böylece onu değiştirmek anlamına gelir.


-------------------

Edited by - Tiversonus on 30/12/2008 18:25:16
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/12/2008 :  18:32:11  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote

Merkezin başı!:))))



Edited by - kurby on 30/12/2008 18:49:15
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 30/12/2008 :  18:51:37  Show Profile  Reply with Quote
Pek de şirinmiş canııımmm:))
şşşşttt uzaylı yavru,sana asılabilirmiyim ..... :))

Edited by - zer-zivi on 30/12/2008 18:52:46
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 30/12/2008 :  19:01:20  Show Profile  Reply with Quote
Höştt... çık aradan maymunsu mahluk, hem onun son model ufosu var.Atlayacaz romantik bir gece uçuşundan sonra,romantik bir yemekte insan denen hayvanı yiyeceğiz. :))

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 30/12/2008 :  19:11:31  Show Profile  Reply with Quote
Yahu Tversonus dostum neden klonlanmış kopyanı :) geri sildin şimdi bu espriler zay olecek be dostuummm...

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 30/12/2008 :  19:12:34  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
"Erkeksen" konuşmalara gel!!

Edited by - on
Go to Top of Page

damdam
Elmas

581 Posts

Posted - 30/12/2008 :  19:16:28  Show Profile  Visit damdam's Homepage  Reply with Quote
gözleri kedi gözü gibi, ben beğenmedim bu hatunu sevgili kurby.:))

Edited by - damdam on 30/12/2008 19:17:27
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 30/12/2008 :  19:53:59  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Az önce kardeşimle konuşurken, bilimadamlarının hayvan ve insan genlerini birbiriyle birleştirmek ve deney yapmak için, izin alma eylelerini konuştuk, Vatikandan izin çıkmamıştı.Birşeylr denemişler, olacağına kanaat getirmişler ki, şimdi onay isteyerek, bunu kılıfına uydurmaya çalışıyorlar diyordu.Söylediklerin gerçek olmayacak kadar saçma geliyor ancak sanıyorum ki gerçek dedi.Üzgünüm ki, gerçekler.Bu resmi koymamın sebebi de bu, bir miktar gerçeğe alışma çabası.Kaldı ki, saklananlar ortaya çıkacak bir süre sonra.Gerçeklerin ortaya döküldüğü bir zaman dilimindeyiz çünkü.:(((

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 03/01/2009 :  13:33:56  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Celestine "Anlayışlar"ı


1- Tesadüflerin ve eş zamanlı karşılaşmaların aslında hep bir nedeninin olduğu gizemlerle dolu bir dünyada yaşadığımızı keşfediyoruz.

2- Bu gizemin farkına vardıkça,dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlayacağız enerjiden oluşan, kutsal bir dünya olarak.

3-Etrafımızdaki herşeyin kaynağınınilahi enerji olduğunu görüp anlamaya başlayacağız.

4- Bu perspektifle, insanların aslında kendilerini hep tehlikede ve bu kutsal kaynaktan kopuk hissettiklerini göreceğiz ve birbirlerini kontrol etmeye çalışarak, birbirlerinin enerjilerini almaya çalıştıklarını da. Çatışmanın kaynağı budur.

5- Çözüm, kutsal enerjiyle kişisel bağlantı kurmak, içimizi sınırsız enerji ve sevgi dolduracak gizemli dönüşümü yaşamak ve bu deneyimin farkındalığımızı arttırımıyla da bizleri Yüksekbenliklerimizle buluşturmasından geçmektedir.

6- Bu farkındalıkla, kontrol etme arzularımızı serbest bırakacağız ve misyonumuzu, burda olma nedemizi keşfedeceğiz: Burada insanlığın tekamülü ve yeni bir gerçeklik seviyesine taşınması için bulunmaktayız.

7- Bu görevin gerçekleşmesi esnasında,sezgilerimizin biz yol göstereceğini ve olumlu düşündüğümüz sürece, görevimize destek olacak, kapıları bizlere açacak tesadüfler akışının gerçekleştiğini
göreceğiz.

