| Author |
Topic  |
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/11/2008 : 11:29:31
|
]"İçimden Onaylamalar İle Veriyi Bilgi Kabul Ediyorum" Herzaman Doğru mu?-2
Dualite evreninde yaşıyoruz; karanlık ile ışık mücadele içerisindeler ve ortada giri olanlar bulunmaktada. İnsanın temel olarak üç bölümden, Akıl/Beden/Ruh dan oluştuğunu söyleyebiliriz ki bir çok kanal bilgisi bunu temel alır zaten. İnsan Akıl/Beden/Ruh bileşimi dualite evreninde ve aynı zamanda özgür irade ye sahip olarak yaşamaktadır. Özgür iradeye sahip olması önemlidir. Evrenin karanlık güçleri vardır, gerçi özgür iradelere pek saygı göstermezler ancak bu zamanda da evrenin ışık güçlerine müdahale hakkı doğabilmektedir. Böylece varoluştaki her şey dengeyi aramaktadır. Denge varoluşun çalışması için gerekli olmaz ise olmazlardandır, dengesizlik durumu aralarındaki fark ın giderilmesi için diğer kutbun harekete geçmesinin ana sebebidir. İdeal denge tam oturmasa bile ancek geniş anlamda yine herşey dengeye oturacaktır.
“içimden onaylamalar” alıyorum “herzaman” ancak “herzaman” izlenecek bir yol olmadığını söylerken; bir çelişki ortaya çıkıyor: Paranoyak bir durum daha doğrusu. Bilimadamlarımız sadece fiziksel olana odaklanmışlarken biz spiritüel yola girenler madde nin arkasındaki düşünceyi veya ruhu ve onun söyediklerini kabul etmez isek bu çelişki olmaz mı? Yani ruhu dinlemeyecek miyiz? Sezgilerimiz bize yol göstermeyecekler mi?
Dualite evreninde döngüler vardır. Örneğin gece gündüz döngüsü gibi ve diğerleri. Bir örnek olayla ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım: Gece bir başına evdeyiz diyelim, elektrikler kesik, hava kapalı ve hatta yağmurlu ve boğuk bir hava var. Elektro manyetik olarak bir bombardımana tutuluyoruz ve Akıl/Beden/Ruh bileşimi olan insan pek de huzurlu olmuyor bu durumda. Sabah olunca her tarafa güneş ışınlerı dolunca ve temiz hava ciğerlerimize dolunca Akıl/Beden/Ruh bileşimi farklı titreşiyor akşam ki duruma göre ve aralarındaki frekans farkı gerçekten ilginç değil mi? Kimse de “saldırmadı” aynı zamanda. Kısaca bizler (Akıl/Beden/Ruh) EM dalgalar ile çok çabuk uyuma giriyoruz.
Gecenin bir yerinde evimizin en korktuğumuz bir yerine gitsek ve objektif olarak sadece durumu düşünsek: (BEN şu anda evimin içerisindeyim ve şu anda yalnız başıma çok korkuyorum, ama şimdi şu bulunduğum ortama güneş ışınları girse, etraf aydınlık olsa, veya yanımda birisi olsa o na tutunsam v.s) sadece durumu gözlemlesek. Gözlemlemek ve sonucunda ortaya çıkanlar hakkında düşünsek, acaba yaşanılanın arkasındaki mekanizmayı (korku ve korkmama) anlayabilir miyiz? Aslında bir smilatör olsa, tıpkı pilotların eğitimlerinde kullanılan cinsten ve olayı izlesek daha iyi oludu bence.
Evrenimiz de karanlık enerjiler bulunmaktadır. O da evrenin parçasıdır. Ancak özgür iradelerimiz de vardır. İşte bütün bunları (döngüleri, kimyasal anomalileri, dualiteyi, Em dalgalanmalarını) gözönüne alarak ve ayrıca “bilgi” deki artmayı da gözönüne alarak; geniş perspektifte veya döngülerin farklı bölümlerinde Akıl/Beden/Ruh bileşiminin verileri değerlendirmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Yani bir okuma yapıyoruz ve kimyasal veya diğer döngüler bizi belirli bir istikamette, belirli bir frekansta etkilerken o okumaya verilen” onaylar” ın tekrar tekrar ve bu kez döngülerin diğer farklı anlarında yapılmasının gerçek olumlama olacağını veya daha doğru (diğerine göre) düşünüyorum. Diyelim ki karanlık enrjiler bir “etki” yaptı ve onaylamalar bir yönde gelişti, bunu defalarca döngülerin farklı iniş çıkşlarında yapar isek bunun daha doğru olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca karanlık enerjiler ,dualite evreninde var ise dualitenin ışık tarafının çalışması için bir ortam da hazırlanmış olabilecektir. Geniş resimde herşey dengelidir. Ben en zalim bir insanın bile onaylamaları sırasında “zulm etmenin doğru olmadığını” içsel olarak bildiğini düşünürüm: O sadece bir yola girmiştir diğerine geçmesine yardım edilmesi gerekecektir.
Bilmiyorum biraz dağınık oldu ancak umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. Kısaca “herzaman” değil ancak genel olarak işin özündeki ışık/sevgi ışık/bilgi parlayacaktır, yeterki “gece gerçekliğini tek gerçek” olarak hayatımıza sokmayalım yaksa hayatımız hep “geceleyin” kalabilir.
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 24/11/2008 : 12:52:09
|
Güneşin yarın mutlak doğacağını akla getirmek Geceyle duyulan hüzünü yok eder |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 24/11/2008 : 13:11:21
|
| Sevgili tgur, hatta bu "gece" yaşadığımız şu "kaos dolu günler" dahi olsa "güneşin doğacağını" akıldan uzat tutmamak gerekir, bunu unuttuğumuz anlarda birbirimize hatırlatmalıyız, diye düşünüyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 24/11/2008 : 14:13:40
|
Haklısın sevgili dostum ,hatırlatmalıyız, Bir de şunu anımsamalıyız , dualite boyutunun ,merkezden çevreye açılımında sona vuran dalga olduğunu ,sonuçta mutlak merkeze dönüleceğini ama farkındalığın devreye girip, çevreye çarpıp parçalanacağımıza ,bize merkezin içimizde olduğunu hatırlattığını,bütünlük bakışı ile olan bitene bakmamızı sağladığını, hüzün duymanın ,strese girmenin gereksiz olduğunu, ve bu döngünün insanların bilinç yönünden kritik anlayış kriterine gelmeden olamıyacağını,ve bu durumda bu lineer boyutun konulmuş çoğu yanlış davranışlarına ,kurallarına uyarak yaşamaktan başka çare olmadığını ,ama ileri yaşamlarda ,ışığın galip geldiği zamanlarda mutlu yaşam halinin mutlak hükümranlığını sürdüreceğini sağlıyacağını anlamalıyız.
|
Edited by - on |
 |
|
|
damdam
Elmas
    
581 Posts |
Posted - 24/11/2008 : 14:50:52
|
Sevgili Tiversonus
Evrensel işleyişi çok güzel açıklamışsınız, aslında herbirimiz bilgileri özümsedikçe kasyopyalılar kadar döktürüyoruz yani, kendi benliğimizin kanalından...:)) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 26/11/2008 : 14:14:10
|
"S: (L) Giza bölgesi eskiden Rostau olarak isimlendiriliyormuş. Bir süre sonra bunun Ros-Tau veya Rose-Cross olduğunu fark ettim. C: Bir bağlantı daha... peki neden?
S: (L) Bilmiyorum! Rostau! Giza ismi verilmesinden de önce. ÇOK ESKİ! C: Evet."
Mısır Ölüler Kitabı
İki yolun kitabına göre Ro-setaou'nun Haritası

"Burada öbür dünyanın bölgelerinden birini görüyoruz.Ro-Se-taou'da yılankavi iki yol vardır.Aşağıdaki ateşten, yukarıdaki sudandır ve birbirlerinden Ateş gölü ile ayrılırlar.Kapılar, canavar, kötü ruhlar, ruhun Ro-Setaou'daki ilerleyişi sırasında aşması gereken engellerdir.Ruh aşağı dünyanın bu bölgesine eli bıçaklı bir tanrının bekçilik ettiği Ateş kapısından(sağdaki siyah daire) girer."Gizli şeylerin yolu" olan "yolunu Ro-Setaou'da" açmalarıdır.Ancak, kendini Ro-Setaou'da bekleyen zorlukları aştıktan sonra ruh, sağda, yukarıdan çıkabilir.Pırıl pırıl, saflaşmış, edebiyete doğar."Büyük olacak, Işığını kendi yapacaktır"Gizli şeylerin ne olduğunu bilecek, ancak isimlerini hiç tekrarlamayacaktır.Nihayet, Anru-tef bölgesine, mutlulukların bölgesine girecektir."
Ezotorik-batıni doktrinler tarihi isimli kitapta, Mu'dan başlayarak, ezoterik-batini görüşün dinlerle kaynaşması/kaynaşamaması konusunda bilgiler içeriyor.Tanrı'nın ve yaradılanların Bir olduğunu Mu dininde görüyoruz ilk olarak.Mu büyük bir devlet, din olgusunu dünyaya anlatmak için, Mu'nun bir kolu olan Naga İmparatorluğunda yetişen(inisiye olan) Naacaal Kardeşliğine rastlıyoruz.Bu örgüt, inisiye yolu ile kendisine taraftar toplamak ile yükümlü.Naacaalların, öğretileri sembolizme dayanıyor.Kaldı ki, bu sembolizm tüm güneş kültürlerinde aşağı yukarı aynı şekliyle kullanılıyor.Sadece bazan anlamları değişmiş olarak karşımıza çıkıyor.Naacaal mabetlerinde üç sayısına özel bir anlam yükleniyor, bunun sebebi Mu kıtasının üç parça olmasından kaynaklanıyor.Güneş, tanrının eril enerjisini temsil ederken, ay tanrının dişi enerjisini temsil ediyor.Kaldı ki, üç sayısı ve tanrının eril ve dişi formaları binyıllar sonra mısır dininde osiris- isis- horus şeklinde ortaya çıkıyor.(Bu üçleme hristiyanlıkta da Baba-Oğul- Kutsal ruh olarak belirtilirken, islamiyetin alevilik mezhebinde Allah-Muhammet-Ali olarak karşımıza çıkıyor) Mu dininin dört temel kavramı var ve bunlar: 1. Tanrı tektir.Herşeyde ondan varolmuştur ve ona dönecektir. 2. Ruh ile beden birbirinden ayrıdır.Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez. 3. Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar. 4. Mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
Naacaal öğretisine göre Tanrı, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurmuştur.Tanrının kendi asli niteliklerini dört temel güç ile ilişkilendirirler.Buna "dört büyük inşaatçı","dört büyük mimar" dedikleri, dört element ateş, yel(hava), su ve topraktır.Daha sonraki binyılarda bu dörtleme karşımıza dört büyük melek olarak çıkmaktadır. Osiris, (namı diğer İdris), Nacaal öğretisi ile yetişmiş bir Atlant ve Mısıra Mu'nun tek tanrılı sistemini getirmiş.Ancak zamanla, Osiris tanrılaştırılmış, Nacaal üçlemesinin içine alınmış, böylece Osiris'e bir dişi tanrı eklenerek eşi İsis oluşturulmuş ve oğulları Horus da unutulmamıştır.Mısır ölüler kitabında bahsi geçen Ro-Setaou , aslında inisiyenin yolunu belirtmektedir.
Mu dini, günümüze dek çeşitli değişimlerle gelmiştir.Mevlevilik, Ahilik, Bektaşilikte de aynı inanç yapısı vardır.Kamil insan olabilmek için geçilmesi gereken kapılardan bahsedilir.Bu Mısır dinindeki ölüden sonra olarak bahsedilen aslında hayatın kendisi içinde yaşanan bir yoldur.
Sonuç, Naga rahipleri, binyıllardır bir şekilde varlıklarını sürdürmüşler(Tapınak şövalyeleri de bunlara dahildir), insanların tek tanrılı dine yönelmeleri için ellerinden geleni yapmışlardır.Bunlar zaman zaman peygamber, zaman zaman ermiş olarak karşımıza çıkmaktadır.Ancak, öğretiler her defasında sapmaya uğramış, değiştirilmiştir.
[Sağol Tiversonus!:))]
|
Edited by - kurby on 26/11/2008 15:09:27 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 28/11/2008 : 18:56:01
|
Hayal Ettiğimiz Şeyler Gerçekleşir Mi?
---------------------------------------------------------------------
SORU: Bizim hayal dediğimiz şeyler başka yoğunluk derecelerinde gerçekleşebilirler mi?
RA: Bu hayalin yapısına bağlıdır. Bu çok geniş bir konudur. Söyleyebileceğimiz en basit şey şudur: Eğer sizin deyiminizle hayal, benliğe dönükse, bu o zaman benliğin gerçeği olur. Eğer bu hayal, genel bir düşünceye dayalıysa, olabilirlik/olasılık bileşimlerinin sonsuzluğuna girerek yaratıcısının (hayali görenin) enerji alanlarına bağlı kalmaksızın başka bir yerde meydana gelebilir.
SORU: Bunu biraz daha açıklığa kavuşturmak istiyorum. Örneğin, ben güçlü bir biçimde bir gemi inşa ettiğimi hayal etsem, bu başka yoğunlukların birinde gerçekleşir mi?
RA: Bu olabilir/olmuştur/ya da olacaktır.
SORU: Bir varlık diğer bir varlıkla savaştığını, kavga ettiğini güçlü bir biçimde hayal ederse, bu da gerçekleşebilir mi?
RA: Bu durumda varlığın fantezisi kendi benliği ve başkabenlikle ilgilidir; bu da düşünce-formunu, bu düşünce-formunun yaratıcısı olan varlığa bağlı olabilirlik/olasılık bileşimine bağlar. Bu da, olayın üçüncü titreşim derecesinde meydana gelmesi olabilirlik/olasılığı'nı artırır.
SORU: Orion grubu, amaçlarına uygun koşullar yaratmak için bu prensibi mi kullanıyor?
RA: Biz sorulandan daha ayrıntılı olarak yanıt vereceğiz. Orion grubu, bu düşünce-formlarım beslemek ve güçlendirmek için, düşmanca ya da diğer negatif yapıda hayalleri kullanıyor.
Ra Bilgileri s.219,220
---------------------------------------------------------------------
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 30/11/2008 : 12:36:46
|
DALGA PARÇACIK İKİLİĞİ VE RUH-BEDEN İLİŞKİSİ
Modern akıl yürütme şekli ile en azından son 300 yılın fiziğinden destek alırsak, kıskacından kurtulamadığımız derin kültürel koşullanmalarımızla ilgili olarak zihin/beden ya da ruh/beden ikilemi olabileceğini gösteren açık ve net hiçbir yol olmadığını da görürüz.
Newtoncu fizik maddenin "temel, hareketsiz, şekilsiz ve külçe" halinde bir şey olduğuna inanan eski Aristo mantığı ile bilgisini önemli ölçüde keskinleştirdi ve bu model yıllarca bilim tarafından da kesin gerçek olarak kabul edildi. Madde ağırlığı ve uzantısı olan bir şeydi. Temelde atomdan yapılmıştı ve tıpkı bilardo topları gibi davranan ufak cisimcikler içerirdi. Fakat katıydı, başka bir maddeyi dokunarak etkilerdi ve kadim bilgilerden en önemli kopuş olarak da, tamamıyla şuursuzdu.
Kuantum seviyesindeki dalga/parçacık ikiliği, en birincil seviyede ruh/beden ilişkisi olarak görülür. Karşıtların birliği sisteminin egemen olduğu maddi evreni daha iyi anlamak için dualite prensibini çok iyi incelemek gerekir. Çok temel olduğu ve başka hiçbir şeye ya da işleme indirgenemediği için dalga/parçacık ikiliği ruhsalla fizikselin kökenine inmemizi ve ikilemle bize neyin ifade edilmek istendiğini gayet iyi açıklamaktadır. Ruh ve madde, Dalga ve Parçacık, Siyah ve Beyaz, Gece ve Gündüz hep Yin-Yang adını verdiğimiz dengeyi kurabilmek içindir.
Bu konuda Üstad Ergün Arıkdal (M.T.İ.A derneği ve Bilyay Vakfı eski başkanı) şunları söylüyor:
"Olaylar Bütünselliği anlamamız için var. Atom altı parçacıklar onu görmek isteyen bilim adamının görüşüne göre değişiyor. Öyleyse bizler bütünün içindeki yerimizi tayin edip, bütünün uyumlu çalışmasına hizmet için varız. Eski fizik anlayışı mekanistik bir anlayıştı sadece atomlar vardı. Şimdi bilim adamları atomlar arasında boşluklar buldular. Kuantum teorisi, atomların alt parçacıkları olduğunu söylüyor ve onları tam tanımlayamıyor. Bu parçacıklar soyut, kimi zaman parçacık, kimi zaman dalga olarak ortaya çıkıyor. Parçacık küçük hacme sıkıştırılmış, dalga ise uzaya yayılmış bir şekildedirler. Bu parçacıklar deneysel duruma göre etkileşim alırlar çünkü bizden bağımsız değildirler. Evrende en küçük birimler bile birbiriyle etkileşim halindeler. Soyut ve ikili görünümleri içinde sürekli değişimler yaşıyorlar. Deney gözlemcinin zihninden bağımsız olarak gelişemiyor.
Evren birbirine örülmüş ağ gibi. Madde ikili değişken bir yapıya sahip. Karşıtların Birliğini iyi anlamak gerek. Bohr, Bütünleyicilik düşüncesiyle, parçacık biçiminde beliriş ve dalga halinde ortaya çıkışın birbirini bütünlemesini anlatmak istiyor. Bir gözlemci görene kadar iki karşıt kutup aynı anda varolacaktır. Onlar birbirlerine çakışmış durumdadır. Kuantum fiziğinde atom altı parçacıklar belirli şeyler, birbirinden yalıtılmış yapı taşları değildir. Birleşik bir bütünün birbiriyle dengesi söz konusu. Atomdan atom altına çalışmalarına geçiş önemlidir. Çünkü somuttan soyuta geçilmiştir. Ve atomlar arasında boşluklar vardır.”
Ergün Arıkdal'ın yıllar önce ifade ettiği bu açıklamalarından sonra sözü edilen kuantum fiziğinin bu "boşluk" kavramını biraz incelememiz gerekir. Boşluklar gerçekten boş mudur?
Sözlükte "boş" sözcüğü şöyle tanımlanır: İçinde bir şey veya bir kimse olmayan, dolu karşıtı veya anlamsız, saçma... Bizler de günlük yaşantımız,da sıklıkla kullanırız "boş" sözcüğünü. Bir şeye "boş" dediğimizde, zihnimizde oluşan algı, gerçekten boş olan bir şeydir.
Duyularımızla algıladığımız gerçeklikleri tam da oldukları gibi anladığımıza öylesine bir inançla doluyuzdur ki, "boş" dediğimiz alanların, bizim göremeyeceğimiz, kavrayamayacağımız öğeleri barındırabileceğini çoğu zaman hiç düşünmeyiz. Herhangi bir anlamı olabileceğini de hemen hemen her zaman gözden kaçırırız. İnsanlığın, tarih boyunca gözden kaçırdığı pek çok şeyin gerçekliği ise, bilimsel ve ruhsal araştırmalar sayesinde mümkün olmuştur.
Atomun içinde "boş uzay" var. Çevremizdeki her şey canlı ve cansız dediğimiz tüm oluşumlar atomik organizasyonlar olduğuna göre; toprağın, kum tanesinin, papatyaların ve tabii ki hücrelerimizin de içinde "boş uzay" vardır. Yani madde de, hücrelerden oluşan organizasyonlar da bu boş uzaya sahiptir.
Örneğin, en basit canlı kabul ettiğimiz virüstür; en dışta proteinden oluşmuş bir kılıf ve bu kılıfın içindeki boşluğa yerleşmiş bir nükleik asit (kalıtım birimi) vardır.
Daha gelişmiş canlılar kabul ettiğimiz mantar, bitki ve hayvan hücrelerinde de hücre zarı ile çekirdek arasında bir alan vardır. Bu alanda, aralarında boşluklar bulunan çeşitli unsurlar bulunur. Atomda, hücrede ve gökcisimleri arasında boşluk olması bir tesadüf müdür?
Yine atoma dönecek olursak, daha önce sözünü ettiğimiz elektronların ve alt parçacıkların toplamı kuantum alanını oluşturuyor. Kuantum terimi, hem parçacık hem dalgasal özellik gösteren bir şeyi anlatmak için kullanılır. Elektronlar birisi onu gözlediğinde parçacık olarak tezahür eder, gözlenmediği zaman ise dalga formuna geçer ve tüm uzaya yayılır.
Atomu, yani maddeyi oluşturan unsurlar gerçekte sert, katı, sabit, statik değildir. Hem parçacık hem dalga olabilen, her an farklı iki gerçeklikten biri olarak tezahür eden bir enerjidir. Dalga formunu maddileştiren ise gözlemcinin şuurudur. Madde, gözlenmediği zaman enerji, gözlendiği zaman parçacık olarak tespit edilir. Parçacık formundan enerjetik dalga formuna geçen bir elektron için "mekansızlık" söz konusudur.
(Alıntıdır)
|
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 30/11/2008 : 15:50:00
|
RUH ve BEDEN
Ruhsal yasalara göre kendimizin dışındaki diğer varlıklarla iletişim,ruhun öz bilgisini kullanılır hâle getirir. Ruhun gerçek hazinesi, kendinde saklı bulunan bilgiyi yaşanır ve kullanılır hâle getirince ortaya çıkar. Hepimiz özümüzde var olan bu bilgiyi uygulayabilmek için buradayız ve ruhsal güce aracılık etmek için bedenleniyoruz. Bedenlenmedeki amacımız, ruhun özünde saklı bulunan bilgiyi kullanılır hâle getirmekten ibaret. Hepimizde Bütünsel olana ait kudret saklı olarak vardır. Ve beden aracılığıyla yaptığımız deneylerle evrene katkıda bulunuruz. Her varlık bu kudret hakkında kendi anlayışına göre bilgi sahibi olur.
RUH NEDİR? RUHUN TANIMI YAPILABİLİR Mİ?
Ruhun tam bir tanımını yapmak mümkün değil. Ruh sonsuzdur. Tüm kelimeler sonlu oldukları için en iyi şekilde bir araya getirilseler bile yaradılıştan var olan kudreti tanımlamak için yine de yetersiz kalırlar. Ruh sayısız görünümlerdeki yaşamın, o olmaksızın fonksiyon göremeyeceği sınırsız evrenin sebebi olan kudrettir. Tüm yaşamların özünü oluşturan Tanrı gücüdür.
Ruh, irade ve gücü nedeniyle uyum sağlayabildiği ortamlarda bedenlenen, yaşam adını verdiğimiz olguyla bilgi ve deneyimlerini arttıran bir cevherdir. (Töz) Yeryüzü fiziksel bir ortam olduğu için, ruh adı verilen tanrısal enerjinin milyarlarca varlığa iletilebilmesi ancak beden aracılığıyla gerçekleşir.
BEDENLENMEDEKİ AMAÇ
Ruh ve beden ilişkisinin asıl amacı fizik ötesine taşar ve bireyi ruhun bilgisine uyandırmayı amaçlar. Yani maddî ortamlarda yaşayan varlık, madde dünyası içindeyken de ruhsal dünyayı tanımalı ve onun gereklerini; sevgiyle, isteyerek, sevinçle bir denge içinde yerine getirmeli…
Bedenlenmenin amacı kişinin kendi kendisini şuurlandırmak isteği.Yani neyi,neden, niçin, nasıl, nerede ve ne zaman yapacağını bilebilmenin, uygulayabilmenin yollarını öğrenmektir yaşamak. Her olayıyla da bizi bilgilendirdiği için yaşamı, insanı, varoluşu sevmek öyle önemli ki!...
İLÂHÎ TOHUM
Varlık ruhsal yapısının şuuruna vardıktan sonra doğal mirasının bir parçası olarak içinde saklı olan ilâhî tohum açılmaya başlar. Ve o andan itibaren kişi tüm evreni kaplayan sonsuz yaratıcı gücün ortaya çıkmasındaki rolünü şuurlu olarak yerine getirir. Kendini bizim aracılığımızla ifade eden kudret, tüm evreni meydana getirmiş olan kudretin bir bölümüdür. Bu kudret tüm gezegen ve yıldızları donatan kudrettir. Okyanuslara gelgit enerjisini o verir. Milyonlarca çiçeğe renk ve kokusunu veren, yıldızlara güneşlere enerji sağlayan kudrettir.