8- Yeterince kişi bu tekamül sürecine girdiğinde, karşılaşmalarında birbirlerinin yüksekbenliklerine enerji yolladıklarında bedenlerimizin daha yüksek farkındalık ve titreşime doğru tekamül ettiği yepyeni bir kültür yaratmış olacağız.

9- Bu şekilde, Big Bang'den beri yaşamın temel amaç yolculuğunda yer almış oluruz: bedenlerimizi enerjiyle doldurmak taa ki dünyada yaşayacağımız cenneti görene dek.

Edited by - on
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 04/01/2009 :  17:49:30  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Dikkat ettim ki, ben dahil hep KHlerin saldırılarına ve manipülasyonlarına yoğunlaşmış durumdayız.
Aşağıda kasyoplalın uyarı niteliğinde cevapları var. 6. yoğunluk bilgilendiriyor, ama 4. yoğunluk BH varlıkları dünyada ve yardıma hazırlar.

Korunduğunuz yalnış düşüncesinden sıyrılın deniyor.Daha ilk celselerde de, yahudilerin ve amerikan yerlilerin kendilerinden çok yrdım çağrısında bulunduklarını ve yardım edemediklerini, bunun mümkün olmadığını söylemişlerdi.

Belki de, dalgaya karıştığımız şu zamanda 4.yoğunluk BHlerini yaşamımıza çekebilir.Nordikler olarak veriliyor celsede.Onlar dünyadalar.

Bunu yazmamın sebebi ise, bu kadar bilgi bombardımanı altında kendimizi köşeye sıkışmış ve yalnız hissediyoruz, en azından ben, belki bunu aşabilceğimiz bir yol vardır.Bir olmak gereken bir zaman dilimi çünkü.Aşağıdakiler birleşmez isek, geçiş sonrası yukarıdakilerle nasıl birleşebiliriz?


"S:(L) Konu başlığı bu mu?
C: Hep 4'üncü seviye KH'yi düşündünüz.

S:(L) Aaa! SV'nin bahsettiği şey, iyi adamları sormamız gerekiyor.
C: 4'üncü seviye saldırıya karşı kendinizi savunmanızda size yalnızca onlar yardım edebilir!!!! Bize size nitelik olarak çok değerli bilgiler veriyoruz, ama unutmayın biz 6'ncı seviye BH ışık varlıklarıyız ve bu seviyede, sizin için ne kadar yıkıcı olursa olsun, özgür iradeye müdahale yoktur!!!

S:(T) 4'üncü seviye BH varlıkları çok işe yarar yardımlarda bulunabilirler! İki taraf olduğunu biliyorduk ama hiç sormadık. Kertenkeleler üzerinde konsantre olduk. (S) Evet! Her iki tarafta 16 grup var ve kimse... (J) Ve Kertenkeleler üzerinde konsantre olarak onların enerjilerini besliyoruz. ... (T) İletişim kurmamız gereken bu 4'üncü yoğunluk BH varlıkları kim? Herhalde onlarla konuşmamız gerekiyor çünkü onlar bizimle doğrudan konuşabilir. Altıncı yoğunluktaki "Biz" konuşamaz.
C: Oryon Federasyonu.

S:(L) Peki Oryon Federasyonu'nun üyeleri kim?
C: Henüz değil.

S:(L) Bize ne söyleyebilirsiniz? (T) Oryon Federasyonu 4'üncü yoğunluk mu?
C: Bizden sizi korumamızı istediniz. Bunun ötesinde olduğumuzu anlamanız gerek!

S:(L) Anlıyoruz. (J) Anlıyorum. (T) 6'ncı yoğunlukta olduğunuzu, her iki tarafın özgür iradesine de müdahale edemeyeceğinizi anlıyoruz. Ama Oryon Federasyonu...
C: Şimdi, bir sonraki konuya geçmeden önce, yerleşmiş yanlış düşünce kalıplarının atılması gerekiyor.