Bu kudret doğumsuz ve ölümsüzdür. Daima vardır ve her şey onun bir parçasıdır. Evrensel kudret, var olan ya da var olmayan şeyler kategorisine sokulacak bir kavram değildir. Ölçülemez. Bir isimle, şekille veya entelektüel varsayımla sınırlı hâle getirilemez. Evrensel kudreti şeklî hâle getirmeye çabalamak boşunadır.
Bizler ruhu tam olarak bilemeyiz ve tanımlayamayız. Çünkü insan aklı sonsuzluk ifade eden ruhun niteliklerini kavrayamaz.Bu yüzden de kutsal kitaplar siz ruhu tanımlayamaz ve onun hakkında çok fazla bilgi edinemezsiniz demişlerdir. Biz onu ancak bazı modellerle anlamaya çalışabilir, görünümlerini algılayabiliriz. Aynen elektrik örneğinde olduğu gibi.
Elektriğin aslını tam olarak bildiğimizi kim söyleyebilir ki? Ama ısı, ışık şeklindeki görünümlerini biliyoruz.Ruhun da ne olduğunu tam olarak bilmemiz mümkün değil, ama görünüleni gözlem ve deney yoluyla saptanabiliyor. Deneysel ruh bilimindeki gözlemlerin artmasıyla birlikte 20. yy.ın başından beri ruh bilimi felsefe ve dinlerin zorunlu konusu olmaktan çıkmıştır.Metapsişik deney ve araştırmalar, spiritüel çalışmalar, özellikle yurtdışı üniversite ve laboratuarlarda, enstitülerde bilimsel metotlarla da araştırılarak bu konudaki bilgi ve tanımları sağlayan bilim dalları olarak, ruhun bilimine ilişkin anlayış ve kavramları geliştirmektedirler.
(Alıntıdır)
|
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 13/12/2008 : 12:48:23
|
Selamlar,
: (L) Bu buzulların oluşmasına neden olan şey neydi? C: Küresel ısınma.
S: (L) Küresel ısınma nasıl olur da buzullanmaya neden olur? C: Presipitasyonu çok büyük ölçüde arttırıyor. Ve büyük presipitasyon kemerini çok daha kuzeye taşıyor. Bu da çok hızlı bir şekilde buzul tabakalarının oluşmasına ve sonra da giderek daha hızlı ve yoğun bir şekilde buzullaşmaya neden oluyor.
-------------------------------------------------------------------- Bilgi kesişmesi, birbirini onaylaması,
Kryon un da bu manada bir açıklaması var, ancak hatırladığım kadarı ile, bu küresel ısınmanın dünyanın buzul çağına işaret ettiğini ,bir zaman sonra buzul çağının geleceğini ,ancak bizlere şimdilik detaylarını anlatmanın güç olduğunu ,ileride anlayacağımızı söylemişti.
Kasyopyalılar küresel ısınmanın, buzullaşmaya dönüşüm sebebini “presipitasyona” (=çözelti içinde katı partiküllerin çökmesi) olayına bağlıyorlar ,yani küresel ısınma sonucunda deniz içindeki katı yoğunluk miktarının çoğalacağı ve kuzey kutubuna taşınacağını ,buzul çağının başlayacağını ,kesin ve pratik bir izah ile aktarıyorlar.
Ancak bu kemerin kuzeye yığılması ile buzul çağı nasıl oluşacak ,bunun izahı için varsa aramızdaki jeolog veya coğrafyacı dostların açıklayıcı katılımları gerekiyor. Olursa ,faydalı olur .
Sevgiler.. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 13/12/2008 : 13:23:00
|
Bilginin Görsel Kullanımı
Bizim profesör R.Winston yine olaya görsel yaklaşıyor: Afrika'da iki ağaç seçiyor, ağaçlar arasında 50-60 metre var sanırım ve ağaçlara arasına kurdale (polislerin kullandığı bandaj gibi) bağlıyor. Sonra eline kurşun kalem alıyor ve bu kurdalenin zaman ekseni olduğunu ve kalemin kalınlığı kadar ki sürenin ise dünyanın "ılıman iklimde bulunma süresi" ni ifade ettiğini anlatıyor. Yani dünyanın genel durumu ve doğal durumu "küresel soğuma" olmuştur. Bu doğal bir süreç :)))
Sonra "Londra Metrosu" kazılırken bulunan bulgular, da buranın "buzul çağı" yaşadığını gösteriyor. Sanırım Anadolu bu yönden şanslı, dinazor kalıntıları bulunan yerleri(ülkemizde) düşündüğümde bir çıkarsama yapıyorum:)) |
Edited by - on |
 |
|
|
4BH
Zümrüt
   
155 Posts |
Posted - 13/12/2008 : 20:46:48
|
quote: küresel ısınmanın, buzullaşmaya dönüşüm sebebini “presipitasyona” (=çözelti içinde katı partiküllerin çökmesi) olayına bağlıyorlar ,yani küresel ısınma sonucunda deniz içindeki katı yoğunluk miktarının çoğalacağı ve kuzey kutubuna taşınacağını ,buzul çağının başlayacağını ,kesin ve pratik bir izah ile aktarıyorlar.
Söyle olur: Diyelim ki buzullarin sicakligi -40 derece. Küresel isinma yasandi, buzullar eridi ama su halinde degiller. Birbirinden ayrilan kai parçaciklar halinde parça parça suya düstüler. Sudaki kati buz miktari normalden çok daha yogun artik. Suyun 10 derece olan sicakligini, suyla aralarindaki isi alisverisi yüzünden 0 dereceye kadar düsürdüler.
Celsede bunlar kuzey kutbuna tasinacak denmiyor, kuzeye tasinacak deniyor. Bu tasinma da maddesel degil, isi enerjisi seklinde. Mantiken bir seyin kuzeye tasinmasi için güneyden baslamasi gerekir. Ama kuzey kutbu da eriyor, belki de o sirada kuzey kutbu erimeye baslamamisti, o yüzden böyle bir cevap vermis olabilirler.
Neticede kuzeyden veya güneyden denize karisan buzlar deniz sicakligini düsürürler, deniz suyunu donma noktasina getirecek sekilde dünyanin denizleri arasinda bir isi alisverisi yasanir ve sonuçta tüm denizlerin sulari donar. Bu da genel olarak dünyadaki havanin sogumasina, buzul çaginin baslamasina sebep olur. |
Edited by - 4BH on 13/12/2008 20:53:04 |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 13/12/2008 : 22:59:07
|
Teşekkürler BH, bu bir olasılık tabiiki,
Ancak benim başka faraziyelerim oluştu;
Dünya neden ısınıyor, Dünya insanı başka enerji aramadan kolaya kaçtığından dünyanın madde özelliğinde bulunan karbonu kullanıyor , yani bol bol odun ,kömür,petrol yakıyor ,bu da atmosferdeki karbon dioksit yoğunluğunu arttırıyor ,bu karbon dioksit normal ölçüler dışına çıktığından bir sera örtüsünü atmosfere yayıyor ve gelen güneş ışınları yer yüzüne çarpıp atmosferde dağılma yerine bu kalın örtüye çarpıp kısa devre yapıp tekrar tekrar yeryüzüne çarptığından dünyanın ısınma hadisesi süratleniyor, şu anda bilim adamlarının da ortak olduğu sebep bu,
Gittikçe ısınan dünya özelliği kutuplardaki buzulları kısa zamanda erittiği de şu anda tesbit edilmiş bir gerçek,
Diğer yandan dünya ikliminin normal olduğu dönemlerde denizlerde dolaşan üstte sıcak altta tersine soğuk olan su akıntıları mevcut ,bunlarda biliniyor,
Bu su akıntıları bir döngü yapıyor ve bu döngüler kutuplardaki buzul soğuğu ile kırılma yaşıyor ,yani bu su döngüsünde üstte sıcak olan su,kutup buzul soğuğu ile dönüp alta gidip soğuk su akıntısı haline dönüşüyor (bu bilgiyi de çok yakın zamanda su döngüleri hakkında bilgi veren bir tv programından edindim)
Su akıntıları gerek su altındaki ve gerekse su üstündeki doğal hayatın yürümesi için iklim ve oksijenle beslenme üzerine müthiş etkisi olan çok önemli bir özellik.
İşte dünya ısısının artması ile ,buzulların süratle erimesi ile su döngüsünün kırılma hadisesi aksadığından bu can damarı su akıntıları gittikçe kayboluyor ,deniz ve büyük sular durgun hale geliyor.
Durgun su içinde yaşayan canlıların süratle yok olmasını ve dibe çökmesini bir presibitasyon halinde düşünürsek ve canlıların ölümü ile bir kokuşma yani kükürt dioksit yoğunluğunun ve buna bağlı olarak hidrojen sülfit zehiri konsantrasyonunun artması ,daha sonra su yüzüne çıkan ve atmosfere dağılan bu zehirin yüzeydeki canlıların da ölümünü kolaylaştırdığından (bütün bunları da bir başka tv programından araştırmalar neticesi olarak öğrendim) dünyada bitki örtüsü diye bir şey kalmadığından atmosfere bu sefer karbon dioksit salınımı duruyor.
Küresel ısınmaya sebep gösterdiğimiz karbon dioksit örtüsü artık kalmadığından sera etkisini bir kenara bırakın gelen güneş ışınları yeryüzüne çarpıp kolayca atmosfere dağılıyor ,ısı kısa ve etkili bir şekilde bu durumda yeryüzünden artık kaçmış oluyor ,
Netice , Sevgili Tiversonusun bir alıntısında da bahsedildiği gibi buzul çağ dünyanın tarihsel dönemlerinde uzun yılları alan bir olgu..
Yalnız cevap bulamadığım konu, buzul çağından normal iklimli bir döneme hangi sebepten nasıl bir geçiş oluyor. e=3] |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 13/12/2008 : 23:51:31
|
| Bir olasılık da şu; dünya kendi çevresindeki turunu yavaşlatıyor(insanoğlu süreci hızlandırmmış olabilir ancak doğaya sadece karbonmonooksit salmıyoruz.Kükürt salıyoruz, oksijen salıyoruz, kurşun salıyoruz.v.s.)Kaldı ki, bu yıl içinde iki kez saat ayarlanması yapılmış.Bu nedenle güneşe maruz kalma olasılığımız da artıyor.Kömürde pişirdiğimidiğimiz mısır gibi, zamanında çevrilmeyen taraf yanıyor.:))Dünya da bu şekilde, kendi etrafındaki turunu yavaşlatıyor ve daha fazla güneş ışınına maruz kalıyor.Buzulların erimesi, denizlerdeki tuz oranını azaltıyor, tuzlu suyun donma noktası ile saf suyun donma noktası farklı.Tuz yoğunluğu azalan denizler, eskisine oranla daha yüksek sıcaklıkta donuyor.Bu da küresel ısınma sonunda yeryüzündeki sular neden hızla buz olduğunu açıklıyor.:)) |
Edited by - on |
 |
|
|
damdam
Elmas
    
581 Posts |
Posted - 17/12/2008 : 17:03:14
|
Arkadaşlar,
Üstat kutmi, kasyopyalıların ikinci dalgayla birlikte dünyamıza geldiğini bildirmektedir... Kanal bilgisi oldukça uzun olduğu için bu bilgiyi ayrıca burda alıntılamak istedim, ve balık burcu olduğumdanmıdır nedir kanal bilgisinde balıklarla, denizlerin derinliğine doğru inen bir meditasyon önermektedir, uygulamanızı tavsiye ederim:))))
*************************
'''Şimdi, Bootes ve *Cassiopeia* takımyıldızlarındaki ve Andromeda Galaksisi’ndeki enerji Dünya Ana’nın bedenini sarmalamak için ilerliyor. Dünya Ana’nın bedenine nüfuz eden bu titreşimler, kendisiyle bizim her zaman Kutsal İmzalar dediğimiz şeyi getiriyor. İmzalar bir vorteksin içinde tutulan bir kristal mühür içine yerleştirilen enerjinin eşsiz titreşimleridir. Bu vorteklerin içinde ışığın atomları vardır. Bu enerjiler enerji alanınıza girerken, karanlıkta tutulan şeyleri aktive etmeye başlıyor, böylece her şeyi tekrar hareket ettiriyor; ışık ne kadar parlak olursa kendi amacınızı ve amacınızı motive eden şeyleri anlama şansınız o kadar büyük olur. Sizi motive eden şeyleri bildiğiniz zaman, eylemleriniz, kararlarınız, düşünceleriniz ve sözcükleriniz sizi güçlendirir, başkalarının motivasyonlarını anlayabilme pozisyonunda olmaya başlarsınız ve başkalarının motivasyonlarını görebildiğinizde, bütünün daha büyük hayrını destekleyen seçimler yapma durumuna güçlendirilirsiniz.'''
|
Edited by - on |
 |
|
|
rinda
Kehribar
  
Turkey
88 Posts |
Posted - 17/12/2008 : 17:58:52
|
Benim bir sorum olacak. belki soruldu ya da sorulmadı bilmiyorum. ama cevaplarsanız çok memnun olurum. Sorum şu: Ben koyu bir Casseopea okuyucusuyum. ancak bana bu topluluğun (-) negatif tarafın hizmetkarları, hatta nötür taraf olduklarından hem negatif hizmet ettiğini hem de pozitif tarafa hizmet ettiğinden onlara güvenilmediğini söylediler. kanıt olarak da RA bilgilerinden şu satırları kanıt gösterdiler:
"Bir yerde aynen şöyle bir ifade var.
"Soru: Dünyadan hiç negatif 4.boyuta hasat olan oldumu?. Oldu ise nereye gitti?" "Cevap: geçmişte 3 ünlü kişi negatif hasata uğramıştır. Bunlardan birisi Cengiz Han,...... diğeri şunlar diyor.... Sonrada bunlardan 1- Orion a, diğeri Cosseapeia-ya bir diğeri de galiba Zeta reticuliye hasat edildiler. Bunlardan Cengiz Han hafif bir bedende Orion da negatif ittifak içinde düşünce yönlendirmesi bilgileri veriyor diyor...
bu yazı hakkında bir açıklama yapar mısınz?
teşekkür ederim saygılarımla |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 17/12/2008 : 22:53:23
|
Sevgili rinda,
Bu Bir İspat Değil "Katalizör" Sayılabilecek Bildiklerimdir.
Size yapacağım açıklamalar kendi kişisel görüşümdür. Bir sohbet havasında ve hatta kendi kendime yaptığım içsel bir sohbet havasında aktarmaya çalışacağım.
Kendilerinin altıncı yoğunluktan olduklarını söyleyen “Kasyopyalılar” , varoluşta her şeyin/tek şey olduğunu ve bununda “dersler” den ibaret olduğunu söylerler. Bu “ruhun yolculuğu” dur, yani öğrenme yolculuğudur. Felsefelerinin “Bir” olduğunu söylerler. İşte herşeyin/tek şey olan derslerden ibaret olduğundan hareketle “bilgi” paylaşımı yaparlarken bile , Laura ve ekibinin kendi çabaları ile, araştırmaları ile ulaşabilecekleri bir bilgi olduğunda, bilgiyi verebileceklerini ancak bunun “öğrenme” sürecini aksatacağı için vermediklerini söylerler. Bunun özgür iradelere ihlal olacağından bahsederler.
Kasyopya celselerini okuyan bir insan, bu celselerde bazı katalizör olaylar bulabilirler, katalizör bilgiler bulabilirler, ancak hiçbir zaman “kesin kanıt” niteliği taşıyan bir açılım bulamaz. Kişi celselerde verilen bilgiye inanıp-inanmamakla serbest bırakılmıştır. Bu özgür iradeye müdahaele değil bilakis “saygı” gereği yapılmıştır. Dolayısı ile bazen bende “gerçekten kasyopyalılar var mı?” diye sorarım ve sonra kendi kendime “varlığı ve yokluğu o kadar dengede veril miş ki” işte bu tam bir özgür iradelere saygı içeriyor diyerek ilgim daha da katlanmıştır. Bunu zaten açıkça ifade etmişlerdir:
“SİZİNLE İLETİŞİM KURMAMIZIN AMACI VARLIĞIMIZI "KANITLAMAK" DEĞİL: EĞER KİŞİNİN YENİ ALEMLERİ ÖĞRENMEYE VE BİR "GÜN" GENEL FARKINDALIK PROFİLİ HALİNE GELECEK ŞEYLERİ KEŞFETMEYE İNANCI VE İSTEĞİ VARSA, O ZAMAN "KANIT" GEREKLİ DEĞİLDİR. DİĞER TARAFTAN EĞER KİŞİ BUNUN ZIDDI BİR PSİŞİK YÖNELİMDEYSE, O ZAMAN HİÇBİR MİKTARDA KANIT YETERLİ DEĞİLDİR.”
Bugün babımın yanına gelen bir adamdan örnek vereyim. Kendisinin “terzi olmadığını ancak tasarımcı” olduğunu söyleyen 80 yaşlarında bir insan. Babası da terzi iken hacca gittiğinde orada vefat eder. Adam çokça defa hacca gittiğini ve artık birkaç senede bir gitme alışkanlığı yaptıklarını (eşi ile birlikte) anlatıyordu. Bir defasında Cidde belediye başkanının yanına çıktığını ve babasının mezarını bulup onarmayı istediğini söyler. Belediye başkanı kendilerinin Vahabi olduklarını söyler ve bir şiir ile orada mezarların üzerlerinde belili bir yazıt olmadığını anlatır ve makam arabasını bizim “tasarımcıya” sunarak mekkeye gitmesine yardımcı olur. Bu misafir gittikten sonra düşünmeye başladım, adam neden “çok önemli bir iş yapmış gibi hac sayısından bahsediyordu”.
Gerçek din, insanın Tanrı ile etkileşimidir. Yaratıcı öz, zerreden zürreye tüm parçalarda var ise, yani sende, bende, ağaçta, bir hayvanda, bir bitkide veya bir dağda, demek ki geröek din bunlar ile etkileşimdir. Yani gerçek din hayatın kendisidir. Gerçek din, “bütünün hayrına” yaptığın işlerdir. Hareket çeşitleri bakımından bir ruh parçası “ya kendine” hizmet eder ya da başkalarına hizmet eder. Gerçek durum ise bunun bir karmasıdır. Bu adam deseki, işte babası ölmüş veye okul parasını karşılamayan çocuklardan 5 tanesini ilkokuldan itibaren ellerinden tuttum ve topluma ve insanlara hizmet edecek meslek sahibi olmalarına yardım ettim, işte o zaman diğerlerine (özü taşıyan) hizmet ile ve onlarında diğerlerine hizmetine yolaçacak şekilde bir “iş” yapmış olurdu. Şimdi bu adam yaşamda büyük oranda kendine hizmet etmiş ve karşılığında maddi bir birikim yapmış ve fiziksel ömrünün son zamanları gelince de sözde “hayırlı işler” yapyor ve buna kendisi çok inanıyor. Aslında yaptığı hizmet yine kendine, yani “kendine cennet” arayışında. Her zaman söylüyorum; İsa kalksa şu papayı sopayla kovalardı veya Muhammet kalksa sudi karalını sopayla kovalardı. Gelelim bizim Kasyopyalılara. Kendilerinin 6.(altıncı) yoğunluk olduklarını söylüyorlar. Altıncı yoğunluğun özelliğini “saf bilinç alemi” olarak aktarıyorlar ve kendilerinin “tamamen fiziksel olmayan” varlıklar olduklarını söylüyorlar. Fiziksel olmayan ın anlamını kavramaya çalışalım. Fiziksel olmayan nedir acaba? Aklıma bir “düşünce “ ve bir de “ruh” geliyor. Bunlar birer “düşünce formu” olsa gerek. Yani bizim üçüncü yoğunluk bakışımız ile bir gezegende(maddi bir yapı olarak) yaşamıyorlar. Madde-Ruh ikileminde olduğu gibi kuvantum fiziğindede (madde-dalga) ikileminde olduğu gibi, bu düşünce formları daha çok” dalgasal” yani mekansız varlıklar. Ancak üst yoğunluktan aşağıdaki yoğunluğa bir kavram anlatırken aşağıdaki varlıkların “kavramasını kolaylaştıracak” şekilde indirgemeler yapmak zorundalar gibi geliyor bana. Dalga formundan maddesel forma yani bizim üçüncü yoğunluğa bir mesaj için bir “kapı” ki bu kapı da bizim yoğunluktan görülebilen kavramı ile Kasyopya oluyor. Yani üçüncü yoğunluk bakışı ile gördüğümüz Kasyopya yı sadce mesajın bir giriş kapısı olarak kullanıyorlar. Benim algılamam böyle. Bir dalga ya “kardeşim kaç gramsın?” diye sorulabilir mi, sonuç ta bir dalga formu bu. Zaten “Kasyopya yı aktarım noktası olarak kullanan saf bilinç alemi toplumsal bellek bileşimleri” off ne kadar uzun oldu gel buna Kasyopyalılar diyelim, daha kolay değil mi?
Sonuçta Ra bilgilerinde bahsedilen negatif hasat yapılan yer kasyopya olsa bile hangi boyutunda? Bir de bu var, yani gezegenler birer “kapı” görevi yapabiliyorlar. Birde şunu düşün bu Kasyopyallar Ra bilgilerinden haberleri yokta “faka mı basıyorlar?” yani orada negatif anlamda bir yer olarak algılanan Kasyopya kelimesini kullanıyorlar? Çok mu hat yapıyorlar. Kaldı ki, kasyopyalılar, zamanla pleyadesliler, arkturuslar v.s oluyorlar, yani dalga ile hareket ettiklerini ve bunun yansıması olan (üçüncü yoğunluk bölgesinde) bir yerin adını kullanıyorlar, bizlerin anlayabilmesi için. Bir de “havaya bakmayın” diyorlar (!) “Biz havada değiliz” diyorlar celsenin birinde. Ama kardeşim biz illaki bir yere bakmaya alışığız, o zaman Kasyopya ya bakın diyorlar, ah her tarafa aynı anda bakabilsek(!)#61514;))
Hem negatife hemde pozitife hizmet ediyormular. Şimdi güneşi ele alalım: Hep verir, verir, verir. Bazende KH ler bu güneşten yararlanarak kendilerine fayda sağlarlar değil mi? Ama güneşin BH-pozitif olmasını değiştirmez bu durum değil mi? Hem şimdi biz acaba KH dünyasında yaşayanlar olarak KH değil miyiz? Şimdi bizden kutuplaşarak bir bölümümüzün BH olacağı zamana kadar bizlere “bilgi” aktaran kanallar “kh olan bizlere” hizmet etmiş olmuyorlar mı?... Ben bunu kontrollü yaptıklarına inanıyorum. Şöyle ki; Laura ve ekibine diyorlar ki “size verdiğimiz bilgileri başkaları ile paylaşana kadar sizde kh siniz” yani kh iken bilgileri veriyorlar ve belkide paylaşılma işlemi olmadığında bu kesilecekti. Dolayısı ile kontollü olarak bir bh ye ilerleme olana kadar kh lere de yardım ediyorlar. Sonuçta negatifliği barındıran ve hatta yüzde 51 negatif olan a yardım ederek onun yava yavaş yüzde 51 pozitif ve gidrerek artan oranlarda pozitif yapmak gerekecektir. Yani bu açıdan bakınca KH lre yani negatifin “koyusuna” değil de kazanılabilinecek negatifler le çalışmak belki gereklidir, belkide başka türlü pozitiflik artmayacaktır. Sonuçta yapılan iş, Pozitif yapmak üzere negatifliğe hizmettir.
Sonuç olarak, şunlar benim için ama sadece benim için katalizör olaylar -çünkü ben sadece içeriden ve sadece kendime olmak üzere “inanç/iman” geliştirebilirim-:
1. Özgür iradelere saygılılar mı? 2. Kendi varlıklarını “mucizeler” ile kanıtlamak doğrumu? Bu benim gelişimime ne etki yapar? 3. Varlıklarının bende bıraktığı yönelimler nedir? Yani ben daha fazla mı “bütünün hayrına döndüm?” veya tersi? 4. Yukarıda anlattığım modacıda olduğu gibi ” uyuyor muyum? Yoksa “tetiktemiyim?” 5. Hiyerarşik kademe var mı?
İyiki “kesin kanıtlar ile” mucuzler ile kendilerini kanıtlamamışlar da sadece “içsel olarak bana bırakmışlar” diyorum, çünkü mucizeler ile gelenlerin dünyayı ne duruma soktukları beni hiç te mutlu etmiyor. Ben size ispat yapıyor isem “beni kesin dinlemeyin” derim, sadece bir katalizör olacak şekilde bildiğimi sandığım şeyleri paylaşmak istedim.
Selamlar, Sevgiler…
|
Edited by - on |
 |
|
|
rinda
Kehribar
  
Turkey
88 Posts |
Posted - 18/12/2008 : 10:44:04
|
Sayın Tiversonus,
Aslında ben de tam sizin düşündüğünüz gibi düşünüyorum. Kaldı ki ben kanıt istemedim (sonuçta ruh herşeyi biliyor ve tanıyor). Ben kaynak istedim o bana kanıt gösterdi (konuyu tartıştığım kişi).