S:(J) D___'nin bu gruba dönmek için temizlenmesinin gerekmesi gibi. Yanlış düşünce kalıplarından kurtulması gerekiyor. Bizim de kurtulmamız gereken yanlış düşünce kalıplarımız var. (L) Ne olabilir, Frank? (F) Bana sorma. Onlara sor. (J) Söylemezler. (T) Neden olmasın? Soralım. (F) Evet, eğer söylemeyeceklerse, söylemeyeceklerini söylerler. (T) Yanlış düşünce kalıpları nedir?
C: Koruduğumuz.

S:(T) Bilginin koruduğunu söylediniz ve bize bilgi sağlıyorsunuz. (J) Hı hı. (T) Değil mi?
C: Dolaylı olarak.

S:(J) Aslında bilgiyi bize vermiyorlar, almamıza yardımcı oluyorlar.
C: Bilgi haline gelen değerli veriler sunuyoruz, fakat saldırı altındasınız. Dolayısıyla belki saldırıların geldiği yoğunluktan doğrudan güç alabilirsiniz.

S:(F) Ama kesin bilgin olana kadar... (L) Yani ihtiyaç duyduğumuzu hissettiğimiz türde bir gücünüz yok. (F) Evet. O tür bir bilgiye, o seviyeye ulaşmamız için bize 500.000 sayfa transkript gerekirdi. (L) Tamam, Oryon Federasyonu'nun telefonu kaç? (S) Laura! (T) Ben de bunu soracaktım. [Gülüşme] Onlara nasıl ulaşabiliriz?
C: Meşgulde!

S:(T) A o! (L) Meşgüller mi? (T) Çok kişi arıyor olmalı. (L) Pekala, ne yapmamız gerekiyor?
C: Bir "Nordik" bulun. İnsan kılığında Dünya'dalar. [ç.n.: kuzey avrupalılara benzetildikleri için kuzeyli anlamında "nordik" olarak isimlendirilen, hümanoit/insanımsı bir dünyadışı varlık türü.]

S:(T) Ama onlar 4'üncü yoğunluk. Ben...
C: Evet.

S:(T) Ben 4'üncü yoğunluktakilerin burada uzun süre kalamayacaklarını, Kertenkelelerin o yüzden bu kadar sıkıntı yaşadıklarını sanıyordum. (J) Onlar KH.
C: BH değil!"

S:(T) Çok iyi, JR lafı ağzınızdan aldı. KH kalamıyor ama BH kalabiliyor.
C: Evet.


Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/01/2009 :  18:32:06  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby,
Senin "Kasyopya yüksek komiserliğne" atanman için dilekçe vereceğim:))
"Nordik anlaşması" nı vurgulamamaışsın. Bir de neden "anlaşma", acaba 6 ile 4 arasında "hiyerarşi" olayı yok diye mi? Bir de "kafaları yüzde 5" bizden büyük adamlara dikkat mi edelim?

Edited by - Tiversonus on 04/01/2009 18:51:02
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 04/01/2009 :  19:54:27  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Sürekli kertişlere ve bize saldırılarına konsantre olduğumuzu görünce bunu yazma gereği duymuştum.Eski celseleri de fırsat buldukça okuyorum.Ben anlamadım yalnış bir şey mi yaptım gene?

Edited by - on
Go to Top of Page

Tiversonus
Elmas

2018 Posts

Posted - 04/01/2009 :  20:27:46  Show Profile  Visit Tiversonus's Homepage  Reply with Quote
Hayır ne münasebet. Aslında "detay" bilgileri vurgulaman hoşuma gitti:)) Sanırım detaylar daha çok kritik bilgi içeriyorlar. Ayrıca sen bana "kırgın" mısın?