Soruma cevap vermeye değer bulduğunuz için teşekkür ederim.
Saygılarımla |
Edited by - rinda on 18/12/2008 13:21:02 |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 18/12/2008 : 14:30:51
|
merhaba rinda. 4BH'nin bir parçası olduğunu bildirmekten sevinç duyduğum Tiversonus'un açıklamalarına ek olarak bazı fikirlerimi söylemek ve ilgili materyallerden birkaç veri sunmak istiyorum.
kasyopya celselerinde kendilerine "kasyopyalılar" adını veren bu varlıkların kasyopya takımyıldızı civarında yerleşik veya o bölgede yaşayan varlıklar olmadıklarına dair aşağıda çeşitli celselerde verilen bilgiler sıralanıyor:
1- C: Sizin bulunduğunuz yerden görüldüğü şekliyle Kasyopya takımyıldızının 300 ışık yılı arkasındaki pulsardan dolayı Kasyopya'dan dünyaya olan güçlü sinyal yayını açıklığını kullanıyoruz. Bu, 6'ncı yoğunluktan 3'üncü yoğunluğa bir temiz kanal aktarımı olanağı sağlıyor.
2- S: (T) Yani aslında Kasyopya Takımyıldızı'nda yaşayan Kasyopyalılar değilsiniz? C: Biz Gezici Yolcularız.
3- S:(S) Pleyadeslilerle aynı gruptan mısınız? C: Aynı. Pleyades'teyken Pleyadesliler, Kasyopya'dayken Kasyopyalılar. Işık varlıkları.
4- S: (L) Neredensin? C: Oradan değiliz ama siz Kasyopya olarak biliyorsunuz.
5- S: (L) Neredensiniz? C: Kasyopya'daki yayın kaynağı yoluyla bağlantı kuruyoruz.
6- C: Antareanlar, Arkturuslular ve Kasyopyalılar gibi ifadeler, kalınan bir yerden ziyade kanal oluşumuna yönelik bir transfer noktasına referansta bulunuyor.
7- C: ...Kasyopya olarak bildiğiniz yer aracılığıyla yoğunluk bağlantı çevrimi yapıyoruz!!
8- S: (L) Nereden aktarım yapıyorsunuz? C: Kasyopya üzerinden aktarım yapıyoruz.
ra bilgileri'nde, dünyadaki falanca bir negatif şahsın 4. yoğunluğa mezun olduktan sonra Kasyopya takımyıldızı bölgesindeki bir yere gitmeye karar verdiği söylendi diye, "kasyopya takımyıldızının" adının geçtiği bir kaynağı okuma zahmeti göstermeden "negatif" olarak damgalama tutumunda problemli bir yaklaşım gözlemliyorum şahsen. kendini kasyopyalılar olarak tanımlayan bu varlıklar ra'dan haberdar, ra'yı onaylayan, doğrulayan, hatta ra'nın "yoğunluk" ve "kh-bh" terimlerini aynen kullanan varlıklar, eğer negatif varlıklar olsalardı ve insanları saptırma, iyice negatife sürükleme amacı taşıyor olsalardı, kendilerine verecek isim olarak ra bilgileri'nde negatif bir varlığın gitmeyi seçtiği bir takımyıldız bölgesinin adını kullanmak gibi bir hata yaparlar mıydı?
celselerde bununla ilgili verilen vurucu yanıtlardan biri şuydu:
S: (L) Eğer siz Oryon KH olsaydınız ve size kim olduğunuzu sorsaydık Kasyopyalılar olduğunuzu söylemez miydiniz? C: Hayır. Pleyadesliler olduğumuzu söylerdik. Popüler olduğu için aldatıcı.
kasyopya celselerinde bilgi veren varlıkların kendilerini geçici olarak ve belirli bir nedenle "kasyopyalılar" olarak tanıtmakta olduklarını defalarca belirtmiş olmaları bir yana, yer adına göre pozitiflik-negatiflik atfetmekte ayrı bir sakat anlayış vardır. falanca takımyıldız bölgesinde negatif varlıkların mevcudiyetine dair genel kabul gören bir bilgi varsa, orada pozitif varlıkların olamayacağını düşünmek, "tek boyutlu" (at gözlüklü) düşünmeye örnek olarak gösterilebilecek bir düşünce şeklidir.
örneğin adı neredeyse negatiflikle eşdeğer görülen "orion takımyıldızı" bölgesinde pozitif ve negatif varlıkların mevcudiyet oranı yarı-yarıya olarak belirtilmiştir kasyopya celselerinde. böyle birşeyin mümkünlüğünü hatta doğallığını anlamaya direnmek sorunludur.
"isim" meselesiyle ilgili olarak son örneği ra'dan vererek konunun bu yönüne bir nokta koymak istiyorum:
RA: Konsey üyeleri Konfederasyon'dan gelen temsilciler ilsizin iç katlarınızın titreşim düzeylerinden gelen -ve sizin üçüncü yoğunluk derecenizle ilgili sorumluluk taşıyan- varlıklardır. İsimler önemsizdir, zaten isim yoktur. Sizin akıl/beden/ruh bileşimleriniz isim talebinde bulunurlar, bunun çin de birçok durumda her varlığın kendi titreşimlerine uygun olan isimler kullanılır. Ama, isim kavramı Konsey'e ait değildir. Eğer isim talep ediliyorsa vermeye çalışacağız. Ama her birinin seçilmiş isimleri yoktur.
aslında kasyopya celselerinde verilen bilgileri negatif varlıkların verdiği iddiasında olanların bu beyanlarda bulunmalarına neden olan başlıca faktör, celselerin bir kısmını okuyup acıtıcı gelen bazı gerçeklik olasılıklarını gördükten sonra hemen bu etiketlemeyi yapma gereği hissetmeleridir. şimdiye kadar hesaba katmadıkları, perspektiflerini zorlayan şeylerle karşılaşır karşılaşmaz bunu hemen kötülemeye yönelik bir eğilim. newage literatüründen biraz fazla etkilenmiş bir eğilim.
kasyopyalıların bir soruya yanıt olarak "hem kendime, hem de başkalarına hizmet ediyorum" yanıtına kurbağalama atlayıp, "bakın bunlar açık açık negatif eğilimleri olduğunu da itiraf etmiş oluyorlar" şeklinde bir sonuç çıkaranların durumu da oldukça problemlidir. söz konusu yanıt, ra'nın da doğruladığı, 6. yoğunluk bilinç seviyesinin doğal bir yansımasıdır.
ra bilgileri'nde bunu doğrulayan bazı yanıtlar:
47. celseden: RA: ...Çünkü pozitif/negatif kutbiyet, altıncı yoğunluk derecesinde artık tarihe karışır.
1. celseden: RA: ...akıl/beden/ruh bileşiminiz vasıtasıyla yaptığınız dansın bir noktasında uyum içine girilerek kutbiyetler kaybolacaktır.
7. celseden: RA: ... Ama, aslında başkalarına hizmet, sonuçta kendine hizmet demektir.
RA: Eğer Bir'in Yasası'nın özünü anlamışsanız, kendine hizmetle başkalarına hizmetin, aynı şeyi söylemenin ikili bir yöntemi olduğunu da anlarsınız.
bir'in yasası'nın mükemmel farkındalığına erişilen 6. yoğunluk bilinç seviyesinin doğal bir sonucu olarak ra bunları söylerken, kasyopyalıların aynı 6. yoğunluk perspektifiyle söylediği benzer bir yanıt insanlara neden negatif bir şeyin itirafıymış gibi geliyor acaba?
ra bilgileri'nde de dünya insanlığının negatif eğilimli olarak tanımlanabileceği ve çoğunluğun 4. yoğunluğa geçemeyeceği gibi "acıtıcı bazı gerçeklikler" veriliyor. yakında hep beraber bir altın çağa giriyoruz diyenler için acaba RA'nın da bu tür bilgileri vermesinde de bir negatiflik mi aramak gerekiyor acaba?
16. celseden: SORU: O halde bu pencere dengelemesi, Koruyucuların, koruyucu perde (karantina) vasıtasıyla Orion temasını tamamen bertaraf ederek kendi pozitif kutuplaşmalarını zayıflatmalarını da önlüyor, öyle mi?
RA: Kısmen doğru. Aslında, dengeleme eşit oranda pozitif ve negatif akımlara izin verir, bunlar da toplumsal bileşimi oluşturan varlıklar tarafından dengelenirler. Sizin gezegeninizde ise toplumsal bileşiminizin daha çok negatif eğilimli olmasından dolayı, daha az negatif bilgi ya da dürtü gerekmektedir.
13. celseden: RA: Bu, son uzun sorunuz olsun. Dördüncü yoğunluk derecesinin yaklaşması, yakınlaşması, bir saatin vuruşları kadar düzenlidir. Güneş sisteminizin uzay/zamanı, bu gezegenin farklı bir titreşimsel yapısı olan bir uzay/zamana doğru bir spiral çizmesine olanak vermiştir. Bu da gezegen küresinin bu yeni sapmalar tarafından şekillendirilebilmesine neden oluyor. Ancak, bu geçiş devresi sırasında insanlarınızın düşünce-formları öyle ki, hep birlikte ibreyi kavrayıp pusulayı tek bir yöne döndürmeleri gerekirken, hem bireyler hem de toplumlar yelpazenin her yerine dağılmış durumdalar.
Bunun için de, sevgi titreşimine ya da bazılarınızın dediği gibi idrak titreşimine girişiniz, mevcut toplumsal bileşiminiz için etkili olamamaktadır. Onun için de öyle bir hasat olacak ki, çoğunuz üçüncü yoğunluk devresini tekrarlamak zorunda kalacaksınız. Gezginlerinizin, öğretmenlerinizin ve üstatlarınızın tüm enerjisi şu anda haşatı çoğaltmak üzerinde toplanmıştır. Ama hasat edilecek pek az varlık var.
17. celseden: SORU: Başka bir deyişle, dördüncü dereceye hasat edilecek varlıklar içinde daha çok sayıda pozitif ve daha az sayıda negatif varlık bulunacak. Öyle mi? RA: Evet. Ancak, insanların büyük bir çoğunluğu üçüncü yoğunluk derecesini tekrarlayacaklar.
31. celseden: Cinsel enerji aktarımları ve tıkanıklıkları çok daha aslî ve önemli bir şeyin tezahürleridir. Siz insanlar kavgacılık ve sahip olma hırsına açık hale gelince ve bu eğilimler giderek fâzlalaşınca, bu sapmalar da akıl ağacı yoluyla süzülüp bedensel ifadelere sızmaya başladılar; cinsel ifade de beden bileşiminin temelini oluşturduğundan, oraya da eriştiler. Bu yüzden, bu cinsel enerji tıkanıklıkları, her ne kadar Orion tarafından etkilenip yoğunlaştırılmışlarsa da, esas olarak varoluşun, insanların özgür iradeleriyle seçtikleri bir ürünüdür.
ra bilgileri'nde bu paralelde başka yanıtlar da okuduğumdan eminim ve yeri geldikçe bunları örnek olarak verebilirim.
bu konuda söyleyeceklerim şimdilik bunlardan ibaret. 4bh ekibi olarak, sadece kasyopya verileriyle sınırlı kalmayıp, daha geniş, bir'in yasası'nın anlayışına yönelik, ihtiyaç duyduğumuz pozitif kutuplaşmaya da hizmet edeceğine inandığımız şeylerin arayışındayız ve elimizden geldiğince kısa süre içinde karşınıza bunlarla çıkmaya çalışacağız. |
Edited by - on |
 |
|
|
bozadi
Elmas
    
307 Posts |
Posted - 18/12/2008 : 15:00:14
|
kasyopya bilgilerinin hepimizin "tam ihtiyaç duyduğumuz şey" olduğunu iddia etmiyoruz. ama özellikle içinde bulunduğumuz hayat koşullarının meydana getirdiği kendini uyuşturma etkisi göz önünde bulundurulduğunda, uyanış çabasının pek çok zaman sarsıcı özellikler taşıyabilecek olmasına açık olmak gerektiğini düşünüyoruz.
kasyopya bilgileri'nin doğruluğuna inanan biri olarak bu bilgilerin tercümelerinin sunulmasına aracılık etmekten dolayı kendimi pozitif bir varlık olarak görmediğim gibi, bu bilgilere olumsuz tepki gösteren herkesi de negatif eğilimli varlık olarak görmüyorum. olağan hayat koşullarımız ve bilinç düzeyimiz göz önünde bulundurulduğunda kasyopya bilgileri gerçekten çok marjinal kalıyor. bundan dolayı bu bilgilerin insanlarda neden olmuş olabileceği aşırı travmatik etkileri düşününce azımsanamayacak bir üzüntü ve pişmanlık duyduğumu söylemem gerek.
hayatımızın ve varoluşumuzun gerçeklerini derinlemesine öğrenme eğilimindeki bir insan için bu celselerde (özellikle diğer bilgi kaynaklarıyla da birlikte düşünüldüğünde) yararlanılabilecek eşsiz değerde ipuçlarının ve bilgilerin mevcut olduğuna inanıyorum ama şunu da biliyorum ki bu bilgilerin oldukları şekliyle olağan hayat formatımızla azımsanamayacak bir uyumsuzluğu var. bu uyumsuzluk da o bilgilerin yanlışlığıyla değil, kendi hayatımızdaki ataletin, zorlukların, negatifliklerin yarattığı bir örtüyle ilgili. alışık olduğumuz hayat realitesi ile bu tür bilgilerin uyumlanabileceği bir denge noktası bulmaya çalışıyoruz.
mümkün olduğu kadar kısa süre içinde buna dair paylaşımlarda bulunma amacındayız. |
Edited by - on |
 |
|
|
rinda
Kehribar
  
Turkey
88 Posts |
Posted - 18/12/2008 : 17:25:54
|
Size de çok teşekkür ederim bozadi.
Saygılarımla |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 19/12/2008 : 20:18:48
|
| Ah!biz insanlar!Benim babam, senin babanı döverden ileri gidemiyoruz maalesef!:((Bugüne kadar okuduğum dünya dışı bildirimlerinin hiçbirisinin %100 doğruluğuna inanmıyorum.Evet, bizim dışımızda birşeyler oluyor, ancak görmediğimiz ve anlamakta zorluk çektiğimiz bu şeyleri, 3B zihnimizle çözümlemek pek mümkün görünmüyor.Bu bildirileri alanların enerjilerinin de önemli olduğunu düşünüyorum.Sonuçta gelen bilgi ne kadar doğru olursa olsun, bu bilgiyi alan kişinin eğilimi, görgüsü de bu bilgi ile harmanlanacaktır.Laura'nın enerjisinin saf bir yanı var, bunu okurken de algılıyorum.Ra ve Kaskopya celselerini daha gerçekçi buluyorum, en azından siz harikasınız, siz süpersiniz gibisinden, kişilerin egolarına hizmet etmiyorlar.Okuduklarımda en çok dikkat ettiğim bu, eğer varlık kişileri yağlamaya kalkıyorsa, "dikkat! kaygan zemin", demektir benim için.Sevgili Rinda, bir de şu celse KH, bu celse BH tarzındaki söylemleri de pek dikkate almıyorum.Çünkü, kişilerin özgür iradelerine hükmetmeye kalkan kişilerin KH tarafında olduğunu biliyorum.İşin içinde dikte/zorla kabul ettirme varsa, orada ben kararımı baştan verip, dinlememeyi tercih ediyorum.Benim celse, senin celseyi döver, konumuna gelmek hiç de hoş bir tutum olmasa gerek. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 19/12/2008 : 20:43:55
|
“Kanalınız açık olsun!!!”
Geçenlerde ünlü bir ilahiyatçı (islam dini), evinde onlarca “İncil” bulunduğunu söylüyordu. Bir şeyi okumak demek ona “teslim olmak değildir” diyorum. İnsan aklını kullanmayı öğrenmelidir önce.
Bir gün trafikte kavga olur: Arabanın birisi sağ şeritten diğerini geçer. Avrupa birliği dillerden düşmediği zamanlar dı bu zamanlar. Diğer şöför hızlanır kendini “sağlayan” arabaya yetişir ve durdurur, tabi trafik kurallarının “beşi beş para”. Sonra arka bagajından bir sopa çıkarır ve adamı döver ve şöyle söyler: “Sizin gibi adamlar yüzünden Avrupa Birliğine giremiyoruz zaten!!!”. Buradan aklıma şu çağrışım geliyor :” Senin kanal negatif seni döverim ha , sevgilerimle!!!”
Birde şu var; diyelim ki senin savunduğun kanal pozitif “peki sen pozitif mı sin??” . Öyle ya bu senin hayatına ne kattı? Sana ne kattı? Dilinden başka, hayata ne kattı?
Birde, adam hiç kanal bilgisi ile hayatında karşılaşmamış ve adam hep BH ağırlıklı (yani yüzde elli biri geçmiş) şimdi bu adamın kanalı yok diye adamı dövelim mi?
Ayrıca Pozitif nedir? Öyle ya "pozitif ve negatif" diye sınıflama yapabilmek için bunların neyi ifade ettiğini bilmek gerek miyecek mi?
Hangi "kanalda" olursanız olun, önce "aklınızı kullanın ve aklını kullandırtmayan , bilgiyi senin bulacağını söylemeyen, insanın uyanışını savunmayan evet ne oluyor ki "uyanalım" değil mi? Yoksa bizleri birileri uyutuyor mu? Yok canım bizler uyanığız, peki dünya niye batıyor, insanlar mutsuz? Aslında bizler mutluyuz yaşananlar birer ilüzyon değil mi? Önce insanın kendi kanalı açık olsun, gerisi sonra gelir.
Hakikaten pozitiflik nedir ki? Onu savunuyorsun, peki savunuyorsunda yaşıyor musun?
“Kanalınız açık olsun!!!”
Sevgi İçinde Olun ve bunu Başkalarına Verin!
|
Edited by - Tiversonus on 19/12/2008 20:59:40 |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 19/12/2008 : 21:10:11
|
İlginç bir şey anlatayım, Tiversonus.Bisikletle forum bornovaya gittim(geçen salı),merdivenlerden çıkarıyorum bisikleti dönüşte,(ki dizimi de orada sakatladım) merdivenin başında biri bekliyor, bana bakıyor.Dedim içimden, yardımcı olacak herhalde.Kan-ter içinde kaldım çünkü.Hiiiiiç, kıpraşmadı arkadaş.:))Ben zorla bisikleti yukarı çıkardım, yanıma gelip elimi sıktı, dedi ki; " çevre mühendisliğinde okuyorum, yardıma muhtaç çocuklar için bu kartları satıyorum" Yüzüne baktım sadece, teşekkür edip, yanımda para olmadığını söyledim.Hey be allahın kulu, az önce benim inanılmaz derecede yardıma ihtiyacım vardı ve sen beni uzaktan izledin, nefes nefese kaldığım bir anda gelip, elindeki kartları burnuma soktun.Ne diyebilirim ki ben sana! O nedenle pozitif olma yolunda, savunmalar, ben bilirimler pek işe yaramıyor.Eskilerin dediği gibi, "Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz!" |
Edited by - kurby on 19/12/2008 21:15:25 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 19/12/2008 : 21:19:59
|
| "Bencil pozifler" e laf söyleme Kurby :)))) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 19/12/2008 : 21:28:29
|
| Pozitif ya da negatif, yaşadığımız dünya, davranışlarımızın ve sözlerimizin kısa sürede yüzümüze tokat gibi döndüğü bir dünya.O nedenle, öğrenmeye açık olan kişi, er ya da geç zararın bir yerinden dönüyor.Burada asıl önemli olan, negatif ya da pozitiflikten çok, bu iki kutbun yaptığı hizmet, eylem.Hindi de düşünüyor, ama eyleme geçip geçmemek önemli olan.(Al, benim kanal açıldı.hahahahahahaha)Sanıyorum o %51'in 1 de bu eylemden geçiyor.:)))) |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 19/12/2008 : 21:44:43
|
(Al, benim kanal açıldı.hahahahahahaha)
"Kanalınız hiç kapanmasın" :)))) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 20/12/2008 : 16:21:04
|
Manipulasyon: Karşındakini koyun, Kendini de Çoban Etme Meselesi.
Manipülasyon, geniş kitlelerde 'şartlandırma' (Pavlov'un şartlı refleksi anlamında) ile karıştırılan bir kavramdır. Manipülasyon, şartlandırmadan farklıdır ve psikolojik teknikler kullanarak, hedef kişi ya da kitlede, davranış veya kanaat değişikliği yaratmayı içermektedir. Manipülasyon teriminin, günlük yaşamda kişiler arası ilişkiler alanında (davranış değişikliği) ve iletişim alanında (kanaat değişikliği) iki farklı kullanımını ayırdetmek mümkündür.
1. Sosyal psikologlar günlük yaşamda diğerlerinden istendik davranışlar elde etmenin iki yolu üzerinde durmaktadırlar. Bunlardan birisi güç, öbürü manipülasyondur. Güç kullanımı, tanımı gereği güce sahip olmayı içerdiğinden herkes için geçerli değildir. Güce sahip olmayanlar, argümantasyon ve cazibe kullanma gibi bazı özel yetenek gerektiren yan yollar dışında, ancak manipülasyon yoluyla bunu gerçekleştirmektedirler.
Manipülasyon, diğer bir insandan, doğrudan yollardan elde edilemeyecek bir şeyi elde etmek için dolaylı teknikler kullanmaktır. Bu teknikler, insanların kendiliğinden yapmayacakları bir şeyi tamamen özgür bir şekilde yapmalarını sağlamaktadır. Manipülasyonda, serbest seçimde bulunmaya dayalı özgürlük duygusu ve hatta özgürlük illüzyonu büyük önem taşımaktadır. Zira özgürce razı olmak, zorlamasız itaat etmek, manipülasyonunun temel karakteristiğidir.
Sosyal psikologların üzerinde çalıştıkları manipülasyon teknikleri arasında en tanınmışı 'el alıp kol kapma tekniği' (foot-in-the-door; kapıya ayak koyma tekniği) (Freedman ve Frazer, 1966), oltaya takma (law-ball) tekniği (Cialdini ve ark. 1978), yüzüne kapıyı çarpma (door-in-the-face) tekniği (Cialdini ve ark. 1975) ve bunların çeşitli versiyonları (açık ve zımni tarzlar, klasik ve yeni tarzlar, vb.) sayılabilir.
2. Manipülasyon, dar anlamında ve iletişim alanında enformasyon çarpıtmayı ifade etmektedir. Enformasyonun manipülasyonu, büyük Ölçüde propagandanın enformasyon olarak, enformasyonun da objektif olarak sunulmasına dayanmaktadır.
Umberto Eco, İtalyan TV'sine karşı polemiğinde, politik enformasyonun manipülasyonu konusunda, esprili bir şekilde çeşitli kurallar önermektedir: Emin değilseniz susun (rahatsız edici enformasyonları atmak), uygun olmayan haberi beklenmediği yere koyun (haberi, seyircinin dikkat edemeyeceği tarzda vermek),ekonomik veya sosyolojik jargon kullanın (nezle demek yerine coriza sub-fertile demek), bir haberi bütünüyle vermek için, gündüz yazılı basının tam olarak vermesini bekleyin, hükümet riske girmeden siz de girmeyin (iktidara boyun eğme) ve daima bir bakanın demecini belirtin, önemli şeyler eğer yabancı ülkelerde olmuşsa Detaylı bir şekilde gösterin, önemli haberleri görüntüsüz söyleyip geçin, önemsiz şeylerin görüntülerini gösterin, vb
Ç-alıntı |
Edited by - on |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 21/12/2008 : 12:44:15
|
Herkese selam,
“S: (L) Yani , İsa' nın kan bağlarıyla ilgili yaptığım keşifleri yayınlayacağım internetteki 'İsa' sayfalarında ortaya koyacağım şeyler konusunda çok daha dikkatli olmalıyım. C: İhtiyatlı yürü.
S: (L) Tamam, öyle yapacağım. Bu kan bağlarının orijini nereden geliyor ? C: Orion Bölgesi.
S: (L) Ne kadar zamandır görünürde saflığın bozulmaması için çaba sarfediliyor ? C: Sonsuz.
S: (L) Hâlâ bunu sürdürmek için uğraştıklarını ve diğer yoğunluklardan manipülasyon yaptıklarını mı söylüyorsunuz ? C: Bu senin keşfetmen gereken bir şey.
S: (L) Bu kan bağları, belirli bir zaman diliminde ya da belirli bir frekansın tetiklemesi sonucu aktive edilmeyi bekleyen kodonlar mı taşıyorlar ? [ç.n. kodon : DNA içerisinde, farklı nükleotidlerin 3'er adetlik farklı kombinasyonlarla oluşturdukları gen kodu] C: Muhtemelen. Ama neden bu herkes için geçerli olmasın ?