Aslında vurgulamak istediğim de tam buydu: Kişi kendince "ne yapacağını" detaylardaki verilen değil ama etrafı çizilen bilgiler ile bulabilmeli, keşfedebilmelidir. Altıncı yoğunluk varlıklarının "özellikleri" nedeniyle bu sonuca gidiyorum; söylemezler keşfetmemizi engellememek için ve tabi keşif ile gelişmemize engel olmamak için. Detayların bir tanesi şu "imgeleme" olayı idi. Dün de bunu (yani bu sabah) düşünüp tartışmak istiyordum. Aslında sıkıntımın bir yanı da şu tartışmıyoruz. Birileri fikir söylüyor ve diğerleri "tüketiyo" , sinerji çıkmıyor. Sıkılıyorum, zaman hızlanıyor ve şartlar çekilmesi zora doğru gidiyor. Tv dahi izleyemiyorum, şu savaş bayağı canımı sıktı. Hani spiritüel insanlar neredeler. Acaba diyorum dünyada aynı anda bir "igeleme" aynı imgeyi mi organize etsek, bunu denesek, nasıl olur bir baksak, sonuçları ne olabilir diye.

Hayrır kurby, ben tökezliyorum galiba, sıkıntılarımı yakın bulduklarıma gönderiyorum galiba, ama sıkıntım kişisel değil ki, işte hepsi bu, belkide ,tamam şimdilik aklımdan geçenler bunlar.

Selamlar, sevgilerimle...

Edited by - on
Go to Top of Page

gregorsamsa
Kehribar

Turkey
70 Posts

Posted - 04/01/2009 :  20:40:31  Show Profile  Visit gregorsamsa's Homepage  Reply with Quote
Sevgili kurby,

Son derece önemli bir konuya değinmişsin. Kendi düşünceme göre; elbette kavranması gerekli olan, "asıl önemli" olan şey 4KH ve 3. yoğunluk Dünyadaki yandaşlarının yaşadığımız yoğunlukta kurgulamış oldukları yalan gerçeklik değil. Ama, özellikle dalga/hasat/sıfır noktası (her nasıl adlandırırsak adlandıralım) yaklaştıkça, son 30-40 yılda (özellikle zaman yaklaştıkça üssel bir şekilde artan) tüm engellere rağmen insanlığın hatırı sayılır bir kesiminde artan bir farkındalık bilinci var. Şimdi; hayal bile edemeyeceğimiz teknoloji ve bilgiye sahip bu kesimin yapabilceği en akıllıca şey tabii ki tabii ki halihazır da (kısmen de olsa) ortaya çıkmakta olan bilgiyi çarpıtmak. Bunu kâh gündelik esaretlerimizi (alışlkanlıklarımızı) artırarak, kâh da doğruluk içeren ve zihinlerimize sızması engellenemez olan bilgiyi çarpıtarak yapıyorlar (herşeyi tozpembe gören new age anlayışı) . Dolayısıyla; asıl önem arzeden gerçek :
1- parçası olduğumuz yaratıcıyı idrak
2- aynı 1' in parçaları ve tezahürleri olmamız
3- sevgi yoluyla ona (ve kendimize) ulaşacağımız
4- sonsuz bir takamülün yolcuları olmamız
vb. daha unuttuğum ve/veya idrak yeteneğimin ötesinde olan unsurlardan ibaret olsa da;

bu önemli ve tek önemli unsurları gölgelemek (gölgelemek hafif kaçıyor) ve bizlerin yalancı matriksimiz içerisinde (kasyopyalıların yorumuyla onbinlerce yıl önce kendi "özgür" irademizle içerisine hapsolmayı seçtiğimiz ) hapsolmaya devam etmemiz için uğraşan güçler var. Bu yüzden; asıl önemli olan şey mesajımın ilk bölümünde bahsettiğim şeyler olmakla birlikte , bunları tam olarak anlayabilmemiz ve ulaşabilmemiz için önce parmaklıklardan dışarıya başımızı uzatmamız gerekiyor.