S: (L) Peki, hepimizin DNA ları içerisinde zaman ayarlı bombalar mevcut! C: Belki.
S: (L) Tamam, tuhaf... (A) İlla ki zaman ayarlı bombalar olmaları gerekmiyor, bunlar fitilleri başka bir şey tarafından ateşlenecek bombalar, örneğin bilgilenme gibi. (L) Durum bu mu; bu kodonları serbest bırakacak şey bilgi mi ? C: Evet.
S: (L) Peki ya meditasyon gibi bir takım faaliyetler ? C: Evet. Veya .... kanallama.
S: (L) Yani kanallama gerçekten de bir takım potansiyelleri aktive edip serbest bırakabilir ... C: Bu akşam için tabağınız yeterince doldu... İyi geceler.” -----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Burada kanallama hangi maksatla kullanılıyor pek ayrıştıramadım, kodonlar aktivesi ve serbest bırakılamaları kanallama yoluyla sadece maniplasyonları mı, yoksa bilgilenme yollarındaki positif idrakleri mi sağlayacak.
Gerçi dikkatli bakış ve sezgileri harekete geçirmek, her zaman yapılması gereken bir husus,bunu biliyoruz , nacak maniplasyon için bir çok usül kullanıldığından da haberdar olduk.
Ama DNA lara böyle bombalar yerleştirmek ve bilgilenme esnasında bunların harekete geçmesi ne denli tuzaklar altında olduğumuzun acı bir geçeği. Gelin şimdi de şüpheyi sonsuz ölçekte kullanmayın bakalım.. Bu durumda , “ 103. SİZİNLE İLETİŞİM KURMAMIZIN AMACI VARLIĞIMIZI "KANITLAMAK" DEĞİL: EĞER KİŞİNİN YENİ ALEMLERİ ÖĞRENMEYE VE BİR "GÜN" GENEL FARKINDALIK PROFİLİ HALİNE GELECEK ŞEYLERİ KEŞFETMEYE İNANCI VE İSTEĞİ VARSA, O ZAMAN "KANIT" GEREKLİ DEĞİLDİR. DİĞER TARAFTAN EĞER KİŞİ BUNUN ZIDDI BİR PSİŞİK YÖNELİMDEYSE, O ZAMAN HİÇBİR MİKTARDA KANIT YETERLİ DEĞİLDİR.”
Sözünü nasıl analiz edip bir yerlere koymaya çalışacağız.. İnanç ve istekte zıddı olan şey “şüphedir”
Bütün bunları belirttikten sonra zaman tanımayan zihnin getirisi ile başka şeyler de söyleyebiliriz; Kasyopyalıların mesajları verdikleri zaman ve bilinç Amerikalıların) özelliğini düşününce,detay denizinde boğulmaya aday hallerini de aklımıza getirdiğimizde ,geldiğimiz bilinç yapısı ile bu bombaların ancak takılı bilinçlerde patlayacak zemin bulacaklarını anlayabiliyoruz.
Yani dünya çoğunluk bilincinin monoteizm kıskacından kurtulamamış hallerinde endike olacağını sezinliyorum ,başka ruhsal bilgiler taramasını ve kesişme noktalarındaki düğümleri arayan siz bilinci geniş dostlarımızın görüş ve algılayışı tabiiki bu bombaların negatif yönde yorumlanmalarını bertaraf edecek kapasitededir.
Onun için “inanç ve istek” yolları hepimize devamlı açık olsun dilerim.. Ve kendi sualime kendim cevap vermiş gibi oldum. Ama başka düşünceler de olabilir,açığız.
|
Edited by - tgur on 21/12/2008 13:01:32 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 21/12/2008 : 13:17:11
|
Sevgili tgur,
Bu söyleyeceğimin bir "kanıtı" yok ve çalışması "inanma" ile aktive olur, böyle düşünüyorum. Birara dana lar ile bir alıntı aktarmış ve "çöp dna" ları bir araştırmacı PC de bir program kullanarak bir şey üretmeyi başarmıştı. Sonra Pleyades Öğretileri nde vurgulanan "manipüleci tanrılar" kavramını düşününce: Eee siz pc nize koruyucu bir program koymaz mısınız? Hem bu işler de de ileri bir uygarlıksanız. Yani evin kapısını bile kilitliyoruz değil mi?
"Olayı bilmenin faydası" nı kuvantum fiziği ve diğer yardım (özgür irade yasası) gereği ÇÖKERTMEK için bunu BİLMEK!!! İşte ödül burada diyorum:))
Selamlar, Sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 21/12/2008 : 13:42:10
|
Sevgili Tgur, kasyopyalıların bu cümlesi, bizim tasavvuftaki teslimiyet olarak adlandırdığımız duruma çok benziyor aslında.Teslim olmak, içsel biliş mekanizmasını harekete geçiriyor.Aksi halde, görmedikleri bir varlığa niye tüm benlikleriyle teslim olup, yaşamın gerçeklerine kapı açsınlar ki!:)
Günlük yaşamımızda da, bu tür ispat/kanıt isteyen bireyler giriyor hayatımıza, verdiğiniz her tür kanıta rağmen mutlaka kurcalayacak bir yer buluyor.Şüphe, tahta kurdu gibidir, içerden ve gürültülü bir biçimde bitirir insanı.
Bu dna'daki bomba olayına gelince, bomba kelimesini Ark kullanıyor.:))Kasyopyalılar değil!:))Bu kaçınızmaz bir dönüşüm.Başta insanları biraz sarsabilir, ancak aktive olan bu kodonlara da uyum sağlarız, evvelallah!:)))Her dönüşüm, bir miktar sancılıdır.Teslimiyet olursa, sancı da az olacaktır, kanaatindeyim. Doğum vakti geldiğinde, ne kadar sıkarsan sık kendini, çocuğun dışarı çıkmasına engel olamassın!:)))) Sevgiler...
|
Edited by - kurby on 21/12/2008 13:44:30 |
 |
|
|
tgur
Zümrüt
   
Turkey
233 Posts |
Posted - 21/12/2008 : 13:46:28
|
Sevgili Tiversonus ve kurby dostum,
Çöp DNA lar da bilim bağnazlarının izah edemeyip yakıştırdıkları bir saçmalık ,bunu biliyoruz ve hatta DNA nın bir arşiv olduğunu ve oniki sarmallı olduğunu ve elektro manyetik ayrışım metodları bulunduğunda bunların keşfedileceğini , ancak bu KH tarafından koparılmış olan uçları bilgilenme yolları ile kişilerin kendi kendine bağlayacağını ve bunun farkındalık dediğimiz ruhsal becerinin fiziksel diye tanımlananlara adapte olduğunu ,böylece madde mana karışık konumunun da bir çeşit isbatı olduğunu çok şükür izah edebiliyoruz.
Şimdi bu konumda bu bilim bağnazları ile karşılaştığımda elimde böylece birçok done olduğunu, gerektiğinde dile getirdiğimi ve bir kısmının kabul ,diğer kısmının kendi saplantı kozasına çekilip beni uçuk tanımına soktuklarını da biliyorum , Ama söylemek istediğim ,böyle davranırken bile tetikte ve dengeyi kaybetmemeliyiz derim ,acizane. Zira uçuk balonu bir havalandı mı aşağı indirmek bazen çok güç oluyor ,malüm ayaklarımızın basması gerektiği zeminin bilinçleri malüm..
Bende sevgimi sunarım.. |
Edited by - tgur on 21/12/2008 13:50:48 |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 21/12/2008 : 14:03:22
|
Sevgili Tgur, beni en çok şaşırtan, bilim adamlarının, dna'nın büyük bir bölümünü çöp olarak nitelendirirken, o küçücük kısımda, durmaksızın bir takım hastalıkların genlerini bulmaları.:))) Geçenlerde okuduğum bir haberde, Y kromozomunun küçüldüğü ile ilgili bir açıklama vardı.Küçülen bu Y kromozomunun görevini, diğer proteinler yerine getiryorlar, bir yerde destek sistemi çalışıyor.O zaman bu açılış ve kapanış kodları bulunmayan, çöp olarak adlandırılan protein dizisinin, açılış ve kapanış kodlarını diğer proteinler rahatlıkla yapabilirler.Bu da sanıyorum beyinde bitiyor, beynin bir ya da birkaç noktasının tetiklenmesi ile, bu kodlar rahatlıkla oluşturulup, çöp dnalar artık çöp olmaktan çıkacak.Beynin, iç ve dış uyarılarla çalıştığını düşünürsek, bilgilenmek burada önem taşıyor.Aslında çöp demek ne kadar doğru bilmiyorum, ben onlara atıl diyorum.:))) Sevgiler... |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 13:52:09
|
BİLGİ VE İNANMAK
BBC yapımı bir belgesel de profesörün şarap kadehine bir hammböceği koyulur. Bir deney yapılmaktadır. Bilimsel bir deney. Hamamböceği “bilimsel” olarak analiz edilmiştir ve kesinlikle hiçbir “mikrop, bakteri v.s” gibi sağlığa zararlı bir şey taşımamaktadır. Bu bir “bilgi” dir. Hem sıradan bir insan değildir, deneydeki insan İngiltere’de Profesörlük yapan bir “bilim” adamıdır. Bilgi şudur: Hamamböceğinde zararlı hiçbir madde yoktur.
Şimdi profesörün kadehine şarap konulmuş ve şarabın içerisinde de zararlı hiçbir madde taşımayan “bilgisi” ni taşıayan bir hamamböceği. Profesörden bunu içmesi istenmektedir. Profesörün fiziksel tepkileri aletler ile ölçülecektir.
“Bilgi” üzerine “adamlık” yapan “bilimadamı” bunu içememiştir veya içmemiştir: (BİLGİ:0 Anti-Bilgi:1). Bilgi kaybetmiştir. Yenildi. Neden? Hayır neden içememiştir?
Çünkü biliminsanı dahi olsa bu kişi; bir “inanç!!!” taşımaktadır. Hamamböceğinin zararlı olduğuna “inanmak” tadır.
Bu “inancın” nasıl ve nereden geldiğini veya oluştuğunu pek fazla düşünmüyorum. Sadece “inancın” nasıl olurda “bilgi”yi “alt ettiğini” düşünüyorum, sevgili “bilgili” dostlarım. Evet “bilgi” o insanın hareketini değiştirememiştir. “Bilgi” herekete/aksiyona/hayata geçememiştir. “Bilgi” insanı değiştirememiştir. Ama haksızlık yapmayalım “bilim” insanına, o bunu ilk defa denemektedir. Belki yeni bir “BİLGİYE DAYALI İNANÇ” GELİŞTİREBİLECEKTİR.
Bilgi Korur, Ama “İnanmak” Gerekecektir. |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 14:37:04
|
Aklıma, eski türklerin yoğurt mayalamak için karınca yumurtalarını kullandıklarını okuduğum yazı geldi.:)))Acaba, şu an önümüze bir yoğurt koysalar ve deseler ki, bunu karınca yumurtası ile mayaladık.İçimizden kaç kişi "öğğğğh"lemeden yer?:)))
Kurbağaların insanlarda siğil yaptığına dair bir bilgi vardır halk arasında.Ben kurbağaları ellerimde dolaştırdığım halde, ellerimde siğil çıkmazken, kurbağa fobisi olan arkadaşımın ellerinin siğille dolu olması bir çelişki değil mi?Kurbağa laneti!hahahahaha!" beni sevmeyen siğillensin!"
Ah, tiversonus, diyorum ya hep, çocuklara ne öğrettiğimizin farkında olmalıyız diye.Tüm bu etkiler, 0-6 yaş arasında ekiliyor küçücük zihinlere.:)))Ve maalesef, bilinçaltı bilgiyi 1-0 yeniyor.Gözümü küçük yaşta açtığı için, babama minnettarım.Onu çok seviyorum. |
Edited by - kurby on 22/12/2008 14:38:20 |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 14:47:38
|
| Hamamböceği denince Steven Mcqueen'nin hücrede hamamböceği yediği film sahnesi geldi :)) Hatta bir keresinde annem taze fasulye pişirmişti.Rahmetli ağbimle oturmuş yiyoruz.Ağbim birden "Bak bacı yemeğin içinde sivri sinek nasılda şişmiş" deyince biz birden "iğğğ" diyerek kalktık sofradan.Rahmetli ağbim banamısın demedi bir iştahlı yiyorduki anlatamam:) Çinliler gibi böcek çorbasıyla büyüseydik her halde yadırgamazdık.Her kültürün birbirinden farklı kabulleri yada redleri var. |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 14:53:44
|
Dün kasyopyalıları okurken, şu beşbağ(domuz bağı) olayını masonlara atfetmeleri ilgimi çekti.Nete küçük bir araştırma yaptım, ancak bulamadım herhangi birşey.:))Sonra aklıma Gonca(K-u-r-i-ş) geldi ve bu bağın nasıl yapılacağına dair bilgiler içeren kutsal metin.Mayalar da bu bağı, insan hayatını katletmek için mi kullanıyorlardı diye düşündüm.Çünkü mayalarda, insan kurban etme törenleri de mevcut.
"S: (L) Tamam. Başka birşey daha var; beş katlı bağ. Mayalar'ın, bağlanmış bir adamla ilgili çok meşhur bir figürleri var. Buna domuz-bağı da deniyor. Ayakları ve elleri birbiriyle bağlanıp sonra da kafaya bağlanıyor. Bedenin beş parçası bir araya getiriliyor. Bu ritüel bir faaliyet veya bunun bir sembolü olarak görülüyor. Bu ne anlama geliyor olabilir? Masonlardaki boyna bağlanan ip de bunun kalıntısı. C: Mason ritüellerini araştırman gerekiyor."
Ha, bir de uçurtmalar var.:))
Alıntı-
"UÇURTMANIN TARİHÇESİ
Uçurtmanın, her ülkenin kendi dilinde bir adı olmasına rağmen ( Uçurtma, Drachen, Vlager, Kite gibi ) genelde bilinen adı kite'dir bu da İngilizce'de adı kite olan zarif bir yırtıcı kuştan ( Çaylak ) gelmektedir.
** Bir ipe bağlı olarak uçurulan oyuncak, üstü kağıt, naylon ya da ipekle kaplı tahta bir iskeletle bunun ucunda dengeyi sağlayan bir kağıt kuyruktan oluşur. ancak denge düzeneği uygun düzenlenmişse kuyruksuzda uçabilir.
** Eşkenar üçgen, altıgen, dörtgen gibi geometrik şekillerde ya da balık, kuş, yılan, ejderha, kelebek lamba veya yöresel şekillerde yapılabilir.
** Uçurtma, rüzgarda havalanır yönünü rüzgar ve uçurtmanın ipini elinde bulunduran ayarlar, yapacağı hız, varacağı yükseklik, havada çizeceği şekiller, düşmesi, kalkması onu idare edenin yeteneğine ve uçurtmanın yapılış şekline bağlıdır.
** Uçurtmanın ilk yapılış tarihi olarak çeşitli kayıtlar ( M.Ö.).300 yıllarını gösteriyor
** Uçurtmanın anavatanının Çin olduğu ve Çin in Weifeng şehrinin uçurtmacılar başkenti olduğu çeşitli bilgi ve belgelerle de ifade ediliyor.
** Uçurtma, özellikle Uzakdoğu da Çin, Japonya, Taiwan ve Endonezya'da halkın en eski yöresel eğlencelerinden biri olmuştur. Uçurtmanın uzak doğu tarihinde çok önemli bir yeri olduğu şüphesizdir
Bunlara şu örnekleri verebiliriz
** Çeşitli savaşlarda haberleşme, düşmanı korkutma ve gövde gösterisi yapma aracı
** Köylülerin hasat mevsiminde eğlence ve bolluk olması için tanrılara yakarış aracı
** Yeni doğan bebeklerin üzerinden kötü ruhları kovma aracı
** Karada otururken dev balıkları havadan yakalama aracı
** Hırsızlar için dev uçurtmalarla çatılara çıkıp hırsızlık yapma aracı gibi pek çok etkinlikte kullanıldığı biliniyor
** Çin'de doğup uzak doğuda hızla yayılan uçurtma ünlü kaşif Marco Polo tarafından Malaya adalarından satın alınarak Hollanda'ya götürülmüş ve bu şekilde Avrupa ülkeleri uçurtmayı tanımış burada da sevilerek hızla yaygınlaşmıştır
** Avrupa'ya ulaşan uçurtma burada ciddi bir değişim geçirerek çift ipli, dört ipli uçurulmak suretiyle havada şekiller çizen gösteri uçurtmaları haline dönüştürülmüştür
** Avrupa ve Amerika'da da aynı uzak doğuda olduğu gibi uçurtma eğlencenin de ötesinde çeşitli etkinliklerde kullanılmıştır"
|
Edited by - kurby on 22/12/2008 15:09:23 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:07:23
|
Arkadaşlar "Bilgi" yi Kaçırıyorsunuz -bana öyle geliyor-
İnsanın hayatını "zindan" yapan;
---GECE EVDE TEK KALMA KORKUSU ---BÖCEK KORKUSU ---YÜKSEKLİK KORKUSU (belinde bir ton taşıyan ip bağlansa bile)
Daha bir çok olayın temelinde "Bilgi" ni hayata geçirilebile meme si olayı bence insanın ÖZGÜR, MUTLU OLAMASININ temelindeki olay.
Düşünsenize "bilgi" nasıl yeterli olmuyor, bir kütüphanecei okuyarak, kelki "bilgi" sahibi oluyor ama hepsi BU KADAR: HAYATA NE VEREBİLİYOR, en azından kendi hayatına ve BAŞKALARINA. |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:22:16
|
İyi de arkadaşım, bunlar öğretilen, hatta zihnine zorla sokulan korkular, aslında ebeveyn korkuları: 1."ay, bizim çocuk yalnız kalamaz korkar", "Seni öcülere veririm, yaramazlık yaparsan","evde yalnız kalamassın çocuum, mazallah başına bir şey gelir, olmaz, olmaz!" 2. böcek ve hayvan korkusu ise, dikkat ederseniz, ya anne ya baba ya da evde yaşayan diğer bir büyüğün aşırı tepkilerini öğrenen çocuklarda olur.Elinde bir hamamböceği tutan çocuğun, annesinin tepkisini düşünebiliyor musunuz?hahhahaha!Ben düşünebiliyorum, hatta şahitimdir.:))) 3."düşersin çocuuuum!"," ay düşecek şimdi!"bu tür tepkiler de çocuklarda harika çapalar atar.Hatırlıyorum da, bir gün kuzenim 5. kattaki pencerelerinin pervazına çıkmıştı emekleyerek.Henüz 1 yaşında falandı.hahahaha!Aynı şeyi, küçük erkek kardeşim de yapmıştı, neyse ki biz zemin katta oturuyorduk.:)))
Anlatmaya çalıştığım, bilinçaltına büyükler tarafından yüklenen bu bilgiler, biz büyüdüğümüzde bedeni korumaya çalışan bilinçaltının tepkileri.İster prof olsun, ister kral, eğer çapa atılmışsa bundan kurtuluş zor.Ancak, bilinçaltının altını üstüne getirmek gerek.:)))))Modern dünyadan uzak yetişen insanların, korkulardan uzak olduklarını düşünüyorum. |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:34:28
|
Benim sezgi kanalından şu söz çıktı >:
"HASTALIĞIN TESBİTİ VE HATTA TEDAVİ BİLGİSİ, ŞİFA İÇİN YETERLİ OLAMAYA BİLİR!!"
Yani sonuca nasıl gide biliriz?? |
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:47:01
|
quote: Originally posted by Tiversonus
Benim sezgi kanalından şu söz çıktı >:
"HASTALIĞIN TESBİTİ VE HATTA TEDAVİ BİLGİSİ, ŞİFA İÇİN YETERLİ OLAMAYA BİLİR!!"
Yani sonuca nasıl gide biliriz??
Evet ama bilim adamına deseler ki "sen bu şarabı içersen şu kadar para kazanacaksın" O zaman durum değişir:)) Evet eylemlerimizin çoğu bize dayatılan eylem formlarıdır.Ancak bu kendimiz dışında bir suçlu aramyı haklı çıkarmaz.Sonuçta dayatılanı değiştirip değiştirmemek kendi seçimimiz.Kendi seçimimiz olmasydı bizi olumsuz etkileyen herkesin suçlu olması gerekirdi ve bu suçluları ararken onlarında kurban rollerine bürünerek daha geçmiş nesillere kadar sürüp giderdi bu zincir.Bence Adem'le Havva suçlu:)) O yasak elmayı yemeselerdi bunlar gelmezdi başımıza :)) |
Edited by - zer-zivi on 22/12/2008 15:56:33 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:50:41
|
Deneyin devamı bu idi:))
İçinde "zararsız" yılanlar bulunan cam bölmeden -yüzlerce yılan var- 10 dolarlık parayı almak!!! Ama burada da olayı başaramayan çoktu!!!.))) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:52:32
|
Doğru bir tesbit, tiversonus.:))) Sonuca ulaşmak, öncelikle bize öğretilen bilgilerin %100 doğru olduğu bilgisinden vazgeçmeliyiz.Hamamböcekleri örneğinde olduğu gibi, zihinde bulunan şu kaydın "hamamböcekleri mikrop yuvasıdır, insanı hasta eder." doğru olmadığını kabul etmeliyiz.Bu da hep konuştuğumuz şu farkındalık meselesine geliyor.Sanıyorum, bir bilgiye sıkı sıkıya yapışmak yerine, onun zaman içinde değişebileceği fikrini kabul etmek gerek.
Durum değişmez Zer-zivi anba!:))Korkular, ne parayla, ne de dışarıdan bir dayatma ile buna bilgi de dahil değişmez.Korku, önce içeride değişir.Farkına varmak, değişimi göze almak ve değiştirmek.Bunun için de, yüzleşmeye gönüllü olmak şart!:))) Amacım, bir takım suçlular bulmak değil.Sadece gözlemlerimi aktardım.0-6 yaş arası çok önemli, bir bireyin hayatında.En derin çapaların atıldığı yaşlar çünkü.Sorgulamaksızın kabul edilen yaşlar. |
Edited by - kurby on 22/12/2008 15:58:20 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:57:08
|
| Demek ki, sen bundan böyle astrale çıkmaya korkmayacaksın:)))) |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 15:59:05
|
| Yok sa korkmaya devam mı edeceksin:))) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 16:00:26
|
| Çıktım ki, ben.hahahahaha!Tüy gibi hafif hissetmek bu sanırım.:)))Ama kafayı taktırdım.hahhahahahah!Denemelerim sürüyor, bu kez kafadan çıkacağım önce!:))) |
Edited by - on |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 16:02:36
|
" TİTREŞİM FREKANS ORANINI DEĞİŞTİRMEYEN BİLGİ DEĞİL, ANCAK KİŞİNİN BİLGİ İLE DESTEKLENMİŞ İNANC EKSİKLİĞİDİR"
benim kanal açıldı:))) |
Edited by - on |
 |
|
|
kurby
Elmas
    
Turkey
1049 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 16:10:57
|
| S: inanç derken neyi kasdediyorsunuz?(Lauranın vekili kurby):))))) |
Edited by - on |
 |
|
|
zer-zivi
Elmas
    
Turkey
953 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 16:12:49
|
Durum değişmez Zer-zivi anba!:))Korkular, ne parayla, ne de dışarıdan bir dayatma ile buna bilgi de dahil değişmez.Korku, önce içeride değişir.Farkına varmak, değişimi göze almak ve değiştirmek.Bunun için de, yüzleşmeye gönüllü olmak şart!:))) Amacım, bir takım suçlular bulmak değil.Sadece gözlemlerimi aktardım.0-6 yaş arası çok önemli, bir bireyin hayatında.En derin çapaların atıldığı yaşlar çünkü.Sorgulamaksızın kabul edilen yaşlar. [/quote]
Cezbetme yoluyla değişebilir sevgili kurby:)kanal bilgilerinden hatırladığım. Diyelim yılanların içine kardeşin düştü ne yaparsın?! Onu korkularına rağmen kurtarmak istersin.Yada kendini daha çok sevdiğin için kaçarsın:)) İki tercih arasında hep bir şeyler etkindir.Hiçbirşeyden etkilenmeden değiştirmekte mümkün :))Canım benim:)) |
Edited by - zer-zivi on 22/12/2008 16:14:02 |
 |
|
|
Tiversonus
Elmas
    
2018 Posts |
Posted - 22/12/2008 : 16:16:17
|
| Senfoni de bir "nota" düşün ve bunun "göresel olarak bir yay" olduğunu. Nota titreşiyor. Aslında nota sadece kendisi oluyor. Etrafında parazit yapan "bir yay" yok. Çiçek gibi, düşünmüyor sadece o oluyor:))) |
Edited by - on |
 |
|
Topic  |
|
|
|