Edited by - gregorsamsa on 04/01/2009 20:42:54
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 04/01/2009 :  20:41:14  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
Yok canım, niye kırgın olayım.Sadece beyin ödemi, yarına geçer!:))))

Aynı şeyi bende düşünüyorum, haberleri izlerken içim yandı, ki izlemem normalde, dedim enerji yükseltsek ve çocuklara bariyer olsak, acaba mümkün olabilir mi?Sonra da karma ise, bu önerilir mi diye düşündüm.Ama karma diye de, oradaki çaresiz insanların durumuna kulak tıkayamam.Ve farkında olmadan, enerjinin oraya kanal olduğunu gördüm.(Sonradan farkettim bunu.)Gece imgeleme yapacağım.

Ayrıca, evet, tartışma ortamı istiyorum, fikirlerin havada savrulduğu, cıvma katsayısı düşük, ortaya sonuç çıkmasa dahi, kişilerin kendilerine ait alt ya da üst sonuçlar çıkarabileceği bir ortam istiyorum.Bu nedenle tekrar okumaya başladım, celseleri.Çünkü, artık görülmesi gerekenler var, daha önce anlamadığım şeyler şimdi anlam kazanmaya başladı.Kaç gündür kafamda, Kasyopyalıların ateş 1. boyut varlıktır, ve elektrik 3. boyuta geçmiş halidir, bilgisi dönüp dolaşıyor.Demekki, asıl hali sabit kalmak ile birlikte, fiziksel değişime uğruyor ve hareket hızlanıyor.Şimdi geri beyinde bu çalışıyor.:))

Edited by - kurby on 04/01/2009 20:55:14
Go to Top of Page

kurby
Elmas

Turkey
1049 Posts

Posted - 04/01/2009 :  20:52:03  Show Profile  Visit kurby's Homepage  Reply with Quote
sevgili Gregorsamsa, ben esarette yaşamayı kabul etmiyorum.İster kertiş, ister illitümani(ya da her nasıl yazılıyor ise), her şeyi göze alıp, kellemi o parmaklıklardan uzatıp, dışarıda parlayan ışık kaynağına bakacağım.:)))Ve öyle sanıyorum ki, şu an aydınlıktan önceki en karanlığın içindeyiz, bir de dalganın.Artık, KH dünyasında yaşamak ve tüm bu aldatmacalara boyun eğmek zorunda olmadığımızı hissediyorum.Gelen bilgileri pançapincik edip, yeniden birleştirelim.:))En azından ben bunu yapmaya başladım.Soru sormak, hep bir diğer kapıyı aralıyor, bunu farkettim.

Ayrıca, fikirlerinizi paylaştığınız için de teşekkür ederim.
Sevgiyle...

Edited by - on
Go to Top of Page

zer-zivi
Elmas

Turkey
953 Posts

Posted - 04/01/2009 :  21:40:23  Show Profile  Reply with Quote
Bir şeyler yapmalıyız ve yapabileceğimiz tek şey aklımıza geldikçe dünyaya sevgi enerjileri göndermek.Özellikle ortadoğuda çatışan tüm herkes için,sevgiyle bilinçlenme ve uyanış enerjileri gönderelim.İsrail ve filistini,ırakı,işgalcileri bile ayırmaksızın;bütünün parçaları olarak sevgiyle arınmalarını niyet edelim.Ve arındıklarınıda imgeleyelim.Biz nasıl etkileniyorsak,acı duyumsuyorsak ki varoluşdaki en büyük zerreden en küçük zerreye bu acıyı duyuymsuyordur.Sevgili dostlar,yüreğinizi sevgiyle selamlıyorum................

Edited by - on
Go to Top of Page
Page: of 29 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Budur.com - Spiritüel ve Metafizik Forum © 2004 Budur.com Go To Top Of Page
This page was generated in 0.78 seconds. Powered By: Snitz Forums 2000 Version 3.4.04
Google
 
Web www.budur.com
Detayonline Gizli
Gerçekler
oyun komedi sohbet
Visitor Counter by Digits